Rusya neden Ukrayna'yı işgal ediyor?: İngilizce çalışma notları

The Economist

Öğrenme zorluğu
1.010 kelime 154 kel/dk

Video tanıtımı: Anlatım, Rusya-Ukrayna'nın ortak imparatorluk ve Sovyet geçmişinden NATO'ya, Ukrayna protestolarına, Kırım'a ve Putin'in iç baskılarına uzanarak sınırdaki istikrarsızlığı açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “cradle of its civilization and its faith.” — Deyimler ve mecazi ifadeler: cradle sözcüğünün bir yeri kültür ve inancın kökeni olarak sunduğunu, gerçek bir nesne olmadığını anlayın. 2. “As far as Russia is concerned,” — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: tartışmalı iddiayı anlatıcıdan ayırarak Rusya'nın görüşü olarak belirtin. 3. “For as long as” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: süren bir koşulu aynı dönem boyunca geçerli olan sonuçla bağlayın.

Bu derste

The world's attention is on the border between Russia and Ukraine,

0:01

Dünyanın dikkati Rusya ve Ukrayna sınırında,

the site of the biggest military buildup in Europe since the Cold War. Notlar

0:06

Soğuk Savaş'tan bu yana Avrupa'daki en büyük askeri yığınağın yapıldığı yerde.

Kelime

military buildup: askerî yığınak

Military buildup ifadesinde buildup, belirli bir bölgede askerlerin, silahların ve askerî desteğin kademeli olarak toplanması veya artırılması anlamına gelir. İfade, bina inşaatını değil, o bölgedeki askerî kapasitenin büyümesini anlatır. Genellikle hazırlığın ölçeğine ve ilerleyen sürecine odaklanır. Askerî yığınak çatışma riskini artırabilir, ancak ifade tek başına çatışmanın başladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu haber cümlesini en iyi hangi ifade tamamlar? More troops, tanks, and aircraft were arriving near the border each week, creating a large ____.

  1. construction boom
  2. military buildup
  3. trade expansion
Cevabı göster

military buildup

Kültür

since the Cold War: tarihsel bir referans olarak Soğuk Savaş

Soğuk Savaş, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği ve bunların müttefikleri etrafında şekillenen uzun süreli jeopolitik rekabetti. Bu cümlede yalnızca karşılaştırmayı anlamak için gereken tarihsel dönem olarak anılır. The biggest ... since the Cold War, o dönemden sonraki süreçte Avrupa'da bu ölçekte başka bir askerî yığınak yaşanmadığı anlamına gelir. Bu tarihsel referans, günümüzdeki ölçeğin ne kadar sıra dışı ve ciddi olduğunu vurgular.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The alliance began its largest military exercise since the Cold War. since the Cold War burada ne işlev görür?

  1. Tatbikatın olağanüstü büyük olduğunu göstermek için o tarihsel dönemi referans noktası olarak kullanır.
  2. cold war ifadesini doğrudan çatışma olmayan her tür anlaşmazlığın genel adı olarak kullanır.
  3. Tatbikatın Soğuk Savaş'ın tamamı boyunca devam ettiğini söyler.
Cevabı göster

Tatbikatın olağanüstü büyük olduğunu göstermek için o tarihsel dönemi referans noktası olarak kullanır.

Russia has already annexed Crimea, Kelime

0:11

Rusya zaten Kırım'ı ilhak etti,

part of Ukrainian territory,

0:13

bir zamanlar Ukrayna topraklarının bir parçası olan yeri,

and plunged Donbass in Ukraine's southeast into a separate conflict. Kalıp ifadeler

0:15

ve Ukrayna'nın güneydoğusundaki Donbass'ı ayrı bir çatışmanın içine sürükledi.

Kelime

annexed Crimea: bir toprağı devlete katmak

Burada annexed, bir toprağı ele geçirip onu ilhak eden devletin kendi toprağının bir parçası ilan etmek veya öyle saymak demektir. Yalnızca bir yere girmekten, orayı işgal etmekten veya kontrol etmekten daha özel bir anlam taşır. annex + territory yapısında toprak doğrudan nesnedir. Haberlerde ve siyasi metinlerde bu fiil, katma işlemi resmî olduğunda, böyle bir iddia öne sürüldüğünde veya konu tartışmalı olduğunda sıkça kullanılır; kelime tek başına eylemin hukuka uygun olup olmadığını belirlemez.

Alıştırma

Bir devlet, ele geçirilmiş bir bölgenin resmen kendi toprağının parçası olduğunu ilan ediyor. Bu eylemi en iyi hangi ifade anlatır?

  1. annexed the region
  2. entered the region
  3. occupied the region
Cevabı göster

annexed the region

Kalıp ifadeler

plunged Donbass ... into a separate conflict: ettirgen yapı

Plunge + object + into + noun phrase, birini veya bir yeri aniden ciddi bir duruma sokmak anlamına gelir. Bu cümlede Donbass nesnedir ve into a separate conflict ortaya çıkan durumu belirtir; in Ukraine's southeast ise yalnızca Donbas'ın konumunu açıklar ve yapının parçası değildir. Fiil burada mecazidir; hiçbir şey fiziksel olarak bir yere atılmaz. Değişimi ani, zorlayıcı ve zararlı olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi ettirgen plunge + object + into yapısıyla tamamlayın: The sudden coup ____ the country ____ chaos.

Cevabı göster

plunged · into

Our allies and partners are ready to impose severe cost and significant harm Kalıp ifadeler

0:19

Müttefiklerimiz ve ortaklarımız, ağır bedeller ödetmeye ve ciddi zararlar vermeye hazırlar

on Russia and the Russian economy.

0:25

Rusya'ya ve Rus ekonomisine.

Kalıp ifadeler

impose severe cost and significant harm on someone: birine ağır bedel ve ciddi zarar yüklemek

Burada impose, “bir kişinin veya kurumun istemediği bir yükü ya da sonucu taşımasına neden olmak” anlamına gelir. Yapı impose + yük veya sonuç + on + etkilenen kişi ya da şey şeklindedir. “Severe cost” ve “significant harm”, impose fiilinin birbirine bağlanmış iki nesnesidir. on Russia and the Russian economy ifadesi bu sonuçları kimin yaşayacağını gösterir; cost burada teklif edilen bir fiyat anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi impose something on somebody yapısının eksik iki parçasıyla tamamlayın: The new fees will ____ extra costs ____ local shops.

Cevabı göster

impose · on

If Russia changes borders again by force, Kelime

0:27

Eğer Rusya sınırları bir kez daha zorla değiştirirse,

this will be a challenge to the whole of European security.

0:31

bu tüm Avrupa'nın güvenliğine yönelik bir meydan okuma olacaktır.

Kelime

by force: şiddet veya zorlama kullanarak

By force, bir eylemin nasıl gerçekleştirildiğini gösteren araç bildiren bir zarf ifadesidir. Rıza, müzakere veya normal bir hukuk süreci yerine “fiziksel güç, silahlı güç ya da zorlama yoluyla” anlamına gelir. Cümlede changes borders ifadesini niteler ve force sözcüğünü sınırları değiştirmek için kullanılan yöntem olarak sunar; force burada yalnızca güç veya şiddet derecesi anlamına gelmez.

Alıştırma

“Şiddet veya zorlama kullanarak” anlamı için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The armed group seized the building ____.

  1. in force
  2. by force
  3. with force
Cevabı göster

by force

But how did Ukraine become a flashpoint between Russia and the West? Kelime

0:35

Peki Ukrayna nasıl oldu da Rusya ile Batı arasında bir parlama noktası haline geldi?

Kelime

Rusya ile Batı arasında bir çatışma noktası

Flashpoint, ciddi gerilimlerin yoğunlaştığı ve aniden çatışmaya dönüşebileceği bir yer ya da meseleyi anlatan mecazlı bir isimdir. Burada gerçek anlamda bir ışık parlaması ya da sıcaklık noktası değildir. Bu soruda a flashpoint between Russia and the West, Ukrayna’yı Rusya ile Batı arasındaki çatışmanın odak noktası olarak sunar. Between Russia and the West, karşı karşıya gelen iki tarafı belirtir.

Alıştırma

The disputed reservoir became a flashpoint between the two communities cümlesinde flashpoint ne anlama gelir?

  1. geceleri görülebilen parlak bir nokta
  2. gerilimin aniden çatışmaya dönüşebileceği bir yer veya mesele
  3. bir makinenin yüksek sıcaklığa ulaştığı nokta
Cevabı göster

gerilimin aniden çatışmaya dönüşebileceği bir yer veya mesele

And why won't Russia leave Ukraine alone?

0:40

Ve Rusya neden Ukrayna'yı rahat bırakmıyor?

I don't think that Putin's finished with Ukraine. Dilbilgisi

0:43

Putin'in Ukrayna ile işinin bittiğini sanmıyorum.

Dilbilgisi

Putin's finished with Ukraine: 's = is ve be finished with

Burada Putin's, Putin is kısaltmasıdır. Finished bir sıfattır ve finished with Ukraine, be finished with + kişi veya şey yapısını oluşturur: onunla artık ilgilenmemek, onu takip etmemek ya da ona daha fazla dikkat vermemek. Bu ifade Ukrayna’nın kendisinin bittiği anlamına gelmez. Cümlenin başındaki I don't think bütün iddiayı şüphe altına alır: konuşan kişi Putin’in Ukrayna meselesini henüz bırakmadığını düşünür. Buradaki finished with, tarafsız bir işi tamamlamaktan çok, bir konuya dâhil olmayı sona erdirmeyi anlatır.

Alıştırma

I don't think that Putin's finished with Ukraine cümlesinde Putin's nasıl açılır ve finished with Ukraine ne anlama gelir?

  1. Putin owns;Ukraine ona aittir
  2. Putin has;Ukraine adlı bir görevi tamamladı
  3. Putin is;Ukraine ile artık ilgilenmiyor veya onu takip etmiyor
Cevabı göster

Putin is;Ukraine ile artık ilgilenmiyor veya onu takip etmiyor

I don't think he will leave Ukraine unmolested. Kelime

0:45

Ukrayna'yı rahat bırakacağını düşünmüyorum.

Kelime

leave Ukraine unmolested: Ukrayna'yı saldırıdan veya müdahaleden uzak bırakmak

leave Ukraine unmolested yapısında leave, Ukraine nesnesini ve ardından bu nesnenin bırakıldığı durumu açıklayan bir sıfatı alır. Burada unmolested, eski ve geniş anlamıyla “saldırıya, zarara veya müdahaleye uğramamış” demektir. Cümlede I don't think he will... dendiği için konuşan kişi bunun tersini beklemektedir: Ukrayna müdahale edilmeden bırakılmayacaktır. Bu resmî kullanımda unmolested yalnızca cinsel istismarla sınırlı değildir.

Alıştırma

'I don't think he will leave Ukraine unmolested' cümlesi ne anlama gelir?

  1. Ukrayna'ya müdahale etmesi veya zarar vermesi bekleniyor.
  2. Ukrayna'yı tamamen rahatsız edilmeden bırakması bekleniyor.
  3. Ukrayna'nın bir sınırı olup olmadığından emin değil.
Cevabı göster

Ukrayna'ya müdahale etmesi veya zarar vermesi bekleniyor.

Vladimir Putin disputes whether a border between Russia and Ukraine should exist. Dilbilgisi

0:57

Vladimir Putin, Rusya ile Ukrayna arasında bir sınırın var olması gerekip gerekmediğini tartışıyor.

Dilbilgisi

disputes whether ... should exist: bir şeyin var olması gerekip gerekmediğini sorgulamak

Disputes, bir görüşü aktaran ve “sorgular” ya da “itiraz eder” anlamına gelen bir fiildir. Tartışılan konuyu belirtmek için ardından whether yan cümlesi gelir: Rusya ile Ukrayna arasında bir sınırın var olması gerekip gerekmediği. Burada should bir tahmin değil, olması gerekene ilişkin normatif bir yargı bildirir. Soru, böyle bir sınırın var olmasının haklı veya gerekli olup olmadığıdır; gelecekte var olma olasılığı değildir.

Alıştırma

Hangi cümle bir kuralın geleceğini tahmin etmek yerine o kuralın var olması gerekip gerekmediğini sorgular?

  1. The committee disputes whether the rule will exist next year.
  2. The committee confirms that the rule exists.
  3. The committee disputes whether the rule should exist.
Cevabı göster

The committee disputes whether the rule should exist.

He says that Russians and Ukrainians are one people Kültür

1:03

Rusların ve Ukraynalıların tek bir halk olduğunu söylüyor

and has claimed that Ukraine isn't a state.

1:04

ve Ukrayna'nın bir devlet olmadığını iddia ediyor.

Kültür

one people: tek bir ulusal veya etnik topluluk

Burada people, tek tek insanların sayısını değil, bir halkı ya da etnik topluluğu ifade eder. One people, Rusları ve Ukraynalıları tek bir kolektif kimliğin üyeleri olarak sunar. Cümle bunu onun iddiası olarak aktarır; iddiayı bir gerçek olarak doğrulamaz. Daha genel olarak one people, farklı toplulukları aynı ulusal, etnik veya tarihsel topluluğun parçası olarak çerçeveleyen bir kimlik ifadesidir.

Alıştırma

Bu cümlede one people ne anlama gelir?

  1. Tam olarak bir üyesi bulunan grup
  2. Her konuda aynı fikirde olan insanlar
  3. Tek bir birey
  4. Aynı ulusal veya etnik topluluk
Cevabı göster

Aynı ulusal veya etnik topluluk

But Ukraine is proud of its independence.

1:15

Ancak Ukrayna bağımsızlığıyla gurur duyuyor.

Russia and Ukraine do have a shared ancestry. Dilbilgisi

1:18

Rusya ve Ukrayna gerçekten de ortak bir soy paylaşıyor.

Dilbilgisi

Olumlu ifadeyi vurgulayan do have

Bu olumlu cümlede do, vurgu yardımcı fiilidir. Do have, gerçekten veya kesinlikle sahip olmak anlamına gelir; Rusya ile Ukrayna'nın ortak bir soya sahip olduğunu kabul eder ya da güçlü biçimde doğrular. Yapı do/does/did + fiilin yalın hâlidir. Zaman ve özne uyumunu yardımcı fiil taşıdığı için ana fiil has değil, have olarak kalır. Bu yapı bir şüpheyi düzeltmek, karşıtlık kurmak veya bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi vurgulu yardımcı fiil ve yalın have fiiliyle tamamlayın: Some people doubt it, but we ____ enough time to finish.

Cevabı göster

do have

A union between Moscow and Kiev in the 17th century formed the base of the Russian Empire.

1:28

17. yüzyılda Moskova ve Kiev arasındaki birlik, Rus İmparatorluğu'nun temelini oluşturdu.

Moscow considers Kiev the cradle of its civilization Deyimler

1:35

Moskova, Kiev'i medeniyetinin beşiği olarak görüyor

and its faith.

1:38

ve inancının.

Deyimler

medeniyetinin ve inancının beşiği

Bu cümlede the cradle of ... bir şeyin başladığı ve ilk kez geliştiği yeri anlatan bir mecazdır. Kiev, söz konusu medeniyetin ve inancın tarihsel kaynağı olarak sunulur; gerçek anlamda bir bebek beşiğinden söz edilmez. the cradle of + noun kalıbı tarihî ve kültürel anlatımlarda yaygındır. Burada its, civilization ve faith sözcüklerini Moscow'a bağlar; Moscow ise Rus tarafını temsil eden bir ad aktarmasıdır. İfade tek başına günümüzdeki siyasi mülkiyeti kanıtlamaz.

Alıştırma

Yeni cümleyi dersteki iki sözcüklü mecazla tamamlayın: New Orleans is often called the ____ jazz.

Cevabı göster

cradle of

Over the centuries since,

1:41

Sonraki yüzyıllar boyunca,

the two countries have been intimately connected.

1:42

iki ülke birbiriyle derinden bağlantılı olmuştur.

Ukraine was a cornerstone of the Soviet Union Deyimler

1:45

Ukrayna, Sovyetler Birliği'nin mihenk taşıydı,

until the bloc collapsed in 1991.

1:48

1991'de blok çökene kadar.

Deyimler

Sovyetler Birliği'nin temel taşlarından biri

Cornerstone sözcüğünün gerçek anlamı, bir binanın temelinin köşesine yerleştirilen taştır. Bu cümlede a cornerstone of the Soviet Union bir mecazdır: Ukrayna, birliği ayakta tutan temel parçalardan biri olarak anlatılır. X is a cornerstone of Y kalıbı X'i, Y'nin gücü veya başarısı için temel bir unsur olarak sunar. Yalnızca üyeliği değil, kurucu ve destekleyici bir rolü belirtir; X'in başkent veya önemli olan tek parça olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki üç sözcüklü mecazla tamamlayın: Public trust is ____ a stable democracy.

Cevabı göster

a cornerstone of

At the time,

1:52

O zamanlar,

Ukrainian independence went hand in hand with a new democratic Russia. Deyimler

1:52

Ukrayna'nın bağımsızlığı, yeni ve demokratik bir Rusya ile el ele gitmişti.

Deyimler

went hand in hand with: yakın ilişki

“Went hand in hand with”, “go hand in hand with” ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Burada Ukrayna’nın bağımsızlığı ile yeni ve demokratik bir Rusya’nın ortaya çıkışının yan yana gerçekleştiğini ve birbiriyle yakından bağlantılı olduğunu belirtir. Kalıp “A goes hand in hand with B” şeklindedir. Mecazidir; gerçekten el ele tutuşan insanları anlatmaz. Ayrıca tek başına A’nın B’ye neden olduğunu kanıtlamaz, yalnızca aralarındaki bağlantıyı gösterir.

Alıştırma

İki gelişmenin birlikte gerçekleştiğini ve yakından bağlantılı olduğunu belirten geçmiş zaman deyimiyle cümleyi tamamlayın: “Rapid economic growth ____ rising demand for housing.”

Cevabı göster

went hand in hand with

Ukraine in many ways set the example for Russia's own independence from the Soviet Union, Kalıp ifadeler

1:57

Ukrayna birçok yönden Rusya'nın Sovyetler Birliği'nden kendi bağımsızlığına örnek oluşturdu,

and the idea of Russia as a democratic republic.

2:04

ve Rusya'nın demokratik bir cumhuriyet olması fikrine de.

Kalıp ifadeler

set the example for: model sunmak

“Set the example for”, başka bir kişinin, grubun veya sonraki bir gelişmenin izleyebileceği bir model ya da emsal sunmak anlamına gelir. Bu cümlede Ukrayna, önce harekete geçen ve Rusya’nın bağımsızlığı ile demokratik cumhuriyet fikri için olası bir yol gösteren taraf olarak sunulur. “Set” fiilinin öznesi lider veya model olan taraftır. “For”dan sonraki isim öbeği, öznenin hangi sonraki kişi, grup, eylem veya gelişme için model sağladığını gösterir. İfade, zorunlu bir kural koymayı değil, etkiyi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle Maya’nın yeni ekibin izleyebileceği bir model sunduğunu doğru biçimde belirtir?

  1. Maya set the example for the new team.
  2. Maya was an example of an experienced leader.
  3. Maya followed the example of the new team.
Cevabı göster

Maya set the example for the new team.

But over the years,

2:08

Ancak yıllar geçtikçe,

Moscow came to view Ukraine's independence as a strategic blow, Dilbilgisi

2:09

Moskova, Ukrayna'nın bağımsızlığını stratejik bir darbe olarak görmeye başladı,

as well as an emotional one. Dilbilgisi

2:13

aynı zamanda duygusal bir darbe olarak da.

Dilbilgisi

came to view A as B: zaman içinde oluşan bir yargı

come to view A as B yapısı, birinin zaman içinde A'nın B olduğu yargısını yavaş yavaş geliştirmesi veya sonunda bu yargıya varması anlamına gelir. Burada Moskova'nın görüşü zamanla değişmiş ya da şekillenmiştir; came to bir yere doğru hareket etmeyi anlatmaz. View, view A as B değerlendirme kalıbını oluşturur. Bu cümlede A, Ukraine's independence; B ise a strategic blow ve an emotional one ifadeleriyle tamamlanır.

Alıştırma

came to view A as B yapısını geçmiş zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: After a month of testing, the team ____ the new system ____ essential.

Cevabı göster

came to view · as

Dilbilgisi

as well as an emotional one: ekleme ve ismin yerine kullanım

as well as an emotional one ifadesinde as well as ikinci bir değerlendirme ekler. Ukrayna'nın bağımsızlığı hem stratejik hem de duygusal bir darbe olarak görülmüştür. One, tekil sayılabilen blow isminin yerine geçer; dolayısıyla an emotional one, an emotional blow anlamına gelir. Bu kullanım tekrarı önler. Burada one bir kişiyi göstermez ve as well as aynı derecede iyi anlamına gelmez.

Alıştırma

benefit sözcüğünü tekrarlamamak için as well as ve one kullanın: The new schedule brought a practical benefit, ____ a financial ____.

Cevabı göster

as well as · one

Today, around 13% of Ukrainians are ethnically Russian, Kelime

2:18

Bugün Ukraynalıların yaklaşık %13'ü etnik olarak Rus'tur

and nearly a third speak Russian as a first language.

2:23

ve neredeyse üçte biri anadili olarak Rusça konuşmaktadır.

Kelime

ethnically Russian ile speak Russian as a first language arasındaki fark

Ethnically Russian, etnik kimliği veya kökeni anlatır. Russian, ethnically sözcüğünden sonra gelen bir sıfattır; bu ifade tek başına vatandaşlık, uyrukluk veya dil belirtmez. Speak Russian as a first language, dil geçmişini anlatır: Rusça, kişinin en erken öğrendiği ya da başlıca ana dillerinden biridir. Burada %13 etnik kökene, neredeyse üçte bir ise birinci dile karşılık gelir; iki grup örtüşebilir ama aynı değildir.

Alıştırma

Hangi ifade cümledeki iki istatistiği doğru yorumluyor?

  1. Neredeyse üçte biri etnik olarak Rus ve tam olarak %13'ü Rusçayı birinci dil olarak konuşuyor.
  2. Rusçayı birinci dil olarak konuşan herkes etnik olarak Rustur.
  3. Yaklaşık %13 etnik kökene göre, neredeyse üçte bir ise birinci dile göre sınıflandırılıyor.
Cevabı göster

Yaklaşık %13 etnik kökene göre, neredeyse üçte bir ise birinci dile göre sınıflandırılıyor.

But despite these ties,

2:28

Ancak bu bağlara rağmen,

recent events are turning many Ukrainians against Russia. Öbek fiiller

2:29

son olaylar birçok Ukraynalıyı Rusya'ya karşı kışkırtıyor.

Öbek fiiller

Birçok Ukraynalıyı Rusya'ya karşı çevirmek

turn + kişi/grup + against + kişi/şey yapısı, bir kişinin veya grubun hedefe karşı çıkmaya, ona güvenmemeye ya da onu desteklemekten vazgeçmeye başlamasına neden olmak demektir. Bu cümlede recent events neden, many Ukrainians etkilenen grup, Russia ise değişen tutumun hedefidir. Are turning, değişimin hâlâ gelişmekte olduğunu gösterir; fiziksel olarak yön değiştirmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hedef yapıyı tamamlamak için turn fiilinin basit geçmiş zamanını kullanın: The false rumours ____ many residents ____ the proposal.

Cevabı göster

turned · against

It's a country which is responsible for 14,000 dead soldiers and civilians in a war in the east of Ukraine.

2:33

Bu, Ukrayna'nın doğusundaki bir savaşta 14.000 askerin ve sivilin ölümünden sorumlu olan bir ülke.

It's a country that grabbed part of their territory. Kelime

2:39

Topraklarının bir kısmını ele geçiren bir ülke.

Kelime

topraklarının bir kısmını ele geçirdi

Burada grabbed, bir şeyin kontrolünü hızlı ve zor kullanarak ele geçirmek anlamına gelir. Kullanım mecazidir; bir ülke toprağı gerçekten eliyle tutmaz. Grabbed ayrıca konuşanın eleştirisini aktarır ve toprak kazanımını tarafsız bir değişim değil, saldırgan ya da gayrimeşru bir eylem olarak gösterir. Bu bağlamda their territory, Ukraynalıların toprakları demektir.

Alıştırma

Hangi cümle zorla toprak kazanımını en açık biçimde gayriresmî ve eleştirel bir fiille anlatır?

  1. The state grabbed the province after the invasion.
  2. The state acquired the province through a negotiated treaty.
  3. The state annexed the province by official decree.
Cevabı göster

The state grabbed the province after the invasion.

It's the country that poses constant threat. Kalıp ifadeler

2:42

Sürekli tehdit oluşturan bir ülke.

Kalıp ifadeler

pose a threat: sürekli bir tehdit oluşturmak

Pose a threat ifadesindeki pose, bir tehlike oluşturmak veya ortaya çıkarmak anlamına gelir. Özne riskin kaynağıdır; pose burada fotoğraf için poz vermek anlamına gelmez. Constant, tehlikenin zaman içinde devam ettiğini belirtir. Threat burada tekil sayılabilen bir isim olduğu için standart İngilizcede normalde bir tanımlayıcı gerekir: poses constant threat değil, poses a constant threat denir.

Alıştırma

Cümleyi pose a constant threat ifadesinin standart biçimiyle tamamlayın: This security flaw ____ to the network.

Cevabı göster

poses a constant threat

75% of Ukrainians born since 1991 now see their future as in the EU rather than with Russia. Dilbilgisi

2:45

1991'den sonra doğan Ukraynalıların %75'i artık geleceklerini Rusya ile değil, AB'de görüyor.

Dilbilgisi

rather than: bir geleceği diğerine tercih etmek

Rather than, tercih edilmeyen veya bir kenara bırakılan seçeneği tanıtır. Burada geleceği AB'de görmek tercih edilen seçenek olarak sunulurken Rusya'nın yanında olmak karşıtlık kurmak için kullanılan diğer seçenektir. İfade, in the EU ve with Russia adlı paralel iki edat öbeğini birbirine bağlayarak alternatifler arasında açık bir seçim kurar. Zaman sırası değil, karşıtlık veya tercih bildirir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayarak tercih edilen eylemi gösteren ifadeyi seçin: The chef grilled the vegetables ____ fry them.

  1. after
  2. during
  3. because
  4. rather than
Cevabı göster

rather than

But a democratic Ukraine with ties to the West is unacceptable to Russia.

2:53

Ancak Batı ile bağları olan demokratik bir Ukrayna, Rusya için kabul edilemez.

Mainly due to Ukraine's strategic significance.

2:58

Temel olarak Ukrayna'nın stratejik önemi nedeniyle.

Ukraine is caught between two spheres of influence, Kelime

3:04

Ukrayna iki etki alanı arasında sıkışmış durumda;

the West and its defensive alliance NATO on one side Notlar

3:07

bir yanda Batı ve onun savunma ittifakı NATO,

and Russia on the other.

3:10

diğer yanda Rusya var.

Kelime

caught between two spheres of influence: tekanan dari blok kekuatan yang bersaing

To be caught between two spheres of influence, iki güçlü devletin veya ittifakın birbiriyle yarışan baskılarıyla karşı karşıya olmak demektir. Sphere of influence, bir gücün bir bölgeyi doğrudan yönetmesi gerekmeksizin oradaki kararları etkileyebildiği alanı belirten siyasi bir terimdir; caught between ise fiziksel olarak yakalanmayı değil, zor bir konumu anlatan bir mecazdır. Bu cümlede ifade, bilgileri iki karşıt taraf etrafında düzenler: bir tarafta Batı ve NATO, diğer tarafta Rusya. Ukrayna'nın bu güç blokları arasında sınırlı hareket alanına sahip olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede caught between two spheres of influence ne anlama gelir?

  1. Ülke uzaktaki iki bölgeyi yönetmeyi seçmiştir.
  2. Ülke fiziksel olarak iki yuvarlak nesnenin içinde sıkışmıştır.
  3. Ülke iki devletin tam ortasında bulunmaktadır.
  4. Ülke iki güçlü tarafın birbiriyle yarışan baskısı altındadır.
Cevabı göster

Ülke iki güçlü tarafın birbiriyle yarışan baskısı altındadır.

Kültür

savunma ittifakı NATO

NATO, North Atlantic Treaty Organization yani Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü ifadesinin kısaltmasıdır. Üyelerinin güvenlik ve kolektif savunma konularında iş birliği yaptığı ülkeler arası bir ittifaktır. defensive alliance NATO ifadesinde defensive, ittifakın ilan edilen rolünü açıklar; NATO ise hangi ittifaktan söz edildiğini belirtir. alliance tek bir ülkeyi değil, üye ülkelerin oluşturduğu grubu ve aralarındaki ilişkiyi ifade eder. Bu arka plan, cümlenin NATO'yu neden Batı ile aynı tarafta gruplandırdığını ve bu tarafı Rusya ile karşılaştırdığını açıklar. İfade, iki tarafı anlamak için gereken en temel güvenlik bağlamını sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede defensive alliance NATO neyi ifade ediyor?

  1. NATO adlı tek bir ülke
  2. Kolektif savunma için iş birliği yapan ülkelerden oluşan bir ittifak
  3. Ukrayna ile Rusya arasındaki coğrafi bir bölge
Cevabı göster

Kolektif savunma için iş birliği yapan ülkelerden oluşan bir ittifak

Anlatım akışı

on one side ... on the other ile iki tarafı karşılaştırma

on one side ... on the other kalıbı, birbirine karşı iki tarafı düzenli biçimde sunar. İlk taraf Batı ve NATO, diğer taraf ise Rusya'dır. Burada side mecazidir: fiziksel olarak sol veya sağ değil, bir kamp ya da konum anlamına gelir. Tekrarlanan bu kalıp, konuşanın karmaşık bir çatışmayı iki parçalı ve açık bir karşıtlık olarak anlatmasını sağlar. Birbirine karşı duran iki grubu, çıkarı veya seçeneği sunmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Karşıt grupları gösteren kalıbı tamamlayın: In the contract dispute, the union is ____, and management is ____.

Cevabı göster

on one side · on the other

Vladimir Putin is determined to keep Ukraine in Russia's orbit Deyimler

3:12

Vladimir Putin, Ukrayna'yı Rusya'nın yörüngesinde tutmaya kararlı

and keep it out of alliances with others. Dilbilgisi

3:16

ve onu diğerleriyle ittifaklardan uzak tutmaya.

Deyimler

Ukrayna'yı Rusya'nın yörüngesinde tutmak

Burada orbit bir mecazdır. Daha küçük bir gök cisminin daha büyük olanın çevresinde hareket etmesi gibi, başka bir devletin yörüngesinde olan bir ülke o devletin güçlü siyasi veya stratejik etkisi altındadır. Burada uzaydan söz edilmez. keep + nesne + in + durum yapısı, o durumun sürmesini sağlamak anlamına gelir. Bu nedenle keep Ukraine in Russia's orbit, Ukrayna'nın Rusya'nın etki alanında kalmasını anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede keep Ukraine in Russia's orbit ne anlama gelir?

  1. Ukrayna'yı coğrafi olarak Rusya'ya yakın tutmak.
  2. Ukrayna'yı Rusya'nın güçlü siyasi veya stratejik etkisi altında tutmaya devam etmek.
  3. Ukrayna'nın Rusya ile resmî bir ittifak antlaşması olmasını sağlamak.
Cevabı göster

Ukrayna'yı Rusya'nın güçlü siyasi veya stratejik etkisi altında tutmaya devam etmek.

Dilbilgisi

Onu başkalarıyla ittifakların dışında tutmak

keep + nesne + out of + isim yapısı, nesnenin bir yere girmesini, bir gruba katılmasını veya bir şeye dâhil olmasını engellemeye devam etmek anlamına gelir. Burada it, Ukrayna'yı; alliances with others ise başka ülkelerle ittifakları ifade eder. keep devam eden bir sonucun korunmasını anlattığı için cümle, bu ittifakların dışında kalma durumunu Putin'in sürdürmek istediği bir durum olarak sunar; yalnızca tek bir olaydan söz etmez.

Alıştırma

Cümleyi keep + nesne + out of yapısıyla tamamlayın: To prevent Leo from entering the workshop, they decided to ____ the workshop.

Cevabı göster

keep Leo out of

Putin doesn't want Ukraine to join NATO

3:20

Putin, Ukrayna'nın NATO'ya katılmasını istemiyor

because he now sees it as antagonistic towards Russia. Dilbilgisi

3:23

çünkü artık onu Rusya'ya karşı düşmanca görüyor.

Dilbilgisi

see A as B ve antagonistic towards

see + nesne + as + tümleç yapısında see, gözle görmek değil; yargılamak, anlamak veya yorumlamak demektir. Nesne değerlendirilen şeydir, tümleç ise konuşanın ona verdiği niteliği ya da rolü belirtir. Burada it, NATO'yu ifade eder. Konuşan, NATO'yu antagonistic towards Russia, yani Rusya'ya karşı düşmanca veya karşıt olarak değerlendirir. Towards fiziksel bir yönü değil, düşmanlığın hedefini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi see A as B ve antagonistic towards kullanarak tamamlayın: The union ____ the policy ____ workers.

Cevabı göster

sees · as antagonistic towards

A fellow Slavic country, Kültür

3:26

Kardeş bir Slav ülkesinin,

as he says, you know, the same people as us.

3:27

onun dediği gibi, bilirsiniz, bizimle aynı insanların.

As a member of NATO, as part of the West, is an affront. Kelime

3:30

NATO'nun bir üyesi, Batı'nın bir parçası olması bir hakarettir.

Kültür

fellow Slavic country: ortak grup üyeliği

Slavic, Orta, Doğu ve Güneydoğu Avrupa'daki birbiriyle ilişkili geniş bir dil ve kültür ailesini tanımlar. Tek bir milliyetin adı değildir. Fellow ortak üyeliği belirtir: a fellow Slavic country, referans alınan ülkeyle aynı geniş gruba ait olarak sunulan başka bir ülke demektir. Burada aktarılan bakış açısında bu ifade, Rusları ve Ukraynalıları aynı halk olarak çerçevelemeye yardımcı olur; ancak ayrı ulusal kimliklerini ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Bu bağlamda fellow, a fellow Slavic country ifadesine hangi anlamı katar?

  1. İki ülkenin hukuken tek bir devlet olduğu anlamına gelir.
  2. Slavic'in ülkenin tek yasal milliyeti olduğunu söyler.
  3. Ülkeyi referans alınan ülkeyle aynı geniş Slav grubuna ait olarak sunar.
Cevabı göster

Ülkeyi referans alınan ülkeyle aynı geniş Slav grubuna ait olarak sunar.

Kelime

an affront: onura yönelik resmî ve açık bir hakaret

Bu cümlede an affront, birinin onuruna yönelik açık bir hakaret veya meydan okuma olarak görülen bir eylem ya da durum anlamına gelir. Basit bir hoşnutsuzluk veya fikir ayrılığından daha güçlüdür. Eksik bırakılan özne, az önce anlatılan durumdur: kardeş bir Slav ülkesinin NATO'ya ve Batı'ya katılması. Buna an affront denmesi, bildirilen bakış açısından bu gelişmeyi sembolik olarak aşağılayıcı veya incitici gösterir.

Alıştırma

Resmî bir haberde “The ban was seen as an affront to the community” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Topluluğun onuruna yönelik açık bir hakaret olarak görüldü.
  2. Küçük ve pratik bir sıkıntı olarak değerlendirildi.
  3. Dostça bir uzlaşma olarak tanımlandı.
Cevabı göster

Topluluğun onuruna yönelik açık bir hakaret olarak görüldü.

In 1991, NATO's borders in Central Europe only ran as far east as Germany. Dilbilgisi

3:35

1991'de Orta Avrupa'daki NATO sınırları doğuda sadece Almanya'ya kadar uzanıyordu.

Dilbilgisi

as far east as Germany: doğudaki sınır noktasını belirtmek

Burada as far east as Germany, NATO'nun Orta Avrupa'daki sınırlarının 1991'de ulaştığı en doğu noktasının Almanya olduğunu belirtir. Far, Almanya'nın konuşmacıya uzaklığını değil, sınırın uzanma kapsamını anlatır. as far + yön + as + yer kalıbı harita üzerinde bir sınır noktası belirler: as far north as, as far south as ve benzerleri. Önündeki fiil, neyin bu sınıra ulaştığını açıklar; örneğin extends as far east as the river.

Alıştırma

Sınır kasabasının demiryolunun en doğu noktası olduğunu anlatmak için as far + yön + as kalıbını kullanın: The railway now extends ____ the border town.

Cevabı göster

as far east as

But as former Soviet bloc countries joined,

3:40

Ancak eski Sovyet bloku ülkeleri katıldıkça,

the NATO alliance in Central Europe

3:43

Orta Avrupa'daki NATO ittifakı

now runs in some places right up to the Russian border. Kelime

3:45

artık bazı yerlerde doğrudan Rusya sınırına kadar ulaşıyor.

Kelime

runs ... right up to the Russian border: Rusya sınırına kadar uzanmak

Bu cümlede runs, NATO ittifakının coğrafi olarak ne kadar yayıldığını ya da bulunduğu alanın kapsamını anlatır; fiziksel olarak koşmak veya bir kuruluşu işletmek anlamında değildir. İttifakın varlığının Orta Avrupa boyunca uzandığını belirtir. right up to son noktayı vurgular: uzanma Rusya sınırının kenarına, doğrudan o sınıra kadar gelir. in some places ifadesi bu durumu belirli yerlerle sınırlar; NATO'nun bütün sınırının Rusya'ya dayandığını söylemez.

Alıştırma

Duvarın denizin kenarına kadar ulaştığını anlatan ifadeyi seçin: The old stone wall ___ the sea.

  1. runs right up to
  2. runs near
  3. runs over
  4. runs along
Cevabı göster

runs right up to

Ukraine itself separates Russia from four NATO members.

3:49

Ukrayna'nın kendisi, Rusya'yı dört NATO üyesinden ayırıyor.

As far as Russia is concerned, Kalıp ifadeler

3:55

Rusya'ya göre,

Ukraine must never join NATO.

3:57

Ukrayna asla NATO'ya katılmamalıdır.

Kalıp ifadeler

As far as Russia is concerned: Rusya açısından

As far as Russia is concerned, bakış açısını Rusya ile sınırlayan bir çerçevedir. Ardından gelen ifadenin evrensel bir gerçek olarak değil, Rusya'nın konumu veya çıkarları açısından sunulduğunu belirtir. Bu cümlede bu çerçeve, Ukrayna hakkındaki güçlü Rusya tutumunu tanıtır. As far as fiziksel mesafe anlamına gelmez; concerned burada konuya dahil olmak veya konu hakkında bir görüşe sahip olmak anlamındadır.

Alıştırma

Doğru kurulmuş bakış açısı çerçevesini seçin: ___ The museum should close at six.

  1. As far as the museum director concerned,
  2. As far as the museum director concerns,
  3. As far as the museum director is concerning,
  4. As far as the museum director is concerned,
Cevabı göster

As far as the museum director is concerned,

And for Ukraine's first years of independence,

3:59

Ve Ukrayna'nın bağımsızlığının ilk yıllarında,

that didn't seem likely.

4:01

bu pek olası görünmüyordu.

Ukraine was led by governments friendly to Moscow.

4:04

Ukrayna, Moskova'ya dost hükümetler tarafından yönetiliyordu.

But by Ukraine's 2004 presidential elections,

4:07

Ancak Ukrayna'nın 2004 başkanlık seçimlerine gelindiğinde,

it was clear Ukrainians had begun to look westwards, Deyimler

4:10

Ukraynalıların batıya bakmaya başladıkları açıktı

and Russia's influence had its limits. Kalıp ifadeler

4:13

ve Rusya'nın etkisinin sınırları vardı.

Deyimler

Jeopolitik bir metafor olarak look westwards

Burada look westwards, fiziksel olarak batıya dönmek veya batıya doğru hareket etmek anlamına gelmez. Siyasi, kurumsal ve diplomatik açıdan Batılı ülke ve kuruluşlarla daha yakın bir çizgiye yönelmek demektir. westwards gibi yön bildiren sözcükler jeopolitik bir karşıtlığı düzenlemek için kullanılabilir. Seçim sonucu, Ukrayna'nın siyasi yöneliminin Rus hâkimiyetinden uzaklaşıp Batı'ya kaydığının kanıtı olarak sunuluyor.

Alıştırma

“After the election, the country began to look westwards,” cümlesinde look westwards büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Hükûmet ofislerini ülkenin batı bölümüne taşımak
  2. Bütün yabancı ülkelerle ilişkilerden kaçınmak
  3. Batılı ülkelerle daha yakın siyasi ve kurumsal bağlar kurmaya çalışmak
Cevabı göster

Batılı ülkelerle daha yakın siyasi ve kurumsal bağlar kurmaya çalışmak

Kalıp ifadeler

Russia's influence had its limits: sınırlı güç veya etki

had its limits ifadesindeki limits, toprak sınırları anlamına gelmez. İfade, Rusya'nın etkisinin sınırsız olmadığını, olayları yalnızca belli bir noktaya kadar etkileyebildiğini anlatır. Yeniden kullanılabilen kalıp something has or had its limits şeklindedir. Tek bir belirli başarısızlığı belirtmek yerine bir gücün, yöntemin, yeteneğin veya tahammülün sınırlarını genel olarak değerlendirir.

Alıştırma

Cümleyi “yararlıdır ancak sınırsız değildir” anlamına gelen ders ifadesiyle tamamlayın: Even the best technology ____.

Cevabı göster

has its limits

With the help of mass protests,

4:20

Kitlesel protestoların yardımıyla,

Putin-backed candidate Viktor Yanukovych lost to pro-Western Viktor Yushchenko. Kelime

4:22

Putin destekli aday Viktor Yanukoviç, Batı yanlısı Viktor Yuşçenko'ya karşı kaybetti.

Kelime

Putin-backed ve pro-Western: iki siyasi birleşik etiket

Putin-backed, Putin tarafından desteklenen anlamına gelir. Burada backed, desteklemek anlamındaki back fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve kısa çizgili birleşik yapı candidate sözcüğünden önce sıfat görevi görür. Pro-Western, Batı'yı destekleyen veya Batı ile aynı çizgide olan anlamına gelir. pro- ön eki taraftarı olma anlamı taşır. Bu kısa etiketler adayları farklı siyasi taraflara yerleştirir, ancak farklı ilişkileri belirtir: dış desteğin kaynağı ile siyasi tutum veya yönelim.

Alıştırma

Sendikaların desteklediği bir aday ile çevrenin korunmasını savunan bir rakibi doğru biçimde anlatan çift hangisidir?

  1. union-backed; pro-environment
  2. pro-union; government-backed
  3. anti-union; anti-environment
Cevabı göster

union-backed; pro-environment

It became known as the Orange Revolution Kültür

4:27

Bu Turuncu Devrim olarak bilinmeye başlandı

and was evidence that Russia was losing control of Ukraine.

4:30

ve Rusya'nın Ukrayna üzerindeki kontrolünü kaybettiğinin bir kanıtıydı.

Kültür

Tarihî bir olay adı olarak the Orange Revolution

The Orange Revolution, tartışmalı 2004 Ukrayna başkanlık seçiminin ardından yaşanan kitlesel protestoların ve siyasi mücadelenin yerleşmiş adıdır. Hareket, oylamanın tekrarlanmasına ve Viktor Yuşçenko'nun zaferine katkıda bulundu. Turuncu renk Yuşçenko'nun kampanyasıyla ilişkilendirildi ve hareketin simgesi oldu. Bu cümlede ifade, tesadüfen turuncu olan bir devrimi betimlemez; bir özel addır. the belirli tanımlığı ve Orange Revolution sözcüklerindeki büyük harfler, tek ve belirli bir tarihî olaya işaret eder.

Alıştırma

Bu cümlede the Orange Revolution neyi ifade ediyor?

  1. Turuncu kıyafetlerin veya pankartların görüldüğü herhangi bir protesto.
  2. Bir coğrafi bölgenin adını taşıyan askerî harekât.
  3. 2004 Ukrayna protesto hareketinin ve siyasi sonucunun yerleşmiş adı.
Cevabı göster

2004 Ukrayna protesto hareketinin ve siyasi sonucunun yerleşmiş adı.

The Orange Revolution,

4:37

Turuncu Devrim,

it mattered because people rose against somebody he backed. Öbek fiiller

4:38

önemliydi çünkü insanlar onun desteklediği birine karşı ayaklanmıştı.

Öbek fiiller

rose against: rise against ifadesinin geçmiş zamanı

rise against somebody, insanların birleşerek veya harekete geçerek o kişiye ya da onun temsil ettiği otoriteye başkaldırması demektir. Bu cümlede insanlar yalnızca aynı fikirde olmadıklarını belirtmemiş, he ile kastedilen erkeğin desteklediği kişiye etkin biçimde direnmiştir. Rose, geçişsiz rise fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Kalıp rise/rose against + kişi, hükûmet veya otorite şeklindedir; against öncesinde doğrudan nesne almaz.

Alıştırma

Cümleyi rise against ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: After years of harsh rule, the citizens ____ the dictator.

Cevabı göster

rose against

It showed that people have agency. Kelime

4:43

İnsanların irade sahibi olduğunu gösterdi.

Kelime

people have agency: agency sözcüğünün soyut anlamı

people have agency ifadesinde agency, seçim yapma, bağımsız hareket etme ve olanları etkileme kapasitesi demektir. Cümle, insanları başkaları tarafından tamamen kontrol edilen pasif nesneler olarak değil, etkin katılımcılar olarak gösterir. Bu soyut anlam sosyal bilimlerde ve karakter analizlerinde yaygındır. Agency sahibi olmak tam özgürlüğe sahip olmak veya başarı garantisi demek değildir; anlamlı biçimde hareket etme ve sonuçları etkileme kapasitesinin bir ölçüde bulunmasıdır.

Alıştırma

“Even within strict rules, the players still have agency,” cümlesinde have agency ne anlama gelir?

  1. Anlamlı seçimler yapabilir ve olanları etkileyebilirler.
  2. Müşterileri temsil eden bir kuruluş için çalışırlar.
  3. Herkese emir vermek için resmî yetkileri vardır.
Cevabı göster

Anlamlı seçimler yapabilir ve olanları etkileyebilirler.

Even when Yanukovych was voted in 5 years later, Öbek fiiller

4:46

5 yıl sonra Yanukoviç seçildiğinde bile,

Putin still couldn't get his own way in Ukraine. Deyimler

4:49

Putin hala Ukrayna'da kendi istediğini yaptıramadı.

Öbek fiiller

was voted in: oylamayla göreve seçilmek

Vote someone in, birini oylama yoluyla resmî bir göreve seçmek anlamına gelir. Buradaki edilgen Yanukovych was voted in yapısı, oyları kimin kullandığına değil, onun seçilmiş olduğu sonucuna odaklanır. Etken yapıda kalıp voters voted him in şeklindedir. Edilgen yapıda nesne başa geçer: he was voted in. In, öbek fiilin bir parçasıdır; oylamanın yapıldığı yeri göstermez.

Alıştırma

Cümleyi vote in ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın. After the election, Maya ____ as class president.

Cevabı göster

was voted in

Deyimler

get his own way: sonucu kendi isteğine uydurmak

Get one's own way, özellikle başkaları farklı bir şey isterken bir durumun kişinin istediği gibi sonuçlanmasını sağlamak demektir. Genellikle yalnızca bir hedefe ulaşmayı değil, bir karar konusundaki çekişmede kendi isteğini kabul ettirmeyi anlatır. Bu cümlede couldn't get his own way, onun Ukrayna'daki olayları tercih ettiği yönde ilerletemediğini belirtir. One's kişiye göre değişir: my own way, your own way, his own way veya their own way.

Alıştırma

Cümleyi get one's own way ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın ve iyelik sözcüğünü Lena'ya uyacak şekilde değiştirin. Lena kept arguing until she ____, and everyone accepted her plan.

Cevabı göster

got her own way

Yanukovych continued to look both ways, Deyimler

4:52

Yanukoviç her iki tarafa da bakmaya devam etti,

to Europe and to Russia.

4:56

Avrupa'ya ve Rusya'ya.

Deyimler

Siyasi bir mecaz olarak look both ways

Burada look both ways, birbiriyle yarışan iki siyasi yönü aynı anda göz önünde tutmayı anlatan bir mecazdır. Sonraki ifadeler bu yönleri açıklar: Avrupa ve Rusya. Gerçekten başını iki yana çevirmekten söz etmez. Yorum dilinde bu imge, iki tarafı dengelemeyi, ikisine de açık kalmayı veya seçim yapmakta tereddüt etmeyi anlatabilir; hangi anlamın baskın olduğunu bağlam belirler.

Alıştırma

“The new government continued to look both ways, to its regional allies and to Western partners.” cümlesinde look both ways ne anlama gelir?

  1. İki siyasi yönü de göz önünde tutmak
  2. Karşıya geçmeden önce yolu kontrol etmek
  3. İki gruptan da uzaklaşmak
Cevabı göster

İki siyasi yönü de göz önünde tutmak

When Ukraine was offered an association agreement with the EU, Kültür

4:58

Ukrayna'ya AB ile bir ortaklık anlaşması teklif edildiğinde,

Kültür

association agreement with the EU ile AB üyeliği arasındaki fark

association agreement with the EU, yani AB ile ortaklık anlaşması, AB ile AB üyesi olmayan bir ülke arasında kurulan resmî bir antlaşma çerçevesidir. Siyasi, ekonomik, ticari veya hukuki iş birliğini geliştirebilir. Böyle bir anlaşmanın teklif edilmesi ülkeyi AB üyesi yapmaz. Burada Ukrayna’ya sunulan şey, AB ile daha yakın ve resmî bir ilişkidir; hemen AB üyeliği değildir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: A non-EU country signs an association agreement with the EU. Yalnızca bu gerçeğe dayanarak hangi sonuca varılabilir?

  1. Ülke, AB ile daha yakın iş birliği için resmî bir çerçeveyi kabul etmiştir.
  2. Ülke diğer ülkelerle yaptığı tüm anlaşmaları sona erdirmelidir.
  3. Ülke otomatik olarak bir AB üyesi devlet olmuştur.
Cevabı göster

Ülke, AB ile daha yakın iş birliği için resmî bir çerçeveyi kabul etmiştir.

Putin countered with an economic offer of his own. Kalıp ifadeler

5:02

Putin kendi ekonomik teklifiyle karşı çıktı.

Kalıp ifadeler

countered with ... of his own: kendi teklifiyle karşılık vermek

Countered with ifadesindeki counter, başka birinin önerisine veya hamlesine rakip bir seçenek sunarak karşılık vermek anlamına gelen bir fiildir. Bu nedenle ekonomik teklif yalnızca sözlü bir yanıt değil, stratejik bir karşılıktır. Of his own, alternatifin Putin'in kendi tarafından geldiğini vurgular. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp counter with + teklif, öneri, argüman veya eylemdir.

Alıştırma

Cümleyi ‘rakip bir öneri sunarak karşılık verdi’ anlamındaki iki sözcüklü kalıpla tamamlayın: When the supplier raised its price, the buyer ____ a longer contract at a lower rate.

Cevabı göster

countered with

Yanukovych eventually ditched the EU deal Kelime

5:05

Yanukoviç sonunda AB anlaşmasından vazgeçti

in favor of the economic pact with Russia. Kalıp ifadeler

5:08

ve Rusya ile ekonomik paktı tercih etti.

Kelime

ditched the EU deal: fiil olarak ditch

Burada ditched, üzerinde düşünülen veya ilerletilen bir planı ya da anlaşmayı terk etmek anlamına gelen günlük bir fiildir. Ditched the EU deal, bu kararı anlaşmayı geride bırakmaya yönelik doğrudan ve kesin bir hareket olarak sunar. Bu kullanım, çarpıcı haber dilinde veya konuşmada yaygındır ve tarafsız, resmî bir fiilden daha fazla tutum yansıtabilir. Burada yol kenarındaki hendeği ifade eden ditch ismi kastedilmez.

Alıştırma

Hangi cümlede ditch, ‘bir planı terk etmek’ anlamına gelen günlük bir fiil olarak kullanılmıştır?

  1. After weeks of testing, the team ditched the original launch plan.
  2. The road crew repaired the ditch beside the highway.
  3. After weeks of testing, the team reviewed the original launch plan.
Cevabı göster

After weeks of testing, the team ditched the original launch plan.

Kalıp ifadeler

ditch A in favor of B: A’dan vazgeçip B’yi seçmek

ditch A in favor of B yapısında A vazgeçilen seçenektir, B ise onun yerine seçilen alternatiftir. Bu cümlede A, AB anlaşması; B ise Rusya ile yapılan ekonomik anlaşmadır. Bu yapıda in favor of yalnızca destek belirtmez. ditched A ile birlikte kullanıldığında, alternatifler arasında gerçek bir seçim yapıldığını gösterir.

Alıştırma

Seçilen alternatifi gösteren üç kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The company ditched its old software ____ a cloud-based system.

Cevabı göster

in favor of

But many Ukrainians felt sold out, Öbek fiiller

5:11

Ancak birçok Ukraynalı satılmış hissetti

and peaceful protests in Kiev followed.

5:14

ve bunu Kiev'de barışçıl protestolar izledi.

Öbek fiiller

felt sold out: ihanete uğramış hissetmek

felt sold out ifadesinde sold out, sell someone out fiilinin geçmiş zaman ortacı biçimidir: birinin güvenine ihanet etmek veya kendi çıkarın için onun çıkarlarını feda etmek anlamına gelir. Felt, bunun Ukraynalıların tepkisi olduğunu gösterir; yalnızca hayal kırıklığına uğramamış, bir liderin çıkarlarını terk ettiğini düşünmüşlerdir. Aynı sold out ifadesi biletlerin veya stokların tükendiğini de belirtebilir, ancak bu anlam The concert is sold out. örneğindeki gibi etkinlikler veya ürünler için geçerlidir. İnsanlar feel sold out diyorsa anlam ihanettir.

Alıştırma

Hangi cümlede sold out, «ihanete uğramış» anlamında kullanılmıştır?

  1. The Saturday show was sold out before noon.
  2. After the secret deal, the voters felt sold out by the officials they had trusted.
  3. Leo felt let down because his coffee was cold.
Cevabı göster

After the secret deal, the voters felt sold out by the officials they had trusted.

Yanukovych's response was brutal,

5:16

Yanukoviç'in tepkisi acımasızdı,

sparking further demonstrations and the downfall of his government. Dilbilgisi

5:19

daha fazla gösteriyi ve hükümetinin düşüşünü tetikledi.

Dilbilgisi

Virgül + -ing sonuç yapısı: sparking further demonstrations...

Burada sparking further demonstrations and the downfall of his government, ana cümledeki olayın tamamının sonucunu belirten, şimdiki zaman ortacıyla kurulmuş bir yan yapıdır: Yanukoviç'in acımasız tepkisi daha fazla gösteriye ve hükümetinin çöküşüne yol açtı. sparking fiilinin örtük öznesi demonstrations değil, Yanukovych's response ifadesidir. Tam bir cümlecikten sonra virgül + -ing kullanımı, which sparked... gibi çekimli bir yan cümleyle de anlatılabilecek sonucu kısaltır. -ing ile anlatılan olayı, aynı derecede öne çıkan ayrı bir eylem olarak değil, ana olaydan doğan bir sonuç olarak sunar.

Alıştırma

Sonucu virgül + -ing yapısıyla yeniden yazın: A burst pipe flooded the library, and this forced it to close. A burst pipe flooded the library, ____ it to close.

Cevabı göster

forcing

It was a slap in the face for Putin. Deyimler

5:24

Bu Putin'in yüzüne atılmış bir tokattı.

Deyimler

a slap in the face deyimi

Bu cümlede a slap in the face, açıkça aşağılayıcı, küçük düşürücü veya küçümseyici hissettiren bir eylem ya da olay için kullanılan bir deyimdir. Hükümetin çöküşü Putin için ciddi, sembolik bir hakaret veya darbe olarak sunulmaktadır; fiziksel bir tokat söz konusu değildir. İfade sık sık be a slap in the face to/for someone ve feel like a slap in the face gibi yapılarda görülür. Özellikle bir olay birinin konumunu, çabasını veya beklentilerini reddediyor gibi göründüğünde, olayın nasıl algılandığına odaklanır.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: After months of work, having her name removed from the report felt like a slap in the face. Burada a slap in the face ne anlama geliyor?

  1. Küçük bir programlama sorunuydu.
  2. Yüzünde acıya neden oldu.
  3. Ciddi bir hakaret gibi geldi.
Cevabı göster

Ciddi bir hakaret gibi geldi.

A video has emerged which appears to show President Yanukovych's entourage Notlar

5:27

Başkan Yanukoviç'in maiyetinin

fleeing from his luxurious mansion outside Kiev.

5:31

Kiev dışındaki lüks malikanesinden kaçtığını gösterdiği iddia edilen bir video ortaya çıktı.

Anlatım akışı

has emerged which appears to show: yeni kanıt ve temkinli yorum

Has emerged, videoyu yakın zamanda erişilebilir hâle gelmiş veya yeni keşfedilmiş bir materyal olarak sunar. Present perfect, bu yeni gelişmeyi mevcut haberle ilişkilendirir; ancak videoyu kimin yayımladığını veya bulduğunu söylemez. Which appears to show... ilgi cümleciği a video ifadesini niteler. Appears to show, kanıta dayalı ihtiyat bildiren bir ifadedir: görüntüler açıklamayı destekliyor gibi görünür, fakat muhabir bu yorumun tamamen doğrulandığını ileri sürmez. Yapı, önce yeni kanıtı sunar, ardından bunun neyi gösteriyor olabileceğini temkinli biçimde açıklar.

Alıştırma

Bir muhabir henüz doğrulanmamış görüntüleri yeni aldı. Hangi cümle bunları yeni kanıt olarak sunarken yorumu temkinli tutar?

  1. New footage has emerged which appears to show the mayor entering the closed office.
  2. New footage has emerged which proves the mayor entered the closed office.
  3. The mayor entered the closed office, although no footage exists.
Cevabı göster

New footage has emerged which appears to show the mayor entering the closed office.

Kelime

entourage: öne çıkan bir kişiye eşlik eden grup

Entourage, önemli veya ünlü bir kişiye eşlik eden ve onu destekleyen asistanlar, danışmanlar, güvenlik görevlileri ya da yardımcılar gibi kişilerden oluşan gruptur. Burada, Başkan Yanukovych'in çevresinde olup malikaneden kaçan kişiler için toplu bir ad olarak kullanılmıştır. Tek bir korumayı veya mülkte çalışan herkesı belirtmez.

Alıştırma

Bu cümledeki grubu en kesin biçimde hangi sözcük tanımlar? The famous actor arrived with assistants, stylists, and security guards who traveled with her.

  1. staff
  2. entourage
  3. audience
Cevabı göster

entourage

Putin was furious.

5:37

Putin öfkeliydi.

It was coming after similar protests in Russia.

5:38

Bu, Rusya'daki benzer protestoların ardından geliyordu.

He had to make an example of Ukraine. Deyimler

5:42

Ukrayna'yı ibretlik bir örnek yapmalıydı.

Deyimler

make an example of Ukraine: Ukrayna'yı ibretlik biçimde cezalandırmak

Make an example of someone or something, başkaları aynı şekilde davranmaya korksun diye bir kişiyi ya da hedefi ağır biçimde cezalandırmak veya ona zarar vermek demektir. Burada Ukrayna, örnek alınacak bir model değil, cezalandırılacak hedef olarak sunulur. Kalıp make an example of + kişi, grup, kurum veya ülke şeklindedir. Tek bir hedefe karşı yapılan eylem, daha geniş bir kitleye uyarı gönderir.

Alıştırma

“Başkalarını uyarmak için onu cezalandırmak” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: After repeated serious rule-breaking, the committee decided to ____.

Cevabı göster

make an example of her

He had to show that such events, revolutions,

5:44

Bu tür olayların, devrimlerin,

end badly and they end in civil war.

5:47

kötü bittiğini ve iç savaşla sonuçlandığını göstermek zorundaydı.

Putin's response was to annex the Ukrainian territory of Crimea.

5:50

Putin'in tepkisi Ukrayna'nın Kırım topraklarını ilhak etmek oldu.

Crimea, of course, means a lot to Russians and has enormous symbolic importance.

5:56

Kırım elbette Ruslar için çok şey ifade ediyor ve muazzam bir sembolik öneme sahip.

Of all the territories lost by Russia during the disintegration of the Soviet Union, Dilbilgisi

6:00

Sovyetler Birliği'nin dağılması sırasında Rusya'nın kaybettiği tüm topraklar arasında,

the loss of Crimea was felt most acutely.

6:06

Kırım'ın kaybı en acı şekilde hissedildi.

Dilbilgisi

Of all the territories ... felt most acutely: tüm topraklar içinde en yoğun hissedilen kayıp

Of all the territories karşılaştırma grubunu, yani Sovyetler Birliği'nin dağılması sırasında Rusya'nın kaybettiği bütün toprakları belirler. Felt most acutely ise bu grup içindeki en güçlü durumu gösterir: Kırım'ın kaybı diğer kayıplardan daha yoğun hissedilmiştir. Yeniden kullanılabilecek kalıp Of all + çoğul grup, özne + fiil + most + zarf şeklindedir. Burada acutely, “yoğun biçimde” veya “çok keskin biçimde” anlamına gelen bir zarftır; tıbbi anlamdaki acute sıfatı değildir.

Alıştırma

Of all ... most ... kalıbını kullanarak resmî karşılaştırmayı tamamlayın: Of ____ the emergency plans we tested, this one worked ____ effectively.

Cevabı göster

all · most

His popularity rating shot up. Öbek fiiller

6:09

Onun popülaritesi fırladı.

Öbek fiiller

shot up: hızlı bir artış

Bu cümlede shot up, genellikle büyük bir artışı da çağrıştırarak “çok hızlı yükseldi” anlamına gelir. Shot, shoot fiilinin geçmiş zaman biçimidir; up ise değişimin yukarı yönlü olduğunu gösterir. Özne bir oran, fiyat, sayı veya başka bir ölçüm olduğunda shoot up ani bir artışı anlatır. Yalnızca rose demekten daha canlıdır; burada ateş etmekle veya iğne yapmakla ilgili değildir.

Alıştırma

“Çok hızlı yükseldi” anlamındaki geçmiş zamanlı phrasal verb ile cümleyi tamamlayın: After the announcement, ticket sales ____ in just one hour.

Cevabı göster

shot up

Putin went on to encourage uprisings of pro-Russian separatists in the east of Ukraine, Öbek fiiller

6:11

Putin, Ukrayna'nın doğusundaki Rus yanlısı ayrılıkçıların ayaklanmalarını teşvik etmeye devam etti,

a conflict that's still going on.

6:17

ve bu çatışma hala devam ediyor.

Öbek fiiller

went on to encourage: sonraki eylem

Went on to encourage, go on to + fiilin yalın hâli kalıbını kullanır. Önceki bir eylem ya da aşamadan sonra Putin'in farklı bir eyleme geçtiğini, yani ayaklanmaları teşvik ettiğini anlatır. Bu yapı, anlatıyı bir olaydan sonraki olaya taşıyarak sıralamayı düzenler. Went geçmiş zamanı gösterir; encourage ise to'dan sonra yalın hâlde kalır.

Alıştırma

Maya görüşmeleri bitirdi. Hangi cümle raporu yazmanın onun sonraki ve farklı eylemi olduğunu anlatır?

  1. Maya went on writing the final report.
  2. Maya went on to write the final report.
Cevabı göster

Maya went on to write the final report.

Putin's strategy has ensured that the EU and NATO keep Ukraine at arm's length, Deyimler

6:19

Putin'in stratejisi, AB ve NATO'nun Ukrayna'yı kol mesafesinde tutmasını sağladı

and stirring up conflict on Russia's borders could help with troubles at home. Notlar

6:24

ve Rusya sınırlarında çatışmayı körüklemek ülke içindeki sıkıntılara yardımcı olabilirdi.

Deyimler

keep someone at arm's length: biriyle bilinçli olarak mesafeyi korumak

To keep someone at arm's length, biriyle bilinçli olarak mesafeyi korumak ve o kişinin fazla yakınlaşmasına, tam güven kazanmasına ya da bütünüyle sürece katılmasına izin vermemek demektir. Buradaki mesafe gerçek bir kol uzunluğu değil; sosyal, siyasi veya duygusal bir mesafedir. Bu cümlede ifade, AB ve NATO'nun Ukrayna'nın tamamen kabul edilmesini veya yakın biçimde dâhil edilmesini sınırlamaya devam ettiğini anlatır. Kalıp keep + kişi veya grup + at arm's length şeklindedir.

Alıştırma

Bir grubu bilinçli olarak uzakta tutma anlamındaki deyimi tamamlayın: After the failed audit, the board kept the contractors ____.

Cevabı göster

at arm's length

Öbek fiiller

stirring up conflict: çatışmayı kışkırtmak

To stir up conflict, anlaşmazlığı veya çatışmayı bilinçli olarak kışkırtmak, şiddetlendirmek ya da teşvik etmek demektir. Stir up, conflict gibi soyut bir isimle kullanıldığında mecazidir: sorunun kendiliğinden ortaya çıkmadığını, etkin biçimde oluşturulduğunu anlatır. Bu cümlede stirring up conflict, could help ifadesinin öznesi olan bir -ing yan cümlesidir. Yeniden kullanılabilen kalıp stir up + trouble, conflict, anger veya başka bir güçlü tepki şeklindedir.

Alıştırma

“Kışkırtmak” anlamındaki hedef öbeksi fiille cümleyi tamamlayın: The fabricated story was intended to ____ conflict between the two teams.

Cevabı göster

stir up

Kelime

troubles at home: kişinin kendi ülkesindeki sorunlar

Siyasi yorumlarda troubles at home, liderin kendi ülkesindeki siyasi veya toplumsal sorunlar anlamına gelir. Burada home, Putin'in evi veya ailesi değil, Rusya'dır. Daha genel olarak bir hükûmet, lider veya ülkeden söz edilirken at home, abroad ile karşıtlık kurarak 'ülke içinde' anlamına gelebilir.

Alıştırma

Örnekte troubles at home neyi ifade ediyor?

  1. Ukrayna içindeki askerî sorunlar
  2. Rusya içindeki siyasi veya toplumsal sorunlar
  3. Putin'in konutundaki veya ailesindeki sorunlar
Cevabı göster

Rusya içindeki siyasi veya toplumsal sorunlar

Putin's popularity is falling.

6:29

Putin'in popülaritesi düşüyor.

Opposition to his regime is increasing,

6:34

Rejimine yönelik muhalefet artıyor,

particularly among the young.

6:36

özellikle gençler arasında.

In 2021,

6:39

2021'de,

street protests erupted after opposition leader Alexei Navalny was poisoned Kalıp ifadeler

6:40

muhalif lider Aleksey Navalni zehirlendikten

Kalıp ifadeler

street protests erupted: protestoların ani ve şiddetli başlangıcı

street protests erupted ifadesinde street protests özne, erupted ise geçmiş zaman fiilidir. Erupt burada mecaz anlamda kullanılır: protestolar aniden ve şiddetli biçimde başladı; söz konusu olan bir yanardağ değildir. Bu fiil; kargaşa, şiddet, çatışma, tartışma veya protestolarla ilgili haberlerde yaygındır. Tarafsız started fiilinde bulunmayan bir anilik ve yoğunluk hissi katar.

Alıştırma

Gösterilerin aniden ve yoğun biçimde başladığını en iyi hangi cümle bildirir?

  1. Street protests continued across the capital.
  2. Street protests erupted across the capital.
  3. Street protests began across the capital.
Cevabı göster

Street protests erupted across the capital.

and then thrown in jail. Kelime

6:45

ve ardından hapse atıldıktan sonra sokak protestoları patlak verdi.

Kelime

thrown in jail: sert ve gayriresmî bir ifade

Thrown in jail, birini zor kullanarak veya resmî bir işlemle cezaevine koymak anlamındaki gayriresmî throw someone in jail ifadesinin edilgen biçimidir. Buradaki throw sözcüğü gerçek anlamda kullanılmaz; kimse fiziksel olarak fırlatılmaz. Önceki was, eş görevli iki geçmiş zaman ortacına da uygulanır: was poisoned ve ardından thrown in jail. İkinci was söylenmese de anlaşılır; bu eksiltme edilgen anlamı değiştirmeden cümleyi daha kısa hâle getirir.

Alıştırma

“was poisoned and then thrown in jail” ne anlama gelir?

  1. Kişi zaten hapishanedeyken fiziksel olarak fırlatıldı.
  2. Kişi zehirlendi ve daha sonra hapse atıldı.
  3. Kişi hapisten çıktıktan sonra birini zehirledi.
Cevabı göster

Kişi zehirlendi ve daha sonra hapse atıldı.

Putin needs a new source of legitimacy, Kelime

6:48

Putin'in yeni bir meşruiyet kaynağına ihtiyacı var,

and conflict with the West provides,

6:50

ve Batı ile çatışma,

in his eyes, Kalıp ifadeler

6:53

onun gözünde,

that source of legitimacy.

6:54

o meşruiyet kaynağını sağlıyor.

Kelime

siyasi analizde source of legitimacy

A source of legitimacy, bir liderin, hükümetin veya kurumun otorite kullanma iddiasını haklı ve kabul edilebilir gösteren şeydir. Siyasi analizde legitimacy yalnızca yasalara uygun hareket etmekten daha geniştir; tanınma ve kabul görmeyi de kapsar. Burada Batı'yla çatışma, Putin'in kendi bakış açısına göre, yönetimine bu temeli sağlayabilecek bir unsur olarak sunuluyor.

Alıştırma

Siyasi analizde “a source of legitimacy” ne anlama gelir?

  1. Her eylemin yasal olduğunu kanıtlayan bir belge.
  2. Otoriteyi haklı ve kabul edilebilir gösteren bir temel.
  3. Bir lideri daha ünlü yapmanın bir yolu.
Cevabı göster

Otoriteyi haklı ve kabul edilebilir gösteren bir temel.

Kalıp ifadeler

in his eyes: onun gözünde

In his eyes, “onun görüşüne ya da ölçütlerine göre” demektir. Burada çatışmanın meşruiyet sağladığı iddiasını nesnel bir gerçek olarak değil, Putin'in değerlendirmesi olarak işaretler. Bu ifade bir yargıyı belirli bir kişiye bağlar. Böylece o kişinin bakış açısını anlatıcının kendi konumundan ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Örnekte in his eyes ne işlev görüyor?

  1. Anlatıcının iddiayı doğrudan kanıtladığını söyler.
  2. Putin'in gerçek anlamda görebildiği şeyi anlatır.
  3. İddianın Putin'in bakış açısı olduğunu gösterir.
Cevabı göster

İddianın Putin'in bakış açısı olduğunu gösterir.

Putin portrays himself as Russia's defender against a failing West. Kalıp ifadeler

6:56

Putin, kendisini çökmekte olan bir Batı'ya karşı Rusya'nın savunucusu olarak tasvir ediyor.

Kalıp ifadeler

portrays himself as: kendisini … olarak gösteriyor

Portrays himself as, kişinin kendisini belirli bir rol veya imaj içinde bilinçli biçimde sunduğu anlamına gelir. Dönüşlü zamir himself yeniden Putin'i gösterir; as ise başkalarının onunla ilişkilendirmesini istediği kimliği tanıtır. Is ifadesinden farklı olarak portrays himself as, tanımın nesnel olarak doğru olduğunu onaylamaz. Bir öz sunum eylemini aktarır.

Alıştırma

Hangi cümle, imajın doğru olduğunu onaylamadan öznenin kendi imajını etkin biçimde oluşturduğunu söyler?

  1. The candidate portrays herself as an outsider.
  2. The candidate is an outsider.
  3. The candidate is portrayed as an outsider by the press.
Cevabı göster

The candidate portrays herself as an outsider.

Western-style democracy can't be allowed to contrast favorably against his rule,

7:00

Batı tarzı bir demokrasinin kendi yönetimiyle olumlu bir şekilde çelişmesine izin verilemez,

least of all in neighboring Ukraine. Kalıp ifadeler

7:05

hele komşu Ukrayna'da hiç.

Kalıp ifadeler

least of all: en güçlü olumsuz durumu vurgulama

Least of all, bir grup içinden olumsuz ya da istenmeyen bir ifadenin en güçlü biçimde geçerli olduğu unsuru öne çıkarır. Burada demokrasi hiçbir yerde onun yönetiminden daha başarılı görünmemelidir; özellikle de komşu Ukrayna'da. Bu ifadede least, sayı veya miktar bakımından en az anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp, genel bir olumsuz ifadeden sonra least of all + en güçlü biçimde dışlanan kişi, yer veya şeyi belirten bir söz öbeği kullanmaktır.

Alıştırma

Cümleyi “özellikle ... değil” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The new rules must not disadvantage anyone, ____ people with disabilities.

Cevabı göster

least of all

A successful democracy next door might lead people to demand the same thing at home. Notlar

7:09

Kapı komşusundaki başarılı bir demokrasi, insanların aynı şeyi kendi evlerinde talep etmelerine yol açabilir.

Kelime

next door: komşu bir yer veya ülkeyi belirtme

Next door sözcük anlamıyla hemen bitişikteki evde demektir, ancak çok yakındaki bir yeri anlatacak şekilde de kullanılabilir. Bu cümlede yakın bir oda veya ev değil, komşu bir ülke anlamına gelir. a successful democracy isim öbeğinden sonra gelen next door, bu demokrasinin nerede olduğunu belirtir. Haberlerde ve siyasi yorumlarda, komşu bir ülkenin hemen yakında olduğunu hissettirmek için bu kısa benzetme kullanılır.

Alıştırma

'A successful democracy next door might lead people to demand the same thing at home,' cümlesinde next door ne anlama gelir?

  1. konuşanın yanındaki odada
  2. komşu bir ülkede
  3. aynı hükûmetin içinde
Cevabı göster

komşu bir ülkede

Dilbilgisi

might lead people to demand: olası bir neden ve tepki zinciri

lead someone to do something kalıbı, bir durumun birini etkileyerek harekete geçirmesi anlamına gelir. Bu cümlede komşu bir ülkedeki başarılı demokrasi, insanları kendi ülkelerinde de benzer bir sistem talep etmeye yöneltebilir; lead burada fiziksel olarak yol göstermek değil, nedensel etki ifade eder. Might, sonucu kesin değil olası olarak sunar. might lead + kişi + to-infinitive kalıbı, bir nedenden insan tepkisine uzanan olası zinciri açıklamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi lead someone to do something kalıbıyla tamamlayın: The new evidence might ____ investigators ____ question the original theory.

Cevabı göster

lead · to

He is trying to protect his regime

7:17

O, rejimini korumaya çalışıyor

and compensate for insecurity and weakness internally Dilbilgisi

7:19

ve içerideki güvensizliği ve zayıflığı

by external aggression.

7:24

dış saldırganlıkla telafi etmeye çalışıyor.

Dilbilgisi

compensate for A by B: A’yı B yoluyla telafi etmek

compensate for A by B yapısında A bir eksiklik, zayıflık veya dezavantajdır; B ise buna karşı kullanılan yöntem ya da eylemdir. For telafi edilen sorunu, by ise kullanılan aracı belirtir. Bu cümlede A içerideki güvensizlik ve zayıflık, B ise dış saldırganlıktır. Buradaki compensate, bir mağdura para ödemek anlamına gelmez; bir zayıflığı dengelemeye veya telafi etmeye çalışmak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi compensate for A by B yapısıyla tamamlayın: The small company tried to ____ its limited budget ____ focusing on one product.

Cevabı göster

compensate for · by

And that's what rulers who've exploited their people, Anlatım akışı

7:26

Halkını sömüren,

who've run corrupt and militaristic regimes have done over decades and centuries.

7:29

yozlaşmış ve militarist rejimler yürüten yöneticiler, on yıllar ve yüzyıllar boyunca işte bunu yaptılar.

Anlatım akışı

Rulers'ı niteleyen paralel who've cümlecikleri

Rulers temel isimdir ve ardından iki paralel ilgi cümleciği gelir: who've exploited their people ve who've run corrupt and militaristic regimes. Her iki yerde de who've, who have anlamına gelir ve iki cümlecik de rulers'ı niteler; ikinci who've people'ı nitelemez. Tekrarlanan who've yapısı, ana yüklem have done gelmeden önce iki suçlamayı üst üste ekler. Böylece birikimli bir ritme sahip uzun bir özne oluşur. Benzer cümlelerde, tekrarlanan ilgi işaretini kullanarak her betimlemeyi aynı temel isme bağlayın.

Alıştırma

“Managers who've cut training, who've ignored safety reports, are taking a serious risk,” cümlesinde ikinci who've cümleciği neyi niteler?

  1. training
  2. safety reports
  3. Managers
Cevabı göster

Managers

Putin is definitely not the first leader to do that,

7:35

Putin kesinlikle bunu yapan ilk lider değil,

and in that sense he's fallen into that old trap. Notlar

7:38

ve bu anlamda o eski tuzağa düşmüş durumda.

Kalıp ifadeler

In that sense: sonucu tek bir bakış açısıyla sınırlamak

In that sense, “az önce belirtilen belirli bakış açısından” anlamına gelir. Burada onun eski bir tuzağa düştüğü yargısının kapsamını sınırlar: karşılaştırma, daha önce açıklanan belirli açıdan doğrudur; her açıdan doğru olması gerekmez. Bu ifade, tartışmada daha önce söylenenlere işaret eder ve bir sonucun kapsamını belirler. Önceki hangi düşüncenin sonraki yargıyı desteklediğini açıkça göstermek için kullanılır.

Alıştırma

Bir gönüllülük görevinin ücretli işe benzediği belirli bir yönü açıkladıktan sonra konuşmacı “In that sense, it is a job.” diyor. Bu ifade neyi gösterir?

  1. Konuşmacı fiziksel bir duyudan söz ediyor.
  2. İddia, az önce açıklanan belirli bakış açısından doğrudur.
  3. İddia, mümkün olan her açıdan doğrudur.
Cevabı göster

İddia, az önce açıklanan belirli bakış açısından doğrudur.

Deyimler

fallen into that old trap: o eski tuzağa düşmek

Bu cümlede has fallen into that old trap mecazidir. Fiziksel bir tuzağa değil, tanıdık ve zararlı bir davranış kalıbına yakalandığı anlamına gelir. Old, bu kalıbın daha önce de görüldüğünü ve öngörülebilir olduğunu belirtir. Has fallen, fall fiilinin present perfect biçimidir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp fall into a trap ifadesidir: kişi çoğu zaman ne olduğunu tam olarak fark etmeden kötü bir duruma girer.

Alıştırma

Tanıdık ve zararlı bir kalıbı tekrarlamayı en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. The club has fallen into the same old trap.
  2. The club has found a real trap on the floor.
  3. The club has made a completely new plan.
Cevabı göster

The club has fallen into the same old trap.

For as long as Putin's political woes continue, Dilbilgisi

7:42

Putin'in siyasi dertleri devam ettiği sürece,

Russia's border with Ukraine is unlikely to be left in peace. Dilbilgisi

7:45

Rusya'nın Ukrayna ile olan sınırının barış içinde bırakılması pek olası değil.

Dilbilgisi

For as long as + yan cümle: ... devam ettiği sürece

Burada For as long as, ana cümledeki sonucun ne kadar süreceğini belirleyen durumu tanıtır. Putin'in siyasi sorunlarının devam ettiği bütün süre boyunca anlamına gelir. Ana cümlenin bu sürenin tamamında geçerli kalması beklenir. Başka durumlarda da kullanılabilecek yapı for as long as + yan cümle, ana cümle biçimindedir. Süreyi devam eden bir koşula bağlar: for as long as yan cümlesindeki durum bittiğinde, ana sonuç için belirtilen zaman aralığı da biter.

Alıştırma

Hangi cümle, yolun kapalı olduğu bütün süre boyunca otobüslerin alternatif güzergâhı kullanacağını söyler?

  1. How long will the road remain closed?
  2. If the road closes tomorrow, buses may use the diversion.
  3. For as long as the road remains closed, buses will use the diversion.
Cevabı göster

For as long as the road remains closed, buses will use the diversion.

Dilbilgisi

is unlikely to be left in peace: temkinli bir edilgen tahmin

be unlikely to be + past participle kalıbı, temkinli bir olasılık değerlendirmesini edilgen yapıyla birleştirir. Burada is unlikely olasılığın düşük olduğunu belirtir; to be left ise sınırı eylemi yapan değil, eylemden etkilenen unsur hâline getirir. Leave someone or something in peace, “birini veya bir şeyi rahatsız etmeden bırakmak” anlamına gelir. Bu nedenle is unlikely to be left in peace, sınırın sakin veya müdahaleden uzak kalmasına muhtemelen izin verilmeyeceğini öngörür. Left, leave fiilinin past participle biçimidir; sınırın kendisinin bir yere ayrıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, bahçenin muhtemelen rahatsız edilmeden kalmayacağını temkinli ve edilgen bir tahminle ifade eder?

  1. The garden is unlikely to be left in peace.
  2. The garden is unlikely to leave in peace.
  3. The garden is likely to be left in peace.
Cevabı göster

The garden is unlikely to be left in peace.

Thank you for watching.

7:51

İzlediğiniz için teşekkürler.

And if you want to read more of our coverage on Russia and Ukraine,

7:52

Rusya ve Ukrayna hakkındaki haberlerimizi daha fazla okumak isterseniz,

please click on the link below

7:56

lütfen aşağıdaki bağlantıya tıklayın

and don't forget to subscribe.

7:58

ve abone olmayı unutmayın.