Birini Nasıl Unutursunuz: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
550 kelime 165 kel/dk

Video özeti: Deneme, karşılık veremeyen eski bir partnere saplanmanın karşılıklı sevgi korkusunu gizleyebileceğini ve bu bağlılığın nasıl yöneltileceğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. get over — Öbek fiiller: “ayrılık, kayıp veya reddedilme sonrası toparlanmak” demektir, birinin üzerinden geçmek değildir; bağlılık ve iyileşmeyi anlatır. 2. keep the spotlight on — Deyimler ve mecazlı ifadeler: mecazi sahne ışığı dikkati kişinin güdülerinden eski partnere çevirir; vurgu, dikkat saptırma veya kaçınmayı anlatır. 3. isn't to be equated with — Kalıplaşmış öbekler ve eşdizimler: bu resmî kalıp yanlış bir eşdeğerliği reddeder ve gerçek sevgiyi kalıcı özlemden ayırır.

Bu derste

We tend to be generous towards people who can't get over someone. Notlar

0:01

Birini unutamayan insanlara karşı cömert olma eğilimindeyiz.

Dilbilgisi

tend to + fiilin yalın hâli

“Tend to + fiilin yalın hâli”, bir kişinin ya da grubun genel olarak ne yaptığını anlatır. İstisnasız bir kuralı değil, alışılmış bir eğilimi ifade eder. Buradaki “we” genel olarak insanları belirtir. Bu nedenle “we tend to be generous”, insanların bu durumda çoğunlukla anlayışlı davrandığını söyler. Bu temkinli anlatım, “we are always generous” ifadesinden daha az kesindir.

Alıştırma

Cümleyi, istisnalara yer bırakan alışılmış bir eğilimi gösteren iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: I ____ take a short walk after lunch.

Cevabı göster

tend to

Öbek fiiller

get over: duygusal olarak toparlanmak

“Get over someone” ifadesindeki “get over” phrasal verb’ü, çoğunlukla bir ayrılık veya karşılıksız aşk sonrasında duygusal olarak toparlanmak ve o kişiye karşı hislere artık takılı kalmamak anlamına gelir. Kişinin üzerinden fiziksel olarak geçmek anlamına gelmez. Aynı “get over + isim veya zamir” yapısı bir hastalık, şok, hayal kırıklığı ya da başka bir zorluktan sonra toparlanmayı da anlatabilir. Nesne, kişinin neyin etkisinden kurtulduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede “get over”, duygusal bir olumsuzluğun ardından toparlanmak anlamında kullanılmıştır?

  1. It took Lena a while to get over the rejection.
  2. Lena climbed carefully to get over the wall.
  3. Lena asked her friend to come over after the rejection.
Cevabı göster

It took Lena a while to get over the rejection.

It sounds romantic, if a little sad. Dilbilgisi

0:05

Biraz üzücü olsa da kulağa romantik geliyor.

Dilbilgisi

Hafif bir karşıtlık ekleyen if a little sad

if a little sad ifadesindeki if bir koşul bildirmez. Hafif bir çekince ekler: söz konusu şey romantik gelirken aynı zamanda biraz hüzünlüdür. Kısa if + sıfat öbeği kalıbı, parantez içi bir ek açıklama gibi çalışır. Önce olumlu bir değerlendirme yapıp ardından sınırlı bir olumsuz noktayı yumuşakça eklemenizi sağlar.

Alıştırma

Cümleyi kısa if + sıfat öbeği ödünleme kalıbıyla tamamlayın: The hotel was comfortable, ____ a little noisy.

Cevabı göster

if

The love affair happened a year ago,

0:08

Aşk hikayesi bir yıl önce yaşanmış,

but still the ex's thoughts remain loyal to every detail of the story.

0:10

ama eski sevgiliye dair düşünceler hikayenin her detayına hala sadık.

Maybe they've moved to another country,

0:14

Belki başka bir ülkeye taşındılar,

perhaps they've married someone else,

0:16

belki de başka biriyle evlendiler,

maybe they're dead.

0:17

belki de öldüler.

None of it matters. Kelime

0:19

Hiçbiri önemli değil.

Kelime

None of it matters: fiil olarak matter

Burada matter, “önemli olmak” veya “durumu etkilemek” anlamında bir fiildir. None of it matters, az önce sözü edilenlerin hiçbir bölümünün önemli olmadığını ya da durumu değiştirmediğini belirtir. Bu cümlede none of it tekil özne olarak kabul edildiği için geniş zamanda matters kullanılır. Bu ifade birkaç ayrıntıyı birden ilgisiz sayar; ancak tonu, hangi ayrıntıların reddedildiğine bağlıdır.

Alıştırma

Cümleyi matter fiilinin doğru geniş zaman biçimiyle tamamlayın: After the result is final, none of that ____.

Cevabı göster

matters

The most famous fictional love affair of the 18th century,

0:21

18. yüzyılın en ünlü kurgusal aşk hikayesi,

Goethe's Sorrows of Young Werther, Kültür

0:24

Goethe'nin Genç Werther'in Acıları,

is a hugely sympathetic study of this kind of romantic fixation. Kelime

0:26

bu tür bir romantik saplantının son derece sempatik bir incelemesidir.

Kültür

Goethe's Sorrows of Young Werther: yazar ve eser

Goethe's Sorrows of Young Werther hem eseri hem de yazarını belirtir. Goethe's biçimindeki iyelik, “Goethe'nin eseri” anlamına gelir; romanın adının bir parçası değildir. Başlık kısmı Sorrows of Young Werther ifadesidir. Werther başkahramandır; Goethe'nin başka bir adı değildir. Bu göndermeyi tanımak, daha sonra Werther'den ve Charlotte'a duyduğu aşktan söz edildiğinde bunların romandan alınmış bir örnek olduğunu anlamayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Örnekte Goethe's neyi gösteriyor?

  1. Goethe's, romanın resmî adının bir parçasıdır.
  2. Goethe, Young Werther adıyla da bilinen kurgusal karakterdir.
  3. Sorrows of Young Werther, Goethe tarafından yazılmış bir eserdir.
Cevabı göster

Sorrows of Young Werther, Goethe tarafından yazılmış bir eserdir.

Kelime

romantic fixation: yoğun ve kalıcı bir odak

romantic fixation ifadesinde romantic aşk veya arzuyla ilgili olmayı, fixation ise başka bir yöne çevrilmesi zor olan yoğun bir odağı anlatır. İfade bir bütün olarak yalnızca romantik bir havayı değil, bir aşk nesnesine yönelik kalıcı zihinsel meşguliyeti belirtir. Bu ifade attraction veya crush sözcüklerinden daha güçlü bir psikolojik çağrışım taşır. Kişinin veya ilişkinin birinin dikkatini sürekli ele geçirdiğini ve bunun çoğu zaman aşırı ya da sağlıksız olduğunu düşündürür.

Alıştırma

Hangi durum en iyi romantic fixation olarak tanımlanır?

  1. Biri aylar boyunca tek bir kişiyi düşünmekten kendini alamaz ve bu zihinsel meşguliyet günlük yaşamını aksatır.
  2. Biri sağlıklı ve karşılıklı bir ilişkide partnerine sadık kalır.
  3. Biri hoş bir ilk buluşmadan keyif alır ve yeniden görüşmek ister.
Cevabı göster

Biri aylar boyunca tek bir kişiyi düşünmekten kendini alamaz ve bu zihinsel meşguliyet günlük yaşamını aksatır.

The hero,

0:31

Kahraman,

Werther, an ardent young student,

0:32

ateşli ve genç bir öğrenci olan Werther,

falls passionately in love with a charming and beautiful woman named Charlotte. Kalıp ifadeler

0:34

Charlotte adında büyüleyici ve güzel bir kadına tutkuyla aşık olur.

Kalıp ifadeler

“falls passionately in love with” kullanımı

Fall in love with someone, bir kişiye karşı romantik aşk hissetmeye başlamak demektir. Bu cümlede falls, Werther’in bu duygusal duruma girdiğini gösterir; with ise sevdiği kişi olarak Charlotte’u belirtir. Passionately duyguya büyük bir yoğunluk katar: Werther’in aşkı derin ve güçlü biçimde gelişir. Bir olay örgüsü özetinde geniş zaman biçimi falls, bunu hikâyedeki bir olay olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümle bir kişinin güçlü bir romantik aşk hissetmeye başlamasını doğal biçimde anlatır?

  1. Nina falls passionately love with Sam.
  2. Nina is passionately in love with Sam.
  3. Nina falls passionately in love with Sam.
Cevabı göster

Nina falls passionately in love with Sam.

She likes him but doesn't love him back, Öbek fiiller

0:38

Kadın ondan hoşlanır ama ona aynı şekilde karşılık vermez,

Öbek fiiller

Romantik aşka karşılık vermek için “love someone back”

Love someone back, bir kişinin sana karşı hissettiği romantik aşka karşılık vermek demektir. Back karşılıklılığı gösterir: aynı tür duygu ikinci kişiden birinci kişiye yönelir. Doesn't love him back ifadesinde Charlotte, Werther’den hoşlanabilir ama onun romantik aşkına karşılık vermez. Kalıp love + person + back biçimindedir; bu nedenle kişi back sözcüğünden önce gelir.

Alıştırma

Aynı romantik duyguya karşılık vermek anlamındaki tek sözcükle cümleyi tamamlayın: Ava loves Ben, but he doesn't love her ____.

Cevabı göster

back

in part because she's married to someone else. Anlatım akışı

0:41

bunun bir nedeni de başka biriyle evli olmasıdır.

Anlatım akışı

in part because: Birden Fazla Neden Arasından Biri

In part because bir neden sunarken aynı zamanda bu nedenin sonucu ne ölçüde açıkladığını sınırlar. Burada onun evli olması, neden adamın sevgisine karşılık vermediğini açıklamaya yardımcı olur; ancak tüm açıklama bu değildir. Nedensellik iddiasını daha kesin kılmak için sonuç + in part because + katkıda bulunan bir neden yapısını kullanın. Bu, başka nedenlerin de olabileceğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede in part because ne anlatıyor? The outdoor event was canceled in part because the wind was dangerously strong.

  1. Etkinliğin yalnızca bir bölümü rüzgâr yüzünden iptal edildi.
  2. Şiddetli rüzgâr mümkün olan tek nedendi.
  3. Şiddetli rüzgâr iptale katkıda bulunan nedenlerden biriydi, ancak başka nedenler de olabilir.
Cevabı göster

Şiddetli rüzgâr iptale katkıda bulunan nedenlerden biriydi, ancak başka nedenler de olabilir.

There are plenty of other nice women

0:44

Bekar, çekici ve Werther ile ilgilenen

who are single, attractive, and interested in Werther,

0:45

başka pek çok hoş kadın vardır,

but he has no time for them. Deyimler

0:48

ama onun onlara ayıracak vakti yoktur.

Deyimler

has no time for: Zaman Değil, Reddetme İfadesi

Has no time for burada mecaz anlamda kullanılmıştır. Bu ifade, onun o insanlarla ilgilenmediği ve onlara ilgi göstermek istemediği anlamına gelir; programının dolu olduğunu söylemez. have no time for + kişi, davranış veya fikir kalıbı reddetme ya da sabırsızlık ifade eder. Bu tutum anlamını mı, yoksa gerçek anlamıyla "yeterli zamanı olmama" durumunu mu taşıdığını bağlam belirler.

Alıştırma

Bu yorumu değerlendirin: "Mina has no time for rude jokes," cümlesinde Mina herhangi bir şakayı dinleyemeyecek kadar meşgul olmalıdır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

The only one he cares for is Charlotte, Öbek fiiller

0:51

Değer verdiği tek kişi Charlotte'tur,

the one who doesn't care for him.

0:53

kendisine değer vermeyen o kişi.

Öbek fiiller

cares for: sevgi veya romantik duygular

Bu cümlede cares for, ‘birine karşı sevgi veya romantik duygular beslemek’ anlamındadır. İfadenin tekrarlanması bir karşıtlık yaratır: O, Charlotte'a karşı böyle hisseder ama Charlotte ona karşı aynı şeyleri hissetmez. Care for ifadesinin birkaç anlamı vardır; bu nedenle doğru anlamı çevredeki duruma göre seçmek gerekir. Romantik bir bağlamda ‘sevmek’ veya ‘hoşlanmak’, bakım bağlamında ‘bakımını üstlenmek’ anlamına gelebilir. Would you care for ...? yapısında ise ‘…… ister misiniz?’ demektir.

Alıştırma

Hangi cümlede care for örnektekiyle aynı anlamda kullanılmıştır?

  1. Would you care for some tea before you leave?
  2. Elena cares for Marco, but he is in love with someone else.
  3. During the week, a neighbor cares for their elderly dog.
Cevabı göster

Elena cares for Marco, but he is in love with someone else.

Eventually,

0:55

Sonunda,

unable to have Charlotte's love,

0:56

Charlotte'un aşkını elde edemeyen

Werther decides to kill himself.

0:58

Werther kendini öldürmeye karar verir.

The novel proved hugely charming to its original audiences, Dilbilgisi

1:00

Roman, onu aşkın derin ve saf bir şekilde anlaşılması nedeniyle öven

Dilbilgisi

proved hugely charming: prove + sıfat

Burada proved, ardından charming sıfatı gelen bir bağ fiilidir. prove + sıfat yapısı, ‘sonuçta o niteliğe sahip olduğu anlaşılmak’ anlamına gelir: Romanın ilk okurları için son derece çekici olduğu ortaya çıkmıştır. Hugely, charming sözcüğünü niteler ve değerlendirmeyi güçlendirir. Bir şeyi kanıtlama eyleminin nasıl yapıldığını anlatmaz ve proved bu yapıda doğrudan nesne almaz.

Alıştırma

‘Sonuçta öyle olduğu ortaya çıktı’ anlamını vermek için cümleyi prove fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The new safety system ____ effective during the emergency.

Cevabı göster

proved

who praised it for its deep and pure understanding of love. Kalıp ifadeler

1:04

ilk okuyucularına son derece büyüleyici geldi.

Kalıp ifadeler

praise + nesne + for + neden

“Praised it for” yapısında “it” övgüyü alan nesnedir; “for” ise övgünün nedeni olan niteliği belirtir. Temel kalıp praise + nesne + for + neden biçimindedir. Neden genellikle bir isim öbeği veya -ing biçimidir: praise a book for its honesty; praise someone for helping. Neden tam bir yan cümleyse because kullanılır: praise the book because it is honest.

Alıştırma

Övülen niteliği belirten tek sözcükle cümleyi tamamlayın: “The judges praised the design ____ its simplicity.”

Cevabı göster

for

This sort of unrequited passion, Kelime

1:08

Edebiyatta ve genel olarak toplumda sıklıkla övülen

Kelime

unrequited passion: karşılıksız tutku

“Unrequited passion”, arzulanan kişinin karşılık vermediği güçlü romantik duyguyu ifade eder. “Unrequited”, “passion” sözcüğünü niteler; bu nedenle odak, ilişkinin yalnızca başarısız olmasında değil, duygunun karşılık bulmamasındadır. Bu ifade, hiçbir zaman karşılıklı hâle gelmemiş bir aşkı anlatabilir. Birbirini sevmiş fakat daha sonra ayrılmış iki kişiyi normalde anlatmaz.

Alıştırma

Diğer kişinin karşılık vermediği yoğun romantik duyguyu özellikle hangi ifade anlatır?

  1. a former relationship
  2. unrequited passion
  3. forbidden love
Cevabı göster

unrequited passion

so often celebrated in literature and society more generally,

1:10

bu tür karşılıksız tutku,

may sound generous,

1:14

kulağa cömert gelebilir,

and in that sense, loving,

1:16

ve bu anlamda sevgi dolu olabilir,

but a devotion to an unrequited situation

1:17

ancak karşılıksız bir duruma olan bağlılık

is in truth a clever way Kalıp ifadeler

1:20

aslında hiçbir zaman bir ilişkiye girmememizi sağlamanın

of ensuring that we won't end up in a relationship at all. Öbek fiiller

1:22

zekice bir yoludur.

Kalıp ifadeler

… olmasını sağlamanın ustaca bir yolu

a way of + -ing kalıbı, bir eylemi veya alışkanlığı bir sonucu olası ya da kesin hâle getiren mekanizma olarak sunar. Burada ensuring sözcüğünden sonra sonucu belirten that + yan cümle gelir: bir ilişkiye girmeyeceğiz. Buradaki clever basit bir övgü değildir. Bu bağlılığın gizli bir strateji olduğunu açığa çıkarır: kişi, duygularının karşılık bulamayacağı bir durum seçerek kendini adamış görünürken gerçek bir ilişkiden kaçınabilir.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade neyi ima ediyor?

  1. Gerçek bir ilişkiden kaçınmak için etkili bir gizli stratejidir.
  2. Güçlü bir ilişki kurmak için akıllıca ve övgüye değer bir plandır.
  3. Sonrasında olacakları etkilemeyen rastgele bir alışkanlıktır.
Cevabı göster

Gerçek bir ilişkiden kaçınmak için etkili bir gizli stratejidir.

Öbek fiiller

sonunda bir ilişkiye girmek

End up, bir süreçten sonraki nihai sonucu anlatır; özellikle sonuç önceden planlanmamış, beklenmemiş veya açıkça görülmemişse kullanılır. end up in + isim öbeği, sonunda bir duruma girmek veya kendini o durumda bulmak demektir; bu nedenle end up in a relationship, sonunda romantik bir ilişkiye girmek anlamına gelir. Cümledeki won't ... at all sonucu tamamen olumsuz yapar: hiçbir ilişki ortaya çıkmayacaktır. End up, ilişkinin sona ermesi anlamına gelmez.

Alıştırma

Beklenmedik nihai sonucu vurgulayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: After insisting they were only friends, they ____ a relationship.

Cevabı göster

ended up in

That we won't ever need to suffer the realities of love. Anlatım akışı

1:26

Aşkın gerçeklerini asla çekmek zorunda kalmayacağımızı garantilemenin bir yolu.

Anlatım akışı

That we won't ever need to suffer the realities of love: retorik bir cümle parçası

Vurgulanan cümle, bağımsız ve yeni bir iddia değildir. İçindeki that yan cümlesi önceki ensuring fiilini tamamlamaya devam eder: bu bağlılık, bir ilişkinin başlamamasını ve kişinin aşkın zorlu gerçekleriyle hiç yüzleşmek zorunda kalmamasını güvence altına alır. İkinci that yan cümlesini noktadan sonra yazmak, bilinçli olarak bir cümle parçası oluşturur. Bu kesinti sonuca kendine özgü bir ritim ve vurgu verir; ancak parçanın dil bilgisi ve anlamı hâlâ önceki cümleye bağlıdır.

Alıştırma

Metinde “That we won't ever need to suffer the realities of love.” önceki cümleyle nasıl ilişkilidir?

  1. Aşk hakkında bir soru sorar.
  2. Ensuring ile ilgisiz yeni bir konu başlatır.
  3. Ensuring ile başlayan düşünceyi tamamlar ve vurgu için ayrı yazılmıştır.
  4. Önceki yapıyla dil bilgisel bağlantısı olmayan standart ve bağımsız bir that yan cümlesidir.
Cevabı göster

Ensuring ile başlayan düşünceyi tamamlar ve vurgu için ayrı yazılmıştır.

Fixation on an absent other

1:31

Olmayan birine duyulan saplantı,

allows us to be publicly committed to love Anlatım akışı

1:34

bizim alenen aşka bağlı görünmemizi sağlarken,

while privately sheltered from any of its more arduous demands.

1:36

gizlice onun daha zorlu taleplerinden korunmamıza olanak tanır.

Anlatım akışı

publicly committed ... while privately sheltered yapısındaki paralel karşıtlık

Burada while zamanı değil, karşıtlığı belirtir. İki betimlemeyi yan yana koyar: dışarıya karşı aşka bağlı olmak ve özel yaşamda aşkın zorlu taleplerinden korunmak. Publicly ile privately bir karşıtlık, committed ile sheltered ise başka bir karşıtlık oluşturur. Bu dengeli paralel yapı, dışarıya gösterilen tutum ile içerideki korunma arasındaki farkı açığa çıkarır.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: “At work, Maya appeared publicly confident while privately worried.” Burada while hangi ilişkiyi düzenliyor?

  1. Maya'nın işe gitmesi için gereken bir koşul.
  2. Maya'nın dışarıya yansıttığı görünüm ile özel duygusu arasındaki karşıtlık.
  3. Maya'nın kendine güvenmesinin nedeni.
  4. Farklı zamanlarda gerçekleşen ve birbiriyle ilgisiz iki olay.
Cevabı göster

Maya'nın dışarıya yansıttığı görünüm ile özel duygusu arasındaki karşıtlık.

The fear of love may be motivated by a range of factors, Kalıp ifadeler

1:41

Aşktan korkmak bir dizi faktörden kaynaklanabilir,

Kalıp ifadeler

motivated by a range of factors: çeşitli etkenlerden kaynaklanmak

Burada be motivated by, “bir şeyden kaynaklanmak veya bir şey tarafından yönlendirilmek” anlamındadır; “istekli ya da hırslı olmak” anlamına gelmez. Korkuyu neyin doğurduğunu veya açıklamaya yardımcı olduğunu belirtir. A range of factors, birkaç farklı nedenin birlikte etkili olabileceğini gösterir. İfade bütünüyle, tek bir kesin neden belirtmek yerine resmî, temkinli ve çok nedenli bir açıklama sunar.

Alıştırma

Dersin ifadesini kullanarak bu resmî, çok nedenli açıklamayı tamamlayın: The team's decision may be ____, including budget limits and timing.

Cevabı göster

motivated by a range of factors

a squeamishness around hope, Kelime

1:44

umuda karşı bir tiksinti,

Kelime

Mecazi ifade “a squeamishness around hope”

Squeamishness genellikle kan veya yaralanma gibi şeyler karşısında kolayca mide bulantısı, tiksinti ya da yoğun rahatsızlık hissetme eğilimini anlatır. Burada anlam mecaz yoluyla genişletilmiştir: kişi umut konusunda duygusal bir huzursuzluk hisseder ve ondan geri çekilir. Around hope içindeki around, bir şeyi fiziksel olarak çevrelemek değil, “umut konusunda” veya “umutla ilgili olarak” demektir. İfade, kişinin kendisine umut etme izni vermekten kaçınmasını anlatır.

Alıştırma

“a squeamishness around hope” ifadesinde squeamishness büyük olasılıkla neyi anlatır?

  1. Umudu fiziksel olarak çevreleyen bir konum
  2. İyi şeylerin olacağına dair güçlü güven
  3. Umut etmekten huzursuz olup geri çekilme eğilimi
  4. Kan görünce oluşan fiziksel rahatsızlık
Cevabı göster

Umut etmekten huzursuz olup geri çekilme eğilimi

a self-hatred which makes someone else's love feel eerie, Dilbilgisi

1:46

başkasının sevgisini ürkütücü hissettiren bir kendinden nefret etme hali,

Dilbilgisi

makes someone else's love feel eerie içindeki make + nesne + feel + sıfat yapısı

Ettirgen make + nesne + yalın fiil yapısı, bir şeyin nesnenin belirli bir şekilde davranmasına veya görünmesine yol açtığını anlatır. Burada someone else's love, makes fiilinin nesnesi ve feel fiilinin anlamca öznesidir: bu sevgi kişiye tekinsiz bir izlenim verir. Sıfat, sevginin nesnel bir özelliğini değil, kişinin onu nasıl algıladığını belirtir. Ettirgen make fiilinden sonra to olmadan feel fiilinin yalın biçimi kullanılır. Yeniden kullanılabilecek yapı make + kişi/şey + feel + sıfat şeklindedir.

Alıştırma

Bir izlenimi anlatmak için make + nesne + yalın fiil + sıfat yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The dim lighting made the hallway to feel eerie.
  2. The dim lighting made the hallway felt eerie.
  3. The dim lighting made the hallway feel eerie.
Cevabı göster

The dim lighting made the hallway feel eerie.

or a fear of self-revelation

1:49

ya da kendimizi ifşa etme korkusunun

which breeds a reluctance to let anyone into the secret parts of ourselves. Notlar

1:52

kimsenin sırlarımıza girmesine izin vermeme konusunda bir isteksizlik doğurması.

Kelime

Zamanla gelişen bir sonuç için breeds a reluctance to

Bu soyut ettirgen kullanımda breed, üremek değil, bir durumu üretmek ve gelişmesine imkân vermek anlamındadır. Korku, isteksizliği zamanla oluşturur veya besler. Breed, nötr cause fiilinde zorunlu olmayan, sonucun zaman içinde büyümesi anlamını sıklıkla taşır. A reluctance to + yalın fiil yapısı, bir şeyi yapmaya isteksiz veya çekingen olmayı anlatır. Burada ifade let ile devam eder: a reluctance to let anyone in.

Alıştırma

Cümleyi, bir şeyi yapmaya karşı zamanla isteksizlik oluşturmak anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: Repeated criticism ____ speak up in meetings.

Cevabı göster

breeds a reluctance to

Deyimler

let anyone into the secret parts of ourselves: birini iç dünyamızın gizli kısımlarına almak

Bu cümlede let anyone into the secret parts of ourselves, mekân benzetmesi kullanır. Özel düşünceler, duygular, korkular ve hassas yönler gizli odalar gibi düşünülür; birini içeri almak, o kişinin bunları tanımasına ve duygusal olarak yakınlaşmasına izin vermek demektir. let someone into + hayatın veya zihnin özel bir alanı yapısı genellikle fiziksel bir yere girme iznini değil, güveni ve kişinin kendini açmasını anlatır. Burada anyone güvenilebilecek kişiyi, ourselves ise bu özel yönlerini açan kişileri ifade eder.

Alıştırma

Örnekte let anyone into the secret parts of ourselves ne anlama geliyor?

  1. Belirli bir gizli bilgiyi herkese söylemek.
  2. Başka bir kişinin özel düşüncelerimizi, duygularımızı ve hassas yönlerimizi tanımasına izin vermek.
  3. Birine kilitli bir odaya girme izni vermek.
Cevabı göster

Başka bir kişinin özel düşüncelerimizi, duygularımızı ve hassas yönlerimizi tanımasına izin vermek.

The fears are serious and deserve sympathy,

1:56

Korkular ciddidir ve sempatiyi hak eder,

but they are generally not the issues

1:59

ancak bunlar genellikle romantik saplantılı bir kişinin

that the romantically fixated person ever wants to discuss.

2:01

hakkında konuşmak isteyeceği konular değildir.

They prefer to keep the spotlight on the unresponsive ex Deyimler

2:06

Onlar üzerinde durmaya devam etme nedenlerinden ziyade,

Deyimler

keep the spotlight on: ilgiyi birinin veya bir şeyin üzerinde tutmak

Keep the spotlight on, sahne ışığını dikkat için bir benzetme olarak kullanır. on'dan sonra gelen kişi veya konu, tartışmanın ya da kamuoyunun ilgisinin ana odağı olmayı sürdürür; gerçek bir ışık söz konusu değildir. keep fiili önemli bir zaman anlamı ekler: ilgi zaten oradadır ve orada kalmaya devam eder. Bu bağlamda eski sevgili hakkında konuşmayı sürdürmek, dikkati konuşan kişinin kendi amaçlarından da uzak tutar.

Alıştırma

Cümleyi, ‘ilgiyi üzerinde tutmaya devam etti’ anlamındaki spotlight ifadesiyle tamamlayın: Throughout the interview, the host ____ the people affected by the flood rather than herself.

Cevabı göster

kept the spotlight on

rather than on their motives for continuing to dwell on them. Öbek fiiller

2:09

dikkatleri karşılık vermeyen eski sevgili üzerinde tutmayı tercih ederler.

Öbek fiiller

dwell on: Bir şeyi uzun süre düşünüp durmak

Dwell on something, bir şeyi yararlı olandan daha uzun süre düşünmeye veya konuşmaya devam etmek demektir. İfade genellikle kişinin o düşünceye takılıp kaldığını ima eden olumsuz bir ton taşır. Bu cümlede them eski partnerlere gönderme yapar. Continuing, bu tekrarlanan ilginin bir süredir devam ettiğini gösterir.

Alıştırma

Bir şeyi gereğinden uzun süre düşünüp durmak anlamındaki phrasal verb ile cümleyi tamamlayın: After the interview, Maya kept ____ one small mistake instead of focusing on what went well.

Cevabı göster

dwelling on

The way to unfixate is not to tell ourselves Anlatım akışı

2:14

Saplantıdan kurtulmanın yolu, kendimize

that we never liked the person.

2:16

o kişiden aslında hiç hoşlanmadığımızı söylemek değildir.

It's to get very serious and specific Kalıp ifadeler

2:18

Bu, çekimin neye dayandığı konusunda

about what the attraction was based on,

2:20

çok ciddi ve spesifik bir şekilde düşünmektir,

Anlatım akışı

Düzeltme kalıbı olarak is not to ... It's to ...

is not to X. It's to Y kalıbı önce olası bir yöntemi reddeder, ardından onu hemen konuşanın önerdiği yöntemle değiştirir. Böylece mesaj basit bir olumsuzluk değil, bir düzeltme olarak düzenlenir. It's to içindeki It, the way ifadesine gönderme yapar. İki to da mastar hâlindeki eylem öbeklerini başlatır: not to tell ve to get. İki bölümü paralel tutmak karşıtlığın kolay anlaşılmasını sağlar.

Alıştırma

Düzeltmeyi is not to ... It's to ... kalıbının tamamını kullanarak bitirin: The goal ____ avoid every mistake. ____ learn from each one.

Cevabı göster

is not to · It's to

Kalıp ifadeler

get very serious and specific about: odaklı bir incelemeye geçmek

Burada get, “elde etmek” değil, “bir duruma geçmek” anlamındadır. get very serious and specific about something, belirsiz konuşmayı bırakıp konuyu dikkatli ve kesin ayrıntılarla incelemek demektir. Yapı get + sıfat + and + sıfat + about + konu şeklindedir. Very anlatımı güçlendirir; about ise about what the attraction was based on örneğindeki gibi incelenen konuyu getirir.

Alıştırma

Belirsiz bir tartışmadan dikkatli bir incelemeye geçişi göstermek için ifadenin tamamını kullanın: We need to ____ the real costs before we approve the plan.

Cevabı göster

get very serious and specific about

and then to come to see that the qualities we admired in the ex Kalıp ifadeler

2:23

ve ardından eski sevgilide hayran olduğumuz özelliklerin,

must necessarily exist in other people Dilbilgisi

2:26

orijinal ilişkiyi imkansız kılan

Kalıp ifadeler

come to see that: zamanla anlamaya varmak

Burada see, “gözlerle bakmak” değil, “anlamak” demektir. come to see that, zaman, düşünme, kanıt veya deneyim yoluyla giderek açıklık kazanan bir sonucu getirir. Yapı come to + yalın fiil see + that cümleciği şeklindedir. Zaman come üzerinde gösterilir: geçmişte gelişen bir anlayış için came to see that kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi come to see ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After working with the team for several months, I ____ that their quiet planning was essential.

Cevabı göster

came to see

Dilbilgisi

Güçlü bir mantıksal sonuç bildiren must necessarily

Burada must güçlü bir mantıksal sonucu ifade eder: önceki düşünceye dayanarak, beğenilen bu niteliklerin başka insanlarda da kesinlikle bulunduğu sonucuna varılır. Bir yükümlülük veya emir anlatmaz. Necessarily, sonucun tesadüfen ortaya çıkmadığını, öncülden zorunlu olarak çıktığını daha da vurgular. Bu birleşim güçlü bir vurgu taşır ve dikkatli, resmî akıl yürütmeye uygundur; ancak çoğu zaman must tek başına yeterlidir.

Alıştırma

Bu cümlede must necessarily ne ifade ediyor?

  1. Diğer insanların bu nitelikleri geliştirmesini isteyen bir emir
  2. Bu niteliklerin başka yerlerde bulunabileceğine dair zayıf bir olasılık
  3. Önceki düşünceden mantıksal olarak çıkan güçlü bir sonuç
Cevabı göster

Önceki düşünceden mantıksal olarak çıkan güçlü bir sonuç

who don't have the set of problems

2:29

bir dizi soruna sahip olmayan

that made the original relationship impossible. Dilbilgisi

2:30

diğer insanlarda da mutlaka var olması gerektiğini görmeye başlamaktır.

Dilbilgisi

Made the original relationship impossible ifadesinde make + nesne + sıfat

Made the original relationship impossible ifadesinde made ettirgen bir işlev taşır: sorunlar bütünü bir sonuca yol açmıştır. The original relationship nesnedir; impossible ise ortaya çıkan durumu belirten nesne tamamlayıcısıdır. Aktarılabilir kalıp make + nesne + sıfat biçimindedir ve “nesnenin sıfatla belirtilen durumda olmasına veya o duruma gelmesine neden olmak” anlamına gelir. Burada impossible, ilişkinin yürüyemediğini veya devam edemediğini anlatır; relationship sözcüğünün önünde onu doğrudan niteleyen bir sıfat değildir.

Alıştırma

Cümleyi make + nesne + sıfat kalıbıyla tamamlayın. Make fiilinin geçmiş zamanını, the road nesnesini ve unsafe sıfatını kullanın: Heavy ice ____ for drivers.

Cevabı göster

made the road unsafe

The careful investigation of the character of one person,

2:34

Bir kişinin karakterinin dikkatlice incelenmesi,

paradoxically,

2:37

paradoksal bir şekilde,

but very liberatingly,

2:38

ama çok özgürleştirici bir biçimde,

shows that we could in fact also love someone else.

2:40

aslında bizim de başka birini sevebileceğimizi gösterir.

This is not an exercise in getting us to give up Notlar

2:44

Bu, gerçekten istediğimiz şeyden vazgeçmemizi sağlamaya yönelik

on what we really want.

2:47

bir egzersiz değildir.

Kalıp ifadeler

an exercise in + ad veya -ing biçimi

Burada an exercise in, bir şeyi yapmaya odaklanan bir etkinlik veya süreç anlamına gelir; çoğu zaman uygulama, araştırma, sınama ya da başarma amacı taşır. Exercise burada soyut anlamdadır; fiziksel egzersiz demek değildir. in sonrasında bir ad veya -ing biçimi kullanılır. an exercise in getting us to give up ifadesinde getting, etkinliğin varsayılan amacını belirtir. Olumsuz cümle bu yorumu reddeder.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The workshop was ____ solving problems together.

Cevabı göster

an exercise in

Dilbilgisi

get + kişi + to do: getting us to

Get + kişi + to + fiil, genellikle belli bir çaba veya etkiyle o kişinin bir şey yapmasını sağlamak ya da onu ikna etmek anlamına gelir. getting us to give up ifadesinde us, etkilenen kişileri; give up ise eylemi gösterir. Tüm ettirgen yapı in edatından sonra geldiği için get, -ing biçimi olan getting olur. İç yapı yine de to gerektirir; bu nedenle give up doğrudan us sonrasında gelemez.

Alıştırma

get + kişi + to do yapısını geçmiş zamanda kullanın: After a friendly talk, Mia ____ her brother ____ help with dinner.

Cevabı göster

got · to

Öbek fiiller

give up on: inanmayı, desteklemeyi veya peşinden gitmeyi bırakmak

Give up on, birinin artık inanmadığı, desteklemediği veya peşinden gitmediği kişiyi, hedefi, planı ya da umudu belirtir. Burada not give up on what we really want, en derin isteklerimizden vazgeçmemiz gerektiği fikrini reddeder. Yapı give up on + nesne şeklindedir. Nesne bir isim, zamir veya what we really want gibi bir isim cümleciği olabilir; on, artık güvenilmeyen ya da peşinden gidilmeyen şeyi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “inanmayı veya peşinden gitmeyi bırakmak” anlamındaki üç kelimelik öbek fiille tamamlayın: Even after two failed tests, Maya refused to ____ her goal of becoming an engineer.

Cevabı göster

give up on

The liberating move is to see that what we want

2:48

Özgürleştirici adım, istediğimiz şeyin,

has to exist in places beyond the pain-inducing character

2:52

ilk başta tanımladığımız o acı veren karakterin ötesindeki yerlerde de

we originally identified it in.

2:55

var olması gerektiğini görmektir.

We should gently recognize Ton ve niyet

2:58

Nazikçe fark etmeliyiz ki,

that being disappointed and abandoned Anlatım akışı

2:59

hayal kırıklığına uğramak ve terk edilmek

has its curious satisfactions.

3:02

tuhaf bir tatmine sahiptir.

Ton ve niyet

should gently recognize: zor bir gerçeği kabul etmeyi yumuşatmak

Should bir emirden çok tavsiye bildirir. Gently, recognize fiilini niteler ve dinleyiciyi rahatsız edici bir fikirle kendini suçlamadan, özenli bir biçimde yüzleşmeye çağırır. Bu cümlede ifade, okuyucuyu suçlamak yerine şaşırtıcı bir iddiaya hazırlar. Yapı should + zarf + fiilin yalın hâli şeklindedir. Gently sözcüğünü recognize fiilinden önce kullanmak tavsiyeyi daha anlayışlı gösterir; gently fiziksel bir hareketi değil, bir şeyi kabul etme biçimini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle zor bir sonucu en nazik biçimde sunuyor?

  1. Obviously, everyone knows the plan failed.
  2. We must admit that the plan was a complete failure.
  3. We should gently recognize that the plan did not work for everyone.
Cevabı göster

We should gently recognize that the plan did not work for everyone.

Anlatım akışı

'being disappointed and abandoned has its curious satisfactions' ifadesindeki paradoks

Bu yan cümle, iki acı verici durumu, yani being disappointed and abandoned ifadesini, beklenmedik has its curious satisfactions yüklemiyle bilinçli olarak bir araya getirir. Bu paradoks, okurun durup gizli bir fayda aramasını sağlar. Buradaki satisfactions mutluluk anlamına gelmez ve terk edilmenin iyi olduğunu öne sürmez. Karşılıklı bir ilişkide savunmasız kalma riskini almak yerine tanıdık bir incinmişlik konumunda durmanın verdiği güven gibi ince psikolojik ödülleri anlatır. has its ... kalıbı, bu ödülleri hoş olmayan bir duruma bile ait olabilecek şeyler olarak sunar.

Alıştırma

Vurgulanan yan cümle bu savda nasıl bir işlev görüyor?

  1. Hayal kırıklığına uğramanın ve terk edilmenin insanların araması gereken keyifli deneyimler olduğunu söyler.
  2. Duygusal acının bir kişiyi her zaman fiziksel olarak daha güvenli yaptığını savunur.
  3. Acı verici duygusal konumların, acıyı keyifli saymadan, gizli bir psikolojik güven sunabileceğini gösterir.
Cevabı göster

Acı verici duygusal konumların, acıyı keyifli saymadan, gizli bir psikolojik güven sunabileceğini gösterir.

It is, in an emotional sense, Anlatım akışı

3:04

Duygusal anlamda,

a very safe position to be in indeed.

3:06

gerçekten de içinde bulunulabilecek çok güvenli bir konumdur.

Anlatım akışı

Kapsam belirleyici 'in an emotional sense'

in an emotional sense ifadesi, safe sözcüğünün kapsamını sınırlar. Bu konumun psikolojik veya duygusal açıdan güvenli olduğunu, fiziksel, mali veya her türlü pratik açıdan güvenli olmadığını belirtir. in a/an + adjective + sense kalıbı, bir yargının hangi belirli boyutta doğru olduğunu gösterir. Soyut bir iddiayı sınırlandırmaya ve fazla sözcüğü sözcüğüne ya da fazla genel bir yorumu önlemeye yardımcı olur. Burada sense, görme gibi bedensel bir duyu değil, ‘açı’ veya ‘bakım’ anlamındadır.

Alıştırma

Güvenliği duygusal düzeyle sınırlayan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The old routine was risky in practice, but it felt safe ____.

Cevabı göster

in an emotional sense

Yet true love isn't to be equated Kalıp ifadeler

3:10

Oysa gerçek aşk,

with pining for an absent figure. Kelime

3:12

olmayan bir figürün hasretini çekmekle bir tutulamaz.

Kalıp ifadeler

isn't to be equated with: yanlış bir eşdeğerliği reddetmek

“isn't to be equated with”, equate A with B yapısının edilgen biçimidir. Bu cümlede gerçek aşkın, uzakta olan birini acıyla özlemekle aynı şey olarak görülmemesi veya tanımlanmaması gerektiğini belirtir. Edilgen yapı ilk kavramı odak noktasına getirir ve yalnızca bir benzerliği değil, öne sürülen bir eşdeğerlik ilişkisini reddeder. Bu yapı, aşırı basitleştirilmiş bir tanımı veya sonucu düzeltirken kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “aynı şey olarak görülmemelidir” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: A high price ____ high quality.

Cevabı göster

isn't to be equated with

Kelime

pining for: derin ve uzun süreli özlem

“pining for” ifadesindeki pine, uzakta veya ulaşılamaz olan bir kişi ya da şey için derin ve sürekli bir üzüntü ve özlem duymak anlamına gelen bir fiildir. Burada yalnızca birini özlemekten daha güçlü bir duyguyu anlatır. Bu fiilin ardından normalde for ve arzulanan kişi ya da şey gelir. Çoğu zaman özlemin devam ettiğini ve kişiyi mutsuz ya da duygusal olarak takılı kalmış hâlde bıraktığını düşündürür.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “derin ve sürekli bir özlem duymak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Even after starting a new life abroad, Maya kept ____ home.

Cevabı göster

pining for

It means daring to engage with a truly frightening prospect, Kalıp ifadeler

3:14

Bu, gerçekten korkutucu bir ihtimalle yüzleşmeye cesaret etmek demektir,

Kalıp ifadeler

daring to engage with: cesaret ve etkin katılım

Bu cümlede daring to, riskli ya da korkutucu gelen bir şeyi yapacak cesareti göstermek demektir. Eylemi kolayca veya kendiliğinden olan bir şey değil, bilinçli bir adım olarak sunar. Engage with, biriyle ya da bir şeyle yüzleşmek, onu ele almak veya onunla etkin biçimde ilgilenmek demektir. Birlikte daring to engage with, güvenli bir mesafede kalmak yerine korkutucu gelen bir kişiyle ya da olasılıkla gerçekten etkileşime girme cesaretini anlatır.

Alıştırma

dare to engage with ifadesini doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: After months of avoiding the issue, she finally ____ it.

Cevabı göster

dared to engage with

a person who is available and thinks, Kelime

3:19

yanımızda olan ve,

Kelime

flörtte available: ilişkisi olmayan ve yeni bir ilişkiye açık

Burada available, kişinin programını değil, romantik ilişki durumunu ve yeni bir ilişkiye açıklığını anlatır. Kişinin şu anda bağlı olduğu bir partneri yoktur ve olası bir ilişkiye karşılık vermeye istekli ya da duygusal olarak hazırdır. Bu anlamı bağlam oluşturur. Available tek başına belirli bir zamanda müsait, elde edilebilir veya yardım etmeye hazır anlamlarına da gelebilir. Ayrıca single olmak her zaman bir ilişkiye açık olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir flört konuşmasında, “Maya is available and interested in meeting someone” cümlesindeki available büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Bir iş görevine yardım etmeye hazırdır.
  2. Bir ilişkisi yoktur ve flört etmeye açıktır.
  3. O saatte müsaittir ve planı yoktur.
Cevabı göster

Bir ilişkisi yoktur ve flört etmeye açıktır.

despite our strong background suppositions to the contrary, Kalıp ifadeler

3:21

bizim aksine dair güçlü içsel varsayımlarımıza rağmen,

Kalıp ifadeler

suppositions sonrasında to the contrary

Burada to the contrary, “tersinin doğru olduğu” anlamına gelir. suppositions sözcüğünden sonra gelir ve bu varsayımların ne söylediğini açıklar: Anlatılan kişi onların hoş insanlar olduğunu düşünse de konuşanlar aslında öyle olmadıklarını varsayar. “İsim + to the contrary” yapısı, bağlamdan anlaşılan bir iddiayı tekrarlamadan ona gönderme yapmayı sağlar. evidence, claims, beliefs, indications ve assumptions gibi sözcüklerle sık kullanılır.

Alıştırma

“Tersinin doğru olduğunu gösteren” anlamındaki kalıp ifadeyi tamamlayın: The claim survived despite clear evidence ____.

Cevabı göster

to the contrary

that we're really rather nice. Ton ve niyet

3:25

bizim aslında oldukça iyi olduğumuzu düşünen bir insanla.

Ton ve niyet

really rather nice ifadesindeki ölçülü övgü

really rather nice ifadesinde really, olumlu değerlendirmenin içten olduğunu doğrular; rather ise nice sözcüğünü ölçülü ve abartısız bir biçimde güçlendirir. Birlikte “gerçekten oldukça hoş” veya “hakikaten epey sevilesi” gibi bir anlam verirler. İfade bilinçli olarak alçak gönüllüdür: nice basit bir övgüdür ve rather bu övgünün abartılı duyulmasını engeller. Bu bağlamda anlam açıkça olumludur; isteksiz veya hafifçe olumsuz değildir.

Alıştırma

“Everyone was surprised to find that the new coach was really rather nice,” cümlesinde really rather nice ne anlatır?

  1. Konuşan kişi farklı bir koçu tercih ederdi.
  2. Koç yalnızca biraz hoştu ve genel olarak muhtemelen sevimsizdi.
  3. Koç gerçekten oldukça hoş biriydi ve bu, ölçülü bir biçimde ifade ediliyordu.
Cevabı göster

Koç gerçekten oldukça hoş biriydi ve bu, ölçülü bir biçimde ifade ediliyordu.

That is perhaps the only sort of challenge

3:27

Belki de romantik gibi lirik ve görkemli bir kelimeyi,

that properly deserves the lyrical and grand word romantic. Anlatım akışı

3:29

tam olarak hak eden tek tür meydan okuma budur.

Anlatım akışı

properly deserves the lyrical and grand word romantic: lirik ve görkemli “romantik” sözcüğünü gerçekten hak etmek

Buradaki That, size karşılık verebilen ve sizi gerçekten takdir eden biriyle ilişkiye açılma zorluğuna gönderme yapar. properly deserves the lyrical and grand word romantic ifadesi, bu zorluğun yüce romantic etiketini gerçekten hak ettiği anlamına gelir. Properly burada “haklı olarak” veya “geçerli bir nedenle” demektir; “düzenli ya da doğru bir biçimde” demek değildir. Konuşmacı cümleyi deserves the word romantic ile bitirerek zorluğu anlatmaktan fazlasını yapar. romantic anahtar sözcüğünü yeniden odağa taşır ve anlamını yeniden dağıtır: romantik değer, tek taraflı bir saplantıya değil, karşılıklı bir ilişki için gereken cesarete aittir. Bu, başka metinlerde de kullanılabilecek bir tartışma düzenidir: anahtar sözcüğe geri dönmek, onu gerçekten neyin hak ettiğini sınamak ve sözcüğe yenilenmiş bir anlam vererek bitirmek.

Alıştırma

Hangi cümle bir planı yalnızca betimlemek yerine, onun tartışmalı bir etiketi kazandığını en açık biçimde savunur?

  1. After reviewing every proposal, we decided that this plan could be practical.
  2. After reviewing every proposal, we decided that this plan is practical.
  3. After reviewing every proposal, we decided that this is the only plan that truly deserves the word practical.
Cevabı göster

After reviewing every proposal, we decided that this is the only plan that truly deserves the word practical.