Afganistan: Taliban Neden Yenilemiyor?: İngilizce çalışma notları
The Economist
Video özeti: Bu haber, Amerika'nın Afganistan'daki savaşının neden çözümsüz kaldığını; işgal, Taliban'ın güçlenmesi, başarısız müzakereler ve çekilme riskiyle açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “mired in conflict” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: çamura saplanma imgesinin uzun süreli şiddeti ve kalıcı krizleri nasıl anlattığını kavrayın. 2. “What they do have is local legitimacy.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: what yan cümlesi ile vurgulu do'nun olumsuz ifadeleri düzelterek gerçek avantajı nasıl öne çıkardığını tanıyın. 3. “cobbled together” — Öbek fiiller: aceleyle kurulmuş bir anlaşmaya yöneltilen eleştiriyi anlayın ve bunu müzakereyle oluşmuş kalıcı uzlaşmadan ayırın.
Bu derste
Afghanistan is the longest war in American history. Dilbilgisi
0:00Afganistan, Amerikan tarihinin en uzun savaşıdır.
the longest war in American history: the + superlative + noun + in kalıbı
the + superlative adjective + noun kalıbı, belirtilen bir kapsam içinde bir özelliğin en yüksek ya da en düşük derecesine sahip olan şeyi gösterir. Buradaki the longest war, fiziksel olarak en uzun olan değil, en uzun süre devam eden savaş anlamına gelir. in American history ifadesi karşılaştırmanın kapsamını belirler. Aynı kalıp, the tallest building in the city veya the busiest day in the year örneklerinde olduğu gibi rekorları ve sıralamaları anlatmak için de kullanılır.
Alıştırma
long kelimesinin üstünlük biçimini ve route ismini kullanarak cümleyi tam dört kelimeyle tamamlayın: A park guide says this route holds the distance record. This is ____ the park.
Cevabı göster
the longest route in
After the terrorist attacks on September 11th, 2001,
0:0411 Eylül 2001'deki terör saldırılarından sonra,
the hardline Islamist group that ruled over Afghanistan,
0:12Afganistan'ı yöneten sertlik yanlısı İslamcı grup,
had sheltered: daha önceki bir geçmiş olay için past perfect
Had sheltered, past perfect yapısındadır: had + past participle. Barındırma eylemini başka bir geçmiş olaydan veya geçmişteki bir referans noktasından önceye yerleştirir. Bu cümlede grup, daha sonra söz edilen işgalden önce el-Kaide’yi barındırmıştı. Past perfect, geçmişteki bir noktadan daha geriye bakar; eylemin günümüze kadar sürdüğünü ifade etmez. Bu yapı, daha önce olan olay daha sonra anlatılsa bile olayların sırasını takip etmeye yardımcı olur.
Alıştırma
destroy fiilinin past perfect biçimini kullanarak cümleyi tam iki kelimeyle tamamlayın: By the time the inspectors arrived, the company ____ the records.
Cevabı göster
had destroyed
Nearly 20 years later, ile zamanda ileri atlama
Nearly 20 years later, zaman çizgisini daha önceki bir olaydan yaklaşık yirmi yıl sonraki bir noktaya taşır. Nearly, sürenin yirmi yıla yakın olduğunu, ancak tam olarak yirmi yıl olmak zorunda olmadığını belirtir. Bu zaman ifadesi cümlenin başında ve ardından virgül gelecek şekilde kullanıldığında sonraki sonucu zaman bakımından çerçeveler. Belgesel, rapor veya hikâyelerde uzun bir dönemi hızla atlamayı sağlar ve önceki eylem ile sonraki sonuç arasındaki karşıtlığı çoğu zaman daha belirgin hâle getirir.
Alıştırma
Hangi cümle nearly ... later kullanarak önceki bir olaydan sonraki bir sonuca ilerler?
- In 2022, the theater was thriving; nearly ten years earlier, it had reopened after renovation.
- The old theater remained closed for nearly ten years before it reopened.
- The old theater closed in 2012; nearly ten years later, it reopened.
Cevabı göster
The old theater closed in 2012; nearly ten years later, it reopened.
And the war is showing no signs of slowing down. Kalıp ifadeler
0:28Ve savaş yavaşlama belirtisi göstermiyor.
showing no signs of slowing down: yavaşlama belirtisi göstermemek
Show no signs of doing something, bir eylemin veya değişimin başlamış olduğunu gösteren görünür bir kanıt bulunmadığı anlamına gelir. Burada slowing down, yoğunluğun veya etkinliğin azalması demektir; dolayısıyla cümle savaşın ivme kaybediyor gibi görünmediğini belirtir. Yapı show + no signs of + isim veya -ing biçimidir. Gelecek hakkında kesin bir tahminde bulunmak yerine mevcut kanıtların ne gösterdiğini aktarır.
Alıştırma
Cümleyi “yavaşladığına dair hiçbir belirti olmadan devam etmek” anlamındaki altı sözcüklük ifadeyle tamamlayın: Online orders are ____.
Cevabı göster
showing no signs of slowing down
what has made America's war in Afghanistan unwinnable? Anlatım akışı
0:41Amerika'nın Afganistan'daki savaşını kazanılamaz kılan şey nedir?
Soru biçiminde tez olarak What has made ... unwinnable?
Burada What has made ... unwinnable?, önceki kanıtları analizin merkezindeki neden sorusuna dönüştürür. Yalnızca dinleyiciden hemen bir yanıt istemez; sonraki bölümün neyi açıklayacağını, yani unwinnable olarak nitelenen sonucu hangi etkenlerin doğurduğunu gösterir. Bu, soru biçiminde bir tezdir. Bir sorun veya sonuç sunulduktan sonra what has made + isim + sıfat yapısı, tartışmayı kanıtlardan nedenlere taşır ve savın yönünü netleştirir.
Alıştırma
Analitik bir konuşmada konuşmacı, bir politikanın başarısız olduğuna ilişkin kanıtları sıraladıktan sonra “What has made the policy so difficult to change?” diye soruyor. Bu sorunun temel işlevi nedir?
- İlgisiz bir konuya geçmek
- Konuşmanın bundan sonra açıklayacağı nedeni çerçevelemek
- Devam etmeden önce tek kelimelik bir yanıt istemek
Cevabı göster
Konuşmanın bundan sonra açıklayacağı nedeni çerçevelemek
Afghanistan has been mired in conflict for over 40 years. Deyimler
0:52Afganistan 40 yılı aşkın süredir çatışma batağına saplanmış durumda.
mired in conflict: çatışmaya derinden saplanmış olmak
mired in conflict ifadesinde mired mecaz anlamda kullanılır. Mire, içinde ilerlemenin zor olduğu derin ve ıslak zemin demektir; dolayısıyla ifade, Afganistan’ı süregelen çatışmalara saplanmış ve bunlardan kolayca çıkamayan bir durumda gösterir. be mired in + isim kalıbı, ciddi ve zor bir duruma derinden karışmış veya sıkışmış olmayı anlatır. Genellikle durumun devam ettiğini ve ilerlemenin ya da kurtulmanın zor olduğunu birlikte ima eder.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak mired in ifadesiyle tamamlayın: After years of court battles, the project is ____ legal disputes.
Cevabı göster
mired in
the Soviet Union invaded the country to support the Afghan communist regime.
0:58Sovyetler Birliği, Afgan komünist rejimini desteklemek için ülkeyi işgal etti.
America funded Mujahideen rebels to fight the Soviet forces
1:05Amerika, Sovyet güçleriyle savaşmaları için Mücahit isyancıları finanse etti,
In response, — Bir olayı tepkiye bağlamak
In response, ardından gelen eylemi daha önceki bir olaya verilen tepki olarak sunar. Bu cümlede Amerika'nın finansman sağlamasının, daha önce sözü edilen Sovyet işgaline karşı bir tepki olduğunu; yalnızca zaman bakımından daha sonra gerçekleşmediğini gösterir. Cümlenin başında kullanılıp ardından virgül getirildiğinde olay ile tepki arasında açık bir bağ kurar. Tepkiyi tetikleyen olayın daha önce belirtildiği haberlerde, raporlarda ve tartışmacı metinlerde kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle okulun eylemini şikâyetlere verilen bir tepki olarak açıkça sunar?
- Meanwhile, the school added a second bus.
- In response, the school added a second bus.
- Afterward, the school added a second bus.
Cevabı göster
In response, the school added a second bus.
proxy war — Yerel güçler üzerinden dolaylı çatışma
Vekâlet savaşı, dış güçlerin birbirleriyle kapsamlı ve doğrudan bir savaşa girmek yerine yerel devletleri veya silahlı grupları destekleyerek daha büyük bir rekabeti dolaylı biçimde yürüttüğü çatışmadır. Burada Amerika'nın Mücahitlere verdiği destek, ABD-Sovyet rekabetinin dolaylı bir parçası olarak sunulmaktadır. Proxy, uluslararası siyaset alanındaki kalıplaşmış bir terimin parçası olarak war sözcüğünü niteler. Burada internet proxy'si ya da yalnızca başkası adına hareket eden herhangi bir kişi anlamına gelmez.
Alıştırma
Rakip güçlerin yerel kuvvetleri destekleyerek dolaylı biçimde rekabet ettiği çatışmayı ifade eden iki sözcüklü uluslararası ilişkiler terimiyle cümleyi tamamlayın: The country became the site of a ____.
Cevabı göster
proxy war
which sparked years of infighting among tribal warlords. Kalıp ifadeler
1:17bu da aşiret savaş ağaları arasında yıllarca sürecek iç çatışmaları ateşledi.
yıllarca süren iç çatışmaları tetikledi
Burada sparked, kelimenin gerçek anlamıyla ateş yakmak değil, “başlangıcını tetiklemek” demektir. Geri çekilme, daha uzun bir çatışma zincirini harekete geçiren olay olarak sunulur. Infighting, aynı geniş grubun içindeki kişiler veya hizipler arasındaki çatışmadır. Dolayısıyla sparked years of infighting, uzun süreli bir iç çatışmayı tetiklediği anlamına gelir.
Alıştırma
Örnekte sparked years of infighting ne anlama geliyor?
- Aynı geniş grubun içinde uzun bir çatışma dönemini tetikledi.
- Karşıt gruplar arasındaki çatışmayı hemen sona erdirdi.
- Kelimenin gerçek anlamıyla yıllarca süren bir yangın başlattı.
Cevabı göster
Aynı geniş grubun içinde uzun bir çatışma dönemini tetikledi.
The chaos created fertile ground for the Taliban to grab power, Notlar
1:22Kaos, Taliban'ın gücü ele geçirmesi için verimli bir zemin yarattı,
elverişli bir zemin yarattı
Created fertile ground bir mecazdır: iyi toprağın bitkilerin büyümesine yardım etmesi gibi, bir durum da başka bir gelişmenin büyümesini veya yayılmasını kolaylaştırabilir. Burada kaos, Taliban'ın iktidarı ele geçirmesi için elverişli koşullar oluşturdu; elverişli sözü sonucun ahlaki değerini değil, koşulları tanımlar. Yaygın kalıp create fertile ground for + isim veya -ing biçimidir. fertile ground for + kişi ya da şey + to do something kalıbı da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “koşulları elverişli hâle getirdi” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Weak oversight ____ for fraud to spread.
Cevabı göster
created fertile ground
grab power: iktidarı ani veya zorlayıcı biçimde ele geçirmek
Bu cümlede grab power, bir hükümetin kontrolünü hızlı ve zorlayıcı biçimde ele geçirmek anlamına gelir. Grab sözcüğü ani ve saldırgan bir hareket duygusu kattığı için burada gerçek anlamıyla kullanılmaz. Bu ifade çoğunlukla bir grubun düzenli ve geniş çapta kabul gören bir süreçle yetki kazanmak yerine kargaşadan veya zayıflıktan yararlandığını düşündürür. Bu değerlendirme, ifadeyi yönetime gelmeyi tamamen tarafsız biçimde anlatan sözlerden daha güçlü kılar.
Alıştırma
Ani ve saldırgan bir kontrol ele geçirme eylemini vurgulayan haberi en iyi hangi ifade tamamlar? The militia exploited the collapse of the state to ____.
- take power
- come to power
- grab power
Cevabı göster
grab power
and established themselves as the government in much of the country. Kalıp ifadeler
1:31ve ülkenin büyük bölümünde kendilerini hükümet olarak kurdular.
established themselves as: tanınan bir rol edinmek
Bu cümlede established themselves as the government, ülkenin büyük bölümünde hükümet konumunu elde edip sürdürdükleri anlamına gelir. Dönüşlülük zamiri themselves çoğul özneye gönderme yapar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp establish oneself as + rol veya kimlik şeklindedir. Kişinin o rolde istikrarlı, tanınmış ya da fiilen işleyen bir konum elde etmesini anlatır. Genellikle bir şeyi kurmak veya oluşturmak anlamına gelen establish + nesne yapısından farklıdır.
Alıştırma
Cümleyi özneyle uyumlu establish oneself as biçimiyle tamamlayın: After years of reliable service, the company ____ a trusted supplier.
Cevabı göster
established itself as
But neither military reinforcement nor peace talks have ended the fighting. Dilbilgisi
1:43Ancak ne askeri takviye ne de barış görüşmeleri çatışmayı bitiremedi.
neither military reinforcement nor peace talks: iki alternatifi de olumsuzlama
Neither A nor B, eş görevli iki ad öbeğini de aynı olumsuzluğun kapsamına alır: askerî takviye çatışmaları sona erdirmemiştir, barış görüşmeleri de sona erdirmemiştir. Dinleyiciden ikisi arasında seçim yapmasını istemez. Burada neither ... nor yapısının tamamı have ended fiilinin öznesidir. Dengeli biçim iki olası çözümü birbirine bağlar ve ikisinin de belirtilen sonucu üretmediğini vurgular.
Alıştırma
İki yöntemin de başarısız olduğunu belirten ikili bağlaçla cümleyi tamamlayın: ____ stricter rules ____ extra training solved the problem.
Cevabı göster
Neither · nor
every president in their own way has tried to win the war in Afghanistan.
1:50her başkan kendi yöntemiyle Afganistan'daki savaşı kazanmaya çalıştı.
They've put troops in ... they've taken troops out: paralel karşıtlık
İki cümlecik aynı kalıbı tekrarlar: They've + geçmiş zaman ortacı + troops + yön sözcüğü. Bu, eylemleri karşılaştırmayı kolaylaştırır; put ve taken sözcükleri de in ve out ile birlikte zıt yönleri anlatır. Bağlamda tekrarlanan they've, daha önce adı geçen ABD başkanlarının kararlarını tek ve özlü bir kalıpta toplar. Paralel karşıtlık, daha uzun bir politika değişiklikleri tarihini sıkıştırır: putting troops in askerleri ilgili bölgeye konuşlandırmak, taking them out ise geri çekmek anlamına gelir.
Alıştırma
Değişen bir politikayı paralel ve zıt eylemlerle en açık biçimde özetleyen cümle hangisidir?
- The school has lengthened the lunch break; it has shortened the lunch break.
- The lunch break is popular with many students.
- The school discussed the lunch break after the meeting.
Cevabı göster
The school has lengthened the lunch break; it has shortened the lunch break.
None of them have really managed to fundamentally change the course of the war itself. Deyimler
1:56Ancak hiçbirisi savaşın gidişatını temelde değiştirmeyi gerçekten başaramadı.
change the course of the war: savaşın gidişatını değiştirmek
change the course of the war ifadesinde course, gelişmekte olan bir olayın izlediği yönü veya seyri anlatır. Bu ifade, savaşın yalnızca bir ayrıntısını değiştirmek değil, onu temelden farklı bir yönde ilerletmek demektir. Buradaki course, “ders” ya da gerçek bir yol anlamında değildir. Aktarılabilir kalıp change the course of + olay veya süreç şeklindedir ve genel gidişattaki değişimi vurgular. Yalnızca change demekten daha güçlü ve daha belirgindir.
Alıştırma
Cümleyi change ve course ile kurulan hedef ifadeyle tamamlayın: One invention could ____ modern medicine.
Cevabı göster
change the course of
events in Iraq have now reached the final days of decision.
2:04Irak'taki olaylar artık son karar günlerine ulaştı.
My fellow citizens: halka yönelik resmî hitap
My fellow citizens, ulusal bir liderin halka aynı yurttaşlık topluluğunun üyeleri olarak seslenirken kullandığı resmî bir hitaptır. Fellow burada aynı gruba ait olmak demektir; erkek bir yoldaş ya da araştırmacı anlamına gelmez. Bu ifade, konuşmacıyı ve dinleyicileri aynı ulusun üyeleri olarak konumlandırır. Ciddi ve kapsayıcı bir açılış yaratır ve ana mesaj başlamadan önce bunun halka açık siyasi bir konuşma olduğunu gösterir.
Alıştırma
Bu kullanımı değerlendirin: Bir öğrenci tek bir sınıf arkadaşına "My fellow citizens, can you send me the homework?" diye yazıyor. Bu gündelik bağlamda bu başlangıcın ciddi biçimde kullanılması doğal mıdır?
- Hayır, aşırı resmî ya da alaycı duyulur.
- Evet, doğal bir kullanımdır.
Cevabı göster
Hayır, aşırı resmî ya da alaycı duyulur.
President George W. Bush pulled resources away from Afghanistan to focus on his war in Iraq. Kalıp ifadeler
2:08Başkan George W. Bush, Irak'taki savaşına odaklanmak için Afganistan'dan kaynakları çekti.
pulled resources away from: kaynakları ...den çekmek
Bu cümlede pulled resources away from, insanları, parayı, ekipmanı veya dikkati başka bir yere yönlendirerek Afganistan'a kalan desteği azaltmak anlamına gelir. İfade, desteği kaybeden yere odaklanır; ardından gelen to focus on bölümü yeni önceliği gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp pull + resources + away from + kaynak biçimindedir. Genellikle bir tercih yapılmasını anlatır: Bir önceliğe verilen destek azaltılarak başka bir öncelik güçlendirilir.
Alıştırma
Bir alandaki sınırlı desteği başka yöne aktarmak anlamına gelen hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The company had to ____ the training programme to handle the emergency.
Cevabı göster
pull resources away from
In one of the most difficult decisions that I've made as president, Dilbilgisi
2:15Başkan olarak aldığım en zor kararlardan birinde,
one of the most difficult decisions that I've made as president: başkan olarak verdiğim en zor kararlardan biri
One of the most difficult decisions, tek bir kararı konuşanın en yüksek zorluk düzeyindeki kararlar grubuna yerleştirir; bunun tek ve en zor karar olduğunu mutlaka iddia etmez. one of the most ifadesinden sonra sayılabilen isim çoğul olur: decisions. That I've made as president, karşılaştırılan kararları konuşanın başkanlık görevi sırasında konuşma anına kadar verdiği kararlarla sınırlar. I've made, present perfect yapıdadır. Baştaki In, bütün isim öbeğini ardından gelen ana cümle için bir çerçeveye dönüştürür; bu nedenle bu altyazı satırı bir giriş bölümüdür, tam bir cümle değildir.
Alıştırma
Hangi cümle bu kararın onun kariyerindeki en zor kararlar grubuna ait olduğunu doğru biçimde anlatır?
- It was one of the most difficult decision that she has made in her career.
- It was the most difficult decisions that she has made in her career.
- It was one of the most difficult decisions that she has made in her career.
Cevabı göster
It was one of the most difficult decisions that she has made in her career.
I ordered an additional 30,000 American troops into Afghanistan.
2:19Afganistan'a 30.000 ek Amerikan askeri gönderilmesi emrini verdim.
President Barack Obama put huge amounts of troops into Afghanistan
2:23Başkan Barack Obama Afganistan'a büyük miktarda asker gönderdi,
to try and knock the Taliban into a deal to try and win the war there. Notlar
2:27Taliban'ı bir anlaşmaya zorlamak ve oradaki savaşı kazanmaya çalışmak için.
Gündelik bir çaba için try and + fiilin yalın biçimi
Gündelik konuşmada try and + fiilin yalın biçimi çoğu zaman try to + fiilin yalın biçimiyle aynı anlama gelir: bir şeyi yapmaya çalışmak. to try and knock... ifadesinde konuşmacı zorlamaya çalışmak anlamını verir; and sözcüğü ayrı bir ikinci eylem başlatmaz. Bu yapı, to sonrasında olduğu gibi try yalın biçimdeyken özellikle yaygındır. Dinlerken try and knock ifadesini önce denemek, ardından knock eylemini yapmak şeklinde değil, tek bir çaba yapısı olarak anlayın.
Alıştırma
Resmî bir raporda bir çabayı ifade etmenin en güvenli yolu hangi cümledir?
- We will try and reach an agreement.
- We will try reaching an agreement.
- We will try to reach an agreement.
Cevabı göster
We will try to reach an agreement.
Baskı mecazı olarak knock the Taliban into a deal
Buradaki knock güçlü bir mecazdır. knock the Taliban into a deal ifadesi, Taliban'ı bir anlaşmayı kabul etmeye yöneltmek için özellikle askerî olmak üzere yoğun baskı uygulamak anlamına gelir. Gerçek anlamda fiziksel olarak vurmayı anlatmaz. into yapısı bir konum veya durum değişimini gösterir: direnişin anlaşmaya dönüşmesi amaçlanır. Bu, asker göndermenin hedeflenen sonucu olduğu için ifade bir anlaşmaya gerçekten varıldığını söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede knock the Taliban into a deal ne anlama geliyor?
- Bir anlaşma imzalandıktan sonra Taliban üyelerine fiziksel olarak vurmak.
- Taliban'ı hiçbir baskı uygulamadan bir anlaşmayı görüşmeye davet etmek.
- Taliban'ı bir anlaşmayı kabul etmeye yöneltmek için yoğun baskı uygulamak.
Cevabı göster
Taliban'ı bir anlaşmayı kabul etmeye yöneltmek için yoğun baskı uygulamak.
And the American presence hasn't been all bad. Ton ve niyet
2:32Ve Amerikan varlığının tamamı kötü olmadı.
hasn't been all bad: sınırlı bir olumlu ödün
hasn't been all bad ifadesinde not ... all olumsuz yargıyı sınırlar. Konuşmacı Amerikan varlığının bazı yararlar sağladığını kabul ederken ciddi zarar veya başarısızlıkların da bulunabileceğini açık bırakır. Bu, ölçülü bir ödün vermedir; genel olarak olumlu bir hüküm değildir. Yapıyı “bazı iyi yanları vardı” şeklinde anlayın, “tamamı iyiydi” şeklinde değil.
Alıştırma
Hangi cümle tartışmalı bir politikanın bazı yararları olduğunu sınırlı biçimde kabul ederken genel olarak iyi olduğunu söylemez?
- The policy hasn't been all bad.
- The policy has been all bad.
- The policy has been good.
Cevabı göster
The policy hasn't been all bad.
there's no real sense in which much of that can survive Dilbilgisi
2:40Amerikalıların ayrıldığı ve fonların kuruduğu dönemin ötesinde
beyond the period in which the Americans leave and the funds dry up. Öbek fiiller
2:44bunların çoğunun hayatta kalabileceğine dair gerçek bir güvence yok.
For all the good they've done: ödünleyici for all kullanımı
For all + isim öbeği, despite all anlamına gelen ödünleyici bir giriş yapısıdır. İyi yönlerin gerçek olduğunu önce kabul eder; “bütün bu iyilikler amacıyla” anlamına gelmez. Ardından gelen ana cümle, kabul edilen iyi yönlerin geçersiz kılmadığı bir sonuç verir. Bu yapı, karşıt bir eleştiri veya sınırlama getirmeden önce konuşmacının dengeli görünmesini sağlar.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ödünleyici yapıyla tamamlayın: ____ the progress we've made, the plan still has serious flaws.
Cevabı göster
For all
there's no real sense in which: bir iddiayı güçlü biçimde reddetmek
Bu cümlede there's no real sense in which çok güçlü bir olumsuz yargı ortaya koyar. Hiçbir makul yorumun veya ilgili bakış açısının sonraki iddiayı doğru kılmadığını belirtir: destek sona erdikten sonra ilerlemelerin büyük bölümü gerçekçi olarak devam edemez. Buradaki sense, görme veya işitme gibi fiziksel bir duyu değil, “durumu anlama veya çerçeveleme biçimi” demektir. Yapı there is no (real) sense in which + yan cümle şeklindedir ve bir şeyin yalnızca olamayacağını söylemek yerine, bir iddianın dayanağını sorgulamak için kullanılır.
Alıştırma
Cümlede vurgulanan ifadeye en uygun açıklama hangisidir?
- Hiçbir makul yorum sonraki iddiayı doğru kılmaz.
- Konuşan kişi ne olacağını fiziksel olarak algılayamaz.
- Sonraki iddia özel bir anlamda doğrudur.
- Herhangi bir yargıya varmadan önce daha fazla kanıt gerekir.
Cevabı göster
Hiçbir makul yorum sonraki iddiayı doğru kılmaz.
funds dry up: finansman akışının durması
Burada dry up geçişsiz bir öbek fiildir. Fonlar dry up olduğunda, sağlanmakta veya kullanıma sunulmakta olan para gelmeyi bırakır. Bu durum çoğu zaman yavaş yavaş gerçekleşir veya kaynağın sona ermesinden kaynaklanır. Bu ifade paranın fiziksel olarak kuruduğu anlamına gelmez. Aynı imge, bir şey üretmeyi bırakan kaynaklar için de kullanılır: funding, orders, opportunities veya information dry up olabilir.
Alıştırma
Cümleyi dry up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the main sponsor left, funding ____ within months.
Cevabı göster
dried up
That's because the Taliban are now in control of more of Afghanistan since 2001.
2:49Bunun nedeni, Taliban'ın şu anda 2001'den bu yana Afganistan'ın daha fazla bir kısmını kontrol ediyor olmasıdır.
almost 18% of all Afghan districts are under Taliban control, Kalıp ifadeler
2:56tüm Afgan bölgelerinin neredeyse %18'i Taliban'ın kontrolünde,
under Taliban control: Taliban kontrolü altında
Under Taliban control, Taliban'ın bu ilçeler üzerinde yetki sahibi olduğu ve orada ne olacağını büyük ölçüde belirleyebildiği anlamına gelir. Under burada fiziksel bir konumu değil, bir güç ilişkisini anlatır. Başka bağlamlara aktarılabilecek kalıp under + kontrol eden taraf + control biçimindedir: bir bölge, kuruluş veya sistem under government control, under military control ya da under central control olabilir.
Alıştırma
Ordunun köprüyü kontrol ettiğini under + kontrol eden taraf + control kalıbıyla anlatan cümle hangisidir?
- The bridge is below the military.
- The military is in control of the bridge.
- The bridge is under military control.
Cevabı göster
The bridge is under military control.
How have they been able to extend their power? Anlatım akışı
3:04Güçlerini nasıl genişletebildiler?
How have they been able to extend their power?: Güçlerini nasıl genişletebildiler?
Bu soru bir geçiş işlevi görür: güçlerinin arttığı gerçeğinden, bu artışı mümkün kılan nedenlere yönelir. Buradaki How, fiziksel adımları değil, sonucu mümkün kılan etkenleri veya nedenleri sorar. How has/have + özne + been able to + fiil? kalıbı, dikkat çekici bir sonuç daha önce verilmişse ve sonraki bölüm bu sonucu açıklayacaksa kullanışlıdır.
Alıştırma
Bir rapor önce “The school cut its energy use by 40%.” diyor. Bu sonucun nedenlerini açıklayan bir bölümü en iyi hangi soru başlatır?
- Can the school reduce its energy use?
- How much energy does the school use?
- How has the school been able to reduce its energy use so much?
Cevabı göster
How has the school been able to reduce its energy use so much?
They don't have warplanes or tanks or advanced equipment.
3:10Savaş uçakları, tankları veya gelişmiş ekipmanları yok.
What they do have is ...: vurgulu odak yapısı
What + yan cümle + be kalıbı, be fiilinden sonraki bilgiyi odak noktası yapar. Burada local legitimacy, diğer güç türleri reddedildikten sonra onların gerçekten sahip olduğu önemli unsur olarak öne çıkarılır. Buradaki do yardımcı fiili yapmak anlamına gelmez. do have içinde, sahip olmanın gerçek olduğunu vurgular ve önceki izlenimi düzeltir: askerî kaynakları olmayabilir, ancak yerel kabul görmüşlükleri gerçekten vardır. Local legitimacy, bölgedeki insanlar tarafından haklı veya meşru görülmek demektir; otomatik olarak hukuken tamamen meşru olmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Odaklama kalıbını ve vurgulu do kullanımını kullanarak karşıtlığı tamamlayın: They have no expensive equipment. ____ local knowledge.
Cevabı göster
What they do have is
that their version of swift Islamic justice is more legitimate than the corrupt Afghan government. Dilbilgisi
3:18kendi hızlı İslami adalet versiyonlarının yozlaşmış Afgan hükümetinden daha meşru olduğuna ikna ettiler.
more legitimate than: meşruiyeti karşılaştırma
more + sıfat + than yapısı, birçok uzun sıfatın karşılaştırma biçimini oluşturur. More legitimate than, bir kişinin, kurumun, eylemin veya iddianın karşılaştırılan unsurdan daha fazla meşruiyete sahip olduğunun düşünüldüğünü belirtir. Buradaki legitimate yalnızca hukuken yasal olmayı değil, haklı veya kabul edilebilir görülmeyi anlatır. Bu cümledeki karşılaştırma aktarılan bir iddianın içindedir; dolayısıyla anlatıcının bunu kesin olarak onayladığını değil, başkalarının sahip olduğu veya benimsemeye yönlendirildiği bir görüşü sunar.
Alıştırma
legitimate sıfatının karşılaştırma yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: Many residents see the local council as ____ the distant agency.
Cevabı göster
more legitimate than
And they've been propped up by neighboring Pakistan. Öbek fiiller
3:26Ve komşu Pakistan tarafından desteklendiler.
be propped up by: dış destekle ayakta tutulmak
Bu cümlede be propped up by, “birinin desteği sayesinde işleyişini veya gücünü korumak” anlamına gelir. Edilgen yapı, desteği alan daha zayıf tarafa odaklanır ve by sözcüğünden sonra Pakistan’ı desteğin kaynağı olarak gösterir. Prop up, kelime anlamıyla bir nesneyi belirli bir konumda desteklemek olabilir. Ancak siyasi ve ekonomik haberlerde çoğunlukla, aksi hâlde zayıflayabilecek veya başarısız olabilecek bir hükûmeti, kuruluşu, fiyatı ya da sistemi ayakta tutmak anlamına gelir. Destek mali, siyasi veya askerî olabilir.
Alıştırma
Cümleyi “dış destek sayesinde faaliyetini sürdürmek” anlamındaki hedef edilgen ifadeyle tamamlayın: The airline was ____ emergency government loans.
Cevabı göster
propped up by
which helped form the Taliban in the early 1990s,
3:321990'ların başında Taliban'ın kurulmasına yardım eden ülkenin,
was too committed to helping their Islamist allies survive. Dilbilgisi
3:36İslamcı müttefiklerinin hayatta kalmasına yardım etmeye kendini fazla adadığını söyleyecektir.
be committed to helping: ilgeç olan to + -ing
committed to helping ifadesinde to, “kendini bir şeye adamak” anlamındaki sabit be committed to kalıbının parçasıdır. Buradaki to, mastar işareti değil bir ilgeçtir. Bir fiil ilgeçten sonra geldiği için -ing biçimini alır: be committed to helping. Aynı kalıp bir isimle de kullanılabilir: be committed to the plan. Tam ifade olan too committed to helping içinde too, bağlılığın derecesinin aşırı görüldüğünü belirtir.
Alıştırma
Cümleyi be committed to’dan sonra reduce fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The team is committed to ____ waste.
Cevabı göster
reducing
They sheltered the Taliban leadership in Pakistan.
3:39Taliban liderliğini Pakistan'da barındırdılar.
They gave arms and weapons to the Taliban to help them gain support in Afghanistan. Kalıp ifadeler
3:42Afganistan'da destek kazanmalarına yardımcı olmak için Taliban'a silah ve teçhizat verdiler.
gain support: Daha fazla destek kazanmak
gain support ifadesinde gain “elde etmek veya artırmak”, support ise kişi ya da grupların onayı, desteği veya yardımı anlamına gelir. Burada Taliban'ın Afganistan'da daha geniş bir destek kazandığı anlatılır; Taliban'ın başka birine destek verdiği söylenmez. Bir fikir, öneri, kampanya, kuruluş veya kişi daha fazla destek çekmeye başladığında gain support kullanılır. İfade, az destekten daha fazla desteğe geçişi vurgular.
Alıştırma
“The proposal began to gain support after the public meeting,” cümlesinde gain support ne anlama gelir?
- Öneri başka insanlara yardım sağlamaya başlar.
- Daha fazla insan öneriyi onaylamaya veya desteklemeye başlar.
- Öneri tek bir ödeme alır.
Cevabı göster
Daha fazla insan öneriyi onaylamaya veya desteklemeye başlar.
90% of the world's heroin comes from Afghanistan,
3:49Dünyadaki eroinin %90'ı Afganistan'dan geliyor,
and this is a strong source of funding for the Taliban. Kalıp ifadeler
3:53ve bu, Taliban için güçlü bir finansman kaynağıdır.
a strong source of funding: Önemli bir para kaynağı
a strong source of funding ifadesindeki source of funding, bir kuruluşun, projenin veya faaliyetin giderlerini karşılayacak parayı sağlayan şey demektir. Strong burada mecazidir: kaynağın fiziksel olarak güçlü olduğunu değil, büyük veya önemli olduğunu anlatır. Burada this, eroin ticaretine gönderme yapar ve bunu Taliban için önemli bir para akışı olarak gösterir. a source of funding for + grup veya faaliyet yapısı; yardım kuruluşları, şirketler, araştırmalar, kampanyalar ve kamu programları hakkında konuşurken de yaygındır.
Alıştırma
“Ticket sales are a strong source of funding for the community theater,” cümlesinde a strong source of funding ne anlama gelir?
- Tiyatroya büyük veya önemli miktarda para sağlarlar.
- Tiyatro binasını fiziksel olarak daha güçlü hâle getirirler.
- Tiyatronun yaptığı tek seferlik bir satın almadırlar.
Cevabı göster
Tiyatroya büyük veya önemli miktarda para sağlarlar.
Opium has been a big part of the war has been a part of the conflict economy.
3:57Afyon, savaşın büyük bir parçası ve çatışma ekonomisinin bir parçası olmuştur.
making the Taliban one of the wealthiest armed non-state groups in the world. Notlar
4:03bu da Taliban'ı dünyanın en zengin silahlı devlet dışı gruplarından biri yapıyor.
making the Taliban one of ...: sonuç bildiren bir -ing yan cümlesi
Burada making, önceki durumun tamamının sonucunu belirtir: kârlar Taliban'ın finansmanına yardımcı olur ve bu finansman grubu en varlıklı gruplardan biri hâline getirir. Birinin Taliban'ı gerçek anlamda yarattığı ya da ürettiği anlamına gelmez. Kalıp make + nesne + isim tamamlayıcısıdır: make the Taliban one of the wealthiest armed non-state groups in the world. -ing sonuç yan cümlesi “and this makes ...” düşüncesini aynı cümle içinde sıkıştırır; bu yapı resmî açıklamalarda yaygındır.
Alıştırma
Sonuç bildirmek için cümleyi make fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The final vote gave Maya a clear majority, ____ her the new team captain.
Cevabı göster
making
armed non-state groups: güvenlik ve uluslararası ilişkiler terimi
Armed non-state group, silahlı ve örgütlü olduğu hâlde bir devletin resmî silahlı kuvvetlerinin parçası olmayan gruptur. Bu cümlede ifade, Taliban'ı yalnızca siyasi amaçları olup olmamasına göre değil, devletle ilişkisine göre sınıflandırır. Non-state; güçsüz, siyasetten uzak veya topraksız demek değildir. Böyle bir grup toprak kontrol edebilir veya hükûmete benzer bazı görevleri yerine getirebilir, ancak yine de bir devletin resmî ordusu olmayabilir.
Alıştırma
Hangi açıklama armed non-state group ifadesine en uygun tanımdır?
- Silahlı ve örgütlü olduğu hâlde bir devletin resmî silahlı kuvvetlerinin parçası olmayan bir grup
- Kendi ülkesi dışında faaliyet gösteren her askerî birlik
- Bir hükûmetten bağımsız çalışan herhangi bir yardım kuruluşu
Cevabı göster
Silahlı ve örgütlü olduğu hâlde bir devletin resmî silahlı kuvvetlerinin parçası olmayan bir grup
Efforts to destroy the opium crop effectively destroyed the livelihoods of farmers
4:08Afyon mahsulünü yok etme çabaları, çiftçilerin geçim kaynaklarını etkili bir şekilde yok etti
and in some cases made them more sympathetic to the Taliban. Dilbilgisi
4:13ve bazı durumlarda onları Taliban'a daha sempatik hale getirdi.
And more hostile to the government the Americans installed after 2001.
4:16Ve 2001'den sonra Amerikalıların kurduğu hükümete karşı daha düşmanca hale getirdi.
made them more sympathetic to: make + nesne + karşılaştırmalı sıfat
made them more sympathetic to the Taliban ifadesinde made, make fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve make + nesne + sıfat öbeği kalıbında kullanılır. Them çiftçileri, more sympathetic to the Taliban ise nesne tümlecini ifade eder; çiftçilerin geçim kaynaklarını kaybetmesi sonucunda tutumlarının nasıl değiştiğini açıklar. Burada bir siyasi grupla kullanılan sympathetic to, o gruba karşı daha anlayışlı, olumlu veya destekleyici olmak demektir. More önceki tutuma kıyasla bir değişim gösterir; çiftçilerin Taliban’a katıldığını veya onunla tamamen aynı fikirde olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi make fiilinin geçmiş zaman biçimini ve more sympathetic to ifadesini aynen kullanarak tamamlayın: After the committee explained how jobs would be protected, the new information ____ local voters ____ the plan.
Cevabı göster
made · more sympathetic to
run by an overly powerful president who didn't pay attention to the ethnic, Kalıp ifadeler
4:28bunu ülkenin etnik,
social heterogeneity of the country. Kelime
4:33ve sosyal heterojenliğine dikkat etmeyen aşırı güçlü bir başkanın yönettiğini.
overly centralized ... overly powerful: aşırı dereceyi ifade etmek
Overly, “makul veya kabul edilebilir olandan daha yüksek derecede” anlamına gelir. Centralized ve powerful sözcüklerini nitelediği için her iki tanım da eleştiri içerir. Very dereceyi artırırdı, ancak bu derecenin sorun olduğunu kendiliğinden belirtmezdi. Overly sözcüğünün iki paralel sıfat öbeğinde tekrarlanması, devletin yapısı ile başkanın gücünü aynı eleştirinin iki görünümü olarak birbirine bağlar: güç gereğinden fazla yoğunlaşmıştır.
Alıştırma
Her iki özellik için de kendi başına “makul olandan daha fazla” anlamına gelen zarfı kullanan cümle hangisidir?
- The report is overly detailed and overly technical for a general audience.
- The report is extremely detailed and extremely technical for a general audience.
- The report is very detailed and very technical for a general audience.
Cevabı göster
The report is overly detailed and overly technical for a general audience.
pay attention to: dikkat etmek
pay attention to ifadesinde pay, para ödemek anlamına gelmez. İfadenin bütünü, birine veya bir şeye bilinçli biçimde odaklanmak ya da onu dikkate almak demektir. Buradaki didn't pay attention to, başkanın ülkenin etnik, kabilesel ve toplumsal farklılıklarını hesaba katmadığını anlatır. Yapı pay attention to + isim, zamir veya -ing biçimidir. to bir edattır; bu nedenle ardından fiil gelirse pay attention to checking the details örneğindeki gibi -ing biçimi kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi pay ve attention ile kurulan üç sözcüklü sabit ifadeyle tamamlayın: Before you sign the form, ____ the instructions.
Cevabı göster
pay attention to
social heterogeneity: toplumsal heterojenlik
Social heterogeneity, bir toplum içinde farklı toplumsal grupların, kimliklerin, geçmişlerin veya özelliklerin bulunması demektir. Bu cümlede ülkenin çeşitli etnik, kabilesel ve toplumsal yapısını anlatır. Heterogeneity, bir şeyin birbirinden farklı parçalardan oluştuğunu belirten resmî ve soyut bir isimdir. Bileşimdeki farklılığı anlatır; tek başına eşitsizlik, çatışma veya haksız muamele anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi okuyun: The neighborhood's social heterogeneity shapes its schools and services. social heterogeneity ne anlama gelir?
- Mahallede farklı geçmişlere ve özelliklere sahip toplumsal gruplar vardır.
- Kaynaklar mahallenin sakinleri arasında adaletsiz biçimde dağıtılmaktadır.
- Mahalledeki herkes aynı toplumsal geçmişe sahiptir.
Cevabı göster
Mahallede farklı geçmişlere ve özelliklere sahip toplumsal gruplar vardır.
has ever really worked in a society like Afghanistan in recent years.
4:45son yıllarda Afganistan gibi bir toplumda gerçekten işe yaramadı.
but I think it's also the case that: daha geniş bir değerlendirme eklemek
but I think it's also the case that kalıbı, daha önce belirtilen nedenleri kabul ettikten sonra ek bir değerlendirme sunar. Buradaki but, odağı değiştirir; önceki nedenleri geçersiz kılmaz. that sözcüğünden sonra yeni önermeyi bildiren tam bir yan cümle gelir. Bu kalıp, birden fazla katmanı olan tartışmalarda bir açıklamayı kabul edip ardından daha geniş bir iddia eklemek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Örnekte vurgulanan kalıp ne yapıyor?
- Önceki nedenlerin hepsini yanlış oldukları gerekçesiyle reddeder.
- Önceki nedenleri kabul eder ve daha geniş başka bir değerlendirme ekler.
- Yeni iddiayı önceki nedenlerle ilişkilendirmeden konuyu değiştirir.
Cevabı göster
Önceki nedenleri kabul eder ve daha geniş başka bir değerlendirme ekler.
counterinsurgency campaign: ayaklanmaya karşı sürdürülen harekât
Counterinsurgency, bir hükümete veya otoriteye karşı yürütülen örgütlü silahlı ayaklanmayı, yani insurgency durumunu yenmek ya da kontrol altına almak için yapılan eylemleri ifade eder. Bir counterinsurgency campaign tek ve bağımsız bir çatışma değildir; buradaki campaign, askerî, siyasi ve bazen sivil önlemlerden oluşan sürekli ve koordineli bir dizi faaliyeti anlatır. Cümlede bu ifade, değerlendirilen büyük ölçekli ve çok sayıda asker içeren çabanın türünü belirtir. Seçim kampanyası veya reklam kampanyası anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede counterinsurgency campaign uzmanlık anlamında kullanılmıştır?
- The company began a counterinsurgency campaign to sell more phones.
- The candidate began a counterinsurgency campaign to advertise a new product.
- The government began a counterinsurgency campaign against armed rebel groups.
Cevabı göster
The government began a counterinsurgency campaign against armed rebel groups.
Is it time for ... to ...: zamanlama tartışması başlatmak
Is it time for + isim + to + fiil? kalıbı, bir eylem için doğru zamanın gelip gelmediğini sorar. Burada America, ABD hükümeti ve ordusunu temsil eder; leave ise bir yerden çıkmak değil, kuvvetlerini Afganistan'dan çekmek anlamına gelir. Söylemi düzenleyen bir soru olarak geçmiş olayların açıklanmasından bir politika kararının değerlendirilmesine geçiş yapar. Asker çekmenin zamanlamasını tartışmaya açar ve cevabı açık bırakır; ancak çekilmenin gecikmiş olduğunu da ima edebilir.
Alıştırma
Politika sorusunu dersteki dört sözcüklü başlangıçla tamamlayın: ____ the town to close the unsafe bridge?
Cevabı göster
Is it time for
President Donald Trump has been trying to strike a deal with the Taliban Kalıp ifadeler
4:53Başkan Donald Trump, Taliban ile bir anlaşma yapmaya çalışıyor,
to reduce the amount of American troops in Afghanistan.
4:57Afganistan'daki Amerikan askerlerinin sayısını azaltmak için.
Strike a deal with: anlaşmaya varmak
Strike a deal with someone, genellikle müzakereden sonra o kişi veya grupla bir anlaşmaya varıp anlaşmayı kesinleştirmek demektir. Buradaki strike deyimsel kullanılmıştır; vurmak veya saldırmak anlamına gelmez. Bu cümlede Taliban anlaşmanın diğer tarafıdır ve to reduce yan cümlesi anlaşmanın amaçlanan hedefini belirtir. Has been trying to strike devam eden bir çabayı gösterdiği için cümle anlaşmanın zaten sağlandığını söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle bir anlaşmaya başarıyla varıldığını söylüyor?
- After weeks of talks, the city made an offer to the bus company.
- After weeks of talks, the city struck a deal with the bus company.
- After weeks of talks, the city negotiated with the bus company.
Cevabı göster
After weeks of talks, the city struck a deal with the bus company.
Donald Trump kicked off the most serious negotiations Öbek fiiller
5:02Donald Trump bugüne kadarki en ciddi müzakereleri başlattı
between America and the Taliban that have ever occurred,
5:05Amerika ile Taliban arasında gerçekleşen,
kicked off: müzakereleri başlatmak
Bu cümlede kicked off, “başlattı” veya “harekete geçirdi” anlamına gelir. Trump'ın müzakereleri resmen başlattığını anlatır; fiziksel olarak bir şeyi tekmelemekten söz etmez. Kick off ayrılabilir bir öbek fiildir. Burada geçişli kullanılmıştır ve başlatılan şeyi belirten the most serious negotiations hemen arkasından gelir. Bu yapı toplantılar, kampanyalar, projeler ve diğer düzenli süreçlerle de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz, “başlattı” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The chair ____ the meeting with a short welcome.
Cevabı göster
kicked off
only to have decided to walk away at the last minute. Notlar
5:08ancak son dakikada masadan kalkmaya karar verdi.
only to have decided to walk away: beklenmedik bir sonuç
Bu cümlede only to, önceki eylemin doğurduğu beklentiyle çelişen bir sonucu anlatır. Önemli müzakereleri başlattıktan sonra verilen karar, bu müzakerelerden çekilmek olmuştur. Only, çekilmenin görüşmeleri başlatma amacı olduğu anlamına gelmez. To have decided biçimindeki perfect infinitive, kararı daha sonraki ve geriye dönük bir bakış açısından zaten tamamlanmış olarak sunar. Walk away burada mecazidir: yalnızca yürüyerek uzaklaşmak değil, müzakerelerden ayrılmak veya onları bırakmak anlamına gelir.
Alıştırma
Örnekte only to have decided to walk away ne anlatıyor?
- Çekilmek, müzakereleri başlatmanın tek amacıydı.
- Çekilme kararı, beklentiyle çelişen beklenmedik bir sonuçtu ve zaten tamamlanmış olarak sunuldu.
- Konuşmacı herhangi bir karar verilmeden önce gerçekten yürüyüp uzaklaştı.
Cevabı göster
Çekilme kararı, beklentiyle çelişen beklenmedik bir sonuçtu ve zaten tamamlanmış olarak sunuldu.
bir müzakerede walk away
Burada walk away, bir anlaşmaya varma yolunda devam etmek yerine bir müzakere veya düzenlemeden bilinçli olarak çekilmek anlamına gelir. Bir yere gerçekten yürüyerek gitmek gerekmez. Bu ifade çekilmeyi bir tercih olarak sunar: kişi katılımını durdurur ve bir anlaşmanın veya fırsatın kaybedilebileceğini kabul eder. Bu cümlede karar son anda verilir ve beklenen sonraki adımı iptal eder.
Alıştırma
Bu cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The company rejected the new terms and decided to ___ .
- walk away
- back out
- walk out
Cevabı göster
walk away
As both parties were about to meet in September 2019, Dilbilgisi
5:12Her iki taraf Eylül 2019'da buluşmak üzereyken,
a Taliban attack killed an American soldier.
5:16bir Taliban saldırısı bir Amerikan askerini öldürdü.
yaklaşan bir geçmiş olay için were about to meet
Were about to meet, be about to + fiilin yalın hâli yapısının geçmiş zaman biçimidir. Toplantının yalnızca takvimde yer aldığını değil, geçmişteki belirli bir anda çok yakında gerçekleşmesinin beklendiğini anlatır. Bu ifade, başka bir olay gelişmelerin yönünü değiştirmeden hemen önce gerçekleşmek üzere olan bir eylemi hazırlar. Geçmiş zaman biçimi were, bu yakın gelecek bakış açısını 2019 anlatısının içine yerleştirir.
Alıştırma
Hangi cümle, geçmişte çok yakında gerçekleşecek bir eylemin başka bir olayla kesildiğini en açık biçimde anlatır?
- The train was about to leave when the conductor noticed a broken door.
- The train was going to leave after the holiday.
- The train was due to leave at six the next morning.
Cevabı göster
The train was about to leave when the conductor noticed a broken door.
If America is seen to be in a rush, Kalıp ifadeler
5:25Eğer Amerika'nın acelesi varmış gibi görünürse,
be in a rush: harekete geçmek için acele ediyor görünmek
Burada be in a rush, harekete geçmek için acele ediyor görünmek veya hızlı davranma baskısı altında olmak demektir. Amerika'nın gerçekten koştuğu anlamına gelmez. Müzakerelerde aceleci görünmek, bir sonucu acilen istediğinizi açığa çıkarabilir. Karşı taraf da bekleyebilir, süreci geciktirebilir veya bu aciliyeti avantaj elde etmek için kullanabilir.
Alıştırma
Cümleyi, rush ile kurulan ve 'hızlı hareket etme baskısı altında olmak' anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: We have plenty of time, so we are not ____ to decide.
Cevabı göster
in a rush
the Taliban will simply count down the clock until everyone leaves
5:27Taliban sadece herkes gidene kadar geri sayım yapacak
and they can take over Afghanistan. Öbek fiiller
5:32ve ardından Afganistan'ı ele geçirebilecekler.
take over: kontrolü ele geçirmek
Burada take over, bir yerin kontrolünü ele geçirmek veya yönetimdeki ana güç hâline gelmek demektir. Özne Taliban'dır ve Afghanistan kontrol edeceği yerdir. Take over, kontrolün veya sorumluluğun başka birinden devralınmasını da anlatabilir: take over a company, a project, a team, or a shift. Bir şeyi gerçekten başka bir yere taşımak değil, bir öbek fiildir.
Alıştırma
Kontrol devrini anlatmak için dersteki öbek fiili kullanarak cümleyi tamamlayın: When our manager retires, Elena will ____ as manager.
Cevabı göster
take over
If and when the Trump administration and the Taliban strike a deal, Dilbilgisi
5:34Trump yönetimi ve Taliban bir anlaşmaya varırsa,
If and when: belirsizlik ve gelecekteki zaman
If and when iki düşünceyi birleştirir: if, anlaşmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin belirsiz olduğunu; when ise gerçekleşirse bunun olacağı zamanı gösterir. Bu cümlede konuşan kişi anlaşmanın kesin olduğunu öne sürmez. Bu ifade, sonrasında olabilecekleri ihtiyatlı biçimde tartışmaya devam etmeyi sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle onayı belirsiz tutarken onayın gerçekleşebileceği gelecekteki zamana da gönderme yapar?
- If the permit is approved, we will publish the schedule.
- If and when the permit is approved, we will publish the schedule.
- When the permit is approved, we will publish the schedule.
Cevabı göster
If and when the permit is approved, we will publish the schedule.
the worry is that Mr. Trump will quickly reduce troops in Afghanistan
5:39endişe edilen şey, Bay Trump'ın Afganistan'daki birlikleri
without securing lasting peace. Dilbilgisi
5:44kalıcı bir barışı güvence altına almadan hızla azaltacak olmasıdır.
without securing lasting peace: eksik sonucu gösteren without + -ing
Without + -ing biçimi, ana eylem gerçekleşirken onunla bağlantılı bir eylemin, koşulun veya sonucun eksik olduğunu gösterir. Burada askerler azaltılabilir, ancak bir güvence veya sonuç olarak kalıcı barış sağlanmamıştır. Securing, bir şeyi elde etmek veya güvence altına almak anlamındadır; barışı fiziksel olarak korumak anlamına gelmez. Bu yapı çoğu zaman bir riski ya da eksik şartı vurgular.
Alıştırma
Güvenlik incelemesi tamamlanmadığı hâlde güncellemenin yayımlandığını gösteren sözcükle cümleyi tamamlayın: The team released the update ____ completing the safety review.
Cevabı göster
without
the Americans and the international community are patient
5:49Amerikalıların ve uluslararası toplumun sabırlı olması
Siyasi haberlerde“power-sharing agreement”
“Power-sharing agreement”, rakip partilerin, toplulukların veya silahlı grupların yönetim yetkisini paylaştığı ya da birlikte kullandığı bir anlaşmayı ifade eden resmî bir siyaset terimidir. Somut düzenleme; kabine görevlerini, karar alma yetkisini, bölgesel kontrolü veya başka kurumları kapsayabilir. “Power-sharing”,“agreement”sözcüğünü niteleyen, kısa çizgili birleşik bir sıfattır. Buradaki“power”siyasi yetki anlamındadır;“sharing”ise mutlaka yüzde 50'ye 50 eşit paylaşım demek değildir.
Alıştırma
İki rakip grup, her ikisinin de kabine görevleri alması ve devletin önemli kararlarında rol oynaması konusunda anlaşır. Bu düzenlemeyi en doğru hangi terim açıklar?
- a peace agreement
- a coalition government
- a power-sharing agreement
Cevabı göster
a power-sharing agreement
that isn't cobbled together in a few months. Öbek fiiller
5:59bunun birkaç ay içinde baştan savma yapılmamasıdır.
Vurgu kalıbı olarak“What's absolutely important is that”
“What's absolutely important”, özne görevindeki bir what yan tümcesidir ve “kesinlikle önemli olan şey” anlamına gelir. Doğrudan soru değildir. Buradaki“What's”,“what is”ifadesinin kısaltmasıdır. What is important is that + yan tümce kalıbı, that yan tümcesinin tamamını odak konumuna getirir ve konuşanın temel iddiası olarak sunar.“Absolutely”değerlendirmeyi güçlendirerek önceliğin vazgeçilmez ya da özellikle acil olduğu izlenimini verir.
Alıştırma
What yan tümcesi ve“absolutely”kullanan dersteki vurgu kalıbıyla cümleyi tamamlayın: ____ every passenger has a valid passport.
Cevabı göster
What's absolutely important is that
cobbled together: alelacele bir araya getirilmiş
Cobble together, elde bulunan parça, fikir veya kaynaklarla bir şeyi hızlıca yapmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Genellikle doğaçlama yapıldığı, planlamanın zayıf olduğu veya kalitenin düzensiz olduğu izlenimini verir. Buradaki edilgen isn't cobbled together biçimi, anlaşmanın birkaç ay içinde aceleyle bir araya getirilmemesi gerektiğini anlatır. Bu ifade planlar, sistemler, argümanlar ve fiziksel nesneler için de kullanılabilir.
Alıştırma
“Elde ne varsa kullanarak bir şeyi hızlıca bir araya getirmek” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: With only one afternoon and a box of spare parts, Maya had to ____ a working radio.
Cevabı göster
cobble together
But does the Trump administration have the will to do it? Kalıp ifadeler
6:01Fakat Trump yönetiminin bunu yapma iradesi var mı?
have the will to do it?: bunu yapacak iradeye sahip olmak?
Have the will to do something yapısında will, kararlılık veya güçlü niyet anlamına gelen bir isimdir. Bu yapı, özellikle eylem zor, maliyetli veya tepki çekecek nitelikte olduğunda, birinin harekete geçmeyi sürdürmeye hazır olup olmadığını sorar. Soru, yönetimin harekete geçme yeteneğiyle ilgili değildir. it ile belirtilen eylemi sonuna kadar götürecek kadar bağlılık gösterip göstermediğini sorgular.
Alıştırma
“The council has the money and legal authority, but does it have the will to close the unsafe bridge?” cümlesinde ne sorgulanıyor?
- Gelecekte ne olacağına ilişkin tahmini
- Harekete geçmek için mali ve yasal kapasitesi
- Zor bir eylemi gerçekleştirme kararlılığı
Cevabı göster
Zor bir eylemi gerçekleştirme kararlılığı
you can find more Economist coverage on Afghanistan in the links below.
6:07aşağıdaki linklerden The Economist'in Afganistan hakkındaki diğer haberlerine ulaşabilirsiniz.
To stay tuned for more Economist films,
6:11Daha fazla The Economist filmi için takipte kalmak istiyorsanız,