Hızlı modanın gerçek bedeli: İngilizce çalışma notları

The Economist

Öğrenme zorluğu
910 kelime 177 kel/dk

Video Tanıtımı: Haber, hızlı moda atıklarına karşı giysileri paylaşma ve onarma yaklaşımlarını karşılaştırıyor. Büyümenin daha az tüketim ve çevre zararıyla mümkün olup olmadığını soruyor. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. “is less about rags and more about the latest runway fashions.” — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: less about X and more about Y ile odağı gerçek önceliğe taşıyın. 2. “getting more mileage out of” — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: bir şeyden daha fazla kullanım, ömür veya değer elde etmeyi anlatın. 3. “provides a glimpse into” — Kalıplaşmış Söz Öbekleri ve Eşdizimler: bir uygulama hakkında açıklayıcı fakat eksik bir görünüm sunun.

Bu derste

Buying clothes has never been easier. Dilbilgisi

0:01

Kıyafet almak hiç bu kadar kolay olmamıştı.

Dilbilgisi

has never been easier: hiç bu kadar kolay olmamıştı

Has never been easier, geçmişten bugüne kadar olan bütün zamanları karşılaştırmak için present perfect kullanır. Kıyafet satın almanın şimdi geçmişteki herhangi bir zamandan daha kolay olduğu, yani şu ana kadarki en kolay noktaya ulaştığı anlamına gelir. Never, kıyafet satın almanın her zaman zor olduğu anlamına gelmez. Karşılaştırma biçimi olan easier mantığı değiştirir: geçmişteki hiçbir kolaylık düzeyi şimdikinden daha yüksek değildir. Burada easier, kıyafetlerin kendisini değil, buying clothes eyleminin ne kadar kolay olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi şimdi geçmişteki herhangi bir zamandan daha kolay anlamını veren present perfect kalıbıyla tamamlayın: With the new app, booking a doctor's appointment ____.

Cevabı göster

has never been easier

80 billion items are manufactured every year.

0:04

Her yıl 80 milyar parça üretiliyor.

We're putting too much product out there. Öbek fiiller

0:08

Piyasaya çok fazla ürün sunuyoruz.

Öbek fiiller

putting ... out there: ürünü piyasaya sunmak

Burada put ... out there, bir şeyi piyasaya veya halka sunmak anlamına gelir. Ayrılabilen bir ifadedir: nesne put sözcüğünden sonra ve out there ifadesinden önce gelir; yapı put + product + out there şeklindedir. Out there belirli bir fiziksel yeri göstermez. Too much product ifadesinde product, aşırı miktarda ürünü anlatan toplu ve sayılamayan bir isim olarak kullanılır. Konuşan kişi, piyasaya istenenden daha fazla kıyafet sunulduğunu söylüyor.

Alıştırma

Cümleyi put ... out there ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The label is ____ a small trial collection ____ before the full launch.

Cevabı göster

putting · out there

Most of that product ending up in landfill.

0:09

Bu ürünlerin çoğu çöplüklere gidiyor.

So-called fast fashion allows consumers to buy more,

0:12

Hızlı moda denen şey tüketicilerin daha fazla satın almasına olanak tanıyor,

but they're wearing these garments less often and disposing of them at an unprecedented rate. Kalıp ifadeler

0:16

ancak bu giysileri daha az giyiyorlar ve benzeri görülmemiş bir hızla atıyorlar.

Kalıp ifadeler

at an unprecedented rate: benzeri görülmemiş bir hızla

Bu cümlede at an unprecedented rate, disposing of them ifadesini niteleyen zarf işlevli bir edat öbeğidir. Rate, insanların giysileri elden çıkarma hızını veya sıklığını belirtir; fiyatı ya da tek başına sayısal bir yüzdeyi değil. Unprecedented, geçmişte buna denk bilinen bir örnek olmadığını belirtir. Bu yüzden ifade yalnızca hızlı olmayı değil, tarihsel olarak olağanüstü ve örneksiz bir hızı vurgular.

Alıştırma

“Daha önce hiç görülmemiş bir hızla” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: The glacier is shrinking ____, faster than at any time in the historical record.

Cevabı göster

at an unprecedented rate

This is where wardrobe castoffs end up. Notlar

0:32

Gardıroptan atılanların son durağı burası.

Kelime

wardrobe castoffs: gardıroptan çıkarılan istenmeyen giysiler

Wardrobe castoffs, sahibinin artık istemediği ve attığı, bağışladığı ya da başkasına verdiği giysileri belirten çoğul bir isim öbeğidir. Wardrobe kaynağı gösterir; castoffs ise atılmış eşyalar anlamındaki ana isimdir. Burada kumaş veya giysi üretiminden kalan parçaları değil, tüketicilerin kullandığı giysileri belirtir. Castoffs aynı zamanda eşyaların reddedildiğini düşündürebilir; bu nedenle used clothes gibi geniş bir terimden daha az tarafsızdır.

Alıştırma

Hangi ifade tamamlanmış giysileri özellikle insanların dolaplarından çıkardığı istenmeyen eşyalar olarak sunar?

  1. wardrobe castoffs
  2. secondhand clothes
  3. textile offcuts
Cevabı göster

wardrobe castoffs

Öbek fiiller

end up: sonunda bir yere veya sonuca ulaşmak

Bu cümlede end up, “bir sürecin ardından sonunda belirli bir yere ulaşmak veya orada bulunmak” anlamına gelir. Elden çıkarılan giysilerin son varış noktasını gösterir ve çoğu zaman izlenen yolun ya da sonucun önceden planlanmadığını düşündürür. where bu varış noktasını zaten belirttiği için burada end up ifadesinden sonra başka bir yer söylemek gerekmez. Bu ifade yalnızca “bitmek” anlamına gelmez; son yeri, durumu veya sonucu bildirir.

Alıştırma

“Beklenmedik biçimde sonunda bir yere varmak” anlamındaki öbek fiilin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: After taking three wrong buses, we ____ at the airport instead of the station.

Cevabı göster

ended up

Savanna Rags is a clothes recycling and processing plant in Nottingham, England.

0:37

Savanna Rags, İngiltere'nin Nottingham şehrinde bir kıyafet geri dönüşüm ve işleme tesisi.

They process discarded clothes from recycling bins around the country.

0:44

Ülke çapındaki geri dönüşüm kutularına atılan kıyafetleri işliyorlar.

Mohammed Patel has been running this plant for 12 years. Dilbilgisi

0:50

Mohammed Patel bu tesisi 12 yıldır işletiyor.

Dilbilgisi

has been running ... for 12 years: şimdiye kadar devam eden bir etkinlik

Şimdiki zamana kadar süren eylemleri anlatan has been running yapısı, etkinliğin geçmişte başladığını ve hâlâ devam ettiğini gösterir. Burada run, “yönetmek veya işletmek” anlamındadır; yani Mohammed Patel bu süre boyunca tesisi yönetmiştir. Yapı has/have been + -ing şeklindedir. for 12 years, etkinliğin ne kadar süredir devam ettiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi work fiilinin present perfect continuous biçimi ve süre için doğru edatla tamamlayın: Maya ____ at the clinic ____ six years.

Cevabı göster

has been working · for

Majority of it will go to Africa and Dubai.

0:55

Bunların çoğu Afrika ve Dubai'ye gidecek.

We send some of it to Europe,

1:02

Bir kısmını Avrupa'ya gönderiyoruz,

and we have a couple of buyers here in the UK that buy from us also.

1:04

ve Birleşik Krallık'ta da bizden satın alan birkaç alıcımız var.

Globally, sorting plants like this only deal with around 25% of discarded clothes. Öbek fiiller

1:08

Küresel olarak, bunun gibi ayırma tesisleri atılan kıyafetlerin sadece %25'iyle ilgilenebiliyor.

Öbek fiiller

deal with: bir şeyi ele almak veya işlemek

Bu cümlede deal with, “bir şeyi ele almak, işlemek veya onun sorumluluğunu üstlenmek” anlamına gelir. Ayrıştırma tesisleri atılmış giysileri işler; burada ticari bir anlaşma yapma anlamı yoktur. Yapı deal with + isim veya isim öbeğidir. Nesne; görev, sorun, talep, malzeme ya da durum gibi neyin ele alındığını gösterir.

Alıştırma

Bir geri dönüşüm merkezi bozuk telefonları işliyor. Bu anlamı doğal biçimde ifade eden cümle hangisidir?

  1. The recycling center deals in broken phones.
  2. The recycling center deals with broken phones.
  3. The recycling center deals broken phones.
Cevabı göster

The recycling center deals with broken phones.

In Britain, more than 300,000 tons of clothes end up in landfill every year.

1:15

Britanya'da her yıl 300.000 tondan fazla kıyafet çöpe gidiyor.

It's the fastest growing category of waste in the country.

1:20

Bu, ülkede en hızlı büyüyen atık kategorisi.

But this is a global problem.

1:24

Ancak bu küresel bir sorun.

Expanding middle classes in emerging markets are hungry for more and cheaper fashion. Notlar

1:26

Gelişmekte olan pazarlardaki genişleyen orta sınıf, daha fazla ve daha ucuz modaya aç.

Kelime

emerging markets: hızla gelişen ekonomiler

Emerging markets, hızla büyüyen ve küresel ticaret ile finansla giderek daha fazla bütünleşen; ancak kurumları, altyapıları ve tüketici piyasaları hâlâ olgunlaşmakta olan ülkeler veya ekonomiler için kullanılan resmî bir ekonomi ve iş dünyası terimidir. Bu cümlede ifade, orta sınıfların büyüdüğü ekonomileri belirtir. Yalnızca yeni ortaya çıkmış piyasalar anlamına gelmez ve tüm gelişmekte olan ülkeler için bire bir aynı sınıflandırma değildir.

Alıştırma

Bir finans raporu, hızlı büyüyen ve finansal sistemleri hâlâ olgunlaşmakta olan ekonomileri ele alıyor. En uygun terim hangisidir?

  1. developing countries
  2. emerging markets
  3. new markets
Cevabı göster

emerging markets

Deyimler

hungry for: güçlü bir istek veya talep

Hungry for burada mecaz anlamda kullanılmıştır. Büyüyen orta sınıflar daha fazla moda ürününü daha düşük fiyatlarla güçlü biçimde istemektedir; bu, yemeğe ihtiyaç duydukları anlamına gelmez. be hungry for + isim yapısı, iştaha benzer güçlü bir istek veya talep ifade eder. Hem kişisel bir hedefi hem de bir grubun ya da pazarın yoğun talebini anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: After weeks without news, the families were ____ an update.

Cevabı göster

hungry for

It's estimated that by 2050, Dilbilgisi

1:31

2050 yılına kadar,

global clothing sales could more than triple. Dilbilgisi

1:33

küresel giyim satışlarının üç kattan fazla artabileceği tahmin ediliyor.

Dilbilgisi

It's estimated that: bir tahmini sunmak

It's estimated that, biçimsel özne it + be + estimated + that yan cümlesinden oluşan kişisiz bir edilgen aktarma yapısıdır. Tahmini kimin yaptığını geri planda tutarak tahminin içeriğini sunar. Bu yapı, ardından gelen sayıyı kanıtlanmış bir gerçek değil, hesaplama veya öngörü olarak çerçeveler. Bu cümlede could, tahmine bir belirsizlik katmanı daha ekler.

Alıştırma

Rapor cümlesini vurgulanan yapıyla tamamlayın: ____ the new bridge will cost £80 million.

Cevabı göster

It's estimated that

Dilbilgisi

could more than triple: üç katın üzerine çıkabilir

Could, kesin bir sonuç değil, gelecekteki olası bir sonucu belirtir. Burada more than, triple sözcüğünü niteler; dolayısıyla öngörülen toplam, mevcut düzeyin üç katından fazla olur. To triple, başlangıç değerinin üç katına çıkmak demektir. Mevcut değer 100 ise tripling sonucu 300'dür; more than tripling sonucu ise 300'ün üzerindedir. Başlangıç değerinin üç katını mevcut değere eklemek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir şirket şu anda 10.000 birim satıyor. Its sales could more than triple next year. Hangi sonuç bu öngörüye uygundur?

  1. Satışlar tam olarak 30.000 birime çıkabilir ve daha yükseğe çıkamaz.
  2. Satışlar 30.000 birimin üzerine çıkabilir.
  3. Satışlar 30.000 birim artarak 40.000'e ulaşabilir.
Cevabı göster

Satışlar 30.000 birimin üzerine çıkabilir.

And one of the things that we've noticed is that the quality of the actual material being used has gone down. Öbek fiiller

1:37

Ve fark ettiğimiz şeylerden biri de kullanılan asıl malzemenin kalitesinin düşmüş olması.

Öbek fiiller

has gone down: düşmüş veya azalmış

Bu cümlede has gone down, kalitenin azaldığı ve artık eskisinden daha düşük olduğu anlamına gelir. Down, fiziksel olarak aşağı hareketi değil, soyut bir düzeydeki değişimi anlatır. Present perfect biçimi has gone down, daha önce gerçekleşen düşüşü şimdiki zamanla ilişkilendirir. Daha düşük kaliteyi, şu ana kadar fark edilmiş bir değişim olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi go down ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: The cafe's customer rating was 4.8 last year, but it ____ since then.

Cevabı göster

has gone down

We're now having to process a lot more just to get the same quality of goods that we can sell on. Öbek fiiller

1:43

Satarak elde edebileceğimiz aynı kalitede ürünü elde etmek için artık çok daha fazlasını işlememiz gerekiyor.

Öbek fiiller

Sonraki alıcıya yeniden satış için sell on

Bu cümlede sell on, malları edindikten veya işledikten sonra başka bir alıcıya satmak anlamına gelir. on parçacığı, malların bir zincirdeki sonraki aşamaya ya da sonraki sahibine geçtiğini gösterir; “satmaya devam etmek” anlamına gelmez. İlgi zamiri that, sell fiilinin nesnesidir: goods that we can sell on, “başka birine yeniden satabileceğimiz mallar” demektir. İsim veya zamir doğrudan söylendiğinde yaygın kalıp sell something on biçimindedir; sell them on bunun bir örneğidir.

Alıştırma

“Başka bir alıcıya yeniden satmak” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: The dealer buys used bikes, repairs them, and plans to ____.

Cevabı göster

sell them on

But how can the fashion industry continue to grow while addressing the environmental need for people to buy fewer clothes? Anlatım akışı

1:49

Ancak insanların daha az kıyafet satın almasına yönelik çevresel ihtiyaca değinirken, moda endüstrisi nasıl büyümeye devam edebilir?

Anlatım akışı

How can ... while ...? ile çatışan hedefleri çerçevelemek

Bu yalnızca bilgi isteyen bir soru değildir. Haberin merkezindeki sorunu çerçeveler: Moda sektörü büyümeye devam etmek isterken çevresel gereklilik insanların daha az kıyafet satın almasını gerektirir. But, bu merkezî soruya geçişi gösterir. How can X ... while Y ...? kalıbı iki hedefi tek bir sorun içinde bir araya getirir ve önerilecek her çözümün ikisini de ele alması gerektiğini belirtir. Burada while, büyümeyle aynı anda ele alınması gereken çevresel kısıtlamayı tanıtır.

Alıştırma

Bir tartışmada bu soru ne işlev görür? How can the company lower prices while paying workers more?

  1. İki hedeften hangisinin önce gerçekleştiğini sorar.
  2. Her iki hedefe de zaten ulaşıldığını bildirir.
  3. İki hedefi, bir çözümün uzlaştırması gereken tek bir sorun olarak çerçeveler.
Cevabı göster

İki hedefi, bir çözümün uzlaştırması gereken tek bir sorun olarak çerçeveler.

New York fashionista Ijeoma Kola is less about rags and more about the latest runway fashions. Dilbilgisi

2:00

New Yorklu moda tutkunu Ijeoma Kola, eski kıyafetlerle değil daha çok en son podyum modasıyla ilgileniyor.

Dilbilgisi

be less about X and more about Y: odağı X’ten Y’ye kaydırmak

be less about X and more about Y kalıbı ana odağı X’ten Y’ye kaydırır. Burada Ijeoma’nın moda ilgisinin rags diye nitelenen eski veya atılmış giysilerden çok defile podyumlarında görülen yeni tarzlara yöneldiğini anlatır. less ... more ... tam bir reddediş değil, göreceli bir fark ifade eder: X hâlâ önemli olabilir, ancak Y daha önemlidir. Bir kişinin, projenin veya tartışmanın gerçekte neye öncelik verdiğini açıklamak için bu paralel yapıyı kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Vurguyu ilk düşünceden ikinciye kaydıran ikili yapıyla cümleyi tamamlayın: For our team, success ____ flashy presentations ____ solving real customer problems.

Cevabı göster

is less about · and more about

Because I post often on Instagram,

2:07

Instagram'da sık sık paylaşım yaptığım için,

there is a little bit of pressure to have a new outfit. Kalıp ifadeler

2:09

yeni bir kıyafet bulma konusunda biraz baskı oluyor.

Kalıp ifadeler

pressure to + fiil: beklenen eylemi belirtmek

Pressure to + fiilin yalın hâli, birini bir eyleme yönelten beklenti veya baskıyı belirtir. pressure to have a new outfit ifadesinde to have mastarı, Ijeoma’nın kendisinden beklendiğini düşündüğü eylemi gösterir. Bu baskı başka insanlardan, toplumsal kurallardan, işten veya kişinin kendi beklentilerinden gelebilir. Burada fiziksel kuvvet değil, duygusal ya da toplumsal baskı söz konusudur.

Alıştırma

Cümleyi pressure to ve fiilin yalın hâliyle tamamlayın: Many teenagers feel ____ look perfect in photos.

Cevabı göster

pressure to

She's a fashion blogger.

2:17

O bir moda blog yazarı.

Her stylish posts and clothing tips are attracting a big online following. Kalıp ifadeler

2:18

Şık paylaşımları ve kıyafet ipuçları internette büyük bir takipçi kitlesi çekiyor.

Kalıp ifadeler

attracting a big online following: internette geniş bir takipçi kitlesi çekmek

Burada following, birinin çevrim içi içeriklerine düzenli olarak ilgi gösteren kişileri topluca anlatan bir isimdir. A big online following, “geniş bir çevrim içi kitle” anlamına gelir; birinin arkasından gitme eylemi ya da “sonraki” anlamındaki sıfat değildir. Attracting a following, böyle sürekli bir kitleyi kendine çekip kazanmak demektir. Tek bir görüntülenmeden fazlasını anlatır: İçerik, bir grup insanda kalıcı ilgi oluşturuyordur.

Alıştırma

Örnekte “attracting a big online following” ne anlama geliyor?

  1. Bir dizi giyim talimatının sonraki bölümünü okumak
  2. İnternette ilgilenmeye devam eden geniş bir insan grubunu kendine çekmek
  3. Yalnızca tek bir paylaşımda olağanüstü yüksek görüntülenme almak
Cevabı göster

İnternette ilgilenmeye devam eden geniş bir insan grubunu kendine çekmek

I found myself before buying a lot of clothes.

2:23

Eskiden çok fazla kıyafet alıyordum.

I usually bought clothes from H&M and Zara or ASOS.

2:26

Genelde H&M, Zara veya ASOS'tan giyiniyordum.

But if you're looking for trendy pieces,

2:30

Ancak trend parçalar arıyorsanız,

they have them.

2:31

onlarda var.

They're pretty affordable.

2:32

Oldukça da uygun fiyatlılar.

Today, she's looking for a new outfit for a swanky industry event.

2:36

Bugün, gösterişli bir sektör etkinliği için yeni bir kıyafet arıyor.

But this store doesn't sell clothes.

2:40

Fakat bu mağaza kıyafet satmıyor.

It rents them.

2:42

Kiralıyor.

Ijeoma has been championing Rent the Runway's radical new approach to high-end fashion. Kelime

2:46

Ijeoma, Rent the Runway'in üst düzey modaya yönelik radikal yeni yaklaşımını savunuyor.

Kelime

championing an approach: bir yaklaşımı aktif biçimde savunmak

Burada championing, champion fiilinin -ing biçimidir. Rent the Runway'in modaya yönelik yeni yaklaşımını kamu önünde aktif biçimde desteklemek ve tanıtmak anlamına gelir; şampiyonluk kazanmak demek değildir. Champion fiil olarak bir fikir, amaç, politika veya yöntemi savunmayı ve kabul görmesine yardımcı olmayı anlatır. Yalnızca bir şeyi beğenmekten daha güçlü ve aktiftir.

Alıştırma

Hangi durum “champion” fiiline en uygundur?

  1. Bir yönetici yeni bir erişilebilirlik politikasını kamu önünde tanıtır ve kabul edilmesi için çalışır.
  2. Bir çalışan politikayı içinden beğenir ama ondan hiç söz etmez.
  3. Bir koşucu yarışta birinci olur.
Cevabı göster

Bir yönetici yeni bir erişilebilirlik politikasını kamu önünde tanıtır ve kabul edilmesi için çalışır.

Rent the Runway is a clothing borrowing service,

2:52

Rent the Runway bir kıyafet kiralama servisi,

which allows you to rent clothes for either 4 or 8 days at a time. Dilbilgisi

2:54

tek seferde 4 veya 8 günlüğüne kıyafet kiralamanıza olanak tanıyor.

Dilbilgisi

either 4 or 8 days: either ... or ... ile iki alternatiften birini seçmek

Either ... or ... iki alternatifi birbirine bağlar. Bu cümledeki alternatifler 4 gün ve 8 gündür; kiralayan kişi bu sürelerden birini seçer. Either ilk alternatiften, or ise ikinci alternatiften önce gelir. Burada days iki sayı için ortaktır; dolayısıyla anlam 4 days or 8 days şeklindedir. İki alternatif normalde aynı dil bilgisel yapıda olmalıdır.

Alıştırma

İki seçenek sunmak için cümleyi either ... or ... ile tamamlayın: You can attend the workshop on ____ Saturday ____ Sunday.

Cevabı göster

either · or

You're cycling through clothing as fast, Öbek fiiller

2:59

Kıyafet döngünüz yine aynı hızda,

Öbek fiiller

cycling through: bir öğeden sıradakine geçmek

Cycle through, bir grup içindeki bir öğeden bir sonrakine geçmek anlamına gelir ve genellikle hızlı, sürekli ya da tekrarlı bir ilerleyişi anlatır. Burada kıyafetleri hızla art arda giyip değiştirmeyi ifade eder; kıyafetlerin arasından bisikletle geçmek anlamına gelmez. Kalıp cycle through + bir öğe grubudur; örneğin seçenekler, ekranlar, roller veya dosyalar gelebilir. Grup baştan tekrar edilebilir, ancak ifade yalnızca birkaç öğeden sırayla geçmeye de odaklanabilir.

Alıştırma

Cümleyi cycle through ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The training program ____ four activities before repeating the sequence.

Cevabı göster

cycles through

but you're borrowing it with other people.

3:01

ancak başkalarıyla birlikte ödünç alıyorsunuz.

So other people get to wear the same things that you're wearing as well. Dilbilgisi

3:02

Yani diğer insanlar da sizin giydiğiniz şeyleri giyebiliyor.

Dilbilgisi

get to wear: zorunluluk değil, fırsat

get to wear ifadesinde get to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapma fırsatına veya iznine sahip olmak anlamına gelir. Burada diğer insanların da aynı tür kıyafetleri giyme fırsatı olduğu anlatılıyor. Buradaki get, bir şeyi elde etmek anlamına gelmez ve bu yapı zorunluluk bildirmez. Genellikle eylemi sevindirici veya yararlı bir fırsat olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümle kontrol odasını ziyaret etmeyi özel bir fırsat olarak sunuyor?

  1. We have to visit the control room after the tour.
  2. We get to visit the control room after the tour.
  3. We can visit the control room after the tour.
Cevabı göster

We get to visit the control room after the tour.

On average, only 20% of clothes are worn on a regular basis. Kalıp ifadeler

3:07

Ortalama olarak kıyafetlerin sadece %20'si düzenli olarak giyiliyor.

Kalıp ifadeler

on a regular basis: resmî üslupta düzenli sıklık

On a regular basis, düzenli olarak, tekrar tekrar veya bir rutinin parçası olarak anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. Kıyafetlerin ne sıklıkta giyildiğini belirtir. İfadenin tamamı are worn yapısını niteler; basis burada alışılmış olan temel veya dayanak anlamını taşımaz. Bu ifade, regularly sözcüğüne göre genellikle daha resmî ve rapor diline daha uygun duyulur.

Alıştırma

Cümleyi, rapor tarzında düzenli olarak anlamına gelen dört sözcüklü kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The air filters are checked ____.

Cevabı göster

on a regular basis

Rent the Runway's mission is to change consumers' relationship with the clothes they wear. Kalıp ifadeler

3:11

Rent the Runway'in misyonu, tüketicilerin giydikleri kıyafetlerle olan ilişkisini değiştirmek.

Kalıp ifadeler

change consumers' relationship with: konsumenlerin bir şeyle ilişkisini değiştirmek

Bu cümlede change consumers' relationship with the clothes they wear, tüketicilerin kıyafetler hakkında düşünme, onları kullanma ve onlara bağlı olma biçimini değiştirmek anlamına gelir. Relationship yalnızca insanlar arasındaki ilişkiyi değil, bir kişinin bir nesne veya alışkanlıkla süregelen bağını da anlatabilir. change someone's relationship with something kalıbı, tek bir davranıştan daha geniş ve uzun vadeli bir değişimi belirtir. Alışkanlıkların ve tutumların birlikte değişmesinin beklendiği durumlarda kullanışlıdır.

Alıştırma

change someone's relationship with something kalıbını konuşana göre uyarlayarak kullanın: The workshop helped me ____ food.

Cevabı göster

change my relationship with

Rather than buying something, only getting to wear it maybe three, four times before you decide to give it away or throw it away, Notlar

3:17

Bir şey satın alıp, başkasına vermeye veya çöpe atmaya karar vermeden önce belki üç dört kez giymek yerine,

Dilbilgisi

Rather than buying: bir alternatif seçmek

Rather than buying, seçilmeyen veya tercih edilmeyen seçeneği tanıtır. Burada kıyafet satın almak, onları paylaşma veya kiralama alternatifiyle karşılaştırılır; rather than, zaman bakımından “daha önce” değil, “yerine” anlamına gelir. Çevresindeki yapıyla uyumlu olduğunda rather than sonrasında -ing biçimi kullanılır: rather than buying. Aynı yapı, cümle tercih edilen eylemi vermeden önce bir eylemi reddedebilir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için rather than ve stay fiilini kullanın: ____ at home all weekend, Sam went hiking with friends.

Cevabı göster

Rather than staying

Öbek fiiller

give it away: bir şeyi başka birine ücretsiz vermek

Burada give it away, giysiyi para almadan başka birine vermek anlamına gelir. Alan kişinin kim olduğunu belirtmek gerekmez. Give away ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim nesne iki konumda da kullanılabilir: give the jacket away veya give away the jacket. Zamir ise mutlaka ortaya gelir: give it away denir, give away it denmez.

Alıştırma

Vurgulanan öbek fiille cümleyi tamamlayın: I do not wear this coat anymore, so I will ____ to a local charity.

Cevabı göster

give it away

Öbek fiiller

throw it away: bir şeyi çöpe atmak

Burada throw it away, artık istenmeyen giysiyi atmak anlamına gelir. Yalnızca bir nesneyi havaya fırlatmayı değil, ondan kurtulmayı anlatır. Throw away ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim nesne iki konumda da kullanılabilir: throw the shirt away veya throw away the shirt. Zamir ise mutlaka ortaya gelir: throw it away denir, throw away it denmez.

Alıştırma

Vurgulanan öbek fiille cümleyi tamamlayın: The snack wrapper cannot be recycled, so please ____.

Cevabı göster

throw it away

an item is worn a lot more when it is being shared across different people.

3:24

bir parça farklı insanlar arasında paylaşıldığında çok daha fazla giyilir.

Rent the Runway only has a couple of flagship stores,

3:30

Rent the Runway'in sadece birkaç büyük mağazası var,

but online, it's a giant. Deyimler

3:34

ancak internette bir dev.

Deyimler

but online, it's a giant: fiziksel ve çevrim içi ölçek karşıtlığı

But bağlacı, şirketin fiziksel mağazalardaki küçük varlığıyla bir karşıtlık kurar. İnternette ise durum çok farklıdır. Buradaki a giant, belirli bir pazarda çok büyük ölçeğe ve güçlü etkiye sahip bir şirketi anlatan mecazdır. Kelimenin gerçek anlamıyla dev bir insanı ifade etmez.

Alıştırma

Bir iş dünyası haberinde “but online, it's a giant” ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Şirket, daha küçük fiziksel varlığına karşılık internette çok büyük ve etkili bir varlığa sahiptir.
  2. Şirket internet faaliyetlerini durdurmuş ve artık fiziksel mağazalara bağımlı hâle gelmiştir.
  3. Şirket, internet sitesini yönetmesi için olağanüstü uzun boylu birini çalıştırmaktadır.
Cevabı göster

Şirket, daha küçük fiziksel varlığına karşılık internette çok büyük ve etkili bir varlığa sahiptir.

And it's disrupting the fashion industry.

3:36

Ve moda endüstrisini altüst ediyor.

To date, there are 10 million members, Kalıp ifadeler

3:39

Bugüne kadar 10 milyon üyesi var,

Kalıp ifadeler

To date: bugüne kadarı gösteren resmî zaman çerçevesi

To date, “bugüne kadar” veya “şu ana dek” anlamına gelir. Bir başlangıç noktasından bugüne kadar geçen dönemin tamamına bakar; bu nedenle çoğunlukla toplam birikmiş sayı veya ilerleme bilgisi verir. Bu cümlenin başındaki To date, 10 milyon üyeyi haberin hazırlandığı zamana kadar ulaşılan toplam sayı olarak sunar. Buradaki date, takvim tarihi veya romantik buluşma anlamına gelmez.

Alıştırma

“Bugüne kadar” anlamındaki ders ifadesiyle bu resmî ilerleme güncellemesini tamamlayın: ____, the program has enrolled 8,000 participants.

Cevabı göster

To date

so it comes with a hefty laundry bill. Notlar

3:41

dolayısıyla beraberinde yüklü bir çamaşırhane faturası getiriyor.

Öbek fiiller

comes with: beraberinde gelen maliyet veya sonuç

Bu cümlede comes with, bir şeyin kendisiyle bağlantılı bir sonuç veya maliyet taşıdığını belirtir. Büyük ölçekli işletme, yüksek bir çamaşır yıkama gideriyle bağlantılıdır; birinin fiziksel olarak elinde faturayla gelmesi kastedilmez. X comes with Y, Y'nin X'e bağlı bir fayda, sorumluluk, risk veya bedel olduğunu göstermek için kullanılır. Çoğu zaman Y'yi, X'i kabul etmenin veya X'e sahip olmanın bir parçası olarak sunar.

Alıştırma

Bir iş sözleşmesinde hafta sonu vardiyalarının pozisyonun parçası olduğu zaten belirtiliyor. Hangi cümle bunları daha sonra ortaya çıkan bir sonuç değil, işe bağlı bir koşul olarak sunar?

  1. The job follows weekend shifts.
  2. The job leads to weekend shifts.
  3. The job comes with weekend shifts.
Cevabı göster

The job comes with weekend shifts.

Kalıp ifadeler

a hefty laundry bill: çok yüksek bir çamaşır yıkama maliyeti

Burada hefty, miktar veya tutar bakımından çok büyük anlamına gelir. Bu nedenle a hefty laundry bill, giysileri yıkamak için ödenen çok yüksek bir ücrettir. Hefty fiziksel büyüklüğü veya ağırlığı da anlatabilir; ancak bill, fee, price, fine veya cost ile kullanıldığında mecazi olarak dikkat çekici derecede yüksek bir tutarı belirtir. Bu sıfat aynı zamanda değerlendirme katar: Tutar yalnızca tarafsızca belirtilmez, ağır bir yük veya şaşırtıcı bir miktar olarak sunulur.

Alıştırma

Bir aileye çatı onarımı için beklenenden çok daha yüksek bir ücret çıkarılıyor. Hangi cümle ödenecek tutarın büyüklüğünü doğal biçimde vurgular?

  1. They received a final repair bill.
  2. They received a hefty repair bill.
  3. They received a detailed repair bill.
Cevabı göster

They received a hefty repair bill.

The company claims to have the largest dry cleaning facility in the world. Ton ve niyet

3:44

Şirket dünyanın en büyük kuru temizleme tesisine sahip olduğunu iddia ediyor.

Ton ve niyet

claims to have: bir beyanı doğrulamadan kaynağına atfetmek

“Claims to have” ifadesinde claims, “sahip olduğunu söylüyor” anlamına gelir. Yapı özne + claim(s) + to mastarı biçimindedir; have ise öznenin sahip olduğunu veya işlettiğini söylediği şeyi belirtir. Buradaki ifade, “dünyanın en büyük kuru temizleme tesisi” bilgisini doğrulanmış bir gerçek olarak sunmak yerine şirkete ait bir iddia olarak aktarır. İddianın kontrol edilmesine alan bırakır; tek başına şirketin yalan söylediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, doğruluğunu onaylamadan beyanı şirkete atfeder?

  1. The company has the largest recycling center in the region.
  2. The company claims to have the largest recycling center in the region.
  3. The company definitely operates the largest recycling center in the region.
Cevabı göster

The company claims to have the largest recycling center in the region.

Rent the Runway is getting more mileage out of items of clothing. Deyimler

3:49

Rent the Runway, kıyafetlerden daha fazla verim alıyor.

Deyimler

get more mileage out of: daha fazla kullanım veya değer elde etmek

“Get more mileage out of”, bir şeyi daha çok ya da daha uzun süre kullanmak veya ondan daha fazla değer elde etmek anlamına gelen bir deyimdir. Mileage burada mecazidir; gidilen gerçek mesafeyi ifade etmez. Yapı get more mileage out of + isim veya zamir biçimindedir. Cümlede, giysilerin tekrar tekrar kiralanması her parçanın daha fazla kullanılmasını ve ondan elde edilen değerin artmasını sağlar.

Alıştırma

“Bir şeyi daha uzun süre kullanmak veya ondan daha fazla değer elde etmek” anlamındaki beş sözcüklü deyimle cümleyi tamamlayın: By replacing the battery, I can ____ this old phone.

Cevabı göster

get more mileage out of

It's also helping to tackle an increasing throwaway Kelime

3:53

Ayrıca giderek artan kullan-at

culture.

3:56

kültürüyle mücadeleye de yardımcı oluyor.

Kelime

throwaway culture: kullan-at kültürü

Throwaway culture, ürünleri satın alıp kısa süre kullandıktan sonra onarmak, yeniden kullanmak veya saklamak yerine hemen atmaya dayanan toplumsal bir tüketim alışkanlığını anlatır. Burada throwaway, culture sözcüğünü niteler ve özellikle hızlı moda giysilerinin kısa kullanım ömrü gibi ortak bir tüketim düzenini eleştirir. Kültürün kendisinin atılabilecek bir nesne olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede throwaway culture ne anlama geliyor?

  1. Ürünleri satın alıp kısa süre kullandıktan sonra hızla atmaya dayanan toplumsal bir alışkanlık
  2. İnsanların yeni kıyafet almasını yasaklayan bir kültür
  3. Kitapları, filmleri ve diğer kültürel eserleri atma geleneği
Cevabı göster

Ürünleri satın alıp kısa süre kullandıktan sonra hızla atmaya dayanan toplumsal bir alışkanlık

But the last thing clothing brands want is for consumers to buy less. Dilbilgisi

3:56

Fakat giyim markalarının en son isteyeceği şey tüketicilerin daha az alışveriş yapmasıdır.

Dilbilgisi

the last thing X wants is for Y to do: X'in en son istediği şey Y'nin bir şey yapmasıdır

the last thing X wants is for Y to do kalıbı, Y'nin bir şey yapmasının X'in en az istediği sonuç olduğunu belirtir. Last, bu sonucu X'in tercihleri arasında en sona yerleştirir; zaman sırasındaki son olayı anlatmaz. for + isim + to mastarıyla kurulan yan cümle, istenmeyen sonucu belirtir: for consumers to buy less. Tüm yapı, giyim markalarının tüketicilerin daha az satın almasını istemediğini basitçe söylemekten daha güçlü biçimde çatışmayı vurgular.

Alıştırma

Cümleyi "last" ile başlayan ve “en az istedikleri sonuç” anlamına gelen dört sözcüklük ifadeyle tamamlayın: The hikers see dark clouds. The ____ is for the storm to get worse.

Cevabı göster

last thing they want

Except perhaps for Patagonia, an outdoor apparel brand,

4:02

Belki bir dış mekan giyim markası olan Patagonia hariç,

which sent shockwaves through the industry with this full-page advert in the New York Times on Black Friday 2011. Notlar

4:06

2011 Kara Cuma'sında New York Times'a verdiği bu tam sayfa reklamla sektörü sarsmıştı.

Deyimler

sent shockwaves through the industry: tüm sektörde şok etkisi yaratmak

Sent shockwaves through the industry bir mecazdır: ilan güçlü bir şaşkınlık veya kaygı yaratmış ve etkileri sektördeki şirketler ile insanlar arasında geniş ölçüde yayılmıştır. Through, etkilenen alanın tüm sektör olduğunu gösterir; fiziksel bir şok dalgasından söz edilmez. send shockwaves through + grup, sistem veya yer kalıbı, sonuçları doğrudan ilgili kişilerin ötesine yayılan bir olayı anlatmak için haber İngilizcesinde sık kullanılır.

Alıştırma

Cümlede sent shockwaves through the industry ne anlama geliyor?

  1. Sektör genelinde kaygıya ve geniş kapsamlı etkilere yol açtı.
  2. Tek bir şirketin günlük işleyişini sessizce iyileştirdi.
  3. Fabrika binalarının içinde fiziksel bir dalga üretti.
Cevabı göster

Sektör genelinde kaygıya ve geniş kapsamlı etkilere yol açtı.

Kültür

Bir perakende satış etkinliği olarak Black Friday

Black Friday, ABD'deki Şükran Günü'nden sonraki cuma günüyle bağlantılı büyük bir perakende satış etkinliğidir. Bu cümlede Black Friday 2011, ilanın tarihini belirtir ve onu anlamak için gerekli bağlamı sağlar. Perakendeciler bu dönemde normalde yoğun harcamayı teşvik eder. Bu nedenle tüketimi sorgulayan bir mesajı o gün yayımlamak, günün alışılmış ticari amacını tersine çevirmiştir. Bu karşıtlık, ilanın sektörde neden bu kadar güçlü bir tepki yaratabildiğini açıklar.

Alıştırma

İlanı anlamak için Black Friday 2011 neden önemlidir?

  1. Perakendeyle hiçbir ilgisi olmayan, gazetenin sıradan yayın tarihiydi.
  2. Sektör genelini etkileyen bir doğal afetin yaşandığı tarihti.
  3. Büyük bir alışveriş günüydü; bu yüzden tüketim karşıtı bir mesaj, olağan satın alma baskısına meydan okuyordu.
Cevabı göster

Büyük bir alışveriş günüydü; bu yüzden tüketim karşıtı bir mesaj, olağan satın alma baskısına meydan okuyordu.

Here in Amsterdam, Ryan Gellert heads up Patagonia's operations in Europe and the Middle East. Öbek fiiller

4:15

Burada, Amsterdam'da Ryan Gellert, Patagonia'nın Avrupa ve Orta Doğu operasyonlarını yönetiyor.

Öbek fiiller

heads up: “yönetmek veya başında olmak”

Bu cümlede heads up, “yönetir” veya “sorumluluğunu üstlenir” anlamına gelir. Ryan Gellert, Patagonia'nın Avrupa ve Orta Doğu operasyonlarından sorumludur. Yaygın yapı head up + kuruluş, ekip, proje veya faaliyet şeklindedir. Burada heads, tekil özne Ryan Gellert ile uyumludur; up fiil öbeğinin bir parçasıdır ve yukarı doğru hareketi anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede heads up “yönetmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. Leo held his head up during the photo.
  2. Leo gave the design team a heads-up.
  3. Leo heads up the design team.
Cevabı göster

Leo heads up the design team.

The apparel industry has become one of the most polluting in the world.

4:25

Giyim sektörü dünyayı en çok kirleten sektörlerden biri haline geldi.

As an industry, we're creating product that people don't need by stimulating demand and creating this sense that if you don't buy it now, Dilbilgisi

4:29

Endüstri olarak talebi canlandırarak ve eğer şimdi almazsan,

Dilbilgisi

by stimulating demand: yöntemi belirten by + fiil-ing

By stimulating demand, “İnsanların ihtiyaç duymadığı ürünleri nasıl üretiyoruz?” sorusunu yanıtlar. By ile başlayan öbek yöntemi belirtir: sektör, talebi canlandırma eylemiyle bu sonucu ortaya çıkarır. Bu kullanımda yapı by + fiil-ing şeklindedir. By bir edat olduğu için stimulate, stimulating biçimine dönüşür. Buradaki by yer veya son tarih değil, yöntem anlamındadır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi by ve use fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The school cut paper waste ____ digital forms.

Cevabı göster

by using

it's not going to be available.

4:37

kalmayacak hissini yaratarak insanların ihtiyacı olmayan ürünler üretiyoruz.

Dilbilgisi

If you don't ... now, it's not going to be ...: gerçek koşul ve acil sonuç

Bu cümlede gerçek bir koşul yapısı kullanılır: if + geniş zaman biçimindeki “don't buy” olası bir koşulu belirtir, be going to içeren “it's not going to be available” ise gelecekteki sonucu öngörür. Yapı, bu sonucu şimdi harekete geçmemenin olası bir sonucu olarak sunar. Satış dilinde now ile gelecekte bulunamama sonucu bir araya gelerek aciliyet yaratır. Cümle bir baskı taktiği işlevi görür: “Hemen harekete geç, yoksa fırsatı kaçırırsın.”

Alıştırma

Uyarıyı be going to yapısının olumsuz biçimiyle tamamlayın: If you don't reserve a room now, it ____ available this weekend.

Cevabı göster

isn't going to be

There's this race to the bottom on price and quality that is an unsustainable model. Deyimler

4:39

Fiyat ve kalitede dibe doğru bir yarış var ve bu sürdürülemez bir model.

Deyimler

race to the bottom: rekabetin standartları düşürmesi

“Race to the bottom”, her katılımcının diğerlerini geçebilmek için fiyatları, ücretleri, kaliteyi, güvenliği veya başka standartları düşürdüğü rekabeti anlatan bir deyimdir. “Bottom”, fiziksel bir bitiş çizgisini değil, zararlı en düşük düzeyi temsil eder. İfade eleştireldir: Rekabetin iyileşme sağlamak yerine tüm piyasayı veya sistemi daha kötü hâle getirebileceğini gösterir. Bu cümlede daha düşük fiyatlar ve daha düşük kalite, sürdürülemez bir modeli güçlendirir.

Alıştırma

“If online platforms weaken privacy rules to attract advertisers, critics may call it a race to the bottom.” cümlesinde “a race to the bottom” ne anlama gelir?

  1. Standartları sürekli düşüren ve genel sonucu kötüleştiren bir rekabet
  2. Üst düzey hizmetleri daha pahalı hâle getirme stratejisi
  3. En alçak yere ilk ulaşmak için yapılan gerçek bir yarış
Cevabı göster

Standartları sürekli düşüren ve genel sonucu kötüleştiren bir rekabet

Patagonia's philosophy flies in the face of fast fashion. Deyimler

4:45

Patagonia'nın felsefesi hızlı modaya tamamen ters düşüyor.

Deyimler

flies in the face of: bir norma açıkça meydan okumak

Burada flies in the face of, “bir şeyle açık ve doğrudan çelişmek ya da ona meydan okumak” anlamına gelir. Patagonia’nın felsefesi, küçük bir tercih farkı olarak değil, hızlı moda modelinin karşıtı olarak sunulur. Özne, meydan okuyan şeydir; of sonrasındaki isim öbeği ise meydan okunan fikri, kanıtı, kuralı veya uygulamayı belirtir: X flies in the face of Y. Bu, deyimsel bir imgedir; gerçek anlamda uçmak söz konusu değildir.

Alıştırma

Cümleyi “açıkça çelişir” anlamındaki deyimle tamamlayın: The policy ignores the research and ____ the available evidence.

Cevabı göster

flies in the face of

To buy once, buy well, Anlatım akışı

4:49

Bir kere alın, iyi alın,

and mend clothing for a longer lifespan.

4:51

ve daha uzun bir ömür için kıyafetleri onarın.

Anlatım akışı

To buy once, buy well, and mend...: üç parçalı paralel bir mesaj

Cümle, tek bir mesajı üç eşgüdümlü eylem halinde sunar: buy once, buy well ve mend clothing. Fiiller aynı yalın biçimde kalırken to yalnızca ilk fiilden önce görünür ve tüm listeyi kapsar. Bu paralel yapı, tavsiyeyi kısa, dengeli ve akılda kalıcı hâle getirir. Sıralama ayrıca bir düşünce akışı kurar: tekrar tekrar satın almayı azaltmak, kaliteyi seçmek ve ardından giysileri daha uzun dayanmaları için onarmak. Buy once, sık sık yenisiyle değiştirmekten kaçınmayı anlatan slogan tarzı bir kısaltmadır; bir insanın hayatında yalnızca bir kez giysi alabileceğini söyleyen gerçek bir kural değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede fiil öbekleri açık bir paralel dizi oluşturur?

  1. Buying less, to choose quality, and repair worn clothes.
  2. To buy less, choosing quality, and clothes are repaired.
  3. To buy less, choose quality, and repair worn clothes.
Cevabı göster

To buy less, choose quality, and repair worn clothes.

So maybe doing that in Amsterdam and then figuring out how to share it elsewhere. Öbek fiiller

4:54

Belki bunu Amsterdam'da yapıp ardından bunu başka yerlerde nasıl paylaşacağımızı bulabiliriz.

Öbek fiiller

figuring out: düşünerek veya deneyerek çözüm bulmak

Figuring out, düşünerek, araştırarak veya farklı olasılıkları deneyerek bir yanıt bulmak, bir şeyi anlamak ya da ne yapılacağına karar vermek anlamına gelir. Bu cümlede ekip önce Amsterdam'da uygulama yapacak, ardından yaklaşımı başka yerlerde paylaşmanın bir yolunu bulacaktır. Bu, figure out öbek fiilinin -ing biçimidir. Out, fiilin anlamının bir parçasıdır; dışarı doğru hareket anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi, bu dersteki “düşünerek çözmek veya anlamak” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: We need to ____ why the door will not lock.

Cevabı göster

figure out

With the largest single repair facility in North America and mobile mending services around Europe and America,

4:59

Kuzey Amerika'daki en büyük tekli tamir tesisi ve Avrupa ve Amerika'daki seyyar onarım servisleriyle,

Patagonia's anti-fashion environmental message has resonated with people who buy into their vision. Notlar

5:06

Patagonia'nın moda karşıtı çevreci mesajı, vizyonlarına inanan insanlarda yankı buldu.

Kalıp ifadeler

has resonated with: güçlü bir duygusal bağ kurmak

Has resonated with, bir şeyin bir kişide güçlü bir duygusal tepki veya değer temelli bağ oluşturduğu anlamına gelir. Bu cümlede Patagonia'nın çevre mesajı, şirketin vizyonunu benimseyen insanlarla bağ kurmuştur; burada fiziksel bir sesten söz edilmez. Has resonated, present perfect biçimidir. Tepkinin daha önce oluştuğunu ve şu anda da önemini koruduğunu gösterir; with ise etkilenen kişileri tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki ifadenin present perfect biçimiyle tamamlayın: Since the essay was published, its message ____ readers around the world.

Cevabı göster

has resonated with

Öbek fiiller

buy into: bir vizyonu benimsemek ve desteklemek

buy into their vision ifadesinde buy into, vizyonu inandırıcı bulup kabul etmek ve arkasındaki fikirleri desteklemek anlamına gelen bir öbek fiildir. Buradaki their vision, Patagonia'nın çevre vizyonunu anlatır; ürün veya hisse satın almaktan söz edilmez. Bu ifade çoğu zaman ikna sürecinin başarılı olduğunu gösterir: insanlar bir fikri yalnızca duymakla kalmamış, onu destekleyecek veya ona göre hareket edecek kadar inanmıştır.

Alıştırma

Bu cümlede buy into the new policy ne anlama gelir? "The staff will not buy into the new policy unless managers explain it clearly."

  1. Onu yazan şirkete yatırım yapmak
  2. Onu inandırıcı bulup kabul etmek ve desteklemek
  3. Basılı bir kopyasını satın almak
  4. Bir görüş oluşturmadan onu duymak
Cevabı göster

Onu inandırıcı bulup kabul etmek ve desteklemek

Helping our customers keep their product in use longer was also one of the original big ideas of Patagonia. Dilbilgisi

5:12

Müşterilerimizin ürünlerini daha uzun süre kullanmalarına yardımcı olmak da Patagonia'nın orijinal büyük fikirlerinden biriydi.

Dilbilgisi

keep their product in use longer: keep + nesne + durum

keep + nesne + durum tamamlayıcısı yapısı, bir şeyin belirli bir durumda kalmasını sağlamak veya o durumda kalmasına izin vermek anlamına gelir. keep their product in use ifadesinde their product nesnedir ve genel olarak müşterilerin sahip olduğu ürünleri anlatır; in use ise ürünlerin devam eden durumunu açıklayan bir edat öbeğidir. longer bu durumun süresini karşılaştırır: amaç müşterilerin ürünlere yalnızca daha uzun süre sahip olması değil, ürünlerin etkin biçimde daha uzun süre kullanılmasıdır. Yapı, keep the door open veya keep the system running örneklerinde olduğu gibi başka durum tamamlayıcıları da alabilir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “etkin biçimde kullanılmakta olma” anlamına gelen iki kelimelik durum ifadesiyle tamamlayın: Regular updates can keep older laptops ____ longer.

Cevabı göster

in use

Between 2008 and 2014,

5:21

2008 ve 2014 yılları arasında,

profits reportedly tripled.

5:25

karların üç katına çıktığı bildirildi.

Patagonia claims it generates revenue of nearly $1 billion a year.

5:27

Patagonia yılda yaklaşık 1 milyar dolar gelir elde ettiğini iddia ediyor.

Its hope is to inspire other brands to tackle the environmental impact of fast fashion.

5:35

Umutları, hızlı modanın çevresel etkisiyle mücadele konusunda diğer markalara ilham vermek.

If I had the opportunity to sit down with leaders from some of the bigger fast-fashion companies in the world, Öbek fiiller

5:40

Dünyanın en büyük hızlı moda şirketlerinin bazı liderleriyle masaya oturma fırsatım olsaydı,

Öbek fiiller

sit down with: odaklı bir görüşme yapmak

Burada sit down with someone, biriyle doğrudan ve ciddi biçimde konuşmak için zaman ayarlamak anlamına gelir. Vurgu fiziksel olarak oturma eyleminde değil, görüşme veya konuşmadadır. Aktarılabilir kalıp sit down with + kişi veya grup şeklindedir. Genellikle mülakat, müzakere, değerlendirme ya da sorun çözme görüşmesi gibi belirli bir konuya yeterince zaman ayrılacağını düşündürür.

Alıştırma

Bu dersteki üç kelimelik ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: I need to ____ the designer and discuss the revised plan.

Cevabı göster

sit down with

what I'd really encourage them to understand the full impact of their supply chains. Dilbilgisi

5:46

tedarik zincirlerinin tam etkisini anlamalarını gerçekten teşvik ederdim.

Dilbilgisi

encourage them to understand: encourage + nesne + to-infinitive

encourage + nesne + to-infinitive yapısı, teşvik edilen kişiyi ve o kişiden beklenen eylemi birlikte belirtir. encourage them to understand ifadesinde them nesnedir; to understand ise istenen eylemi açıklar. Aktarılabilir kalıp encourage + someone + to + fiilin yalın hâli şeklindedir: encourage leaders to listen, encourage a friend to apply. Kişi veya grubu to-infinitive yapısından önce kullanın.

Alıştırma

Hangi cümle encourage + kişi + to-infinitive yapısını doğru kullanıyor?

  1. The manager encouraged the team to check the data.
  2. The manager encouraged to check the data.
  3. The manager encouraged the team check the data.
Cevabı göster

The manager encouraged the team to check the data.

Patagonia provides a glimpse into a more enlightened approach to fashion, Kalıp ifadeler

5:52

Patagonia modaya daha aydınlanmış bir yaklaşımın ipuçlarını veriyor,

Kalıp ifadeler

provides a glimpse into: bir konuya kısa bir bakış sunmak

Bu cümlede provides a glimpse into, “bir şeyin küçük bir bölümünü görmeyi veya anlamayı sağlar” anlamına gelir. Patagonia, modaya yönelik daha bilinçli bir yaklaşımın bilgilendirici bir örneğini sunar, ancak konunun tamamını göstermez. provide(s) a glimpse into + konu kalıbı; bir kanıt, haber veya örnek, normalde kolayca gözlemlenemeyen bir şeye sınırlı fakat açıklayıcı bir erişim sağladığında kullanışlıdır.

Alıştırma

provides a glimpse into ifadesini en doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The photo essay provides a glimpse into every verified fact about the island and proves the final conclusion.
  2. The photo essay provides a glimpse into daily life on a remote island, but it does not tell the whole story.
  3. The photo essay provides a glimpse into the island because it gives a complete, exhaustive account.
Cevabı göster

The photo essay provides a glimpse into daily life on a remote island, but it does not tell the whole story.

but they're a rare example.

5:56

ancak onlar nadir bir örnek.

For Mohammed, the boom in fast fashion has been good for business.

6:01

Mohammed için hızlı modadaki patlama işler açısından iyi oldu.

But this throwaway culture sits uncomfortably with him. Deyimler

6:05

Ancak bu kullan-at kültürü onu rahatsız ediyor.

Deyimler

sits uncomfortably with: birinin değerleriyle çatışmak

Burada sits uncomfortably with him, “onun değerleriyle çatışır ve onu huzursuz eder” anlamına gelir. Özne this throwaway culture ifadesidir; him ise ahlaki veya psikolojik rahatsızlığı hisseden kişidir. Kimse gerçek anlamda oturmamaktadır. something sits uncomfortably with someone kalıbı, bir düşünce, gerçek veya uygulama ile kişinin inançları arasındaki uyuşmazlığı anlatır. Yalnızca kişinin bundan hoşlanmadığını söylemekten daha düşünceli ve dolaylıdır.

Alıştırma

“The company’s wasteful policy sits uncomfortably with Elena” cümlesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Elena, şirkete ait rahatsız bir yerde oturuyor.
  2. Elena’nın değerleriyle çatışır ve onu huzursuz eder.
  3. Elena politikayı telaffuz etmekte zorlanıyor.
Cevabı göster

Elena’nın değerleriyle çatışır ve onu huzursuz eder.

Sometimes it's soul-destroying,

6:09

Bazen bu ruh çökertici oluyor,

because you come to work and you just think, is this what we've come to, Ton ve niyet

6:11

çünkü işe geliyorsunuz ve düşünüyorsunuz, geldiğimiz nokta bu mu,

Ton ve niyet

Is this what we've come to? ifadesindeki şaşkın eleştiri

Is this what we've come to? genellikle gerçekten bilgi isteyen bir soru değildir. Konuşmacı kötü bir duruma bakarak şaşkınlık, hayal kırıklığı veya eleştiri ifade eder: “İşler gerçekten bu kabul edilemez duruma mı geldi?” Burada come to, “gelişerek belirli bir sonuca varmak veya sonunda o durumda kalmak” anlamındadır. Fiziksel olarak bir yere gelmek ya da bilincini geri kazanmak anlamına gelmez. Soru, dinleyiciyi de sonucu kaygı verici bulmaya yöneltir.

Alıştırma

We've içeren ve “durumumuzun gelişerek ulaştığı kötü hâl” anlamına gelen ifadeyle retorik soruyu tamamlayın: Is this ____?

Cevabı göster

what we've come to

that the human race,

6:13

insan ırkının,

all we think about is dispose of things?

6:15

tek düşündüğü şey eşyaları atmak mı?

The environmental impact on the planet is just colossal,

6:17

Gezegendeki çevresel etki tek kelimeyle devasa,

and I don't think we as the human race realize what it is that we're doing just for the sake of wearing a pair of jeans. Notlar

6:21

ve insanlık olarak sadece bir kot pantolon giymek uğruna ne yaptığımızın farkında olduğumuzu sanmıyorum.

Dilbilgisi

what it is that we're doing: vurgulu bir gömülü soru

What it is that we're doing, realize fiilinin nesnesi olan vurgulu bir gömülü sorudur. Daha büyük bir bildirme cümlesinin içinde yer aldığı için doğrudan sorudaki devrik düzeni değil, what + it + is + that + we're doing bildirme düzenini kullanır. it is that kalıbı, eylemin tam olarak ne olduğuna veya ne kadar ciddi olduğuna odaklanır. Buradaki it, daha önce sözü edilen bir şeyi değil, odaklama işlevi gören yer tutucu bir ögeyi temsil eder. Daha kısa olan what we're doing de dilbilgisi açısından doğrudur, ancak daha az vurguludur.

Alıştırma

it is that kalıbını kullanarak "what are we doing?" sorusunun vurgulu gömülü biçimiyle cümleyi tamamlayın: I don't think we realize ____.

Cevabı göster

what it is that we're doing

Kalıp ifadeler

for the sake of: amaç, fayda ve eleştiri

Bu cümlede for the sake of, zararlı eylemin hizmet ettiği amacı belirtir: insanların kot pantolon giyebilmesini sağlamak. just sözcüğü bu amacı verilen zarara kıyasla önemsiz gösterir; dolayısıyla konuşmacı bu orantısız bedeli eleştirir. Bir eylemin bir kişiye veya şeye yardım etmek, onu korumak ya da bir hedefe ulaşmak için yapıldığını anlatmak üzere for the sake of + isim veya -ing biçimi kullanılır. Yalnızca bir nedeni değil, amaçlanan hedefi ya da faydayı belirtir.

Alıştırma

En uygun ifadeyi seçin: They paused the argument ___ the children, not because the children had caused it and not as their representatives.

  1. on behalf of
  2. because of
  3. for the sake of
Cevabı göster

for the sake of

In order to tackle the throwaway culture,

6:29

Kullan-at kültürüyle başa çıkmak için,

brands and consumers need to change their behaviors.

6:31

markalar ve tüketicilerin davranışlarını değiştirmesi gerekiyor.

Industry pioneers are proving that there are viable business opportunities in selling less. Kalıp ifadeler

6:34

Sektör öncüleri daha az satışla da geçerli iş fırsatları olduğunu kanıtlıyorlar.

Kalıp ifadeler

viable business opportunities: uygulanabilir ticari olasılıklar

Viable business opportunities, gerçekçi biçimde uygulamaya konabilecek ve faaliyetini sürdürebilecek ticari olasılıklardır. Burada ifade, daha az yeni ürün satmanın yine de uygulanabilir iş modellerini destekleyebileceğini anlatır. Viable, başarının kesin olduğu veya işletmenin hâlihazırda kârlı olduğu anlamına gelmez. Fikrin talep, maliyet ve kaynaklar gibi etkenlere göre gerçek koşullarda işleyebilmesi için makul bir ihtimal bulunduğunu belirtir.

Alıştırma

Hangi seçenek viable business opportunities ifadesini en iyi açıklar?

  1. Başarı ve kâr getirmesi garanti edilen fikirler
  2. Birinin hayal edebileceği herhangi bir iş fikri
  3. Gerçek koşullarda işleyebilen gerçekçi ticari olasılıklar
Cevabı göster

Gerçek koşullarda işleyebilen gerçekçi ticari olasılıklar

Others need to follow suit. Deyimler

6:40

Diğerlerinin de bu örneği izlemesi gerekiyor.

Deyimler

follow suit: bir örneğin ardından aynı şeyi yapmak

Follow suit, başka bir kişi ya da grup örnek oluşturduktan sonra aynı şeyi yapmak anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede diğer giyim şirketlerinin de aynı sürdürülebilir uygulamayı benimsemesi gerektiği anlatılıyor. Bu ifadede suit, iskambil oyunlarında oynanan kartla aynı türden bir kart oynama fikrinden gelir. Burada giysi ya da dava anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi ‘başka bir işletmeden sonra aynı şeyi yaptı’ anlamındaki deyimle tamamlayın: The first shop stopped using plastic bags, and several others ____.

Cevabı göster

followed suit