Mutluluğun Sırrı Nedir? | Jessica Kellgren-Fozard'ın Okulu: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
957 kelime 184 kel/dk

Video özeti: Jessica mutluluğun bağ kurma, kabullenme, küçük zevkler, sevgi ve kişisel gelişimle büyüdüğünü savunur. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. an uncanny knack of making ourselves miserable. — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: have a knack tekrarlanan bir beceriyi anlatır ve bu “beceri” mutsuzluk yaratınca ironikleşir. 2. open up — Phrasal verb: Bir şeyi açmak yerine “duyguları veya kırılganlığı paylaşmak” anlamını kavrayın. 3. only through acceptance of our misfortunes and what we're missing can we truly see — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Cümle başındaki only through sonrasında gelen devrik yapıyı anlayın ve gerekli yolu vurgulamakta kullanın.

Bu derste

This is Walter.

0:03

Bu Walter.

This is Walter's human, Jessica.

0:06

Bu da Walter'ın insanı, Jessica.

Hello.

0:09

Merhaba.

This is Jessica's fridge.

0:10

Bu Jessica'nın buzdolabı.

And this is a film about happiness.

0:13

Ve bu, mutluluk üzerine bir film.

The School of Life is sending some of YouTube's most popular creators

0:24

The School of Life, YouTube'un en popüler içerik üreticilerinden bazılarını

on a series of field trips to explore some of philosophy's most intriguing ideas.

0:28

felsefenin en ilgi çekici fikirlerinden bazılarını keşfetmeleri için bir dizi saha gezisine gönderiyor.

This time, Jessica Kellgren-Fozard,

0:35

Bu kez, Jessica Kellgren-Fozard,

a content creator with more subscribers than the population of Iceland,

0:37

dünyanın en mutlu ikinci ülkesi olan İzlanda'nın nüfusundan daha fazla

the second happiest nation on Earth,

0:41

abone sayısına sahip bir içerik üreticisi,

is finding out what most of us are getting wrong about happiness. Notlar

0:43

çoğumuzun mutluluk hakkında neleri yanlış anladığını buluyor.

Öbek fiiller

finding out + wh soru yan cümlesi

Finding out, find out öbek fiilinin şimdiki zaman ortacı biçimidir. Soru sorarak, kontrol ederek, araştırarak veya deneyimleyerek bir bilgiyi öğrenmek ya da ortaya çıkarmak anlamına gelir. Burada nesnesi what most of us are getting wrong about happiness şeklindeki wh yan cümlesidir. İfade, fiziksel bir nesneyi bulmayı değil, bir sorunun cevabını öğrenmeyi anlatır.

Alıştırma

Kontrol ettikten sonra bilgi edinme anlamında find out ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. We found the missing key under the sofa.
  2. We found out why the lights kept turning off.
  3. We looked for the missing key under the sofa.
Cevabı göster

We found out why the lights kept turning off.

Kalıp ifadeler

getting something wrong about a topic: bir konuyu yanlış anlamak

Get something wrong, bir şeyi yanlış anlamak, değerlendirmek, hatırlamak veya cevaplamak demektir. Altyazıda what, çoğu insanın yanlış anladığı düşünce veya varsayımları temsil eder. Wh yan cümlesini başlattığı için özneden önce görünse de getting wrong yapısının nesnesidir. About happiness, yanlış anlamanın konusunu belirtir. Wrong, happiness sözcüğünü değil, anlama veya değerlendirme biçimini niteler.

Alıştırma

get something wrong yapısını geçmiş zamanda kullanarak ve my name ifadesini nesne yaparak cümleyi tamamlayın: The receptionist ____.

Cevabı göster

got my name wrong

As long as humans have traveled the Earth, Dilbilgisi

0:48

İnsanlar yeryüzünde dolaşmaya başladığından beri,

people have been motivated by one thing above all, Kalıp ifadeler

0:50

insanları her şeyden çok motive eden tek bir şey oldu,

the desire to be happy.

0:53

mutlu olma arzusu.

Dilbilgisi

'... olduğu bütün süre boyunca' anlamındaki as long as

Bu cümlede as long as, '... olduğu bütün süre boyunca' anlamına gelir. İnsanların Dünya'da dolaştığı dönemin tamamını kapsayan bir zaman yan cümlesi başlatır; bir koşul ileri sürmez. have traveled ve have been motivated present perfect yapıları, geçmişten bugüne uzanan bu dönemi şimdiyle bağlar. Bu kalıp, bir şeyin devam eden bir zaman aralığının tamamında geçerli olduğunu anlatır.

Alıştırma

As long as humans have traveled the Earth, people have wanted to be happy cümlesinde As long as ne anlama gelir?

  1. Yalnızca ... olursa
  2. ...den daha uzun bir mesafe boyunca
  3. ... olduğu bütün süre boyunca
Cevabı göster

... olduğu bütün süre boyunca

Kalıp ifadeler

above all: en yüksek önceliği belirtmek

Above all, 'diğer her şeyden daha önemli olarak' anlamına gelir. Burada mutlu olma arzusunu ele alınan bütün güdüler arasında en güçlü olanı olarak sıralar. Ayrıca dinleyicinin dikkatini sonrasındaki düşünceye yönlendirir: above all ifadesinden sonra gelen fikir, fark edilmesi gereken ana noktadır. Bu ifade fiziksel bir konumu değil, önceliği anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle nezaketin tek ve en yüksek öncelik olduğunu söylüyor?

  1. Be especially kind to new students.
  2. Be kind as long as others are kind.
  3. Above all, be kind.
Cevabı göster

Above all, be kind.

But we humans seem to have an uncanny knack of making ourselves miserable. Kalıp ifadeler

0:55

Ancak biz insanların kendimizi perişan etme konusunda tuhaf bir becerimiz var gibi görünüyor.

Kalıp ifadeler

kendimizi mutsuz etmekte tuhaf bir beceri

Have a knack for doing something veya have a knack of doing something yapısı, bir şeyi çoğu zaman fazla çaba harcamadan olağanüstü iyi yapabilmek anlamına gelir. Buradaki an uncanny knack, bu beceriyi şaşırtıcı derecede güçlü veya açıklanması zor gösterir. Cümle ironiktir: söz konusu beceri yararlı bir şey başarmak değil, kendimizi mutsuz etmektir. İnsanların kendi mutsuzluklarını tekrar tekrar yarattığını anlatır. Bu yapı gerçek bir yeteneği övmek için de tekrarlanan kötü bir sonucu mizahi biçimde eleştirmek için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi uncanny knack of + -ing yapısıyla tamamlayın: Even when the task is easy, Marco complicates it. He has ____ making simple jobs difficult.

Cevabı göster

an uncanny knack of

Why?

1:00

Neden?

What are most of us getting wrong about happiness?

1:00

Çoğumuz mutluluk hakkında neleri yanlış anlıyoruz?

And how could we all strive to be happier?

1:03

Ve hepimiz daha mutlu olmak için nasıl çabalayabiliriz?

Oh, that is a tough question.

1:07

Oh, bu zor bir soru.

Maybe to understand,

1:11

Belki de anlamak için,

we need someone with a different outlook on life. Kalıp ifadeler

1:12

hayata farklı bir bakış açısına sahip birine ihtiyacımız var.

Kalıp ifadeler

hayata farklı bir bakış

Outlook on life, bir kişinin hayata genel olarak nasıl baktığını ve hayatın sunduğu olasılıklara ve sorunlara nasıl karşılık verdiğini anlatır. Umut, temkin veya kabullenme gibi genel tutumları kapsar; tek bir olay hakkındaki bir kerelik tahmin değildir. Buradaki different, konuşanın zaten bildiği bakış açısından farklı demektir. İfade yeni bakış açısının kesinlikle daha iyi olduğunu söylemez; başka bir bakışın konuyu anlamaya yardımcı olabileceğini belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede outlook on life, bir kişinin hayata karşı genel tutumu anlamında kullanılmıştır?

  1. Please open Outlook and send the email.
  2. After recovering, Ben developed a more hopeful outlook on life.
  3. The weather outlook says it may rain tomorrow.
Cevabı göster

After recovering, Ben developed a more hopeful outlook on life.

That's where Jessica comes in. Deyimler

1:15

İşte burada Jessica devreye giriyor.

Deyimler

That's where Jessica comes in: işte burada Jessica devreye giriyor

“That’s where Jessica comes in”, Jessica’nın bir yere girdiğini anlatmaz. Az önce söz edilen ihtiyacın Jessica için bir rol oluşturduğu ve konuşanın şimdi onun nasıl yardımcı olabileceğini ya da neden önemli olduğunu açıklayacağı anlamına gelir. Tekrar kullanılabilen “That’s where + kişi/şey + comes in” kalıbı, bir sorunu veya eksikliği onu giderebilecek kişi, araç ya da fikirle ilişkilendirir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya’yı sorunu çözebilecek kişi olarak en iyi şekilde tanıtır?

  1. We need someone who knows the software. That's where Maya comes in.
  2. We need someone who knows the software. That's when Maya comes in.
  3. We need someone who knows the software. Maya comes into the office.
Cevabı göster

We need someone who knows the software. That's where Maya comes in.

Jessica suffers from nerve disorder HNPP Kelime

1:18

Jessica bir sinir sistemi bozukluğu olan HNPP

and rare autoimmune disorder MCTD,

1:20

ve nadir görülen bir otoimmün hastalık olan MCTD'den muzdarip,

which means she sometimes has to use a mobility aid. Kelime

1:24

bu da bazen yürüme yardımcı aleti kullanması gerektiği anlamına geliyor.

Kelime

Tıbbi betimlemelerde suffers from

Bu cümlede suffers from, kişinin adı geçen rahatsızlıklara “sahip olduğu ve bunlardan etkilendiği” anlamına gelir. İfade tıbbi betimlemelerde yaygındır ve çoğu zaman rahatsızlığın ağrıya, zorluğa veya başka zararlara yol açtığını düşündürür. Bu ek olumsuz çerçeve önemlidir: Bir tanı, kişiyi sürekli acı çekiyor diye tanımlamadan da gerçek bir bilgi olabilir. Bu nedenle ifade, tamamen tarafsız bir etiketten daha fazlası olarak anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Bir biyografide “Leo suffers from a disability” yazıyor, ancak amaç yalnızca tarafsız bir gerçeği belirtmek ve ağrı ya da zorluk hakkında bilgi verilmiyor. Suffers from en iyi varsayılan seçim midir?

  1. Evet. Her türlü engellilik için daima tarafsız bir terimdir.
  2. Hayır. Burada has veya lives with genellikle daha tarafsız bir varsayılan seçimdir.
Cevabı göster

Hayır. Burada has veya lives with genellikle daha tarafsız bir varsayılan seçimdir.

Kelime

mobility aid: hareket yardımcılarını kapsayan genel terim

Mobility aid, bir kişinin daha güvenli veya bağımsız hareket etmesine yardımcı olan bir cihazdır. Baston, koltuk değneği, yürüteç, tekerlekli sandalye ya da başka bir ekipmanı kapsayabilir. Burada altyazı, tam olarak hangi cihazın kullanıldığını belirtmiyor. Bu genel terim, Jessica'nın hangi cihazı kullandığını tahmin etmeden doğru bilgi verir.

Alıştırma

Bir raporda yalnızca kişinin hareket etmesine yardımcı olan bir ekipman kullandığı belirtiliyor. Tam cihazı tahmin etmeden doğru kalan cümle hangisidir?

  1. They sometimes use a mobility aid.
  2. They sometimes use a caregiver.
  3. They sometimes use a wheelchair.
Cevabı göster

They sometimes use a mobility aid.

I'm mostly deaf, and partially visually impaired.

1:27

Büyük ölçüde sağırım ve kısmi görme engelliyim.

Jessica doesn't let it get her down. Öbek fiiller

1:30

Jessica bunun onu yıldırmasına izin vermiyor.

Öbek fiiller

get someone down: birinin moralini bozmak

Get someone down, bir kişiyi üzmek, onun cesaretini kırmak veya umudunu azaltmak anlamına gelir. Bu cümlede Jessica, sağlık sorunlarının ruh hâlini veya öz güvenini bozmasına izin vermiyor. Yapı get + kişi + down şeklindedir. Zamir kullanıldığında zamiri ortaya koyun: get her down, get me down veya get them down.

Alıştırma

Cümleyi get someone down ile tamamlayın ve someone yerine doğru zamiri kullanın: Repeated setbacks can ____, but she keeps trying.

Cevabı göster

get her down

I guess that's why you've asked me to be your expert on happiness for this film.

1:31

Sanırım bu film için benden mutluluk uzmanınız olmamı istemenizin nedeni bu.

It's important to remember that I have the same needs and desires for happiness,

1:35

Mutluluk için aynı ihtiyaç ve arzulara sahip olduğumu hatırlamak önemli,

just like everyone else.

1:39

tıpkı diğer herkes gibi.

It's just that I faced a fair few obstacles along the way, Notlar

1:40

Sadece bu yolda epeyce engelle karşılaştım,

and I guess it's given me a unique perspective on what actually makes people happy. Kalıp ifadeler

1:43

ve sanırım bu bana insanları gerçekte neyin mutlu ettiğine dair benzersiz bir bakış açısı kazandırdı.

Kelime

a fair few: birkaçdan çok daha fazlası

Bu cümlede a fair few, “oldukça çok sayıda” veya “kayda değer sayıda” demektir. Konuşan kişi yalnızca birkaç değil, birçok engelle karşılaşmıştır. Burada fair, few sözcüğünün miktarını güçlendirir; “adil” veya “ahlaken doğru” anlamına gelmez. İfadenin tamamını bir miktar kalıbı olarak öğrenin.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste öğrenilen ve “oldukça çok sayıda” anlamına gelen Britanya İngilizcesine özgü konuşma dili ifadesiyle tamamlayın: The school received ____ suggestions for the new club.

Cevabı göster

a fair few

Deyimler

along the way: bir süreç boyunca

Burada along the way, “daha uzun bir deneyim boyunca” veya “süreç içinde” demektir. Engeller, konuşan kişinin hayatının ya da yolculuğunun farklı aşamalarında ortaya çıkmıştır; gerçek bir yolun kenarına konmuş nesneler değildir. Bu ifade zaman bildiren bir zarf görevi görür. Olayları, değişiklikleri, öğrenilen dersleri veya zorlukları meydana geldikleri süreçle ilişkilendirmek için kullanın.

Alıştırma

Hangi cümlede along the way mecaz anlamda “bir süreç boyunca” demek için kullanılmıştır?

  1. We bought snacks along the way to the park.
  2. During the month-long project, we changed our plan several times along the way.
  3. We are on the way to the park now.
Cevabı göster

During the month-long project, we changed our plan several times along the way.

Kalıp ifadeler

a unique perspective on + konu

a unique perspective on ifadesinde perspective, bir konuyu görmenin veya anlamanın belirli bir yolunu anlatır; bir resimdeki görsel perspektif anlamına gelmez. Unique, bu düşünme biçiminin başkalarınınkinden farklı deneyimlerle şekillendiğini belirtir. Yaygın kalıp a perspective on + konu veya soru yan cümlesidir. Burada on, bakış açısının ilgili olduğu şeyi, yani insanları gerçekten neyin mutlu ettiğini belirtir. Bu kalıp, deneyimin bir kişinin analizini nasıl etkilediğini açıklamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi kalıplaşmış edatla tamamlayın: His unusual journey gave him a unique perspective ____ success.

Cevabı göster

on

Couldn't have said it better myself. Ton ve niyet

1:48

Ben de daha iyi ifade edemezdim.

Ton ve niyet

Couldn't have said it better myself.: ben de daha iyi ifade edemezdim

Bu, I couldn't have said it better myself cümlesinin konuşmada kullanılan kısaltılmış biçimidir. Diğer kişinin bir düşünceyi o kadar iyi ifade ettiğini anlatır ki konuşan kişi de bunu daha iyi söyleyemezdi. Konuşan kişi hem güçlü biçimde katılır hem de diğer kişinin sözlerini över. Couldn't have + geçmiş zaman ortacı, geçmişte gerçekte var olmayan daha iyi bir seçeneği hayal eder. Myself vurgu katar: konuşan kişi kendisi söylemiş olsaydı bile sözleri daha iyi olmazdı. Bu, kişinin konuşmakta kötü olduğunu kabul etmesi değildir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız bir düşünceyi açıkça anlatıyor ve hem düşünceye hem de ifade ediliş biçimine tamamen katılıyorsunuz. En uygun yanıt hangisidir?

  1. Couldn't have said it better myself.
  2. You could have explained that better.
  3. I see your point, but I'm not completely convinced.
Cevabı göster

Couldn't have said it better myself.

So what do people think is the key to happiness?

1:50

Peki insanlar mutluluğun anahtarının ne olduğunu düşünüyor?

We went onto the streets of Brighton, where Jessica lives,

1:54

Öğrenmek için Jessica'nın yaşadığı Brighton sokaklarına,

to find out.

1:56

çıktık.

Mm. It's a good question.

1:58

Mm. İyi bir soru.

Financial stability, probably.

1:59

Finansal istikrar, muhtemelen.

100 grand a year, I guess.

2:01

Yılda 100 bin pound diyebilirim.

More money and a nicer car.

2:03

Daha fazla para ve daha güzel bir araba.

Probably like a Chanel bag or something, yeah.

2:06

Muhtemelen bir Chanel çanta veya onun gibi bir şey, evet.

Um,

2:09

Hımm,

enough money to travel the world.

2:09

dünyayı gezecek kadar para.

Shares in a business.

2:11

Bir şirkette hisse senedi.

Just to be able to buy a house would be... would be nice. Dilbilgisi

2:12

Sadece bir ev satın alabilmek... güzel olurdu.

Dilbilgisi

Just to be able to ... would be nice yapısı

“Just to be able to buy a house” mastar öbeği, “would be nice” bölümünün öznesidir. Memnuniyet kaynağı olarak evin kendisini değil, bir şeyi yapabilme durumunu gösterir. “Would be nice”, durum henüz gerçek olmadığı için dileği ihtiyatlı ve ölçülü gösterir. Konuşmacı “would be” demeye başlar, duraklar ve sonra aynı sözleri tekrarlar; bu, konuşmada normal bir yeniden başlama durumudur, ikinci bir dil bilgisi yapısı değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, henüz gerçekleşmemiş ölçülü bir dileği anlatmak için mastar öbeğini özne olarak kullanır?

  1. I took one day off because it was nice.
  2. I will definitely take one day off.
  3. Just to be able to take one day off would be nice.
Cevabı göster

Just to be able to take one day off would be nice.

A plane.

2:15

Bir uçak.

But are money, cars, a bag, and a plane

2:17

Peki ama para, arabalar, bir çanta ve bir uçak

really what would make the good people of Brighton happy?

2:21

Brighton'ın iyi insanlarını gerçekten mutlu eden şeyler mi?

Or might the secret of true happiness be a little more surprising?

2:24

Yoksa gerçek mutluluğun sırrı biraz daha şaşırtıcı olabilir mi?

A 60-second guide to happiness.

2:29

60 saniyede mutluluk rehberi.

The belief that we have a right to happiness is a very modern idea,

2:32

Mutluluğa hakkımız olduğu inancı çok modern bir fikirdir,

like Segways or selfies.

2:35

Segway'ler veya selfieler gibi.

But no one can agree what makes us happy.

2:37

Ancak bizi neyin mutlu ettiği konusunda kimse hemfikir olamıyor.

Many think that material wealth will do the trick. Deyimler

2:39

Birçoğu maddi zenginliğin işe yarayacağını düşünüyor.

Deyimler

do the trick: yeterince etkili olmak

Do the trick, “gereken sonucu ortaya çıkaracak kadar iyi çalışmak” anlamına gelen bir deyimdir. Burada insanlar maddi zenginliğin istedikleri sonucu getirmeye yeterli olacağına inanır. Bu ifade sihir, aldatma veya numara yapmaya değil, etkililiğe ya da yeterliliğe odaklanır. Mükemmel olmasa bile işe yarayan basit bir çözümü anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi “sorunu çözmeye yeterli olmak” anlamındaki deyimle tamamlayın: The screen is frozen, but a quick restart should ____.

Cevabı göster

do the trick

But as societies become richer, they tend to become more miserable. Dilbilgisi

2:42

Fakat toplumlar zenginleştikçe daha mutsuz olma eğilimine giriyorlar.

Dilbilgisi

As societies become richer ... they tend to: bağlantılı eğilimleri temkinli anlatmak

Burada as, birlikte gelişen iki değişimi anlatır: toplumlar zenginleşirken mutsuzluk artar. Anlamı, bu değişim gerçekleşirken demektir; because gibi bir neden veya in the same way as gibi benzerlik bildirmez. Tend to, ikinci değişimi istisnasız bir kural değil, genel bir eğilim olarak sunar. As X changes, Y tends to change kalıbı, istisnalara yer bırakarak bağlantılı eğilimleri anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi As ... tend to kalıbıyla tamamlayın: ____ online services become easier to use, more people ____ rely on them.

Cevabı göster

As · tend to

The ancient Greeks had very different concepts of happiness Kelime

2:45

Antik Yunanlıların,

to our ideas based on what we own or how we feel.

2:47

sahip olduklarımıza veya nasıl hissettiğimize dayanan fikirlerimizden çok farklı mutluluk kavramları vardı.

Kelime

Different concepts ... to our ideas: Britanya İngilizcesinde different to

Britanya İngilizcesinde different to, karşılaştırılan diğer unsuru tanıtabilir. Bu ifade, Antik Yunanların mutluluk anlayışlarının modern fikirlerle uyuşmadığını belirtir; to, karşılaştırmanın iki tarafını birbirine bağlar ve hareket ya da yön göstermez. Karşılaştırılan iki isim öbeği concepts of happiness ve our ideas ifadeleridir. Sonraki based on what we own or how we feel bölümü our ideas ifadesini açıklar. Yeniden kullanılabilir kalıp A is different to B şeklindedir.

Alıştırma

Örnekte vurgulanan Britanya İngilizcesine ait different to karşılaştırma kalıbını hangi cümle kullanıyor?

  1. My approach is different to yours.
  2. My approach is different than yours.
  3. My approach is different from yours.
Cevabı göster

My approach is different to yours.

Aristotle defined happiness as eudaimonia, Kültür

2:50

Aristoteles mutluluğu eudaimonia olarak tanımlamıştır,

a state achieved by living a virtuous life and doing good things.

2:52

erdemli bir hayat yaşayarak ve iyi şeyler yaparak ulaşılan bir durum.

Kültür

Aristoteles mutluluğu eudaimonia olarak tanımladı

Eudaimonia, genellikle “mutluluk” diye çevrilen eski bir Yunan düşüncesidir; ancak burada bütün bir yaşam boyunca iyi yaşamak ve gelişip serpilmek anlamına gelir. Yalnızca hoş bir duygu değildir. Aristoteles’in etiğinde bu tür mutluluk, erdem geliştirmekten ve iyi davranmaktan doğar. Ardından gelen “a state achieved by living a virtuous life and doing good things” açıklayıcı eşleme ifadesi, bu cümleyi anlamak için gereken anlamı verir.

Alıştırma

Cümledeki eudaimonia kavramını en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Hoş veya hoş olmayan herhangi bir güçlü duygu
  2. Kısa bir haz anı
  3. Erdem ve iyi davranışlarla şekillenen gelişmiş bir yaşam
Cevabı göster

Erdem ve iyi davranışlarla şekillenen gelişmiş bir yaşam

While the Stoics believed that true happiness comes from not expecting very much.

2:55

Stoacılar ise gerçek mutluluğun çok fazla şey beklememekten geldiğine inanıyorlardı.

Then in the 20th century,

2:59

Sonra 20. yüzyılda,

happiness became all about how we feel, not what we do. Anlatım akışı

3:01

mutluluk tamamen ne yaptığımızla değil, nasıl hissettiğimizle ilgili hale geldi.

Anlatım akışı

Nasıl hissettiğimizle ilgili, ne yaptığımızla değil

“all about X, not Y” kalıbı X’i ön plana çıkarır, Y’yi ise arka plana iter. Burada daha yeni mutluluk anlayışının temel odağını davranışların aksine duygular olarak sunar. “All about” genellikle matematiksel anlamda mutlak olmaktan çok vurgulayıcıdır. Karmaşık bir değişimi açık bir karşıtlığa sıkıştırdığı için cümle güçlü ve akılda kalıcı olur.

Alıştırma

Cümleyi vurgulu “all about X, not Y” kalıbıyla tamamlayın: The campaign is ____ real action, not empty promises.

Cevabı göster

all about

And when chemists discovered that the feeling of happiness can be stimulated by amphetamines,

3:03

Ve kimyagerler mutluluk hissinin amfetaminlerle uyarılabileceğini keşfettiğinde,

a billion-dollar industry was born. Deyimler

3:07

milyar dolarlık bir endüstri doğdu.

Deyimler

Bir sektörün ortaya çıkışını anlatan a billion-dollar industry was born mecazı

Bu cümlede was born, sektörü kişileştirir. Keşfin yeni bir ticari alanın ortaya çıkmasına yol açtığını anlatır; kelimenin gerçek anlamıyla bir doğum yoktur. Billion-dollar, industry sözcüğünden önce gelen, kısa çizgili bir birleşik sıfattır. Tek bir milyar dolarlık satışı değil, toplam değeri ya da ticari ölçeği milyarlarca dolarla ölçülen bir sektörü anlatır.

Alıştırma

Örnekteki “a billion-dollar industry was born” ne anlama geliyor?

  1. Milyar dolarlık bir iş anlaşması sırasında bir bebek doğdu.
  2. Bir şirket tam olarak bir milyar dolara satıldı.
  3. Çok büyük yeni bir iş sektörü ortaya çıktı.
Cevabı göster

Çok büyük yeni bir iş sektörü ortaya çıktı.

Now, happy pills like Adderall and antidepressants like Prozac

3:09

Şimdi Adderall gibi mutluluk hapları ve Prozac gibi antidepresanlar

are taken by hundreds of millions of people every day.

3:12

her gün yüz milyonlarca insan tarafından alınıyor.

But do they actually make us happy?

3:15

Peki ama bizi gerçekten mutlu ediyorlar mı?

The Auschwitz survivor Viktor Frankl echoed the ancient Greeks, Kültür

3:17

Auschwitz'ten sağ kurtulan Viktor Frankl, Antik Yunanlıları yankılayarak,

saying that happiness is served by selfless acts.

3:20

mutluluğa özverili eylemlerle ulaşıldığını söylemiştir.

Kültür

The Auschwitz survivor Viktor Frankl tanıtımının önemi

Bu isim öbeği Viktor Frankl’ı hayatının belirleyici bir yönüyle tanıtır: Holokost sırasında Nazi toplama ve imha kampları kompleksi olan Auschwitz’deki tutukluluğundan sağ çıktı. Buradaki survivor, yalnızca o yerden gelen birini değil, bu zulüm ve tutukluluğu yaşayıp hayatta kalan kişiyi anlatır. Frankl, anlam ve sorumluluk üzerine yazılarıyla tanınan Avusturyalı bir psikiyatristti. Onu bu şekilde tanıtmak iddiasına özel bir ağırlık kazandırır: aşırı acılara dayanmış biri, özverili davranışların mutluluğu desteklediğini söylemektedir.

Alıştırma

Cümle neden “The Auschwitz survivor Viktor Frankl” tanıtımını kullanıyor?

  1. Auschwitz’in kendi isteğiyle yaşamayı seçtiği sıradan bir kasaba olduğunu söylemek için.
  2. Mutluluğa ilişkin görüşünün aşırı acılara dayanmış birinden geldiğini vurgulamak için.
  3. Antik Yunanların mutluluk düşüncesini onun icat ettiğini öne sürmek için.
Cevabı göster

Mutluluğa ilişkin görüşünün aşırı acılara dayanmış birinden geldiğini vurgulamak için.

The more you pursue happiness, the less likely it is to come to you. Dilbilgisi

3:22

Mutluluğun peşinden ne kadar koşarsanız, size gelme ihtimali o kadar azalır.

Dilbilgisi

The more..., the less likely...: ne kadar çok..., o kadar az olası...

The more..., the less... iki değişimi birbirine bağlayan karşılaştırmalı bir yapıdır. İlk durum arttıkça ikinci durumun azaldığını gösterir. Bu cümlede mutluluğu daha çok takip etmek, onun doğal biçimde gelme olasılığının azalmasıyla ilişkilendirilir. Less, likely sözcüğünü niteler; dolayısıyla anlamı “daha az olası”dır, “daha az miktarda mutluluk” değildir. Come to you ifadesi mutluluğu kendiliğinden gelebilen bir şey gibi göstererek cümledeki paradoksu güçlendirir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki eşleşen karşılaştırma yapısıyla tamamlayın: ____ you rush through the job, ____ likely you are to notice mistakes.

Cevabı göster

The more · the less

So, is happiness something we can all find if we just stop looking for it so hard?

3:26

Yani, onu bu kadar zor aramayı bırakırsak, mutluluk hepimizin bulabileceği bir şey mi?

What does our happiness expert, Jessica, think?

3:33

Peki mutluluk uzmanımız Jessica ne düşünüyor?

Because I have health problems,

3:36

Sağlık sorunlarım olduğu için,

I've had to learn to find happiness when my body is trying to bring me down.

3:38

bedenim beni alt etmeye çalışırken mutluluğu bulmayı öğrenmek zorunda kaldım.

As such, I've developed a pretty unique perspective Anlatım akışı

3:43

Bu nedenle, bizi gerçekte neyin mutlu ettiği konusunda

on what actually makes us happy.

3:45

oldukça benzersiz bir bakış açısı geliştirdim.

Anlatım akışı

As such,: “bu durum nedeniyle” anlamı

Burada As such, “bu durum nedeniyle” veya “dolayısıyla” anlamına gelir. Biraz önce anlatılan deneyime gönderme yapar ve konuşanın bakış açısını bu deneyimin sonucu olarak sunar. Cümlenin başında virgülle kullanılan As such, bilgiyi önce dayanak, sonra sonuç biçiminde düzenler. Önceki cümledeki tek bir isme değil, durumun tamamına gönderme yapar.

Alıştırma

The trail is closed because of flooding. Sonucu resmî ve düzenli biçimde en iyi hangi başlangıç tanıtır? ____ we will take another route.

  1. As such,
  2. As if
  3. Such as
Cevabı göster

As such,

And thus I present my seven secrets of happiness.

3:48

Ve işte benim yedi mutluluk sırrım.

Connection.

3:55

Bağ kurmak.

Human connection is the most vital path to happiness.

3:56

İnsanla kurulan bağ, mutluluğa giden en hayati yoldur.

Those moments when we open up and share our mushy, vulnerable insides Notlar

4:00

İçimizi döktüğümüz, yumuşak, savunmasız iç dünyamızı

with someone else's mushy, vulnerable insides.

4:04

bir başkasının yumuşak, savunmasız iç dünyasıyla paylaştığımız o anlar.

Öbek fiiller

open up: gerçekten hissettiklerini paylaşmak

Burada open up, kişisel düşünce veya duyguları saklamayı bırakıp bunları dürüstçe paylaşmaya başlamak demektir. Ardından gelen share our ... insides sözleri, fiziksel bir nesnenin açılmasından değil, duygusal ve incinebilir yanların paylaşılmasından bahsedildiğini gösterir. Yaygın kalıplar open up to someone ve open up about something şeklindedir. Bu ifade çoğu zaman kişinin kendini korumaya aldığı bir durumdan başka birine güvenmeye geçmesini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi open up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamla: After weeks of silence, Nina finally ____ to her aunt about why she was upset.

Cevabı göster

opened up

Deyimler

mushy, vulnerable insides: duygular için eğlenceli bir benzetme

mushy, vulnerable insides ifadesi, bir kişinin yumuşak, kolay incinebilen duyguları ve özel iç dünyası için kullanılan eğlenceli bir benzetmedir. Mushy yumuşaklığı veya çok duygusal olmayı, vulnerable incinmeye açık olmayı anlatır; insides ise iç dünyayı komik bir fiziksel görüntüye dönüştürür. Bilerek biraz tuhaf seçilen bu görüntü, karşılıklı duygusal dürüstlüğü daha az ciddi gösterir. İki kişi için de aynı görüntü kullanıldığı için incinebilirliğin paylaşılan bir şey olduğunu da anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede mushy, vulnerable insides ne anlama geliyor?

  1. İnsanların yumuşak, kolay incinebilen özel duyguları
  2. İnsanların kendinden emin biçimde açıkladığı görüşler
  3. Yenmeyecek kadar yumuşamış yiyecek
  4. İnsanların bir yaralanma sonrasındaki iç organları
Cevabı göster

İnsanların yumuşak, kolay incinebilen özel duyguları

Appreciation.

4:12

Takdir etmek.

Living with a disability and chronic illness,

4:14

Bir engellilik ve kronik bir hastalıkla yaşarken,

I've had many, many horrible days when things have gone badly wrong

4:16

işlerin ters gittiği,

and I've ended up in hospital in excruciating pain and the edge of dying. Notlar

4:20

hastanede dayanılmaz acılar içinde ve ölümün eşiğinde olduğum pek çok korkunç gün yaşadım.

Öbek fiiller

ended up in hospital: planlanmamış bir nihai sonuç

Bu cümlede ended up in hospital, olaylar çok kötü gittikten sonra konuşanın sonunda hastaneye yatmak zorunda kaldığını anlatır. End up, çoğu zaman planlanmamış veya istenmemiş olan bir sürecin nihai sonucuna odaklanır. End up'tan sonra yer belirten bir ifade, sıfat ya da -ing biçimi gelebilir: end up at home, end up alone veya end up waiting. Buradaki geçmiş zaman biçimi ended up'tır.

Alıştırma

Planlanmamış bir sonucu göstermek için cümleyi end up'ın geçmiş zamanıyla tamamlayın: After our car broke down, we ____ staying overnight in a small town.

Cevabı göster

ended up

Kalıp ifadeler

excruciating pain: neredeyse dayanılmaz ağrı

Excruciating pain, son derece şiddetli ve neredeyse dayanılması imkânsız olan ağrı demektir. Bu cümlede, konuşanın durumunun sıradan bir ağrı veya rahatsızlıktan çok daha ağır olduğunu gösterir. Excruciating çok güçlü bir sıfattır. Ağrının kendisini ya da ciddi biçimde acı veren başka bir deneyimi anlatabilir; burada doğrudan pain sözcüğünü niteler.

Alıştırma

Cümleyi neredeyse dayanılmaz bir ağrı anlamındaki iki sözcüklü eşdizimle tamamlayın: The patient arrived at the emergency room in ____.

Cevabı göster

excruciating pain

But that's not today,

4:24

Fakat bugün öyle bir gün değil,

and that's really important to remember and to celebrate the amazing things about today,

4:26

ve bunu hatırlamak ve bugünün harika şeylerini kutlamak gerçekten çok önemli,

both big and small,

4:31

büyük ve küçük her şeyi,

even if that's something as little as just having your favorite drink. Dilbilgisi

4:33

en sevdiğiniz içeceği içmek gibi küçük bir şey olsa bile.

Dilbilgisi

even if that's something as little as: en küçük ölçekte bir örnek

Even if bir ödünleme ilişkisi kurar: Konuşan kişi kutlanmaya değer şeyin çok küçük görünebileceğini kabul eder, ancak ana iddia yine de geçerliliğini korur. Something as little as ölçeğin en altındaki bir örneği sunar. Burada little, içeceğin miktarını değil olayın öneminin veya boyutunun küçük olmasını anlatır. Bu ifadeler birlikte, çok küçük olumlu anları da iddianın kapsamına alır.

Alıştırma

En küçük ölçekte bir örnek sunmak için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: You can celebrate a success, ____ answering one email.

Cevabı göster

even if that's something as little as

Acceptance.

4:38

Kabul etmek.

I accept my limitations because by setting a limit, Anlatım akışı

4:40

Sınırlarımı kabul ediyorum çünkü bir sınır koyarak,

I also set myself free within that framework that I've created.

4:42

kendi yarattığım o çerçevenin içinde kendimi de özgür kılıyorum.

Anlatım akışı

by setting a limit ... set myself free: paralel yapı ve paradoks

Baştaki by + -ing yapısı ilk eylemi sonucu üreten araç olarak düzenler: Bir sınır koymak, özgür hissetme sonucuna götürür. Set fiilinin tekrarı set a limit / set myself free biçiminde paralel bir yapı oluştururken karşıt limit ve free düşünceleri sonucu şaşırtıcı gösterir. Also bu bağlantıyı güçlendirir. Ardından gelen within that framework, bunun her türlü sınırdan kurtulmak değil, bir sınırın içinde seçim yapma özgürlüğü olduğunu açıklar.

Alıştırma

Hangi cümle, bir sınırın özgürlük için alan yarattığını göstermek üzere by + -ing ile başlayan bir yapı ve paralel set ifadeleri kullanır?

  1. Without setting a stopping time, I am free because there are no limits at all.
  2. By setting a clear stopping time, I also set myself free to enjoy the evening.
  3. I set a stopping time, although it prevents me from choosing what to do.
Cevabı göster

By setting a clear stopping time, I also set myself free to enjoy the evening.

Small pleasures.

4:50

Küçük zevkler.

Happiness might come all in a rush from a big development, Kalıp ifadeler

4:52

Mutluluk büyük bir gelişmeden bir anda gelebilir,

but it's sweeter when it builds from tiny drops within your day. Deyimler

4:55

ancak gün içindeki minik damlalardan biriktiğinde çok daha tatlıdır.

Kalıp ifadeler

all in a rush: mutluluğun bir anda güçlüce gelmesi

All in a rush, mutluluğun aniden ve yoğun bir dalga halinde gelmesini anlatır. Buradaki all, duygunun bir arada geldiği fikrini güçlendirir; rush ise bir insanın acele etmesini değil, hızlı bir akışı anlatır. Bu ifade duyguların, haberlerin, işlerin veya olayların kısa sürede hızlı ve toplu biçimde ortaya çıkmasını da anlatabilir. Bu cümlede büyük bir gelişme, ani bir mutluluk dalgası yaratabilir.

Alıştırma

Bu cümlede all in a rush ne anlama gelir: Happiness might come all in a rush from a big development?

  1. Mutluluk birçok küçük andan yavaş yavaş büyür
  2. Mutluluk aniden ve güçlü bir dalga halinde gelir
  3. Bir kişi bir yere yetişmek için acele eder
Cevabı göster

Mutluluk aniden ve güçlü bir dalga halinde gelir

Deyimler

builds from tiny drops: küçük anlardan büyüyen mutluluk

Builds from tiny drops, mutluluğu birçok küçük katkıyı biriktirerek büyüyen bir şey olarak sunar. Builds burada yavaş yavaş güçlenmek veya büyümek demektir; tiny drops ise gerçek sıvı değil, küçük güzel anlar için kullanılan bir mecazdır. From, büyümenin kaynağını gösterir: Bu cümlede günlük küçük mutluluklar zamanla birikerek daha derin bir duyguya dönüşebilir.

Alıştırma

Bu cümlede builds from tiny drops mutluluk hakkında ne anlatıyor: It's sweeter when it builds from tiny drops within your day?

  1. Mutluluk büyük bir olaydan sonra bir anda gelir
  2. Mutluluk fiziksel bir nesne inşa edilerek oluşturulur
  3. Mutluluk zaman içinde birçok küçük andan büyür
Cevabı göster

Mutluluk zaman içinde birçok küçük andan büyür

Whether that's a warm bath, Anlatım akışı

4:59

İster sıcak bir banyo olsun,

a beautiful dress,

5:00

güzel bir elbise,

a good night's sleep.

5:01

iyi bir gece uykusu.

Anlatım akışı

Whether that's: olası örnekleri tanıtmak

Whether that's, hemen önce sözü edilen genel bir fikrin bir veya daha fazla olası örneğini tanıtır. Burada daha önceki küçük keyifler fikrini sıcak bir banyo, güzel bir elbise ve iyi bir gece uykusu örnekleriyle bağlar. Konuşmada veya sunumlarda Whether that's ..., tam bir whether A or B yan cümlesi kurmak yerine örnekleri sıralayan bir devam ifadesi olarak kullanılabilir. Yaklaşık olarak “örneğin bu ... olabilir” anlamına gelir ve soyut bir fikirden somut durumlara geçiş sağlar.

Alıştırma

Birden fazla olası örneği doğal biçimde tanıtan ifadeyle cümleyi tamamlayın: "A short break can help, ____ a walk outside, a quiet song, or a glass of water."

  1. because that's
  2. unless that's
  3. whether that's
Cevabı göster

whether that's

Thanks, Tilly.

5:04

Teşekkürler, Tilly.

Love doesn't have to be grand and obvious, Dilbilgisi

5:08

Sevginin görkemli ve bariz olması,

involve a ring and marriage.

5:11

yüzük ve evlilik içermesi gerekmez.

It can also be the simple kindness from one human to another.

5:13

İnsandan insana yapılan basit bir nezaket de olabilir.

Dilbilgisi

doesn't have to: zorunluluk yok, yasak değil

Doesn't have to, bir şeyin gerekli veya zorunlu olmadığını belirtir. Bu cümlede sevgi büyük olabilir ve bir yüzük ile evlilik içerebilir, ancak başka biçimlere de sahip olabilir. Yapı özne + doesn't have to + fiilin yalın hâlidir. Bir gerekliliği kaldırır; eylemi veya durumu yasaklamaz.

Alıştırma

"The gift doesn't have to be expensive" cümlesi ne anlama gelir?

  1. Hediye kesinlikle pahalı olacaktır.
  2. Hediyenin pahalı olmasına izin verilmez.
  3. Hediyenin pahalı olması gerekli değildir.
Cevabı göster

Hediyenin pahalı olması gerekli değildir.

By showing other people love, we show ourselves love, too. Dilbilgisi

5:17

Başkalarına sevgi göstererek, kendimize de sevgi göstermiş oluruz.

Dilbilgisi

By showing ... we show: yöntem ve paralel anlam

By + -ing biçimi, bir sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi anlatır. Bu cümlede By showing other people love yöntemi, we show ourselves love, too ise sonucu belirtir. Show someone love, birine sevgi ve ilgi göstermek anlamına gelen çift nesneli bir yapıdır. other people ile ourselves arasındaki paralellik, başkalarına gösterilen özen ile öz bakımı birbirine bağlar; too ise kendini sevmenin ek bir sonuç olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için follow fiilini by + -ing ile kullanın: ____ the instructions carefully, Mia built the model correctly.

Cevabı göster

By following

Growth.

5:21

Büyüme.

We can nourish our happiness with the love and care of personal growth. Deyimler

5:23

Mutluluğumuzu kişisel gelişimin sevgisi ve özeniyle besleyebiliriz.

Deyimler

Büyüme mecazı olarak nourish our happiness

Nourish sözcüğü gerçek anlamıyla beslemek ve sağlıklı büyümeyi desteklemek demektir. nourish our happiness ifadesinde mutluluk, düzenli özenle güçlenebilen canlı bir şeymiş gibi mecazi olarak ele alınır. Bu ifade, kısa süreli bir hazdan değil, devam eden bir süreçten söz eder. Aynı mecaz ilişkiler, özgüven, yaratıcılık ve zamanla gelişen başka şeyler için de kullanılabilir.

Alıştırma

Small daily habits nourish our confidence cümlesinde nourish ne anlama gelir?

  1. Onu fiziksel yiyecekle beslemek
  2. Zamanla büyümesine ve güçlü kalmasına yardım etmek
  3. Hızla ortadan kaybolmasını sağlamak
Cevabı göster

Zamanla büyümesine ve güçlü kalmasına yardım etmek

Every time I develop my skills and abilities,

5:26

Becerilerimi ve yeteneklerimi her geliştirdiğimde,

I feel the warmest inner glow of pride.

5:29

içimde sıcacık bir gurur pırıltısı hissediyorum.

Modest aspirations.

5:33

Mütevazı beklentiler.

I find happiness in the smallest things.

5:35

Mutluluğu en küçük şeylerde buluyorum.

My wife's smile,

5:38

Eşimin gülümsemesi,

my puppy's excitement,

5:39

köpeğimin heyecanı,

a walk on the beach at sunset.

5:40

gün batımında sahilde bir yürüyüş.

What could be happier than that? Ton ve niyet

5:42

Bundan daha mutlu edici ne olabilir ki?

Ton ve niyet

What could be happier than that?: retorik karşılaştırma

What could be happier than that? retorik bir sorudur; karşıdaki kişiden daha mutlu şeyleri sıralamasını istemez. Konuşan kişi o durumu o kadar mutlu edici gösterir ki ondan daha mutlusu olamayacağını ima eder. could be happier than that yapısı, that ifadesini ölçüt alarak olası bir karşılaştırma kurar. Beklenen cevap nothing olduğu için soru, durum için güçlü bir övgüye dönüşür.

Alıştırma

Bu cümlede What could be happier than that? sorusunun temel işlevi nedir?

  1. Konuşanın mutsuz olduğunu ima etmek
  2. Konuyu yeni bir olasılığa çevirmek
  3. Gerçek anlamda karşılaştırma yapıp cevap beklemek
  4. Durumun zaten son derece mutlu edici olduğunu vurgulamak
Cevabı göster

Durumun zaten son derece mutlu edici olduğunu vurgulamak

We all have pretty strange ideas about happiness, really, don't we? Ton ve niyet

5:46

Aslında hepimizin mutluluk hakkında oldukça tuhaf fikirleri var, öyle değil mi?

Ton ve niyet

Olumlu bir ifadede have sonrasında don't we?

don't we? olumlu bir ifade olan We all have pretty strange ideas about happiness, really cümlesine eklenen olumsuz bir soru etiketidir. Konuşan kişi esas olarak bunun doğru olup olmadığını sormaz; etiket, dinleyeni aynı fikirde olmaya davet eder. İfadenin ana fiili have olduğu için etiket do kullanır: we have ... don't we? Olumsuz etiket yargıyı yumuşatır ve onu herkesin paylaşabileceği bir insanlık gözlemi olarak sunar.

Alıştırma

Soru etiketini tamamlayın: We all have unusual ideas about success, ____?

Cevabı göster

don't we

We often strive for things that just aren't possible

5:49

Genellikle mümkün olmayan şeyler için çabalıyoruz

and then get upset when they don't happen.

5:52

ve sonra gerçekleşmediklerinde üzülüyoruz.

I believe that happiness should be like health, Anlatım akışı

5:54

Mutluluğun da tıpkı sağlık gibi olması gerektiğine inanıyorum,

something that we prioritize and acknowledge takes work. Dilbilgisi

5:57

önceliklendirdiğimiz ve emek istediğini kabul ettiğimiz bir şey.

Anlatım akışı

happiness should be like health: bir düşünceyi benzetmeyle düzenlemek

happiness should be like health ifadesinde like bir benzetme kurar. Konuşan kişi mutluluk ile sağlığın tamamen aynı olduğunu söylemez; mutluluğa nasıl yaklaşılması gerektiğini açıklamak için tanıdık bir fikir olan sağlığı kullanır. Bu karşılaştırma, ardından gelen bilgilerin düzenleyici merkezi olur: ikisine de öncelik verilmeli ve ikisi de emek ister. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp X should be like Y şeklindedir; ardından karşılaştırmayı anlamlı kılan ortak özellikler verilir.

Alıştırma

happiness should be like health karşılaştırması, konuşan kişinin ne yapmasına yardımcı oluyor?

  1. Mutluluk ile sağlığın tamamen aynı şey olduğunu iddia etmek.
  2. Mutluluk sağlayan bir tıbbi tedaviyi anlatmak.
  3. Mutluluğun da sağlık gibi düzenli ilgi ve emeği hak ettiğini açıklamak.
Cevabı göster

Mutluluğun da sağlık gibi düzenli ilgi ve emeği hak ettiğini açıklamak.

Dilbilgisi

something that we prioritize and acknowledge takes work: gizli yan cümle yapısı

that sözcüğü, something sözcüğünü açıklayan bir ilgi cümleciğini başlatır. Bu ismi we prioritize it düşüncesine bağlar. Aynı something, acknowledge sonrasındaki düşüncenin öznesi olarak da anlaşılır: we acknowledge (that) it takes work. acknowledge sonrasındaki yan cümleyi başlatan that düşürülmüştür; bu İngilizcede yaygındır. Bu nedenle we, prioritize ve acknowledge fiillerinin öznesidir. Takes, iç içe geçmiş it takes work cümleciğine aittir; prioritize ve acknowledge ile sıralanan üçüncü bir fiil değildir.

Alıştırma

Hangi cümle something that we prioritize and acknowledge takes work ifadesinin gizli yapısını en iyi gösterir?

  1. We acknowledge the importance of happiness, and we prioritize our work.
  2. We prioritize happiness, and we acknowledge that happiness takes work.
  3. We prioritize happiness, and we acknowledge our own effort.
Cevabı göster

We prioritize happiness, and we acknowledge that happiness takes work.

We've all been dealt different cards in life, Deyimler

6:00

Hayatta hepimize farklı kartlar dağıtıldı,

Deyimler

been dealt different cards in life: hayatta farklı kartların dağıtılması

Burada been dealt different cards in life, iskambil oyunlarından gelen bir benzetmedir. “Kartlar”; fırsatlar, sağlık ve zorluklar gibi insanların seçmeden sahip olduğu yaşam koşullarıdır. different, bu koşulların herkes için aynı olmadığını vurgular. Edilgen yapı been dealt, kartları kimin dağıttığına değil, her kişinin ne aldığına odaklanır. Daha genel olarak be dealt certain cards in life, kişinin kontrolü dışındaki koşullarla hayata başlaması veya bu koşullarla karşılaşması demektir.

Alıştırma

Bu cümlede been dealt different cards in life ne anlama geliyor?

  1. İnsanlar seçmedikleri farklı yaşam koşullarına sahip olur.
  2. İnsanlar hayatta oynamak için farklı oyunlar seçer.
  3. İnsanlar sahip oldukları kartları karşılaştırmalıdır.
Cevabı göster

İnsanlar seçmedikleri farklı yaşam koşullarına sahip olur.

but only through acceptance of our misfortunes and what we're missing Dilbilgisi

6:03

ancak sadece talihsizliklerimizi ve eksiklerimizi kabul ederek

can we truly see the beautiful things that we do have in life. Dilbilgisi

6:08

hayatta sahip olduğumuz o güzel şeyleri gerçekten görebiliriz.

Dilbilgisi

Only through ... can we truly see: ancak ... yoluyla gerçekten görebiliriz

only ile başlayan bir ifade gerekli koşulu veya yöntemi belirtiyor ve cümlenin başına geliyorsa İngilizcede ana cümlede özne ile yardımcı fiilin yeri değişir. Bu nedenle we can truly see değil, can we truly see denir. Kalıp şöyledir: Only through + isim veya -ing yapısı + yardımcı fiil/modal + özne + ana fiil. only through ifadesini başa almak güçlü bir vurgu yaratır: Talihsizliği ve eksik olanı kabullenmek, iyi olanı görebilmenin gerekli yolu olarak sunulur.

Alıştırma

Cümleyi doğru biçimde tamamlamak için can / we / improve sözcüklerini sıralayın: Only through patient practice ____.

Cevabı göster

can we improve

Dilbilgisi

we do have ifadesindeki vurgulu do

Olumlu we do have cümleciğinde do, have fiilini vurgular. Temel gerçek we have ile aynıdır; ancak do, iyi şeylerin gözden kaçmış olsalar bile gerçekten var olduğunu daha güçlü biçimde belirtir. Bu vurgulu do, bir beklentiyi düzeltmeye veya karşıtlığı belirginleştirmeye yarar. Zamanı ve özneyle uyumu yardımcı fiil taşır, bu nedenle ana fiil yalın kalır: we do have, she does have ve we did have.

Alıştırma

Olumlu gerçeği güçlü biçimde doğrulayan vurgulu yardımcı fiille cümleyi tamamlayın: Even after the delay, we ____ have time to finish safely.

Cevabı göster

do

And goodness, isn't that lovely?

6:12

Ve aman Tanrım, bu çok hoş değil mi?

So that's my list of what makes me really, genuinely happy.

6:14

İşte beni gerçekten, içtenlikle mutlu eden şeylerin listesi bu.

But my challenge to you is to think about what that is in your own life,

6:19

Fakat sana meydan okumam, kendi hayatında bunun ne olduğunu düşünmen

and then to live it. Kelime

6:23

ve sonra onu yaşamandır.

Kelime

Live it: bir düşünceyi hayata geçirmek

to live it ifadesinde live geçişli bir fiildir ve doğrudan it nesnesini alır. Buradaki it, kişinin kendi hayatında bulduğu cevaba veya yol gösteren düşünceye gönderme yapar. İfade, bu düşünceyi yalnızca düşünüp konuşmak yerine gerçek davranışların bir parçası hâline getirmek demektir. Bu kullanım your values, your dream veya your beliefs gibi nesnelerle sık görülür. To live something, onu seçimleriniz ve yaşam biçiminiz aracılığıyla gerçeğe dönüştürmek anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle ilkeyi uygulamaya koymak anlamına gelir?

  1. If honesty is your principle, live it even when telling the truth is hard.
  2. If honesty is your principle, live with it even when telling the truth is hard.
  3. If honesty is your principle, live in it even when telling the truth is hard.
Cevabı göster

If honesty is your principle, live it even when telling the truth is hard.

If you'd like to see more in this series,

6:25

Bu serinin devamını görmek isterseniz,

subscribe to the School of Life channel.

6:27

The School of Life kanalına abone olun.