Okulda Öğrendiğiniz Ama Aslında Yanlış Olan 5 "Gerçek": İngilizce çalışma notları
CGP Grey
Video özeti: Bu geri sayım Vikingler, Lady Godiva, Napolyon, Roma vomitoria yapıları ve Kolomb hakkındaki beş miti çürütür; hataların kabul gören tarihe dönüşmesini gösterir. Başlıca İngilizce noktaları: 1. `which is why` — Söylem, hikâye ve retorik: nedeni sonuca veya kanıta bağlayın; `because` nedeni sunar. 2. `goes back to` — Öbek fiiller: kökeni eski bir tarihe götürür; fiziksel geri hareket değil, gelenek ve fikirler için kullanılır. 3. `as long as you ignore` — Edimbilim ve tutum: iddianın yalnızca Viking karşı örneği dışlanırsa geçerli olduğu ironik koşulu ve iddiayı nasıl zayıflattığını fark edin.
Bu derste
What would a Viking be without his trusty battle helmet and its impressive horns? Dilbilgisi
0:05Güvenilir savaş miğferi ve onun etkileyici boynuzları olmayan bir Viking neye benzerdi?
What would a Viking be without his trusty battle helmet? varsayımsal sorusu
What would X be without Y? kalıbı, dinleyiciden Y çıkarılmış hâliyle X'i hayal etmesini ister. Buradaki would varsayımsal bir durumu belirtir; geçmişten bakılan bir gelecek anlamına gelmez. Bu soru genellikle retoriktir: Y'nin X'in vazgeçilmez veya ayırt edici bir parçası sayıldığını ima eder. Burada önce boynuzlu miğfer takan Viking şeklindeki tanıdık imgeyi sunar; böylece bu imge daha sonra sorgulanabilir. Bu da girişe hafif alaycı bir ton verir.
Alıştırma
Retorik soruyu varsayımsal kalıpla tamamlayın: What ____ a superhero ____ without courage?
Cevabı göster
would · be
The answer is a more historically accurate Viking.
0:09Cevap, tarihsel olarak daha doğru bir Viking'e.
Think for a moment about what wearing headgear like that into battle would mean.
0:11Savaşa böyle bir başlık takarak girmenin ne anlama geleceğini bir an için düşünün.
The horns are just easy targets for your opponent to hit and knock off your helmet. Öbek fiiller
0:14Boynuzlar sadece rakibinizin miğferinize vurup onu düşürmesi için kolay hedeflerdir.
knock off: darbeyle bir şeyi yerinden çıkarmak
Bu cümlede knock off, miğfere vurarak onu kişinin başından çıkarmak veya düşürmek demektir. Off sonucu anlatır: nesne artık bağlı değildir veya eski konumunda değildir. Bu fiziksel anlamda deyimsel fiil ayrılabilir: knock off the helmet ve knock the helmet off ifadelerinin ikisi de doğaldır. Nesne bir zamir olduğunda zamiri ortaya koyun: The branch knocked it off denir, The branch knocked off it denmez.
Alıştırma
Bir dal Sam'in şapkasına vurup onu yere düşürdü. Hangi cümlede knock off aynı fiziksel anlamda kullanılmıştır?
- The clerk knocked ten pounds off the price.
- Sam knocked off work at five.
- The branch knocked off Sam's cap.
Cevabı göster
The branch knocked off Sam's cap.
now your opponent has a convenient lever with which to drag you to the ground Dilbilgisi
0:19şimdi rakibiniz sizi yere sürüklemek için kullanışlı bir kaldıraca,
strap on: kayışlarla bağlayıp takmak
Strap on, bir şeyi takıp kayışlarla sıkıca sabitlemek anlamına gelir. Burada kaskı yalnızca takılı tutmayı değil, başa sıkıca sabitlemeyi anlatır. On, strap on öbek fiilinin bir parçasıdır. Kaskı bir yüzeyin üzerine koymak anlamına gelmez. Strap on sabitleyip takma eylemini vurgularken wear genellikle bir şeyin takılı veya giyili olduğu durumu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi ‘kayışlarla sabitleyip takmak’ anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: Before you start skating, ____ your knee pads securely.
Cevabı göster
strap on
with which to drag you to the ground: seni yere çekmek için kullanılabilecek
With which to drag you to the ground, lever sözcüğünü niteler. Which, lever sözcüğüne geri gönderme yapar; with kaldıracın araç olduğunu gösterir; to drag ise bu araçla yapılabilecek eylemi verir. Bu yapının açık anlamı a convenient lever that your opponent can use to drag you to the ground şeklindedir. ‘Edat + which + to mastarı’ kalıbı, aracı ve kullanımını tek bir isim öbeğinde toplar.
Alıştırma
Resmî cümleyi iki sözcüklü ilgi ifadesiyle tamamlayın: The artist chose a fine brush ____ to paint the tiny details.
Cevabı göster
with which
and something to hold onto while slitting your throat. Öbek fiiller
0:21ve boğazınızı keserken tutunabileceği bir şeye sahip olur.
hold onto: sıkıca tutup bırakmamak
Bu cümlede hold onto, “bir şeyi kavrayıp tutmaya devam etmek” demektir. Burada rakibin bırakmadan tutabileceği miğferin bir bölümünü anlatır; yalnızca dokunmak ya da kısa süre tutmak değildir. Nesne ifadeden sonra gelir: hold onto + isim. Aynı kalıp fiziksel destek için tutunmayı, bir şeyi elinde tutmayı ya da mecazi olarak bir düşünceyi veya umudu sürdürmeyi anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede hold onto, “sıkıca tutup bırakmamak” anlamındadır?
- Hold onto the rope while the boat is moving.
- Put the rope beside the boat.
- Hold the map so I can read it.
Cevabı göster
Hold onto the rope while the boat is moving.
which is why archaeologists have never found them at Viking battle sites Anlatım akışı
0:26bu yüzden arkeologlar onları Viking savaş alanlarında hiç bulamadılar
which is why: önce neden, sonra sonuç
which is why yapısında which, yalnızca idea ismine değil, önceki ifadenin tamamına gönderme yapar. Bu yapı, ardından gelen bilgiyi bir sonuç olarak sunar. Burada boynuzlu miğferlerin korkunç bir fikir olduğu iddiası, arkeologların onları Viking savaş alanlarında bulamamasının nedeni olarak gösterilir. Bilgi akışı önce neden, sonra sonuç şeklindedir: X, which is why Y. Bu bağlayıcı, önceki tam ifadeyi sonraki cümlenin nedeni hâline getirir.
Alıştırma
Hangi cümlede which is why, nedenden sonra sonucu vermek için doğru kullanılmıştır?
- The roads are icy, which is why the school opened late.
- The roads are icy because the school opened late.
- The school opened late, which is why the roads are icy.
Cevabı göster
The roads are icy, which is why the school opened late.
and there's no evidence that they were ever used. Kalıp ifadeler
0:29ve hiç kullanıldıklarına dair hiçbir kanıt yok.
there's no evidence that: bir iddianın kanıt desteğini değerlendirmek
There's no evidence that + yan cümle, that ile başlayan iddiayı destekleyen mevcut ya da sunulmuş bilgi veya kanıt olmadığını belirtir. Burada, bunların daha önce kullanıldığı iddiasını destekleyen kanıt bulunmadığını söyler. Bu ifade olayın kendisini değil, kanıtın varlığını reddeder. Bağlam daha güçlü bir iddiada bulunmuyorsa bunu otomatik olarak olayın hiç gerçekleşmediğinin kanıtlandığı şeklinde anlamayın.
Alıştırma
Bir raporda “There's no evidence that the app records private conversations.” yazıyor. Bu ifade en doğru biçimde ne söylüyor?
- Bu iddiayı destekleyen herhangi bir kanıt bulunmamış veya sunulmamıştır.
- Uygulamanın özel konuşmaları hiçbir zaman kaydetmediği kanıtlanmıştır.
- Uygulamanın özel konuşmaları kaydettiğine dair güçlü kanıtlar vardır.
Cevabı göster
Bu iddiayı destekleyen herhangi bir kanıt bulunmamış veya sunulmamıştır.
people not known for caring about facts and reality, Ton ve niyet
0:32gerçekleri umursamamalarıyla bilinen kişilerdi,
people not known for caring about facts and reality ifadesinin ima ettiği anlam
Burada people, poets and artists ifadesini yeniden açıklıyor. not known for caring about facts and reality, gerçekleri önemsemenin onlarla ilişkilendirilen bir özellik olmadığı anlamına geliyor. Known for ifadesinden sonra tipik bir özelliği veya davranışı belirtmek için isim ya da -ing biçimi gelir. Bu bağlamda olumsuz ifade, alaycı bir hafifletmedir. Konuşmacı onların ünlü olup olmadığı hakkında tarafsız bir yorum yapmak yerine, gerçekleri veya gerçekliği pek önemsemeyen kişiler olduklarını dolaylı biçimde söyleyerek onlarla alay ediyor. Bu da onlardan gelen hikâyeyi kuşkulu gösteriyor.
Alıştırma
Bu cümlede people not known for caring about facts and reality ne ima ediyor?
- Kimsenin onların şair mi yoksa sanatçı mı olduğunu bilmediği anlamına gelir.
- Gerçeklere karşı tutumlarını değerlendirmeden, yalnızca ünlü olmadıklarını söyler.
- Gerçekleri veya gerçekliği pek önemsemediklerini dolaylı olarak ima eder.
Cevabı göster
Gerçekleri veya gerçekliği pek önemsemediklerini dolaylı olarak ima eder.
who gave the Vikings their silly hats during the late 1800s,
0:341800'lerin sonlarında Vikinglere bu aptalca şapkaları takanlar,
It was poets and artists ... who gave: eylemi yapan kişiyi vurgulamak
It was X who... kalıbı bir it-cleft, yani it ile kurulan vurgulu bölünmüş cümledir. X'i eylemden sorumlu kişi veya grup olarak tanımlayıp özel olarak vurgular. Burada X, poets and artists ifadesidir. Düz biçimi Poets and artists gave the Vikings their silly hats during the late 1800s. cümlesidir. Araya giren people not known for caring about facts and reality ifadesi poets and artists hakkında ek bir yorum yapar; vurgulu cümle kalıbını bozmaz. It, daha önce sözü geçen bir şeyi göstermeyen biçimsel bir zamirdir; who ise eylemi içeren yan cümleyi başlatır.
Alıştırma
Anahtarı bulan kişinin Maya olduğunu açıkça belirtmek için It was X who yapısını tamamlayın: ____ Maya ____ found the key.
Cevabı göster
It was · who
long after the Vikings could correct their misconceptions.
0:37Vikinglerin kendi yanlış algılarını düzeltebilecekleri zamandan çok sonra.
The story of this 11th century English noblewoman is that her mean husband,
0:4111. yüzyılda yaşamış bu İngiliz soylu kadının hikayesine göre kötü kocası,
which Lady Godiva and not surprisingly the locals thought were too high.
0:47ki bu vergiler Lady Godiva'ya ve şaşırtıcı olmayan bir şekilde yerel halka çok yüksek geliyordu.
She badgered her husband and he conceded in exasperation to lower the taxes if she rode through the town naked,
0:50Kocasına o kadar ısrar etti ki, kocası çileden çıkarak kasabanın içinden çıplak bir şekilde atla geçerse vergileri düşüreceğini söyledi,
assuming ... would, but she did yapısındaki tersine dönüş
Assuming that she never would, ana sonuçtan önce kocanın beklentisini sunan bir çerçeve yan cümlesidir. Burada would, daha önce söylenen rode through the town naked eylemini tekrar etmeden bırakır. But tersine dönüşü gösterir; she did içindeki did ise aynı geçmiş eylemin yerine geçer. Bu çok kısa yan cümle, kadının gerçekten kasabadan çıplak hâlde atla geçtiğini doğrular. Uzun beklentinin ardından gelen but she did, hikâyeye keskin ve etkili bir dönüş kazandırır.
Alıştırma
solve the puzzle ifadesini tekrarlamadan tersine dönüşü doğrulayan yardımcı fiille cümleyi tamamlayın: Leo said Maya would never solve the puzzle, but she ____.
Cevabı göster
did
even though they're how civilization is purchased,
0:58medeniyeti ayakta tutan şeyin vergiler olmasına rağmen,
notably in the Godiva logo and in popular songs.
1:01özellikle de Godiva logosunda ve popüler şarkılarda.
Kalıcı anı ve etki için lives on
Burada lives on, “başlangıçtaki dönem geçtikten sonra da varlığını sürdürmek, hatırlanmak veya etkili olmaya devam etmek” demektir. Özne Lady Godiva's story olduğu için ifade, bir kişinin hâlâ hayatta olmasını değil, hikâyenin kültürdeki varlığını anlatır. Aktarılabilir kalıp “özne + live on” şeklindedir. Bu kalıp özellikle onları başlatan kişi veya olaylardan sonra da devam eden hikâyeler, gelenekler, anılar, isimler ve etkiler için uygundur.
Alıştırma
Cümleyi “hatırlanmaya veya etkili olmaya devam etmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Even after the artist's death, her ideas ____ in the work of younger painters.
Cevabı göster
live on
But while Lady Godiva was a real person and Coventry is a real town,
1:04Ancak Lady Godiva gerçek bir kişi ve Coventry gerçek bir kasaba olsa da,
there's no record of her nude ride from the time when it happened, Kalıp ifadeler
1:07olayın yaşandığı dönemde onun bu çıplak yolculuğuna dair hiçbir kayıt yoktur,
Belge bulunmadığını belirten there's no record of
There's no record of X, ilgili kayıtlarda X hakkında yazılı, resmî veya başka bir biçimde belgelenmiş bir anlatım bulunmadığı anlamına gelir. Burada record bir isimdir ve of, belgesi eksik olan olayı tanıtır. Bu ifade, mevcut kaynaklarda bir boşluk olduğunu bildirir. Tek başına olayın hiç gerçekleşmediğini kanıtlamaz; ilgili kayıtların olayı belgelemediğini söyler. Ardından gelen zaman veya yer ifadesi araştırmanın kapsamını daraltabilir; burada from the time when it happened bunu yapar.
Alıştırma
Cümleyi, ilgili dosyalarda belge bulunmadığı anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: We checked the hospital archive, but ____ the patient being admitted that night.
Cevabı göster
there's no record of
so we can safely assume the story is false. Kalıp ifadeler
1:10bu yüzden hikayenin yalan olduğunu rahatlıkla varsayabiliriz.
we can safely assume: güçlü dayanağı olan bir çıkarım
Bu cümlede we can safely assume, konuşanın eldeki olgular tarafından güçlü biçimde desteklendiğini düşündüğü bir sonucu sunar. Doğrudan kanıt yoktur, ancak o dönemden bir kaydın bulunmaması sonucu makul kılar. Burada safely, “yanılma riski düşük biçimde” anlamına gelir. Fiziksel güvenliği değil, çıkarıma duyulan güveni anlatır. Yeniden kullanılabilir kalıp evidence + so + subject + can safely assume + conclusion şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümlede safely fiziksel güvenlik yerine bir çıkarıma duyulan güveni gösterir?
- The helmet lets her ride safely at night.
- With three independent reports agreeing, we can safely assume the date is correct.
- Please carry the glass safely across the room.
Cevabı göster
With three independent reports agreeing, we can safely assume the date is correct.
poets and artists are to blame who made up the tale long after Lady Godiva's death. Notlar
1:14Lady Godiva'nın ölümünden çok sonra bu masalı uyduran şairler ve sanatçılar suçludur.
are to blame: sorumluluk yüklemek
Are to blame, kalıplaşmış be to blame yapısının bir biçimidir. Öznenin kötü bir şeyden sorumlu olduğunu söyler. Burada şairler ve sanatçılar, uydurma hikâyeyi oluşturmaktan sorumlu gösterilir. Sorunun ne olduğunu belirtmek için be to blame for + isim veya -ing biçimi kullanılır: They were to blame for the mistake. Bu yapıda to blame, be fiilinden sonra gelen bir tamamlayıcıdır; gelecekte birini suçlama planını anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi be to blame yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: The loose cable ____ for the power cut.
Cevabı göster
was to blame
“uydurdu” anlamındaki made up
made up the tale ifadesinde made up, make up öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Ardından tale, story, excuse veya rumour gibi bir hikâye ya da anlatım belirten nesne geldiğinde “doğru olmayan veya gerçekte yaşanmamış bir şeyi uydurdu” anlamına gelir. Fiilden sonraki nesne burada hangi anlamın kullanıldığını gösterir. Bu kullanım “-den oluşmak”, “barışmak” veya “eksik bir şeyi tamamlamak” anlamında değildir.
Alıştırma
Asıl cümlede made up ne anlama geliyor?
- Tartışmadan sonra yeniden barıştı
- Hikâyeyi uydurdu
- Birkaç parçadan bir bütün oluşturdu
Cevabı göster
Hikâyeyi uydurdu
perhaps to compensate for his short stature, Kalıp ifadeler
1:21belki de kısa boyunu telafi etmek için,
to compensate for + bir dezavantaj
Compensate for + isim öbeği, bir dezavantajın etkisini azaltmak veya dengelemek anlamına gelir. Burada short stature dezavantaj olarak sunulur ve kontrolü ele geçirmek, bunu dengelemeyi amaçlayan bir eylem olarak anlatılır. Baştaki to amaç bildirir: “telafi etmek için”. Perhaps, öne sürülen nedenin kesin bir gerçek değil, bir tahmin olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi, “etkisini dengelemek” anlamına gelen compensate fiilinin iki sözcüklü biçimiyle tamamlayın: The extra practice helped ____ the missed classes.
Cevabı göster
compensate for
dubbed himself emperor: kendisine imparator unvanını verdi
Bu cümlede dubbed, birine unvan vermek veya adlandırmak anlamındadır. Kalıp dub + nesne + unvan/ad şeklindedir: himself nesnedir, emperor ise unvanı belirleyen nesne tamamlayıcısıdır. Dönüşlülük zamiri himself, unvanı veren ve alan kişinin aynı olduğunu gösterir. Bu nedenle dubbed himself emperor, kendisi için emperor unvanını seçtiği veya sahiplendiği anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi dub fiilinin geçmiş zamanı ve doğru dönüşlülük zamiriyle tamamlayın: At the school fair, Lena ____ Captain Curiosity.
Cevabı göster
dubbed herself
Napoleon's official height was indeed 5 ft 2 in,
1:27Napolyon'un resmi boyu gerçekten de 5 fit 2 inçti,
but at the time French inches were longer than English inches,
1:30ancak o zamanlar Fransız inçleri İngiliz inçlerinden daha uzundu,
Napoleon's height should have been reported as 5 7 in England's imperial units, Dilbilgisi
1:34Napolyon'un boyu İngiltere'nin emperyal birimlerinde 5 fit 7 inç (yaklaşık 1.70 m) olarak bildirilmeliydi,
should have been reported as: ... olarak bildirilmeliydi
Should have + geçmiş zaman ortacı, geçmişte doğru veya beklenen şeyi anlatır ve genellikle gerçekte farklı bir şey olduğunu ima eder. Should have been reported yapısında have been reported edilgen bitmişlik yapısıdır; dolayısıyla boy, bildirme eylemine maruz kalması gereken unsurdur. As, raporda kullanılması gereken biçimi veya değeri getirir. Bu nedenle ifade geçmişteki bir bildirimi düzeltir; bildirimin muhtemelen gerçekleştiğine dair tahminde bulunmaz.
Alıştırma
Düzeltmeyi should have ve report fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: The final score was listed incorrectly. It ____ 3-1.
Cevabı göster
should have been reported as
but was average or slightly above average in the early 1800s.
1:39ancak 1800'lerin başlarında ortalama veya ortalamanın biraz üzerindeydi.
by today's standards: günümüz ölçütlerine göre değerlendirme
Burada by today's standards, “günümüzde insanların normal veya beklenen kabul ettiği ölçülere göre değerlendirildiğinde” anlamına gelir. by edatı, değerlendirmede kullanılan ölçütü belirtir. Bu ifade değerlendirmenin göreceli olduğunu gösterir: Bir boy bugün kısa görünebilir, ancak başka bir dönemde ortalama olabilir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp by + ölçüt ifadesi + standards şeklindedir; by modern standards ve by industry standards buna örnektir.
Alıştırma
“The camera is bulky by today's standards,” cümlesinde vurgulanan ifade neyi anlatır?
- Bugün sona ermeden hantal hâle gelmesi gerekir.
- Güncel beklentilere göre değerlendirildiğinde hantaldır.
- Bugün yaşayan biri onu fiziksel olarak hantal yaptı.
Cevabı göster
Güncel beklentilere göre değerlendirildiğinde hantaldır.
with its eternal love of all things French,
1:43Fransız olan her şeye duyduğu o bitmek bilmez "sevgiyle",
didn't care and went with the Napoleon is so short LOL version of the story in newspapers and cartoons. Öbek fiiller
1:45bunu umursamadı ve gazete ile karikatürlerde hikayenin "Napolyon çok kısa kanka haha" versiyonunu kullandı.
went with: bir seçeneği seçip benimsemek
Burada went with, “seçip kullandılar” anlamına gelir. Seçilen şey, ardından gelen hikâye versiyonudur; dolayısıyla ifade biriyle birlikte bir yere gitmekten söz etmez. Go with ifadesinin nesnesi bir seçenek, plan, tasarım, açıklama veya versiyon olabilir. Went bunun geçmiş zaman biçimidir ve kararın geçmişte verildiğini gösterir.
Alıştırma
“After comparing the plans, we went with the simpler one,” cümlesinde “went with” ne anlama gelir?
- Daha basit planın tasarımcısıyla yolculuk ettik.
- Daha basit planı seçtik.
- Bir plan seçmeyi erteledik.
Cevabı göster
Daha basit planı seçtik.
Napoleon was busy introducing the metric system to France and the wider world to standardize measurements
1:50Napolyon, ölçümleri standartlaştırmak için metrik sistemi Fransa'ya ve daha geniş bir dünyaya tanıtmakla meşguldü.
so this sort of confusion would never happen again.
1:54böylece bu tür bir kargaşa bir daha asla yaşanmayacaktı.
“mostly, sort of.” ile iki aşamalı geri çekilme
Cümle önce bütün dünyanın metrik sistemi kullandığına dair geniş ve kesin bir iddiada bulunur. Sonradan eklenen mostly bu iddiayı sınırlar: İddia genel olarak doğrudur ama tamamen doğru değildir. Sort of iddiayı bir kez daha zayıflatır ve yaklaşık olarak “bir bakıma” ya da “aşağı yukarı” anlamına gelir. İki yumuşatıcının da iddiadan sonra gelmesi, konuşanın sözünü aşama aşama düzelttiği izlenimini verir. Bu da mizah yaratır ve ilk iddianın abartılı olduğunu gösterir.
Alıştırma
“The plan worked perfectly—mostly, sort of,” cümlesinde mostly ve sort of neyi gösterir?
- Konuşan güçlü iddiayı önce sınırlar, ardından daha da zayıflatır.
- Konuşan iki farklı plan türünü sıralar.
- Konuşan iddianın hiçbir istisnası olmadığını doğrular.
Cevabı göster
Konuşan güçlü iddiayı önce sınırlar, ardından daha da zayıflatır.
So great and powerful but corrupted by decadence from within.
2:04Çok büyük ve güçlü ama içeriden gelen yozlaşmayla çürümüş.
And what could be a better symbol of that decadence than the vomitorium, Dilbilgisi
2:07Ve bu yozlaşmanın sembolü olarak "vomitorium"dan daha iyi ne olabilir ki,
Retorik soru olarak “What could be a better X than Y?”
What could be a better X than Y? biçim olarak bir karşılaştırma sorusudur, ancak genellikle retorik bir sorudur. Konuşan, hiçbir şeyin Y'den daha iyi bir X olamayacağını ima eder; böylece Y özellikle uygun veya güçlü bir örnek olarak sunulur. Burada X “bu çöküşün bir simgesi”, Y ise vomitoriumdur. Kendinden emin soru, alternatifler listesi istemek yerine örneği güçlü biçimde tanıtır. Örneğin daha sonra yanlış olduğu anlaşılırsa bu kesinlik ironik bir etkiye de zemin hazırlayabilir.
Alıştırma
Dersteki What could be a better X than Y? kalıbını tamamlayın: What ____ a better way to celebrate than a picnic in the park?
Cevabı göster
could be
after stuffing themselves with delicious foods,
2:10kendilerini lezzetli yiyeceklerle tıkadıktan sonra,
could vomit them all up again to make room to feast anew. Kalıp ifadeler
2:12yeniden ziyafet çekmek için yer açmak adına hepsini kusabiliyorlardı.
make room to + fiil: sonraki eylem için alan açmak
Burada make room to + fiil, sonraki eylemin gerçekleşebilmesi için yeterli alan veya kapasite oluşturmak anlamına gelir. Room sayılamayan bir isimdir ve binadaki bir odayı değil, kullanılabilir alanı veya kapasiteyi ifade eder. Cümlede kusmak, insanların yeniden ziyafet çekebilmesi için midede kapasite açmanın bir yolu olarak sunuluyor. Cümle, gerçek bir Roma geleneğini doğrulamıyor; yanlış bir efsaneyi aktarıyor.
Alıştırma
Cümleyi make room to ile tamamlayın: We moved the bikes outside to ____ park the car.
Cevabı göster
make room to
though the confusion is understandable because their name vomitorium seems to make their purpose so clear.
2:17her ne kadar bu kafa karışıklığı anlaşılabilir olsa da çünkü vomitorium kelimesi amacını çok net belli ediyor gibi görünüyor.
perhaps because you live in a country that insists you waste hundreds of hours of your life learning a dead useless language,
2:24belki de hayatınızın yüzlerce saatini ölü ve işe yaramaz bir dili öğrenerek boşa harcamanız konusunda ısrar eden bir ülkede yaşadığınız için,
this knowledge still won't help you because the root word vomitum
2:28bu bilgi yine de işinize yaramaz çünkü kök kelime olan vomitum
spew forth: güçlü biçimde dışarı akmak
Spew forth, bir şeyin güçlü ve bol bir akış hâlinde dışarı çıkması veya dışarı atılması anlamına gelir. Forth, dışarı doğru hareket anlamı katar. Çıkan şey sıvı, duman, kalabalık veya sözler olabilir; bu nedenle ifade yalnızca kusmakla sınırlı değildir. Burada ifade, Latince vomitum kökünün taşıdığı gücü aktarır. Dışarı akma düşüncesi, büyük bir mekândan çıkan kalabalıkların kullandığı bir geçidin de bu kökle bağlantılı olabilmesini açıklar; kusmak için kullanılan bir odayı adlandırmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede spew forth doğal biçimde kullanılmıştır?
- The cracked pipe began to spew forth dirty water.
- She spewed forth the cup gently onto the table.
- The calendar spewed forth a quiet appointment.
Cevabı göster
The cracked pipe began to spew forth dirty water.
If you've ever ..., you've already ...: deneyimden sonuca
If yan cümlesinde you've ever been biçimindeki present perfect kullanılır ve dinleyenin şu ana kadar bu deneyimi en az bir kez yaşayıp yaşamadığı sorulur. Ever, “şimdiye kadarki herhangi bir zamanda” demektir; “sık sık” demek değildir. Ana cümlede de you've already used biçimindeki present perfect kullanılarak bu deneyimden bir sonuç çıkarılır. Bu kalıp, tanıdık bir geçmiş deneyimin dinleyenin fark etmemiş olabileceği başka bir deneyim olarak zaten sayıldığını gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, geçmişteki bir deneyimi şu anda geçerli olan bir sonuca bağlamak için If you've ever ..., you've already ... kalıbını kullanıyor?
- If you've never borrowed an e-book, you've already borrowed one.
- If you borrow an e-book tomorrow, you used a digital library yesterday.
- If you've ever borrowed an e-book, you've already used a digital library.
Cevabı göster
If you've ever borrowed an e-book, you've already used a digital library.
the passageways that let lots of people enter or exit at once.
2:41çok sayıda insanın aynı anda içeri girmesini veya dışarı çıkmasını sağlayan geçitlerdir.
The people are what spews forth in the vomitoria, Anlatım akışı
2:44Vomitorium'larda fışkıran şey insanlardır,
The people ..., not the contents of the people: X, Y değil
Cümle önce doğru yorumu verir: vomitoria denen geçitlerden dışarı dökülenler insanlardır. Vomitoria, stadyumlardaki geçitlerdir; dolayısıyla içlerinden geçen şey kalabalıktır. Ardından gelen not bölümü, vomitoria sözcüğünün kusmayla ilgili olduğu yönündeki muhtemel yanlış anlamayı engeller. The contents of the people, “kusmuk” için kullanılan komik bir örtmecedir; spews forth da aynı canlı imgeyi sürdürür. Bilgi düzeni şöyledir: Önce X'i açıkça söyle, sonra akla kolayca gelen yanlış Y yorumunu reddetmek için not Y ekle.
Alıştırma
Bu cümlenin yapısı ne yapıyor? “The people are what spews forth in the vomitoria, not the contents of the people.”
- Doğru anlam olarak kalabalığın yerine insanların içindekileri koyar.
- Hem kalabalığın hem de kusmuğun geçitlerden çıktığını söyler.
- Kalabalığın geçitlerden çıktığını belirtir, ardından çıkan şeyin kusmuk olduğu fikrini reddeder.
Cevabı göster
Kalabalığın geçitlerden çıktığını belirtir, ardından çıkan şeyin kusmuk olduğu fikrini reddeder.
There's so very much wrong with the common retelling of the story of Christopher Columbus Dilbilgisi
2:50Kristof Kolomb hikayesinin yaygın anlatımında o kadar çok yanlış şey var ki,
o kadar çok yanlış var ki nereden başlanacağını bilmek zor
Bu, güçlendirilmiş bir so ... that sonuç yapısıdır. So very much wrong, son derece fazla hata olduğunu anlatır: so dereceyi kurar, very ise much sözcüğünü daha da güçlendirir. with the common retelling ... ifadesi bu hataların hangi anlatımda bulunduğunu gösterir. That yan cümlesi bu derecenin sonucunu verir. It's hard to know where to begin, ele alınacak o kadar çok sorun vardır ki bir başlangıç noktası seçmek zordur, anlamına gelir. Buradaki that, Christopher Columbus'u niteleyen bir ilgi cümlesi başlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi so ... that sonuç yapısını oluşturan iki sözcükle tamamlayın: There was ____ much damage ____ the inspectors did not know where to begin.
Cevabı göster
so · that
but the biggest misconception is that everyone else thought the world was flat Anlatım akışı
2:55ancak en büyük yanılgı, diğer herkesin dünyanın düz olduğunu düşünmesi,
but Columbus was the only guy smart enough to know that it's round.
2:57ama Kolomb'un dünyanın yuvarlak olduğunu bilecek kadar zeki tek kişi olmasıdır.
en büyük yanlış kanı şudur ki...
The biggest misconception is that ... açıklamanın odağını belirleyen bir kalıptır. Geniş bir konudan, konuşanın en önemli gördüğü tek bir yanlış inanca geçiş yapar. Misconception sözcüğü, ardından gelen iddiayı daha söylenmeden hatalı olarak işaretler. That, yanlış kanının içeriğini, yani bu yanlış inancın ne söylediğini tanıtır. Konuşan bu iddiayı gerçek olarak sunmuyor; ona karşı çıkmak için aktarıyor.
Alıştırma
Dersin tam odaklama ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ bats are blind.
Cevabı göster
The biggest misconception is that
but knowledge of a spherical Earth goes back to at least 5000 BC. Öbek fiiller
3:02ancak küresel bir Dünya bilgisi en azından MÖ 5000'e kadar uzanıyor.
goes back to + geçmişte bir zaman
Burada goes back to, 'geçmişte ... kadar uzanır' veya '... tarihinden beri vardır' anlamına gelir. Özne knowledge olduğu için fiziksel bir geri dönüşü değil, tarihsel kökeni anlatır. Bir fikrin, geleneğin, ilişkinin veya kurumun geçmişte ne kadar eskiye uzandığını göstermek için go back to + tarih, dönem veya daha eski kaynak yapısını kullanın.
Alıştırma
'... tarihinden beri vardır' anlamındaki, bu derste öğrenilen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: This custom ____ the 1700s.
Cevabı göster
goes back to
That's 6 and 1/2 thousand years before Columbus set sail. Kalıp ifadeler
3:05Bu, Kolomb'un yelken açmasından 6.500 yıl öncesi demek.
set sail: deniz yolculuğuna başlamak
Set sail, 'deniz yolculuğuna başlamak' veya 'denize açılmak' anlamındaki kalıplaşmış bir ifadedir. Burada set yolculuğun başlangıcını gösterir; 'koymak' ya da 'yerleştirmek' anlamına gelmez. Özne bir gemi ya da gemide yolculuk eden insanlar olabilir: a ship sets sail ve sailors set sail. Altyazıda bu ifade Kolomb'un yolculuğa başladığı zamanı belirtir; denizde geçirdiği sürenin tamamını anlatmaz.
Alıştırma
Tekneyle bir yolculuğa başlamayı anlatan iki kelimelik kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The research ship ____ at sunrise.
Cevabı göster
set sail
And that knowledge was never lost to Western civilization.
3:09Ve bu bilgi Batı medeniyetinde hiçbir zaman kaybolmadı.
Eratosthenes calculated the Earth's circumference
3:13Eratosthenes Dünya'nın çevresini hesaplamıştı,
and his estimate was still well known and being used during Columbus's time.
3:15ve onun tahmini Kolomb döneminde hala iyi biliniyor ve kullanılıyordu.
The argument Columbus had with Queen Isabella was not over the shape of the Earth, Dilbilgisi
3:19Kolomb'un Kraliçe Isabella ile yaşadığı tartışma Dünya'nın şekli değil,
not over X, but (over) Y ile tartışmanın konusunu düzeltmek
Burada an argument over something, belirli bir konu hakkındaki anlaşmazlık anlamına gelir. Cümle, tartışmanın odağını düzeltir: konu Dünya'nın şekli değil, büyüklüğüdür. not over X, but (over) Y kalıbı, dinleyiciyi yanlış sanılan konudan doğru konuya yöneltir. İkinci bölüm kısaltılmıştır ve but over the question of its size şeklinde anlaşılabilir. Buradaki its, the Earth ifadesine gönderme yapar.
Alıştırma
Cümleyi not over X, but over Y kalıbıyla tamamlayın: The dispute was ____ the color, ____ the cost.
Cevabı göster
not over · but over
Columbus estimated the Earth was much smaller than Queen Isabella and her scientific advisers did, Dilbilgisi
3:23Kolomb, Dünya'nın Kraliçe Isabella ve onun bilimsel danışmanlarının düşündüğünden çok daha küçük olduğunu tahmin etti,
much smaller than ... did ile tahminleri karşılaştırmak
Much, smaller karşılaştırmasının derecesini güçlendirir: Kolomb'un tahmin ettiği büyüklük yalnızca daha küçük değil, çok daha küçüktü. Than yan cümlesinde did, tekrarlanacak estimated it was sözlerinin yerini alır. Açık biçimi than Queen Isabella and her scientific advisers estimated it was şeklindedir. Burada Kolomb'un tahmini karşı tarafın tahminiyle karşılaştırılır; insanların fiziksel büyüklükleri karşılaştırılmaz.
Alıştırma
Hangi cümle Leo'nun tahminini rehberinin tahminiyle açıkça karşılaştırır ve yüklemin tamamını tekrarlamaz?
- Leo estimated the lake was much deeper than his guide.
- Leo estimated the lake was much deeper than his guide was.
- Leo estimated the lake was much deeper than his guide did.
Cevabı göster
Leo estimated the lake was much deeper than his guide did.
which was why he thought he could make it across the empty Atlantic to India. Kalıp ifadeler
3:28bu yüzden boş Atlas Okyanusu'nu aşıp Hindistan'a ulaşabileceğini düşündü.
make it across the empty Atlantic: Atlantik'i geçmeyi başarmak
make it ifadesindeki it belirli bir nesneyi göstermez. Make it, “bir yere ulaşmayı başarmak” veya “bir yolculuğu başarıyla tamamlamak” anlamına gelir. Across, bir alanın bir tarafından öbür tarafına geçilen yolu belirtir. Bu nedenle make it across the empty Atlantic, Atlantik'i geçip öbür tarafa ulaşmayı başarmak anlamındadır.
Alıştırma
Hangi cümlede make it across, “karşı tarafa ulaşmayı başarmak” anlamında kullanılmıştır?
- We made a bridge across the river before the storm.
- We watched the river before the storm.
- We made it across the river before the storm.
Cevabı göster
We made it across the river before the storm.
this mistake did send him west to become the first European to discover America, Dilbilgisi
3:37bu hata onu batıya göndererek Amerika'yı keşfeden ilk Avrupalı yaptı,
did send ifadesindeki vurgulu did
Olumlu bir geçmiş zaman cümlesinde vurgu eklemek için did, fiilin yalın hâlinden önce gelebilir. Did send, yalnızca geçmiş bir eylemi bildirmek yerine “gerçekten gönderdi” veya “gerçekten gitmesine neden oldu” anlamına gelir. Buradaki vurgu, diğer fikirler sorgulandıktan sonra bir sonucun yine de doğru olduğunu onaylar: hata gerçekten onun batıya gitmesine neden olmuştur. Geçmiş zamanı did taşıdığı için send yalın hâlde kalır.
Alıştırma
Cümleyi call fiilinin vurgulu geçmiş biçimiyle tamamlayın: You thought Ben forgot, but he ____ me last night.
Cevabı göster
did call
as long as you ignore the hornless Vikings who beat him by 500 years. Notlar
3:41ondan 500 yıl önce oraya ulaşan boynuzsuz Vikingleri görmezden gelirseniz tabii.
Alaycı bir koşul olarak as long as you ignore ...
Bu cümlede as long as bir koşul getirir: Kolomb'un Amerika kıtasına ulaşan ilk Avrupalı olduğu iddiası ancak daha önce gelen Vikingler hesaba katılmazsa geçerli olur. Konuşmacı gerçekten tarihi görmezden gelmeyi istemiyor. Koşul alaycıdır: Önemli bir karşı örneği küçük bir istisnaymış gibi sunar ve böylece iddiayı desteklemek yerine ona meydan okur.
Alıştırma
Konuşmacı bu cümlede gerçekte ne yapıyor? The device is completely reliable, as long as you ignore the fact that it crashes every hour?
- Güvenilirlik iddiasının yanlış olduğunu alaycı biçimde belirtiyor
- Cihazın uzun süre güvenilir kalacağını söylüyor
- Cihazı kullanmak için gerçek bir kural koyuyor
Cevabı göster
Güvenilirlik iddiasının yanlış olduğunu alaycı biçimde belirtiyor
Beat someone by + zaman farkı
beat someone by + miktar yapısında beat aynı şeyi daha önce yapmak veya kazanmak anlamına gelir; by ise öndelik ya da farkın büyüklüğünü belirtir. Vikingler Amerika kıtasına Kolomb'dan yaklaşık 500 yıl önce ulaştığı için zaman farkı 500 yıldır. by sonrasındaki miktar, ‘Ne kadar farkla?’ sorusunu yanıtlar. ‘500 yıl içinde’ anlamına gelmez ve beat burada fiziksel olarak saldırmak demek değildir.
Alıştırma
Lina'nın ne kadar önde olduğunu göstermek için cümleyi beat someone by + time yapısıyla tamamlayın: In the marathon, Lina ____ me ____ ten minutes.
Cevabı göster
beat · by