Beyaz Oda İşkencesi - İnsanlık Tarihinin En Kötü Cezaları: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.259 kelime 204 kel/dk

Video özeti: Belgesel beyaz işkenceyi duyusal yoksunluk olarak ele alıyor; İran cezaevlerinden ABD, Irak, Britanya ve Venezuela'daki bağlantılı uygulamalara uzanıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “deafening, unrelenting whiteness.” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: işitmeyle ilgili bir sıfatın gerçek sesi değil görsel baskıyı anlattığını görün. 2. “black sites,” — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: istihbaratta gizli gözaltı veya sorgu tesislerini belirten terimi öğrenin; renk ya da sıradan bir saklanma yeri sanmayın. 3. “get away with” — Phrasal verb: yanlış bir eylemden sonra ceza veya sorumluluktan kaçmayı anlatmak için kullanın; bir şeyi alıp gitme anlamından ayırın.

Bu derste

You would have preferred that they just went ahead and broke your bones Notlar

0:00

Onların doğrudan kemiklerini kırmasını tercih ederdin

Dilbilgisi

would have preferred: geçmişe yönelik karşı-olgusal tercih

Would have preferred, geçmişte gerçekleşmemiş bir durumla ilgili olarak başka bir seçeneğin daha iyi olacağı düşüncesini ifade eder. Burada kişinin kemikleri gerçekte kırılmamıştır; kişi geriye dönüp baktığında bu hayali sonucu gerçekten yaşadığı şeyden daha katlanılabilir olarak sunar. Yapı would have preferred + isim, to-infinitive veya that yan cümlesidir. Şimdiki bir isteği değil, gerçeği gerçekleşmemiş bir geçmiş alternatifiyle karşılaştıran sonradan yapılmış bir değerlendirmeyi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi geçmişe dönük tercih ifadesiyle tamamlayın: In fact, we took the crowded bus, but I ____ the train.

Cevabı göster

would have preferred

Kalıp ifadeler

went ahead and: bir eylemi gerçekleştirmeye devam etmek

Went ahead and, bir kişinin çoğu zaman tereddüt, gecikme veya hâlâ durabileceği bir noktadan sonra bir eylemi gerçekleştirmeye devam ettiğini anlatır. Bu cümlede şiddet içeren eylemi doğrudan yaptıkları anlamına gelir; fiziksel olarak ileri gitmekten söz edilmez. Zaman go üzerinde gösterilir: go ahead and do, went ahead and did, has gone ahead and done. Bağlama göre bu ifade izin, teşvik veya birinin eyleme geçtiğini bildiren bir anlatım olabilir.

Alıştırma

Maya'nın son kontrolden sonra eyleme geçtiğini gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: After checking the numbers one last time, Maya ____ submitted the report.

Cevabı göster

went ahead and

or perhaps ram your head under freezing cold water

0:03

ya da belki başını dondurucu suya sokmalarını

until you thought you were drowning.

0:05

ve boğulduğunu sanana kadar orada tutmalarını.

It would have been much better than the whiteness,

0:07

Bunlar o bembeyazlıktan çok daha iyi olurdu,

that deafening, unrelenting whiteness. Deyimler

0:09

o sağır edici, amansız beyazlıktan.

Deyimler

deafening, unrelenting whiteness: duyular arası bir mecaz

Deafening normalde işitmeyi bastıracak kadar yüksek bir sesi niteler. Burada whiteness sözcüğünü nitelediği için rengin gerçekten ses çıkardığı söylenmiyor. Sıfat, bir duyunun gücünü başka bir duyuya aktarır: beyaz ortam o kadar yoğun hissedilir ki tüm deneyime hâkim olur. Unrelenting ise beyazlığın hiç hafiflemediğini ve kişiye rahatlama vermediğini ekler. İki sözcük birlikte beyazlığı yalnızca bir renk değil, kesintisiz bir duyusal baskı olarak sunar.

Alıştırma

deafening, unrelenting whiteness ifadesinde deafening büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Beyazlık yavaş yavaş daha az fark edilir hâle gelir.
  2. Beyaz yüzey çok yüksek bir ses çıkarır.
  3. Beyazlık son derece yoğun ve bunaltıcı hissedilir.
Cevabı göster

Beyazlık son derece yoğun ve bunaltıcı hissedilir.

For months on end, Kalıp ifadeler

0:12

Aylar boyunca,

Kalıp ifadeler

For months on end: kesintisiz süreyi vurgulamak

For months on end, birkaç ay boyunca sürekli veya dönem neredeyse hiç kesilmemiş gibi hissedilecek kadar az arayla demektir. On end, uzun zaman aralığına odaklanarak for months ifadesini güçlendirir. Bu ifade çoğu zaman zorluk, tekdüzelik veya şaşkınlık duygusu da katar. Ayların sonunda ya da dik durumda anlamına gelmez.

Alıştırma

'Birkaç ay boyunca kesintisiz' anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The road outside our house was under repair ____.

Cevabı göster

for months on end

you saw no colors at all.

0:13

hiçbir renk görmedin.

The cell was white,

0:14

Hücre beyazdı,

the walls,

0:15

duvarlar,

the door,

0:16

kapı,

and the floor.

0:17

ve zemin.

Your clothes were white,

0:18

Kıyafetlerin beyazdı,

and all day and night

0:19

ve gece gündüz

they kept a bright white light shining. Dilbilgisi

0:20

parlak beyaz bir ışık sürekli açık tutuluyordu.

Dilbilgisi

keep + nesne + -ing: kept a bright white light shining

kept a bright white light shining ifadesinde keep + nesne + -ing yapısı kullanılır. a bright white light nesnesi, -ing eylemini gerçekleştiren ögedir; bu nedenle shining, ışığın yapmaya devam ettiği şeyi anlatır. Bu yapı, birinin ya da bir şeyin devam eden bir durumda kalmasını sağlamak veya buna izin vermek anlamına gelir. Burada kept, ışığı bir kez açmayı değil, ışığın sürekli yanmasını ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle, bir nesnenin devam eden bir durumda kaldığını belirtmek için keep + nesne + -ing yapısını kullanır?

  1. They kept running around the track during the test.
  2. They kept the engine after the test.
  3. They kept the engine running during the test.
Cevabı göster

They kept the engine running during the test.

When they put food through the door,

0:23

Kapıdan içeri yemek verdiklerinde,

it was always the same dish,

0:24

hep aynı yemek geliyordu:

white rice on a white plate.

0:25

beyaz tabakta beyaz pirinç pilavı.

Never did you hear any voices Dilbilgisi

0:28

Hiçbir ses duymuyordun,

except those inside your head.

0:30

kafanın içindekiler dışında.

Dilbilgisi

Cümle başındaki never sonrasında olumsuz devrik yapı: Never did you hear

Olumsuzluk zarfı never cümlenin başına getirildiğinde güçlü biçimde vurgulanır ve özne-yardımcı fiil devrikliği oluşur. Simple past yapısında sıra never + did + özne + fiilin yalın hâli şeklindedir; bu nedenle hear, did sonrasında yalın hâlde kalır. Never did you hear, hiçbir zaman duymadığını belirten vurgulu bir bildirme cümlesidir. Soru değildir; devriklik, başa getirilen olumsuz ifadeden kaynaklanır.

Alıştırma

Hangi cümle, seyircinin daha önce o şekilde hiç tepki vermediğini söyleyen resmî ve vurgulu bir bildirme cümlesidir, soru değildir?

  1. Had the audience ever reacted that way before?
  2. The audience had never reacted that way before.
  3. Never had the audience reacted that way before.
Cevabı göster

Never had the audience reacted that way before.

If you wanted to use the bathroom,

0:32

Tuvaleti kullanmak istediğinde,

you had to slip a piece of white paper under the door,

0:33

kapının altından beyaz bir kâğıt uzatman gerekiyordu;

then guards wearing padded shoes

0:35

ardından dolgulu ayakkabı giyen gardiyanlar

would shuffle along silently

0:38

hiç ses çıkarmadan ayaklarını sürüyerek gelir,

to open the door,

0:39

kapıyı açar,

and then you could use the white bathroom.

0:40

sen de beyaz tuvaleti kullanabilirdin.

After months of this,

0:42

Aylarca böyle yaşadıktan sonra,

you started to forget who you were.

0:43

kim olduğunu unutmaya başladın.

The voices in your head became real.

0:45

Kafandaki sesler gerçeğe dönüştü.

You couldn't even remember what your parents looked like. Dilbilgisi

0:47

Anne babanın nasıl göründüğünü bile hatırlayamıyordun.

Dilbilgisi

what your parents looked like: gömülü soruda kelime sırası

Vurgulanan bölüm gömülü bir soru cümleciğidir. Cümleciğin tamamı remember fiilinin nesnesidir ve anne babanın görünüşünü hatırlayamadığını anlatır. Look like belirli bir görünüme sahip olmak anlamına gelir; burada sorulan şey onların nasıl göründüğüdür. Soru remember fiilinden sonra cümlenin içine gömüldüğü için içeride bildirme cümlesi kelime sırası kullanılır: your parents looked like. Doğrudan soru sırası olan what did your parents look like kullanılmaz. Aynı yapı know, remember ve find out gibi fiillerden sonra da kullanılır.

Alıştırma

Gömülü soruyu tamamla: You couldn't even remember ____.

Cevabı göster

what your parents looked like

Welcome to the world of white torture. Anlatım akışı

0:50

Beyaz işkence dünyasına hoş geldin.

Anlatım akışı

Welcome to the world of: konuyu ortaya koyan retorik geçiş

Welcome to the world of, bir konuyu çerçeveleyip açan bir kalıptır. Burada world mecazidir: Kalıp, önceki deneyimin yönelttiği konu olarak white torture ifadesini tanıtır. Cümle, izleyiciyi bir deneyimi hayal etmeye yöneltmekten o deneyime ad verip onu açıklamaya geçer. Konu rahatsız edici olduğu için welcome burada samimi değil, bilinçli olarak soğuk ve ironik bir tını taşır. Bu kalıp belgesel veya yorum tarzı anlatımda güçlü bir geçiş gösterebilir; gerçek anlamda bir davet değildir.

Alıştırma

Bu cümlede Welcome to the world of ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Dinleyeni gerçek bir odaya kibarca davet eder.
  2. Dinleyenden bir aile üyesini tarif etmesini ister.
  3. Hayal edilen bir deneyimden adı konmuş bir konuya geçiş yapar.
  4. Herhangi bir konu tanıtmadan önce sonucu verir.
Cevabı göster

Hayal edilen bir deneyimden adı konmuş bir konuya geçiş yapar.

What we just described to you

0:53

Az önce anlattığımız şey,

is what sometimes is called an enhanced interrogation technique.

0:54

bazen geliştirilmiş sorgulama tekniği diye adlandırılır.

And in this case,

0:58

Bu vakada ise,

what is referred to as extreme sensory deprivation. Notlar

0:59

aşırı duyusal yoksunluk olarak bilinir.

Kalıp ifadeler

“what is referred to as” içinde “referred to as” kullanımı

A is referred to as B kalıbı, insanların veya bir kaynağın A’yı B olarak adlandırdığı, etiketlediği ya da sınıflandırdığı anlamına gelir. Bu, refer to A as B yapısının edilgen biçimidir; bu yüzden odak, adı veren kişiden çok verilen ad veya kategori üzerindedir. Bu cümlede what is referred to as B, “B olarak adlandırılan şey veya uygulama” demektir; soru değildir ve yalnızca “bahsedilen şey” anlamına gelmez. to, refer to ifadesinin bir parçasıdır; as ise adı veya sınıflandırmayı başlatır. Burada B, extreme sensory deprivation etiketidir.

Alıştırma

Uygulamaya bir ad vermek veya onu sınıflandırmak için cümleyi hangi ifade doğru tamamlar? The report said that the practice was ___ a form of coercion.

  1. referred to
  2. referred as
  3. referred to as
Cevabı göster

referred to as

Kelime

Teknik bir terim olarak “extreme sensory deprivation”

Extreme sensory deprivation, ışık, ses veya dokunma gibi duyusal girdilerin alışılmadık derecede ağır bir düzeyde azaltıldığı ya da kontrol edildiği durumu anlatan resmî bir terimdir. Sensory duyulardan gelen girdiyi, deprivation ise bu girdiden yoksun bırakılmayı anlatır; sıradan üzüntü veya yalnızca rahatlık eksikliği anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, anlatılan uygulamaların ortak mekanizmasını adlandırır: kişinin görebileceği, duyabileceği, hissedebileceği veya duyuları yoluyla başka şekilde alabileceği şeyleri ciddi biçimde sınırlar. Extreme, yalnızca bir kısıtlamanın varlığını değil, kısıtlamanın şiddetini vurgular.

Alıştırma

Bir kişinin görsel, işitsel veya başka türden duyusal girdileri neredeyse hiç almadığı durumu en iyi hangi ifade adlandırır?

  1. extreme sensory stimulation
  2. extreme sensory deprivation
  3. extreme sensory impairment
Cevabı göster

extreme sensory deprivation

The person who suffered it is one Amir Fakhravar,

1:02

Bu işkenceyi yaşayan kişi Amir Fakhravar'dı,

a former prisoner in Iran.

1:05

İran'da hapis yatmış eski bir mahkûm.

His crime was being critical of the Iranian regime.

1:06

Suçu, İran rejimini eleştirmekti.

As an activist in the late '90s and early 2000s,

1:09

1990'ların sonu ile 2000'lerin başında bir aktivist olan Fakhravar,

he said he was imprisoned and interrogated on a number of occasions.

1:12

birkaç kez hapsedilip sorgulandığını söyledi.

He said that he's been beaten to the extent Dilbilgisi

1:15

Öylesine dövüldüğünü söyledi ki

that his bones were broken,

1:17

kemikleri kırılmıştı,

Dilbilgisi

to the extent that: bir sonuca yol açacak ölçüde

To the extent that, belirli bir derece veya yoğunluğa ulaşılması sonucunda ortaya çıkan durumu anlatır. Bu cümlede dayak o kadar şiddetlidir ki sonuç olarak kemikler kırılmıştır; extent burada fiziksel uzaklık ya da alanı değil, yoğunluğu anlatır. Bu yapıda that sonuç cümleciğini başlatır. Bir durumun ne kadar aşırı olduğunu, bunun sonucunda ne olduğunu bağlayan daha resmî bir ifadedir.

Alıştırma

Bu resmî İngilizce cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: The leak continued ___ the entire floor had to be closed.

  1. even though
  2. as soon as
  3. to the extent that
Cevabı göster

to the extent that

but nothing, nothing was as brutal as white torture.

1:18

ama hiçbir şey, gerçekten hiçbir şey, beyaz işkence kadar acımasız değildi.

The good news for him is when he got out

1:22

İyi haber şu ki serbest bırakıldığında,

after spending eight months in that white room,

1:24

o beyaz odada sekiz ay geçirdikten sonra,

he managed to flee Iran and moved to the USA.

1:26

İran'dan kaçmayı başardı ve ABD'ye yerleşti.

He was lucky.

1:29

Şanslıydı.

Other former regime critics

1:30

Rejimi eleştiren diğer eski muhalifler de

who have had a stay at the notorious Evin prison in Iran

1:31

İran'ın kötü şöhretli Evin Hapishanesi'nde kaldıktan sonra,

have described how some inmates were tortured to death there.

1:34

bazı mahkûmların orada işkenceyle öldürüldüğünü anlattılar.

Some prisoners have been executed at Evin,

1:37

Bazı mahkûmlar Evin'de idam edildi,

others had parts of them amputated, Dilbilgisi

1:40

bazılarının uzuvları kesildi,

Dilbilgisi

had parts of them amputated: vücutlarının bazı bölümlerinin ampute edilmesi

Have + nesne + past participle, nesneyi etkileyen bir eylemi anlatır: had + parts of them + amputated. Burada had yalnızca “sahip olmak” anlamına gelmez; amputated, vücut bölümlerine ne olduğunu açıklayan past participle tamamlayıcısıdır. Bu bağlamda yapı, kişileri eylemi yaşayan taraf olarak sunar. Yapı tek başına onların bunu istediğini, ayarladığını veya amputasyonu kendilerinin yaptığını söylemez; bağlam bunun onlara yapılan bir şey olduğunu gösterir.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı: Because of the infection, Daniel had two toes amputated cümlesinde had, Daniel'in amputasyonu mutlaka kendisinin yaptığı anlamına gelir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

some have been blinded,

1:42

bazıları kör edildi,

and most were kept in what has been called horrific conditions.

1:43

çoğu da korkunç olarak tanımlanan koşullarda tutuldu.

Let's stick with Iran for a minute Anlatım akışı

1:46

Biraz daha İran'da kalalım

Anlatım akışı

Let's stick with ... for a minute: kısa bir süre aynı konuya odaklanmayı sürdürmek

Bu cümlede Let’s stick with Iran, “başka bir konuya geçmek yerine İran’a odaklanmayı sürdürelim” anlamına gelir. Stick with burada fiziksel olarak bir şeye yapışmak anlamında değildir; açıklamanın akışını düzenler. For a minute, “kısa bir süreliğine” demektir; mutlaka tam olarak altmış saniye anlamına gelmez. İfadenin bütünü, dinleyicilere aynı konu hakkında daha fazla bilgi geleceğini bildirir.

Alıştırma

Bir konuşmacı “Let’s stick with the budget for a minute.” diyor. Konuşmacı ne yapıyor?

  1. Bütçe konusundaki tartışmayı kısa bir süre daha sürdürüyor
  2. Herkesten tam olarak altmış saniye beklemesini istiyor
  3. Birinden bütçeye fiziksel olarak bir şey yapıştırmasını istiyor
  4. Bütçe konusundaki tartışmayı bitiriyor
Cevabı göster

Bütçe konusundaki tartışmayı kısa bir süre daha sürdürüyor

and hear what an Iranian journalist named Ebrahim Nabavi

1:48

ve Ebrahim Nabavi adlı İranlı bir gazetecinin

had to say about white torture.

1:51

beyaz işkence hakkında söylediklerini dinleyelim.

In 2004, he got on the phone to Human Rights Watch.

1:52

2004'te Human Rights Watch'u telefonla aradı.

This is part of the conversation.

1:55

İşte konuşmanın bir bölümü.

Since I left Evin, Dilbilgisi

1:57

“Evin'den ayrıldığımdan beri,

I've not been able to sleep without sleeping pills.

1:58

uyku hapı olmadan uyuyamıyorum.

Dilbilgisi

Since I left ..., I've not been able to ...: geçmişteki başlangıç ve hâlâ süren sonuç

Since I left Evin, geçmişteki bir başlangıç noktasını belirtir. Geçmiş zaman biçimi left, bu dönemi başlatan tamamlanmış olayı ifade eder. I’ve not been able to sleep, o olaydan sonra başlayıp şimdi de geçerli olan bir sonucu anlatmak için present perfect kullanır. Since burada “o zamandan şimdiye kadar” anlamındadır; “çünkü” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, izin günü olmaması durumunun işe başlandığında başladığını ve hâlâ sürdüğünü ifade eder?

  1. For I started this job, I haven't had a day off.
  2. Since I start this job, I don't have a day off.
  3. Since I started this job, I didn't have a day off.
  4. Since I started this job, I haven't had a day off.
Cevabı göster

Since I started this job, I haven't had a day off.

It is terrible.

2:00

Bu korkunç.

The loneliness never leaves you long after you're free. Deyimler

2:01

Özgür kalmanızın üzerinden uzun zaman geçse de yalnızlık peşinizi bırakmıyor.

Deyimler

The loneliness never leaves you: kalıcı bir duygu

Yalnızlık, bir insanın yanında kalabilen bir şeymiş gibi anlatılır. Bu mecazi kullanımda never leaves you, duygunun kaybolmadığını veya kişiyi etkilemeyi bırakmadığını belirtir. X never leaves you kalıbı bir anıyı, korkuyu, kederi ya da uzun süreli başka bir deneyimi anlatabilir. Burada yalnızlık, özgürlüğe kavuştuktan sonra bile devam eden uzun vadeli psikolojik bir etki olarak sunulur.

Alıştırma

“The fear from that night never leaves her,” cümlesinde “never leaves her” ne anlama gelir?

  1. Korku onu etkilemeye devam eder.
  2. Kadın fiziksel olarak korkunun yanında kalır.
  3. Korkunun dışarı çıkması yasaktır.
Cevabı göster

Korku onu etkilemeye devam eder.

Every door that's closed on you.

2:04

Yüzünüze kapanan her kapı...

This is why we call it white torture.

2:06

İşte bu yüzden buna beyaz işkence diyoruz.

They get what they want

2:08

İstediklerini alıyorlar,

without having to hit you. Dilbilgisi

2:09

hem de size vurmalarına gerek kalmadan.

Dilbilgisi

without having to hit you: bir eylemin gerekli olmaması

İngilizcede without bir edattır; bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır. Burada having to hit, vurmanın gerekli olması demektir. Tüm ifade, istedikleri sonucu elde etmek için vurmalarının gerekmediğini anlatır. Yeniden kullanılabilen kalıp without having to + fiilin yalın hâlidir. Gerekli veya beklenen bir adımın atlanabilmesini anlatır; eylemin yasak olduğunu belirtmez.

Alıştırma

Geç saate kadar kalmanın gerekli olmadığını göstermek için cümleyi without having to + bir fiil öbeğiyle tamamlayın: Maya sent the report ____.

Cevabı göster

without having to stay late

You begin to break,

2:10

Çözülmeye başlıyorsunuz,

and once you break,

2:11

ve bir kez çözülünce,

they have control.

2:12

kontrolü ele geçiriyorlar.

And then you begin to confess.

2:13

Ardından itiraf etmeye başlıyorsunuz.”

Another former prisoner in one of Iran's white cells

2:15

İran'ın beyaz hücrelerinden birinde kalan başka bir eski mahkûm

described it like this.

2:18

bunu şöyle anlattı.

After three days,

2:19

“Üç gün sonra,

it becomes so, so difficult.

2:20

dayanmak çok ama çok zorlaşıyor.

Different people break at different times.

2:22

Herkes farklı bir zamanda çözülüyor.

We used to talk about when people would break. Dilbilgisi

2:24

İnsanların ne zaman çözüleceğini konuşurduk.

Dilbilgisi

used to talk: artık sürmeyen geçmiş bir alışkanlık

Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte tekrarlanan ancak artık sürmeyen bir eylemi ya da geçmişte var olan bir durumu anlatır; ayrıca geçmişle bugün arasında karşıtlık kurar. Buradaki used to talk, bundan söz etmenin geçmişte tekrarlanan bir etkinlik olduğunu, tek bir konuşma olmadığını gösterir. Kalıp used to talk, yani used to + talk şeklindedir. Used to sonrasındaki fiil yalın hâlde kalır.

Alıştırma

Hangi cümle konuşmanın geçmişte bir alışkanlık olduğunu ve muhtemelen artık sürmediğini anlatır?

  1. We used to talk after class.
  2. We talked after class yesterday.
  3. We are used to talking after class.
Cevabı göster

We used to talk after class.

Some people broke after a few days,

2:26

Bazıları birkaç gün sonra çözüldü,

some could last months much, much longer.

2:28

bazılarıysa aylarca, çok ama çok daha uzun süre dayanabildi.

It is absolute silence.

2:30

Orada mutlak bir sessizlik var.

After three days,

2:31

Üç gün sonra,

I just wanted any words,

2:32

herhangi bir söz duymak istiyordum,

even if it was swearing, Dilbilgisi

2:34

küfür bile olsa,

even if it was a harsh interrogation.

2:35

sert bir sorgu bile olsa.”

Dilbilgisi

even if ... even if: giderek güçlenen ödünler

Even if, ana cümlenin sonucunu değiştirmeyen bir koşul getirir. Burada konuşanın herhangi bir söz duyma isteği, giderek daha rahatsız edici iki olasılıkta da geçerliliğini korur: duydukları küfür olabilir veya sert bir sorgulamanın parçası olabilir. Even if ifadesinin tekrarı aşamalı bir güçlenme yaratır. İlk yan cümle kötü bir durumu kabul eder, ikincisi daha uç bir durum ekler ve böylece ana isteğin kabul edilebilir koşullara bağlı olmadığı fikrini güçlendirir.

Alıştırma

Yağmur henüz başlamadı, ancak piknik her durumda yapılacak. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. We'll have the picnic if it rains.
  2. We'll have the picnic even if it rains.
  3. We'll have the picnic even though it is raining.
Cevabı göster

We'll have the picnic even if it rains.

In a nutshell, Anlatım akışı

2:37

Kısacası,

that's what white torture is all about,

2:38

beyaz işkencenin özü,

breaking a person.

2:40

bir insanı kırmaktır.

Anlatım akışı

In a nutshell: ana fikri birkaç kelimeyle özetlemek

In a nutshell bir özetleme ifadesidir. Konuşanın ana fikri çok kısa bir biçimde söyleyeceğini bildirir. Gerçek bir kuruyemiş kabuğuna gönderme yapan kelimesi kelimesine bir ifade değildir. Burada önceki açıklamayı, beyaz işkencenin bir insanı psikolojik olarak yıkmayı amaçladığı şeklindeki temel sonuca indirger. Bu ifadeyi duyduğunuzda veya okuduğunuzda, ayrıntıların tek ve açık bir ana noktada toplanmasını bekleyin.

Alıştırma

Bu cümleyi doğal biçimde tamamlayan özetleme ifadesini seçin: The report has many details. ___, the main problem is that the system is too slow.

  1. At first — başlangıç zamanı
  2. For example — belirli bir örnek
  3. On the other hand — karşıtlık
  4. In a nutshell — çok kısa bir özet
Cevabı göster

In a nutshell — çok kısa bir özet

It's when a government,

2:41

Bir hükümetin,

and as you'll see,

2:42

ve göreceğiniz üzere,

not only the Iranian government,

2:43

yalnızca İran hükümetinin değil,

wants a person to experience hell,

2:45

bir kişiye cehennemi yaşatıp

and so they tell them what they want to know.

2:47

bilmek istediğini ona söyletmesidir.

It leaves no bruises, no scars, Anlatım akışı

2:49

Morluk veya yara izi bırakmaz,

except for the ones of the psychological kind.

2:51

psikolojik olanlar dışında.

Anlatım akışı

no bruises, no scars, except for...: bir istisnayla psikolojik zararı öne çıkarmak

no bruises, no scars tekrarlanan bir yapıyla önce gözle görülebilen fiziksel yaralanmaları dışlar. Ardından except for bir istisna getirir: ones, scars yerine geçer; of the psychological kind ise bu izlerin fiziksel değil psikolojik olduğunu belirtir. Bu yapı vücutta görülebilen zararla görülemeyen zararı karşılaştırır. Cümle önce olumsuz bir liste verir, sonra bir istisna ekleyerek gizli psikolojik zararı öne çıkarır.

Alıştırma

Bu cümlede istisnayı doğru biçimde tanıtan ifadeyi seçin: The procedure left no visible marks, ___ the small burn on his hand.

  1. except for — isim öbeğiyle istisna
  2. instead of — yerine geçme
  3. because of — neden
  4. except that — cümleyle istisna
Cevabı göster

except for — isim öbeğiyle istisna

Has this ever happened to prisoners housed in the USA? Dilbilgisi

2:53

Bu, ABD'de tutulan mahkûmların hiç başına geldi mi?

Dilbilgisi

ABD'de barındırılan mahkûmlar?

prisoners housed in the USA ifadesinde housed in the USA, prisoners isminden sonra gelen bir past participle yani geçmiş zaman ortacı grubudur. “ABD'de barındırılan veya tutulan mahkûmlar” anlamına gelir ve konuşanın hangi mahkûmları kastettiğini belirtir. Bu yapı kısaltılmış bir ilgi cümlesidir: prisoners who are housed in the USA, prisoners housed in the USA biçimine kısalır. Bu yüzden housed sorunun ana fiili değildir. Ana fiil has ... happened yapısıdır; bu grup yalnızca prisoners ismini sınırlar.

Alıştırma

“Eyalet tesislerinde barındırılan mahkûmlar” anlamına gelen ve isimden sonra geçmiş zaman ortacı grubu kullanan ifade hangisidir?

  1. prisoners from state facilities
  2. prisoners are housed in state facilities
  3. prisoners housed in state facilities
  4. prisoners housing in state facilities
Cevabı göster

prisoners housed in state facilities

According to Human Rights organizations,

2:56

İnsan hakları kuruluşlarına göre,

the answer is yes.

2:58

cevap evet.

The New York Times in 2019

2:59

The New York Times, 2019'da

talked about the CIA's torture program,

3:01

CIA'in işkence programından,

the enhanced interrogation techniques Kelime

3:03

geliştirilmiş sorgulama tekniklerinden

that have been used at Guantanamo Bay

3:05

ve bunların Guantanamo Körfezi'nde

Kelime

enhanced interrogation techniques: güçlendirilmiş sorgulama teknikleri

enhanced interrogation techniques, gözaltındaki kişileri sorgulamak için kullanılan zorlayıcı yöntemleri ifade eden, resmî bir terim izlenimi veren örtmeceli bir ifadedir. Enhanced kelimesi “iyileştirilmiş” gibi duyulur; ancak bu bağlamda ifadenin tamamı, insan hakları grupları ve başkaları tarafından geniş biçimde eleştirilen ve işkence olarak tanımlanan sert uygulamaları anlatır. Haber ve siyasi yazılarda bu ifade, bir etiketin davranışı nasıl çerçeveleyebildiğini de gösterir: tartışmalı hukuki ve ahlaki niteliği doğrudan adlandırmak yerine yöntemleri özel bir sorgulama biçimi olarak sunar. Kesin anlamı, atıf yapılan kaynağa ve çevresindeki açıklamalara bağlıdır; bu yüzden enhanced kelimesini basit bir övgü olarak anlamayın.

Alıştırma

Haber veya siyasi bir bağlamda enhanced interrogation techniques ifadesini en iyi açıklayan seçenek hangisidir?

  1. Evrensel olarak kabul edilmiş tek bir prosedürün kesin hukuki adı
  2. Bir tanıkla yapılan her türlü nazik konuşma için kullanılan genel bir terim
  3. Zararsız bir gelişmeyi her zaman öven bir ifade
  4. Zorlayıcı sorgulama yöntemleri için kullanılan resmî görünümlü bir etiket
Cevabı göster

Zorlayıcı sorgulama yöntemleri için kullanılan resmî görünümlü bir etiket

and other black sites, Kültür

3:07

ve diğer gizli merkezlerde kullanıldığından söz etti.

such as a secret prison the CIA had in Thailand.

3:08

Bunlardan biri, CIA'in Tayland'daki gizli hapishanesiydi.

Kültür

black sites (gizli gözaltı merkezleri)

Black site, bir hükümet veya istihbarat servisi tarafından işletilen ve genellikle normal kamuya açık hukuki denetimin dışında bulunan gizli gözaltı ya da sorgu tesisini anlatan kurumsal bir terimdir. Bu cümlede, CIA'nın Tayland'daki gizli hapishanesi böyle bir yere örnek olarak verilir. Buradaki black bina rengini ya da gizlenmiş herhangi bir yeri anlatmaz. Terim gizliliği vurgular ve güvenlik ile insan hakları haberlerinde çoğu zaman tartışmalı veya eleştirel bir anlam taşır.

Alıştırma

CIA'nın gözaltı faaliyetleriyle ilgili bir haberde black sites büyük olasılıkla neyi ifade eder?

  1. Bir hükümet veya istihbarat servisi tarafından işletilen gizli gözaltı ya da sorgu tesisleri
  2. Halkın giremediği herhangi bir özel yer
  3. Siyaha boyanmış ve askeri eğitimde kullanılan binalar
Cevabı göster

Bir hükümet veya istihbarat servisi tarafından işletilen gizli gözaltı ya da sorgu tesisleri

The techniques used included things such as keeping men in stress positions Kelime

3:11

Kullanılan teknikler arasında erkekleri acı veren pozisyonlarda tutmak,

so they couldn't sleep for days

3:15

böylece günlerce uyuyamamalarını sağlamak,

Kelime

stress positions (bedensel yük oluşturan zorla tutulan pozisyonlar)

Stress positions, bir kişinin bedensel zorlanma, ağrı veya yorgunluk yaratacak pozisyonları zorla korumasını anlatan sabit bir çoğul isim öbeğidir. Yalnızca duygusal olarak stresli hissetmeyi değil, zorlayıcı bir tekniği ifade eder. Bu cümlede insanları bu pozisyonlarda tutmak, uyumalarını engellemenin bir yolu olarak sunuluyor. Bu nedenle ifade, sorgu veya gözaltı bağlamındaki kötü muameleyi belirtir.

Alıştırma

Aşağıdaki cümlelerden hangisi stress positions ifadesini doğru kullanıyor?

  1. The chair was a stress position because it had no cushion.
  2. After the scary movie, I was in a stress position about the ending.
  3. The report says guards forced detainees to remain in stress positions for hours.
Cevabı göster

The report says guards forced detainees to remain in stress positions for hours.

or waterboarding prisoners, Kelime

3:16

mahkûmlara su işkencesi uygulamak,

or keeping men confined in a small box

3:18

ya da erkekleri küçük bir kutuya kapatıp

where they couldn't properly sit.

3:20

düzgün biçimde oturmalarına engel olmak vardı.

Kelime

waterboarding prisoners: anlamı ve yapısı

Waterboarding, bağlanmış bir kişinin örtülü yüzüne su dökülerek boğulma hissi yaratılan bir işkence veya zorlayıcı sorgulama tekniğidir. Anlamı, water ve board sözcüklerinin günlük anlamlarının birleştirilmesiyle çıkarılamaz. waterboarding prisoners ifadesinde waterboarding, tekniği veya eylemi adlandıran -ing biçimidir; prisoners ise doğrudan nesnedir, yani uygulamaya maruz bırakılan kişilerdir. Bu listede çeşitli kötü muamele tekniklerinden biri olarak yer alır.

Alıştırma

Bu cümlede waterboarding prisoners ne anlama gelir?

  1. Mahkûmları su sporu yapmak için tahtaların üzerine çıkarmak
  2. Mahkûmlara boğulma hissi yaratan bir teknik uygulamak
  3. Mahkûmlara bir araca binerlerken su vermek
Cevabı göster

Mahkûmlara boğulma hissi yaratan bir teknik uygulamak

The organization called European Democratic Lawyers

3:22

Avrupa Demokrat Hukukçuları adlı kuruluş,

wrote that interrogatory technicians

3:24

sorgu teknisyenlerinin

working at the Guantanamo facility

3:26

Guantanamo tesisinde çalışırken

would sometimes take men and cover their eyes and ears.

3:28

bazen erkekleri götürüp gözlerini ve kulaklarını kapattığını yazdı.

They then put thick gloves on the prisoners' hands

3:31

Ardından mahkûmların ellerine kalın eldivenler geçiriyor

and tie their feet.

3:33

ve ayaklarını bağlıyorlardı.

This kind of sensory deprivation was called a kind of white torture, Deyimler

3:35

Bu tür duyusal yoksunluğa bir çeşit beyaz işkence deniyordu,

but it sounds more like dark torture.

3:38

ama daha çok karanlık işkenceye benziyor.

Deyimler

white torture ... dark torture: kınama taşıyan bir söz oyunu

White torture; ağır duyusal yoksunluk, tecrit, tamamen beyaz veya renksiz bir ortam ve görünür fiziksel yaraların azlığıyla ilişkilendirilen psikolojik kötü muamele biçimleri için yerleşmiş bir adlandırmadır. Burada a kind of, uygulamayı white torture türlerinden biri olarak sunar. But it sounds more like dark torture ifadesi white yerine onunla karşıtlık oluşturan dark sözcüğünü kullanır. Buradaki dark yeni bir teknik ad değildir; zalim, tekinsiz veya kötü gibi ahlaki bir değerlendirme ekler. Bu söz oyunu, white torture adlandırmasının nispeten temiz çağrışımına karşı çıkar.

Alıştırma

Konuşan “but it sounds more like dark torture” diyerek ne yapıyor?

  1. İkinci bir sorgulama kategorisinin resmî adını tanıtıyor
  2. Odanın rengiyle ilgili bir hatayı düzeltiyor
  3. Uygulamanın zalimliğini kınayan doğaçlama bir söz oyunu yapıyor
Cevabı göster

Uygulamanın zalimliğini kınayan doğaçlama bir söz oyunu yapıyor

Still, the outcome is the same.

3:40

Yine de sonuç aynı.

The prisoner begins to lose his mind.

3:42

Mahkûm aklını kaybetmeye başlıyor.

A similar thing went down at Abu Ghraib prison in Iraq, Öbek fiiller

3:44

Irak'taki Ebu Gureyb Hapishanesi'nde de benzer şeyler yaşandı,

Öbek fiiller

“meydana geldi” anlamındaki went down

Burada went down, meydana geldi veya gerçekleşti anlamındadır. Cümle, benzer bir uygulamanın Ebu Gureyb hapishanesinde de gerçekleştiğini söylüyor; aşağı doğru bir hareketi anlatmıyor. Bu, go down ifadesinin resmî olmayan anlatılardaki kullanımıdır. Özne bir olay, vaka, toplantı veya durumsa konuşanın fiziksel hareketi değil, ne olduğunu anlatıp anlatmadığına bakın.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki resmî olmayan geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: Nobody knows exactly what ____ at the meeting last night.

Cevabı göster

went down

and the world got to know about this

3:47

ve dünya bunları

after a series of photos were released.

3:48

bir dizi fotoğraf yayımlandıktan sonra öğrendi.

The US Army would at times dress men in boiler suits,

3:51

ABD Ordusu bazen erkeklere tulum giydiriyor,

tie them, put masks over their mouths,

3:53

onları bağlıyor, ağızlarına maske takıyor,

and cover their eyes and ears.

3:56

gözleriyle kulaklarını kapatıyordu.

The result of the torture would always be a numbing of the prisoner's senses,

3:57

İşkencenin sonucu her zaman mahkûmun duyularının uyuşmasıydı,

so much so that they began to mentally unravel. Notlar

4:01

öyle ki sonunda zihinsel olarak çözülmeye başlıyorlardı.

Dilbilgisi

Aşırı bir sonucu vurgulayan so much so that

So much so that, önceki düşüncenin tamamına gönderme yapar ve özellikle güçlü bir sonuç belirtir. Burada mahkûmların duyuları, zihinsel dengeleri bozulmaya başlayacak kadar uyuşmuştur. Sabit so much so that dizisinde so much yüksek bir dereceyi belirtir, ikinci so önceki duruma gönderme yapar ve that sonuç yan cümlesini başlatır. Tekrarlanan ikinci so gereklidir.

Alıştırma

İlk yan cümlenin tamamına gönderme yapan ve sonucu vurgulayan ders ifadesini kullanın: The storm damaged the bridge, ____ the road remained closed for a month.

Cevabı göster

so much so that

Deyimler

mentally unravel: zihinsel olarak çözülmek

mentally unravel ifadesinde mentally, çözülmenin fiziksel değil psikolojik olduğunu belirtir. Unravel burada bir mecazdır: bir insanın düşünceleri, duyguları veya kontrol duygusu, gevşeyen iplikler gibi yavaş yavaş dağılır. Burada ifade, uzun süreli duyusal yoksunluğun neden olduğu zihinsel istikrar kaybını anlatır. Ani bir delirme anını değil, zaman içinde ilerleyen bir süreci vurgular.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayın: After months of isolation, the researcher began to ____.

Cevabı göster

mentally unravel

But the British were doing a similar thing

4:03

Ancak Britanyalılar benzer şeyleri

a long time before it happened in Iraq.

4:05

Irak'ta yaşanmasından çok daha önce yapıyordu.

In the '70s, people suspected of being involved with the Irish Republican Army Kalıp ifadeler

4:07

1970'lerde, İrlanda Cumhuriyet Ordusu'yla bağlantılı olduğundan şüphelenilen kişiler

Kalıp ifadeler

suspected of being involved with: ...ile bağlantılı olduğundan şüphelenilen

Suspected of being involved with, haber ve raporlarda kullanılan edilgen bir yapıdır. Suspected of ifadesinden sonra bir isim ya da -ing biçimi gelir: suspected of doing something. Being involved with the Irish Republican Army, bu örgütle bir bağlantısı veya ilişkisi olmak anlamına gelir. Suspected doğrulanmamış bir inancı bildirdiği için bu ifade, söz konusu kişilerin örgüt üyesi olduğunu ya da suç işlediğini söylemez. Bilgiyi kesinleşmiş bir gerçek olarak değil, bir suçlama veya şüphe olarak sunar.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı: Bir haberde biri için suspected of being involved with a group deniyorsa, bu cümle o kişinin grubun üyesi olduğunu doğrular.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

were taken from their homes or off the streets

4:11

evlerinden ya da sokaklardan alınıyor,

without standing trial. Kalıp ifadeler

4:13

mahkemeye çıkarılmıyordu.

Kalıp ifadeler

without standing trial: yargılanmadan

Stand trial, bir sanığın mahkemede yargılanması anlamına gelen yerleşik bir hukuk ifadesidir. Without standing trial yapısında without + -ing biçimi, yargılamanın gerçekleşmediğini gösterir; bu kişiler yargılanmadan götürülmüştür. Buradaki stand, fiziksel olarak ayakta durmak anlamına gelmez. İfade, kişilerin suçlu ya da suçsuz olup olmadığına değil, resmi yargılama sürecinin bulunmamasına odaklanır.

Alıştırma

Bir kişinin sanık olarak mahkemede yargılanmadığını hangi ifade anlatır?

  1. without giving evidence (ifade vermeden)
  2. without standing trial (yargılanmadan)
  3. without attending a trial (duruşmaya katılmadan)
Cevabı göster

without standing trial (yargılanmadan)

They were then taken to a secret interrogation center

4:15

Ardından gizli bir sorgu merkezine götürülüyor

and were put through something called the five techniques. Notlar

4:17

ve beş teknik denilen yöntemlere maruz bırakılıyorlardı.

Öbek fiiller

put through something: birine bir süreci yaşatmak

Put someone through something, birine bir süreci yaşatmak veya bir şeyi deneyimletmek anlamına gelir. Pasif yapı olan were put through içinde they, bu deneyimden etkilenen kişidir; something called the five techniques ise onların geçirmek zorunda bırakıldığı süreci adlandırır. Buradaki through bir yeri anlatmaz. İfade, yaşanan şeyi bir prosedür veya zorlu bir deneyim olarak sunar ve bu bağlamda onların buna tabi tutulduğunu belirtir.

Alıştırma

The new recruits were put through a demanding safety drill cümlesinde were put through ne anlama gelir?

  1. Tatbikattan kaçınmalarına izin verildi
  2. Telefonla bir eğitmene bağlandılar
  3. Tatbikattan geçirildiler
Cevabı göster

Tatbikattan geçirildiler

Those were hooding, wall standing,

4:20

Bunlar başa kukuleta geçirilmesi, duvar dibinde ayakta bekletme,

deprivation of sleep, subjection to noise,

4:22

uykusuz bırakma, gürültüye maruz bırakma,

and deprivation of food and drink.

4:25

yiyecek ve içecekten mahrum bırakmaydı.

Kültür

Sabit tarihsel ad olarak the five techniques

the five techniques ifadesi, herhangi beş tekniğin genel adı değil, belirli bir sorgulama sisteminin sabit adıdır. Sonraki cümle, bu adın kapsadığı beş yöntemi sıralayarak anlamını açıklar: başı kapatma, duvara dönük ayakta tutma, uykudan mahrum bırakma, gürültüye maruz bırakma ve yiyecek ve içecekten mahrum bırakma. Bu tarihsel anlatımda ifade, kurumsal ve zorlayıcı bir anlam taşır. Ardından gelen liste, konuşanın rastgele seçtiği beş tekniği değil, belgelenmiş bir sistemin içeriğini gösterir.

Alıştırma

Herhangi beş yöntem yerine cümledeki belirli sistemi en iyi hangi ifade adlandırır?

  1. five techniques
  2. five study techniques
  3. the five methods
  4. the five techniques
Cevabı göster

the five techniques

When the men were in their cells,

4:27

Erkekler hücrelerindeyken,

they were handcuffed and hooded,

4:28

kelepçeli ve başları kukuletalı tutuluyordu,

so they were literally in the dark all the time. Deyimler

4:29

dolayısıyla kelimenin tam anlamıyla sürekli karanlıktaydılar.

Deyimler

Fiziksel karanlığı vurgulayan literally in the dark

In the dark hem ışıksız olmayı hem de bilgi sahibi olmamayı anlatabilir. Burada literally, ifadenin fiziksel anlamda anlaşılması gerektiğini gösterir: Mahkûmların başı örtülü olduğu için göremiyor ve gerçekten karanlıkta bulunuyorlardı. Bu ifade yine de ‘neler olduğunu bilmemek’ anlamındaki yaygın deyimi çağrıştırabilir. Bu yüzden iki çağrışım kısa süreliğine birlikte hissedilebilir; ancak bu cümlede ileri sürülen anlam fiziksel karanlıktır.

Alıştırma

After the lights failed, we were literally in the dark cümlesinde literally neyi gösterir?

  1. Konuşanların ışıkların kesildiğini taklit ettiğini
  2. İfadenin fiziksel anlamda doğru olduğunu
  3. Konuşanların plan hakkında hiçbir şey bilmediğini
  4. İfadenin yalnızca bir şaka olduğunu
Cevabı göster

İfadenin fiziksel anlamda doğru olduğunu

To make things worse, Anlatım akışı

4:32

Daha da kötüsü,

the British continuously played a recording of a hissing noise,

4:33

Britanyalılar durmadan bir tıslama kaydı çalıyordu,

Anlatım akışı

To make things worse: daha da kötüsü

Bu ifade, zaten kötü olan bir duruma yeni bir olumsuz bilgi ekler ve bu bilginin durumu daha da ciddi hâle getirdiğini gösterir. Bir söylem bağlacı olarak kullanılır; bu nedenle things, birinin kelimenin tam anlamıyla kötüleştirdiği nesneleri değil, genel durumu ifade eder. İfadenin cümlenin başında kullanılması, dinleyiciyi ardından sorunun daha da büyüdüğünü gösteren bir bilgi geleceğine hazırlar. Her yeni ayrıntının sorunu artırdığı hikâye ve tartışmalarda da aynı yapı kullanılabilir.

Alıştırma

Otel zaten rezervasyonumuzu kaybetmişti. Sonraki gerçeğin soruna eklendiğini en iyi hangi bağlaç gösterir? Boşta kalan son oda başka bir konuğa verildi.

  1. For example,
  2. On the other hand,
  3. To make things worse,
  4. In addition,
Cevabı göster

To make things worse,

or what's being called a kind of white noise. Kelime

4:36

yani bir tür beyaz gürültü.

Kelime

white noise: beyaz gürültü

White noise, geniş bir frekans aralığına yayılan ve çoğu zaman sürekli bir tıslama gibi duyulan sabit bir sesin adıdır. Buradaki white, sesin rengini değil frekans profilini anlatır; noise ise sessizlik değil, duyulabilen bir ses anlamına gelir. Cümlede konuşmacı önce kaydın tıslama özelliğini açıklar, ardından kaydı white noise olarak daha özel biçimde adlandırır. Günlük dilde bu terim, benzer sürekli ve başka sesleri maskeleyen sesler için daha geniş anlamda da kullanılabilir.

Alıştırma

Aşağıdaki cümlelerden hangisi white noise ifadesini başka sesleri maskeleyen sabit ve duyulabilir bir ses anlamında doğru kullanır?

  1. I call the flashing white light in the room white noise.
  2. I use white noise to mean any single loud bang.
  3. I play white noise to cover the traffic while I study.
  4. I sit in complete silence and call it white noise.
Cevabı göster

I play white noise to cover the traffic while I study.

The prisoners might at time get kicked in the groin,

4:38

Mahkûmlar bazen kasıklarına tekme yiyebiliyor,

having not even knowing someone had entered their cell.

4:41

hücrelerine birinin girdiğini bile bilmiyorlardı.

This created constant stress and the inability to sleep.

4:43

Bu, sürekli stres yaratıyor ve uyumalarını engelliyordu.

What was the object of this sensory deprivation? Kelime

4:46

Bu duyusal yoksunluğun amacı neydi?

Kelime

object of this sensory deprivation: “amaç” anlamındaki object

Bu soruda object, “hedef”, “amaç” veya “amaçlanan sonuç” anlamındadır. Konuşmacı, duyusal yoksunluğun neye etki ettiğini değil, neye yol açmak üzere tasarlandığını soruyor. the object of X kalıbı, bir eylemin, planın, alıştırmanın ya da prosedürün amacını belirtmenin resmî bir yoludur. What is the object of this exercise? sorusu, bu alıştırmayla neyin amaçlandığını sorar.

Alıştırma

Bu soruda object ne anlama geliyor?

  1. etkilenen kişi veya grup
  2. fiziksel bir nesne
  3. amaç veya amaçlanan sonuç
Cevabı göster

amaç veya amaçlanan sonuç

It was to cause the worst kind of depression,

4:49

En ağır depresyona,

crippling anxiety, Kalıp ifadeler

4:51

insanı felç eden bir kaygıya

and after a while,

4:52

ve bir süre sonra

hallucinations and even a loss of consciousness.

4:53

halüsinasyonlara, hatta bilinç kaybına yol açmaktı.

Kalıp ifadeler

crippling anxiety: günlük işlevleri ciddi biçimde kısıtlayan kaygı

Crippling anxiety, kişinin düşünme, hareket etme, çalışma, ders çalışma, uyuma veya günlük yaşamını sürdürme becerisini ciddi biçimde kısıtlayacak kadar yoğun kaygı demektir. Crippling burada mecazidir: kaygı, etkileri nedeniyle kişiyi işlevsiz bırakır. Bu ifade very bad anxiety sözünden daha güçlü ve daha belirgindir. Fiziksel bir engelden çok, normal işlevlerin kaybını vurgular.

Alıştırma

Hangi durum crippling anxiety ifadesine en iyi uyar?

  1. Yürümeyi zorlaştıran fiziksel bir bacak yaralanması
  2. Normal günlük faaliyetleri çok zorlaştıracak kadar şiddetli kaygı
  3. Bir sunumdan önce kısa süreli, kalıcı etkisi olmayan gerginlik
Cevabı göster

Normal günlük faaliyetleri çok zorlaştıracak kadar şiddetli kaygı

The Brits used it in the Iraq War too

4:55

Britanyalılar bunu Irak Savaşı'nda da kullandı

and imported it to the US, Israel, and Brazil.

4:57

ve ABD, İsrail ve Brezilya'ya taşıdı.

How do countries get away with this? Öbek fiiller

5:01

Ülkeler bunu yapıp nasıl cezasız kalabiliyor?

Öbek fiiller

get away with: ceza almadan kurtulmak

Bu soruda get away with, yanlış bir şey yaptıktan sonra cezadan, suçlamadan veya hesap vermekten kurtulmak anlamına gelir. Bir şeyi yanında götürerek fiziksel olarak uzaklaşmak anlamına gelmez. With, sonuçsuz kalan eylemi ya da durumu tanıtır. Burada this, konuşulan davranışa gönderme yapar; yani soru, ülkelerin bunu nasıl yapıp sorumlu tutulmadığını sorar.

Alıştırma

‘Yanlış davranışın sonuçlarından kaçınmak’ anlamındaki ifadeyi yerleştirin: The manager broke the rule, but he thought he could ____ it.

Cevabı göster

get away with

Well, they say it's not strictly torture Anlatım akışı

5:02

Bunun tam anlamıyla işkence olmadığını,

and more enhanced interrogation,

5:05

daha çok geliştirilmiş sorgulama sayıldığını söylüyorlar.

something human rights groups have been criticizing for years. Dilbilgisi

5:07

İnsan hakları grupları bu savı yıllardır eleştiriyor.

Anlatım akışı

not strictly torture and more enhanced interrogation: etiketi yeniden çerçevelemek

Not strictly torture and more enhanced interrogation, bir şeyi yeniden sınıflandıran bir yapıdır. Not strictly X, konuşanın davranışı tamamen X etiketi altında görmeyi reddettiğini gösterir; more Y ise Y etiketinin daha uygun olduğunu öne çıkarır. Buradaki more, sorgulamanın daha fazla olması değil, daha çok ya da daha doğru ifadeyle anlamındadır. Bu ifade yalnızca olguları anlatmaz: olumsuz bir etiketi yumuşatır ve davranışı daha az zarar verici görünen bir çerçeveye yerleştirir. Bu yapıyı duyduğunuzda, özellikle savunmacı veya kurumsal dilde, konuşanın bir kategoriyi ya da etiketi yönetip yönetmediğine dikkat edin.

Alıştırma

‘It's not strictly torture and more enhanced interrogation’ cümlesinde more ne yapıyor?

  1. ikinci bir sorgulama yöntemi ekliyor
  2. sorgulamanın miktarının daha fazla olduğunu söylüyor
  3. enhanced interrogation ifadesini tercih edilen etiket olarak gösteriyor
Cevabı göster

enhanced interrogation ifadesini tercih edilen etiket olarak gösteriyor

Dilbilgisi

have been criticizing ... for years (yıllardır eleştiriyor olmak)

Have been criticizing, have + been + fiil-ing biçimindeki present perfect continuous yapısıdır. Eleştiriyi geçmişte başlayıp bugüne kadar süren ya da tekrarlanan bir etkinlik olarak sunar. For years süreyi belirtir; continuous yapı ise devam eden süreci öne çıkarır. Belirli bir yılı söylemez ve eleştirinin sona erdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bugüne kadar devam eden bir etkinliği vurgulayan present perfect continuous biçimiyle cümleyi tamamlayın: The campaign is still active, and its members ____ the policy for years.

Cevabı göster

have been criticizing

In Venezuela, the authorities have their own unique take on white torture. Kalıp ifadeler

5:10

Venezuela makamlarının kendilerine özgü bir beyaz işkence yöntemi var.

Kalıp ifadeler

own unique take on (kendine özgü yorum veya versiyon)

Burada take sayılabilen bir isimdir ve a take on something, bir şeye ilişkin belirli bir yorum, versiyon veya ele alış biçimi anlamına gelir. Bu nedenle their own unique take on white torture, fiziksel olarak bir şeyi almak değil, yetkililerin kendilerine özgü beyaz işkence versiyonunu veya yaklaşımını anlatır. Dil bilgisi de isim öbeğini tanımaya yardımcı olur: own ve unique, take sözcüğünü niteler; on ise yorumlanan veya uyarlanan konuyu tanıtır.

Alıştırma

“Yorum veya versiyon” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The new director offers a surprising ____ the classic play.

Cevabı göster

take on

Underneath a building in the city of Caracas,

5:14

Karakas kentindeki bir binanın altında,

there's a place called La Tumba, or the tomb in English. Kültür

5:16

İngilizcede “the tomb” denilen La Tumba adlı bir yer bulunuyor.

Kültür

La Tumba veya İngilizcede the tomb: çevrilmiş bir yer adı

La Tumba İspanyolca bir özel addır: la “the”, tumba ise “tomb” anlamına gelir. “or the tomb in English” ifadesi, dinleyicinin adı anlaması için İngilizce bir açıklama verir; yerin adını değiştirmez ve binada gerçek bir mezar olduğunu söylemez. Buradaki gömülme imgesi, yeraltındaki bir gözaltı tesisi fikriyle de örtüşür ve ilerideki “canlı canlı gömülmek” ifadesini anlamaya yardımcı olur. İngilizce kısmı yerin fiziksel bir tanımı değil, adın açıklaması olarak düşünün.

Alıştırma

Cümlede “the tomb” hangi görevi üstleniyor?

  1. La Tumba özel adının anlamını açıklıyor
  2. Farklı bir yeri tanıtıyor
  3. Yerin gerçek bir mezarlık olduğunu kanıtlıyor
Cevabı göster

La Tumba özel adının anlamını açıklıyor

There, prisoners are kept in tiny cells,

5:19

Mahkûmlar orada küçücük hücrelerde tutuluyor,

cells that are painted white.

5:21

ve bu hücreler beyaza boyanmış durumda.

They're not allowed any interaction with guards or other prisoners,

5:23

Gardiyanlarla veya diğer mahkûmlarla iletişim kurmalarına izin verilmiyor,

and they can hear no sounds.

5:26

ve hiçbir ses duyamıyorlar.

All day and night,

5:27

Gece gündüz,

a bright light shines in their cell.

5:29

hücrelerinde parlak bir ışık yanıyor.

And so after a while,

5:30

Bu yüzden bir süre sonra,

the prisoners have no idea what time it is.

5:31

mahkûmlar saatin kaç olduğu hakkında hiçbir fikir sahibi olmuyor.

Not surprisingly,

5:34

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde,

there are reports of some of them trying to kill themselves. Anlatım akışı

5:35

bazılarının intihara kalkıştığı bildiriliyor.

Anlatım akışı

there are reports of: kaynağı temkinli biçimde belirtme

there are reports of kalıbı, bir olay hakkında raporlar bulunduğunu söyler. Bilgiyi, konuşanın bizzat doğruladığı bir gerçek olarak değil, kaynağı açıkça belirtilmeyen raporlanmış bir bilgi olarak sunar. Bu cümlede “some of them trying to kill themselves” rapor edilen olaydır; there are reports of ise konuşanı doğrudan doğrulamadan uzak tutar. Bu kalıp olayın yanlış olduğu anlamına gelmez ve ilgili raporları inkâr etmez. Bilginin kaynağını belirtir ve konuşanın olayı doğrulanmış bir gerçek olarak ne ölçüde üstlendiğini sınırlar.

Alıştırma

Temkinli raporlama kalıbı there are reports of ifadesini aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: There ____ several complaints about the service.

Cevabı göster

are reports of

Others might suffer from vomiting, diarrhea, or hallucinations.

5:37

Bazıları kusma, ishal veya halüsinasyon yaşayabiliyor.

One mother of an inmate told the media,

5:40

Bir mahkûmun annesi medyaya şöyle dedi:

"He's buried alive, Deyimler

5:42

“Diri diri gömülmüş durumda,

practically waiting to die."

5:43

neredeyse ölümü bekliyor.”

Deyimler

buried alive: aşırı tecrit için güçlü bir mecaz

Bu cümlede buried alive, mahpusun gerçekten toprağa gömüldüğünü söylemez. Bu, güçlü bir mecazdır: Hâlâ hayattadır, ancak yer altındaki tesis onu tamamen izole ettiği için mezara kapatılmış gibi hissetmektedir. Bu ifade aynı zamanda çaresizlik ve ölüme yakınlık duygusu taşır. Yerin fiziksel bir özelliğini, annenin oğlunun durumu hakkındaki duygusal yargısına dönüştürür.

Alıştırma

Alıntıda buried alive neyi ima ediyor?

  1. Kişi hâlâ hayattayken izole ve kapana kısılmış olmayı
  2. Öldükten sonra resmen gömülmeyi
  3. Yer altındaki bir evde güvenle yaşamayı
Cevabı göster

Kişi hâlâ hayattayken izole ve kapana kısılmış olmayı

Could you survive white torture? Anlatım akışı

5:45

Beyaz işkenceye dayanabilir miydin?

We doubt it.

5:47

Bundan şüpheliyiz.

Anlatım akışı

Could you survive white torture? We doubt it.: doğrudan soru ve olumsuz yargı

Could you survive white torture? izleyiciye yöneltilen doğrudan bir sorudur. Buradaki could, hayatta kalmayı varsayımsal bir meydan okuma olarak sunar ve izleyiciyi deneyimi hayal etmeye çeker; olgusal bir rapor istemez. We doubt it, anlatıcının hemen ardından verdiği kısa yargıdır. Anlatıcının izleyicinin muhtemelen hayatta kalamayacağını düşündüğü anlamına gelir. You can't kadar sert değildir, fakat olumsuz tutum yine de açıktır; it, white torture'dan sağ çıkma durumuna gönderme yapar.

Alıştırma

Cümlenin sonundaki We doubt it ne anlatıyor?

  1. Anlatıcı hayatta kalmanın kolay olacağını söylüyor.
  2. Anlatıcı hayatta kalmanın mümkün olup olmadığını bilmiyor.
  3. Anlatıcı hayatta kalmanın pek olası olmadığını düşünüyor.
Cevabı göster

Anlatıcı hayatta kalmanın pek olası olmadığını düşünüyor.

We doubt anyone could get through white torture Öbek fiiller

5:48

Kimsenin beyaz işkenceden

without succumbing to madness. Kalıp ifadeler

5:50

delirmeden çıkabileceğine inanmıyoruz.

Öbek fiiller

get through white torture: beyaz işkenceyi atlatmak

Burada get through, zor bir deneyime dayanıp onun sonuna ulaşmak demektir. Nesnesi white torture olduğu için ifade fiziksel bir alandan geçmeyi değil, uzun süren bir çileyi atlatmayı anlatır. Aynı yapı hastalık, kriz, sınav dönemi veya başka zor bir süreci atlatmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede get through, zor bir deneyime dayanmak anlamında kullanılmıştır?

  1. After weeks of treatment, Ana finally got over the illness.
  2. After weeks of treatment, Ana finally got through to her doctor.
  3. After weeks of treatment, Ana finally got through the illness.
Cevabı göster

After weeks of treatment, Ana finally got through the illness.

Kalıp ifadeler

succumbing to madness: deliliğe boyun eğmek

succumb to, kişinin direndiği güçlü bir kuvvete, duruma veya baskıya sonunda boyun eğmesi demektir. Bu cümlede succumbing to madness, uzun süren acının ardından zihinsel dengesini kaybetmek anlamına gelir; kişinin bunu bilerek seçtiği ya da hemen öldüğü anlamına gelmez. -ing biçimi without'tan sonra gelir: without succumbing to madness, sonunda deliliğe boyun eğmemek anlamındadır. Succumb, resmî ve ağır bir ifadedir; direncin ciddi bir sonuçla sona erdiğini vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede succumbing to madness ne anlama gelir?

  1. Yoğun bir baskıya direndikten sonra sonunda zihinsel dengeyi kaybetmek
  2. Hemen ruhsal olarak hastalanmayı seçmek
  3. Durmadan fiziksel bir engelin içinden geçmek
Cevabı göster

Yoğun bir baskıya direndikten sonra sonunda zihinsel dengeyi kaybetmek

Human Rights Watch spoke to a former inmate of a place called Prison 59 in Iran.

5:52

Human Rights Watch, İran'daki 59 Numaralı Hapishane'nin eski bir mahkûmuyla konuştu.

That prisoner had seen the isolation cells

5:56

Bu mahkûm tecrit hücrelerini görmüştü

and had this to say about them. Anlatım akışı

5:58

ve onlar hakkında şunu söyledi.

Anlatım akışı

had this to say about: bir yorumu tanıtma kalıbı

Had this to say about, bir kişinin bir konu hakkındaki somut yorumunu, değerlendirmesini veya tanıklığını tanıtan anlatı kalıbıdır. Bu cümlede had, geçmiş zamanlı anlatı çerçevesinin bir parçasıdır; this ise daha önce söylenen bir şeye değil, ardından gelecek sözlere gönderme yapar. Bu ifade, dinleyiciyi arka plan bilgisinden konuşan kişinin görüşüne taşır. Çoğu zaman doğrudan bir alıntıyı hazırlar, ancak bir yorumun başka sözlerle aktarılmasından önce de kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede had this to say about bir kişinin somut yorumunu tanıtmak için kullanılmıştır?

  1. After explaining the decision, the manager had something to say about it, but gave no details.
  2. After explaining the decision, the manager had this to say about it: “We put safety first.”
  3. After explaining the decision, the manager said this about it yesterday.
Cevabı göster

After explaining the decision, the manager had this to say about it: “We put safety first.”

"I cannot imagine spending one night in those solitary cells Dilbilgisi

6:00

“O tecrit hücrelerinde bir gece geçirip

without losing my mind."

6:03

aklımı kaybetmemeyi hayal bile edemiyorum.”

Dilbilgisi

cannot imagine spending: dayanılmaz bir deneyim için imagine + gerund

Cannot imagine spending, bir deneyimi veya eylemi zihinde canlandırmak için imagine fiilinden sonra gerund, yani -ing biçimi kullanır. Burada cannot imagine spending one night, kişinin bu deneyime katlanırken kendini zihninde canlandıramadığı veya bunu kabullenemediği anlamına gelir; yalnızca nasıl olacağını bilmemekten daha güçlüdür. Bu ifade konuşanın kişisel ve duygusal tepkisini gösterir. Durum o kadar aşırı veya rahatsız edicidir ki konuşan kişi kendisinin bununla başa çıkabileceğini düşünemez.

Alıştırma

Konuşanın yapmayı hayal edemediği bir deneyimi anlatmak için imagine fiilini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. I cannot imagine sleeping on a train every night.
  2. I cannot imagine to sleep on a train every night.
  3. I cannot imagine sleep on a train every night.
Cevabı göster

I cannot imagine sleeping on a train every night.

And it's not just about what happens in the white rooms, Dilbilgisi

6:04

Mesele yalnızca beyaz odalarda yaşananlar değil,

but what happens once you get out.

6:07

oradan çıktıktan sonra yaşananlar da.

Dilbilgisi

not just about ... but: odağı genişletmek

Bu cümlede not just about X, but Y, X'in konunun tamamı olmadığını anlatır. Konuşan kişi X'i korur ve daha geniş bir kaygı olarak Y'yi ekler: mesele hem beyaz odalarda olanlar hem de dışarı çıktıktan sonra olanlardır. Bu, bilgiyi genişleten bir yapıdır. İlk nokta doğru olduğu hâlde tek başına fazla dar kaldığında kullanılır; but, X'i tamamen reddetmez, eklenen noktayı getirir.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı: “It's not just about X, but Y” yapısında Y, X'in yerini alır; bu nedenle X artık anlamın bir parçası değildir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

As one former detainee in Iran said,

6:09

İran'da daha önce gözaltında tutulmuş birinin dediği gibi:

"I went in as one person Anlatım akışı

6:11

“İçeri bir insan olarak girdim,

and came out another person."

6:12

başka bir insan olarak çıktım.”

Anlatım akışı

went in as one person ... came out another person: dönüşümü anlatmak

Eşleşen went in ve came out fiilleri cümleyi bir önce ve sonra çerçevesi içinde düzenler. One person, konuşanın deneyimden önceki durumunu; another person ise deneyimden sonraki değişmiş durumunu anlatır. Person kelimesinin tekrarı karşıtlığı açık ve akılda kalıcı hâle getirir. Burada another person mecazidir. Konuşan kişi kelimenin tam anlamıyla kimlik değiştirdiğini söylemez. Büyük bir psikolojik veya kişisel değişimi basit bir hareket görüntüsüyle özetler ve dikkati deneyimin sonucuna çeker.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen eşleşen fiillerle tamamlayın: After the leadership retreat, I ____ as one person and ____ another person.

Cevabı göster

went in · came out

Now, you need to watch this.

6:14

Şimdi bunu izlemeniz gerekiyor.

Crucifixion, worst punishments in the history of mankind.

6:16

Çarmıha germe, insanlık tarihinin en kötü cezaları.

Or have a look at this,

6:19

Ya da şuna bir bakın:

boiling alive, worst punishments in the history of mankind.

6:20

Diri diri kaynatılmak, insanlık tarihinin en kötü cezaları.