Mutluluğun Sırrı Nedir? | Jessica Kellgren-Fozard'ın Okulu: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Jessica mutluluğun bağ kurma, kabullenme, küçük zevkler, sevgi ve kişisel gelişimle büyüdüğünü savunur. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. an uncanny knack of making ourselves miserable. — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: have a knack tekrarlanan bir beceriyi anlatır ve bu “beceri” mutsuzluk yaratınca ironikleşir. 2. open up — Phrasal verb: Bir şeyi açmak yerine “duyguları veya kırılganlığı paylaşmak” anlamını kavrayın. 3. only through acceptance of our misfortunes and what we're missing can we truly see — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Cümle başındaki only through sonrasında gelen devrik yapıyı anlayın ve gerekli yolu vurgulamakta kullanın.
Bu derste
The School of Life is sending some of YouTube's most popular creators
0:24The School of Life, YouTube'un en popüler içerik üreticilerinden bazılarını
on a series of field trips to explore some of philosophy's most intriguing ideas.
0:28felsefenin en ilgi çekici fikirlerinden bazılarını keşfetmeleri için bir dizi saha gezisine gönderiyor.
a content creator with more subscribers than the population of Iceland,
0:37dünyanın en mutlu ikinci ülkesi olan İzlanda'nın nüfusundan daha fazla
is finding out what most of us are getting wrong about happiness. Notlar
0:43çoğumuzun mutluluk hakkında neleri yanlış anladığını buluyor.
finding out + wh soru yan cümlesi
Finding out, find out öbek fiilinin şimdiki zaman ortacı biçimidir. Soru sorarak, kontrol ederek, araştırarak veya deneyimleyerek bir bilgiyi öğrenmek ya da ortaya çıkarmak anlamına gelir. Burada nesnesi what most of us are getting wrong about happiness şeklindeki wh yan cümlesidir. İfade, fiziksel bir nesneyi bulmayı değil, bir sorunun cevabını öğrenmeyi anlatır.
Alıştırma
Kontrol ettikten sonra bilgi edinme anlamında find out ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- We found the missing key under the sofa.
- We found out why the lights kept turning off.
- We looked for the missing key under the sofa.
Cevabı göster
We found out why the lights kept turning off.
getting something wrong about a topic: bir konuyu yanlış anlamak
Get something wrong, bir şeyi yanlış anlamak, değerlendirmek, hatırlamak veya cevaplamak demektir. Altyazıda what, çoğu insanın yanlış anladığı düşünce veya varsayımları temsil eder. Wh yan cümlesini başlattığı için özneden önce görünse de getting wrong yapısının nesnesidir. About happiness, yanlış anlamanın konusunu belirtir. Wrong, happiness sözcüğünü değil, anlama veya değerlendirme biçimini niteler.
Alıştırma
get something wrong yapısını geçmiş zamanda kullanarak ve my name ifadesini nesne yaparak cümleyi tamamlayın: The receptionist ____.
Cevabı göster
got my name wrong
As long as humans have traveled the Earth, Dilbilgisi
0:48İnsanlar yeryüzünde dolaşmaya başladığından beri,
people have been motivated by one thing above all, Kalıp ifadeler
0:50insanları her şeyden çok motive eden tek bir şey oldu,
'... olduğu bütün süre boyunca' anlamındaki as long as
Bu cümlede as long as, '... olduğu bütün süre boyunca' anlamına gelir. İnsanların Dünya'da dolaştığı dönemin tamamını kapsayan bir zaman yan cümlesi başlatır; bir koşul ileri sürmez. have traveled ve have been motivated present perfect yapıları, geçmişten bugüne uzanan bu dönemi şimdiyle bağlar. Bu kalıp, bir şeyin devam eden bir zaman aralığının tamamında geçerli olduğunu anlatır.
Alıştırma
As long as humans have traveled the Earth, people have wanted to be happy cümlesinde As long as ne anlama gelir?
- Yalnızca ... olursa
- ...den daha uzun bir mesafe boyunca
- ... olduğu bütün süre boyunca
Cevabı göster
... olduğu bütün süre boyunca
above all: en yüksek önceliği belirtmek
Above all, 'diğer her şeyden daha önemli olarak' anlamına gelir. Burada mutlu olma arzusunu ele alınan bütün güdüler arasında en güçlü olanı olarak sıralar. Ayrıca dinleyicinin dikkatini sonrasındaki düşünceye yönlendirir: above all ifadesinden sonra gelen fikir, fark edilmesi gereken ana noktadır. Bu ifade fiziksel bir konumu değil, önceliği anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle nezaketin tek ve en yüksek öncelik olduğunu söylüyor?
- Be especially kind to new students.
- Be kind as long as others are kind.
- Above all, be kind.
Cevabı göster
Above all, be kind.
But we humans seem to have an uncanny knack of making ourselves miserable. Kalıp ifadeler
0:55Ancak biz insanların kendimizi perişan etme konusunda tuhaf bir becerimiz var gibi görünüyor.
kendimizi mutsuz etmekte tuhaf bir beceri
Have a knack for doing something veya have a knack of doing something yapısı, bir şeyi çoğu zaman fazla çaba harcamadan olağanüstü iyi yapabilmek anlamına gelir. Buradaki an uncanny knack, bu beceriyi şaşırtıcı derecede güçlü veya açıklanması zor gösterir. Cümle ironiktir: söz konusu beceri yararlı bir şey başarmak değil, kendimizi mutsuz etmektir. İnsanların kendi mutsuzluklarını tekrar tekrar yarattığını anlatır. Bu yapı gerçek bir yeteneği övmek için de tekrarlanan kötü bir sonucu mizahi biçimde eleştirmek için de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi uncanny knack of + -ing yapısıyla tamamlayın: Even when the task is easy, Marco complicates it. He has ____ making simple jobs difficult.
Cevabı göster
an uncanny knack of
What are most of us getting wrong about happiness?
1:00Çoğumuz mutluluk hakkında neleri yanlış anlıyoruz?
And how could we all strive to be happier?
1:03Ve hepimiz daha mutlu olmak için nasıl çabalayabiliriz?
we need someone with a different outlook on life. Kalıp ifadeler
1:12hayata farklı bir bakış açısına sahip birine ihtiyacımız var.
hayata farklı bir bakış
Outlook on life, bir kişinin hayata genel olarak nasıl baktığını ve hayatın sunduğu olasılıklara ve sorunlara nasıl karşılık verdiğini anlatır. Umut, temkin veya kabullenme gibi genel tutumları kapsar; tek bir olay hakkındaki bir kerelik tahmin değildir. Buradaki different, konuşanın zaten bildiği bakış açısından farklı demektir. İfade yeni bakış açısının kesinlikle daha iyi olduğunu söylemez; başka bir bakışın konuyu anlamaya yardımcı olabileceğini belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede outlook on life, bir kişinin hayata karşı genel tutumu anlamında kullanılmıştır?
- Please open Outlook and send the email.
- After recovering, Ben developed a more hopeful outlook on life.
- The weather outlook says it may rain tomorrow.
Cevabı göster
After recovering, Ben developed a more hopeful outlook on life.
That's where Jessica comes in: işte burada Jessica devreye giriyor
“That’s where Jessica comes in”, Jessica’nın bir yere girdiğini anlatmaz. Az önce söz edilen ihtiyacın Jessica için bir rol oluşturduğu ve konuşanın şimdi onun nasıl yardımcı olabileceğini ya da neden önemli olduğunu açıklayacağı anlamına gelir. Tekrar kullanılabilen “That’s where + kişi/şey + comes in” kalıbı, bir sorunu veya eksikliği onu giderebilecek kişi, araç ya da fikirle ilişkilendirir.
Alıştırma
Hangi cümle Maya’yı sorunu çözebilecek kişi olarak en iyi şekilde tanıtır?
- We need someone who knows the software. That's where Maya comes in.
- We need someone who knows the software. That's when Maya comes in.
- We need someone who knows the software. Maya comes into the office.
Cevabı göster
We need someone who knows the software. That's where Maya comes in.
and rare autoimmune disorder MCTD,
1:20ve nadir görülen bir otoimmün hastalık olan MCTD'den muzdarip,
which means she sometimes has to use a mobility aid. Kelime
1:24bu da bazen yürüme yardımcı aleti kullanması gerektiği anlamına geliyor.
Tıbbi betimlemelerde suffers from
Bu cümlede suffers from, kişinin adı geçen rahatsızlıklara “sahip olduğu ve bunlardan etkilendiği” anlamına gelir. İfade tıbbi betimlemelerde yaygındır ve çoğu zaman rahatsızlığın ağrıya, zorluğa veya başka zararlara yol açtığını düşündürür. Bu ek olumsuz çerçeve önemlidir: Bir tanı, kişiyi sürekli acı çekiyor diye tanımlamadan da gerçek bir bilgi olabilir. Bu nedenle ifade, tamamen tarafsız bir etiketten daha fazlası olarak anlaşılmalıdır.
Alıştırma
Bir biyografide “Leo suffers from a disability” yazıyor, ancak amaç yalnızca tarafsız bir gerçeği belirtmek ve ağrı ya da zorluk hakkında bilgi verilmiyor. Suffers from en iyi varsayılan seçim midir?
- Evet. Her türlü engellilik için daima tarafsız bir terimdir.
- Hayır. Burada has veya lives with genellikle daha tarafsız bir varsayılan seçimdir.
Cevabı göster
Hayır. Burada has veya lives with genellikle daha tarafsız bir varsayılan seçimdir.
mobility aid: hareket yardımcılarını kapsayan genel terim
Mobility aid, bir kişinin daha güvenli veya bağımsız hareket etmesine yardımcı olan bir cihazdır. Baston, koltuk değneği, yürüteç, tekerlekli sandalye ya da başka bir ekipmanı kapsayabilir. Burada altyazı, tam olarak hangi cihazın kullanıldığını belirtmiyor. Bu genel terim, Jessica'nın hangi cihazı kullandığını tahmin etmeden doğru bilgi verir.
Alıştırma
Bir raporda yalnızca kişinin hareket etmesine yardımcı olan bir ekipman kullandığı belirtiliyor. Tam cihazı tahmin etmeden doğru kalan cümle hangisidir?
- They sometimes use a mobility aid.
- They sometimes use a caregiver.
- They sometimes use a wheelchair.
Cevabı göster
They sometimes use a mobility aid.
I'm mostly deaf, and partially visually impaired.
1:27Büyük ölçüde sağırım ve kısmi görme engelliyim.
Jessica doesn't let it get her down. Öbek fiiller
1:30Jessica bunun onu yıldırmasına izin vermiyor.
get someone down: birinin moralini bozmak
Get someone down, bir kişiyi üzmek, onun cesaretini kırmak veya umudunu azaltmak anlamına gelir. Bu cümlede Jessica, sağlık sorunlarının ruh hâlini veya öz güvenini bozmasına izin vermiyor. Yapı get + kişi + down şeklindedir. Zamir kullanıldığında zamiri ortaya koyun: get her down, get me down veya get them down.
Alıştırma
Cümleyi get someone down ile tamamlayın ve someone yerine doğru zamiri kullanın: Repeated setbacks can ____, but she keeps trying.
Cevabı göster
get her down
I guess that's why you've asked me to be your expert on happiness for this film.
1:31Sanırım bu film için benden mutluluk uzmanınız olmamı istemenizin nedeni bu.
It's important to remember that I have the same needs and desires for happiness,
1:35Mutluluk için aynı ihtiyaç ve arzulara sahip olduğumu hatırlamak önemli,
and I guess it's given me a unique perspective on what actually makes people happy. Kalıp ifadeler
1:43ve sanırım bu bana insanları gerçekte neyin mutlu ettiğine dair benzersiz bir bakış açısı kazandırdı.
a fair few: birkaçdan çok daha fazlası
Bu cümlede a fair few, “oldukça çok sayıda” veya “kayda değer sayıda” demektir. Konuşan kişi yalnızca birkaç değil, birçok engelle karşılaşmıştır. Burada fair, few sözcüğünün miktarını güçlendirir; “adil” veya “ahlaken doğru” anlamına gelmez. İfadenin tamamını bir miktar kalıbı olarak öğrenin.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste öğrenilen ve “oldukça çok sayıda” anlamına gelen Britanya İngilizcesine özgü konuşma dili ifadesiyle tamamlayın: The school received ____ suggestions for the new club.
Cevabı göster
a fair few
along the way: bir süreç boyunca
Burada along the way, “daha uzun bir deneyim boyunca” veya “süreç içinde” demektir. Engeller, konuşan kişinin hayatının ya da yolculuğunun farklı aşamalarında ortaya çıkmıştır; gerçek bir yolun kenarına konmuş nesneler değildir. Bu ifade zaman bildiren bir zarf görevi görür. Olayları, değişiklikleri, öğrenilen dersleri veya zorlukları meydana geldikleri süreçle ilişkilendirmek için kullanın.
Alıştırma
Hangi cümlede along the way mecaz anlamda “bir süreç boyunca” demek için kullanılmıştır?
- We bought snacks along the way to the park.
- During the month-long project, we changed our plan several times along the way.
- We are on the way to the park now.
Cevabı göster
During the month-long project, we changed our plan several times along the way.
a unique perspective on + konu
a unique perspective on ifadesinde perspective, bir konuyu görmenin veya anlamanın belirli bir yolunu anlatır; bir resimdeki görsel perspektif anlamına gelmez. Unique, bu düşünme biçiminin başkalarınınkinden farklı deneyimlerle şekillendiğini belirtir. Yaygın kalıp a perspective on + konu veya soru yan cümlesidir. Burada on, bakış açısının ilgili olduğu şeyi, yani insanları gerçekten neyin mutlu ettiğini belirtir. Bu kalıp, deneyimin bir kişinin analizini nasıl etkilediğini açıklamak için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi kalıplaşmış edatla tamamlayın: His unusual journey gave him a unique perspective ____ success.
Cevabı göster
on
Couldn't have said it better myself.: ben de daha iyi ifade edemezdim
Bu, I couldn't have said it better myself cümlesinin konuşmada kullanılan kısaltılmış biçimidir. Diğer kişinin bir düşünceyi o kadar iyi ifade ettiğini anlatır ki konuşan kişi de bunu daha iyi söyleyemezdi. Konuşan kişi hem güçlü biçimde katılır hem de diğer kişinin sözlerini över. Couldn't have + geçmiş zaman ortacı, geçmişte gerçekte var olmayan daha iyi bir seçeneği hayal eder. Myself vurgu katar: konuşan kişi kendisi söylemiş olsaydı bile sözleri daha iyi olmazdı. Bu, kişinin konuşmakta kötü olduğunu kabul etmesi değildir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız bir düşünceyi açıkça anlatıyor ve hem düşünceye hem de ifade ediliş biçimine tamamen katılıyorsunuz. En uygun yanıt hangisidir?
- Couldn't have said it better myself.
- You could have explained that better.
- I see your point, but I'm not completely convinced.
Cevabı göster
Couldn't have said it better myself.
So what do people think is the key to happiness?
1:50Peki insanlar mutluluğun anahtarının ne olduğunu düşünüyor?
We went onto the streets of Brighton, where Jessica lives,
1:54Öğrenmek için Jessica'nın yaşadığı Brighton sokaklarına,
Probably like a Chanel bag or something, yeah.
2:06Muhtemelen bir Chanel çanta veya onun gibi bir şey, evet.
Just to be able to buy a house would be... would be nice. Dilbilgisi
2:12Sadece bir ev satın alabilmek... güzel olurdu.
Just to be able to ... would be nice yapısı
“Just to be able to buy a house” mastar öbeği, “would be nice” bölümünün öznesidir. Memnuniyet kaynağı olarak evin kendisini değil, bir şeyi yapabilme durumunu gösterir. “Would be nice”, durum henüz gerçek olmadığı için dileği ihtiyatlı ve ölçülü gösterir. Konuşmacı “would be” demeye başlar, duraklar ve sonra aynı sözleri tekrarlar; bu, konuşmada normal bir yeniden başlama durumudur, ikinci bir dil bilgisi yapısı değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, henüz gerçekleşmemiş ölçülü bir dileği anlatmak için mastar öbeğini özne olarak kullanır?
- I took one day off because it was nice.
- I will definitely take one day off.
- Just to be able to take one day off would be nice.
Cevabı göster
Just to be able to take one day off would be nice.
really what would make the good people of Brighton happy?
2:21Brighton'ın iyi insanlarını gerçekten mutlu eden şeyler mi?
Or might the secret of true happiness be a little more surprising?
2:24Yoksa gerçek mutluluğun sırrı biraz daha şaşırtıcı olabilir mi?
The belief that we have a right to happiness is a very modern idea,
2:32Mutluluğa hakkımız olduğu inancı çok modern bir fikirdir,
But no one can agree what makes us happy.
2:37Ancak bizi neyin mutlu ettiği konusunda kimse hemfikir olamıyor.
Many think that material wealth will do the trick. Deyimler
2:39Birçoğu maddi zenginliğin işe yarayacağını düşünüyor.
do the trick: yeterince etkili olmak
Do the trick, “gereken sonucu ortaya çıkaracak kadar iyi çalışmak” anlamına gelen bir deyimdir. Burada insanlar maddi zenginliğin istedikleri sonucu getirmeye yeterli olacağına inanır. Bu ifade sihir, aldatma veya numara yapmaya değil, etkililiğe ya da yeterliliğe odaklanır. Mükemmel olmasa bile işe yarayan basit bir çözümü anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi “sorunu çözmeye yeterli olmak” anlamındaki deyimle tamamlayın: The screen is frozen, but a quick restart should ____.
Cevabı göster
do the trick
But as societies become richer, they tend to become more miserable. Dilbilgisi
2:42Fakat toplumlar zenginleştikçe daha mutsuz olma eğilimine giriyorlar.
As societies become richer ... they tend to: bağlantılı eğilimleri temkinli anlatmak
Burada as, birlikte gelişen iki değişimi anlatır: toplumlar zenginleşirken mutsuzluk artar. Anlamı, bu değişim gerçekleşirken demektir; because gibi bir neden veya in the same way as gibi benzerlik bildirmez. Tend to, ikinci değişimi istisnasız bir kural değil, genel bir eğilim olarak sunar. As X changes, Y tends to change kalıbı, istisnalara yer bırakarak bağlantılı eğilimleri anlatmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi As ... tend to kalıbıyla tamamlayın: ____ online services become easier to use, more people ____ rely on them.
Cevabı göster
As · tend to
to our ideas based on what we own or how we feel.
2:47sahip olduklarımıza veya nasıl hissettiğimize dayanan fikirlerimizden çok farklı mutluluk kavramları vardı.
Different concepts ... to our ideas: Britanya İngilizcesinde different to
Britanya İngilizcesinde different to, karşılaştırılan diğer unsuru tanıtabilir. Bu ifade, Antik Yunanların mutluluk anlayışlarının modern fikirlerle uyuşmadığını belirtir; to, karşılaştırmanın iki tarafını birbirine bağlar ve hareket ya da yön göstermez. Karşılaştırılan iki isim öbeği concepts of happiness ve our ideas ifadeleridir. Sonraki based on what we own or how we feel bölümü our ideas ifadesini açıklar. Yeniden kullanılabilir kalıp A is different to B şeklindedir.
Alıştırma
Örnekte vurgulanan Britanya İngilizcesine ait different to karşılaştırma kalıbını hangi cümle kullanıyor?
- My approach is different to yours.
- My approach is different than yours.
- My approach is different from yours.
Cevabı göster
My approach is different to yours.
a state achieved by living a virtuous life and doing good things.
2:52erdemli bir hayat yaşayarak ve iyi şeyler yaparak ulaşılan bir durum.
Aristoteles mutluluğu eudaimonia olarak tanımladı
Eudaimonia, genellikle “mutluluk” diye çevrilen eski bir Yunan düşüncesidir; ancak burada bütün bir yaşam boyunca iyi yaşamak ve gelişip serpilmek anlamına gelir. Yalnızca hoş bir duygu değildir. Aristoteles’in etiğinde bu tür mutluluk, erdem geliştirmekten ve iyi davranmaktan doğar. Ardından gelen “a state achieved by living a virtuous life and doing good things” açıklayıcı eşleme ifadesi, bu cümleyi anlamak için gereken anlamı verir.
Alıştırma
Cümledeki eudaimonia kavramını en iyi hangi açıklama karşılar?
- Hoş veya hoş olmayan herhangi bir güçlü duygu
- Kısa bir haz anı
- Erdem ve iyi davranışlarla şekillenen gelişmiş bir yaşam
Cevabı göster
Erdem ve iyi davranışlarla şekillenen gelişmiş bir yaşam
While the Stoics believed that true happiness comes from not expecting very much.
2:55Stoacılar ise gerçek mutluluğun çok fazla şey beklememekten geldiğine inanıyorlardı.
happiness became all about how we feel, not what we do. Anlatım akışı
3:01mutluluk tamamen ne yaptığımızla değil, nasıl hissettiğimizle ilgili hale geldi.
Nasıl hissettiğimizle ilgili, ne yaptığımızla değil
“all about X, not Y” kalıbı X’i ön plana çıkarır, Y’yi ise arka plana iter. Burada daha yeni mutluluk anlayışının temel odağını davranışların aksine duygular olarak sunar. “All about” genellikle matematiksel anlamda mutlak olmaktan çok vurgulayıcıdır. Karmaşık bir değişimi açık bir karşıtlığa sıkıştırdığı için cümle güçlü ve akılda kalıcı olur.
Alıştırma
Cümleyi vurgulu “all about X, not Y” kalıbıyla tamamlayın: The campaign is ____ real action, not empty promises.
Cevabı göster
all about
And when chemists discovered that the feeling of happiness can be stimulated by amphetamines,
3:03Ve kimyagerler mutluluk hissinin amfetaminlerle uyarılabileceğini keşfettiğinde,
Bir sektörün ortaya çıkışını anlatan a billion-dollar industry was born mecazı
Bu cümlede was born, sektörü kişileştirir. Keşfin yeni bir ticari alanın ortaya çıkmasına yol açtığını anlatır; kelimenin gerçek anlamıyla bir doğum yoktur. Billion-dollar, industry sözcüğünden önce gelen, kısa çizgili bir birleşik sıfattır. Tek bir milyar dolarlık satışı değil, toplam değeri ya da ticari ölçeği milyarlarca dolarla ölçülen bir sektörü anlatır.
Alıştırma
Örnekteki “a billion-dollar industry was born” ne anlama geliyor?
- Milyar dolarlık bir iş anlaşması sırasında bir bebek doğdu.
- Bir şirket tam olarak bir milyar dolara satıldı.
- Çok büyük yeni bir iş sektörü ortaya çıktı.
Cevabı göster
Çok büyük yeni bir iş sektörü ortaya çıktı.
Now, happy pills like Adderall and antidepressants like Prozac
3:09Şimdi Adderall gibi mutluluk hapları ve Prozac gibi antidepresanlar
are taken by hundreds of millions of people every day.
3:12her gün yüz milyonlarca insan tarafından alınıyor.
saying that happiness is served by selfless acts.
3:20mutluluğa özverili eylemlerle ulaşıldığını söylemiştir.
The Auschwitz survivor Viktor Frankl tanıtımının önemi
Bu isim öbeği Viktor Frankl’ı hayatının belirleyici bir yönüyle tanıtır: Holokost sırasında Nazi toplama ve imha kampları kompleksi olan Auschwitz’deki tutukluluğundan sağ çıktı. Buradaki survivor, yalnızca o yerden gelen birini değil, bu zulüm ve tutukluluğu yaşayıp hayatta kalan kişiyi anlatır. Frankl, anlam ve sorumluluk üzerine yazılarıyla tanınan Avusturyalı bir psikiyatristti. Onu bu şekilde tanıtmak iddiasına özel bir ağırlık kazandırır: aşırı acılara dayanmış biri, özverili davranışların mutluluğu desteklediğini söylemektedir.
Alıştırma
Cümle neden “The Auschwitz survivor Viktor Frankl” tanıtımını kullanıyor?
- Auschwitz’in kendi isteğiyle yaşamayı seçtiği sıradan bir kasaba olduğunu söylemek için.
- Mutluluğa ilişkin görüşünün aşırı acılara dayanmış birinden geldiğini vurgulamak için.
- Antik Yunanların mutluluk düşüncesini onun icat ettiğini öne sürmek için.
Cevabı göster
Mutluluğa ilişkin görüşünün aşırı acılara dayanmış birinden geldiğini vurgulamak için.
The more you pursue happiness, the less likely it is to come to you. Dilbilgisi
3:22Mutluluğun peşinden ne kadar koşarsanız, size gelme ihtimali o kadar azalır.
The more..., the less likely...: ne kadar çok..., o kadar az olası...
The more..., the less... iki değişimi birbirine bağlayan karşılaştırmalı bir yapıdır. İlk durum arttıkça ikinci durumun azaldığını gösterir. Bu cümlede mutluluğu daha çok takip etmek, onun doğal biçimde gelme olasılığının azalmasıyla ilişkilendirilir. Less, likely sözcüğünü niteler; dolayısıyla anlamı “daha az olası”dır, “daha az miktarda mutluluk” değildir. Come to you ifadesi mutluluğu kendiliğinden gelebilen bir şey gibi göstererek cümledeki paradoksu güçlendirir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki eşleşen karşılaştırma yapısıyla tamamlayın: ____ you rush through the job, ____ likely you are to notice mistakes.
Cevabı göster
The more · the less
So, is happiness something we can all find if we just stop looking for it so hard?
3:26Yani, onu bu kadar zor aramayı bırakırsak, mutluluk hepimizin bulabileceği bir şey mi?
I've had to learn to find happiness when my body is trying to bring me down.
3:38bedenim beni alt etmeye çalışırken mutluluğu bulmayı öğrenmek zorunda kaldım.
As such, I've developed a pretty unique perspective Anlatım akışı
3:43Bu nedenle, bizi gerçekte neyin mutlu ettiği konusunda
As such,: “bu durum nedeniyle” anlamı
Burada As such, “bu durum nedeniyle” veya “dolayısıyla” anlamına gelir. Biraz önce anlatılan deneyime gönderme yapar ve konuşanın bakış açısını bu deneyimin sonucu olarak sunar. Cümlenin başında virgülle kullanılan As such, bilgiyi önce dayanak, sonra sonuç biçiminde düzenler. Önceki cümledeki tek bir isme değil, durumun tamamına gönderme yapar.
Alıştırma
The trail is closed because of flooding. Sonucu resmî ve düzenli biçimde en iyi hangi başlangıç tanıtır? ____ we will take another route.
- As such,
- As if
- Such as
Cevabı göster
As such,
Human connection is the most vital path to happiness.
3:56İnsanla kurulan bağ, mutluluğa giden en hayati yoldur.
with someone else's mushy, vulnerable insides.
4:04bir başkasının yumuşak, savunmasız iç dünyasıyla paylaştığımız o anlar.
open up: gerçekten hissettiklerini paylaşmak
Burada open up, kişisel düşünce veya duyguları saklamayı bırakıp bunları dürüstçe paylaşmaya başlamak demektir. Ardından gelen share our ... insides sözleri, fiziksel bir nesnenin açılmasından değil, duygusal ve incinebilir yanların paylaşılmasından bahsedildiğini gösterir. Yaygın kalıplar open up to someone ve open up about something şeklindedir. Bu ifade çoğu zaman kişinin kendini korumaya aldığı bir durumdan başka birine güvenmeye geçmesini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi open up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamla: After weeks of silence, Nina finally ____ to her aunt about why she was upset.
Cevabı göster
opened up
mushy, vulnerable insides: duygular için eğlenceli bir benzetme
mushy, vulnerable insides ifadesi, bir kişinin yumuşak, kolay incinebilen duyguları ve özel iç dünyası için kullanılan eğlenceli bir benzetmedir. Mushy yumuşaklığı veya çok duygusal olmayı, vulnerable incinmeye açık olmayı anlatır; insides ise iç dünyayı komik bir fiziksel görüntüye dönüştürür. Bilerek biraz tuhaf seçilen bu görüntü, karşılıklı duygusal dürüstlüğü daha az ciddi gösterir. İki kişi için de aynı görüntü kullanıldığı için incinebilirliğin paylaşılan bir şey olduğunu da anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede mushy, vulnerable insides ne anlama geliyor?
- İnsanların yumuşak, kolay incinebilen özel duyguları
- İnsanların kendinden emin biçimde açıkladığı görüşler
- Yenmeyecek kadar yumuşamış yiyecek
- İnsanların bir yaralanma sonrasındaki iç organları
Cevabı göster
İnsanların yumuşak, kolay incinebilen özel duyguları
Living with a disability and chronic illness,
4:14Bir engellilik ve kronik bir hastalıkla yaşarken,
and I've ended up in hospital in excruciating pain and the edge of dying. Notlar
4:20hastanede dayanılmaz acılar içinde ve ölümün eşiğinde olduğum pek çok korkunç gün yaşadım.
ended up in hospital: planlanmamış bir nihai sonuç
Bu cümlede ended up in hospital, olaylar çok kötü gittikten sonra konuşanın sonunda hastaneye yatmak zorunda kaldığını anlatır. End up, çoğu zaman planlanmamış veya istenmemiş olan bir sürecin nihai sonucuna odaklanır. End up'tan sonra yer belirten bir ifade, sıfat ya da -ing biçimi gelebilir: end up at home, end up alone veya end up waiting. Buradaki geçmiş zaman biçimi ended up'tır.
Alıştırma
Planlanmamış bir sonucu göstermek için cümleyi end up'ın geçmiş zamanıyla tamamlayın: After our car broke down, we ____ staying overnight in a small town.
Cevabı göster
ended up
excruciating pain: neredeyse dayanılmaz ağrı
Excruciating pain, son derece şiddetli ve neredeyse dayanılması imkânsız olan ağrı demektir. Bu cümlede, konuşanın durumunun sıradan bir ağrı veya rahatsızlıktan çok daha ağır olduğunu gösterir. Excruciating çok güçlü bir sıfattır. Ağrının kendisini ya da ciddi biçimde acı veren başka bir deneyimi anlatabilir; burada doğrudan pain sözcüğünü niteler.
Alıştırma
Cümleyi neredeyse dayanılmaz bir ağrı anlamındaki iki sözcüklü eşdizimle tamamlayın: The patient arrived at the emergency room in ____.
Cevabı göster
excruciating pain
and that's really important to remember and to celebrate the amazing things about today,
4:26ve bunu hatırlamak ve bugünün harika şeylerini kutlamak gerçekten çok önemli,
even if that's something as little as just having your favorite drink. Dilbilgisi
4:33en sevdiğiniz içeceği içmek gibi küçük bir şey olsa bile.
even if that's something as little as: en küçük ölçekte bir örnek
Even if bir ödünleme ilişkisi kurar: Konuşan kişi kutlanmaya değer şeyin çok küçük görünebileceğini kabul eder, ancak ana iddia yine de geçerliliğini korur. Something as little as ölçeğin en altındaki bir örneği sunar. Burada little, içeceğin miktarını değil olayın öneminin veya boyutunun küçük olmasını anlatır. Bu ifadeler birlikte, çok küçük olumlu anları da iddianın kapsamına alır.
Alıştırma
En küçük ölçekte bir örnek sunmak için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: You can celebrate a success, ____ answering one email.
Cevabı göster
even if that's something as little as
I accept my limitations because by setting a limit, Anlatım akışı
4:40Sınırlarımı kabul ediyorum çünkü bir sınır koyarak,
I also set myself free within that framework that I've created.
4:42kendi yarattığım o çerçevenin içinde kendimi de özgür kılıyorum.
by setting a limit ... set myself free: paralel yapı ve paradoks
Baştaki by + -ing yapısı ilk eylemi sonucu üreten araç olarak düzenler: Bir sınır koymak, özgür hissetme sonucuna götürür. Set fiilinin tekrarı set a limit / set myself free biçiminde paralel bir yapı oluştururken karşıt limit ve free düşünceleri sonucu şaşırtıcı gösterir. Also bu bağlantıyı güçlendirir. Ardından gelen within that framework, bunun her türlü sınırdan kurtulmak değil, bir sınırın içinde seçim yapma özgürlüğü olduğunu açıklar.
Alıştırma
Hangi cümle, bir sınırın özgürlük için alan yarattığını göstermek üzere by + -ing ile başlayan bir yapı ve paralel set ifadeleri kullanır?
- Without setting a stopping time, I am free because there are no limits at all.
- By setting a clear stopping time, I also set myself free to enjoy the evening.
- I set a stopping time, although it prevents me from choosing what to do.
Cevabı göster
By setting a clear stopping time, I also set myself free to enjoy the evening.
Happiness might come all in a rush from a big development, Kalıp ifadeler
4:52Mutluluk büyük bir gelişmeden bir anda gelebilir,
but it's sweeter when it builds from tiny drops within your day. Deyimler
4:55ancak gün içindeki minik damlalardan biriktiğinde çok daha tatlıdır.
all in a rush: mutluluğun bir anda güçlüce gelmesi
All in a rush, mutluluğun aniden ve yoğun bir dalga halinde gelmesini anlatır. Buradaki all, duygunun bir arada geldiği fikrini güçlendirir; rush ise bir insanın acele etmesini değil, hızlı bir akışı anlatır. Bu ifade duyguların, haberlerin, işlerin veya olayların kısa sürede hızlı ve toplu biçimde ortaya çıkmasını da anlatabilir. Bu cümlede büyük bir gelişme, ani bir mutluluk dalgası yaratabilir.
Alıştırma
Bu cümlede all in a rush ne anlama gelir: Happiness might come all in a rush from a big development?
- Mutluluk birçok küçük andan yavaş yavaş büyür
- Mutluluk aniden ve güçlü bir dalga halinde gelir
- Bir kişi bir yere yetişmek için acele eder
Cevabı göster
Mutluluk aniden ve güçlü bir dalga halinde gelir
builds from tiny drops: küçük anlardan büyüyen mutluluk
Builds from tiny drops, mutluluğu birçok küçük katkıyı biriktirerek büyüyen bir şey olarak sunar. Builds burada yavaş yavaş güçlenmek veya büyümek demektir; tiny drops ise gerçek sıvı değil, küçük güzel anlar için kullanılan bir mecazdır. From, büyümenin kaynağını gösterir: Bu cümlede günlük küçük mutluluklar zamanla birikerek daha derin bir duyguya dönüşebilir.
Alıştırma
Bu cümlede builds from tiny drops mutluluk hakkında ne anlatıyor: It's sweeter when it builds from tiny drops within your day?
- Mutluluk büyük bir olaydan sonra bir anda gelir
- Mutluluk fiziksel bir nesne inşa edilerek oluşturulur
- Mutluluk zaman içinde birçok küçük andan büyür
Cevabı göster
Mutluluk zaman içinde birçok küçük andan büyür
Whether that's: olası örnekleri tanıtmak
Whether that's, hemen önce sözü edilen genel bir fikrin bir veya daha fazla olası örneğini tanıtır. Burada daha önceki küçük keyifler fikrini sıcak bir banyo, güzel bir elbise ve iyi bir gece uykusu örnekleriyle bağlar. Konuşmada veya sunumlarda Whether that's ..., tam bir whether A or B yan cümlesi kurmak yerine örnekleri sıralayan bir devam ifadesi olarak kullanılabilir. Yaklaşık olarak “örneğin bu ... olabilir” anlamına gelir ve soyut bir fikirden somut durumlara geçiş sağlar.
Alıştırma
Birden fazla olası örneği doğal biçimde tanıtan ifadeyle cümleyi tamamlayın: "A short break can help, ____ a walk outside, a quiet song, or a glass of water."
- because that's
- unless that's
- whether that's
Cevabı göster
whether that's
It can also be the simple kindness from one human to another.
5:13İnsandan insana yapılan basit bir nezaket de olabilir.
doesn't have to: zorunluluk yok, yasak değil
Doesn't have to, bir şeyin gerekli veya zorunlu olmadığını belirtir. Bu cümlede sevgi büyük olabilir ve bir yüzük ile evlilik içerebilir, ancak başka biçimlere de sahip olabilir. Yapı özne + doesn't have to + fiilin yalın hâlidir. Bir gerekliliği kaldırır; eylemi veya durumu yasaklamaz.
Alıştırma
"The gift doesn't have to be expensive" cümlesi ne anlama gelir?
- Hediye kesinlikle pahalı olacaktır.
- Hediyenin pahalı olmasına izin verilmez.
- Hediyenin pahalı olması gerekli değildir.
Cevabı göster
Hediyenin pahalı olması gerekli değildir.
By showing other people love, we show ourselves love, too. Dilbilgisi
5:17Başkalarına sevgi göstererek, kendimize de sevgi göstermiş oluruz.
By showing ... we show: yöntem ve paralel anlam
By + -ing biçimi, bir sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi anlatır. Bu cümlede By showing other people love yöntemi, we show ourselves love, too ise sonucu belirtir. Show someone love, birine sevgi ve ilgi göstermek anlamına gelen çift nesneli bir yapıdır. other people ile ourselves arasındaki paralellik, başkalarına gösterilen özen ile öz bakımı birbirine bağlar; too ise kendini sevmenin ek bir sonuç olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için follow fiilini by + -ing ile kullanın: ____ the instructions carefully, Mia built the model correctly.
Cevabı göster
By following
We can nourish our happiness with the love and care of personal growth. Deyimler
5:23Mutluluğumuzu kişisel gelişimin sevgisi ve özeniyle besleyebiliriz.
Büyüme mecazı olarak nourish our happiness
Nourish sözcüğü gerçek anlamıyla beslemek ve sağlıklı büyümeyi desteklemek demektir. nourish our happiness ifadesinde mutluluk, düzenli özenle güçlenebilen canlı bir şeymiş gibi mecazi olarak ele alınır. Bu ifade, kısa süreli bir hazdan değil, devam eden bir süreçten söz eder. Aynı mecaz ilişkiler, özgüven, yaratıcılık ve zamanla gelişen başka şeyler için de kullanılabilir.
Alıştırma
Small daily habits nourish our confidence cümlesinde nourish ne anlama gelir?
- Onu fiziksel yiyecekle beslemek
- Zamanla büyümesine ve güçlü kalmasına yardım etmek
- Hızla ortadan kaybolmasını sağlamak
Cevabı göster
Zamanla büyümesine ve güçlü kalmasına yardım etmek
Every time I develop my skills and abilities,
5:26Becerilerimi ve yeteneklerimi her geliştirdiğimde,
What could be happier than that?: retorik karşılaştırma
What could be happier than that? retorik bir sorudur; karşıdaki kişiden daha mutlu şeyleri sıralamasını istemez. Konuşan kişi o durumu o kadar mutlu edici gösterir ki ondan daha mutlusu olamayacağını ima eder. could be happier than that yapısı, that ifadesini ölçüt alarak olası bir karşılaştırma kurar. Beklenen cevap nothing olduğu için soru, durum için güçlü bir övgüye dönüşür.
Alıştırma
Bu cümlede What could be happier than that? sorusunun temel işlevi nedir?
- Konuşanın mutsuz olduğunu ima etmek
- Konuyu yeni bir olasılığa çevirmek
- Gerçek anlamda karşılaştırma yapıp cevap beklemek
- Durumun zaten son derece mutlu edici olduğunu vurgulamak
Cevabı göster
Durumun zaten son derece mutlu edici olduğunu vurgulamak
We all have pretty strange ideas about happiness, really, don't we? Ton ve niyet
5:46Aslında hepimizin mutluluk hakkında oldukça tuhaf fikirleri var, öyle değil mi?
Olumlu bir ifadede have sonrasında don't we?
don't we? olumlu bir ifade olan We all have pretty strange ideas about happiness, really cümlesine eklenen olumsuz bir soru etiketidir. Konuşan kişi esas olarak bunun doğru olup olmadığını sormaz; etiket, dinleyeni aynı fikirde olmaya davet eder. İfadenin ana fiili have olduğu için etiket do kullanır: we have ... don't we? Olumsuz etiket yargıyı yumuşatır ve onu herkesin paylaşabileceği bir insanlık gözlemi olarak sunar.
Alıştırma
Soru etiketini tamamlayın: We all have unusual ideas about success, ____?
Cevabı göster
don't we
We often strive for things that just aren't possible
5:49Genellikle mümkün olmayan şeyler için çabalıyoruz
I believe that happiness should be like health, Anlatım akışı
5:54Mutluluğun da tıpkı sağlık gibi olması gerektiğine inanıyorum,
something that we prioritize and acknowledge takes work. Dilbilgisi
5:57önceliklendirdiğimiz ve emek istediğini kabul ettiğimiz bir şey.
happiness should be like health: bir düşünceyi benzetmeyle düzenlemek
happiness should be like health ifadesinde like bir benzetme kurar. Konuşan kişi mutluluk ile sağlığın tamamen aynı olduğunu söylemez; mutluluğa nasıl yaklaşılması gerektiğini açıklamak için tanıdık bir fikir olan sağlığı kullanır. Bu karşılaştırma, ardından gelen bilgilerin düzenleyici merkezi olur: ikisine de öncelik verilmeli ve ikisi de emek ister. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp X should be like Y şeklindedir; ardından karşılaştırmayı anlamlı kılan ortak özellikler verilir.
Alıştırma
happiness should be like health karşılaştırması, konuşan kişinin ne yapmasına yardımcı oluyor?
- Mutluluk ile sağlığın tamamen aynı şey olduğunu iddia etmek.
- Mutluluk sağlayan bir tıbbi tedaviyi anlatmak.
- Mutluluğun da sağlık gibi düzenli ilgi ve emeği hak ettiğini açıklamak.
Cevabı göster
Mutluluğun da sağlık gibi düzenli ilgi ve emeği hak ettiğini açıklamak.
something that we prioritize and acknowledge takes work: gizli yan cümle yapısı
that sözcüğü, something sözcüğünü açıklayan bir ilgi cümleciğini başlatır. Bu ismi we prioritize it düşüncesine bağlar. Aynı something, acknowledge sonrasındaki düşüncenin öznesi olarak da anlaşılır: we acknowledge (that) it takes work. acknowledge sonrasındaki yan cümleyi başlatan that düşürülmüştür; bu İngilizcede yaygındır. Bu nedenle we, prioritize ve acknowledge fiillerinin öznesidir. Takes, iç içe geçmiş it takes work cümleciğine aittir; prioritize ve acknowledge ile sıralanan üçüncü bir fiil değildir.
Alıştırma
Hangi cümle something that we prioritize and acknowledge takes work ifadesinin gizli yapısını en iyi gösterir?
- We acknowledge the importance of happiness, and we prioritize our work.
- We prioritize happiness, and we acknowledge that happiness takes work.
- We prioritize happiness, and we acknowledge our own effort.
Cevabı göster
We prioritize happiness, and we acknowledge that happiness takes work.
We've all been dealt different cards in life, Deyimler
6:00Hayatta hepimize farklı kartlar dağıtıldı,
been dealt different cards in life: hayatta farklı kartların dağıtılması
Burada been dealt different cards in life, iskambil oyunlarından gelen bir benzetmedir. “Kartlar”; fırsatlar, sağlık ve zorluklar gibi insanların seçmeden sahip olduğu yaşam koşullarıdır. different, bu koşulların herkes için aynı olmadığını vurgular. Edilgen yapı been dealt, kartları kimin dağıttığına değil, her kişinin ne aldığına odaklanır. Daha genel olarak be dealt certain cards in life, kişinin kontrolü dışındaki koşullarla hayata başlaması veya bu koşullarla karşılaşması demektir.
Alıştırma
Bu cümlede been dealt different cards in life ne anlama geliyor?
- İnsanlar seçmedikleri farklı yaşam koşullarına sahip olur.
- İnsanlar hayatta oynamak için farklı oyunlar seçer.
- İnsanlar sahip oldukları kartları karşılaştırmalıdır.
Cevabı göster
İnsanlar seçmedikleri farklı yaşam koşullarına sahip olur.
but only through acceptance of our misfortunes and what we're missing Dilbilgisi
6:03ancak sadece talihsizliklerimizi ve eksiklerimizi kabul ederek
can we truly see the beautiful things that we do have in life. Dilbilgisi
6:08hayatta sahip olduğumuz o güzel şeyleri gerçekten görebiliriz.
Only through ... can we truly see: ancak ... yoluyla gerçekten görebiliriz
only ile başlayan bir ifade gerekli koşulu veya yöntemi belirtiyor ve cümlenin başına geliyorsa İngilizcede ana cümlede özne ile yardımcı fiilin yeri değişir. Bu nedenle we can truly see değil, can we truly see denir. Kalıp şöyledir: Only through + isim veya -ing yapısı + yardımcı fiil/modal + özne + ana fiil. only through ifadesini başa almak güçlü bir vurgu yaratır: Talihsizliği ve eksik olanı kabullenmek, iyi olanı görebilmenin gerekli yolu olarak sunulur.
Alıştırma
Cümleyi doğru biçimde tamamlamak için can / we / improve sözcüklerini sıralayın: Only through patient practice ____.
Cevabı göster
can we improve
we do have ifadesindeki vurgulu do
Olumlu we do have cümleciğinde do, have fiilini vurgular. Temel gerçek we have ile aynıdır; ancak do, iyi şeylerin gözden kaçmış olsalar bile gerçekten var olduğunu daha güçlü biçimde belirtir. Bu vurgulu do, bir beklentiyi düzeltmeye veya karşıtlığı belirginleştirmeye yarar. Zamanı ve özneyle uyumu yardımcı fiil taşır, bu nedenle ana fiil yalın kalır: we do have, she does have ve we did have.
Alıştırma
Olumlu gerçeği güçlü biçimde doğrulayan vurgulu yardımcı fiille cümleyi tamamlayın: Even after the delay, we ____ have time to finish safely.
Cevabı göster
do
So that's my list of what makes me really, genuinely happy.
6:14İşte beni gerçekten, içtenlikle mutlu eden şeylerin listesi bu.
But my challenge to you is to think about what that is in your own life,
6:19Fakat sana meydan okumam, kendi hayatında bunun ne olduğunu düşünmen
Live it: bir düşünceyi hayata geçirmek
to live it ifadesinde live geçişli bir fiildir ve doğrudan it nesnesini alır. Buradaki it, kişinin kendi hayatında bulduğu cevaba veya yol gösteren düşünceye gönderme yapar. İfade, bu düşünceyi yalnızca düşünüp konuşmak yerine gerçek davranışların bir parçası hâline getirmek demektir. Bu kullanım your values, your dream veya your beliefs gibi nesnelerle sık görülür. To live something, onu seçimleriniz ve yaşam biçiminiz aracılığıyla gerçeğe dönüştürmek anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümle ilkeyi uygulamaya koymak anlamına gelir?
- If honesty is your principle, live it even when telling the truth is hard.
- If honesty is your principle, live with it even when telling the truth is hard.
- If honesty is your principle, live in it even when telling the truth is hard.
Cevabı göster
If honesty is your principle, live it even when telling the truth is hard.