İçe Dönükler ve Dışa Dönükler: İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
724 kelime 179 kel/dk

Video özeti: Bilim ve satış verileri içe dönük, dışa dönük ve karma tipleri karşılaştırıp en iyisini sorguluyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. mull things over — Öbek fiiller: eylemden önce dikkatle düşünmeyi anlatan ayrılabilir ifadeyi öğrenin ve olumsuz düşünmeyi anlatan ruminate ile ayırın. 2. that's not to say that — Konuşma edimbilimi ve tutum: konuşanın genellemeyi nasıl sınırlayıp eğilimin kesin iddia gibi anlaşılmasını önlediğini görün. 3. putting yourself out there — Deyimler ve mecazi ifadeler: sosyal görünürlük ve değerlendirilme riskini, fiziksel olarak bir yere koyulmaktan ayırın.

Bu derste

Some of us like to spend our weekend with a book in hand, Dilbilgisi

0:00

Bazılarımız hafta sonunu elimizde bir kitapla geçirmeyi severken,

Dilbilgisi

with a book in hand: with + isim + edat öbeği

with + isim + edat öbeği yapısı, ana eyleme onunla aynı anda var olan bir durum ekler. Burada with a book in hand, bazı insanların hafta sonunu nasıl geçirdiğini anlatır: bunu yaparken gerçekten bir ellerinde kitap vardır. Bu tür bir with öbeği, yeni bir cümle başlatmadan kişinin duruşunu, elindeki nesneyi veya bir şeyin konumunu tamamlanmış bir cümleye ekleyebilir. Bu örnekte in hand gerçek anlamıyla ‘elde tutulan’ demektir; bir şeyin ‘kontrol altında’ olması anlamındaki soyut kullanım değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, eş zamanlı bir fiziksel durum eklemek için with + isim + edat öbeği yapısını doğal biçimde kullanır?

  1. Leo stood at the bus stop, but his phone likes music.
  2. Leo stood at the bus stop, because his phone was expensive.
  3. Leo stood at the bus stop, with his phone in his hand.
Cevabı göster

Leo stood at the bus stop, with his phone in his hand.

while others prefer a night out Kalıp ifadeler

0:02

diğerlerimiz gece dışarı çıkıp

Kalıp ifadeler

a night out: akşam dışarı çıkıp eğlenmek

Kalıplaşmış isim öbeği a night out; restoranda yemek yemek, bir gösteri izlemek veya partiye gitmek gibi eğlence ya da sosyalleşme amacıyla ev dışında geçirilen bir akşam demektir. prefer a night out ifadesinde kişi, evde kalmak yerine böyle bir akşam planını seçer. Buradaki out, sosyalleşmek veya eğlenmek için dışarı çıkmayı anlatır. İfade tek başına geceyi açık havada geçirmek ya da evden uzakta başka bir yerde uyumak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede a night out, ev dışında geçirilen eğlenceli bir akşam anlamında kullanılmıştır?

  1. We're staying away for two nights on a work trip.
  2. We're spending the night outside in a tent.
  3. We're having a night out: dinner downtown and a movie afterward.
Cevabı göster

We're having a night out: dinner downtown and a movie afterward.

being the center of attention. Deyimler

0:04

ilgi odağı olmayı tercih ederiz.

Deyimler

İlgi odağı

The center of attention, herkesin fark ettiği, izlediği veya dinlediği kişi ya da şeydir. Burada being the center of attention, bir yerin fiziksel olarak ortasında bulunmayı değil, sosyal bir durumu anlatır. Bu anlam being or becoming the center of attention gibi yapılarda ve enjoy ya da avoid gibi fiillerle sık görülür. İlginin hoş, utandırıcı veya istenmeyen bir şey olup olmadığını bağlam gösterir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: 'Lena loves telling stories at parties and enjoys being ____.'

Cevabı göster

the center of attention

But from a scientific perspective, Anlatım akışı

0:06

Peki bilimsel açıdan bakıldığında,

is there an advantage to being an introvert or an extrovert? Dilbilgisi

0:08

içe dönük ya da dışa dönük olmanın bir avantajı var mı?

Anlatım akışı

Bilimsel bir bakış açısından

From a scientific perspective, cümlenin başına getirilen bir bakış açısı ifadesidir. Dinleyicilere sorunun kişisel tercihlere göre değil, bilimsel kanıtlar ve yöntemler aracılığıyla ele alınacağını bildirir. Ana sorudan önce yer alıp virgülle ayrıldığında, sonrasında söylenecekler için değerlendirme ölçütünü belirleyerek düşünceyi düzenler. Bir bakış açısı sunar; daha sonraki her iddianın kanıtlandığını tek başına garanti etmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki bakış açısı ifadesiyle tamamlayın: '____, regular exercise can improve sleep quality.'

Cevabı göster

From a scientific perspective

Dilbilgisi

an advantage to being: edat olan to + gerund

an advantage to being an introvert or an extrovert ifadesinde to, advantage ile değerlendirilen durumu birbirine bağlayan bir edattır. Being ise bu durumu adlandıran -ing biçimindeki bir gerund'dur. Bir kimlik, seçim veya eylemle bağlantılı yararın ne olduğunu sormak ya da belirtmek için an advantage to + gerund kalıbı kullanılabilir. Buradaki to bir edat olduğu için being yerine yalın biçim be kullanılmamalıdır.

Alıştırma

Soruyu advantage to + gerund hedef kalıbıyla tamamlayın: Is there an advantage ____ at night?

Cevabı göster

to studying

Which is better?

0:11

Hangisi daha iyi?

The idea of two polar personalities Kelime

0:13

Birbirinin tam zıddı iki kişilik tipi olduğu fikrini

Kelime

polar personalities: karşıt uçlar anlamındaki polar

polar personalities ifadesinde polar mecazi anlamda kullanılır. “Hayalî bir ölçeğin karşıt uçlarında bulunan” demektir; dolayısıyla ifade, kişilik türlerini Kuzey veya Güney Kutbu'yla bağlantılı değil, keskin biçimde karşıt uçlar olarak tanımlar. Burada içe dönüklük ve dışa dönüklük, tartışma amacıyla iki uç nokta olarak düzenlenir. Bu ifade iki kutuplu bir model sunar; ancak tek başına her insanın tamamen bir uca ait olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

“The two teams have polar views about the new rule.” cümlesinde polar ne anlama gelir?

  1. Yalnızca biraz farklı
  2. Kuzey veya Güney Kutbu'yla bağlantılı
  3. Karşıt uçlarda
Cevabı göster

Karşıt uçlarda

was first described by Swiss-German psychologist Carl Jung,

0:15

ilk kez İsviçreli Alman psikolog Carl Jung ortaya attı;

who coined the terms introversion and extroversion. Kelime

0:18

içe dönüklük ve dışa dönüklük terimlerini de o türetti.

Kelime

Coined the terms: yeni terimler oluşturmak

Buradaki coined, ‘yarattı ve ilk kez kullandı’ anlamındaki geçmiş zaman fiilidir. Cümle, introversion ve extroversion adlandırmalarını ortaya koyma işini Jung'a atfeder. To coin a term bir ad yaratmak demektir; terimin adlandırdığı davranışı, nesneyi veya fikri keşfetmek anlamına gelmek zorunda değildir.

Alıştırma

Cümleyi ‘yeni bir terim yarattı ve ilk kez kullandı’ anlamındaki fiille tamamlayın: In her article, the researcher ____ the term 'screen pause' for a short break from devices.

Cevabı göster

coined

Jung's theory was further elaborated upon by Hans Eysenck, Kalıp ifadeler

0:21

Jung'un kuramını daha sonra Hans Eysenck ayrıntılı biçimde geliştirdi;

Kalıp ifadeler

Further elaborated upon: mevcut bir teoriyi geliştirmek

Further elaborated upon, ‘daha ayrıntılı biçimde geliştirildi veya açıklandı’ anlamında edilgen bir fiil öbeğidir. Eylem teoriye uygulanırken, ona eklemeler yapan kişi Hans Eysenck'tir. Elaborate on ve elaborate upon, geliştirilmekte olan mevcut konuyu veya fikri belirtir. Burada upon daha resmî bir seçenektir; further ise önceki çalışmanın üzerine ek bir geliştirme yapıldığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi further ve upon içeren ve ‘daha ayrıntılı biçimde geliştirildi’ anlamına gelen öbekle tamamlayın: The basic proposal was ____ in the final report.

Cevabı göster

further elaborated upon

a German psychologist who defined introverts and extroverts by their baseline arousal. Kelime

0:24

bu Alman psikolog, içe ve dışa dönük kişileri temel uyarılma düzeylerine göre tanımladı.

Kelime

Psikolojide baseline arousal

Baseline arousal, ek bir uyarıcı bulunmadığında kişinin olağan fizyolojik ve zihinsel etkinlik düzeyidir. Kişinin ne kadar uyanık, enerjik veya tepkiye hazır olduğu buna dahildir. Burada arousal yalnızca cinsel uyarılmayı anlatan bir sözcük değil, tarafsız bir psikoloji terimidir. Baseline ise geçme notu değil, karşılaştırma için kullanılan başlangıç ya da dinlenme düzeyidir. Bu ifade, içe dönüklerle dışa dönükleri karşılaştırmak için bir referans noktası sağlar.

Alıştırma

Cümlede baseline arousal ne anlama geliyor?

  1. Ek bir uyarıcıdan önce kişinin olağan uyanıklık ve etkinlik düzeyi
  2. Yalnızca kişinin cinsel ilgi düzeyi
  3. Psikolojik bir testten geçmek için gereken en düşük puan
Cevabı göster

Ek bir uyarıcıdan önce kişinin olağan uyanıklık ve etkinlik düzeyi

Extroverts with their lower level of arousal

0:29

Uyarılma düzeyleri daha düşük olan dışa dönükler,

would need to do more exciting things that would physically and mentally exhaust an introvert

0:32

bir içe dönüğü bedenen ve zihnen tüketecek kadar heyecan verici etkinliklere daha fazla ihtiyaç duyarlar;

in order to reach satisfaction.

0:36

ancak böyle tatmine ulaşabilirler.

So, while an introvert might be content with a leisurely bike ride through a quiet park, Kalıp ifadeler

0:38

Dolayısıyla içe dönük biri sessiz bir parkta sakince bisiklete binmekle yetinebilirken,

Kalıp ifadeler

Be content with: yeterli olanla memnun hissetmek

be content with ifadesinde content, memnun anlamında bir sıfattır. Bu ifade, with sözcüğünden sonra gelen şeyin kişi için yeterli olduğunu ve kişinin daha fazlasını arama ya da isteme gereği duymadığını belirtir. Bu cümlede içe dönük kişi, sakin bir bisiklet gezisini yeterli ve keyifli bulabilir. Yeniden kullanılabilen yapı özne + be + content with + isim veya -ing biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi be content with ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After comparing the two plans, Maya was ____ the simpler option.

Cevabı göster

content with

an extrovert might need to hit the dirt roads in order to feel mentally satisfied.

0:43

dışa dönük birinin zihinsel olarak tatmin olmak için toprak yollara çıkması gerekebilir.

Brain scans show a thicker prefrontal cortex in introverts compared to extroverts, Kalıp ifadeler

0:47

Beyin taramaları, içe dönüklerin prefrontal korteksinin dışa dönüklerinkinden daha kalın olduğunu gösteriyor;

Kalıp ifadeler

compared to: karşılaştırma ölçütünü belirtmek

Compared to, karşılaştırmanın ölçütü olan isim veya isim öbeğini tanıtır. Burada extroverts, introverts grubundaki daha kalın prefrontal korteksi açıklamak için kullanılan ölçüttür. Bu ifade, karşılaştırılan sonuçtan sonra gelen kısaltılmış bir karşılaştırma yapısıdır. İki grup arasındaki farkı anlatır; onları karşılaştırma emri değildir.

Alıştırma

Hangi cümle karşılaştırma ölçütünü tanıtmak için compared to ifadesini doğru kullanır?

  1. Compared to the old model, the new battery lasts longer.
  2. Compared the old model to, the new battery lasts longer.
  3. The old model compared the new battery, which lasts longer.
Cevabı göster

Compared to the old model, the new battery lasts longer.

which is associated with deeper thought and planning, Kalıp ifadeler

0:52

bu bölge, daha derin düşünme ve planlamayla ilişkilidir.

Kalıp ifadeler

associated with: neden değil, ilişki ifade etmek

Associated with, bir şeyle bağlantılı veya ilişkili olmak anlamına gelir. Bu cümlede daha kalın prefrontal korteksin daha derin düşünme ve planlamayla bağlantılı olduğu belirtilir. Yapı be associated with + isim veya isim öbeğidir. İki şey arasındaki ilişkiyi bildirir; ancak associated with tek başına bir şeyin diğerine doğrudan neden olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümle doğrudan neden iddiasında bulunmadan bir ilişki bildirir?

  1. Regular exercise caused better sleep in every person.
  2. Regular exercise is unrelated to sleep.
  3. Regular exercise is associated with better sleep.
Cevabı göster

Regular exercise is associated with better sleep.

suggesting that extroverts may be more impulsive than introverts Anlatım akışı

0:55

Bu da dışa dönüklerin, içe dönüklere göre daha dürtüsel olabileceğini düşündürüyor;

who prefer to mull things over Öbek fiiller

0:58

çünkü içe dönükler konuları uzun uzun düşünüp tartmayı,

Öbek fiiller

mull things over: Harekete geçmeden önce bir şeyi dikkatle değerlendirmek

“Mull something over” bir şeye karar vermeden veya harekete geçmeden önce onu dikkatlice, çoğu zaman bir süre düşünmek demektir. “Prefer to mull things over” ifadesinde konuşan kişi, hemen tepki vermek yerine düşüncelere zaman tanıma alışkanlığını anlatır. Bu fiil öbeği ayrılabilir: “mull the offer over” veya “mull over the offer” denebilir; zamir ise ortaya gelir: “mull it over”. Buradaki “over” ifadenin bir parçasıdır ve bir şeyi ters çevirme yönünü anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede “mull something over” doğal şekilde kullanılmıştır?

  1. Before choosing a new apartment, I want to mull the decision over for a few days.
  2. She mulls the song over because it is loud.
  3. I mull the door over to the other side.
  4. I mull the answer right now without thinking about it.
Cevabı göster

Before choosing a new apartment, I want to mull the decision over for a few days.

instead of directly springing into action. Deyimler

1:00

hemen harekete geçmeye tercih eder.

Anlatım akışı

suggesting that: Bulguları ihtiyatlı bir çıkarıma dönüştürmek

“Suggesting that” önceki araştırma bulgusunun tamamını temkinli bir çıkarıma dönüştürür: tarama sonuçları, dışa dönük kişilerin daha dürtüsel olabileceğini öne sürmek için kullanılır. Mantıksal özne yalnızca “planning” değil, önceki bulgunun tamamıdır. Bu ifade kanıtların bir yorumu desteklediğini gösterir, ancak yorumu kanıtladığını söylemez. Verileri bir yoruma bağlarken başka açıklamalara da yer bırakır.

Alıştırma

Bu cümlede “suggesting that” ne işe yarıyor? “The sudden drop in temperature is suggesting that the storm will arrive early.”

  1. Bir sonucu kanıtlanmış gerçek olarak ifade eder
  2. Önceki kanıtlara dayanarak olası bir sonuç sunar
  3. Kanıttan önce gerçekleşen bir eylemi anlatır
  4. Doğrudan bir talimat verir
Cevabı göster

Önceki kanıtlara dayanarak olası bir sonuç sunar

Deyimler

springing into action: hemen harekete geçmek

Bu cümlede springing into action, aniden bir şey yapmaya başlamak anlamına gelir. Spring mecazidir: gerçekten zıplamak gerekmez ve mevsim olan ilkbaharı ifade etmez. İfade, hareketsizlikten hemen harekete geçmeye olan değişimi vurgular. Directly ile cümle, önce durup düşünmek yerine hemen davranmayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi spring into action ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When the fire alarm rang, the staff ____.

Cevabı göster

sprang into action

But because of this tendency to ruminate in introverts, Kelime

1:02

Ancak içe dönüklerin konuları zihinlerinde tekrar tekrar evirip çevirme eğilimi nedeniyle,

they're also more susceptible to developing anxiety and depression. Kalıp ifadeler

1:06

kaygı ve depresyon yaşama olasılıkları da daha yüksektir.

Kelime

tendency to ruminate: olumsuz düşünceleri tekrarlama eğilimi

Burada a tendency to ruminate, sorunları veya olumsuz duyguları tekrar tekrar zihinde çevirme yönündeki yinelenen bir eğilimi ifade eder. Ruminate, yalnızca dikkatlice düşünmekten daha olumsuzdur; çünkü düşünceyi durdurmak zordur ve bir çözüm üretmeyebilir. Tendency bir örüntüyü anlatır; kural veya teşhis değildir. Cümle, daha yüksek yatkınlıkla bir bağlantı sunar; her içe dönük kişinin bu şekilde düşündüğünü veya kaygı ya da depresyon geliştirdiğini söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle ruminate sözcüğünün dikkatli değerlendirme yerine verimsiz ve tekrarlanan düşünce anlamına en uygundur?

  1. Leo reflected on the lesson and made a plan.
  2. Leo carefully mulled over the two offers before deciding.
  3. Leo kept ruminating on the mistake for days.
Cevabı göster

Leo kept ruminating on the mistake for days.

Kalıp ifadeler

susceptible to developing anxiety and depression: kaygı ve depresyon geliştirmeye daha yatkın olmak

Susceptible to, bir şeyden daha kolay etkilenmek veya belirli bir sonucu yaşama olasılığının daha yüksek olması demektir. Burada to’dan sonra developing anxiety and depression gelir; developing, olası sonucu adlandıran bir ulaçtır. More, bu grubun başka bir gruba göre daha yüksek risk taşıdığını gösterir, ancak kaygı ya da depresyonun kesinlikle ortaya çıkacağı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede susceptible to developing anxiety and depression ne anlama geliyor?

  1. kesinlikle kaygı ve depresyon geliştirmek
  2. kaygı ve depresyondan korunmak
  3. kaygı ve depresyon geliştirme olasılığı daha yüksek olmak
Cevabı göster

kaygı ve depresyon geliştirme olasılığı daha yüksek olmak

Extroverts also respond more strongly to rewards

1:09

Dışa dönükler ödüllere de daha güçlü tepki verir.

with brain scans showing a significantly more activated dopamine reward system Dilbilgisi

1:12

Beyin taramaları, dopamin ödül sisteminin belirgin biçimde daha etkin olduğunu gösterir.

than introverts when completing and winning a computerized gambling task.

1:16

Bilgisayarlı bir kumar görevini tamamlayıp kazandıklarında, bu sistem içe dönüklere kıyasla çok daha fazla etkinleşir.

Dilbilgisi

with brain scans showing: with + isim + -ing ile kanıt eklemek

with + isim + -ing kalıbı, ana cümleden sonra kısa bir yan bilgi ekler. -ing’den önceki isim, -ing fiilinin mantıksal öznesidir: burada bir şeyi gösteren brain scans ifadesidir. Bu ifade karşılaştırmayı destekleyen bir kanıt ekler: taramalar, görev sırasında dışa dönük kişilerdeki dopamin ödül sisteminin daha fazla etkinleştiğini gösterir. Dışa dönük kişilerin beyin taramalarıyla tepki verdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle destekleyici bir ayrıntı eklemek için with + isim + -ing yapısını doğru kullanıyor?

  1. The article was published with photographs showed the damage.
  2. The article was published with photographs shown the damage.
  3. The article was published with photographs showing the damage.
Cevabı göster

The article was published with photographs showing the damage.

And given that we're social animals, Dilbilgisi

1:20

Üstelik sosyal canlılar olduğumuz için,

dopamine is also released when interacting with other humans.

1:22

başka insanlarla etkileşime girdiğimizde de dopamin salgılanır.

Dilbilgisi

Given that: bilinen bir gerçekten yola çıkmak

Given that, konuşanın zaten bilinen ya da kabul edilen bir neden olarak sunduğu bilgiyi tanıtır. Burada “sosyal canlılar olduğumuz için” anlamına gelir ve bu gerçeği dopaminle ilgili sonucun çıkış noktası yapar. Kalıp given that + tam yan cümle şeklindedir. Önce arka plan gerçeğini, ardından bundan çıkan sonucu vererek açıklamayı düzenler.

Alıştırma

Hangi cümlede given that, bir arka plan gerçeğini sonucun çıkış noktası olarak sunar?

  1. Even though the road is icy, we should walk carefully.
  2. Unless the road is icy, we should walk carefully.
  3. Given that the road is icy, we should walk carefully.
Cevabı göster

Given that the road is icy, we should walk carefully.

This was especially important as hunter-gatherers,

1:25

Bu durum, avcı-toplayıcı olduğumuz dönemlerde özellikle önemliydi;

who relied upon others for both food and protection from predators. Kalıp ifadeler

1:28

çünkü hem yiyecek bulmak hem de yırtıcılardan korunmak için başkalarına bağımlıydık.

Kalıp ifadeler

Rely upon someone for both ... and ... kalıbı

Relied upon others for ..., ihtiyaç duyulan şeyleri sağlamak için başka insanlara bağlı olmak anlamına gelir. Kalıp rely on/upon + kişi ya da grup + for + ihtiyaç şeklindedir; relied geçmiş zaman biçimidir. Both food and protection, eşit biçimde kapsanan iki ihtiyacı birbirine bağlar. From predators, protection ile bağlantılıdır: diğer insanlar avcı-toplayıcıların yırtıcılardan korunmasına yardım ediyordu.

Alıştırma

Cümleyi rely upon ... for kalıbıyla tamamlayın: Last night, the hikers ____ their guide ____ both directions and emergency supplies.

Cevabı göster

relied upon · for

However,

1:32

Bununla birlikte,

human connection has a greater impact on extroverts than introverts. Kalıp ifadeler

1:32

insanlarla bağ kurmak, dışa dönükleri içe dönüklerden daha fazla etkiler.

Kalıp ifadeler

has a greater impact on: etki gücünü karşılaştırma

Bu cümlede has a greater impact on, “daha güçlü biçimde etkiler” anlamına gelir. Buradaki impact, fiziksel bir çarpışmayı değil, bir etkiyi anlatan isimdir; on ise etkilenen kişiyi ya da şeyi belirtir. Kalıp have/has + a greater impact on + etkilenen hedef şeklindedir. Greater etkinin gücünü karşılaştırır, than ise karşılaştırılan diğer grubu ya da şeyi belirtir.

Alıştırma

“Daha güçlü biçimde etkiler” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Daily reading ____ a child's vocabulary than one long lesson.

Cevabı göster

has a greater impact on

In fact, it's been shown that the brains of extroverts respond more strongly Dilbilgisi

1:36

Hatta dışa dönüklerin beyinlerinin çok daha güçlü tepki verdiği gösterilmiştir.

when shown photos of human faces compared to neutral photos of nature. Dilbilgisi

1:40

Bu daha güçlü tepki, nötr doğa fotoğraflarına kıyasla insan yüzü fotoğrafları gösterildiğinde ortaya çıkar.

Dilbilgisi

it's been shown that: yerleşik bir bulguyu aktarma

Burada it's been shown that, “kanıtlar veya araştırmalar …… olduğunu göstermiştir” anlamına gelir. Araştırmacıları ya da kaynağı belirtmeden that yan cümlesindeki bulguyu sunar. Shown burada bir nesneyi göstermek değil, bir sonucu kanıtlarla ortaya koymak demektir. Burada it's, it has anlamındadır; çünkü has + been + shown yapısı present perfect edilgen çatıyı oluşturur. it, özne yerini dolduran bir sözcüktür; asıl bilgi that sonrasında gelir. Bu yapı odağı bulgu üzerinde tutar.

Alıştırma

Cümleyi hedef raporlama yapısıyla tamamlayın: ____ regular exercise can improve sleep quality.

Cevabı göster

It's been shown that

Dilbilgisi

when shown photos of human faces ifadesindeki eksik özne

“When shown photos of human faces”, edilgen bir zaman yan tümcesinin kısaltılmış biçimidir. Tam biçimde “when extroverts were shown photos of human faces” örneğindeki gibi bir özne gerekir. Bu tür kısaltılmış bir yan tümcede eksik özne, normalde nitelediği tümcenin öznesi olarak anlaşılır. Buradaki bağlanma, fotoğrafların “the brains”e gösterildiği izlenimini verebilir. Fotoğrafları gören kişiyi açıkça belirtmek için “extroverts” yazın ya da “they” kullanın.

Alıştırma

Fotoğrafları beyinlerin değil, dışa dönük kişilerin gördüğünü hangi düzeltme açıkça anlatır?

  1. When extroverts were shown photos, their brains reacted more strongly.
  2. When the brains were shown photos, extroverts reacted more strongly.
  3. When shown photos, the brains of extroverts reacted more strongly.
Cevabı göster

When extroverts were shown photos, their brains reacted more strongly.

But for introverts,

1:44

Oysa içe dönüklerde

the brain response is similar between the two.

1:45

beynin verdiği tepki iki fotoğraf türü için de benzerdir.

Now, that's not to say that introverts don't feel any excitement Ton ve niyet

1:48

Elbette bu, içe dönüklerin kazanmaktan hiç heyecan duymadığı

from winning or that they strongly dislike being around people,

1:51

ya da insanlarla birlikte olmaktan hiç hoşlanmadığı anlamına gelmez;

but they simply don't feel as excited Dilbilgisi

1:54

sadece aynı ölçüde heyecanlanmazlar

and don't require as much social interaction in order to feel good.

1:56

ve iyi hissetmek için o kadar fazla sosyal etkileşime ihtiyaç duymazlar.

Ton ve niyet

Bir iddiayı sınırlamak için that's not to say that kullanımı

“That's not to say that ...”, dinleyicinin önceki sözlerden aşırı geniş bir sonuç çıkarmasını engeller. Konuşan kişi, “Önceki düşüncemi ... iddiasında bulunuyormuşum gibi anlamayın” demektedir. Olumsuzluk yalnızca sonraki yan tümcenin doğru olup olmadığına değil, bu iddiayı öne sürme eylemine yöneliktir. Burada konuşan kişi önceki karşılaştırmayı korurken içe dönük kişiler hakkındaki aşırı sonuçları reddeder.

Alıştırma

En uygun ifadeyi seçin: “The hike is difficult. _____ beginners cannot enjoy it; they may just need more time.”

  1. That's not to say that
  2. That's because
  3. That proves that
Cevabı göster

That's not to say that

Dilbilgisi

o kadar heyecanlı hissetmemek ... o kadar fazla sosyal etkileşime ihtiyaç duymamak

Vurgulanan iki ifade, bu cümledeki insanları daha önce sözü edilen dışa dönük insanlarla karşılaştırır. don't feel as excited ifadesindeki as excited, o karşılaştırma grubunun hissettiği kadar heyecanlı olma ölçüsünü içerir. Bu nedenle anlam, hiç heyecan hissetmemek değil, daha düşük bir heyecan derecesi hissetmektir. don't require as much social interaction ifadesindeki as much, ihtiyaç duyulan sayılamayan sosyal etkileşim miktarını karşılaştırır. Karşılaştırma grubundan daha azına ihtiyaç duyarlar, ancak yine de bir miktar gerekebilir. Aktarılabilir kalıplar not as + sıfat ve not as much + sayılamayan isimdir.

Alıştırma

İki karşılaştırma ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: Compared with outgoing people, quiet people ____ at parties and ____ to feel comfortable。

Cevabı göster

don't feel as excited · don't require as much social interaction

In terms of genetics,

2:00

Genetik açıdan bakıldığında,

there may be an evolutionary advantage to each trait. Dilbilgisi

2:01

her iki özelliğin de evrimsel bir avantajı olabilir.

Dilbilgisi

evrimsel bir avantaj olabilir

there may be an evolutionary advantage ifadesinde varoluş bildiren there, böyle bir avantajın var olma ihtimalini ortaya koyar. May, iddiayı temkinli hâle getirir: konuşan kişi kanıtlanmış bir gerçeği belirtmiyor, olası bir açıklama sunuyor. An evolutionary advantage, belirli bir çevrede bir özelliğin hayatta kalma veya üreme açısından sağlayabileceği olası faydadır. Each trait, her iki özelliğin de bir miktar fayda sağlayabileceği anlamına gelir; özelliklerden birinin her zaman daha iyi olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir gerçeği belirtmek yerine ihtimali temkinli bir şekilde sunan cümle hangisidir?

  1. There may be an evolutionary advantage to each trait.
  2. There must be an evolutionary advantage to each trait.
  3. There is an evolutionary advantage to each trait.
Cevabı göster

There may be an evolutionary advantage to each trait.

For instance, introverts might have stuck to the sidelines to avoid predators, Deyimler

2:04

Örneğin içe dönükler yırtıcılardan kaçınmak için kenarda kalmış olabilir;

Deyimler

stuck to the sidelines: ana eylemin dışında kalmak

Bu cümlede stuck to the sidelines mecazi anlamdadır. İçe dönük kişilerin ana eylemden uzak durup riskten kaçındığını anlatır; gerçek bir spor sahası veya fiziksel olarak bir yere yapışma söz konusu değildir. Stuck, seçilmiş bir konumda ya da yolda kalmak anlamındaki stick to... yapısında stick fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bu mecaz, sosyal, iş veya rekabet ortamında katılmak yerine izleyen birini anlatabilir.

Alıştırma

Ana eylemin dışında kalmayı anlatan vurgulanmış mecazla cümleyi tamamlayın: During the heated debate, Maya ____ and listened instead of joining in.

Cevabı göster

stuck to the sidelines

while extroverts would roam and explore,

2:08

dışa dönüklerse dolaşıp keşfe çıkmış,

giving them an advantage when food is scarce.

2:10

bu sayede yiyecek kıt olduğunda avantaj elde etmiş olabilir.

A study involving 130 participants discovered that those who were more inclined to be adventurous Kalıp ifadeler

2:12

130 katılımcının yer aldığı bir araştırma, maceraya atılmaya daha yatkın kişilerin

had two copies of one particular allele, Kelime

2:17

belirli bir alelin iki kopyasına sahip olduğunu ortaya koydu;

Kalıp ifadeler

were more inclined to be adventurous: eğilimleri karşılaştırmak

Burada were more inclined to be adventurous, maceracı biçimde davranmaya yönelik daha güçlü bir eğilimleri olduğu anlamına gelir. Her kişinin gerçekten risk aldığını garanti etmek yerine bir yatkınlığı veya olasılığı anlatır. Yapı be + more inclined + to-infinitive şeklindedir. More bu eğilimin gücünü başka bir grubunkiyle karşılaştırırken to be adventurous incelenen davranış veya özelliği belirtir.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: Compared with the rest of the group, Lena and Omar ____, so they chose the unfamiliar trail.

Cevabı göster

were more inclined to be adventurous

Kelime

allele: bir gen çeşidi

Allele, yani alel, genomun belirli bir konumunda bulunan bir genin bir çeşididir. Aynı genin farklı alelleri farklı DNA dizilerine sahip olabilir. Bu cümlede two copies of one particular allele, söz konusu katılımcıların ilgili genetik bölgenin kalıtsal iki kopyasında da bu çeşide sahip olduğu anlamına gelir; bu kopyalar genellikle anne ve babadan birer tane gelir. İfade, maceracı eğilimle bir ilişki bildirir. Alel bir kişilik özelliği değildir ve bu varyantın davranışa neden olduğunu tek başına kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi doğru genetik terimle tamamlayın: A person inherits one version of a gene from each parent; each version is called an ____.

Cevabı göster

allele

reinforcing the idea that these personality traits are partially linked to genetics. Anlatım akışı

2:20

bu da bu kişilik özelliklerinin genetikle kısmen bağlantılı olduğu fikrini pekiştiriyor.

Anlatım akışı

reinforcing the idea that: kanıtlamak değil, desteği artırmak

Reinforcing the idea that sıfat-fiil yan cümlesi, önceki araştırma bulgusunun tamamını ardından gelen iddiaya ek destek olarak sunar. Reinforcing, düşüncenin zaten var olduğunu ve yeni kanıtın onu sıfırdan ortaya atmak yerine daha inandırıcı hâle getirdiğini belirtir. Bu, proving that anlamına gelmez. Buradaki temkinli partially linked to genetics ifadesi, iddiayı hâlâ kısmi bir ilişkiyle sınırlar; genetik özelliklerin kişiliği tamamen belirlediğini veya doğrudan nedensellik bulunduğunu söylemez.

Alıştırma

Örnekte reinforcing the idea that neyi bildiriyor?

  1. Bulgu mevcut bir görüşe destek ekler ancak onu kanıtlamaz.
  2. Bulgu tamamen ilgisiz bir konu ortaya atar.
  3. Bulgu iddiayı tam bir kesinlikle kanıtlar.
Cevabı göster

Bulgu mevcut bir görüşe destek ekler ancak onu kanıtlamaz.

In many ways,

2:24

Pek çok açıdan,

our society has an extroversion bias Kelime

2:25

toplumumuzda dışa dönüklüğü kayıran bir eğilim var;

where qualities like putting yourself out there are highly valued. Deyimler

2:28

girişkenlik gibi özelliklere büyük değer veriliyor.

Kelime

Extroversion bias: dışadönük özelliklere yönelik sistemsel bir tercih

Extroversion bias, bir kültürün, kurumun veya değerlendirme sisteminin dışadönüklükle bağlantılı özellik ve davranışları kayırma eğilimi anlamına gelir. Bu cümlede, kişinin kendini etkin biçimde görünür kılmasının çok değerli görülmesi buna örnektir. Bias sözcüğü, ölçütlerin hangi yöne eğildiğini anlatır; dışadönük insanların kendilerinin daha önyargılı olduğu anlamına gelmez. Her insanın veya ortamın böyle olduğunu iddia etmeden bir tercih örüntüsünü belirtir.

Alıştırma

Cümledeki extroversion bias ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Her insanın dışadönük olmasını şart koşan bir kural
  2. Dışadönüklükle bağlantılı özellik ve davranışları ödüllendiren toplumsal bir eğilim
  3. Dışadönük insanların diğer herkese karşı sahip olduğu bir önyargı
Cevabı göster

Dışadönüklükle bağlantılı özellik ve davranışları ödüllendiren toplumsal bir eğilim

Deyimler

Putting yourself out there: kendini görünür kılmak ve tepki alma riskini göze almak

Putting yourself out there; iletişim başlatarak, çalışmalarını veya fikirlerini paylaşarak ya da bir fırsata talip olarak kendini bilinçli biçimde başkalarına görünür kılmak demektir. Bu cümlede toplumun ödüllendirdiği bir davranışı adlandırır. Deyim aynı zamanda kırılganlık da çağrıştırır: açıkça harekete geçtiğinizde başkaları sizi değerlendirebilir, görmezden gelebilir veya reddedebilir. Out there fiziksel bir varış noktasını anlatmaz.

Alıştırma

Öğüdü “kendini görünür kılmak ve değerlendirilme riskini kabul etmek” anlamındaki deyimle tamamlayın: If you want editors to discover your work, you need to ____.

Cevabı göster

put yourself out there

Our institutions are also often designed with the extrovert in mind, Kalıp ifadeler

2:31

Kurumlarımız da çoğu zaman dışa dönükler düşünülerek tasarlanıyor;

Kalıp ifadeler

Dışa dönükleri göz önünde bulundurarak

'with the extrovert in mind', kurumların dışa dönük insanların ihtiyaçları, tercihleri veya davranışları dikkate alınarak tasarlandığı anlamına gelir. with + kişi veya grup + in mind yapısı, bir tasarımda ya da kararda kimin veya neyin dikkate alındığını gösterir. Burada tekil isim olan 'the extrovert', dışa dönük insanları bir tür veya grup olarak temsil eder. Bir dışa dönüğün kelimenin tam anlamıyla birinin zihninde olduğu anlamına gelmez; dikkate alınan kişileri gösterir.

Alıştırma

Bu cümledeki 'with the extrovert in mind' ne anlama geliyor?

  1. Kurumlar, bir dışa dönüğün birinin düşüncelerinde kalması için tasarlanmıştır.
  2. Kurumlar, dışa dönük insanların neye ihtiyaç duyabileceği veya neyi tercih edebileceği dikkate alınarak tasarlanmıştır.
  3. Kurumlar yalnızca dışa dönük insanlar için tasarlanmıştır.
Cevabı göster

Kurumlar, dışa dönük insanların neye ihtiyaç duyabileceği veya neyi tercih edebileceği dikkate alınarak tasarlanmıştır.

where group work is a popular practice in most schools and workplaces,

2:35

çoğu okul ve iş yerinde grup çalışması yaygın bir uygulama,

with the idea that creativity comes from a sociable place.

2:39

çünkü yaratıcılığın sosyal ortamlardan doğduğu düşünülüyor.

However, as social animals,

2:42

Ancak sosyal canlılar olduğumuz için,

we instinctively mimic others' opinions without realizing it,

2:44

farkına bile varmadan içgüdüsel olarak başkalarının görüşlerini taklit ederiz.

suggesting that your brainstorming sessions with others

2:47

Bu da başkalarıyla yaptığınız beyin fırtınası oturumlarının

may not always be productive. Dilbilgisi

2:50

her zaman verimli olmayabileceğini düşündürüyor.

Dilbilgisi

her zaman verimli olmayabilir

'may not always be productive', beyin fırtınası oturumlarının her seferinde yararlı sonuçlar vereceğinin garanti olmadığını ihtiyatlı bir biçimde anlatır. May olasılığı belirtir, not always ise olumsuz iddiayı bazı durumlarla sınırlar. Bu ifade bazı oturumların verimli olabileceği ihtimalini açık bırakır. Belirli bir oturumu veya bütün oturumları değil, mümkün olan genel bir durumu anlatır.

Alıştırma

Bu cümledeki 'may not always be productive' ne anlama geliyor?

  1. Oturumlar bazı durumlarda verimsiz olabilir, ancak her seferinde verimsiz oldukları söylenmiyor.
  2. Oturumların her seferinde verimli olacağı garanti edilir.
  3. Oturumlar hiçbir zaman verimli değildir.
Cevabı göster

Oturumlar bazı durumlarda verimsiz olabilir, ancak her seferinde verimsiz oldukları söylenmiyor.

When we disagree with a group,

2:52

Bir grupla fikir ayrılığına düştüğümüzde,

neuroscientists have shown high activation in the amygdala,

2:54

sinirbilimciler amigdalada yüksek düzeyde etkinleşme olduğunu göstermiştir;

a part of the brain associated with the sting of rejection. Deyimler

2:57

bu beyin bölgesi, reddedilmenin yarattığı acıyla ilişkilidir.

Deyimler

the sting of rejection: reddedilmenin acısı

Bu cümlede the sting of rejection, dışlanma veya reddedilme hissinin yol açtığı keskin duygusal acıyı anlatır. Sting mecazidir; gerçek bir böcek sokması ya da fiziksel yara söz konusu değildir. the sting of + isim kalıbı, hoş olmayan bir deneyimi ani, yoğun ve bir süre devam edebilen bir acı gibi sunar. Örneğin the sting of criticism, “eleştirinin acısı”dır. Burada bir grupla aynı fikirde olmamanın neden sosyal açıdan acı verebildiğini açıklamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Reddedilmenin yol açtığı keskin duygusal acıyı anlatan mecazlı ifadeyle cümleyi tamamlayın: Even after she found another publisher, she still remembered ____.

Cevabı göster

the sting of rejection

When we think of introverts,

3:00

İçe dönükleri düşündüğümüzde,

shyness and the preference to be alone often come to mind, Kalıp ifadeler

3:01

aklımıza çoğu zaman utangaçlık ve yalnız kalma isteği gelir.

but in reality, Anlatım akışı

3:04

Ama gerçekte

introverts may simply prefer close conversations with one or a few people

3:05

içe dönükler yalnızca bir ya da birkaç kişiyle samimi sohbetleri tercih ediyor olabilir,

instead of dozens.

3:09

onlarca kişiyle sohbet etmek yerine.

Kalıp ifadeler

come to mind: akla gelmek

Come to mind, bir düşüncenin veya anının kişinin zihninde doğal biçimde belirmesi demektir. Bu cümlede utangaçlık ve yalnız kalma isteği, insanların introverts sözünü duyduklarında ilk düşündükleri yaygın izlenimlerdir. Yaygın kalıplar something comes to mind ve What comes to mind when...? biçimindedir. İfade, dikkatli bir analiz sonucunu değil, kendiliğinden hatırlamayı veya çağrışımı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi come to mind ifadesinin doğru geniş zaman biçimiyle tamamlayın: When I think of summer, the smell of sunscreen immediately ____.

Cevabı göster

comes to mind

Anlatım akışı

in reality: önceki bir izlenimi düzeltmek

In reality, daha önceki bir düşünceyi veya ilk izlenimi düzelten ya da daha kesin hâle getiren bilgiyi sunar. Burada, içe dönük kişilerin çoğunlukla yalnız kalmak istediği kalıp yargısından, az sayıda kişiyle daha derin sohbetleri tercih edebilecekleri yönündeki daha doğru bir olasılığa geçilir. Kullanışlı bir yapı şöyledir: yaygın düşünce veya görünüş + but in reality + daha doğru durum. Bu ifade, dinleyiciye ilk düşünceyi değiştirmesi gerektiğini bildirir; yeni ifadenin her durumda doğru olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede in reality hangi görevi yapıyor? “The robot looks scary, but in reality, it is designed to help children.”

  1. İlk izlenimi gerçek durumla düzeltir.
  2. Robotun neden korkutucu olduğuna dair başka bir örnek ekler.
  3. Olayların kesin bir zaman sırasıyla gerçekleştiğini gösterir.
Cevabı göster

İlk izlenimi gerçek durumla düzeltir.

Furthermore, introverts may even be better public speakers,

3:11

Dahası, içe dönükler topluluk önünde konuşma konusunda bile daha iyi olabilir;

as they're known to think through ideas thoroughly Öbek fiiller

3:14

çünkü fikirleri enine boyuna düşündükleri bilinir,

compared to extroverts who may choose to make rash decisions instead. Kalıp ifadeler

3:16

oysa dışa dönükler bunun yerine aceleci kararlar almayı seçebilir.

Öbek fiiller

think through ideas: her bölümü dikkatlice düşünmek

Think through ideas, karar vermeden veya konuşmadan önce fikirleri adım adım ve dikkatlice ele almak demektir. Through, tüm düşünme sürecini baştan sona geçme anlamı katar; cümledeki thoroughly bu anlamı daha da güçlendirir. Think through ayrılabilir. Hem think through the plan hem de think the plan through denebilir. Nesne bir zamirse think it through en güvenli ve en yaygın sıralamadır.

Alıştırma

Think ... through kullanarak ve zamiri doğal konumuna yerleştirerek cümleyi tamamlayın: This is an important choice, so let's ____ before we answer.

Cevabı göster

think it through

Kalıp ifadeler

Make rash decisions: aceleci kararlar vermek

Make a rash decision kalıbı, gerçekler veya sonuçlar üzerinde yeterince düşünmeden çok hızlı bir eylem seçmek anlamına gelir. İngilizcede decision normalde make ile kullanılır; çoğul make rash decisions ise genel olarak bu davranışı anlatır. Bu cümlede may choose, davranışı bir olasılık olarak sunar; her dışa dönük kişi için geçerli bir kural ifade etmez. Buradaki rash, aceleci ve yeterince düşünülmemiş anlamındaki bir sıfattır; cilt döküntüsü anlamındaki isim değildir.

Alıştırma

Cümleyi aceleci ve yeterince düşünülmemiş bir seçim anlamındaki iki kelimelik hedef kalıpla tamamlayın: Without checking the facts, she made a ____.

Cevabı göster

rash decision

But perhaps you are an ambivert, Kelime

3:20

Ama belki de siz bir ambivertsiniz:

Kelime

Ambivert: içe dönük ve dışa dönük eğilimler

Ambivert, hem içe dönük hem de dışa dönük eğilimleri bulunan kişidir. Sosyal davranışı duruma göre değişebilir: bazı ortamlarda etkileşimden hoşlanırken başka ortamlarda yalnız kalmayı tercih edebilir. Bu sözcük, iki geniş eğilim arasındaki bir konumu anlatır; tamamen nötr olan veya iki tarafla ilişkilendirilen bütün avantajlara sahip bir kişiyi ifade etmez. Buradaki perhaps, konuşanın ambivert olmayı bir olasılık olarak sunduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi açıklama bir ambivert ile en iyi eşleşir?

  1. Her durumda daima aynı derecede sosyal olan kişi
  2. İçe dönükler veya dışa dönüklerle ilişkilendirilen hiçbir özelliğe sahip olmayan kişi
  3. Duruma göre içe dönük veya dışa dönük eğilimler gösterebilen kişi
Cevabı göster

Duruma göre içe dönük veya dışa dönük eğilimler gösterebilen kişi

right in the middle of the introvert-extrovert Venn diagram, Kültür

3:22

içe dönüklük-dışa dönüklük Venn diyagramının tam ortasında yer alan,

combining the best of both worlds. Deyimler

3:26

iki dünyanın da en iyi yanlarını birleştiren biri.

Kültür

Görsel bir mecaz olarak introvert-extrovert Venn diagram

Venn diyagramı, iki grubun ortak yönlerini göstermek için üst üste binen daireler kullanır. Bu cümlede bir daire içe dönükleri, diğeri dışa dönükleri temsil eder; kesişen alan ise her iki grubun özelliklerini taşıyan ambivert bir kişiyi basitçe görselleştirir. Buradaki right in the middle mecazidir. Birinin gerçekten diyagramın üzerinde durduğu anlamına gelmez; bu görsel kesin bir psikolojik test değil, açıklamayı kolaylaştıran bir benzetmedir.

Alıştırma

Cümledeki introvert-extrovert Venn diagram dinleyicinin neyi gözünde canlandırmasına yardımcı olur?

  1. Kesin bir kişilik puanı veren bilimsel bir test
  2. Büyük bir daire çiziminin üzerinde duran bir kişi
  3. Hem içe dönüklerin hem dışa dönüklerin özelliklerini taşıyan ambivert bir kişi
Cevabı göster

Hem içe dönüklerin hem dışa dönüklerin özelliklerini taşıyan ambivert bir kişi

Deyimler

the best of both worlds deyimi

the best of both worlds deyimi, iki farklı seçeneğin veya durumun başlıca avantajlarını aynı anda elde etmek anlamına gelir. Burada ambivert bir kişiyi, hem içe dönüklerle hem dışa dönüklerle ilişkilendirilen yararlı özelliklere sahip biri olarak olumlu biçimde sunar. Worlds mecazidir: ifade iki gerçek dünyadan söz etmez ve bu birleşimin hiç dezavantajı olmadığını da vaat etmez.

Alıştırma

İki farklı seçeneğin avantajlarını elde etmek anlamına gelen deyimi tamamlayın: This camera is compact but still has professional controls, so it offers ____.

Cevabı göster

the best of both worlds

A recent study involving 340 call center representatives

3:28

Yakın zamanda 340 çağrı merkezi temsilcisinin katıldığı bir araştırmada,

had their sales record tracked for a period of three months.

3:32

satış kayıtları üç ay boyunca takip edildi.

Those who were neither strong extroverts or introverts Dilbilgisi

3:35

Ne çok dışa dönük ne de çok içe dönük olanlar

generated the most revenue,

3:38

en fazla geliri sağladı:

averaging $208 per hour, Dilbilgisi

3:39

saatte ortalama 208 dolar;

compared to the study average of $138 per hour.

3:41

oysa araştırmanın genel ortalaması saatte 138 dolardı.

Dilbilgisi

neither ... or ile standart neither ... nor eşleşmesi

Bu cümlede neither strong extroverts or introverts, kişilerin iki uçtan hiçbirinde olmadığını belirtir: ne çok dışa dönük ne de çok içe dönüktürler. Altyazıda, kendiliğinden konuşmada görülebilen karma bir eşleşme olan neither ... or kullanılıyor. Özenli İngilizcede neither strong extroverts nor introverts kullanın. Neither olumsuz eşleşmeyi başlatır, nor ise dışlanan ikinci seçeneği getirir.

Alıştırma

Cümleyi standart olumsuz eşleşmeyle tamamlayın: The route is ____ short ____ easy.

Cevabı göster

neither · nor

Dilbilgisi

ek bilgi veren -ing yan cümlesi olarak averaging $208 per hour

averaging $208 per hour sözleri, önceki sonuca kesin ortalamayı ekler. Bu, ek bilgi veren bir -ing yan cümlesidir; they sözcüğünü tekrarlamadan and they averaged $208 per hour ile aynı anlamı verir. averaging fiilinin anlaşılan öznesi Those, yani satış görevlileri grubudur; revenue ya da araştırmanın tamamı değildir. Eklenen sayı ana cümledeki aynı kişiyi veya grubu anlatıyorsa bu yapı tam bir cümleden sonra kullanılabilir.

Alıştırma

Raporu ortalamayı ekleyen -ing biçimiyle tamamlayın: The team packed 600 boxes in five days, ____ 120 boxes per day.

Cevabı göster

averaging

So, what do you see yourself as, Kalıp ifadeler

3:45

Peki siz kendinizi hangisi olarak görüyorsunuz?

and do you think one is better than the other?

3:47

Sizce biri diğerinden daha mı iyi?

Kalıp ifadeler

see yourself as: kendi kimliğini nasıl tanımladığın

Burada see yourself as, “kendini … olarak görmek” veya “kimliğini … olarak tanımlamak” anlamına gelir. Gözle görmekten değil; rolünü, türünü ya da karakterini nasıl değerlendirdiğinden söz eder. What do you see yourself as? sorusunda what, as sonrasında gelen kimlik tanımını veya rolü sorar. Örneğin a leader, an artist ya da a quiet person gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi see yourself as yapısını kullanarak tamamla: I ____ a team leader.

Cevabı göster

see myself as

Let us know in the comments below.

3:49

Aşağıdaki yorumlarda bize yazın.

Special thanks to Audible for supporting this episode

3:51

Bu bölümü desteklediği için Audible'a özellikle teşekkür ederiz;

to give you a free 30-day trial at audible.com/asap.

3:53

audible.com/asap adresinden size 30 günlük ücretsiz deneme fırsatı sunuyor.

This week,

3:56

Bu hafta

we wanted to recommend the book

3:57

şu kitabı önermek istedik:

Introvert Power: Why Your Inner Life Is Your Hidden Strength,

3:58

Introvert Power: Why Your Inner Life Is Your Hidden Strength,

which analyzes strategies for introverts to excel

4:01

bu kitap, içe dönüklerin başarılı olmasına yardımcı olacak stratejileri inceliyor

living in an extroverted world.

4:04

dışa dönüklüğün egemen olduğu bir dünyada.

You can get a free 30-day trial at audible.com/asap

4:06

audible.com/asap adresinden 30 günlük ücretsiz deneme hakkı alabilirsiniz

and choose from a massive selection.

4:09

ve çok geniş seçenek yelpazesinden dilediğinizi seçebilirsiniz.

We love them as they're great when you're on the go. Deyimler

4:11

Yoldayken harika oldukları için onları çok seviyoruz.

Deyimler

on the go: meşgulken veya hareket hâlindeyken

On the go, meşgulken, bir yerden bir yere giderken veya her zamanki yerinden uzaktayken anlamına gelir. Yalnızca koşuyor olmak demek değildir. Bu cümlede ifade, sesli kitapların gün içinde hareket ederken rahatça dinlenebildiğini anlatır. Daha genel olarak, yoğun bir günde kullanması, taşıması, yemesi veya dinlemesi kolay şeyleri tanımlar.

Alıştırma

Dışarıda ve meşgulken öğrenmeyi anlatan cümleyi on the go ile tamamla: This app makes it easy to learn ____.

Cevabı göster

on the go

And subscribe for more weekly science videos.

4:13

Her hafta yeni bilim videoları için kanalımıza abone olun.