Kendimize Nasıl Yalan Söylüyoruz: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Dikkat dağıtma, zorlama neşe, öfke, ilgisizlik ve gücenmenin acı veren öz bilgiyi nasıl gizlediğini ve bastırılan gerçekleri nasıl bedelli kıldığını anlatır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “So successful is the lie,” Dilbilgisi ve cümle kalıplarıdır: baştaki so ile devrikliği fark edin, olağan sırayı kurun ve sonucu vermeden önce dereceyi okuyun. 2. “taking offense.” Kalıplaşmış öbekler ve eşdizimlerdir: gücenmek ile başkasını gücendirmeyi ayırın ve zor geri bildirimden kaçan savunmacı stratejiyi tanıyın. 3. “the truth will out.” Deyimler ve mecazlı ifadelerdir: gizli gerçeğin sonunda ortaya çıkacağını anlayın, out sözcüğünü fiil olarak görün ve uzamsal yoruma kaçmayın.
Bu derste
A major obstacle to self-knowledge and in turn to a flourishing life Kalıp ifadeler
0:01Kendimizi tanımamızın ve dolayısıyla gelişip serpilmemizin önündeki en büyük engellerden biri,
in turn: neden-sonuç zincirindeki sonraki sonuç
Bu cümlede in turn, ‘bir sonraki sonuç olarak’ ya da ‘ardından bir sonraki etkiye yol açarak’ anlamına gelir. Mantık şöyledir: bir engel kişinin kendini tanımasını zedeler; kendini daha az tanımak da ardından dolu dolu bir yaşam sürmeyi zorlaştırır. Bu kullanım, A'nın B'ye yol açtığı ve B'nin daha sonra C'ye katkıda bulunduğu bir zincir kurar. Ortadaki düşünce önce sonuç, sonra neden işlevi görür.
Alıştırma
Örnekte in turn nasıl bir ilişki ifade ediyor?
- Kendini daha az tanımak, ardından dolu dolu bir yaşam sürmeyi zorlaştırır.
- Kendini tanıma ve dolu dolu bir yaşam sırayla gerçekleşir.
- Dolu dolu bir yaşam engelin ortadan kalkmasını sağlar.
Cevabı göster
Kendini daha az tanımak, ardından dolu dolu bir yaşam sürmeyi zorlaştırır.
is the tendency of one part of our minds to lie to the other. Dilbilgisi
0:05zihnimizin bir tarafının diğer tarafına yalan söyleme eğilimidir.
the tendency of X to do: tekrarlanan bir örüntüyü adlandırmak
the tendency of X to do kalıbı, X'in bir şeyi düzenli olarak veya tipik biçimde yaptığını anlatır. Burada X, one part of our minds ifadesidir; to lie to the other ise bu bölümün davranışını adlandırır. to'lu mastar, eğilimin ne olduğunu gösterir; amaç bildirmez. İsim temelli bu yapı, davranışı genel bir örüntü olarak incelerken kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle, tekrarlanan bir örüntüyü anlatmak için the tendency of X to do kalıbını kullanıyor?
- The manager called the team to discuss the risk.
- The team met to avoid unnecessary risk.
- The tendency of some teams to avoid risk can slow progress.
Cevabı göster
The tendency of some teams to avoid risk can slow progress.
We lie for what might initially seem like a very understandable reason, Dilbilgisi
0:10Başlangıçta oldukça anlaşılabilir görünen bir nedenden dolayı yalan söyleriz,
what might initially seem like: geçici bir ilk izlenim
Burada what, kendi içinde “the thing that” anlamını taşıyan bir serbest ilgi yan cümlesi başlatır. Bu bağlamda “... gibi görünen bir neden” anlamına gelir. what might initially seem like a very understandable reason bölümünün tamamı for’dan sonra isim görevindedir; bir soru değildir. Might ve initially, yargının kesin değil, yalnızca ilk izlenime dayanan geçici bir değerlendirme olduğunu gösterir. Konuşan kişi, daha dikkatli düşününce nedenin hâlâ anlaşılır görüneceğini ileri sürmez; böylece sonraki bir düzeltme veya karşıtlık için alan bırakır.
Alıştırma
Cümlede “what might initially seem like a very understandable reason” ne anlama gelir?
- hangi nedenin anlaşılır olduğunu soran bir soru
- ilk başta çok anlaşılır bir neden gibi görünebilecek bir şey veya durum
- en başından beri kesinlikle anlaşılır olan bir neden
Cevabı göster
ilk başta çok anlaşılır bir neden gibi görünebilecek bir şey veya durum
in so doing: bir eylemi sonucuna bağlamak
In so doing, az önce belirtilen eyleme gönderme yapar ve “bunu yaparak” ya da “bu eylem aracılığıyla” anlamına gelir. Burada bütün eylemi tekrarlamadan önceki eylemle onun sonucunu birbirine bağlar. Bir söylem bağlantısı olarak çalışır: so önceki eylemin yerini tutar; in so doing ise devamındaki bilgiyi bu eylemin gerçekleştirilmesiyle ortaya çıkan veya ona dâhil olan bir şey olarak sunar. İfade, sözcük sözcük “bunu yapmanın içinde” diye okunmamalıdır.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki in ile başlayan ve “bunu yaparak” anlamına gelen üç sözcüklü resmî bağlayıcıyla tamamlayın: The company cut prices and, ____, attracted new customers.
Cevabı göster
in so doing
we hugely damage our chances of happiness. Kalıp ifadeler
0:18mutluluk şansımıza büyük bir zarar veririz.
damage someone's chances of + isim veya -ing biçimi
Damage someone's chances of bir sonuç, o kişinin o sonuca ulaşma ihtimalini azaltmak demektir. Burada chances, ayrı ayrı fırsatlar değil olasılık anlamındadır; bu yüzden cümle, kendi davranışlarımızın mutlu olma ihtimalimizi büyük ölçüde azalttığını söyler. Kalıp damage + iyelik/kişi + chances of + isim veya -ing biçimidir: damage her chances of promotion; damage their chances of winning. Özne zarara neyin yol açtığını, iyelik bölümü ise kimin geleceğinin etkilendiğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi damage ve doğru chances kalıbıyla tamamlayın: Posting that rude comment could ____ getting the job.
Cevabı göster
damage your chances of
There are four things we particularly like to lie to ourselves about.
0:22Özellikle kendimize yalan söylemeyi sevdiğimiz dört şey vardır.
it would take ... effort to + verba
it + would take + çaba miktarı + to-mastar kalıbı, olası bir eylem için gereken işi tahmin eder. It biçimsel öznedir; daha önce geçen belirli bir şeye gönderme yapmaz. Asıl görev daha sonra to-mastar yapısında gelir; burada bu bölüm to alter ifadesidir. Would, tahmini mevcut bir gerçek olarak sunmak yerine varsayımsal hâle getirir. So much, sayılamayan effort isminin miktarını güçlendirir; alter sonrasındaki sıralama ise değiştirilmesi gerekecek şeyleri gösterir.
Alıştırma
it, would ve take kullanarak varsayımsal tahmini tamamlayın: ____ a lot of effort to reorganize the entire library.
Cevabı göster
It would take
We lie because we need to think well of ourselves Kalıp ifadeler
0:37Yalan söyleriz, çünkü kendimiz hakkında iyi düşünmeye ihtiyacımız vardır
think well of ourselves: kendimiz hakkında olumlu bir görüşe sahip olmak
Think well of someone, o kişi hakkında olumlu bir görüşe sahip olmak demektir. Burada ourselves dönüşlüdür: özne we ile değerlendirilen kişiler aynıdır. Bu nedenle think well of ourselves, kendimiz hakkında olumlu bir görüşü korumak anlamına gelir. Well, think of ile ifade edilen değerlendirmenin olumlu olduğunu gösterir. Bu ifade “kendimiz hakkında dikkatlice düşünmek” veya “sağlıklı olmayı ummak” anlamına gelmez.
Alıştırma
think well of ve doğru dönüşlü zamirle cümleyi tamamlayın: Even after one small mistake, we still ____.
Cevabı göster
think well of ourselves
and are devoted to imagining that we are essentially normal, Kalıp ifadeler
0:40ve temelde normal olduğumuzu,
be devoted to + -ing: devoted to imagining yapısı
Be devoted to something, bir kişiye ya da şeye güçlü ve sürekli ilgi, sadakat veya emek vermek demektir. Burada devoted to imagining, zihindeki belirli bir görüntüyü korumaya sürekli bağlılığı gösterir; bağlamda bu bağlılık ironik biçimde sunulur. Bu yapıda to bir edattır. Bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır: be devoted to doing something denir, be devoted to do something denmez.
Alıştırma
keep fiilini devoted to sonrasında gereken biçimde kullanın: Amir is devoted to ____ his neighborhood clean.
Cevabı göster
keeping
without peculiar loves, hates and deviant thoughts.
0:43tuhaf aşklar, nefretler ve sapkın düşüncelerimiz olmadığını hayal etmeye adarız kendimizi.
We lie because we don't want to feel so inadequate
0:47Yalan söyleriz, çünkü bu kadar yetersiz hissetmek istemeyiz
and yet because we lack so many good things.
0:50ama bir yandan da o kadar çok iyi şeyden yoksunuzdur.
We lie because we're furious with certain people we're supposed to love, Dilbilgisi
0:54Yalan söyleriz, çünkü sevmemiz gereken bazı insanlara çok öfkeliyizdir,
be supposed to: dış beklentiler ve gerçeklik
Be supposed to + fiilin yalın hâli; bir kural, rol, plan veya neyin doğru olduğuna dair ortak bir düşüncenin oluşturduğu beklentiyi anlatır. Bu cümlede we're supposed to love, ilişkinin sevme beklentisi yarattığı anlamına gelir; konuşanların gerçekten sevgi hissettiğini söylemez. Bu yapı, beklentiyle gerçek farklı olabildiğinde kullanışlıdır. Bir kişiden bir şeyi yapması veya hissetmesi beklenebilir ama kişi gerçekte bunu yapmayabilir ya da hissetmeyebilir.
Alıştırma
Maya'nın ailesi onun yeni kariyerini sevmesini bekliyor ama Maya sevmiyor. Bu beklentiyle gerçek arasındaki farkı en iyi hangi cümle anlatır?
- She has to start her new job on Monday, and she will.
- She is supposed to love her new job, but she does not.
- She must love her new job because she smiles at work.
Cevabı göster
She is supposed to love her new job, but she does not.
and we lie because what we're furious about feels so minor
0:58ve yalan söyleriz, çünkü öfkelendiğimiz şeyler çok küçük,
and pathetically petty for a grown-up to care about.
1:02bir yetişkinin umursaması için acınası derecede önemsiz gelir.
Given how risky the truth about us can feel, Dilbilgisi
1:07Hakkımızdaki gerçeğin ne kadar riskli hissettirebileceği düşünüldüğünde,
we've had to learn to be masters of deception. Deyimler
1:10aldatma ustası olmayı öğrenmek zorunda kaldık.
Given how + sıfat + yan cümle: dereceyi neden olarak çerçevelemek
Given how + sıfat/zarf + yan cümle, bir niteliğin derecesini ana cümledeki sonucun arka planı olarak sunar. Burada Given how risky the truth about us can feel, “gerçeğin ne ölçüde riskli gelebileceği düşünüldüğünde” anlamındadır ve algılanan bu risk, aldatmayı öğrenme gereğini açıklar. Can feel sözleri olası bir kişisel deneyimi anlatır: gerçek insanlara riskli gelebilir ama gerçekte her zaman tehlikeli olmayabilir. Bu yapı, bir nedeni açık bir giriş çerçevesinde kısa biçimde sunar.
Alıştırma
Bir antrenör, oyuncuların görünür yorgunluğunu antrenmanı erken bitirme nedeni olarak kullanmak istiyor. Hangi cümle bu dereceyi doğru biçimde neden olarak çerçeveler?
- Even though the players look tired, let's make practice longer.
- The players look tired because we ended practice early.
- Given how tired the players look, let's end practice early.
Cevabı göster
Given how tired the players look, let's end practice early.
“masters of deception”: master of + bir beceri alanı
Burada masters, sahipleri veya yetkili kişileri değil, bir beceride son derece ustalaşmış kişileri anlatır. a master of + isim kalıbında isim, beceri alanını gösterir; dolayısıyla masters of deception, aldatma konusunda çok becerikli kişiler demektir. Bu bağlamda deception özellikle kişinin kendini kandırmasıdır. Konuşanları masters diye adlandırmak cümleye ironik ve eleştirel bir hava verir: Kendilerini kandırma konusunda şaşırtıcı derecede ustalaşmışlardır, ama bu takdir edilecek bir beceri değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede “master of”, bir kişinin bir alanda son derece becerikli olduğunu belirtir?
- Ravi gave the master a letter.
- Ravi is the master of this house.
- Ravi is a master of comic timing.
Cevabı göster
Ravi is a master of comic timing.
“pull the wool over our own eyes”: kendimizi kandırmak
Pull the wool over someone's eyes, bir kişiyi gerçeği fark edemeyecek şekilde aldatmak veya yanıltmak anlamına gelen bir deyimdir. Yünle ya da gözleri fiziksel olarak kapatmakla ilgili değildir. our own eyes ifadesindeki own, anlamı dönüşlü yapar: Aldatan kişilerle aldatılan kişiler aynı gruptur. Bu nedenle cümle, insanların kendilerini kandırma yollarını anlatır.
Alıştırma
“Kendimizi kandırmak” anlamındaki kalıplaşmış deyimi tamamlayın: We sometimes ____ when we ignore clear evidence.
Cevabı göster
pull the wool over our own eyes
We identify something that can powerfully keep our thoughts away from troubling inner confrontations.
1:26Düşüncelerimizi rahatsız edici içsel yüzleşmelerden güçlü bir şekilde uzak tutabilecek bir şey buluruz.
a favorite ... another ... a third ... a fourth: is sözcüğünün eksiltilmesi
İlk cümlecik tam kalıbı verir: Online pornography is a favorite. Sonraki üç paralel cümlecikte is ve anlamdan çıkarılan favorite adı söylenmez: the news [is] another [favorite], alcohol [is] a third [favorite] ve work [is] a fourth [favorite]. Another, a third ve a fourth aynı listeye yeni birer öğe ekler; önlerindeki adı başka şekilde adlandırmazlar. Bu tür atlamaya eksilti denir. Mekanik tekrarı önler ve dört parçalı listeye kısa, giderek ilerleyen bir ritim kazandırır. Her öğe aynı yapıyı izlediği için okuyucu eksik sözcükleri ilk cümlecikten çıkarabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede ilk öğeden sonra is sözcüğünün anlamdan çıkarıldığı aynı tür paralel eksilti kullanılmıştır?
- For the show, comedy is one option, music is another, dance is a third, and magic is a fourth.
- For the show, comedy, music, dance, and magic are the four options.
- For the show, comedy is one option, music another, dance a third, and magic a fourth.
Cevabı göster
For the show, comedy is one option, music another, dance a third, and magic a fourth.
We don't so much like these elements in and of themselves. Kalıp ifadeler
1:38Bu unsurları kendi başlarına o kadar da sevmeyiz aslında.
in and of themselves: şeyleri dış etkenlerden ayrı değerlendirmek
In and of themselves, bir şeyi kullanımından, etkilerinden veya çevresindeki bağlamdan ayrı olarak “yalnızca kendi niteliğiyle ele alındığında” anlamına gelir. Burada konuşmacı, insanların asıl sevdiği şeyin unsurların kendisi olmadığını; değerlerinin insanlar için yaptıklarından geldiğini söylüyor. Dönüşlülük zamiri, gönderme yaptığı adla uyumlu olmalıdır: tek bir şey için in and of itself, birden fazla şey için in and of themselves kullanılır. Bütün diziyi kalıplaşmış bir ifade olarak ele alın; in ve of sözcüklerini ayrı ayrı mekânsal anlamlarıyla yorumlamayın.
Alıştırma
Cümleyi “dış etkilerden veya kullanımlardan ayrı olarak ele alınmış” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: These rules are not confusing ____; the problem is the way they were explained.
Cevabı göster
in and of themselves
is often covered up with exaggerated doses of manic cheeriness. Öbek fiiller
1:51genellikle abartılı dozlarda manik bir neşeyle örtbas edilir.
covered up: gerçekte hissedileni gizlemek
Burada covered up, “görülmemesi veya kabul edilmemesi için gizlenmiş” anlamına gelir. Üzüntü gerçektir, fakat dışarıya gösterilen abartılı neşe onu görünmez kılar. is covered up edilgen yapıdadır; bu nedenle odak, onu kimin gizlediğinde değil, üzüntünün gizlenmesindedir. With, gizlemek için kullanılan dış davranışı belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “gizledi” anlamına gelen iki sözcüklü fiille tamamlayın: The company ____ the safety problem for years.
Cevabı göster
covered up
We aren't happy so much as incapable of allowing ourselves to feel Dilbilgisi
1:55Mutlu olmaktan ziyade, kendimize hissetme izni veremeyiz;
even the slightest sadness in case we were to be overwhelmed by our buried grief. Dilbilgisi
1:59gömülü kederimizin altında ezilme ihtimaline karşı en ufak bir üzüntüyü bile.
aren't happy so much as incapable of: ilk tanımı düzeltmek
not so much A as B kalıbı ilk tanımı düzeltir. “Gerçekte veya esas olarak A değil; daha doğru açıklama B” anlamına gelir. Burada konuşanlar gerçekten mutlu değildir; kendilerinin üzüntü hissetmesine izin verememektedir. Cümlede aren't happy A bölümünü, incapable of allowing ourselves to feel ... ise B bölümünü oluşturur. İki bölüm de we öznesini anlattığı için ikinci we are söylenmez. Bu kalıpta so much as, miktar karşılaştırması değil, bağlantı kuran bir ifadedir.
Alıştırma
Hangi cümle, yavru köpeği tanımlamak için frightened sözcüğünün angry sözcüğünden daha doğru olduğunu gösterir?
- The puppy was as angry as it was frightened by the thunder.
- The puppy was not only angry but also frightened by the thunder.
- The puppy wasn't angry so much as frightened by the thunder.
Cevabı göster
The puppy wasn't angry so much as frightened by the thunder.
in case we were to be overwhelmed: varsayımsal bir riske karşı önlem
In case, birinin önlemeye çalıştığı olası ve istenmeyen bir sonucu anlatır. Because gibi gerçekleşmiş bir neden sunmaz; söz konusu sonuç hiç gerçekleşmeyebilir. Were to be overwhelmed, bu sonucu açıkça varsayımsal hâle getirir. Buradaki be overwhelmed edilgen yapıdadır ve duygunun gücüyle başa çıkamamak anlamına gelir. İfade bir bütün olarak, içe gömülen kederin dayanılmaz hâle gelmesinden korkulduğu için üzüntüden kaçınıldığını anlatır.
Alıştırma
“Maya wrote down the address in case her phone were to lose power,” cümlesinde in case ... were to ... neyi gösterir?
- Gelecekte ortaya çıkabilecek bir soruna karşı önlem aldı.
- Telefonunun şarjının bitmesini istiyordu.
- Telefonunun şarjı kesinlikle çoktan bitmişti.
Cevabı göster
Gelecekte ortaya çıkabilecek bir soruna karşı önlem aldı.
leaving no room for any ideas to the contrary. Kalıp ifadeler
2:11aksi yöndeki düşüncelere hiç yer bırakmadan.
This is lovely, isn't it?: onay vermeye yönelik baskı
Isn't it?, olumlu This is lovely cümlesine eklenen olumsuz bir tag question yapısıdır. Tag question, başka birinin ifadeye katılıp katılmadığını kontrol edebilir. Buradaki açıklama, konuşmacının üstelediğini ve karşıt bir düşünceye yer bırakmadığını söylüyor. Bu nedenle tag, tamamen açık bir görüş sorusu değildir; dinleyiciyi “evet” demeye yönlendirir. Aynı dil bilgisi, tonlamaya ve bağlama göre tarafsız ya da baskıcı gelebilir.
Alıştırma
Bir ekip lideri “This plan is perfect, isn't it?” diyor ve yorum istemeden hemen devam ediyor. Tag question yapısının her türlü görüşü isteyen açık ve tarafsız bir soru olarak işlev görmesi olası mıdır?
- Hayır
- Evet
Cevabı göster
Hayır
leaving no room for: başka bir olasılığa hiç yer bırakmamak
Leave no room for + isim, bir şey için hiçbir olasılık, alan veya özgürlük tanımamak demektir. Buradaki room soyuttur; fiziksel bir oda değil, hareket alanı veya pay anlamına gelir. Leaving no room for... şeklindeki -ing yan cümlesi, press eyleminin sonucunu gösterir. Fazla bastırmak, alternatif düşüncelerin imkânsız ya da istenmeyen şeyler gibi görünmesine yol açar. Bu yapı; bir şeyi tamamen dışlayan kanıtları, kuralları, programları ve tutumları da anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi hiçbir olasılığa izin vermemek anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: The evidence is conclusive, ____ doubt.
Cevabı göster
leaving no room for
Denied anger with a particular personal situation
2:18Belirli bir kişisel duruma karşı reddedilen öfke,
often seeps out into a generalized irritability. Deyimler
2:21genellikle genel bir sinirlilik hali olarak dışarı sızar.
seeps out into: duygunun yavaş yavaş ortaya çıkması
Seep sözcüğü gerçek anlamda bir sıvının küçük aralıklardan yavaşça geçmesini anlatır. Mecaz olarak kullanılan seeps out into, gizli bir duygunun yavaş yavaş dışarı çıkıp daha geniş bir biçimde görünmesini gösterir. Burada kabul edilmeyen öfke, zamanla genel bir asabiyet olarak ortaya çıkar. Out, duygunun tutulduğu yerden dışarı çıkmasını; into ise yayıldığı alanı veya dönüştüğü biçimi gösterir. Bu görüntü ani bir patlamayı değil, yavaş ve dolaylı bir süreci anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle gizli bir duygunun yavaş ve dolaylı biçimde ortaya çıkmasını en iyi gösterir?
- Her unspoken worry vanished without affecting anything.
- Her unspoken worry burst out in one sudden shout.
- Her unspoken worry seeped out into every conversation.
Cevabı göster
Her unspoken worry seeped out into every conversation.
So successful is the lie ifadesinde so + sıfat devrik yapısı
Başlangıç kısmı, yalanın bu derece başarılı olduğu anlamına gelir. so + sıfat başa getirildiğinde bağlayıcı fiil özneden önce gelir: So successful is the lie. Bu devrik yapı dereceyi güçlü biçimde vurgular. Sonraki yan cümle sonucu verir. Daha nötr ve açık biçimi The lie is so successful that we don't really know what's up. şeklindedir. Burada so, bu derece anlamındadır; bu yüzden anlamında değildir.
Alıştırma
Dereceyi vurgulamak için resmî so + sıfat + devrik yapı kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?
- So her speech was persuasive that the audience fell silent.
- So persuasive was her speech that the audience fell silent.
- Her speech so persuasive was that the audience fell silent.
Cevabı göster
So persuasive was her speech that the audience fell silent.
Lose one's temper: öfkeyle kontrolü kaybetmek
Lose one's temper, kişinin öfkesini kontrol etmeyi bırakıp bunu göstermesi anlamına gelir; bu genellikle bağırmak veya sert tepki vermek şeklinde olur. losing our temper ifadesinde our, we öznesiyle eşleşirken keep eylemin tekrar tekrar gerçekleştiğini gösterir. Bu ifade, yalnızca get angry demekten daha güçlüdür çünkü sadece öfke duygusuna değil, öz denetimin kaybedilmesine odaklanır.
Alıştırma
lose one's temper ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimini kullanın: After the referee reversed the decision, Leo ____ and shouted at everyone.
Cevabı göster
lost his temper
the electricity bill is slightly higher than we expected.
2:32elektrik faturası beklediğimizden biraz daha yüksek gelmiştir.
set someone off: güçlü bir duygusal tepkiyi tetiklemek
Burada set someone off, bir kişide ani ve güçlü bir duygusal tepkiyi, özellikle öfke veya huzursuzluğu tetiklemek anlamına gelir. set us off ifadesinde us, tepki veren kişileri belirtir. Nesne bir zamirse set ile off arasına gelmelidir. Tepkinin ne olduğu bağlamdan anlaşılır. Burada çevredeki şikâyetler tepkinin öfke olduğunu gösterir. Bu yüzden Anything can set us off, küçük bir şeyin bile bizi aniden öfkelendirebileceği anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi her ile uyumlu set someone off biçimiyle tamamlayın: One careless joke can ____ when she is stressed.
Cevabı göster
set her off
Our brains are so filled with how frustrating and annoying things are,
2:37Beynimiz işlerin ne kadar sinir bozucu ve can sıkıcı olduğuyla o kadar doludur ki,
We tell ourselves that we simply don't care about something,
2:50Kendimize bir şeyi umursamadığımızı söyleriz;
that beautiful student or the house we can't afford.
2:57o güzel öğrenciyi ya da paramızın yetmediği evi.
And we are very emphatic about our lack of interest and complete disdain. Kelime
2:59Ve ilgisizliğimiz ve tam bir küçümseme konusunda çok iddialıyızdır.
lack of interest ve complete disdain: ilgisizlik ve küçümseme
Lack of interest, bir şeyi önemsememek veya merak etmemek anlamına gelir. Tarafsız olabilir ve tek başına düşmanlık ifade etmez. Disdain çok daha güçlüdür: birinin veya bir şeyin saygıya değmediği düşüncesini de içeren küçümseme anlamına gelir. Complete, disdain sözcüğünü daha da güçlendirir; böylece cümle ilgisizlikten açıkça küçümseyen bir tavra geçer.
Alıştırma
Hangi cümlede disdain doğru kullanılmıştır?
- She spoke with disdain about the scam because she saw it as dishonest and unworthy of respect.
- She showed disdain by not opening a magazine that did not interest her.
- She felt disdain because she had no preference between the two colors.
Cevabı göster
She spoke with disdain about the scam because she saw it as dishonest and unworthy of respect.
to others and ourselves how absolutely unconcerned we are.
3:06başkalarına ve kendimize ne kadar kesinlikle umursamaz olduğumuzu.
go to great lengths to: olağanüstü çaba göstermek
go to great lengths to do something deyimi, bir hedefe ulaşmak için alışılmadık derecede büyük bir çaba göstermeyi veya zor, ayrıntılı, hatta aşırı adımlar atmayı ifade eder. Buradaki lengths gerçek bir fiziksel mesafe değildir. Bu cümlede çaba eleştirel biçimde sunulur: insanlar hiç umursamıyormuş gibi görünmek için çok uğraşır ve bu da aslında umursuyor olabileceklerini düşündürür. İfade, takdire değer bir özveriyi anlatmak için de kullanılabilir; övgü mü yoksa eleştiri mi olduğu bağlamdan anlaşılır.
Alıştırma
“Olağanüstü derecede büyük çaba gösterdi” anlamındaki deyimin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: To protect the tiny sea turtles, volunteers ____ keep people away from the nests.
Cevabı göster
went to great lengths to
We grow censorious and deeply disapproving of certain kinds of behavior and people.
3:13Belirli davranış ve insan türlerine karşı eleştirel ve derinden onaylamaz hale geliriz.
What we don't admit is that we're so full of condemnation
3:18Kabul etmediğimiz şey ise, bu kadar kınamayla dolu olmamızın tek nedeninin,
only because we need to ward off awareness Öbek fiiller
3:21kendimizin bir parçasının aslında o kınanan unsuru
ward off: istenmeyen bir şeyi etkin biçimde uzak tutmak
Ward off, istenmeyen bir şeyin yaklaşmasını, sizi etkilemesini veya gerçekleşmesini önlemek için harekete geçmek demektir. Genellikle bir şeyle karşılaşmamayı ya da onu düşünmemeyi seçmekten öte, etkin bir savunma anlamı taşır. Burada kınama, farkındalığa karşı bir savunma gibi işler: kişi, kendisinin bir parçasının kınadığı şeyi sevdiğini fark etmemek için güçlü bir hoşnutsuzluk gösterir. Awareness soyut olsa da ward off ifadesinin nesnesi olabilir.
Alıştırma
“İstenmeyen bir etkiyi etkin biçimde uzak tutmak” anlamındaki hedef öbek fiille tamamlayın: Regular breaks can help ____ mental fatigue.
Cevabı göster
ward off
beyond the pale: kabul edilebilir sınırların dışında
Bu cümlede beyond the pale, kabul edilen ahlaki veya toplumsal sınırların o kadar dışında olmak demektir ki söz konusu şey tahammül edilemez sayılır. Sözcükler birlikte bir deyim oluşturur; pale burada soluk anlamına gelmez. as kullanılan yapı içinde bu ifade, belirli zevklere yönelik çok güçlü bir kınama sunar. Cümlenin bütünü insanların bu kınamayı neden yaptığını inceler; dolayısıyla yargıyı aktarır ama konuşanın onu mutlaka onayladığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, kabul edilebilir davranış sınırlarının tamamen dışında anlamına gelen deyimle tamamlayın: Threatening a witness is ____.
Cevabı göster
beyond the pale
So we're delighted when particular people are arrested or shamed in the press.
3:37Bu yüzden, belirli kişilerin basında tutuklanmasına ya da utanmasına çok seviniriz.
our outrage shielding us from any risks spotting the connection between them and us.
3:44öfkemiz bizi onlarla aramızdaki bağı fark etme riskine karşı korur.
we may resort to a highly successful diversionary tactic, Kalıp ifadeler
3:54oldukça başarılı bir oyalama taktiğine başvurabiliriz;
resort to: pilihan saat cara yang lebih baik gagal
Resort to, daha iyi veya daha kabul edilebilir seçenekler bulunmadığı ya da işe yaramadığı için bir yönteme başvurmak demektir. Genellikle yöntemin istenmeyen, aşırı veya son seçenek olduğunu düşündürür. Kalıp resort to + isim veya fiilin -ing biçimidir. Burada a highly successful diversionary tactic isim öbeği, hoş karşılanmayan haberle doğrudan yüzleşmekten kaçınmak için kullanılan yöntemi gösterir; bu nedenle ifade eleştirel bir ton taşır.
Alıştırma
Şirketin bu önlemi yalnızca daha iyi seçenekler başarısız olduktan sonra kullandığını göstererek cümleyi en iyi tamamlayan ifade hangisidir? After months of trying to cut other costs, the company had to ___ layoffs.
- resort to
- turn to
- look forward to
Cevabı göster
resort to
Taking offense: alınmak
Take offense, birinin söylediği veya yaptığı bir şey yüzünden hakarete uğramış ya da incinmiş hissetmek demektir. Take offense yapan kişi hakareti hisseden taraftır; hakarete neden olan taraf değildir. Burada taking offense bir taktik olarak sunuluyor: Hakarete uğramış gibi tepki vermek, dikkati geri bildirimden veya sorundan uzaklaştırabilir.
Alıştırma
Cümleyi “hakarete uğramış hissetti” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: When Leo laughed at her name, Mina ____.
Cevabı göster
took offense
A colleague tries to give us a bit of feedback. Kalıp ifadeler
3:59Bir iş arkadaşımız bize biraz geri bildirimde bulunmaya çalışır.
Give us a bit of feedback: yorumları yumuşatmak
Give someone feedback, bir kişiye neyin iyi gittiğini ve neyin geliştirilebileceğini söylemek demektir. Yapı give + person + feedback şeklindedir; bu nedenle burada us, geri bildirimi alan taraftır. A bit of miktarın az görünmesini sağlar ve yaklaşımı genellikle daha yumuşak hissettirir. Ancak geri bildirimin kendisinin olumlu olacağını garanti etmez.
Alıştırma
Cümleyi, miktarı az ve yaklaşımı yumuşak gösteren bu dersteki tam ifadeyle tamamlayın: The coach wants to give us ____ after practice.
Cevabı göster
a bit of feedback
accuse them of + isim veya -ing biçimi
accuse someone of + isim veya -ing biçimi, bir kişinin bir kusuru olduğunu ya da yanlış bir şey yaptığını ileri sürmek demektir. Bu cümlede them eleştirilen kişileri, of sonrasındaki rudeness, arrogance, and a sense of entitlement ise belirtilen kusurları gösterir. Bir suçlama, yanlış bir davranışta bulunulduğuna dair iddia ortaya koyar; tek başına bu iddianın doğru olduğunu kanıtlamaz. Yeniden kullanılabilecek yapı accuse + kişi + of + kusur/eylem şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi accused sonrasında gereken edatla tamamlayın: The report accused the manager ____ hiding safety records.
Cevabı göster
of
points something out: point out ile nesnenin yeri
Point something out, başka bir kişinin fark etmesi için bir gerçeğe, ayrıntıya veya soruna dikkat çekmek demektir. Ayrılabilen bir phrasal verb yapısıdır; bu nedenle isim olan nesne out sonrasında veya point ile out arasında bulunabilir. it gibi kısa bir kişi zamiri kullanıldığında zamiri fiil ile parçacığın arasına koyun: point it out; point out it demeyin. Özgün cümlede something ile aynı ayrılmış sıra kullanılır: points something out.
Alıştırma
Cümleyi point out yapısının geçmiş biçimi ve it zamiriyle tamamlayın: I missed the date on the email, so Lena ____.
Cevabı göster
pointed it out
we get furious that they're piling pressure on us at a difficult point. Kalıp ifadeler
4:06zor bir dönemde üzerimizde baskı kurdukları için öfkeleniriz.
piling pressure on us: üzerimizdeki baskıyı sürekli artırmak
Bu cümlede piling pressure on us, zaten zor bir durumdayken giderek daha fazla baskıyla karşılaşmamıza neden olmak demektir. Pile mecaz anlamdadır: Baskının fiziksel bir yığın oluşturması değil, birikmesi anlatılır. Kalıp pile pressure on + kişi veya grup şeklindedir. Tekrarlanan eylemler ya da yeni sorunlar yüzünden baskının sürekli arttığını vurgular.
Alıştırma
"The injuries are piling pressure on the coach," cümlesindeki "piling pressure on" ne anlama gelir?
- antrenörden fiziksel nesneleri üst üste yığmasını istemek
- antrenör üzerindeki baskının bir kısmını azaltmak
- antrenörün giderek daha fazla baskıyla karşılaşmasına neden olmak
Cevabı göster
antrenörün giderek daha fazla baskıyla karşılaşmasına neden olmak
Feeling offended takes up all our attention. Öbek fiiller
4:10Alınmış hissetmek tüm dikkatimizi alır.
takes up all our attention: bütün dikkatimizi kaplıyor
Burada takes up, sınırlı bir kaynağı kaplamak veya kullanmak anlamına gelir. Gücenmişlik hissi bütün dikkatimizi tüketir ve başka hiçbir şey için dikkat bırakmaz. Aktarılabilir kalıp özne + take up + zaman, alan veya dikkat şeklindedir. All, miktarın tamamının kullanıldığını vurgular. Buradaki take up, take up swimming örneğindeki gibi bir etkinliğe başlamak anlamında değildir.
Alıştırma
Cümleyi take up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: This huge desk ____ most of the room.
Cevabı göster
takes up
muddies the waters: konuyu daha belirsiz hâle getirir
Bu cümlede muddies the waters mecazi anlamdadır; “konuyu daha karmaşık ya da değerlendirmesi daha zor hâle getirir” demektir. It zamiri bir eyleme gönderme yapar ve cümle, bu eylemin açık düşünmeyi engellediğini söyler. Bu imge, berrak suya çamur karıştırılınca suyun içinin görülememesinden gelir. Daha genel olarak muddy the waters, bir tartışmaya ilgisiz iddialar, çelişkili işaretler veya dikkati dağıtan ayrıntılar eklemeyi anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi bu notta geçen ve “tartışmayı daha belirsiz hâle getirmek” anlamına gelen deyimle tamamlayın: Adding an unrelated rumor will only ____.
Cevabı göster
muddy the waters
at heart: temelde veya özünde
Burada at heart, “en temel veya öz niteliği bakımından” anlamına gelir. Bilgiyi kabul etmek zor olabilir, ancak temel içeriği yine de doğrudur. At heart, yüzeydeki ayrıntıları veya tepkileri bir şeyin temelde ne olduğundan ayırmaya yardımcı olur. Bir fikrin, planın, hikâyenin, sorunun veya kişinin öz niteliğini belirtmek için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi bu notta geçen ve “temelde” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The book is, ____, a family story.
Cevabı göster
at heart
in order that its particular specific causes can no longer be the focus of attention. Dilbilgisi
4:40onun o belirli, özel nedenleri artık dikkat odağı olamasın.
in order that + bir amaç yan cümlesi
In order that bir amaç yan cümlesi başlatır ve acıyı yayma eylemiyle ulaşılmak istenen sonucu açıklar. Burada its particular specific causes amaç yan cümlesinin öznesidir; can no longer be ise konuşanın istediği sonucu gösterir. Amaç, kendi öznesi ve fiili bulunan tam bir yan cümleyle ifade edilmek zorundaysa in order that kullanılır. Kalıp eylem + in order that + özne + fiil şeklindedir ve can, could, may, might, will ya da would sıkça kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi, kendi öznesi olan bir amaç yan cümlesini başlatan resmî ve üç sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın: We moved the sign closer ____ everyone could read it.
Cevabı göster
in order that
to put it metaphorically: anlatım biçimine ilişkin bir ara yorum
To put it metaphorically, konuşanın düşünceyi nasıl ifade ettiğine ilişkin bir ara yorumdur. Dinleyiciye lost in the crowd ifadesinin bir imge olduğunu, üzüntünün fiziksel olarak kaybolmasını anlatan gerçek anlamlı bir ifade olmadığını bildirir. it zamiri genel olarak ifade edilmekte olan düşünceye gönderme yapar. Bu ifade bir olayı anlatmak yerine mesajın nasıl anlaşılması gerektiğini düzenlediği için ana cümleden virgüllerle ayrılır.
Alıştırma
Konuşanın bir düşünceyi gerçek anlamda değil, bir imge aracılığıyla anlatmak üzere olduğunu en iyi hangi ifade belirtir?
- in other words
- to put it metaphorically
- to put it simply
Cevabı göster
to put it metaphorically
lost in the crowd: fark edilmez hâle gelmeyi anlatan bir mecaz
Bu cümlede lost in the crowd mecazi anlamda kullanılmıştır. Üzüntü, büyük bir kalabalığın içindeki tek bir kişi gibi düşünülür: birçok genel ve karamsar duyguyla karışınca o belirli üzüntüyü ayırt etmek zorlaşır. Bu ifade, birçok başka şeyle çevrili olduğu için fark edilmesi veya ayırt edilmesi zorlaşan belirli bir kişiyi, duyguyu, mesajı ya da nesneyi anlatabilir. Bir kişinin gerçekten kalabalığın içinde yolunu bulamadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
'Our small poster got lost in the crowd of colorful designs,' cümlesinde got lost in the crowd ne anlama gelir?
- Diğer birçok tasarım arasında fark edilmesi zorlaştı.
- Çok fazla rengi olduğu için basılamadı.
- Bir grup insan tarafından götürüldü.
Cevabı göster
Diğer birçok tasarım arasında fark edilmesi zorlaştı.
Why is lying to ourselves a problem? Anlatım akışı
4:50Kendimize yalan söylemek neden bir sorundur?
Why is X a problem? geçiş sorusu olarak
Bu soru, tartışmayı kendini kandırmanın nasıl gerçekleştiğinden neden zarar verdiğine taşır. Sonraki bölümde açıklanacak konuyu belirtir; böylece dinleyiciler anlatımın nedenlere ve sonuçlara geçeceğini anlar. Burada konuşmacı, dinleyicilerden bir cevap beklemek yerine konuşmayı düzenlemektedir. Yeniden kullanılabilen Why is X a problem? kalıbı dikkati tekrar toplayabilir ve X'in neden önemli olduğunu açıklayan bir bölümü başlatabilir.
Alıştırma
Zayıf bir şifrenin ne olduğunu açıkladınız. Hangi soru konuşmayı bunun neden zararlı olduğuna en iyi şekilde taşır?
- Here is another type of password.
- What does a weak password look like?
- Why is a weak password a problem?
Cevabı göster
Why is a weak password a problem?
We need to tell ourselves the truth when we can
4:53Yapabildiğimiz zamanlarda kendimize gerçeği söylememiz gerekir;
for the simple reason that + yan cümle
For the simple reason that, konuşanın doğrudan ve yeterli gördüğü nedeni bildiren tam bir yan cümleyi başlatır. Burada kişinin kendisine karşı dürüst olması gerektiği düşüncesini, yalan söylemenin ciddi sonuçlarıyla bağlar. Yapı, ifade + for the simple reason that + özne + fiil şeklindedir. Simple, nedenin önemsiz olduğu anlamına gelmez; nedeni açık ve belirleyici olarak sunar.
Alıştırma
Resmî neden bağlayıcısını burada öğrenilen tam ifadeyle tamamlayın: We postponed the outdoor lesson ____ the storm had made the field unsafe.
Cevabı göster
for the simple reason that
pay a very high price for: ciddi sonuçlara katlanmak
Pay a very high price for, bir eylem, seçim veya kısa vadeli yarar nedeniyle ciddi olumsuz sonuçlara katlanmak anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki price; güven kaybı, kaçırılmış fırsatlar, acı veya başka bir bedel olabilir ve mutlaka para değildir. Yaygın yapı, kişi + pay a high price for + isim veya -ing biçimi şeklindedir. Bu cümlede insanlar, yalanların yarattığı geçici sakinlik nedeniyle daha sonra sıkıntı çeker; very ise sonuçların özellikle ağır olduğunu vurgular.
Alıştırma
Cümleyi ‘bir şey nedeniyle ciddi sonuçlara katlanmak’ anlamındaki tam deyimle tamamlayın: Teams that skip safety checks may ____ that decision later.
Cevabı göster
pay a very high price for
We miss key opportunities for growth and learning.
5:02Büyüme ve öğrenme için temel fırsatları kaçırırız.
nice to be around: yanında olmak keyifli biri olmak
Bu cümlede nice to be around, başkalarının bizimle vakit geçirmeyi hoş bulması, yani yanımızda olmanın keyifli gelmesi demektir. Özne we olsa da bu deneyimi yaşayanlar bizimle vakit geçiren diğer kişilerdir. Buradaki around yalnızca fiziksel olarak yakında bulunmak değil, birinin yanında ve onunla birlikte olmak anlamındadır. be + adjective + to be around kalıbı, biriyle vakit geçirmenin nasıl hissettirdiğini değerlendirir.
Alıştırma
Hangi cümle Nora ile vakit geçirmenin hoş olduğunu söyler?
- Nora likes having people around.
- Nora is nice to be around.
- Nora lives somewhere nice nearby.
Cevabı göster
Nora is nice to be around.
And not least: son önemli noktayı vurgulamak
And bu noktayı önceki listeye bağlar. Not least, dinleyiciye sıradaki noktanın diğerlerinden daha az önemli görülmemesi gerektiğini söyler; sona yakın yerleştirildiğinde ek vurgu kazanır. Bu sözler "en az önemli" anlamına gelmez. Bir listeyi düzenleyen söylem belirtecidir ve önemli noktanın ne olduğunu belirtmek için ardından genellikle bir ad öbeği ya da yan cümle gelir.
Alıştırma
Hangi başlangıç listeye bir nokta daha ekleyip bunun önemli olduğunu en iyi biçimde vurgular?
- And not least, the change will make the app safer.
- Least importantly, the change will make the app safer.
- At least the change will make the app safer.
Cevabı göster
And not least, the change will make the app safer.
The truth will out: gerçek sonunda ortaya çıkar
“The truth will out”, gizlenen gerçeklerin sonunda öğrenileceğini anlatan kalıplaşmış ve eski bir sözdür. Burada out, “ortaya çıkmak” veya “açığa çıkmak” anlamında geçişsiz bir fiildir; will ise kaçınılmaz olarak gerçekleşecek şeyi bildirir. will sözcüğünden sonra eksik bir kelime yoktur; bu, will come out ifadesinin hatalı biçimde kısaltılmış hâli değildir. Kısa yapı, söze atasözümsü, edebî veya dramatik bir güç verir.
Alıştırma
Gizlenen gerçeklerin sonunda açığa çıkacağını anlatan eski ve kalıplaşmış sözü tamamlayın: The truth ____.
Cevabı göster
will out
it has a tendency to reveal itself through involuntary,
5:12istemsiz, çoğu zaman fiziksel semptomlar aracılığıyla
owe it to ourselves to: kendimize karşı sorumluluk
owe it to ourselves to do something yapısında it, sondaki to-infinitive ile belirtilen eylemi önceden gösteren biçimsel nesnedir. Yapı, genellikle esenlik, gelişim veya öz saygı açısından yararlı olduğu için o eylemi yapmanın kişinin kendisine karşı bir sorumluluğu olduğunu anlatır. Doğrudan emir vermeden kişinin kendisini güçlü biçimde teşvik etmesini sağlar. Örnekte gerekli görülen eylem, gerçek doğamızla yüzleşmeye başlamaya cesaret etmektir; kendimize para veya bir eşya borçlu olmaktan söz edilmez.
Alıştırma
Kendinize karşı bir sorumluluğu ifade etmek için cümleyi owe it to + dönüşlülük zamiri + to yapısıyla tamamlayın: After months of hard work, I ____ take a real break.
Cevabı göster
owe it to myself to