Japonya en büyük şehrini çöküşten nasıl kurtardı? - Roman Krznaric: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
698 kelime 130 kel/dk

Video özeti: Video, Tokugawa dönemindeki Edo’nun ormansızlaşma ve kaynak kıtlığına ağaçlandırma, onarım, yeniden kullanım ve atıkların geri kazanımıyla nasıl karşılık verdiğini anlatıyor. Otoriter yönetim ile eşitsizliği de göz ardı etmeden, Edo’nun döngüsel uygulamalarını günümüzde ekolojik sınırlarla karşılaşan ekonomiler için bir ders olarak sunuyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. come about? — Deyimsel fiiller: Bu ifadenin bir şehrin, sistemin, politikanın ya da büyük bir değişimin kökenini ve oluşum sürecini sormak için kullanıldığını anlayın. Sözcükleri tek tek gerçek anlamlarıyla yorumlamak yerine, tarihsel bir durumun nasıl ortaya çıktığını araştırırken kullanabilirsiniz. 2. known as boro — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: boro’nun eski kumaş parçalarının yamalı giysilere dönüştürülmesiyle oluşan; kıtlık, tutumluluk, yeniden kullanım ve kuşaklar arası aktarım ile bağlantılı bir Japon geleneği olduğunu öğrenin. Bu bağlam, terimin yalnızca bir giyim tarzını anlatmadığını gösterir. 3. driven not by consumption and waste, but rather by making the most of limited resources. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Bir ekonomik temeli reddedip onun yerine başka bir temeli güçlü biçimde koyan karşıtlık yapısını tanıyın. not by ..., but rather by ... kalıbıyla rakip ilkeleri karşılaştırabilir ve bir sistemi neyin yönlendirmesi gerektiğini açıkça belirtebilirsiniz.

Bu derste

400 years ago,

0:07

400 yıl önce,

modern-day Tokyo was known as Edo, Kalıp ifadeler

0:09

günümüzün Tokyo'su Edo olarak biliniyordu,

Kalıp ifadeler

was known as: Geçmişteki Bir Adı Tanıtma

A was known as B yapısında B, insanların A için kullandığı addır. Buradaki was, bu adlandırmayı geçmişe yerleştirir: günümüz Tokyo'sunun adı Edo'ydu. Bu, ad belirtmek için kullanılan edilgen bir yapıdır; know fiilinin etkin biçimdeki “bilmek” anlamı değildir. Eski bir resmî adı veya yaygın bir lakabı tanıtabilir; hangisi olduğu bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Cümleyi was known as ile tamamlayın: Before 1950, the hotel ____ the Royal Inn.

Cevabı göster

was known as

and it was already one of the biggest cities in the world

0:12

ve zaten dünyanın en büyük şehirlerinden biriydi

with a population approaching 1 million. Kelime

0:15

nüfusu ise 1 milyona yaklaşıyordu.

Kelime

population approaching 1 million: Bir Sayıya Yaklaşmak

population approaching 1 million ifadesinde approaching, sayının 1 milyona ulaşmaya yakın olduğunu belirtir. Fiziksel bir hareketi değil, bir miktarı anlatır. Bu kullanım bir sayısal eşiğe yakınlığı vurgular ve genellikle değerin hâlâ bu eşiğin altında olduğunu düşündürür. Nüfus, maliyet, sıcaklık, hız ve ölçülebilen diğer miktarlarla yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle sıcaklığın 40 santigrat dereceye yaklaştığını, ancak 40 dereceye ulaştığını veya geçtiğini söylemeden en iyi biçimde ifade eder?

  1. The temperature is approaching 40 degrees Celsius.
  2. The temperature is about 40 degrees Celsius.
  3. The temperature is over 40 degrees Celsius.
Cevabı göster

The temperature is approaching 40 degrees Celsius.

However,

0:19

Ancak,

it was on the verge of ecological collapse. Kalıp ifadeler

0:20

ekolojik bir çöküşün eşiğindeydi.

Kalıp ifadeler

on the verge of ecological collapse: ekolojik çöküşün eşiğinde

Be on the verge of + isim veya -ing biçimi, bir şeyin gerçekleşmesine ya da yeni bir duruma ulaşmasına çok az kaldığını belirtir. Burada ekolojik çöküşün mutlaka gerçekleşmiş olduğu söylenmiyor; ancak sistem tehlikeli bir kritik noktadadır. Bu ifade güçlü bir aciliyet duygusu yaratır. Kesinliği değil, yakınlığı anlatır: çöküş hâlâ önlenebilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: After losing its last major client, the company was ____ closing.

Cevabı göster

on the verge of

Years of intense logging had led to massive deforestation. Dilbilgisi

0:24

Yıllar süren yoğun ağaç kesimi devasa bir ormansızlaşmaya yol açmıştı.

Dilbilgisi

had led to: daha önceki bir neden ve geçmişteki sonucu

Lead to, bir sonuca neden olmak veya bir sonuç doğurmak anlamına gelir ve ardından bir isim grubu ya da -ing biçimi gelir. Had led to, past perfect biçimidir: had + geçmiş zaman ortacı led. Bu cümlede konuşmacı, geçmişteki daha sonraki bir noktadan geriye bakar. Yıllarca süren ağaç kesimi önce gerçekleşmiş ve o zamana kadar büyük çaplı ormansızlaşmaya zaten yol açmıştır. Böylece bu biçim hem neden-sonuç ilişkisini hem de zaman sırasını açıkça gösterir.

Alıştırma

lead to ifadesinin past perfect biçimini kullanın: By the time inspectors arrived, years of leaks ____ serious damage.

Cevabı göster

had led to

The city now faced timber shortages Kalıp ifadeler

0:28

Şehir artık kereste sıkıntısıyla

Kalıp ifadeler

face timber shortages: kereste kıtlığıyla karşı karşıya kalmak

now faced timber shortages ifadesinde face, “ciddi bir sorunla uğraşmak zorunda olmak veya bu sorundan etkilenmek” anlamında bir fiildir. Sorunu yaşayan taraf şehirdir; timber shortages ise karşılaşılan sorundur. Burada face, “yüz” anlamına gelmez. Kalıp özne + face + sorun şeklindedir. Çoğul shortages, tekrarlanan veya birden fazla tedarik açığını anlatabilir. Geçmiş zamanlı bir anlatıda now, gerçek anlamda bugünü değil, “hikâyenin bu aşamasında” anlamını taşır.

Alıştırma

Hastanenin personel eksikliği yaşadığını face ile doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The hospital faces short of nurses.
  2. The hospital faces a shortage of nurses.
  3. The hospital meets a shortage of nurses.
Cevabı göster

The hospital faces a shortage of nurses.

and the impacts of severe erosion

0:31

ve şiddetli erozyonun etkileriyle

and frequent flooding that threatened food supplies. Kalıp ifadeler

0:34

ve gıda kaynaklarını tehdit eden sık sellerle yüzleşiyordu.

Kalıp ifadeler

that threatened food supplies: gıda kaynaklarını tehdit eden

That threatened food supplies, frequent flooding ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciğidir. That, flooding sözcüğüne geri döner: tehlikeyi sel oluşturur, zarar görebilecek şey ise food supplies ifadesidir. Burada threaten, “sözlü tehditte bulunmak” değil, “bir şeyi riske atmak” anlamındadır. Ciddi zarar veya kesinti ihtimalini belirtir, ancak tek başına gıda kaynaklarının gerçekten kaybedildiğini söylemez.

Alıştırma

Kuraklık sırasında bir rezervuarın kuruma tehlikesi vardı, ancak içinde hâlâ su bulunuyordu. Ciddi riski en iyi vurgulayan cümle hangisidir?

  1. The drought threatened the town's water supply.
  2. The drought affected the town's water supply.
Cevabı göster

The drought threatened the town's water supply.

But over just a few decades, Anlatım akışı

0:38

Fakat sadece birkaç on yıl içinde,

Edo will transform Dilbilgisi

0:40

Edo dönüşüme uğrayacak

and become one of the most sustainable and efficient cities in history.

0:42

ve tarihin en sürdürülebilir ve verimli şehirlerinden biri olacaktı.

Anlatım akışı

But over just a few decades: kısa bir zaman diliminde dönüşü işaret etmek

But, önceki bağlamın oluşturduğu beklentiden bunun tersine olan bir gelişmeye geçildiğini gösterir. Cümlenin başında, dinleyiciye anlatının yeni bir yöne ilerlediğini bildirir. Over just a few decades, değişimin gerçekleştiği zaman aralığını çerçeveler. Just, böylesine büyük bir dönüşüm için birkaç on yılı şaşırtıcı derecede kısa gösterir; böylece giriş, değişimin hem hızlı hem de beklenmedik olduğu duygusunu yaratır.

Alıştırma

But over just a few decades ifadesinin cümledeki işlevini en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. Önceki sorunun nedenini açıklar ve birkaç on yılı çok uzun bir süre olarak sunar.
  2. Değişimin kesin tarihini verir ve sonucun beklendiğini gösterir.
  3. Önceki bir beklentiyi tersine çevirir ve değişimin şaşırtıcı derecede kısa bir zaman aralığında gerçekleştiğini gösterir.
Cevabı göster

Önceki bir beklentiyi tersine çevirir ve değişimin şaşırtıcı derecede kısa bir zaman aralığında gerçekleştiğini gösterir.

Dilbilgisi

Edo will transform: tarihsel gelişmeyi önceden bildiren will

Buradaki will transform, anlatıcının bugünkü zamanından sonra gelecek bir geleceğe ilişkin tahmin değildir. Anlatı, dinleyiciyi Edo tarihinin daha erken bir noktasına yerleştirir ve will, yeniden oluşturulan bu “tarihsel şimdiden” ileriye bakar. Bu kullanım belgesellerde, zaman çizelgelerinde ve biyografilerde yaygındır. Gerçekte gerçekleştiği zaten bilinen daha sonraki bir olayı önceden haber verir ve tarihin dinleyicinin önünde geliştiği hissini yaratır.

Alıştırma

Bir belgesel izleyiciyi 1850 yılına götürüyor. Hangi cümle, bu tarihsel bakış açısından daha sonraki bir gelişmeyi haber vermek için will kullanıyor?

  1. By 1850, the town had already become a major port.
  2. From today's viewpoint, the town may become a major port next year.
  3. Now it is 1850. The town is still small, but it will become a major port.
Cevabı göster

Now it is 1850. The town is still small, but it will become a major port.

So,

0:46

Peki,

how did this city that wasted nothing

0:47

hiçbir şeyi israf etmeyen bu şehir

come about? Öbek fiiller

0:50

nasıl ortaya çıktı?

Öbek fiiller

come about: bir şeyin gelişmesi veya ortaya çıkması

Burada come about, “meydana gelmek, gelişmek veya var olmaya başlamak” anlamındadır. How did ... come about? fiziksel bir hareketi değil, duruma yol açan nedenleri veya süreci sorar. Bir durum comes about olduğunda, belli bir süreç sonucunda gelişir veya ortaya çıkar. Come başka kullanımlarda hareket bildirebilse de bu ifade hareket anlamına gelmez.

Alıştırma

Soruyu “gelişmek veya var olmaya başlamak” anlamındaki iki sözcüklü fiil öbeğiyle tamamlayın: How did this unusual custom ____?

Cevabı göster

come about

In 1467,

0:51

1467'de,

Japan entered a series of continuous Kalıp ifadeler

0:53

Japonya kesintisiz bir dizi

bloody civil wars

0:56

kanlı iç savaşa girdi

that would last over a century. Dilbilgisi

0:58

ve bu savaşlar bir yüzyıldan fazla sürecekti.

Kalıp ifadeler

a series of continuous bloody civil wars: bağlantılı olayları bir dizi olarak sunmak

a series of + çoğul isim yapısı, birbiriyle ilişkili birkaç şeyi veya olayı, genellikle aralarında bir sıra ya da bağlantı bulunan tek bir düzenli grup olarak sunar. Burada iç savaşları yalnızca çok sayıda savaş olarak değil, uzun bir tarihsel süreç olarak bir araya getirir. Continuous, çatışmaların devam ettiğini veya savaşların neredeyse hiç ara vermeden birbirini izlediğini; bloody ise çok sayıda ölüm ve yaralanmaya yol açtıklarını belirtir. Bu sıfatlar, savaş dizisinin uzun ve ağır olduğunu vurgular.

Alıştırma

Birbiriyle ilişkili birkaç konuşmayı tek bir dizi olarak gruplamak için a series of yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The museum planned a series of linked talk.
  2. The museum planned a series of linked talks.
  3. The museum planned series of linked talks.
Cevabı göster

The museum planned a series of linked talks.

Dilbilgisi

would last over a century: geçmişten bakılan gelecek

Bu cümlede would last, geçmişteki bir noktadan ileriye bakar: o önceki noktada olayın kalan süresi hâlâ gelecekteydi. Tarihsel anlatımda would, will yapısının geçmiş bakış açısındaki karşılığıdır; last ise belirli bir süre devam etmek anlamına gelir. Burada varsayımsal bir sonuçtan veya geçmişte tekrarlanan bir alışkanlıktan söz edilmiyor. Anlatıcı sonraki sonucu zaten biliyor ve daha sonra ne olduğunu anlatmak için would last kullanıyor.

Alıştırma

Hangi cümlede would last, geçmişteki bir noktadan bakıldığında daha sonra sürecek bir dönemi gösterir?

  1. If the weather worsened, the expedition would last longer.
  2. The expedition began in 1920 and would last three years.
  3. During his childhood, the summer visits would last a week.
Cevabı göster

The expedition began in 1920 and would last three years.

But in 1600,

1:01

Ancak 1600'de,

Tokugawa Ieyasu defeated his warlord rivals

1:03

Tokugawa Ieyasu, savaş ağası rakiplerini mağlup etti

and unified Japan under his rule. Kalıp ifadeler

1:07

ve Japonya'yı kendi yönetimi altında birleştirdi.

Kalıp ifadeler

unified Japan under his rule: tek bir otorite altında birleştirmek

Unified Japan under his rule, daha önce bölünmüş olan toprakları ve güç merkezlerini kendi denetimindeki tek bir siyasi düzen içinde birleştirdiği anlamına gelir. Yapı unify + nesne + under + hükümdar, hükûmet veya sistem şeklindedir. Burada under fiziksel konumu değil otoriteyi, rule ise tek bir kuralı değil yönetimi ifade eder. İfade hem parçaları tek bir bütün hâline getirme eylemini hem de sonrasında bu bütünü kimin yönettiğini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi unify ... under yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After years of division, the queen ____ the provinces ____ one crown.

Cevabı göster

unified · under

This marked the beginning of the Tokugawa shogunate's reign, Notlar

1:10

Bu, Tokugawa şogunluğunun hükümdarlığının başlangıcı oldu,

Kalıp ifadeler

marked the beginning of: bir olayı dönüm noktası olarak sunmak

marked the beginning of ifadesinde marked, “gösterdi” veya “işaret etti” anlamına gelir; “üzerine işaret koydu” anlamında değildir. Önceki olay, yeni bir dönemin ya da gelişmenin başladığı belirgin nokta olarak sunulur. Yapı, olay + marked the beginning of + dönem, süreç veya değişim şeklindedir. Yalnızca bir şeyin başladığını söylemez; olayın önemli bir ayrım noktası olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi marked the beginning of ile tamamlayın: The peace agreement ____ a new period of cooperation.

Cevabı göster

marked the beginning of

which lasted from 1603 through 1867. Kalıp ifadeler

1:14

ve bu dönem 1603'ten 1867'ye kadar sürdü.

Kültür

the Tokugawa shogunate's reign: hükümetin iktidarda olduğu dönem

Tokugawa şogunluğu, Tokugawa şogunlarının yönetimindeki Japon askerî hükümetiydi. Shogun, hükümdarı veya bu makamı elinde tutan kişiyi; shogunate ise şogunları merkez alan hükümeti ve siyasi sistemi belirtir. the Tokugawa shogunate's reign ifadesinde reign, bu hükümetin iktidarda olduğu dönem anlamına gelir. which lasted from 1603 through 1867 yan cümlesi tek bir şogunun yaşamını değil, bu dönemi anlatır.

Alıştırma

Bu tarihsel bağlamda Tokugawa shogunate neyi ifade eder?

  1. tek bir şogunun unvanı
  2. Tokugawa şogunlarının yönettiği askerî hükümet
  3. bir Japon imparatorunun saltanatı
Cevabı göster

Tokugawa şogunlarının yönettiği askerî hükümet

Kalıp ifadeler

lasted from 1603 through 1867: bitiş yılını içeren bir zaman aralığı

Lasted, bir durumun veya dönemin belli bir süre devam ettiğini anlatır. lasted from A through B yapısında from başlangıç noktasını, through ise bitiş noktasını gösterir. Through, bitiş noktasını da aralığa dahil eder. Burada 1867 yılı dahildir; yani dönem o yıla kadar sürmüştür. Cümle, 1868'e kadar sürdüğünü söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle 30 Haziran'ın kartın geçerlilik süresine dahil olduğunu açıkça belirtir?

  1. The pass expires before June 30.
  2. The pass is valid from June 1 through June 30.
  3. The pass becomes valid after June 30.
Cevabı göster

The pass is valid from June 1 through June 30.

During this time,

1:19

Bu süre zarfında,

Ieyasu and the shoguns who succeeded him Kelime

1:20

Ieyasu ve ondan sonra gelen şogunlar

Kelime

the shoguns who succeeded him: succeed fiilinin bir görevi devralma anlamı

the shoguns who succeeded him ifadesinde succeeded, onun ardından aynı göreve gelmek veya rolünü devralmak anlamındadır. Bir görev ya da unvan bağlamında succeed, bu halef olma anlamıyla doğrudan bir kişiyi nesne olarak alabilir; burada başarılı olmak anlamına gelmez. Who succeeded him, hangi şogunlardan söz edildiğini belirleyen bir ilgi cümleciğidir: Ieyasu'dan sonra bu görevi üstlenen şogunlar.

Alıştırma

Cümleyi, 'Bay Lee'nin görevini devraldı' anlamını verecek şekilde succeed fiilinin geçmiş zaman biçimi ve bir nesne zamiriyle tamamlayın: After Mr. Lee retired, Ana ____ as principal.

Cevabı göster

succeeded him

enacted a series of sweeping reforms Kalıp ifadeler

1:23

kapsamlı bir dizi reform yürürlüğe koyarak

Kalıp ifadeler

enacted a series of sweeping reforms: geniş kapsamlı reformları resmen yürürlüğe koymak

Bu ifadede enacted, reformların bir hükümetin veya kurumun resmî yetkisiyle yürürlüğe konduğunu anlatır. A series of, tek ve bağımsız bir değişiklik değil, birbiriyle bağlantılı birkaç reform olduğunu gösterir. Sweeping burada “geniş kapsamlı ve etkisi büyük” demektir. İfadenin bütünü, reformları birçok alanı etkileyen veya büyük değişiklikler yaratan resmî önlemler olarak sunar; fiziksel olarak süpürme eyleminden söz etmez.

Alıştırma

Cümleyi, “geniş kapsamlı birkaç reformu resmen yürürlüğe koymak” anlamına gelen ders ifadesinin aynısıyla tamamlayın: The new government ____.

Cevabı göster

enacted a series of sweeping reforms

that reshaped the country's economy, Kelime

1:26

ülkenin ekonomisini,

landscape and culture.

1:29

coğrafyasını ve kültürünü yeniden şekillendirdi.

Kelime

reshaped the country's economy, landscape and culture: derin bir dönüşüm

Reshaped, bir şeye yeni bir biçim verme düşüncesini büyük bir değişimi anlatacak şekilde genişletir. Economy ve culture ile kullanımı açıkça mecazidir; landscape ile görünür fiziksel değişiklikleri de içerebilir. Listenin bütününde, reformların genel yapıyı veya niteliği derin ve kalıcı biçimde değiştirdiğini anlatır. That ile başlayan ilgi cümleciği, önceki reformların etkisini açıklar. Üç öğeli liste, dönüşümün ulusal yaşamın birkaç önemli alanına ulaştığını vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede reshaped, bir sistemin çalışma biçimindeki geniş kapsamlı değişimi mecazi olarak anlatıyor?

  1. The designer reshaped the soft clay into a bowl.
  2. The update changed one icon from blue to green.
  3. Online banking reshaped the way customers manage their money.
Cevabı göster

Online banking reshaped the way customers manage their money.

Concerned over the growing influence of outside powers, Dilbilgisi

1:31

Dış güçlerin artan etkisinden endişe duyan

the shoguns imposed severe limitations Kalıp ifadeler

1:35

şogunlar, şiddetli kısıtlamalar getirdi

on foreign relations.

1:38

dış ilişkilere.

Dilbilgisi

Concerned over ...: nedeni belirten kısaltılmış yan cümle

Cümle başındaki Concerned over ..., ana cümledeki eylemin nedenini verir. Burada Because they were concerned over the growing influence of outside powers ... ile aynı anlama gelir. Şogunların endişesi, kısıtlamaların gerekçesidir. Bu, geçmiş zaman ortacıyla kurulmuş kısaltılmış bir yan cümledir ve they were sözcükleri anlaşılır ama yazılmaz. Örtük özne, ana cümlenin öznesi olan the shoguns ile aynı olmalıdır. Bu yapı, resmî yazıda nedeni kısa biçimde belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, öznenin eyleminin nedenini belirtmek için Concerned over ... yapısını doğru kullanır?

  1. Concerned over rising costs, the manager delayed the project.
  2. Concerning over rising costs, the manager delayed the project.
  3. Concerned over rising costs, the project was delayed by the manager.
Cevabı göster

Concerned over rising costs, the manager delayed the project.

Kalıp ifadeler

impose severe limitations on: bir yetkilinin koyduğu sıkı sınırlar

Impose severe limitations on + isim, yetki kullanarak bir faaliyete, alana veya gruba çok sıkı sınırlar koymak anlamına gelir. Bu cümlede kısıtlamaları oluşturan yetkili taraf şogunlardır; foreign relations ise kısıtlanan alandır. Kalıp impose limitations on something biçimindedir. Severe, kısıtlamaların güçlü ve ciddi etkileri olduğunu gösterir; on ise kısıtlamanın hedefini belirtir.

Alıştırma

Resmî impose severe limitations on kalıbını geçmiş zamanda kullanarak politika cümlesini tamamlayın: The city ____ water use during the drought.

Cevabı göster

imposed severe limitations on

They banned foreign traders from entering the country Dilbilgisi

1:40

Yabancı tüccarların ülkeye girmesini yasakladılar

and heavily restricted citizens from leaving.

1:43

ve vatandaşların ayrılmasını büyük ölçüde kısıtladılar.

Dilbilgisi

ban/restrict someone from doing something: bir eylemi yasaklamak veya sınırlamak

Ban someone from doing something ve restrict someone from doing something yapıları, bir eylemi engellemeyi veya sınırlamayı anlatır. Bu cümlede banned, yabancı tüccarların ülkeye girmesine izin verilmediğini; heavily restricted ise vatandaşların ülkeden ayrılma imkânının ciddi biçimde sınırlandığını gösterir. Her iki yapıda da from bir edattır. Bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır: from entering ve from leaving. Bu yapılarda to enter kullanılmaz ve from sonrasında fiilin yalın biçimi gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle hem ban someone from doing something hem de restrict someone from doing something yapısını doğru kullanır?

  1. The rules ban visitors from entering the laboratory and restrict students from using it after school.
  2. The rules ban visitors from enter the laboratory and restrict students from use it after school.
  3. The rules ban visitors to enter the laboratory and restrict students to use it after school.
Cevabı göster

The rules ban visitors from entering the laboratory and restrict students from using it after school.

To make up for the sudden decrease in imported goods, Öbek fiiller

1:48

İthal mallardaki ani düşüşü telafi etmek için,

Öbek fiiller

make up for something: bir kaybı veya eksikliği telafi etmek

Make up for; bir kaybı, eksikliği, hatayı veya sorunu telafi etmek anlamına gelir. Burada, ithal mallardaki ani azalmanın neden olduğu açığın kapatılmasını anlatır. Cümlenin başında kullanılan To make up for... bir amaç bildiren mastar grubudur; ardından gelen eylemin neden yapıldığını açıklar. Make up for ifadesini tek bir bütün olarak düşünün ve telafi edilen şeyi for sonrasına getirin.

Alıştırma

Dersi öğrendiğiniz ve ‘telafi etmek’ anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Extra practice can help ____ lost time.

Cevabı göster

make up for

the Tokugawa shoguns invested heavily in increasing internal production Notlar

1:51

Tokugawa şogunları iç üretimi artırmaya büyük yatırımlar yaptı

Kalıp ifadeler

invest heavily in + isim veya -ing biçimi

invest heavily in ifadesi, bir alana veya faaliyete büyük miktarda para, zaman, emek ya da başka kaynaklar ayırmak anlamına gelir. Heavily yatırımın büyüklüğünü belirtir; fiziksel ağırlık anlamına gelmez. in bir edat olduğu için ardından bir isim veya -ing biçimi gelebilir. Burada increasing internal production, kaynakların yatırıldığı faaliyeti adlandırır.

Alıştırma

Cümleyi invest heavily in ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: To improve rural internet access, the government ____ expanding the fiber network.

Cevabı göster

invested heavily in

while decreasing consumption and waste.

1:57

aynı zamanda tüketimi ve israfı azalttı.

Dilbilgisi

Zıt değişimler için increasing ... while decreasing ...

İki -ing öbeği paralel bir çift oluşturur: increasing internal production ve decreasing consumption and waste. While, iki değişikliği aynı politikanın parçaları olarak birbirine bağlar; zıt yönlü fiiller de karşıtlığı açıkça gösterir. Bu kalıp dengeli bir strateji sunmak için kullanışlıdır: increasing A while decreasing B, bir şeyi artırırken başka bir şeyi azaltmak anlamına gelir. Fiil biçimlerini paralel tutun.

Alıştırma

Hangi cümle, bir artışı ve bir azalışı göstermek için while sözcüğünün iki tarafında paralel -ing biçimleri kullanır?

  1. The managers are interested in increasing output while decreases energy use.
  2. The managers are interested in increasing output while decreasing energy use.
  3. The managers are interested in increase output while decreasing energy use.
Cevabı göster

The managers are interested in increasing output while decreasing energy use.

These practices were not entirely new.

2:00

Bu uygulamalar tamamen yeni değildi.

They drew upon the Buddhist concept of mottainai, Notlar

2:03

Budist mottainai kavramından yararlandılar,

Öbek fiiller

drew upon: var olan bir kaynaktan yararlanmak

Drew upon, draw upon ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Burada var olan bir kaynaktan yararlanmak veya ondan fikir almak anlamına gelir. Bu ifade, mottainai kavramını yaptıklarını etkileyen bir fikir kaynağı olarak gösterir. draw upon + kaynak yapısı çoğu zaman fikirlerin, bilginin, deneyimin veya kaynakların nereden geldiğini vurgular.

Alıştırma

Bir raporun önceki araştırmaları kaynak olarak kullandığını hangi cümle doğal biçimde anlatır?

  1. This report drew at earlier research.
  2. This report drew upon earlier research.
  3. This report drew up earlier research.
Cevabı göster

This report drew upon earlier research.

which emphasized not wasting resources

2:06

ki bu, kaynakları israf etmemeyi

and being satisfied with just enough. Kalıp ifadeler

2:09

ve yeterli olanla yetinmeyi vurguluyordu.

Kültür

Budist mottainai kavramı: kaynaklara değer vermek ve israftan kaçınmak

Bu cümlede mottainai, Budist bir bağlam içinde sunulan Japon kültürüne ait bir düşüncenin adıdır. Ardından gelen which yan cümlesi burada gereken anlamı açıklar: kaynakları israf etmemek ve her zaman daha fazlasını istemek yerine yeterli olanla yetinmek. Bu isim grubu, eşyaları koruma, onarma ve yeniden kullanma gibi seçimlere yön verebilen bir değeri belirtir; yalnızca bir nesnenin veya kişinin adı değildir.

Alıştırma

Cümledeki açıklamaya göre mottainai kavramına en uygun ifade hangisidir?

  1. İnsanları kaynaklara değer vermeye ve gereksiz israftan kaçınmaya teşvik eder.
  2. Her nesnenin sonsuza kadar saklanması gerektiği anlamına gelir.
  3. İnsanların tüm yeni şeyleri üretmeyi bırakmasını gerektirir.
Cevabı göster

İnsanları kaynaklara değer vermeye ve gereksiz israftan kaçınmaya teşvik eder.

Kalıp ifadeler

being satisfied with just enough: yalnızca gerektiği kadarla yetinmek

Be satisfied with, bir şeyi, sonucu veya miktarı kabul edilebilir ve yeterli bulmak anlamına gelir. Buradaki just enough, fazlası olmadan tam olarak gereken miktarı ifade eder. Being, emphasized sonrasında gelen not wasting ile paralel olması için -ing biçimindedir. Bu ifade bir değeri anlatır: sürekli daha fazlasını istemek yerine ihtiyacı karşılayan miktarı kabul etmek.

Alıştırma

Cümleyi, yalnızca gereken miktarla yetinmek anlamına gelen ders ifadesiyle tamamlayın: Ava did not want extra supplies; she was ____ paper to finish the poster.

Cevabı göster

satisfied with just enough

Realizing the extent of ecological destruction Dilbilgisi

2:13

Ekolojik tahribatın boyutlarının

impacting the capital city,

2:16

başkenti etkilediğini fark eden,

Edo,

2:18

Edo'da,

the Tokugawa shoguns introduced limitations on logging Kalıp ifadeler

2:19

Tokugawa şogunları ağaç kesimine sınırlamalar getirdi

Dilbilgisi

Realizing the extent of ecological destruction: bir eylemin nedenini belirtmek

Cümle başındaki -ing öbeği Realizing the extent of ecological destruction, ana eylemin nedenini verir. Şogunların yıkımın ne kadar ciddi olduğunu fark ettikleri için sınırlamalar getirdiğini anlatır. Realizing kendi açık öznesine sahip değildir; bu yüzden örtük öznesi ana cümlenin öznesiyle aynı olmalıdır. Burada the Tokugawa shoguns hem sorunu fark eden hem de sınırlamaları getiren gruptur.

Alıştırma

Cümle başındaki Realizing ... öbeğini doğru örtük özneyle kullanan cümle hangisidir?

  1. Realizing the road was icy, there was a sudden change in Maya's plan.
  2. Realizing the road was icy, the speed limit was lowered.
  3. Realizing the road was icy, Maya drove more slowly.
Cevabı göster

Realizing the road was icy, Maya drove more slowly.

and launched sprawling reforestation programs. Kalıp ifadeler

2:23

ve geniş çaplı yeniden ağaçlandırma programları başlattı.

Kalıp ifadeler

introduce limitations on + faaliyet: faaliyete sınırlama getirmek

Introduce limitations on + isim veya -ing biçimi, bir şeyi ya da faaliyeti etkileyen yeni kısıtlamaları resmî olarak yürürlüğe koymak demektir. Burada logging, kısıtlanan faaliyetin adıdır. Introduce fiili, kısıtlamaları yeni bir politika veya önlem olarak sunar. Yalnızca tartışılmadıklarını, uygulamaya konduklarını anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle şehrin gece yapılan inşaat çalışmalarına resmî olarak yeni kısıtlamalar getirdiğini söyler?

  1. The city introduced limitations on nighttime construction.
  2. The city described nighttime construction.
  3. The city removed limitations on nighttime construction.
Cevabı göster

The city introduced limitations on nighttime construction.

Kalıp ifadeler

launch sprawling reforestation programs: geniş kapsamlı yeniden ağaçlandırma programları başlatmak

Launch a program, düzenli bir planı veya eylemler bütününü resmî olarak başlatmak demektir. Bu ifadede launched eylemdir; sprawling reforestation programs ise neyin başlatıldığını belirten nesnedir. Reforestation, ormanın kaybolduğu bir alanda çoğu zaman ağaç dikerek ağaç örtüsünü yeniden oluşturmak demektir. Sprawling, programların geniş bir alana yayıldığını veya uzaklara yayılan çok sayıda bölüm içerdiğini gösterir; ayrıca biraz düzensiz ya da kontrol edilmesi zor bir yayılmayı düşündürebilir.

Alıştırma

Hangi cümle bir kuruluşun geniş kapsamlı bir orman yenileme çalışmasını resmî olarak başlattığı anlamına gelir?

  1. The foundation launched a sprawling reforestation program across the region.
  2. The foundation studied one forest without starting a program.
  3. The foundation canceled a sprawling reforestation program across the region.
Cevabı göster

The foundation launched a sprawling reforestation program across the region.

Local villagers were required Dilbilgisi

2:27

Yerel köylülerden

and later paid to plant millions of trees.

2:29

milyonlarca ağaç dikmeleri istendi ve daha sonra onlara ödeme yapıldı.

Dilbilgisi

were required and later paid to plant: zorunluluktan ücretli işe geçiş

Bu edilgen ifade iki aşamayı birleştirir: köylülerden ağaç dikmeleri istendi ve daha sonra ağaç dikmeleri için onlara ödeme yapıldı. Özne her iki eylemden de etkilenen taraftır; bu nedenle odak, zorunluluğu kimin koyduğundan veya ödemeyi kimin yaptığından çok politikanın köylüleri nasıl etkilediğindedir. Ortak yapı were ve to plant ifadelerinin tekrarlanmasını önler. Later, zorunluluktan maddi karşılığa geçişi gösterir.

Alıştırma

Bu cümle hangi sırayı anlatıyor? The workers were required and later paid to repair the trail.

  1. İşçiler görevi özgürce seçti ve hiç para almadı.
  2. Önce işçiler para aldı; daha sonra patikayı onarmayı bırakmaları emredildi.
  3. Önce patikayı onarmak zorunluydu; daha sonra işçiler bu işi yaptıkları için para aldı.
Cevabı göster

Önce patikayı onarmak zorunluydu; daha sonra işçiler bu işi yaptıkları için para aldı.

To curb demands for timber, Kalıp ifadeler

2:33

Kereste talebini dizginlemek için,

Kalıp ifadeler

To curb demands for timber: amaç belirtme

Cümlenin başındaki To curb... bir amaç bildiren mastar yapısıdır: sonraki yan cümledeki eylemin neden yapıldığını açıklar. Curb, özellikle istenmeyen bir eğilimin büyümesini kontrol etmek veya azaltmak anlamına gelir; genellikle onu tamamen ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Demand for + isim, o şeye duyulan ihtiyacı veya isteği belirtir. Burada demands çoğuldur ve kereste ihtiyacını birden fazla kullanım alanından ya da kaynaktan geliyormuş gibi sunar. Genel piyasa dilinde tekil demand for timber da yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümle curb demand for yapısını kullanarak bir politikanın amacını doğal biçimde anlatır?

  1. To demand a curb for disposable cups, the café began charging for them.
  2. To curb disposable cups for demand, the café began charging for them.
  3. To curb demand for disposable cups, the café began charging for them.
Cevabı göster

To curb demand for disposable cups, the café began charging for them.

strict rationing rules were introduced Kelime

2:35

katı karne kuralları getirildi

Kelime

strict rationing rules: sıkı karneyle dağıtım kuralları

Rationing rules, kıt bir kaynaktan her kişinin veya hanenin ne kadar alabileceğini, satın alabileceğini ya da kullanabileceğini belirleyen resmî sınırlardır. Burada kontrollü bir dağıtım sistemi anlatılır; yalnızca tasarruf etme tavsiyesi değildir. Strict, bu sınırların istisnalara çok az yer bıraktığını ve sıkı biçimde uygulandığını belirtir.

Alıştırma

Hangi durum strict rationing rules ifadesiyle en iyi anlatılır?

  1. Aileler istedikleri kadar yakıt alabilir.
  2. Yakıt kıtlığı sırasında her haneye haftalık sabit miktarda yakıt verilir.
  3. İnsanlara yakıt almadan önce fiyatları karşılaştırmaları önerilir.
Cevabı göster

Yakıt kıtlığı sırasında her haneye haftalık sabit miktarda yakıt verilir.

and houses were built with standardized wooden components Kalıp ifadeler

2:38

ve evler standartlaştırılmış ahşap bileşenlerle inşa edildi,

that could be disassembled and reused. Kelime

2:41

böylece sökülüp yeniden kullanılabiliyorlardı.

Kalıp ifadeler

were built with standardized wooden components: standartlaştırılmış ahşap bileşenlerle inşa edildi

Be built with + malzeme veya bileşen yapısı, bir şeyi inşa etmek için ne kullanıldığını gösterir. Edilgen were built yapısı, inşa eden kişilerden çok evlere ve inşa yöntemine odaklanır. Standardized, bileşenlerin üzerinde anlaşılmış aynı boyut veya tasarıma göre üretildiğini belirtir. Wooden bunların malzemesini gösterir; birbiriyle uyumlu bileşenler montajı ve yeniden kullanımı kolaylaştırır.

Alıştırma

Cümleyi be built with yapısının doğru edilgen biçimiyle tamamlayın: The temporary classrooms ____ standardized metal panels.

Cevabı göster

were built with

Kelime

could be disassembled and reused: sökülüp yeniden kullanılabilirdi

Burada disassemble, monte edilmiş bir nesneyi bileşenlerine ayırmak anlamına gelir. Reuse ise bu bileşenleri atmak yerine yeniden kullanmak demektir. Could be disassembled and reused, could be + iki geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. İki eylem aynı edilgen yapıyı paylaşır ve ahşap bileşenlerin tasarımları sayesinde sökülebilip yeniden kullanılabildiğini gösterir.

Alıştırma

Modüler bir sahne, gösteriden sonra sökülüp yeniden kullanılmak üzere tasarlanmıştır. Cümleyi can be ve hedef iki geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: After the show, the modular stage ____.

Cevabı göster

can be disassembled and reused

Soon,

2:45

Kısa sürede,

entire industries grew around eliminating the city's waste. Kalıp ifadeler

2:45

şehrin atıklarını ortadan kaldırma etrafında bütün bir endüstri büyüdü.

Kalıp ifadeler

entire industries grew around + -ing: bütün sektörler bir faaliyet etrafında gelişti

An industry grows around an activity yapısı, bir faaliyet veya ihtiyacın ilgili işletmelerin, işlerin ve hizmetlerin merkezi hâline geldiğini anlatır. Burada kentin atıklarını ortadan kaldırmak, bütün sektörlerin gelişmesine yetecek kadar iş oluşturmuştur; around fiziksel bir konumu anlatmaz. Around bir edat olduğu için burada ardından -ing biçimindeki eliminating gelir. Entire, yalnızca birkaç bağımsız işin değil, tam sektörlerin geliştiğini vurgular.

Alıştırma

“Merkezdeki bir faaliyet etrafında gelişti” anlamındaki hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: As electric bicycles became popular, new businesses ____ maintaining and repairing them.

Cevabı göster

grew around

Residents used agricultural byproducts Kelime

2:50

Sakinler tarımsal yan ürünleri

like rice straw to make rope and packaging material.

2:53

örneğin pirinç sapını ip ve ambalaj malzemesi yapmak için kullandı.

Kelime

Tarımsal yan ürünler: tarımsal üretimden çıkan yararlı ikincil malzemeler

Tarımsal yan ürünler, bir çiftliğin ana ürünlerini yetiştirirken veya işlerken ortaya çıkan ikincil malzemelerdir. Bu cümlede pirinç samanı, pirinç ürünüyle birlikte ortaya çıkar ve malzeme olarak kullanılabilir. Bir yan ürün kendiliğinden işe yaramaz atık demek değildir. Sözcük, malzemenin nasıl ortaya çıktığını açıklar; malzemenin hâlâ değeri veya başka bir kullanımı olabilir.

Alıştırma

Hangi açıklama agricultural byproduct ifadesine en uygun tanımdır?

  1. Hiçbir şekilde kullanılamayan ve mutlaka atılması gereken herhangi bir malzeme.
  2. Tarım veya işleme sırasında ortaya çıkan ve hâlâ yararlı olabilecek ikincil bir malzeme.
  3. Bir çiftliğin üretmeyi amaçladığı ana ürün.
Cevabı göster

Tarım veya işleme sırasında ortaya çıkan ve hâlâ yararlı olabilecek ikincil bir malzeme.

Candlewax drippings were saved and remolded.

2:57

Mum damlaları biriktirildi ve yeniden kalıplandı.

Craftsmen repaired old umbrellas and worn-out sandals Kelime

3:01

Zanaatkarlar eski şemsiyeleri ve yıpranmış sandaletleri

rather than tossing them. Kalıp ifadeler

3:05

atmak yerine onardılar.

Kelime

Worn-out sandals: uzun süreli kullanımdan yıpranmış sandaletler

Worn-out, bir şeyin çok kullanıldığı için hasar gördüğü, zayıfladığı veya artık iyi durumda olmadığı anlamına gelir. Burada sandaletleri anlatır, onları giyen kişileri değil. İfade, bir şeyi tekrarlanan kullanım ona zarar verene kadar kullanmak anlamındaki wear out fiilinden gelir. Böylece kötü durumun nedeni de anlamın bir parçası olur.

Alıştırma

Uzun süreli kullanımdan zarar görmüş anlamındaki birleşik sıfatla cümleyi tamamlayın: After ten years of daily use, these are ____ work boots.

Cevabı göster

worn-out

Kalıp ifadeler

rather than tossing them: bir eylemi diğerine tercih etmek

Rather than tossing them, “onları atmak yerine” anlamına gelir. Zanaatkârların seçtiği eylem olan onarma ile seçmedikleri eylem olan çöpe atmayı karşılaştırır. Aynı kişi her iki eylemi de yapabilecek durumdaysa rather than, seçilmeyen eylemi -ing biçimiyle tanıtabilir: repaired ... rather than tossing .... them zamiri, daha önce geçen old umbrellas and worn-out sandals ifadesine gönderme yapar.

Alıştırma

Cümleyi rather than ve replace fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Maya fixed her backpack ____ it.

Cevabı göster

rather than replacing

Even human waste was collected and turned into fertilizer. Öbek fiiller

3:07

İnsan dışkısı bile toplandı ve gübreye dönüştürüldü.

Öbek fiiller

turned into fertilizer: edilgen be turned into yapısı

Turn A into B, “A’yı değiştirerek B hâline getirmek” anlamına gelir. Vurgulanan ifadede fertilizer, değişimin sonucudur. Cümlede edilgen yapı A + be + turned into + B kullanılır: human waste was ... turned into fertilizer. was yardımcı fiili collected ve turned tarafından ortak kullanıldığı için turned öncesinde tekrarlanmaz.

Alıştırma

Cümleyi turn into ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: At the recycling center, old bottles are ____ new glass.

Cevabı göster

turned into

Within households,

3:12

Hanelerde,

families developed techniques to reuse or repurpose items Kelime

3:13

aileler eşyaları atmak yerine

rather than discarding them.

3:17

yeniden kullanmak veya farklı amaçlara uyarlamak için teknikler geliştirdi.

Kelime

to reuse or repurpose items: eşyaları yeniden kullanmak veya başka bir amaca uyarlamak

Reuse, bir eşyayı temel kullanım amacı değişmeden tekrar kullanmak demektir. Repurpose ise eşyaya yeni bir işlev vermek veya onu farklı bir amaçla kullanmak demektir. Bu cümlede to reuse or repurpose items mastar ifadesi, yöntemlerin amacını belirtir. Or, eşyaları atmak yerine kullanımda tutmanın iki yolunu birbirine bağlar.

Alıştırma

Hangi cümle bir eşyanın yalnızca yeniden kullanılmadığını, açıkça başka bir amaca uyarlandığını gösterir?

  1. She repurposed an old ladder as a bookshelf.
  2. She discarded the old ladder after it broke.
  3. She reused the old ladder to reach a high shelf.
Cevabı göster

She repurposed an old ladder as a bookshelf.

Kimonos were continuously mended.

3:19

Kimonolar sürekli olarak yamandı.

When the fabric was too frayed for repair, Dilbilgisi

3:22

Kumaş onarılamayacak kadar yıprandığında,

Dilbilgisi

was too frayed for repair: onarılamayacak kadar yıpranmış

too + sıfat + for + isim yapısı, bir özelliğin derecesinin belirli bir amaç, etkinlik veya durumun kabul edebileceği sınırı aştığını gösterir. Burada too frayed for repair, kumaşın ipliklerinin onarımın artık uygulanabilir veya mümkün olmayacağı kadar yıpranıp saçaklandığı anlamına gelir. Too yalnızca “çok” anlamına gelmez. Sınırlayıcı bir sonuç da ekler: kumaş aşırı derecede yıprandığı için etkili biçimde onarılamaz.

Alıştırma

Halattaki yıpranmanın güvenli kullanımı imkânsız hâle getirdiğini anlatacak şekilde cümleyi tamamlayın: The rope was ____ worn ____ safe use.

Cevabı göster

too · for

it was used to cover futons,

3:25

futonları kaplamak için kullanıldı,

then cut into diapers or cleaning cloths Anlatım akışı

3:27

daha sonra bebek bezlerine veya temizlik bezlerine kesildi

before finally being burned as fuel.

3:30

ve en sonunda yakıt olarak yakıldı.

Anlatım akışı

then ... before finally ... ile aşamaları sıralama

then ... before finally ... kalıbı, eylemleri bir zaman çizgisi üzerinde sıralar. Then bir sonraki aşamayı, before finally ise son aşamayı tanıtır. Bu cümlede aynı malzeme başka yararlı eşyalara dönüştürülmek üzere kesilir ve daha sonra yakıt olarak yakılır. Bu anlatım, bağlantısız eylemlerin listesini değil, bir yaşam döngüsünü gösterir. Then sonrasında tekrarlanan özne ve yardımcı fiil düşürülür: then [it was] cut. Malzeme son eyleme maruz kaldığı için being burned edilgen yapıda kalır.

Alıştırma

Kontrol, etiketleme ve gönderim aşamalarını bu sırayla ve gönderimi son aşama olarak en açık biçimde hangi cümle anlatır?

  1. The package was shipped, then inspected before finally being labeled.
  2. The package was inspected and shipped while the label was blue.
  3. The package was inspected, then labeled before finally being shipped to the customer.
Cevabı göster

The package was inspected, then labeled before finally being shipped to the customer.

Artisans deftly repaired ceramics using kintsugi, Kültür

3:34

Zanaatkarlar seramikleri kintsugi kullanarak ustaca onardılar,

where broken pieces are plastered together

3:38

bu yöntemde kırık parçalar birleştiriliyor

and the fracture lines brushed with gold lacquer. Kelime

3:40

ve kırık hatları altın vernikle fırçalanıyordu.

Kültür

using kintsugi: Japon seramiğinde görünür onarım

Kintsugi, Japon seramik onarım geleneğidir. Kırık parçalar birleştirilir ve onarım çizgileri, çoğunlukla lake ve değerli metal tozuyla belirginleştirilir. using kintsugi ifadesindeki using, zanaatkârların kullandığı yöntemi belirtir. Buradaki önemli arka plan, onarımın tamamen görünmez olmasının amaçlanmamasıdır. Görünen birleşme çizgileri nesnenin görünüşünün bir parçası hâline gelir; böylece onarım estetik değer de katar.

Alıştırma

Bu cümledeki kintsugi sözcüğünü en iyi hangi ifade açıklar?

  1. Kintsugi, hiç birleşme çizgisi veya çatlak olmadan yeni seramik üretme yöntemidir.
  2. Kintsugi, onarılan çatlakları tasarımın bir parçası olarak görünür bırakan bir Japon seramik onarım tekniğidir.
  3. Kintsugi, her tür nesnede kullanılan altın renkli bir boyama tarzıdır.
Cevabı göster

Kintsugi, onarılan çatlakları tasarımın bir parçası olarak görünür bırakan bir Japon seramik onarım tekniğidir.

Kelime

the fracture lines brushed with gold lacquer: çatlak çizgilerine altın renkli lake sürülmesi

Fracture lines, bir nesnenin kırıldığı yerde kalan görünür çatlakları veya birleşme çizgilerini anlatır. Gold lacquer, altın renginde bir yüzey oluşturan lake ya da ciladır; dolayısıyla brushed with gold lacquer, bu kaplamanın söz konusu çizgilere fırçayla sürüldüğü anlamına gelir. İfade, önceki edilgen yapıyı sürdürür. Tam biçim where broken pieces are plastered together and the fracture lines are brushed with gold lacquer şeklindedir. Tekrarlanan are düşürülmüştür; yine de the fracture lines eylemi yapan değil, eylemden etkilenen ögedir.

Alıştırma

Bu onarım açıklamasında “the fracture lines brushed with gold lacquer” ne anlama gelir?

  1. Altın renkli lake tabakasına görünür çatlaklar oyulur.
  2. Görünür çatlaklara altın renkli lake uygulanır.
  3. Kırık parçalar birleştirilmeden önce çatlaklar gizlenir.
Cevabı göster

Görünür çatlaklara altın renkli lake uygulanır.

A tradition known as boro developed, Kültür

3:44

Boro olarak bilinen bir gelenek gelişti,

in which fragments of old cloth were sewn together Kalıp ifadeler

3:47

bunda eski kumaş parçaları birbirine dikilerek

to create beautifully patchworked garments

3:50

güzel bir şekilde yamanmış giysiler oluşturuldu

Kalıp ifadeler

were sewn together to create ...: malzemeleri birleştirerek bitmiş bir ürün yapmak

were sewn together, sew together yapısının edilgen biçimidir. Eski kumaş parçalarını eylemden etkilenen malzemeler olarak gösterir: Birisi bu parçaları dikişlerle birleştirmiştir. to create, bu eylemin amacını ve hedeflenen sonucunu belirtir. Malzemeler + be sewn together + to create + bitmiş ürün kalıbı, bir üretim adımını ortaya çıkan ürüne açıkça bağlar.

Alıştırma

Parçaların bir yorgan yapmak amacıyla birbirine dikildiğini anlatan hedef eylem zinciriyle cümleyi tamamlayın: The fabric squares were ____ a quilt.

Cevabı göster

sewn together to create

that were then passed down for generations. Öbek fiiller

3:52

ve bunlar nesiller boyunca aktarıldı.

Kültür

known as boro: bir Japon onarım geleneğinin adı

Known as boro, “boro olarak bilinen” ya da “boro adı verilen” demektir; known as geleneğin adını tanıtır. Boro, yıpranmış kumaşların tekrar tekrar yamandığı, dikildiği ve yeniden kullanıldığı, böylece kumaş ve giysilerin ömrünün uzatıldığı bir Japon tekstil geleneğidir. Kumaşın değerli, kaynakların ise sınırlı olduğu topluluklarda gelişmiştir; bu da cümledeki eski parçaları, kat kat yamaları ve nesiller boyunca aktarılan giysileri açıklar.

Alıştırma

Bu cümledeki boro sözcüğüne en uygun açıklama hangisidir?

  1. Her tür dekoratif patchwork için kullanılan genel bir terim.
  2. Hiç eski kumaş kullanmadan yeni kumaş dokuma tekniği.
  3. Eski kumaşları tekrar tekrar dikerek ve yamayarak onarma ve yeniden kullanma geleneği.
Cevabı göster

Eski kumaşları tekrar tekrar dikerek ve yamayarak onarma ve yeniden kullanma geleneği.

Öbek fiiller

passed down for generations: nesiller boyunca aktarılmak

were passed down, pass something down yapısının edilgen biçimidir. Burada giysilerin korunduğu ve bir nesilden sonraki nesle aktarıldığı anlamına gelir; yalnızca aşağı doğru hareket ettirildikleri anlamına gelmez. then, bu aktarımın giysiler yapıldıktan sonra gerçekleştiğini gösterirken for generations sürecin birkaç nesil boyunca sürdüğünü belirtir. Aynı ifade nesneler, tarifler, hikâyeler, beceriler, bilgiler ve gelenekler için de kullanılabilir.

Alıştırma

Yaşlı nesillerden genç nesillere aktarmak anlamındaki hedef öbek fiille cümleyi tamamlayın: This recipe has been ____ for generations.

Cevabı göster

passed down

Meanwhile,

3:56

Bu arada,

poetry, theater, and literature flourished, Kelime

3:57

şiir, tiyatro ve edebiyat gelişti,

as did the study of Chinese Confucianism Dilbilgisi

4:00

Çin Konfüçyüsçülüğü

and European scientific texts,

4:03

ve Avrupa bilimsel metinlerinin çalışılması da keza,

Kelime

poetry, theater, and literature flourished: kültürel alanların gelişip serpilmesi

Burada flourished, güçlü, etkin ve başarılı hâle gelmek anlamındadır. Bitkileri değil kültürel alanları anlatır: şiir, tiyatro ve edebiyat gelişiyor ve önemli eserler üretiyordu. Flourish, yalnızca exist veya continue demekten daha güçlüdür. Bir sanatın, düşüncenin, işletmenin ya da çalışma alanının belirli bir dönemde büyük gelişme göstermesini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle kültürel bir etkinliğin aktif ve başarılı hâle geldiğini söylüyor?

  1. Local theater stayed limited to one small annual show.
  2. Local theater was canceled throughout the decade.
  3. Local theater flourished during the decade.
Cevabı göster

Local theater flourished during the decade.

Dilbilgisi

as did the ...: aynı yüklemi paylaşan yeni bir özne eklemek

As did the study... yapısında as, aynı durumun başka bir özne için de geçerli olduğunu belirtir. Sonraki özne the study..., önceki flourished yüklemini paylaşır; dolayısıyla tam anlam the study... flourished too olur. Did, daha önce geçen basit geçmiş zaman yükleminin yerini alır ve yeni özneden önce gelir. Kalıp clause, as + auxiliary + subject biçimindedir. Bu devrik yapı resmî anlatımı daha kısa tutar. Did sonrasındaki the yalnızca yeni isim öbeğini başlatır; as did the şeklinde sabit bir ifadenin parçası değildir.

Alıştırma

Tartışma takımının da büyüdüğünü belirten resmî devrik yapıyla cümleyi tamamlayın: The science club grew, ____ the debate team.

Cevabı göster

as did

which were welcomed in the country

4:05

bunlar ülkede hoş karşılandı

even as their authors were not. Anlatım akışı

4:07

yazarları öyle olmasa bile.

Anlatım akışı

even as ... were not: eş zamanlı karşıtlık ve eksilti

Burada even as, aynı anda geçerli olan ancak zıt yönlere işaret eden iki olguyu bağlar: eserler ülkede memnuniyetle karşılanırken yazarları karşılanmamıştır. Even, bu karşıtlığın özellikle şaşırtıcı olduğunu vurgular. Were not ifadesinden sonra tekrarlanan welcomed in the country bölümü düşürülmüştür. Bu eksilti, tekrarı önler ve odağı karşıtlıkta tutar. Tam biçim their authors were not welcomed in the country olurdu.

Alıştırma

Burada even as nasıl bir ilişki ifade ediyor? The restaurant stayed busy even as the storm grew worse.

  1. Fırtınanın kötüleşmesi restoranın kalabalık kalmasına neden oldu.
  2. Restoran ancak fırtına sona erdikten sonra kalabalıklaştı.
  3. İki durum aynı anda gerçekleşti ve şaşırtıcı bir karşıtlık oluşturdu.
Cevabı göster

İki durum aynı anda gerçekleşti ve şaşırtıcı bir karşıtlık oluşturdu.

Yet,

4:10

Bununla birlikte,

while the Tokugawa period was marked by achievements Anlatım akışı

4:10

Tokugawa dönemi sürdürülebilirlik ve sanat alanlarında

in sustainability and art,

4:13

başarılarla dolu olsa da,

it wasn't without its flaws. Deyimler

4:15

kusursuz değildi.

Anlatım akışı

while ... it wasn't without ...: dengeli bir değerlendirme

Burada while, “... sırasında” değil, “... olsa da” anlamına gelir. While yan cümlesi önce olumlu bir gerçeği kabul eder: dönem başarılarıyla öne çıkmıştır. Ana cümle daha sonra bir sınırlama ekler: yine de kusurları vardır. While + olumlu nokta, ana cümle + sınırlama kalıbı dengeli bir değerlendirme kurar. Böylece yazar, konuyu tamamen iyi veya kötü göstermek yerine eleştiri eklemeden önce güçlü yönleri kabul eder. Was marked by, “... ile nitelendirildi” veya “... ile öne çıktı” anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle önce güçlü bir yönü kabul edip sonra bir sınırlama ekleyerek dengeli bir değerlendirme yapıyor?

  1. Because the course had confusing sections, its clear explanations did not matter.
  2. The course offered clear explanations, so it had no confusing sections.
  3. While the course offered clear explanations, it wasn't without a few confusing sections.
Cevabı göster

While the course offered clear explanations, it wasn't without a few confusing sections.

Deyimler

wasn't without its flaws: sorunları ölçülü biçimde kabul etmek

wasn't without its flaws yapısı, olumsuz bir biçim kullanarak bazı kusurların gerçekten bulunduğunu söyler. Nesnenin kusursuz olduğu anlamına gelmez. it had some flaws ile karşılaştırıldığında bu ifade daha ölçülü ve dengeli bir değerlendirmeye daha uygundur. Sorunları kabul ederken olumlu yönlere de yer bırakır.

Alıştırma

Bir planın bazı sorunları olduğunu ölçülü ve resmi biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The plan was completely unusable.
  2. The plan wasn't without its flaws.
  3. The plan had no flaws at all.
Cevabı göster

The plan wasn't without its flaws.

Strict laws and regulations were enforced Kalıp ifadeler

4:18

Katı yasalar ve düzenlemeler

by harsh authoritarian rule. Kelime

4:20

sert ve otoriter bir yönetim tarafından uygulandı.

Kalıp ifadeler

Strict laws and regulations were enforced: bir yetkili makamın kuralları uygulaması

Enforce laws and regulations, yasaların veya resmi kuralların genellikle yetki, denetim ya da cezalar yoluyla uygulanmasını ve bunlara uyulmasının sağlanmasını ifade eder. Bu cümlede were enforced edilgen yapıdadır: odak laws and regulations üzerindedir; uygulayan kişi ya da kurum belirtilirse by öbeğinde yer alır. Enforce, zaten var olan bir kuralı yürürlüğe koyup uygulatmayı anlatır; yalnızca kuralı yazmak veya duyurmak anlamına gelmez. Bu nedenle ifade, kuralların anlatılan sistem içinde etkin biçimde uygulandığını gösterir.

Alıştırma

Bir yetkili makamın insanların yeni güvenlik yönetmeliklerine uymasını sağladığını anlatan doğal cümleyi seçin.

  1. The new safety regulations are strictly created.
  2. The new safety regulations are strictly enforced.
  3. The new safety regulations are strictly announced.
Cevabı göster

The new safety regulations are strictly enforced.

It was a feudal society Kelime

4:23

Bu, sosyal ve ekonomik eşitsizlikle

rife with social and economic inequality.

4:24

dolu feodal bir toplumdu.

Kelime

sert otoriter yönetim

Harsh authoritarian rule, gücün tek bir liderin ya da küçük bir grubun elinde toplandığı ve siyasi özgürlüklerle katılımın sınırlandığı sert bir yönetim sistemini anlatır. Buradaki rule, tek bir “kural” değil, “yönetim” anlamındadır; harsh ise kontrolün sert ve baskıcı olduğunu vurgular. Bu cümlede ifade, toplumu şekillendiren siyasi sistemi olumsuz bir güç olarak sunar. Sadece birinin katı olduğunu söyleyen günlük bir ifade değildir; tarihî veya siyasi açıklamalarda kullanılır.

Alıştırma

Bu cümlede harsh authoritarian rule neyi anlatıyor?

  1. Sıkı ama özgürce seçilmiş bir yerel politika
  2. Merkezileşmiş siyasi kontrolün sert bir sistemi
  3. Bir ders kitabındaki tek ve zor bir kural
Cevabı göster

Merkezileşmiş siyasi kontrolün sert bir sistemi

Kelime

toplumsal ve ekonomik eşitsizliklerle dolu feodal bir toplum

Rife with, yaygın olan ve görmezden gelinmesi zor bir sorunla ya da başka bir istenmeyen özellikle dolu olmak demektir. Bu cümlede a feudal society rife with social and economic inequality, eşitsizliğin toplumun her yerine yayıldığını, sadece birkaç örnekte bulunmadığını anlatır. Yapı noun + rife with + noun şeklindedir: rife with ifadesinden sonraki bölüm, bir yerin, sistemin veya durumun yaygın biçimde ne içerdiğini açıklar. Rife with ifadesinden sonra genellikle corruption, violence, errors, rumors veya problems gibi olumsuz isimler gelir.

Alıştırma

Yaygın sorunları vurgulamak için rife with ifadesini en doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. The report was rife errors.
  2. The report was rife with helpful tips.
  3. The report was rife with errors.
Cevabı göster

The report was rife with errors.

The majority peasant population,

4:27

Çoğunluğu oluşturan köylü nüfus,

for example,

4:29

örneğin,

was forced to pay an often crippling rice tax, Kelime

4:30

nengu adı verilen

Kelime

often crippling rice tax ifadesindeki crippling

often crippling rice tax ifadesinde crippling mecaz anlamdadır. Verginin insanlara çok ağır bir yük bindirerek geçimlerini sağlama veya normal biçimde yaşama becerilerini ciddi ölçüde zayıflatabileceğini anlatır. Burada fiziksel engellilik anlamına gelmez. Bu güçlü sıfat debt, costs, taxes veya shortages gibi ekonomik ya da pratik yükleri nitelemek için sıkça kullanılır. Often, zararlı etkinin her seferinde değil ama sık sık ortaya çıktığını belirtir.

Alıştırma

a crippling tax ifadesinde crippling ne anlama gelir?

  1. Vergi küçük ve kolayca karşılanabilirdi.
  2. Vergi yalnızca fiziksel engelli kişiler tarafından ödeniyordu.
  3. Vergi o kadar ağırdı ki insanların geçim kaynaklarına ciddi zarar verebilirdi.
Cevabı göster

Vergi o kadar ağırdı ki insanların geçim kaynaklarına ciddi zarar verebilirdi.

called nengu, Kültür

4:34

sıklıkla felç edici bir pirinç vergisini

to regional lords known as daimyo.

4:35

daimyo olarak bilinen bölgesel lordlara ödemek zorundaydı.

Kültür

called nengu ... daimyo olarak bilinen bölgesel derebeyler

Bu Japon tarihi bağlamında nengu, çoğunlukla pirinç üzerinden hesaplanan veya pirinçle ödenen yıllık bir haraç ya da vergiydi. Daimyo, bölgeleri yöneten güçlü yerel derebeylerdi. Cümle, çiftçilerin daimyo'ya nengu ödemek zorunda olduğunu anlatır. Called nengu pirinç vergisinin adını, known as daimyo ise bölgesel derebeylerin adını verir. Bunlar kısaltılmış edilgen yan cümlelerdir: a rice tax that was called nengu ve regional lords who were known as daimyo. Bu yapı, bir metnin bilinmeyen adları kısa biçimde tanımlamasını sağlar.

Alıştırma

Cümlede nengu ile daimyo arasındaki ilişkiyi hangi ifade doğru açıklar?

  1. Nengu ve daimyo aynı derebeyi grubunun iki farklı adıydı.
  2. Çiftçiler nengu'yu daimyo denen bölgesel derebeylere ödüyordu.
  3. Daimyo, nengu'yu çiftçilere ücret olarak ödüyordu.
Cevabı göster

Çiftçiler nengu'yu daimyo denen bölgesel derebeylere ödüyordu.

And by the second half of the 19th century, Kalıp ifadeler

4:38

Ve 19. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde,

Kalıp ifadeler

by the second half of the 19th century: 19. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde

By the second half of the 19th century, “19. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde veya bu noktadan önce” anlamına gelir. Tarihsel anlatımda by bir zaman referans noktası belirler ve çoğu zaman bir değişimin ya da durumun o zamana kadar ortaya çıkmış olduğunu düşündürür. 19. yüzyılın ikinci yarısı yaklaşık olarak 1851–1900 dönemidir. Bu ifade, sonraki bilgiyi tek bir kesin yıla değil, geniş bir tarihsel döneme yerleştirir.

Alıştırma

Bir yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde bir değişimin çoktan gerçekleşmiş olduğunu en iyi hangi cümle anlatır?

  1. By the second half of the 20th century, computers had become widely used.
  2. During the second half of the 20th century, the festival lasted three weeks.
  3. In the second half of the 20th century, the museum opened for one day.
Cevabı göster

By the second half of the 20th century, computers had become widely used.

the country faced rising inflation, Dilbilgisi

4:41

ülke artan enflasyonla yüzleşti,

destabilizing its economy,

4:43

ekonomisini istikrarsızlaştırdı,

Dilbilgisi

faced rising inflation, destabilizing its economy: yükselen enflasyonla karşılaştı ve ekonomisi istikrarsızlaştı

Ana cümle, ülkenin giderek yükselen enflasyonla karşı karşıya kaldığını anlatır. Virgülden sonraki destabilizing its economy, önceki durumun tamamının sonucunu veren bir -ing ortaç yan cümlesidir: yükselen enflasyon ekonomiyi daha istikrarsız hâle getirmiştir. Its, ülkeyi ifade eder. Tam bir cümlenin ardından virgül ve -ing yan cümlesi getiren bu yapı, başka bir tam cümle eklemeden bir olayı veya eğilimi sonucuna bağlayabilir. Sonucun önceki durumdan mantıklı biçimde çıkması gerekir.

Alıştırma

Hangi cümle bir sonucu göstermek için virgül + -ing yan cümlesini doğru kullanır?

  1. Food prices rose sharply, putting pressure on household budgets.
  2. Food prices rose sharply, put pressure on household budgets.
  3. Food prices rising sharply, household budgets were under pressure.
Cevabı göster

Food prices rose sharply, putting pressure on household budgets.

and increasing external pressure, Kültür

4:45

ve artan dış baskıyla,

including the United States' use of military power.

4:48

buna Amerika Birleşik Devletleri'nin askeri güç kullanımı da dahildi.

Kültür

external pressure: askerî güç kullanımını da içeren dış baskı

Bu cümlede external pressure, Japonya'ya ülke dışındaki güçlerin, özellikle de diğer devletlerin uyguladığı baskı anlamına gelir. Bir kişinin yaşadığı duygusal stres değil, siyasi veya askerî baskıdır. Including ile başlayan bölüm bu baskının bir örneğini verir: Amerika Birleşik Devletleri'nin askerî güç kullanması. Bu ayrıntı, ifadenin uluslararası ilişkiler bağlamında olduğunu ve baskının ulusal politikada değişiklik yapılmasını zorlayabildiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede external pressure ne anlama gelir?

  1. Bir binanın dışındaki fiziksel hava basıncı
  2. Japonya dışındaki güçlerin uyguladığı siyasi veya askerî baskı
  3. Japonya'daki çalışanların hissettiği kişisel stres
Cevabı göster

Japonya dışındaki güçlerin uyguladığı siyasi veya askerî baskı

All of this forced Japan

4:51

Tüm bunlar Japonya'yı

to reopen its doors to foreign trade and influence, Deyimler

4:53

yabancı ticarete ve etkiye kapılarını yeniden açmaya zorladı,

Deyimler

reopen its doors to ...: yeniden erişim sağlamak

Reopen its doors to, insanların, ticaretin, fikirlerin veya etkilerin yeniden girmesine ya da katılmasına izin vermeyi anlatan bir mecazdır. Bu cümlede Japonya gerçek kapıları açmıyor; dış ticarete ve yabancı etkiye yeniden izin veriyor. Yapı reopen + iyelik belirleyicisi + doors to + isim veya -ing biçimidir. Reopen ayrıca erişimin daha önce var olduğunu, daha sonra kapatıldığını veya sınırlandırıldığını ve şimdi yeniden sağlandığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi reopen its doors to ifadesiyle tamamlayın: After a five-year ban, the country decided to ____ international researchers.

Cevabı göster

reopen its doors to

and ultimately led to the end of the Tokugawa shogunate's reign. Anlatım akışı

4:57

ve nihayetinde Tokugawa şogunluğunun hükümdarlığının sonunu getirdi.

Anlatım akışı

ultimately led to the end of ...: nedenler zincirini sonuçlandırma

Ultimately led to the end of ... daha önce sözü edilen baskı, değişim veya olayları tek bir nihai sonuçta toplar. Ultimately dikkati ara aşamaların ötesindeki sonuca yöneltirken led to önceki etkenleri neden ya da katkıda bulunan unsur olarak sunar. Tarihsel veya analitik anlatımda bu ifade bir neden-sonuç zincirini kapatır. Sonun hemen gerçekleştiğini ya da ona yalnızca tek bir etkenin neden olduğunu söylemez.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: Several reforms ultimately led to the end of the old system. ultimately led to the end of ifadesi ne yapar?

  1. Konuyla ilgisiz bir örnek sunar.
  2. Sonucun reformlardan önce gerçekleştiğini söyler.
  3. Bir nedenler zincirinin nihai sonucunu belirtir.
Cevabı göster

Bir nedenler zincirinin nihai sonucunu belirtir.

Despite these challenges, Dilbilgisi

5:02

Bu zorluklara rağmen,

Dilbilgisi

Despite these challenges: isim öbeğiyle rağmen anlamı

Despite these challenges cümle başında kullanılan ve zorluğu kabul eden bir ifadedir. Önce zorlukların gerçek olduğunu kabul eder, ardından ana cümlenin buna rağmen geçerli olan bir noktayı, çoğu zaman olumlu bir sonuç ya da değerlendirmeyi, vereceğini gösterir. Despite bir edattır; bu nedenle burada ardından these challenges isim öbeği gelir. Ardından özne ve fiil içeren tam bir cümlecik getirmek için although ya da even though kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi doğru tamamlayan sözcüğü seçin: ____ these difficulties, the team finished on time.

  1. Despite
  2. Although
  3. Because
Cevabı göster

Despite

this period can serve as a powerful lesson. Kalıp ifadeler

5:03

bu dönem güçlü bir ders olarak hizmet edebilir.

Kalıp ifadeler

can serve as a powerful lesson: önemli bir ders işlevi görmek

Burada serve as, “işlevini görmek” veya “rolünü üstlenmek” anlamına gelir. İnsanlar bu dönemden önemli bir şey öğrenebildiği için can serve as a powerful lesson denir. serve as + isim öbeği yapısında isim öbeği bir rolü veya işlevi belirtir. Buradaki lesson, okulda işlenen bir ders değil, deneyimden çıkarılan bir sonuç veya uyarıdır.

Alıştırma

Cümleyi serve as a powerful lesson ile tamamlayın: The failed experiment can ____ for the research team.

Cevabı göster

serve as a powerful lesson

Edo's transformation Dilbilgisi

5:06

Edo'nun dönüşümü

from a city teetering on ecological collapse Deyimler

5:07

ekolojik çöküşün eşiğinde sallanan bir şehirden

Deyimler

Ekolojik çöküşün eşiğindeki şehir

“Teetering”, sallanmak veya dengesiz biçimde durmak anlamına gelen teeter fiilinden gelir. Burada teetering on ecological collapse mecazdır: şehir ekolojik çöküşe çok yakındır ve durumu, sanki çöküşe doğru devrilebilecekmiş gibi istikrarsızdır. -ing yapısı city sözcüğünü niteler ve şehri bu tehlikeli durumun içinde gösterir. Bu ifade, şehrin çöküşe yakın olduğunu nötr biçimde söylemekten daha canlıdır.

Alıştırma

Kapanmaya yakın, istikrarsız durumdaki bir hastaneyi doğal biçimde anlatan cümleyi seçin.

  1. The hospital was teetering on the brink of closure.
  2. The hospital was teetering closure into recovery.
  3. The hospital was safely resting on the brink of closure.
Cevabı göster

The hospital was teetering on the brink of closure.

to a thriving cultural epicenter Kelime

5:10

gelişen bir kültürel merkeze,

Kelime

Gelişen bir kültürel merkez

“Epicenter” kelimesi tam anlamıyla, bir depremin odağının hemen üzerindeki yeryüzü noktasını ifade eder. Burada ise kültürel etkinliklerin ve etkinin en yoğun olduğu yeri anlatan bir mecazdır; thriving bu etkinliklerin canlı ve gelişmekte olduğunu gösterir. Birlikte, thriving cultural epicenter canlı ve etkili bir kültür merkezini anlatır; yalnızca kültürel etkinliklerin düzenlendiği herhangi bir yer anlamına gelmez.

Alıştırma

epicenter kelimesinin bir kültürel etkinliğin en önemli ve aktif merkezini doğal biçimde anlattığı cümleyi seçin.

  1. The waterfront became a thriving cultural epicenter for street artists.
  2. The waterfront became a thriving earthquake for street artists.
  3. The waterfront became a quiet place with no cultural activity.
Cevabı göster

The waterfront became a thriving cultural epicenter for street artists.

shows us that what's broken can be repaired. Dilbilgisi

5:13

bize bozulan şeylerin onarılabileceğini gösteriyor.

Dilbilgisi

transformation from ... to ...: başlangıç ve bitiş durumlarını belirtmek

transformation from A to B isim öbeği, iki açık uç noktası olan bir değişimi anlatır. From önceki durumu, yani ekolojik çöküşün eşiğindeki bir şehri; to ise sonraki durumu, yani gelişen bir kültür merkezini tanıtır. Mümkün olduğunda A ve B bölümlerini dilbilgisi açısından paralel kurun; böylece karşıtlığı izlemek kolaylaşır. Aynı yapı insanların, yerlerin, sistemlerin veya fikirlerin değişimini de anlatabilir.

Alıştırma

Değişim yapısını from ... to ... ile tamamlayın: The neighborhood's transformation ____ an industrial area ____ a green community took ten years.

Cevabı göster

from · to

Dilbilgisi

that what's broken can be repaired: özne görevindeki what yan cümlesi

shows us that ... yapısında that, gösterilen mesajı başlatır. Bu mesajın içinde what's, what is ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Burada what's broken, “hasar görmüş şey ya da şeyler” anlamına gelir; bir soru değildir. what's broken biçimindeki what yan cümlesinin tamamı, can be repaired yükleminin öznesidir. Bu yapı, açıkça belirtilmeyen bir şeyi veya bir grup şeyi tek bir fikir hâline getirir; bu nedenle tek bir örneğin ötesine geçen genel ifadeler için kullanışlıdır.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The teacher showed us that what's unclear can be explained. what's unclear burada hangi görevi görür?

  1. “Açık olmayan şey ya da şeyler” anlamına gelir ve can be explained yapısının öznesidir.
  2. Öğretmenin nasıl açıklama yaptığını anlatır.
  3. Hangi şeyin açık olmadığını doğrudan sorar.
Cevabı göster

“Açık olmayan şey ya da şeyler” anlamına gelir ve can be explained yapısının öznesidir.

And by doing so, Anlatım akışı

5:16

Ve bunu yaparak,

we can create something even more beautiful.

5:17

daha da güzel bir şey yaratabiliriz.

Anlatım akışı

And by doing so: önceki eyleme dönüp sonucu sunmak

Doing so, az önce sözü edilen eyleme gönderme yapar; böylece konuşan kişi eylemi tekrar etmek zorunda kalmaz. by edatı, bu eylemi sonraki sonuca ulaşmak için kullanılan yöntem olarak sunar. Cümlenin başındaki And, yeni sonucu önceki düşünceye bağlar. doing so ifadesini anlamak için önce onun yerine geçtiği eylemi geride arayın; ardından gelen yan cümleyi de bu eylem sayesinde mümkün olan sonuç olarak okuyun.

Alıştırma

by ile doing so ifadelerini birleştirerek cümleyi tamamlayın: Save a copy before editing the file. ____, you can restore the original later.

Cevabı göster

By doing so

Today,

5:20

Bugün,

at a time when only 7% of the global economy is circular, Notlar

5:21

küresel ekonominin sadece %7'sinin döngüsel olduğu bir zamanda,

Kalıp ifadeler

at a time when: bir düşünceyi daha geniş bir bağlama yerleştirmek

at a time when + yan cümle, “... olan bir dönemde” anlamına gelir. when ile başlayan yan cümle o dönemi tanımlayan durumu belirtir; burada yüzde 7 verisi daha geniş arka planı oluşturur. Yazarlar ve konuşmacılar bu yapıyı bir düşünceyi daha geniş bir toplumsal veya tarihsel bağlama yerleştirmek için kullanır. Bu yapı, devamındaki noktanın o koşullarda neden özellikle önemli olduğunu sık sık gösterir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki bağlam kuran ifadeyle tamamlayın: The new shelter opened ____ many families needed help.

Cevabı göster

at a time when

Kelime

the global economy is circular: circular sözcüğünün çevre ekonomisindeki anlamı

Burada circular, çevre ekonomisinde teknik bir anlam taşıyan sıfattır. Ürün ve malzemeleri al-üret-at yolunu izlemek yerine onarım, yeniden kullanım, yeniden üretim ve geri dönüşüm yoluyla kullanımda tutan bir ekonomiyi anlatır. Yaygın isim tamlaması circular economy şeklindedir. Örnekte circular, is fiilinden sonra yüklem sıfatı olarak kullanılır: küresel ekonominin yalnızca yüzde 7'si bu tür bir kaynak döngüsünü izler.

Alıştırma

Çevre ekonomisinde “a circular economy” ne yapmayı amaçlar?

  1. Fabrikaları ve mağazaları daire biçiminde düzenlemek
  2. Ürün ve malzemeleri onarım, yeniden kullanım ve geri dönüşüm yoluyla kullanımda tutmak
  3. Ekonomik büyümenin düzenli bir döngü içinde yükselip düşmesini sağlamak
Cevabı göster

Ürün ve malzemeleri onarım, yeniden kullanım ve geri dönüşüm yoluyla kullanımda tutmak

Edo's history also reminds us

5:25

Edo'nun tarihi de bize hatırlatıyor ki

that we can create economies

5:28

ekonomiler yaratabiliriz

driven not by consumption and waste, Dilbilgisi

5:30

tüketim ve israfla yönlendirilen değil,

but rather by making the most of limited resources. Deyimler

5:32

aksine sınırlı kaynaklardan en iyi şekilde yararlanarak yönlendirilen.

Dilbilgisi

driven not by ..., but rather by ...: A'yı reddedip B'yi vurgulamak

not by A, but rather by B yapısı, kaynak, yöntem veya ilke olarak A'yı reddeder ve B'yi gerçek ya da tercih edilen alternatif olarak sunar. Bu cümlede tüketim ve israf ekonominin itici güçleri olarak reddedilirken sınırlı kaynakların iyi kullanılması vurgulanır. Her iki by grubu da driven sözcüğüne bağlıdır ve ardından isim işlevi gören içerik gelir: bir tarafta consumption and waste, diğer tarafta ise making ... ulaç grubu vardır. Rather düzeltme anlamını güçlendirir ve B'ye daha fazla vurgu yapar.

Alıştırma

Cümleyi not by ... but rather by ... ile tamamlayın: The team's success is driven ____ luck, ____ careful preparation.

Cevabı göster

not by · but rather by

Deyimler

making the most of limited resources: sınırlı kaynaklardan en iyi şekilde yararlanmak

Make the most of + isim, elde olan şeyi olabildiğince kapsamlı ve etkili biçimde kullanmak demektir. Burada making the most of limited resources, az miktardaki kaynaktan mümkün olduğunca çok değer elde etmek anlamına gelir. Making biçimi, by edatından sonra geldiği için kullanılır. Bu kalıplaşmış ifadede make üretmek anlamına gelmez; dolayısıyla ifade en fazla sayıda kaynak üretmek demek değildir.

Alıştırma

Olumlu bir fırsat için make the most of ifadesini en doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. This internship is a great opportunity, so I want to make the best of it.
  2. This internship is a great opportunity, so I want to make the most of it.
  3. This internship is a great opportunity, so I want to make up for it.
Cevabı göster

This internship is a great opportunity, so I want to make the most of it.

So,

5:36

O halde,

what could the future look like Dilbilgisi

5:37

teknolojimizi

if we harness our technology Kelime

5:39

daha sürdürülebilir bir dünya yaratmak için

Kelime

harness our ...: bir kaynağı kontrol edip etkili biçimde kullanmak

harness our technology ifadesinde harness, bir hedefe ulaşmak için bir şeyin gücünü veya potansiyelini kontrol etmek, yönlendirmek ve kullanmak anlamına gelen bir fiildir. Buradaki kullanım mecazidir: sözcük başlangıçta bir hayvana koşum takarak onun gücünü yönlendirmeyi ifade ediyordu. our bir iyelik belirleyicisidir; bu nedenle ardından bir isim gelmelidir. Buradaki tam ifade harness our technology şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümlede harness, bir kaynağın gücünü hedefe yönlendirmek anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. We can harness a sandwich for lunch.
  2. We can harness the door at eight.
  3. We can harness solar energy to power the school.
Cevabı göster

We can harness solar energy to power the school.

to create a more sustainable world?

5:40

kullanırsak gelecek nasıl görünebilir?

Dilbilgisi

What could the future look like if ...?: olası bir geleceği hayal etmek

What could X look like if Y? kalıbı, dinleyiciyi varsayımsal Y koşulu altında X'in nasıl olabileceğini hayal etmeye çağırır. could kesinlik değil olasılık bildirir; look like ise burada yalnızca görsel görünüşü değil, genel biçimi veya durumu sorar. Bu açık uçlu bir soru olduğu için tek bir olgusal yanıt istemeden dinleyiciyi bir vizyona ya da olası sonuca yönlendirebilir.

Alıştırma

Açık uçlu varsayım sorusunu could ve if ile tamamlayın: What ____ our town look like ____ every street had more trees?

Cevabı göster

could · if

Take a look at the possibilities with this video

5:42

Bu videoyla olasılıklara bir göz atın

or learn about how consumers

5:45

veya tüketicilerin

are pushing for the right to repair products Notlar

5:47

kendi aldıkları ürünleri onarım hakları için

Öbek fiiller

pushing for: bir hedefe ulaşmak için etkin biçimde çalışmak

Push for + isim veya isim öbeği, bir değişikliğin, kararın ya da hedefin gerçekleşmesi için etkin biçimde çaba göstermek demektir. Yalnızca bir fikre katılmaktan daha fazla çaba içerir. Örnekte are pushing for, çabanın şu anda sürdüğünü gösterir; hedef ise the right to repair products ifadesidir. for sonrasındaki nesne, insanların istediği sonucu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi pushing for ile tamamlayın: Local parents are ____ safer crossings near the school.

Cevabı göster

pushing for

Kültür

the right to repair: ürün onarımında tüketicinin seçim hakkı

The right to repair, tüketici hakları ve kamu politikalarıyla ilgili bir harekettir. Ürün sahiplerinin yalnızca üreticiye bağlı kalmak yerine ürünleri kendilerinin onarabilmesini veya bağımsız bir onarım hizmeti seçebilmesini savunur. Konu genellikle yedek parçalara, onarım kılavuzlarına, tanılama araçlarına ve gerekli yazılımlara erişimi kapsar. Bu cümlede ifade, desteklenen hareketin adını belirtir; her yerde aynı yasal hakkın zaten güvence altında olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

The right to repair hareketinin temel fikrini en iyi hangi ifade açıklar?

  1. Ürün sahipleri, onarım için gereken parçaları, araçları ve bilgileri edinebilmeli veya bağımsız bir onarım hizmeti seçebilmelidir.
  2. Hasar gören her ürün otomatik olarak yenisiyle değiştirilmelidir.
  3. Bir ürünün onarılıp onarılamayacağına yalnızca üreticiler karar verebilmelidir.
Cevabı göster

Ürün sahipleri, onarım için gereken parçaları, araçları ve bilgileri edinebilmeli veya bağımsız bir onarım hizmeti seçebilmelidir.

they buy on their own with this video.

5:49

nasıl baskı yaptıklarını bu videoyla öğrenin.