Ebola Virüsü — Vücudunuz Hayatta Kalmak İçin Nasıl Savaşıyor?: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
812 kelime 166 kel/dk

Video özeti: Ebola bağışıklık hücrelerini ele geçirir, sitokin fırtınasıyla savunmayı bedene karşı çevirir; video sonra hastalıkla medya paniğini karşılaştırır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “wipe out” — Deyimsel fiiller: “silmek” değil, “tamamen yok etmek” anlamını ve ortadan kaldırmada kullanımını öğrenin. 2. “the healthier the immune system, the more damage it can do to itself.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: iki paradoksal değişimi “the..., the...” yapısıyla ilişkilendirin. 3. “The most infectious thing about Ebola is the media hype around it.” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: infectious sözcüğünün virüsten yayılan korkuya geçerek ironik sonuç kurduğunu görün.

Bu derste

What makes Ebola so dangerous? Dilbilgisi

0:00

Ebola'yı bu kadar tehlikeli yapan nedir?

Dilbilgisi

“What makes X so Y?” ile nedeni sormak

Burada what nedeni sorar ve cümlenin öznesi olarak görev yapar. Makes, make + nesne + sıfat ettirgen yapısında kullanılır; “nesnenin o durumda olmasına veya o duruma gelmesine neden olmak” demektir. Ebola nesnedir, so dangerous ise sıfat tümlecidir. What makes X so Y? kalıbını, güçlü biçimde ifade edilen bir özelliği hangi etkenlerin açıkladığını sormak için kullanın. Bu, “What does X create?” anlamına gelmez.

Alıştırma

“Bir şeyin belli bir durumda olmasına neden olmak” anlamındaki fiille ettirgen soruyu tamamlayın: What ____ this bridge so stable?

Cevabı göster

makes

How can a virus overwhelm the very complex defense system of the body

0:02

Nasıl olur da bir virüs vücudun çok karmaşık olan savunma sistemini

so quickly and so effectively? Dilbilgisi

0:06

bu kadar hızlı ve bu kadar etkili bir şekilde alt edebilir?

Dilbilgisi

“so quickly and so effectively” ile paralel vurgu

Her so, ardından gelen zarfın derecesini güçlendirir: so quickly hızı, so effectively ise eylemin amaçlanan sonuca ne kadar iyi ulaştığını vurgular. so sözcüğünün tekrarı iki özelliği paralel hâle getirir ve her birine ayrı vurgu kazandırır. Bunlar birbirine bağlanmış iki so + zarf öbeğidir; sonuç bildiren so ... that yapısı değildir. İkinci so bazen atılabilir, ancak kullanılması dengeyi ve söyleyiş gücünü daha belirgin kılar.

Alıştırma

Her iki özelliği eşit ölçüde vurgulamak için so + zarf yapısını tekrarlayın: The rescue team responded ____ calmly and ____ efficiently.

Cevabı göster

so · so

Let's take a look at what Ebola does. Kalıp ifadeler

0:09

Gelin Ebola'nın ne yaptığına bir göz atalım.

Kalıp ifadeler

Let's take a look at + bir nesne veya yan cümle

Let's take a look at ... dinleyicileri sıradaki konuyu incelemeye davet eden doğal ve kalıplaşmış bir ifadedir. Burada at ifadesinden sonra what Ebola does isim cümleciği gelir; dolayısıyla bu cümleciğin tamamı ifadenin nesnesidir. Bu ifade bir açıklamayı veya sunumu düzenlemeye de yarar: yeni bir konuya, örneğe ya da kanıta geçildiğini gösterir. Take a look, bakmak veya değerlendirmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir; take fiilinin gerçek anlamdaki kullanımı değildir.

Alıştırma

Bir sunumda sıradaki öğeyi doğal biçimde tanıtan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ the survey results.

Cevabı göster

Let's take a look at

Ebola is a virus.

0:18

Ebola bir virüstür.

A virus is a very small thing.

0:20

Virüs çok küçük bir şeydir.

A bit of RNA or DNA and a few proteins in a hull.

0:22

Bir dış kabuğun içinde biraz RNA veya DNA ve birkaç protein.

It has no ability to do anything by itself whatsoever Dilbilgisi

0:25

Tek başına hiçbir şey yapma yeteneği yoktur

Dilbilgisi

no ... anything ... whatsoever ile vurgulu olumsuzluk

no ability to do anything by itself whatsoever ifadesinde no olumsuzluğu kurar, anything bu olumsuz ortam içinde kullanılır ve whatsoever vurguyu artırır. Birlikte, en küçük ölçüde bile hiçbir yetenek bulunmadığını anlatırlar. Bu, anlamı olumluya çeviren bir çift olumsuzluk değildir. No olumsuz kapsamı belirler; anything bu kapsamdaki olası her eylemi ifade eder, cümle sonundaki whatsoever ise iddiayı güçlendirir.

Alıştırma

Hangi cümle tek başına hareket etme yeteneğinin tamamen bulunmadığını belirten tek ve güçlü bir olumsuz anlam ifade eder?

  1. It has some ability to do things by itself.
  2. It has no ability to do anything by itself whatsoever.
  3. It has the ability to do anything whatsoever.
Cevabı göster

It has no ability to do anything by itself whatsoever.

and can only survive and proliferate by infecting cells. Dilbilgisi

0:28

ve sadece hücreleri enfekte ederek hayatta kalabilir ve çoğalabilir.

Dilbilgisi

by infecting cells: yöntemi ifade etmek

Burada by infecting cells, virüsün hayatta kalmasını ve çoğalmasını sağlayan yöntemi veya mekanizmayı belirtir. by + -ing yapısı “bir şeyi yaparak” anlamına gelir. Bir yöntemi anlatırken by sonrasında bir isim veya -ing biçimi kullanın. Bu yapıda by infect gibi fiilin yalın biçimini kullanmayın.

Alıştırma

Cümleyi by ve turn off ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The office saved energy ____ unused computers at night.

Cevabı göster

by turning off

To avoid this, we have the immune system.

0:33

Bunu önlemek için bağışıklık sistemimiz var.

The immune system is super complex,

0:36

Bağışıklık sistemi son derece karmaşıktır,

so we developed a visual system that makes it easy to understand. Dilbilgisi

0:38

bu yüzden anlaşılmasını kolaylaştıran görsel bir sistem geliştirdik.

Dilbilgisi

makes it easy to understand: mastardan önceki biçimsel nesne it

makes it easy to understand yapısında make, “bir şeyin belirli bir duruma gelmesini sağlamak” anlamına gelir; it ise belirli bir şeye gönderme yapmayan biçimsel nesnedir. easy sıfatı, daha sonra to understand ile belirtilen eylemi niteler. Bir eylemi değerlendirmek için make + it + sıfat + to + fiilin yalın biçimi yapısını kullanın. Somut bir karşılığı olmasa da it sözcüğünü koruyun; makes easy to understand örneğindeki gibi it sözcüğünü atmak bu yapıda standart değildir.

Alıştırma

Cümleyi make it easy to kullanarak tamamlayın: Clear labels ____ find the right file.

Cevabı göster

make it easy to

So, it looks like this.

0:42

İşte böyle görünüyor.

Let's concentrate on the part that's critical to understanding Ebola Anlatım akışı

0:43

Ebola'yı anlamak için kritik olan kısma konsantre olalım

and ignore the rest.

0:47

ve gerisini göz ardı edelim.

Anlatım akışı

Let's concentrate on ... and ignore the rest: konunun kapsamını daraltmak

'Let's concentrate on', dinleyicinin dikkatini ardından gelen içeriğe yöneltir. 'and ignore the rest' ise diğer her şeyi mevcut kapsamın dışında bırakır. Bu iki eylem birlikte bir düzenleme işareti görevi görür: karmaşık bir konuyu bu açıklama için önemli olan kısımla sınırlar. Burada ignore, 'şimdilik bir kenara bırakmak' demektir; 'hiçbir zaman önemli olmadığına karar vermek' anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, bir tartışmanın kapsamını daraltmak için aynı ikili yapıyı kullanır?

  1. Let's stop discussing the causes completely.
  2. Let's concentrate on the two main causes and ignore the rest for now.
  3. Let's list every possible cause before choosing a topic.
Cevabı göster

Let's concentrate on the two main causes and ignore the rest for now.

So, usually dendritic cells would activate an army of antivirus cells,

0:48

Normalde dendritik hücreler antiviral hücrelerden,

support cells, and antibody factories

0:53

destek hücrelerinden ve antikor fabrikalarından oluşan bir orduyu harekete geçirir,

that work together with the guard cells,

0:55

ve bunlar muhafız hücrelerle birlikte çalışarak

wipe out the infection in a matter of days. Notlar

0:57

enfeksiyonu birkaç gün içinde yok eder.

Öbek fiiller

wipe out: tamamen ortadan kaldırmak

wipe out the infection ifadesinde wipe out, 'tamamen veya neredeyse tamamen yok etmek ya da ortadan kaldırmak' anlamına gelen geçişli bir öbek fiildir. Nesnesi the infection ifadesidir; burada bir şeyi bezle silmekten söz edilmez. Bu ifade çok güçlü bir sonuç sunar. Bağışıklık hücrelerinin enfeksiyonu yalnızca yavaşlattığını veya kontrol altında tuttuğunu değil, ortadan kaldırdığını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, enfeksiyonun yalnızca azaltılmadığını veya kontrol edilmediğini, tamamen ortadan kaldırıldığını söyler?

  1. The treatment controlled the infection.
  2. The treatment wiped out the infection.
  3. The treatment reduced the infection.
Cevabı göster

The treatment wiped out the infection.

Kalıp ifadeler

in a matter of days: “yalnızca birkaç gün içinde”

Burada in a matter of days, “yalnızca birkaç gün sonra” veya “sadece birkaç gün içinde” anlamına gelir. Matter, in a matter of + zaman dilimi kalıbının bir parçasıdır; burada “konu” veya “mesele” anlamına gelmez. Bu ifade süreyi şaşırtıcı derecede kısa gösterir ve sonucun ne kadar hızlı gerçekleşebileceğini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi “yalnızca birkaç gün sonra” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The small team rebuilt the website ____.

Cevabı göster

in a matter of days

But when Ebola strikes, Kelime

1:00

Ancak Ebola saldırdığında,

it directly attacks the immune system.

1:01

doğrudan bağışıklık sistemine saldırır.

Kelime

when Ebola strikes: strike, “aniden saldırmak” anlamında

When Ebola strikes ifadesinde strike, hastalığın aniden ortaya çıkıp ciddi bir etki yaratması anlamına gelen geçişsiz bir fiildir. Fiziksel bir vuruşu anlatmaz ve bu cümlede nesne gerektirmez. Bu kullanım olaya ani ve güçlü bir hava katar. Hastalıklar, afetler veya krizlerle ilgili haber ve anlatılarda yaygındır: when X strikes, “X aniden vurduğunda veya zarar verdiğinde” anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede strikes, “aniden saldırmak veya ciddi zarar vermek” anlamında kullanılmıştır?

  1. The factory workers strike for better pay.
  2. The clock strikes twelve at midnight.
  3. When the virus strikes, the clinic switches to its emergency plan.
Cevabı göster

When the virus strikes, the clinic switches to its emergency plan.

Some of the first cells it takes over are the dendritic cells, Öbek fiiller

1:04

Ele geçirdiği ilk hücrelerden bazıları dendritik hücrelerdir,

the brains of the immune system. Deyimler

1:08

yani bağışıklık sisteminin beyinleri.

Öbek fiiller

take over: kontrolü ele geçirmek

the cells it takes over ifadesinde take over, “kontrolü ele geçirmek” anlamına gelir. it öznesi Ebola'yı belirtir; yani Ebola hücreleri kontrol eder ve onları virüs için çalıştırır. Hücreler Ebola'nın kontrolünü ele geçirmez. cells adı ilgi cümleciğinden önce gelir: cells (that) it takes over. over sonrasında açıkça söylenmeyen nesne cells olarak anlaşılır. Bu yapı, bir kişinin veya şeyin kontrolünü ele geçirdiği başka nesneler için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “kontrolü ele geçirmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: After the malware entered the network, it began to ____ the central server.

Cevabı göster

take over

Deyimler

the brains of the immune system: işlevsel bir metafor

Dendritik hücreleri “bağışıklık sisteminin beyinleri” olarak adlandırmak bir metafordur. Bu, hücrelerin gerçekten beyin olduğu anlamına gelmez; hücrelerin rolü beynin rolüne benzetilir. İfade koordinasyon işlevini vurgular: dendritik hücreler tehlikeyi algılar ve diğer bağışıklık tepkilerinin yönlendirilmesine yardımcı olur. Herkesin anlayabileceği bilim anlatımında “X'in beyni”, genellikle daha büyük bir sistemi düzenleyen, yönlendiren veya kontrol eden kısmı belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?

  1. Dendritik hücrelerin içinde küçük fiziksel beyinler bulunur.
  2. Dendritik hücreler bağışıklık sistemindeki tek hücre türüdür.
  3. Dendritik hücreler bağışıklık sisteminin tepkisini koordine etmeye yardımcı olur.
Cevabı göster

Dendritik hücreler bağışıklık sisteminin tepkisini koordine etmeye yardımcı olur.

The Ebola virus enters a dendritic cell

1:11

Ebola virüsü bir dendritik hücreye,

by binding onto receptors for cell transport.

1:13

hücre taşınması için kullanılan reseptörlere bağlanarak girer.

Once it's inside,

1:16

İçeri girdiğinde,

it dissolves its outer hull and releases its genetic material,

1:17

dış kabuğunu çözer ve genetik materyalini,

nucleoproteins and enzymes.

1:21

nükleoproteinlerini ve enzimlerini serbest bırakır.

In a nutshell, it takes over the cell, Deyimler

1:24

Kısacası, hücreyi ele geçirir,

disables the cell's protective mechanisms, and reprograms it.

1:26

hücrenin koruyucu mekanizmalarını devre dışı bırakır ve onu yeniden programlar.

Deyimler

Yoğunlaştırılmış bir özet için In a nutshell

In a nutshell, birkaç kelimeyle veya kısaca anlamına gelen bir deyimdir. Burada karmaşık bir sürecin temel adımlarına indirgeneceğini bildirir; nutshell gerçek bir kabuğu ifade etmez. Dinleyiciyi yönlendirmek için ifadeyi kısa bir özetin önüne veya arkasına yerleştirin: önemli noktalar tüm ayrıntılarıyla açıklanmak yerine yoğunlaştırılır.

Alıştırma

nutshell içeren ve «kısaca» anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: ____, the plan saves time but costs more.

Cevabı göster

In a nutshell

The cell now becomes a virus production machine Deyimler

1:30

Hücre artık bir virüs üretim makinesi haline gelir

and uses its resources to build Ebola viruses.

1:34

ve kaynaklarını Ebola virüsleri inşa etmek için kullanır.

Deyimler

Metafor olarak a virus production machine

a virus production machine ifadesi bir metafordur. Hücre fiziksel bir makineye dönüşmez; kaynakları virüs üretimine yönlendirildiği için bir makine gibi çalışmaya zorlanır. Bu yapı, bir canlıyı veya sistemi artık yaptığı işle tanımlar. Burada machine, tekrarlanan ve verimli üretimi, ayrıca hücrenin normal işlevini kaybetmesini vurgular.

Alıştırma

Örnekteki a virus production machine ne anlama gelir?

  1. Hücrenin yerini virüs üreten metal bir cihaz alır.
  2. Hücre tüm faaliyetlerini durdurur, bu yüzden virüs üretilemez.
  3. Hücrenin kaynakları çok sayıda virüs üretmek üzere yönlendirilir.
Cevabı göster

Hücrenin kaynakları çok sayıda virüs üretmek üzere yönlendirilir.

Once the cell is saturated, Kelime

1:37

Hücre doygunluğa ulaştığında,

it dissolves the cell membrane

1:39

hücre zarını çözer

Kelime

Once the cell is saturated: kapasite sınırına ulaşmak

Burada saturated, hücrenin artık daha fazlasını alamayacak kadar virüs kaynaklı maddeyle dolması demektir. Hücre zarının daha sonra parçalanması da bunun renk veya sıradan bir ıslaklık değil, kapasite anlamı olduğunu gösterir. saturated sözcüğünün hangi anlamda kullanıldığını, birlikte kullanıldığı isim ve ardından gelen sonuç gösterir. Başka alanlarda doymuş bir çözelti daha fazla çözünen maddeyi çözemezken doygun renkler çok yoğundur.

Alıştırma

İngilizce ‘Once the air filter is saturated with dust, it cannot trap more particles,’ cümlesinde saturated ne anlama gelir?

  1. Renkleri daha canlı hâle gelmiştir.
  2. Biraz nemlenmiştir.
  3. Tutma kapasitesinin sınırına ulaşmıştır.
Cevabı göster

Tutma kapasitesinin sınırına ulaşmıştır.

and millions of viruses are released into the tissue.

1:41

ve milyonlarca virüs dokuya salınır.

The virus not only prevents the dendritic cell from activating the specialized antivirus forces, Dilbilgisi

1:45

Virüs sadece dendritik hücrenin özelleşmiş antiviral kuvvetleri harekete geçirmesini engellemekle kalmaz,

Dilbilgisi

prevent ... from activating: bir eylemi engellemek

prevent + nesne + from + -ing yapısı, nesnenin bir eylemi gerçekleştirmesini engellemek anlamına gelir. Burada the dendritic cell eylemi engellenen nesne, activating the specialized forces ise engellenen eylemdir. from bir edat olduğu için sonraki fiil -ing biçimini alır: to activate değil, from activating kullanılır. Aynı yapı insanlar, cihazlar, olaylar ve süreçlerle kullanılabilir.

Alıştırma

prevent + passengers + from + open ögelerini doğru biçimlerde kullanın: The safety lock ____ the door while the train is moving.

Cevabı göster

prevents passengers from opening

it manipulates it into sending signal proteins Dilbilgisi

1:50

onu sinyal proteinleri göndermesi için manipüle ederek

that trick the specialized cells into ending their own lives prematurely.

1:53

özelleşmiş hücreleri kendi yaşamlarını erken sonlandırmaları için kandırır.

Dilbilgisi

manipulates ... into sending / trick ... into ending yapısı

Fiil + nesne + into + -ing yapısı, öznenin nesneye -ing ile belirtilen eylemi yaptırdığı anlamına gelir. Burada into, bir yere doğru hareketi değil, yol açılan sonucu belirtir. manipulates it into sending ifadesinde manipüle eden virüstür ve ikinci it kontrol edilen hücreyi belirtir. Manipulate kontrolü veya etkiyi vurgular; trick ... into ise aldatma anlamını ekler. Böylece özelleşmiş hücreler kandırılarak kendi yaşamlarını sona erdirir.

Alıştırma

Cümleyi trick + him + into + -ing kullanarak tamamlayın: The fake support agent ____ sharing his password.

Cevabı göster

tricked him into

So, the immune system is seriously disrupted and unable to react

1:57

Böylece, virüs hızla çoğalırken

while the virus rapidly multiplies.

2:02

bağışıklık sistemi ciddi şekilde bozulur ve tepki veremez hale gelir.

We're talking billions. Ton ve niyet

2:04

Milyarlarcasından bahsediyoruz.

Ton ve niyet

We're talking billions. ile milyarlar düzeyinde ölçek belirtme

We're talking billions cümlesinde we're talking, miktarın veya ölçeğin ne olduğunu belirten konuşma diline özgü bir çerçeve ifadesidir. Çarpıcı bir tahmin verir: sayı milyarlar düzeyindedir. Billions sözcüğünden önce about bulunmaz, çünkü billions yalnızca konuşmanın konusu değildir. Konuşan kişi, önceki açıklamayı somut ve vurgulu hâle getirmek için bu sayıyı kullanır.

Alıştırma

Cümleyi ölçeği belirten konuşma dili ifadesiyle tamamlayın: This project is not cheap; ____ millions of euros.

Cevabı göster

we're talking

There are cells that should deal with infected cells, Öbek fiiller

2:07

Enfekte olmuş hücrelerle ilgilenmesi gereken hücreler vardır,

the natural killer cells.

2:09

doğal katil hücreler (NK hücreleri).

Öbek fiiller

deal with: bir şeyi ele almak veya ona yanıt vermek

Bu cümlede deal with, “bir şeye karşı harekete geçmek” veya “onunla ilgilenmek” anlamına gelir. Bu hücrelerin enfekte hücrelere yanıt vermesi beklenir; biyolojik bağlam, bu yanıtın bağışıklık sistemi tarafından ortadan kaldırmayı içerdiğini gösterir. Deal with, nesne alan geçişli bir öbek fiildir: deal with + isim veya zamir. İfade tek başına geniş bir anlama sahiptir; dolayısıyla eylemin inceleme, çözme, kontrol etme veya ortadan kaldırma oluşunu bağlam belirler.

Alıştırma

Cümleyi “ilgilenmek veya yanıt vermek” anlamındaki vurgulanan iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The safety team will ____ the damaged equipment.

Cevabı göster

deal with

But they also get infected and just die

2:11

Ancak onlar da enfekte olurlar ve hastalığın yayılmasını engelleyemeden

before they can prevent the disease from spreading.

2:13

öylece ölürler.

At the same time, Ebola infects the guard cells of the body,

2:16

Aynı zamanda Ebola vücudun muhafız hücrelerini,

macrophages, and monocytes.

2:20

makrofajları ve monositleri enfekte eder.

Not only managing to circumvent their defenses, Dilbilgisi

2:22

Sadece savunmalarını atlatmayı başarmakla kalmaz,

it also manipulates them to signal to the cells that make up the blood vessels, Öbek fiiller

2:25

aynı zamanda kan damarlarını oluşturan hücrelere sinyal göndermeleri için onları manipüle ederek,

Dilbilgisi

not only ... but also ...: iki bölümü paralel tutmak

not only ... also yapısı ikinci bir eylem ekler ve onu önemli bir ileri adım olarak sunar: virüs savunmaları aşar ve ayrıca hücreleri yönlendirir. Altyazının başındaki managing bir -ing biçimidir, manipulates ise çekimli bir geniş zaman fiilidir; bu nedenle bağlanan bölümler paralel değildir. Özenli yazıda aynı dilbilgisel biçimi koruyun: It not only manages to circumvent their defenses but also manipulates them. Not only, -ing biçimini zorunlu kılmaz.

Alıştırma

Hangi cümle not only ... but also ... yapısını doğru bir paralellikle kullanır?

  1. The update not only improves speed but also reduces errors.
  2. The update not only improving speed but also reduces errors.
  3. The update improves not only speed but also reduces errors.
  4. Not only the update improves speed, but it also reduces errors.
Cevabı göster

The update not only improves speed but also reduces errors.

Öbek fiiller

“Oluşturmak” anlamındaki make up

that make up the blood vessels ilgi yan tümcesinde make up, “oluşturmak” veya “meydana getirmek” anlamına gelir. Özne olan the cells parçaları, nesne olan the blood vessels ise bütünü belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen etken yapı A make(s) up B biçimindedir: bir parça veya bir grup parça, daha büyük bir bütünün tamamını ya da bir bölümünü oluşturur. Burada make, çoğul cells adıyla uyumludur; bu yüzden makes up değil, make up kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “oluşturmak” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Small rooms ____ most of the building.

Cevabı göster

make up

telling them to release fluids into the body.

2:29

vücuda sıvı salgılamalarını söyler.

Usually, this makes sense, Anlatım akışı

2:32

Normalde bu mantıklıdır,

but in this case, it just causes mayhem.

2:33

ancak bu durumda sadece kaosa neden olur.

Anlatım akışı

Usually ... but in this case ...: genel kural ve istisna

Usually, normalde ne olduğunu ya da genel olarak neyin mantıklı olduğunu tanıtır. Cümle özel duruma geçmeden önce dinleyicide varsayılan bir beklenti oluşturur. But in this case, mevcut durumu bu genel beklentinin istisnası olarak işaretler. But, normalde mantıklı olan tepkiyle burada ortaya çıkan kargaşayı karşılaştırır; tepkinin genellikle mantıklı olduğu iddiasını geçersiz kılmaz. Bu çerçeve açıklamaları düzenlemeye yardımcı olur: önce usually ile genel örüntüyü belirtin, ardından but in this case ile ilgili istisnaya geçin.

Alıştırma

Yeni örneği tam olarak Usually ... but in this case çerçevesiyle tamamlayın: ____, the shortcut saves time, ____, it creates extra work.

Cevabı göster

Usually · but in this case

All over the body, neutrophils are activated,

2:36

Vücudun her yerinde, nötrofiller aktive olur,

awakened by the virus and the macrophages signals.

2:39

virüs ve makrofajların sinyalleri tarafından uyandırılırlar.

They're not very effective against viruses Kalıp ifadeler

2:42

Virüslere karşı pek etkili değillerdir

Kalıp ifadeler

effective against + bir tehdit veya sorun

Effective against, against kelimesinden sonra gelen şeyi “durdurmada, ona direnmede veya etkisini azaltmada başarılı” anlamına gelir. Bu cümlede viruses, nötrofillerin iyi mücadele edemediği hedeftir. İsim, karşı koyulan bir tehdit, hastalık, madde veya sorunu belirtiyorsa effective against + isim yapısını kullanın. Against bu hedefi tanıtır; bu yapıda yerine to kullanılamaz.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “direnmede iyi çalışır” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: This coating is ____ rust.

Cevabı göster

effective against

and should not be involved in this fight and begin to do lots of stuff they shouldn't do.

2:44

ve bu savaşa dahil olmamaları gerekirken, yapmamaları gereken birçok şeyi yapmaya başlarlar.

The neutrophils signal the blood vessels to release more fluid,

2:49

Nötrofiller kan damarlarına daha fazla sıvı salgılamaları için sinyal göndererek

causing internal bleeding.

2:52

iç kanamaya neden olurlar.

Another area of the body Ebola attacks is the liver.

2:54

Ebola'nın saldırdığı vücudun bir diğer bölgesi de karaciğerdir.

The virus finds it very easy to enter the liver

2:58

Virüs karaciğere girmeyi çok kolay bulur

and it quickly starts killing loads of liver cells Kelime

3:00

ve hızla bir sürü karaciğer hücresini öldürmeye başlar

Kelime

gündelik bir miktar ifadesi olarak loads of

Loads of, “çok sayıda” veya “büyük miktarda” demenin gündelik bir yoludur. Burada çoğul sayılabilir isim liver cells ifadesini niteler; dolayısıyla loads of liver cells, çok sayıda karaciğer hücresi demektir. Bu ifade, loads of time örneğindeki gibi sayılamayan isimlerle de kullanılabilir. Konuşma diline özgüdür ve hafif bir vurgu taşır; load burada gerçek anlamıyla “yük” demek değildir.

Alıştırma

Loads of ifadesinin şu resmî araştırma raporu cümlesine uygun olup olmadığına karar verin: The survey collected loads of data from hospitals.

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

and causing organ failure

3:03

ve organ yetmezliğine

and more internal bleeding.

3:04

ve daha fazla iç kanamaya neden olur.

And all of those things are going on at the same time. Öbek fiiller

3:06

Ve tüm bu şeyler aynı anda gerçekleşmektedir.

Öbek fiiller

are going on: şu anda gerçekleşen olaylar

Burada are going on, “gerçekleşiyor” ya da “devam ediyor” anlamındadır. all of those things öznesi birden fazla süreci ifade ettiği için are çoğul özneyle uyumludur; going on da bu süreçleri o anda sürmekte olan süreçler olarak gösterir. Özne bir olay, durum veya etkinlik olduğunda go on çoğu zaman neyin gerçekleştiğini anlatır: What’s going on? Özne ve bağlam, “konuşmaya devam etmek” gibi diğer anlamları dışlar.

Alıştırma

Cümleyi go on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Something strange ____ in the empty office.

Cevabı göster

is going on

As the virus spreads,

3:10

Virüs yayıldıkça,

it's like nukes exploding everywhere. Deyimler

3:11

sanki her yerde nükleer bombalar patlıyor gibidir.

Deyimler

it's like nukes exploding everywhere: çarpıcı bir benzetme

like sözcüğü burada bir benzetme kurar. Virüs yayılırken ortaya çıkan yıkım, birçok yerde patlayan nükleer bombalara benzetilerek devasa, eş zamanlı ve kontrolsüz bir hasar görüntüsü oluşturulur. Bu karşılaştırma bilerek aşırı ve görseldir. Ölçeği ve tehlikeyi hızla aktarır; gerçek nükleer patlamalar olduğunu veya iki sürecin tıbbi açıdan aynı olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Bu cümledeki benzetme ne anlama geliyor? "As the virus spreads, it's like nukes exploding everywhere."

  1. Hasar geniş bir alana yayılmış, eş zamanlı ve son derece yıkıcıdır.
  2. Virüs yalnızca nükleer silahlardan etkilenen yerlerde yayılır.
  3. Gerçek nükleer silahlar vücudun içinde patlamaktadır.
Cevabı göster

Hasar geniş bir alana yayılmış, eş zamanlı ve son derece yıkıcıdır.

One incident of this in one region would be problem enough, Dilbilgisi

3:14

Bir bölgede bunun tek bir kez yaşanması bile yeterince büyük bir sorunken,

but now it's starting to happen everywhere at once.

3:17

şimdi her yerde aynı anda olmaya başlıyor.

Dilbilgisi

would be ... enough, but now ... karşıtlığı

Would be ... enough tek bir olayı varsayımsal bir ölçüt olarak sunar: bu sınırlı durum bile tek başına ciddi bir sorun sayılırdı. Burada would, geçmişteki bir alışkanlığı değil, varsayımsal bir değerlendirmeyi belirtir. But now, bu daha küçük varsayımsal durumdan günümüzdeki gerçeğe geçiş yapar. Starting to happen everywhere at once, durumun hem kapsam hem de eş zamanlılık bakımından büyüdüğünü gösterir.

Alıştırma

Would be problem enough, but now ... bu cümlede hangi işlevi görüyor?

  1. Tek bir olayın bile ciddi olduğunu belirtir ve ardından mevcut durumun çok daha geniş bir alana yayıldığını söyler.
  2. Geçmişte düzenli olarak gerçekleşen bir alışkanlığı anlatır.
  3. Yalnızca bir bölge etkilendiği için sorunun sona erdiğini söyler.
Cevabı göster

Tek bir olayın bile ciddi olduğunu belirtir ve ardından mevcut durumun çok daha geniş bir alana yayıldığını söyler.

All the mechanisms the immune system has evolved to handle infections

3:20

Bağışıklık sisteminin enfeksiyonlarla başa çıkmak için evrimleştirdiği tüm mekanizmalar

work against you

3:24

size karşı çalışır

and the virus continues to spread and spread Anlatım akışı

3:26

ve virüs yayılmaya ve yayılmaya devam eder

and finally begins to infect more and more body cells

3:28

ve sonunda vücut hayatta kalmak için çaresizce mücadele ederken

Anlatım akışı

continues to spread and spread ... more and more ile süreklilik ve artış

Spread and spread ifadesinde fiilin and ile yinelenmesi eylemi uzatır: yayılma tek bir aşamadan sonra durmak yerine devam eder. Bu tekrar, yanlışlıkla oluşmuş bir fazlalık değil, kasıtlı bir vurgudur. More and more + çoğul isim, sayının düzenli biçimde arttığını gösterir. Bu iki kalıbın art arda kullanılması, süreci devam eden yayılmanın ardından giderek daha geniş ölçekte enfeksiyon oluşması şeklinde düzenler.

Alıştırma

Hangi cümle hem eylemin devam ettiğini hem de etkilenen miktarın arttığını göstermek için iki tekrar kalıbını birden kullanıyor?

  1. The rain kept falling, but fewer and fewer streets were wet.
  2. The rain kept falling and falling, and more and more streets began to flood.
  3. The rain fell once, and one street began to flood.
Cevabı göster

The rain kept falling and falling, and more and more streets began to flood.

while the body desperately struggles to stay alive. Kalıp ifadeler

3:31

giderek daha fazla vücut hücresini enfekte etmeye başlar.

Kalıp ifadeler

struggles to stay alive: struggle to + fiil yapısı

Burada struggles to stay alive, “hayatta kalmak son derece zor olduğu için bunu başarmak üzere yoğun çaba gösterir” anlamına gelir. Struggle mutlaka fiziksel bir kavga anlatmaz. struggle to + fiilin yalın hâli yapısı, bir eylemi tamamlamanın zor olduğunu vurgular: struggle to breathe, struggle to continue veya struggle to stay open.

Alıştırma

Cümleyi struggle fiilinin doğru biçimi + to ile tamamlayın: Without enough water, the young tree ____ stay alive.

Cevabı göster

struggles to

In a desperate last effort to turn the tide, Deyimler

3:35

Gidişatı tersine çevirmek için son ve çaresiz bir çabayla,

the immune system launches a cytokine storm.

3:37

bağışıklık sistemi bir sitokin fırtınası başlatır.

Deyimler

turn the tide: kötüleşen bir durumu tersine çevirmek

Turn the tide, kötü veya kaybedilmekte olan bir durumun iyileşmeye başlaması için olayların yönünü değiştirmek anlamına gelen bir deyimdir. İmge, gelgitin yön değiştirmesinden gelir; ancak cümle denizden söz etmez. An effort to turn the tide ifadesinde to ile kurulan mastar, çabanın amacını belirtir. Bağışıklık sisteminin neyi başarmaya çalıştığını anlatır; girişimin kesinlikle başarılı olduğunu söylemez.

Alıştırma

“The rescue team made one last effort to turn the tide.” cümlesi hakkındaki şu ifadeyi değerlendirin: Bu cümle kurtarma girişiminin başarılı olduğunu kanıtlar.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

A cytokine storm is an SOS signal Kültür

3:40

Sitokin fırtınası bir SOS sinyalidir

that causes the immune system to launch all of its weapons all at once

3:42

ve bağışıklık sisteminin tüm silahlarını aynı anda

Kültür

Tıbbi terim cytokine storm

Cytokine storm veya sitokin fırtınası, vücudun sitokin adı verilen çok sayıda sinyal proteinini saldığı aşırı ve yeterince kontrol edilemeyen bir bağışıklık tepkisidir. Yaygın iltihaplanmaya ve vücudun kendi dokularının zarar görmesine neden olabilir. Bu cümlede yardım sinyali ve silahlar, aniden güçlenen ve kontrol edilmesi zorlaşan bir bağışıklık tepkisini anlatan benzetmelerdir. Storm gerçek bir hava olayını anlatmaz ve terim normal bir bağışıklık tepkisi için kullanılmaz.

Alıştırma

Bir tıp raporunda cytokine storm en doğru biçimde neyi anlatır?

  1. Vücuda zarar verebilecek, tehlikeli ölçüde aşırı bir bağışıklık sinyali tepkisi
  2. Bir enfeksiyona verilen herhangi bir normal bağışıklık tepkisi
  3. Hastane hizmetlerini aksatan şiddetli bir fırtına
Cevabı göster

Vücuda zarar verebilecek, tehlikeli ölçüde aşırı bir bağışıklık sinyali tepkisi

in a desperate kamikaze attack. Kültür

3:46

çaresiz bir kamikaze saldırısında fırlatmasına neden olur.

Kültür

Tarihsel açıdan ağır çağrışımlı kamikaze attack benzetmesi

İngilizcede kamikaze başlangıçta İkinci Dünya Savaşı sırasında kasıtlı intihar saldırıları gerçekleştiren Japon pilotları ifade eder. Bu tarih nedeniyle kelime savaş, ölüm ve kendi kendini yok etme düşüncelerini güçlü biçimde çağrıştırır. Burada kamikaze attack, saldıran tarafa da ciddi zarar verebilecek umutsuz ve topyekûn bir tepkinin mecazi anlatımıdır. Bağışıklık sistemi, korumaya çalıştığı aynı bedene zarar veriyormuş gibi gösterilir.

Alıştırma

Bir yazar yalnızca “son bir umutsuz girişim” demek istiyor; kendi kendini yok etme düşüncesi veya İkinci Dünya Savaşı göndermesi yok. Kamikaze attack en tarafsız ve kesin seçim midir?

  1. Evet
  2. Hayır
Cevabı göster

Hayır

This hurts the virus,

3:48

Bu, virüse zarar verir,

but leaves behind tons of collateral damage, Kelime

3:50

ancak özellikle kan damarlarında

especially in the blood vessels.

3:52

tonlarca ikincil hasar bırakır.

Kelime

Collateral damage: hedef dışındaki kasıtsız zarar

Bu cümlede collateral damage, asıl hedef olmayan bir şeyin gördüğü zararı ifade eder. Bağışıklık tepkisi virüsü hedefler, ancak kan damarları da zarar görür. Bu ifade, ana hedefin dışında oluşan kasıtsız zararı anlattığı askerî dilden gelir. Günümüzde bir eylemin yol açtığı önemli ek zararlar için mecazi olarak da kullanılır ve bu zararların önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Örnekte collateral damage neyi ifade ediyor?

  1. Virüse bilerek verilen zarar
  2. Kan damarlarında oluşan zararsız bir iyileşme
  3. Virüs hedef alınırken kan damarlarının uğradığı kasıtsız zarar
Cevabı göster

Virüs hedef alınırken kan damarlarının uğradığı kasıtsız zarar

Paradoxically, the healthier the immune system, Dilbilgisi

3:55

Çelişkili bir şekilde, bağışıklık sistemi ne kadar sağlıklıysa,

the more damage it can do to itself.

3:58

kendisine o kadar fazla zarar verebilir.

Dilbilgisi

The + comparative ..., the + comparative ...: birlikte değişen iki derece

the + comparative ..., the + comparative ... kalıbı değişen iki dereceyi birbirine bağlar. İlk bölüm bir ölçek kurar: bağışıklık sistemi daha sağlıklı hâle geldikçe ikinci bölüm, kendi kendine zarar verme potansiyelinin arttığını söyler. Buradaki iki the de eşleşen kalıbın parçasıdır; sıradan belirli tanımlıklar değildir. Cümle, iki değişken arasındaki bağlama bağlı bir ilişkiyi anlatır; her sağlıklı bağışıklık sisteminin zararlı olduğuna dair evrensel bir iddia ortaya koymaz.

Alıştırma

Daha fazla pratik yapmanın görevi kolaylaştırdığını ifade etmek için eşleşen karşılaştırma kalıbını tamamlayın: ____ you practice, ____ the task becomes.

Cevabı göster

The more · the easier

More and more fluid leaves the bloodstream.

4:00

Kan dolaşımından giderek daha fazla sıvı ayrılır.

Blood pours out of every opening of the body.

4:03

Kan, vücudun her açıklığından dışarı akar.

You become seriously dehydrated.

4:05

Ciddi şekilde susuz kalırsınız.

There's just not enough blood left to supply the organs with oxygen Kalıp ifadeler

4:07

Organlara oksijen sağlayacak kadar kan kalmaz

and cells begin to die.

4:11

ve hücreler ölmeye başlar.

Kalıp ifadeler

supply the organs with oxygen: organlara oksijen sağlamak

supply the organs with oxygen ifadesinde supply + alıcı + with + kaynak yapısı kullanılır. The organs alıcıyı, oxygen ise sağlanan kaynağı belirtir. Bu yapı bir kişinin, grubun, yerin veya sistemin ihtiyaç duyduğu bir şeyi aldığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi supply + the clinic + with + electricity yapısını kullanarak tamamlayın: The emergency generator can ____.

Cevabı göster

supply the clinic with electricity

If you reach this point,

4:13

Bu noktaya ulaşırsanız,

the chance of you dying is very high. Dilbilgisi

4:14

ölme ihtimaliniz çok yüksektir.

Dilbilgisi

the chance of you dying: ölme olasılığınız

the chance of you dying ifadesinde chance, olumlu bir fırsat değil, olasılık anlamına gelir. -ing yapısındaki you dying bölümünün tamamı, gerçekleşme ihtimali tartışılan olası olayı belirtir. the chance of + kişi veya şey + -ing yapısı, bir olayın gerçekleşme olasılığını yüksek, düşük, küçük veya sıfır olarak tanımlamanızı sağlar. Günlük konuşmada me, him ve you gibi nesne biçimleri yaygındır; daha resmî İngilizcede my, his ve your gibi iyelik biçimleri kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi the chance of + the team + losing yapısını kullanarak tamamlayın: We need a stronger defense because ____ is high.

Cevabı göster

the chance of the team losing

Currently,

4:17

Şu anda,

six out of 10 infected die from Ebola. Kalıp ifadeler

4:17

enfekte olan her 10 kişiden altısı Ebola'dan ölüyor.

Kalıp ifadeler

“six out of 10” oran yapısı

X out of Y, toplam Y kişilik ya da nesnelik bir grubun X tanesi anlamına gelir. Burada six out of 10, enfekte olmuş her on kişiden altısı demektir; infected, infected people ifadesine kısaca gönderme yapar. out of ifadesinden önceki sayı sayılan kısmı, sonraki sayı ise toplamı gösterir. Bu kullanım bir istatistiği gözde canlandırmayı kolaylaştırır: six out of ten, %60’a eşittir ancak oranı yüzde yerine bir gruptaki kişi sayısı olarak sunar.

Alıştırma

“Her on kişiden yedisi” anlamındaki X out of Y yapısıyla cümleyi tamamlayın: ____ surveyed people preferred the new design.

Cevabı göster

Seven out of ten

Wow.

4:21

Vay canına.

Okay, Ebola is nasty.

4:22

Tamam, Ebola iğrenç bir şey.

So, it's time to panic, right? Ton ve niyet

4:24

Yani, panik yapma zamanı geldi, değil mi?

No, not even close. Deyimler

4:26

Hayır, yanından bile geçmez.

Ton ve niyet

Retorik hazırlık ve tersine çevirme: “right? No, not even close.”

Konuşmacı önce “it’s time to panic” ifadesini görünüşte açık bir sonuç olarak sunar ve dinleyiciyi bunu kabul etmeye yöneltmek için right? ekler. Bu bağlamda right? retoriktir: tarafsız biçimde bilgi istemek yerine bir beklenti oluşturur. “No, not even close” konuşmacının gerçek görüşünü verir ve bu beklentiyi güçlü biçimde tersine çevirir. Bu hazırlık ve tersine çevirme kalıbı, konuşmacının çekici görünen bir sonucu önce dile getirip sonra düzeltmesini sağlar.

Alıştırma

Bir antrenör, “We lost one game, so the season is over, right? No, not even close.” diyor. Antrenör ne demek istiyor?

  1. Antrenör, sezonun bittiği sonucunu güçlü biçimde reddediyor.
  2. Antrenör, sezonun bitip bitmediğinden emin değil.
  3. Antrenör, dinleyicinin sezonun bittiğini doğrulamasını istiyor.
Cevabı göster

Antrenör, sezonun bittiği sonucunu güçlü biçimde reddediyor.

Deyimler

not even close: doğrudan çok uzak

Burada not even close, “doğru olmaktan çok uzak” veya “gerçeğe hiç yakın değil” anlamına gelir. Önceki sonucu güçlü biçimde reddeder; close fiziksel mesafeyi değil, doğru cevaba ne kadar yakın olunduğunu anlatır. Bu kalıbı bir tahmini, öngörüyü, karşılaştırmayı veya sonucu değerlendirmek için kullanabilirsin. even sözcüğü vurguyu artırır: fikir, yakın sayılmak için gereken en düşük düzeye bile ulaşmamıştır.

Alıştırma

Biri bir projenin iki gün süreceğini tahmin ediyor, ancak proje aslında iki ay sürecek. Tahminin doğrudan çok uzak olduğunu en iyi hangi cevap anlatır?

  1. Not even close.
  2. Not quite.
  3. Very close.
Cevabı göster

Not even close.

The severity of Ebola gets paper sold and YouTube videos shared, Dilbilgisi

4:28

Ebola'nın ciddiyeti gazetelerin satmasını ve YouTube videolarının paylaşılmasını sağlıyor,

Dilbilgisi

gets paper sold ... YouTube videos shared: get + nesne + geçmiş zaman ortacı

get + nesne + geçmiş zaman ortacı kalıbı, “nesnenin bir eyleme maruz kalmasını sağlamak” veya “o eylemin yapılmasını ayarlamak” anlamına gelir. Nesne eylemden etkilenir: paper satılır ve YouTube videos paylaşılır. Bu cümlede gets sözcüğünden sonra iki paralel sonuç grubu gelir: paper + sold ve YouTube videos + shared. Sold ve shared geçmiş zaman ortaçlarıdır; etken ana fiiller değildir. Cümle kimin sattığına veya paylaştığına değil, Ebola’nın ciddiyetinin ortaya çıkardığı sonuçlara odaklanır.

Alıştırma

Paralel iki sonucu print ve distribute fiillerinin geçmiş zaman ortaçlarıyla tamamla: The organizer got the posters ____ and the leaflets ____ before Friday.

Cevabı göster

printed · distributed

so everybody is talking about Ebola.

4:32

bu yüzden herkes Ebola hakkında konuşuyor.

But currently, the only way to get infected by Ebola Dilbilgisi

4:35

Ancak şu anda Ebola kapmanın tek yolu,

is to come into contact with the bodily fluids Kalıp ifadeler

4:38

semptom gösteren bir kişinin veya enfekte olmuş bir yarasanın

Dilbilgisi

the only way to do X is to do Y: tek yolu ifade etmek

the only way to do X is to do Y kalıbı, bir sonucu tek bir yönteme bağlar. İlk to-infinitive sonucu belirtir: get infected by Ebola. is sonrasındaki to-infinitive ise belirtilen yolu gösterir: come into contact with bodily fluids. Only, iddiayı dışlayıcı hâle getirir: konuşmacı, cümlenin belirttiği zaman çerçevesinde bu yolu olası yollardan biri olarak değil, tek yol olarak sunar. Bu yapı kurallar, işlemler ve açıklamalar için kullanışlıdır; ancak iddianın doğruluğu olgulara ve zaman çerçevesine bağlıdır.

Alıştırma

Cümleyi the only way to do X is to do Y kalıbında kullanılan iki kelimelik bağla tamamlayın: The only way to unlock this account ____ verify your identity.

Cevabı göster

is to

of a person who shows symptoms or from an infected bat.

4:40

vücut sıvılarıyla temas etmektir.

Kalıp ifadeler

come into contact with: temas etmek

Come into contact with, bir kişi ya da şeyle karşılaşmak, temas etmek veya ona maruz kalmak anlamına gelir. Burada vücut sıvılarıyla teması anlatır; kişinin bunlara kasıtlı olarak eliyle dokunması gerekmez. İfadenin sabit biçimi come into contact with + isim şeklindedir. Come into bir durumun başlamasını, contact bu temas durumunu, with ise ilgili kişiyi, maddeyi veya şeyi belirtir.

Alıştırma

Tehlikeli bir maddeyle karşılaşmayı anlatan resmî ifadeyi hangi cümle doğru kullanıyor?

  1. You may come into contact the chemical during cleanup.
  2. You may come into contact with the chemical during cleanup.
  3. You may come contact with the chemical during cleanup.
Cevabı göster

You may come into contact with the chemical during cleanup.

So, just don't do that.

4:43

O yüzden, bunu yapmayın yeter.

Ebola has killed 5,000 people since June 2014.

4:46

Ebola, Haziran 2014'ten bu yana 5.000 kişiyi öldürdü.

The common flu kills up to 500,000 people each year. Kalıp ifadeler

4:49

Sıradan grip her yıl 500.000'e kadar insanı öldürüyor.

Kalıp ifadeler

up to 500,000: bir üst sınır

Bu cümlede up to 500,000, 500.000 sayısını mümkün olan en yüksek değer olarak sunar. Gerçek sayı daha düşük olabilir. up to + sayı kalıbı istatistik, fiyat, miktar, kapasite ve zaman ifadelerinde olası bir üst sınırı gösterir. Sayının tam olarak o değerde veya o değerin üzerinde olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle 500 konuğun mümkün olan en yüksek sayı olduğunu belirtir?

  1. The venue can hold up to 500 guests.
  2. The venue can hold at least 500 guests.
  3. The venue can hold exactly 500 guests.
Cevabı göster

The venue can hold up to 500 guests.

Malaria kills up to 1 million each year,

4:53

Sıtma her yıl 1 milyona kadar insanı öldürüyor,

3,000 people every single day, Kalıp ifadeler

4:56

her gün 3.000 kişiyi,

Kalıp ifadeler

every single day: istisnasızlığı vurgulama

Every single day, istisnasız her gün anlamına gelir. Burada single, her günü ayrı ayrı sayılmış gibi hissettirerek every sözcüğünü güçlendirir; bekâr olma anlamına gelmez. Nötr every day ifadesiyle karşılaştırıldığında every single day daha güçlü bir vurgu ekler. Bağlama göre tekrarlanan bir olguyu özellikle çarpıcı, ciddi, etkileyici veya sinir bozucu gösterebilir.

Alıştırma

Hangi cümle Lena'nın tek bir günü bile atlamadan çalıştığını en güçlü biçimde vurgular?

  1. Lena practices every day.
  2. Lena practices every single day.
  3. Lena wears everyday clothes.
Cevabı göster

Lena practices every single day.

10 children since this video started.

4:58

bu video başladığından beri 10 çocuğu.

So, even if Ebola is terrible and scary, Dilbilgisi

5:01

Yani, Ebola korkunç ve ürkütücü olsa bile,

don't let yourself be scared.

5:04

kendinizi korkutmayın.

Dilbilgisi

Even if ...: kendinizi korkuya kaptırmayın

Even if bir ödünleme anlamı getirir: Konuşmacı Ebola'nın korkunç ve ürkütücü olduğunu kabul eder, ancak bu gerçeğin ana cümledeki tavsiyeyi değiştirmediğini söyler. Scary hastalığı, scared ise kişinin duygusunu anlatır. even if + koşul, sonuç/tavsiye kalıbı, koşulun sonucu belirlemeyeceğini gösterir. Burada even if, konuşmacının Ebola'nın ciddiyetinden şüphe ettiğini göstermez; gerçeği kabul etse de tavsiyesini değiştirmediğini belirtir.

Alıştırma

‘Bu gerçekleşse de gerçekleşmese de’ anlamına gelen iki sözcüklü ödünlemeli koşul bağlacını yazın: ____ the road is crowded, we will leave at six as planned.

Cevabı göster

Even if

The most infectious thing about Ebola Deyimler

5:06

Ebola ile ilgili en bulaşıcı şey

is the media hype around it.

5:08

etrafındaki medya aldatmacasıdır.

Deyimler

En bulaşıcı şey ... medya abartısıdır

Cümlede infectious sözcüğü mecazi anlamda kullanılır. Medya abartısı virüs taşıyamaz; tanıtım, tekrarlanan haberler ve bunların yarattığı korku, enfeksiyon gibi kişiden kişiye yayılan şeyler olarak resmedilir. Medya abartısını the most infectious thing diye adlandırmak kasıtlı bir abartı ve ironidir. Savunulan düşünce, toplumsal paniğin çok geniş bir alana yayılabileceğidir. Media hype around it, Ebola'yı çevreleyen yoğun ve çoğu zaman sansasyonel ilgiyi ifade eder.

Alıştırma

Bu bağlamda 'The most infectious thing about Ebola is the media hype around it' cümlesi ne anlama gelir?

  1. Medya haberleri korku ve heyecanı bulaşıcıymış gibi toplum içinde yayabilir.
  2. Gazeteciler Ebola'yı her konuştuğunda hastalık daha az bulaşıcı hâle gelir.
  3. Haberler Ebola'yı insanlar arasında biyolojik olarak bulaştırabilir.
Cevabı göster

Medya haberleri korku ve heyecanı bulaşıcıymış gibi toplum içinde yayabilir.

You could learn a bit more about the immune system, though. Ton ve niyet

5:11

Yine de bağışıklık sistemi hakkında biraz daha fazla şey öğrenebilirsiniz.

Ton ve niyet

Cümle sonundaki though

Bu cümlenin sonunda though, “ancak” ya da “yine de” anlamına gelir. Öneriyi sonradan eklenen bir düşünce gibi sunar ve önceki “paniğe gerek yok” düşüncesiyle hafif bir karşıtlık kurar. Burada though, ana cümlenin tamamını niteler; yeni bir yan cümle başlatmaz. Cümle sonundaki bu yapı, küçük bir karşıtlığı konuşma diline uygun ve daha az keskin biçimde ifade etmenin yaygın bir yoludur.

Alıştırma

Hangi seçenek, önceki düşünceyle karşıtlık kuran samimi bir ek düşünce belirtmek için cümle sonunda though kullanır?

  1. Though we should bring umbrellas, we do not need to cancel the picnic.
  2. We should bring umbrellas because the forecast says rain.
  3. We do not need to cancel the picnic. We should bring umbrellas, though.
Cevabı göster

We do not need to cancel the picnic. We should bring umbrellas, though.