Uzayda Hala Açıklayamadığımız Gizemli Nesneler Nelerdir?: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.294 kelime 205 kel/dk

Video özeti: Satürn'ün gizemlerinden başıboş gezegenlere, karanlık akışa, tuhaf dünyalara ve kaydedilen ilk yıldızlararası ziyaretçi Oumuamua'ya uzanır. Başlıca İngilizce noktaları: 1. Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: “That said,” rahatlatıcı bir sonucu kabul edip gelecekteki istisnayı ekler; koşullu savı izlemenizi sağlar. 2. Deyimsel ve mecazi ifadeler: “for all intents and purposes” teknik farkın pratik sonucu değiştirmediğini söyler; kristalleşmiş yıldız fiilen elmastır. 3. Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: "For decades we've theorized ... for the first time, we have direct evidence” eski hipotezi yeni doğrudan gözlemden ayırır.

Bu derste

For as long as humans have been staring up into space, Dilbilgisi

0:00

İnsanlar uzaya bakmaya başladığından beri,

we've been absolutely mesmerized by the stars. Kalıp ifadeler

0:02

yıldızlar tarafından tamamen büyülenmişizdir.

Dilbilgisi

For as long as ... have been staring: geçmişten bugüne süreklilik

Burada For as long as, insanların uzaya bakmaya başladığı zamandan bugüne kadar uzanan dönemin tamamını ifade eder. Baştaki for, ifadeye “şu şartla” anlamında bir koşul değil, süre anlamı verir. have been staring, have + been + -ing biçimindeki present perfect continuous yapısıdır. For as long as ile birlikte, bir eylemi bu dönem boyunca devam eden veya tekrarlanan bir etkinlik olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi süre ifadesi ve teach fiilinin doğru continuous biçimiyle tamamlayın: “____ I ____ at this school, I have cycled to work.”

Cevabı göster

For as long as · have been teaching

Kalıp ifadeler

absolutely mesmerized by: bir şeyin büyüsüne tamamen kapılmak

Bu cümlede be mesmerized by, bakışları veya düşünceleri başka yöne çevirmeyi zorlaştıracak kadar güçlü biçimde etkilenmek ya da büyülenmek demektir. Buradaki kullanım mecazidir: yıldızlar insanları etkisi altına alır; gerçek anlamda hipnoz söz konusu değildir. Absolutely, zaten güçlü olan mesmerized sıfatını daha da yoğunlaştırarak tam ve kuvvetli bir hayranlık hissi verir. Yapı be + mesmerized + by + hayranlığın kaynağı biçimindedir.

Alıştırma

“The children were absolutely mesmerized by the magician's final trick,” cümlesindeki vurgulanan ifade ne anlama gelir?

  1. ona biraz ilgi duymak
  2. onun tarafından gerçekten uyutulmuş olmak
  3. ondan derinden etkilenmiş olmak
Cevabı göster

ondan derinden etkilenmiş olmak

Have you ever tried to count them? Dilbilgisi

0:05

Onları saymayı hiç denediniz mi?

Dilbilgisi

Have you ever tried to...?: bugüne kadarki girişimleri sormak

Have you ever tried to...? dinleyicinin geçmişten bugüne kadar herhangi bir zamanda belirli bir şeyi yapmayı deneyip denemediğini sorar. ever, “şimdiye kadar herhangi bir zamanda” anlamını vurgular ve tamamlanmış belirli bir geçmiş zaman verilmez. Yapı Have + özne + ever + tried to + fiilin yalın hâli şeklindedir. tried to bir girişimi ifade eder; kişinin başarılı olup olmadığını söylemez. Altyazıda konuşmacı, izleyiciyi ortak olabilecek bir deneyim üzerinde düşünmeye davet etmek için bu kalıbı kullanır.

Alıştırma

Bugüne kadar herhangi bir zamanda yapılan bir girişimi sormaya yarayan ders kalıbıyla soruyu tamamlayın: ____ solve a puzzle with your eyes closed?

Cevabı göster

Have you ever tried to

It's thought at best in the ideal location, Notlar

0:06

En iyi ihtimalle ideal bir konumda,

the naked human eye will be able to see no more than 5,000 stars. Kelime

0:09

çıplak insan gözünün 5.000'den fazla yıldız göremeyeceği düşünülmektedir.

Dilbilgisi

It's thought (that)...: kaynağı belirtilmeyen bir inanış veya tahmini aktarmak

It's thought, It is thought ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Buradaki it, kişisiz edilgen yapıdaki biçimsel öznedir; herhangi bir şeye gönderme yapmaz. İfade, “genel olarak böyle düşünülüyor” veya “mevcut kanıtlar bunu gösteriyor” anlamına gelir. Bu yapı, konuşmacının görüşü ya da tahmini ileri süren kişi veya kaynağı adlandırmadan aktarmasını sağlar. Olgusal anlatımlarda that cümleciğinden önce sıkça kullanılır: It's thought (that).... Tahmini kesinleşmiş bir gerçek gibi sunmaya göre daha mesafeli ve daha az kesin bir ifade oluşturur.

Alıştırma

Resmî anlatımı dersteki kişisiz edilgen yapıyla tamamlayın: ____ that the cave is more than two million years old.

Cevabı göster

It's thought

Kalıp ifadeler

at best: en iyi durumdaki üst sınır

Bu cümlede at best, 5.000 yıldız sayısını en iyi durumdaki üst sınır olarak gösterir: bu sayı yalnızca en elverişli gözlem koşullarında geçerlidir. İfade temkinli bir yaklaşım katar; bu nedenle sayı, insanların normalde gördüğü miktar olarak anlaşılmamalıdır. Daha genel olarak at best, bir değerlendirmede gerçekçi biçimde mümkün olan en elverişli sonucu belirtir. Bu sonuç bile sınırlı veya hayal kırıklığı yaratıcı olabilir.

Alıştırma

at best, 5.000 yıldız tahmini hakkında ne anlatıyor?

  1. Bu, her konumdan görülen kesin yıldız sayısıdır.
  2. Bu, konuşanın tercih ettiği yıldız sayısıdır.
  3. Bu, normal bir garanti değil, en elverişli koşullarda mümkün olan üst sınırdır.
Cevabı göster

Bu, normal bir garanti değil, en elverişli koşullarda mümkün olan üst sınırdır.

Kelime

the naked human eye ... no more than: araçsız gözlem ve üst sınır

The naked human eye, teleskop veya dürbün gibi optik araçlar kullanılmadan insanın görmesini ifade eder. Burada naked, gözün herhangi bir araçtan yardım almadığını belirtir; kişinin giyimiyle ilgisi yoktur. No more than kesin bir üst sınır koyar: belirtilen ideal koşullarda sayı 5.000’i aşamaz. İki ifade birlikte hem gözlem yöntemini hem de iddia edilen en yüksek sonucu tanımlar.

Alıştırma

Cümleyi “optik araçlar olmadan” ve “bu sayının üstünde değil” anlamlarına gelen ders ifadeleriyle tamamlayın: With ____, observers can identify ____ three of the objects.

Cevabı göster

the naked eye · no more than

That's hardly any considering there are 170 billion galaxies in the observable universe Anlatım akışı

0:13

Gözlemlenebilir evrende 170 milyar galaksi olduğu

Anlatım akışı

hardly any ... considering: değerlendirme ve ardından gelen dayanak

Hardly any, bir miktarı neredeyse hiç yokmuş ya da önemsizmiş gibi değerlendirir. Olumsuz bir anlam taşır; bu nedenle konuşmacı sayının yalnızca küçük olduğunu söylemek yerine önce onu önemsiz bir sayı olarak çerçeveler. Considering, bu yargının ölçeği olarak kullanılan gerçeği tanıtır: 170 milyar galaksi vardır. Başka bağlamlara aktarılabilen kalıp “değerlendirme + considering + karşılaştırma dayanağı”dır: önce yargıyı belirtin, ardından onu makul kılan kanıtı verin.

Alıştırma

Önce sayıyı neredeyse hiç yokmuş gibi değerlendiren, ardından karşılaştırma dayanağını tanıtan üç sözcüklük kalıpla cümleyi tamamlayın: Three complaints may sound serious, but that's ____ the service has a million users.

Cevabı göster

hardly any considering

and in each one of them there might be 1 to 100 trillion stars.

0:18

ve bunların her birinde 1 ila 100 trilyon yıldız olabileceği düşünüldüğünde bu neredeyse hiçbir şeydir.

Observable stars number about a septillion,

0:22

Gözlemlenebilir yıldızların sayısı yaklaşık bir septilyondur,

but that's what we can observe using equipment.

0:25

ancak bu sadece ekipman kullanarak gözlemleyebildiklerimizdir.

Even the Milky Way,

0:27

Güneş sistemimizi içeren galaksi olan

the galaxy that contains our solar system,

0:29

Samanyolu'nun bile

has about 400 billion stars.

0:31

yaklaşık 400 milyar yıldızı vardır.

It's mind-boggling what could be out there. Deyimler

0:33

Orada neler olabileceği akıllara durgunluk verici.

Deyimler

mind-boggling ... out there: bilinmeyen bir alana duyulan hayret

Mind-boggling, bir şeyin kavranması zor olacak kadar şaşırtıcı, engin veya karmaşık olduğunu belirten güçlü bir değerlendirme sıfatıdır. It is mind-boggling what... kalıbında hazırlayıcı it, konuşmacının önce tepkisini vermesini sağlar; what yan cümlesi ise bu tepkinin kaynağını belirtir. Out there, anlamı bağlama göre belirlenen bir işaret ifadesidir. Burada yalnızca dışarıdaki bir yeri değil, uzayın uzak ve bilinmeyen bölgelerini ve oralarda var olabilecek şeyleri geniş biçimde ifade eder. Güçlü bir tepkinin kasıtlı olarak belirsiz bırakılmış bu yerle eşleştirilmesi, hayranlık ve açık uçlu olasılık duygusu yaratır.

Alıştırma

It's mind-boggling what could be out there cümlesi en doğal biçimde ne anlatır?

  1. Konuşmacı belirli bir konumdaki her şeyi zaten kesin olarak belirlemiştir.
  2. Uzak ve bilinmeyen uzaydaki olasılıkları hayal etmek şaşırtıcıdır.
  3. Binanın hemen dışındaki nesneleri hareket ettirmek zordur.
Cevabı göster

Uzak ve bilinmeyen uzaydaki olasılıkları hayal etmek şaşırtıcıdır.

Today we are going to look at some of the mysteries of space

0:35

Bugün uzayın bazı gizemlerine bakacağız,

in this episode of The Infographics Show,

0:38

The Infographics Show'un bu bölümünde,

Mysterious Objects in Space We Can't Explain Yet.

0:40

Uzayda Henüz Açıklayamadığımız Gizemli Nesneler.

Don't forget to subscribe and click the bell button

0:42

Bildirim ekibimizin bir parçası olmak için

so that you can be part of our notification squad.

0:44

abone olmayı ve zil düğmesine tıklamayı unutmayın.

Going back to the time we really didn't know much about space, Anlatım akışı

0:46

Uzay hakkında gerçekten pek bir şey bilmediğimiz zamanlara dönersek,

Anlatım akışı

Going back to the time: anlatıyı geçmişe taşımak

Going back to the time, konuşmacının hikâyeyi daha önceki bir döneme götürdüğünü dinleyiciye bildirir. Buradaki going back, bir yere geri dönmek değil, hikâyenin zaman çizelgesinde geriye gitmek anlamına gelir. Cümlenin başındaki bu -ing ifadesi, ardından gelecek bilgiler için zaman çerçevesini belirler. the time ifadesinden sonraki sözler hangi eski dönemin kastedildiğini açıklar: insanların uzay hakkında çok az şey bildiği dönem.

Alıştırma

Zaman çizelgesini geçmişe taşımak için dersteki beş kelimelik giriş ifadesini kullanın: ____ before online banking, we can see that people often visited a branch in person.

Cevabı göster

Going back to the time

ancient people could of course see the stars

0:49

antik insanlar elbette yıldızları

and also the planets Mercury, Venus, Mars, Jupiter, and Saturn.

0:51

ve ayrıca Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn gezegenlerini görebiliyorlardı.

Then it all changed in 1608 when a Dutchman named Hans Lippershey Anlatım akışı

0:54

Sonra 1608'de Hans Lippershey adında bir Hollandalı,

patented the telescope,

0:58

dış uzaya açılan penceremiz olan

our window to outer space. Deyimler

1:00

teleskobun patentini aldığında her şey değişti.

Anlatım akışı

Then it all changed: bir dönüm noktasını belirtmek

Then it all changed, dinleyiciye bir sonraki olayın önemli bir dönüm noktası olduğunu bildirir. Then hikâyeyi o ana doğru ilerletir, it all changed ise eski dönemi kapatıp yenisini başlatır. All güçlü bir vurgu ekler. Her ayrıntının gerçekten değiştiği anlamına gelmez; sonraki olayı genel durumu yeniden şekillendirecek kadar önemli gösterir.

Alıştırma

Dersteki dört kelimelik dönüm noktası cümlesini kullanın: The team had never won an away game. ____ when a new coach arrived.

Cevabı göster

Then it all changed

Deyimler

Our window to outer space mecazı

Our window to outer space, kendisinden önceki the telescope ifadesini başka bir adla açıklayan eş görevli bir isim öbeğidir. Window burada mecazdır: Bir pencere duvarın ötesini görmeyi sağladığı gibi teleskop da normalde erişilemeyecek uzayı gözlemlemeyi sağlar. Başka bağlamlara aktarılabilen a window to/into + konu veya alan yapısı, bir şeyi fiziksel bir açıklık olarak değil; erişim, kavrayış ya da keşif aracı olarak sunar.

Alıştırma

'The telescope became our window to outer space,' İngilizce cümlesindeki 'window to outer space' ne anlama gelir?

  1. Uzay manzarasını kapatan bir örtü
  2. Uzayda bulunan cam bir açıklık
  3. Uzayı gözlemlemenin ve onun hakkında bilgi edinmenin bir yolu
Cevabı göster

Uzayı gözlemlemenin ve onun hakkında bilgi edinmenin bir yolu

Hot on his heels was Italian Galileo Galilei, Notlar

1:01

Hemen peşinden kendi teleskobunu yapan

Deyimler

Hot on his heels deyimi

Hot on his heels, birinin çok yakından arkasından gelmek anlamına gelir. Bu yakınlık fiziksel, rekabete dayalı veya zamansal olabilir; burada Galileo'nun Hans Lippershey'den kısa süre sonra aynı çalışma alanına girdiğini söyler, birinin topuklarının sıcak olduğunu değil. İfadeyi Hot on his heels was Italian Galileo Galilei cümlesinin başına getirmek, bu gelişi anlatıda özellikle vurgular. His, Hans Lippershey'yi gösterir.

Alıştırma

Başka bir koşucunun Nora'yı çok yakından takip ettiğini anlatan deyimle cümleyi tamamlayın: Nora reached the final turn first, but another runner was ____.

Cevabı göster

hot on her heels

Dilbilgisi

Hot on his heels was ...: anlatı odağı için tam devrik yapı

Hot on his heels, özellikle bir takipte, yarışmada veya başarıların sıralanışında birinin onu çok yakından izlediği anlamına gelir. Bu ifade, yakın takibi ve hemen ardından tanıtılan kişiyi öne çıkarmak için cümlenin başına alınmıştır. Öne alınan ifadeden sonra özneden önce was geldiği için cümlede tam özne-fiil devrikliği vardır: Hot on his heels + was + Italian Galileo Galilei. Nötr söz dizimi Italian Galileo Galilei was hot on his heels şeklindedir. Italian, Galileo Galilei'yi niteler; was Italian milliyet hakkında ayrı bir yargı değildir.

Alıştırma

Resmî anlatı devrikliği oluşturmak için cümleyi be fiilinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the finish line, close behind the champion ____ a young newcomer.

Cevabı göster

was

who made his own telescope.

1:04

İtalyan Galileo Galilei geliyordu.

He spotted mountains on the moon,

1:06

Aydaki dağları,

a stream of white lights now called the Milky Way,

1:07

şimdi Samanyolu olarak adlandırılan beyaz ışık şeridini,

some of Jupiter's moons,

1:10

Jüpiter'in bazı uydularını

and those rocky rings that encircle the wonderful planet of Saturn.

1:11

ve harika Satürn gezegenini çevreleyen kayalık halkaları tespit etti.

This was a high time for astronomy, Kelime

1:15

Bu astronomi için harika bir zamandı,

Kelime

a high time for ...: gelişme dönemi ile gecikmiş eylem arasındaki fark

Bu cümlede a high time for astronomy, astronominin geliştiği veya özellikle verimli olduğu bir dönemi anlatmak için kullanılmıştır. Anlam bağlamdan çıkarılabilir, ancak bu isim öbeği doğal ve standart bir eşdizim değildir; a boom time for astronomy ile a high point in astronomy ifadelerinin karışımı gibi duyulur. Standart İngilizcede high time genellikle It is/was high time + mastar veya geçmiş zamanlı yan cümle yapısında görülür ve bir eylemin gecikmiş olduğunu belirtir: It is high time to leave ya da It is high time we left. Bu nedenle altyazının dönemi öven niyetini anlayın, ancak a high time for ifadesini örnek alıp kullanmayın.

Alıştırma

Hangi cümle astronominin gelişmekte olduğunu doğal biçimde anlatır?

  1. It was a boom time for astronomy.
  2. Astronomy was high time.
  3. It was high time for astronomy.
Cevabı göster

It was a boom time for astronomy.

and we have of course come much further.

1:16

ve biz elbette çok daha ilerisine geldik.

But what have we found that we just can't fathom? Kelime

1:19

Peki ama sadece aklımızın almadığı neler bulduk?

Kelime

Can't fathom: bir türlü tam olarak anlayamamak

Bu soruda can't fathom, bir şeyi tam olarak anlayamamak veya açıklayamamak anlamına gelir. Fathom, gizemi dikkatlice düşünüldüğünde bile yanıt bulunamayacak kadar anlaşılması güç gösterir. Burada fathom bir fiildir. Bu cümlede denizcilikte kullanılan bir derinlik birimini belirten fathom ismiyle ilgili değildir.

Alıştırma

Şaşırtıcı bir şeyi tam olarak anlamak anlamına gelen ders fiiliyle cümleyi tamamlayın: Even after reading the report twice, I still can't ____ why the totals disagree.

Cevabı göster

fathom

Perhaps the space mysteries that make us the most curious

1:21

Belki de bizi en çok meraklandıran uzay gizemleri,

are the ones that compel us to think aliens did it. Kalıp ifadeler

1:24

bizi bunu uzaylıların yaptığına inanmaya itenlerdir.

Kalıp ifadeler

Compel us to think: bir sonuca yönelten güçlü baskı

Compel us to think, gizemlerin insanları bir sonuca doğru itilmiş hissettirecek kadar güçlü bir izlenim yarattığını belirtir. Bu cümlede güç, emir veren bir kişiden değil, kafa karıştırıcı kanıtlardan veya görünüşlerden gelir. Kalıp compel + nesne + to ile mastardır: compel us to think, compel her to reconsider. Yalnızca make us think demekten daha güçlü ve resmîdir.

Alıştırma

Cümleyi compel fiilinin geçmiş zaman biçimi ve gerekli mastar işaretleyicisiyle tamamlayın: The new evidence ____ the committee ____ reconsider its decision.

Cevabı göster

compelled · to

One such mystery is what looks like a perfect hexagon Notlar

1:26

Böyle bir gizem, Satürn gezegeni üzerinde kabartmalı

embossed on the planet Saturn.

1:29

mükemmel bir altıgene benzeyen şeydir.

Anlatım akışı

One such mystery: bir kategoriden tek bir örneğe geçmek

One such mystery, “az önce belirtilen türdeki gizemlerden biri” anlamına gelir. One tek bir üyeyi seçerken such daha önce sözü edilen uzay gizemleri kategorisine gönderme yapar. Bu kısa isim öbeği, açıklamayı genel bir gruptan belirli bir örneğe taşır. Başka bağlamlara aktarılabilen kalıp one such + tekil sayılabilen isim biçimindedir ve örneği tanıtmak için ardından sıkça is ... gelir.

Alıştırma

Cümleyi one + az önce belirtilen türe gönderme yapan sözcükle tamamlayın: Several low-cost fixes can reduce drafts. ____ fix is adding weather stripping.

Cevabı göster

One such

Dilbilgisi

what looks like: bir şeyi belirsiz görünüşüne göre adlandırmak

What looks like a perfect hexagon, “kusursuz bir altıgene benzeyen bir şey” anlamına gelen kaynaşmış bir ilgi yan cümlesidir. Yan cümlenin tamamı şeyi adlandırdığı için what burada bir soru başlatmaz. Looks like, doğrulanmış bir kimlik yerine görünüşe dayalı bir değerlendirme sunar. Başka bağlamlara aktarılabilen what looks like + isim öbeği kalıbı, tüm ifadeyi isim konumunda tutarken belirsiz görsel kanıtı dikkatli biçimde anlatmayı sağlar.

Alıştırma

Belirsiz bir görünüşü ifade etmek için cümleyi what + look fiilinin doğru biçimi + karşılaştırma bildiren bir edatla tamamlayın: The satellite image shows ____ a narrow river under the ice.

Cevabı göster

what looks like

Found in 2006 by astronomers,

1:31

2006 yılında astronomlar tarafından bulunan,

this hexagon sitting right on Saturn's north pole

1:33

Satürn'ün tam kuzey kutbunda oturan bu altıgen,

had people thinking it might have been left there by an intelligent alien species.

1:36

insanların bunun zeki bir uzaylı türü tarafından oraya bırakılmış olabileceğini düşünmesine neden oldu.

Sticking with Saturn, Anlatım akışı

1:39

Satürn'de kalırsak,

Anlatım akışı

Sticking with ... ile mevcut konuyu sürdürmek

Sticking with Saturn bir söylem işaretidir: konuşmacının Satürn'ü ana konu olarak tutarken Satürn'le ilgili yeni bir örnek veya ayrıntı sunacağını dinleyicilere bildirir. Buradaki sticking with ifadesi gerçek anlamlı değildir. Bir şeyin fiziksel olarak Satürn'e yapışmasını anlatmak yerine, sonraki noktayı mevcut konuya bağlayarak bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Bir sunucu az önce Satürn'ün halkalarını anlattı ve şimdi Satürn hakkında başka bir bilgi vermek istiyor. Ana konunun devam ettiğini doğru biçimde gösteren ifade hangisidir?

  1. Sticking with Saturn,
  2. Returning to Saturn,
  3. Moving on to Saturn,
Cevabı göster

Sticking with Saturn,

did you know that we still can't figure out how those rings formed

1:41

bu halkaların nasıl oluştuğunu

or why they maintain that seemingly perfect shape?

1:44

veya neden o görünüşte mükemmel şekli koruduklarını hala bulamadığımızı biliyor muydunuz?

They are made of ice and also rocks,

1:46

Buzdan ve ayrıca kayalardan oluştuklarını

that we know,

1:48

biliyoruz,

and we think they formed right at the beginning of the solar system

1:49

ve güneş sisteminin hemen başlangıcında,

about 4.4 billion years ago.

1:51

yaklaşık 4.4 milyar yıl önce oluştuklarını düşünüyoruz.

Are they made of bits of destroyed moons? Kalıp ifadeler

1:54

Yok edilen uyduların parçalarından mı yapıldılar?

Kalıp ifadeler

made of bits of ... ile küçük parçalardan oluşumu belirtmek

Made of bits of, “küçük parçalarından veya kırıntılarından oluşan” anlamına gelir. Made of malzemeyi belirtirken bits of, bu malzemenin ayrı, kırılmış veya düzensiz küçük parçalar hâlinde bulunduğunu ekler. Sorudaki ifade, halkaların yok olmuş uydulardan kalan parçalardan oluşup oluşmadığını sorar. Buradaki bits, dijital bilgi birimleri değil, parçalar anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi “küçük parçalarından oluşan” anlamındaki dört sözcüklük tam ifadeyle tamamlayın: The sculpture is ____ recycled glass.

Cevabı göster

made of bits of

Are they much younger than that?

1:56

Bundan çok daha mı gençler?

We just don't rightly know. Kelime

1:57

Doğrusu bunu sadece bilmiyoruz.

Kelime

don't rightly know: belirsizliği bildiren gündelik ve eski moda bir ifade

Bu cümlede don't rightly know, “kesin olarak bilmemek” veya “tam emin olmamak” demektir. Rightly, konuşanın belirsizliğini güçlendirir; bir şeyi doğru biçimde bilme şeklini anlatmaz. Bu belirgin ifade, cümleye gündelik, eski moda veya bölgesel bir anlatım havası verir. Konuşanın belirsizliği açıkça kabul ederken daha az otoriter görünmesini sağlayabilir.

Alıştırma

Konuşan“We just don't rightly know” derken ne demek istiyor?

  1. Önceki cevabın yanlış olduğunu biliyoruz.
  2. Kesin olarak bilmiyoruz.
  3. Doğru cevabı biliyoruz ama söylemeyeceğiz.
Cevabı göster

Kesin olarak bilmiyoruz.

Shooting stars, as you know, Dilbilgisi

1:59

Kayan yıldızlar, bildiğiniz gibi,

are not actually shooting stars,

2:00

aslında kayan yıldızlar değil,

but meteors that come into our atmosphere.

2:02

atmosferimize giren meteorlardır.

Dilbilgisi

Shooting stars ... are not actually ... but meteors: yanlış bir sınıflandırmayı düzeltme

Cümle, yanıltıcı bir gündelik adı düzeltmek için “X” is not actually X, but Y kalıbını kullanır. İlk Shooting stars bilinen adı verir; are not actually bu adın sözcüğü sözcüğüne sınıflandırmasını reddeder; but meteors ise verilmek istenen gerçek kategoriyi sunar. Bu kalıp düzeltmeyi iki adımda düzenler: önce varsayılan kimliği reddeder, sonra onun yerine uygun olanı koyar. Gerçekleri kontrol ederken ve yaygın bir adın yanlış izlenim oluşturabileceği durumları açıklarken kullanışlıdır.

Alıştırma

Düzeltme kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: A whale is ____ a fish, ____ a mammal.

Cevabı göster

not actually · but

But there is such a thing as a shooting star Dilbilgisi

2:04

Ama kayan yıldız diye bir şey de vardır

Dilbilgisi

there is such a thing as + isim öbeği

“There is such a thing as + isim öbeği”, adı geçen türün, kavramın veya olgunun gerçekten var olduğunu ileri sürer. Bu cümlede, önceki sınırlayıcı açıklamaya rağmen “a shooting star”ın gerçek bir kategori olduğunu doğrular. Bu kalıbı bir şüpheye cevap verirken veya aşırı kesin bir iddiayı düzeltirken kullanın. “a” artikeli sabit “such a thing” kalıbının bir parçasıdır; “as”ten sonraki isim öbeği ise varlığı doğrulanan şeyi belirtir.

Alıştırma

Düzeltmeyi hedef ifadeyle tamamlayın: “Some people say fair competition is impossible, but ____ fair competition.”

Cevabı göster

there is such a thing as

and they are brilliant.

2:06

ve harikadırlar.

Known as hypervelocity stars,

2:07

Hiper hızlı yıldızlar olarak bilinen,

these things rocket through space Kelime

2:09

bu şeyler saatte milyonlarca mil hızla

at millions of miles per hour.

2:11

uzayda roket gibi fırlarlar.

Kelime

Rocket through space: fiil olarak rocket

Burada “rocket”, “son derece hızlı ve güçlü biçimde hareket etmek” anlamına gelen bir fiildir. Bir aracın adı değildir ve “roket fırlatmak” anlamına gelmez. “Through space”, hareket sırasında geçilen ortamı gösterir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp “rocket through, across veya past + yer” şeklindedir ve öznenin bir güzergâh boyunca hızla ilerlediğini anlatır.

Alıştırma

Cümledeki “rocket through space” ne anlama gelir?

  1. Roket adı verilen bir aracın içinde yolculuk etmek.
  2. Uzaya bir roket göndermek.
  3. Uzayda son derece hızlı hareket etmek.
Cevabı göster

Uzayda son derece hızlı hareket etmek.

They could have a mass similar to our sun

2:13

Güneşimize benzer bir kütleye sahip olabilirler

and are sent wandering around the cosmos

2:15

ve süper kütleli bir kara delikle etkileşime girdikten sonra

at 2 million miles per hour

2:17

saatte 2 milyon mil hızla

after interacting with a supermassive black hole.

2:18

kozmosta dolaşmaya gönderilirler.

According to NASA, Anlatım akışı

2:21

NASA'ya göre,

Anlatım akışı

According to NASA: bilgiyi bir kaynağa dayandırmak

According to + bir kişi, kuruluş, belge veya başka bir kaynak yapısı, bilginin o kaynağa dayandığını belirtir. Burada According to NASA, ardından gelen açıklamanın konuşanın kendi bulgusu olarak değil, NASA'dan gelen bilgi olarak sunulduğunu gösterir. İfadenin cümle başında kullanılması, ardından gelen açıklamanın tamamının kaynağını belirler ve genellikle sonuna virgül konur. Bir iddia veya bilginin kaynağını gösterir; konuşanın buna mutlaka katıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen kaynak belirtme ifadesiyle tamamlayın: ____ the weather service, heavy rain is expected tonight.

Cevabı göster

According to

this is what happens.

2:22

olan şey şudur.

A galaxy devours one star in a binary system Deyimler

2:23

Bir galaksi ikili yıldız sistemindeki bir yıldızı yutar

and ejects its twin,

2:27

ve ikizini fırlatarak

Deyimler

devours one star ... ejects its twin: karşıt eylemlerle kişileştirme

Devours, galaksiyi aç bir canlıymış gibi kişileştirir. Bu bağlamda bir yıldızın yakalanıp etkili biçimde tüketildiğini anlatır; galaksinin gerçekten yemek yediği anlamına gelmez. Its twin, insan ikizi değil, ikili çiftin diğer üyesi demektir. Birbirine bağlanan devours ve ejects fiilleri aynı A galaxy öznesini paylaşır, fakat keskin biçimde karşıt hareketler anlatır: yıldızlardan biri içeri çekilirken diğeri dışarı fırlatılır. Bu dengeli eylem karşıtlığı, karmaşık bir astronomik süreci hızlı ve canlı bir zihinsel görüntüye dönüştürür.

Alıştırma

devours one star and ejects its twin ifadesini en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Galaksi bir yıldızı yakalar ve çiftteki diğer yıldızı güçlü biçimde dışarı gönderir.
  2. İki insan ikiz, bir galaksinin içinden zıt yönlerde geçer.
  3. Yıldızlardan biri, diğeri parlaklaştıktan sonra kendi isteğiyle ayrılır.
  4. Galaksi iki yıldızı da besler ve birlikte hareket etmelerini sağlar.
Cevabı göster

Galaksi bir yıldızı yakalar ve çiftteki diğer yıldızı güçlü biçimde dışarı gönderir.

flinging it through space at super fast speeds. Kelime

2:28

onu süper yüksek hızlarda uzaya savurur.

Kelime

flinging it through space: -ing öbeğinde kuvvetli hareket

flinging it through space şeklindeki -ing öbeği, fırlatmanın sonucunda ne olduğunu ve yıldızın nasıl hareket ettiğini ekler. It diğer yıldızı ifade eder; yıldız kendi isteğiyle hareket etmek yerine dışarıdan bir kuvvetle uzayda ilerletilir. Fling, bir şeyi aniden ve büyük bir kuvvetle atmak ya da bir yere göndermek anlamına gelir; çoğu zaman sert veya kontrolsüz bir hareket hissi verir. Yeniden kullanılabilecek kalıp fling + nesne + yön şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi fling fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The snapped cable recoiled, ____ the loose hook across the deck.

Cevabı göster

flinging

We know a fair bit about them, Kalıp ifadeler

2:31

Onlar hakkında biraz bilgi sahibiyiz,

Kalıp ifadeler

a fair bit about: önemli fakat sınırlı bilgi

know a fair bit about something yapısında a fair bit, makul ölçüde büyük bir miktar anlamına gelir. Cümle, konuşanların yıldızlar hakkında çok az değil, şimdiden epeyce bilgi sahibi olduğunu söyler. İfade bilinçli olarak ölçülüdür: Her şeyi bildiklerini veya eksiksiz uzmanlığa sahip olduklarını düşündürmeden iyi düzeyde bilgi iddia eder. Burada fair, bit sözcüğünü güçlendirir; adil, tarafsız ya da kabul edilebilir anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki önemli ancak eksiksiz olmayan bilgi miktarını anlatan dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After three months on the project, I know ____ the client’s needs.

Cevabı göster

a fair bit about

but we are still speculating. Kelime

2:32

ama hala spekülasyon yapıyoruz.

Kelime

still speculating: henüz sonuçlanmamış bir çıkarımı belirtmek

Bu cümlede speculating, kanıtlanmış bir gerçeği ifade etmek yerine sınırlı kanıtlardan olası açıklamalar üretmek anlamına gelir. Burada finansal spekülasyon anlamında kullanılmaz. still, bazı şeyler öğrenilmiş olsa bile bu belirsizlik aşamasının devam ettiğini gösterir. still speculating birlikte kullanıldığında sonucun hâlâ kesinleşmediğini açıkça belirtir.

Alıştırma

Bir araştırma ekibinin birkaç olası açıklaması var, ancak hiçbiri doğrulanmadı. Kanıt durumunu en doğru aktaran cümle hangisidir?

  1. We know exactly what happened.
  2. We are discussing a confirmed result.
  3. We are still speculating.
Cevabı göster

We are still speculating.

We have stars that get kicked out Öbek fiiller

2:34

Dışarı atılan yıldızlarımız var

Öbek fiiller

get kicked out: zorla çıkarılmayı anlatan gayriresmî get edilgeni

get kicked out, get + geçmiş zaman ortacı yapısındaki get'li bir edilgendir. Yıldız eyleme maruz kalır; dolayısıyla ifade, yıldızın başka bir şeyi dışarı çıkarması değil, kendi sisteminden zorla çıkarılması veya fırlatılması anlamına gelir. Kick out genellikle birini ya da bir şeyi ayrılmaya zorlamak demektir. Burada kütle çekimsel fırlatılmayı canlı biçimde anlatan bilimsel bir benzetmedir; gerçek anlamda tekme atılmaz.

Alıştırma

Cümleyi kick out fiilinin geçmiş zamandaki get'li edilgen biçimiyle tamamlayın: After repeatedly breaking the rules, he ____ of the club.

Cevabı göster

got kicked out

and we also have planets that get the boot. Deyimler

2:36

ve aynı zamanda tekmeyi yiyen gezegenlerimiz de var.

Deyimler

Get the boot deyimi

Get the boot, “zorla gönderilmek, işten çıkarılmak veya kovulmak” anlamına gelen gündelik bir deyimdir. Bu cümlede eylemden etkilenen taraf gezegenlerdir: kendi yıldız sistemlerinden dışarı atılırlar; burada gerçek bir bottan söz edilmez. Yapı özne + get + the boot şeklindedir. Get zamana göre got the boot biçiminde değişebilir, ancak the boot sabit kalır. Deyim; işini kaybetmeyi, bir takımdan çıkarılmayı veya bir yerden ya da sistemden zorla uzaklaştırılmayı anlatabilir.

Alıştırma

Dersteki deyimi kullanıp get sözcüğünü geçmiş zamana çevirerek cümleyi tamamlayın: After repeatedly breaking team rules, the player ____.

Cevabı göster

got the boot

These are known as rogue planets. Kelime

2:38

Bunlar serseri (başıboş) gezegenler olarak bilinir.

Kelime

Known as rogue planets

Be known as + isim öbeği, öznenin kabul görmüş adını, etiketini, takma adını veya rolünü verir. Burada These are known as rogue planets, rogue planets ifadesinin bu nesneler için kullanılan standart terim olduğunu anlatır. Astronomide rogue, bir yıldızın yörüngesinde dönmeden uzayda hareket eden gezegeni tanımlar. Gezegenin dürüst olmadığı veya kötü davrandığı anlamına gelmez. Y, X'i yeniden adlandırdığında X is/are known as Y yapısını başka bağlamlara da aktarabilirsiniz.

Alıştırma

“Kabul görmüş adı budur” anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyle tanımı tamamlayın: A scientist who studies earthquakes is ____ a seismologist.

Cevabı göster

known as

One such planet is CFBDSIR2149.

2:39

Böyle bir gezegen CFBDSIR2149'dur.

This planet didn't gel with its solar system Deyimler

2:44

Bu gezegen kendi güneş sistemiyle uyuşamadı

Deyimler

didn't gel with: uyumlu olmamak

gel with ifadesindeki gel, “uyumlu biçimde çalışmak veya birbirine uymak” anlamına gelen gündelik ve mecazi bir fiildir. Olumsuz biçim didn't gel with, iki şeyin uyumlu olmadığını veya birlikte iyi çalışmadığını belirtir. Bu cümlede gezegen ve yıldız sistemi, anlaşamayan insanlar ya da takım arkadaşlarıymış gibi mizahi biçimde kişileştirilir. Altta yatan olay fizikseldir: Gezegen o sisteme istikrarlı biçimde bağlı kalmamıştır; duyguları yoktur ve gerçekten jele dönüşmemiştir.

Alıştırma

“This planet didn't gel with its solar system” cümlesinde didn't gel with ne anlama gelir?

  1. yakınına taşındı
  2. ile birlikte jölemsi bir maddeye dönüştü
  3. ile uyumlu değildi
Cevabı göster

ile uyumlu değildi

and so was ejected into space

2:46

ve bu yüzden uzaya fırlatıldı,

where it wanders alone for,

2:48

orada tek başına dolaşır,

well, Ton ve niyet

2:50

şey,

we don't know for how long.

2:50

ne kadar süre bilmiyoruz.

Ton ve niyet

well,: sınırlama belirten söylem işareti

Konuşma sırası başlarken well, “iyi bir biçimde” anlamındaki bir zarf yerine söylem belirleyicisi olabilir. Konuşmacıya yanıtını düzenlemek için zaman kazandırır ve ardından gelen sözün önceki ifadeyi düzelteceğini, sınırlayacağını ya da yumuşatacağını belirtir. Burada well, kesinlik düzeyinde bir düzeltme sunar: Konuşmacı gezegenin sürüklenmeye devam ettiğini ima etmiş, sonra bunun ne kadar süreceğinin bilinmediğini eklemiştir. Dinlerken yararlı ipucu, önemli mesajın well sözcüğünden sonra gelmesidir.

Alıştırma

“well, we don't know for how long.” cümlesinde well ne yapıyor?

  1. Sürenin bilindiğini doğruluyor
  2. Kararsız bir sınırlama sunuyor
  3. Bir şeyi ne kadar ustalıkla bildiklerini anlatıyor
Cevabı göster

Kararsız bir sınırlama sunuyor

Astronomers tell us there are probably billions of these rogue planets

2:51

Astronomlar bize evrende ev arayan

looking for a home in the universe. Deyimler

2:54

muhtemelen milyarlarca serseri gezegen olduğunu söylüyor.

Deyimler

“looking for a home” ifadesindeki kişileştirme

“Looking for a home”, başıboş gezegenleri sanki ait olacakları bir yer istiyorlarmış gibi anlatarak kişileştirir. Buradaki “home”, bir ev ya da gerçek bir duygusal arzu değil, bir yıldız sistemindeki istikrarlı yerin mecazıdır. Bu ifade, hiçbir yıldız sistemine ait olmama şeklindeki soyut astronomik durumu tanıdık bir insan imgesine dönüştürür. Gezegenlerin bilinçli olduklarını veya etkin biçimde arama yaptıklarını öne sürmez.

Alıştırma

Cümlede “looking for a home”, başıboş gezegenler hakkında ne anlatıyor?

  1. Gökbilimciler onları kalıcı barınaklar inşa ederken gözlemledi.
  2. Hangi yerleşimli gezegeni ziyaret edeceklerini bilinçli olarak seçiyorlar.
  3. Bir yıldız sistemine ait olmadan sürükleniyorlar ve insani bir arzuları varmış gibi betimleniyorlar.
Cevabı göster

Bir yıldız sistemine ait olmadan sürükleniyorlar ve insani bir arzuları varmış gibi betimleniyorlar.

Being a lonely planet without a home

2:56

Evi olmayan yalnız bir gezegen olmak

is probably better than being eaten alive.

2:58

muhtemelen canlı canlı yenmekten daha iyidir.

There is a term for when galaxies eat each other Kültür

3:00

Galaksilerin birbirini yediği durumlar için bir terim var

and this is not surprisingly called galactic cannibalism.

3:02

ve buna hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde galaktik yamyamlık deniyor.

Kültür

“galaxies eat each other”dan “galactic cannibalism”e

Cümle önce günlük dilden bir mecaz olan “galaxies eat each other” ifadesini verir, ardından astronomi terimi “galactic cannibalism”i sunar. Burada ikisi de aynı genel süreci anlatır: Daha büyük bir galaksi yerçekimi yoluyla daha küçük bir galaksiyle birleşir ve onun maddesini soğurur. Biyolojik dil, süreci gözde canlandırmayı kolaylaştırır; ancak ortada canlı bir varlık ya da gerçek anlamda yeme eylemi yoktur. Temel okuma becerisi, gündelik bir açıklamanın uzmanlık terimini tanıtıp tanımlayabileceğini fark etmektir.

Alıştırma

Bu cümlede “galaxies eat each other” ile “galactic cannibalism” nasıl ilişkilidir?

  1. Evrendeki tamamen ilgisiz iki süreci anlatırlar.
  2. İkisi de canlı galaksilerin hayvanlar gibi besin tükettiği anlamına gelir.
  3. İlki gündelik bir mecaz, ikincisi ise aynı birleşme ve soğurma sürecinin astronomi terimidir.
Cevabı göster

İlki gündelik bir mecaz, ikincisi ise aynı birleşme ve soğurma sürecinin astronomi terimidir.

Two galaxies collide

3:06

İki galaksi çarpışır

and one eats the other.

3:07

ve biri diğerini yer.

Does this mean our closest galaxy,

3:09

Bu, en yakın galaksimiz

Andromeda,

3:10

Andromeda'nın

could devour us?

3:11

bizi yutabileceği anlamına mı geliyor?

No,

3:12

Hayır,

because it's too far away

3:13

çünkü çok uzakta,

at 2.5 million light-years.

3:14

2.5 milyon ışık yılı uzaklıkta.

That said, Anlatım akışı

3:16

Bununla birlikte,

some experts believe the Milky Way and Andromeda

3:17

bazı uzmanlar Samanyolu ve Andromeda'nın

will collide in about 4 billion years.

3:19

yaklaşık 4 milyar yıl içinde çarpışacağına inanıyor.

Anlatım akışı

That said, ile önceki noktaya sınırlama getirmek

That said, konuşanın önceki noktayı kabul ettiğini, ardından onu sınırlayan veya farklı bir yöne işaret eden bilgi eklediğini gösterir. Burada konu, şu ana ilişkin rahatlatıcı bir değerlendirmeden çok daha uzak gelecekteki bir olasılığa geçer. Bir söylem bağlayıcısı olarak ilk ifadenin kesin ve istisnasız görünmesini önler. Aktarılabilir kalıp şudur: önce bir noktayı belirtmek, ardından önemli bir sınırlama getirmek için That said, kullanmak.

Alıştırma

Sınırlamayı en iyi tamamlayan bağlayıcıyı seçin: The course is demanding. ____ it gives students plenty of support.

  1. For example,
  2. That said,
  3. As a result,
Cevabı göster

That said,

We don't have to worry for now, Anlatım akışı

3:21

Şimdilik endişelenmemize gerek yok,

but that's not the case for other galaxies

3:23

ancak birbirlerinin alanına tecavüz eden

Anlatım akışı

don't have to worry ... that's not the case for ile sınır ve istisna belirtmek

Don't have to worry, bu durumda endişelenmenin gerekli olmadığını söyler; endişelenmenin yasak olduğunu söylemez. For now bu rahatlatıcı değerlendirmeyi içinde bulunduğumuz dönemle sınırlar. That's not the case for önceki iddiaya gönderme yapar ve bu iddianın for sonrasında belirtilen grup için doğru olmadığını söyler. Burada rahatlatıcı değerlendirme bizim için geçerlidir, ancak diğer galaksiler için geçerli değildir. İki bölüm birlikte önce sınırlı bir iddia ortaya koyar, sonra bir istisna belirtir. Bu, aşırı genelleme yapmadan grupları karşılaştırmanın kullanışlı bir yoludur.

Alıştırma

Karşılaştırmayı iki hedef ifadeyle tamamlayın: Employees in the main office ____ wear safety helmets, but ____ workers entering the factory.

Cevabı göster

don't have to · that's not the case for

that encroach on each other's space, Deyimler

3:25

diğer galaksiler için durum böyle değil,

literally.

3:27

kelimenin tam anlamıyla.

Deyimler

encroach on each other's space, literally ifadesindeki gerçek ve mecazi anlam örtüşmesi

To encroach on someone's space, başka birine ait olan ya da müdahale edilmeden kalması gereken bir alana veya sınırın içine girmek anlamına gelir. Kişisel alan veya bölge söz konusu olduğunda çoğu zaman mecazi olarak kullanılır. Burada space aynı zamanda uzay anlamındadır, çünkü galaksiler fiziksel olarak birbiriyle örtüşen kozmik bölgeleri kaplar. Literally, normalde mecazi olan ifadenin doğrudan anlamıyla da doğru olduğunu belirtir ve yalnızca vurgu yapmak yerine küçük bir söz oyunu oluşturur.

Alıştırma

Konuşmacı encroach on each other's space ifadesinden sonra neden literally ekliyor?

  1. Çünkü galaksiler sadece birbirlerine yaklaşıyormuş gibi yapar.
  2. Çünkü literally yalnızca açıklamanın daha dramatik duyulmasını sağlar.
  3. Çünkü burada space hem bir sınırı hem de gerçek uzayı ifade eder.
Cevabı göster

Çünkü burada space hem bir sınırı hem de gerçek uzayı ifade eder.

The galaxy with the strongest gravitational pull

3:27

En güçlü yerçekimi çekimine sahip olan galaksi

will always win the battle.

3:30

savaşı her zaman kazanacaktır.

Speaking of being devoured or in this case sucked away, Anlatım akışı

3:32

Yutulmaktan veya bu durumda emilmekten bahsetmişken,

Anlatım akışı

Bağlantılı söylem işaretleri olarak Speaking of ... in this case

Speaking of, önceki konuyu onunla ilişkili yeni bir konuya bağlar: az önce söylenen bir şey, konuşmacıya sırada söyleyeceği şeyi hatırlatır. Bu, söylem içinde bir geçiş işaretidir; birinin sözlerinden alıntı yapıldığı anlamına gelmez. In this case, ifadeyi mevcut örnekle sınırlar ve konuşmacının genel being devoured fikrini daha kesin olan sucked away açıklamasıyla değiştirmesini sağlar. Bu iki işaret birlikte önce çağrışıma dayalı bir geçiş oluşturur, ardından mevcut duruma özgü bir düzeltme yapıldığını belirtir.

Alıştırma

İlişkili konu için Speaking of, mevcut örnek için in this case kullanarak cümleyi tamamlayın: We were discussing hotel prices. ____ travel, ____ the overnight train would be cheaper.

Cevabı göster

Speaking of · in this case

we have something scientists call dark flow, Kültür

3:35

bilim insanlarının gözlemlenebilir evrenin hemen dışında yer alan

which lies just outside the observable universe.

3:37

karanlık akış (dark flow) dedikleri bir şey var.

Kültür

dark flow ve the observable universe

Dark flow, galaksi kümelerinin ortak bir yönde hareket ediyor gibi göründüğü, öne sürülmüş büyük ölçekli bir örüntünün adıdır. Bu cümlede doğrulanmış bir madde akışını değil, tartışmalı veya varsayımsal bir olguyu ifade eder. The observable universe, ışığın veya diğer sinyallerin bize ulaşmak için yeterli zamana sahip olduğu evren bölgesidir. Bulunduğumuz yerden gözlemlenebilenlerle sınırlıdır ve bütün evrenle aynı olmak zorunda değildir. Videodaki ifadeye göre dark flow bu gözlemsel sınırın hemen ötesindedir. Bu, orada varlığı doğrulanmış bir nesne bulunduğunun kanıtı olarak değil, spekülatif bir bilimsel yorum olarak anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Cümleye en uygun yorum hangisidir?

  1. Dark flow, görünmez maddeden oluştuğu kanıtlanmış bir nehirdir ve observable universe var olan her şey demektir.
  2. Dark flow, uzayda hareket eden sıradan karanlıktır ve observable universe yalnızca bugün bir teleskobun görebildiği şeyler demektir.
  3. Dark flow, gözlemsel sınırın ötesinde olduğu öne sürülen bir olgu olarak sunulur ve observable universe bütün evren olmak zorunda değildir.
Cevabı göster

Dark flow, gözlemsel sınırın ötesinde olduğu öne sürülen bir olgu olarak sunulur ve observable universe bütün evren olmak zorunda değildir.

The observable universe is said to have a diameter Dilbilgisi

3:40

Gözlemlenebilir evrenin 93 milyar ışık yılı

of 93 billion light-years

3:42

çapa sahip olduğu söyleniyor

and beyond that lies the dark flow.

3:44

ve bunun ötesinde karanlık akış yer alıyor.

Dilbilgisi

Aktarım yapısı “is said to have”

be said to + fiil yapısı, özneyi aktarılan bir iddianın konusu olarak sunar. the observable universe is said to have a diameter of 93 billion light-years ifadesi, kaynakları adlandırmadan, insanların veya bazı kaynakların gözlemlenebilir evrenin bu çapa sahip olduğunu söylediği anlamına gelir. Dilbilgisel özne konuşan taraf değildir. Bu nedenle is said to have, evrenin kendisinin bir şey söylediği anlamına gelmez; yazar veya konuşmacı ile aktarılan bilgi arasında mesafe oluşturur. be biçimi zamana ve özne uyumuna göre değişirken to-mastar aktarılan eylemi veya durumu getirir: is said to have, was said to contain ya da are said to be.

Alıştırma

Cümleyi say fiilinin edilgen aktarım biçimiyle tamamlayın: The castle ____ a hidden tunnel beneath it.

Cevabı göster

is said to have

Scientists don't know exactly what it is,

3:46

Bilim insanları bunun tam olarak ne olduğunu bilmiyor,

but it might have formed around the time of the Big Bang.

3:48

ancak Büyük Patlama zamanlarında oluşmuş olabilir.

This flow is pulling things into it.

3:51

Bu akış bir şeyleri içine doğru çekiyor.

It is quite complicated,

3:53

Oldukça karmaşık,

but one astronomer simply said,

3:54

ama bir astronom basitçe şöyle dedi:

"There is a structure beyond the horizon of our universe

3:56

"Evrenimizin ufkunu aşan bir yapı var

and that structure is exerting a force on our universe." Kalıp ifadeler

3:59

ve bu yapı evrenimiz üzerinde bir güç uyguluyor."

Kalıp ifadeler

Resmî eşdizim exerting a force on

Exert a force on something, “bir şeye fiziksel kuvvet uygulamak” anlamına gelen resmî bir eşdizimdir. Buradaki exerting, varsayımsal yapının evrenimiz üzerinde etkin biçimde bir etki oluşturduğunu gösterir. Aktarılabilir kalıp exert + a force/pressure/influence + on + hedef biçimindedir. Force ile fiziksel bir anlam taşıyabilir; pressure veya influence ile çoğunlukla mecazi anlamdadır.

Alıştırma

Bu resmî bilim cümlesini en iyi hangi ifade tamamlar? “The electric field is ___ the charged particle.”

  1. exerting a force to
  2. exerting a force on
  3. using a force on
Cevabı göster

exerting a force on

Enough of all this eating and beating. Ton ve niyet

4:02

Tüm bu yeme ve çarpma meseleleri yeter.

Ton ve niyet

Durma emri olarak Enough of all this

Enough of all this + bir ad veya -ing biçimi, devam eden bir konunun, davranışın ya da etkinliğin sona ermesi gerektiğini doğrudan söylemenin bir yoludur. Bu cümlede konuşan kişi miktarın yeterli olduğunu söylemiyor; tekrarlanan “eating and beating” temasını bitiriyor. Bu ifade konuşmanın yönünü yönetme işlevi görür. Çoğu zaman sabırsızlık belirtir, ancak şakacı bir ton ifadenin kızgın değil, mizahi duyulmasını sağlayabilir.

Alıştırma

Bir grup on dakikadır aynı şikâyeti tekrarlıyor. Hangi cümle onlara en doğrudan biçimde durup devam etmelerini söyler?

  1. Enough of all this complaining. Let’s find a solution.
  2. All this complaining is enough for a solution.
  3. We have enough complaints to discuss. Let’s find a solution.
Cevabı göster

Enough of all this complaining. Let’s find a solution.

What about all the pretty things in space?

4:04

Peki uzaydaki tüm güzel şeyler ne olacak?

Well,

4:05

Şey,

how does giant diamond star sound? Ton ve niyet

4:06

dev bir elmas yıldız kulağa nasıl geliyor?

Ton ve niyet

How does giant diamond star sound? ile görüş istemek

Burada How does giant diamond star sound? sorusu, dinleyicinin giant diamond star tanımına verdiği tepkiyi sorar; yaklaşık olarak “Bu ad veya fikir iyi geliyor mu?” demektir. Bir yıldızın gerçekte nasıl bir ses çıkardığını sormaz. Aktarılabilir kalıp How does + fikir, ad veya seçenek + sound? şeklindedir. Bu kalıpta sound, “bir öneri olarak düşünüldüğünde nasıl görünmek veya gelmek” anlamındadır. Giant diamond star olası bir etiket ya da başlık gibi sunulduğu için bu konuşma dilindeki kullanımda artikel atlanabilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız kulübün adının “Sky Lab” olmasını önerip “How does Sky Lab sound?” diye soruyor. Neyi öğrenmek istiyor?

  1. Adı ne kadar yüksek sesle söyleyebildiğinizi
  2. Adın uygun veya çekici olduğunu düşünüp düşünmediğinizi
  3. Kulübün fiziksel olarak hangi sesi çıkardığını
Cevabı göster

Adın uygun veya çekici olduğunu düşünüp düşünmediğinizi

According to Space.com,

4:08

Space.com'a göre,

that is exactly what it is,

4:10

tam olarak böyle bir şey,

a diamond the size of planet Earth.

4:11

Dünya gezegeni büyüklüğünde bir elmas.

It's the coldest white dwarf ever found

4:14

Bugüne kadar bulunan en soğuk beyaz cüce

and so cold,

4:16

ve o kadar soğuk ki,

for a star that is,

4:17

yani bir yıldız için,

that all the carbon crystallized

4:18

tüm karbon kristalleşmiş

and formed what for all intents and purposes Deyimler

4:20

ve fiilen

is a diamond,

4:22

bir elmas,

Deyimler

for all intents and purposes: pratik eşdeğerlik

For all intents and purposes, “uygulamadaki veya konuyla ilgili her bakımdan” anlamına gelir. Dar kapsamlı teknik bir fark ya da çekince kalsa bile konuşmacının bir şeyi X olarak değerlendirmesini sağlar. formed what for all intents and purposes is a diamond cümle bölümünde bu ifade is a diamond yargısını çerçeveler: anlatılmak istenen nokta açısından sonuç makul biçimde elmas olarak kabul edilebilir.

Alıştırma

“Pratikte her bakımdan” anlamındaki sabit ifadeyi tamamlayın: “The repair is, ____, finished.”

Cevabı göster

for all intents and purposes

a very expensive one.

4:23

çok pahalı bir elmas oluşturmuş.

If a diamond star isn't a wonderful thing to behold, Kelime

4:25

Bir elmas yıldız bakması harika bir şey değilse,

Kelime

Görülmeye değer harika bir şey

Bu cümlede a wonderful thing to behold, “bakılması harika bir manzara” anlamına gelir. to behold mastar yapısı thing sözcüğünü niteler ve onunla ne yapılabileceğini belirtir. Behold burada bilinçli olarak yüksek ve edebî bir üslup taşır. İfade yalnızca elmas yıldızın görülebildiğini söylemez; onu ilgiye değer, çarpıcı bir manzara olarak sunar.

Alıştırma

Cümlede “a wonderful thing to behold” ifadesi elmas yıldız hakkında ne anlatıyor?

  1. Özel ekipman olmadan görülmesi zordur.
  2. Bakılmaya değer etkileyici bir manzaradır.
  3. Birinin tutmak zorunda olduğu bir nesnedir.
Cevabı göster

Bakılmaya değer etkileyici bir manzaradır.

what about a planet that is made of extremely hot ice? Anlatım akışı

4:27

son derece sıcak buzdan yapılmış bir gezegene ne dersiniz?

Anlatım akışı

Yeni bir örnek sunmak için What about ...?

Burada what about, gezegenle ilgili haber veya durum sormaz. Elmas yıldız örneğine geri bağlanır ve dinleyicilerin düşünmesi için başka bir durum ortaya koyar. Bu soru biçimi karşılaştırmayı düzenler: Konuşmacı çarpıcı bir örnek sunduktan sonra what about + isim öbeği yapısını kullanarak dikkati ikinci ve daha da şaşırtıcı bir örneğe kaydırır.

Alıştırma

“What about” bu cümlede söylem açısından hangi görevi yapıyor?

  1. Elmas yıldızı daha ayrıntılı açıklamak için önceki konuya döner.
  2. Gezegenin sağlıklı olup olmadığını sorar.
  3. Dinleyicinin düşünmesi için başka şaşırtıcı bir örnek sunar.
Cevabı göster

Dinleyicinin düşünmesi için başka şaşırtıcı bir örnek sunar.

You might ask,

4:30

Sorabilirsiniz,

how can you have hot ice? Ton ve niyet

4:31

nasıl sıcak buzunuz olabilir?

Ice is cold,

4:32

Buz soğuktur,

right?

4:33

değil mi?

Ton ve niyet

How can you have hot ice? ... right? ile açıklamaya zemin hazırlamak

how can you have hot ice? sorusu, sıcaklık ile buzun bağdaşmaz göründüğüne dair bariz itirazı dile getirir. Asıl amacı basit ve olgusal bir cevap istemek değil, konuşmacının birazdan açıklayacağı bir bilmeceyi ortaya koymaktır. Ice is cold, right? cümlesindeki right?, kısa bir onay isteme ifadesidir. Dinleyicileri ortak bir bilgiyi kabul etmeye çağırır ve açıklama sürmeden önce ortak bir zemin kurar. Bu kalıp, önce dinleyicilerin aklına gelebilecek soruyu dile getirip ardından o sorunun dayandığı varsayımı onaylatabilir.

Alıştırma

Konuşmacı how can you have hot ice? ve right? ifadeleriyle ne yapıyor?

  1. Yol tarifi sorup ardından sıcaklık ölçümü istemek
  2. Görünür bir çelişki sunup ortak bilgi konusunda onay istemek
  3. Bütün buzların sıcak olduğunu iddia edip dinleyicinin görüşünü reddetmek
Cevabı göster

Görünür bir çelişki sunup ortak bilgi konusunda onay istemek

Astronomers call this Neptune-sized world

4:34

Astronomlar bu Neptün büyüklüğündeki dünyaya

the hot ice planet.

4:36

sıcak buz gezegeni diyorlar.

It hangs out about 30 light-years from our planet Öbek fiiller

4:37

Gezegenimizden yaklaşık 30 ışık yılı uzaklıkta takılıyor

Öbek fiiller

Hangs out ile konumu eğlenceli biçimde anlatmak

Hang out normalde insanların bir yerde rahatça vakit geçirmesini veya sosyalleşmesini anlatır. Burada özne bir gezegendir; dolayısıyla hangs out kişileştirmedir. Gezegenin sosyalleştiği anlamına gelmez, onun Dünya’dan yaklaşık 30 ışık yılı uzakta bulunduğunu eğlenceli bir şekilde ifade eder. Bir nesne için insan etkinliği kullanmak bilimsel anlatımı rahat ve canlı kılar. Özne insan değilse bağlam, ifadenin alışılmış sosyal anlamı yerine konumu mizahi biçimde anlattığını gösterebilir.

Alıştırma

Hangi cümle, resmî bilimsel yazıda anlamı en iyi şekilde korur?

  1. The planet socializes about 30 light-years from Earth.
  2. The planet is located about 30 light-years from Earth.
  3. The planet wastes time with Earth from 30 light-years away.
Cevabı göster

The planet is located about 30 light-years from Earth.

and is also less poetically called GJ436b. Anlatım akışı

4:40

ve daha az şiirsel bir şekilde GJ436b olarak da adlandırılıyor.

Anlatım akışı

less poetically called: canlı bir lakapla teknik bir adı karşılaştırma

Burada less poetically called, canlı the hot ice planet lakabından sonra GJ436b'yi sunar. Less, poetically sözcüğünü niteler: resmî görünümlü kod aynı gezegeni daha az hayal gücü taşıyan ve daha az çağrışımlı bir biçimde adlandırır. Bu ifade, anlatıcının bilginin sunuluş biçimi hakkında yorum yapmasını da sağlar. Bir addan diğerine tarafsızca geçmek yerine, ilgi çekici bir etiketi kuru bir tanımlamayla karşılaştırır ve hafif bir mizah katar.

Alıştırma

Bu cümlede less poetically called, GJ436b hakkında neyi belirtir?

  1. Aynı gezegen için kullanılan daha kuru ve teknik bir addır.
  2. the hot ice planet ifadesinden daha canlı bir lakaptır.
  3. Başka bir gezegen hakkındaki şiirin başlığıdır.
Cevabı göster

Aynı gezegen için kullanılan daha kuru ve teknik bir addır.

It orbits a sun that is much less bright

4:44

Bizimkinden çok daha az parlak

and much smaller than ours

4:46

ve çok daha küçük olan bir güneşin yörüngesinde dönüyor

and is also very close to that sun.

4:48

ve ayrıca o güneşe çok yakın.

That's called Gliese 436.

4:50

Buna Gliese 436 deniyor.

Because it's so close, Dilbilgisi

4:52

Çok yakın olduğu için,

it is obviously really hot on that planet,

4:53

o gezegende hava bariz bir şekilde çok sıcak,

Dilbilgisi

Because it's so close, ...: nedeni önce vermek

Because bir neden yan cümlesi başlatır: gezegen kendi yıldızına çok yakındır. Ardından virgül ana cümleye geçişi gösterir; ana cümle de sonucu, yani oranın çok sıcak olduğunu belirtir. Nedeni öne alan Because + neden, sonuç kalıbı açıklamayı önce vererek dinleyicinin sonucu yorumlamasına yardımcı olur. Burada close, Dünya'ya değil, bağlamda sözü edilen yıldıza göre yakınlığı anlatır.

Alıştırma

Nedeni başlatan bağlaçla, nedeni öne alan açıklamayı tamamlayın: ____ the battery was empty, the car would not start.

Cevabı göster

Because

about 980 degrees Fahrenheit.

4:55

yaklaşık 980 derece Fahrenheit.

But because of its strange gas makeup,

4:57

Ancak garip gaz yapısı nedeniyle,

it has a really bizarre form of what is called water ice

5:00

su buzu denilen şeyin gerçekten tuhaf bir formuna

or ice X,

5:03

veya buz X'e sahip,

as astronomers call it. Dilbilgisi

5:04

astronomların deyişiyle.

Dilbilgisi

as astronomers call it: bir adı belirli bir gruba atfetmek

Burada as astronomers call it, ice X adını kullanan grubu belirten bir ara açıklamadır. Bu ifade, biraz önce sözü edilen alışılmadık su buzu biçimi için astronomların kullandığı terimin ice X olduğunu anlatır; as burada “çünkü” ya da “-dığı zaman” anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp term, as a person or group calls it şeklindedir. It adlandırılan şeye gönderme yapar; as ise “onların adlandırdığı biçimde” anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi “astronomların verdiği adı kullanarak” anlamındaki ara kalıpla tamamlayın: The object is a quasar, ____.

Cevabı göster

as astronomers call it

No one is sure what this gas makeup is,

5:05

Kimse bu gaz yapısının ne olduğundan emin değil,

but it's weird,

5:07

ama bunun garip olduğunu

say scientists.

5:08

söylüyor bilim insanları.

This hot ice covers the planet

5:09

Bu sıcak buz gezegeni kaplıyor

and it is so hot it would melt right through you. Dilbilgisi

5:11

ve o kadar sıcak ki sizi hemen eritip geçer.

Dilbilgisi

so hot it would...: derecenin ardından gelen sonuç

so + adjective + (that) + result clause yapısı, bir derecenin sonuca yol açtığını gösterir. Burada so, hot sıfatının derecesini artırır; it would melt right through you ise hayal edilen sonucu verir. Konuşma İngilizcesinde that sık sık düşürülür; dolayısıyla so hot it would... ile so hot that it would... aynı yapıya sahiptir. Would, sonucu varsayımsal hâle getirir: Daha önce gerçekleşmiş bir olayı değil, temas durumunda ne olacağını anlatır. Bu sözler, aşırı sıcaklığı aktarmak için kasıtlı olarak abartılmıştır.

Alıştırma

Cümleyi so ve loud sıfatıyla tamamlayın; sonuç yan cümlesinden önceki that düşürülmüştür: The alarm was ____ everyone in the building woke up.

Cevabı göster

so loud

Now let's come closer to home. Anlatım akışı

5:13

Şimdi eve daha da yaklaşalım.

Anlatım akışı

Konuyu daraltan bir geçiş olarak come closer to home

Bu cümlede “come closer to home”, konuşmanın odağını daraltarak bilgiyi düzenler: konuşmacı uzayın uzak bölgelerinden Dünya’ya daha yakın nesnelere geçer. “Home”, dinleyicilerle ortak referans noktası olarak Dünya’yı ifade eder; kimseye gerçekten eve dönmesi söylenmez. Bu ifade dinleyiciyi uzak, geniş veya soyut bir konudan daha yerel ya da tanıdık bir içeriğe yönlendirebilir. Sonraki bölümün önceki bölümle nasıl ilişkili olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bir konuşmacı dünya çapındaki bir sorunu açıkladıktan sonra “Let's come closer to home.” diyor. Konuşmacı nasıl bir geçiş yapıyor?

  1. Ciddi bir konudan mizahi bir konuya
  2. Bugünden uzak bir tarihsel döneme
  3. Geniş ve küresel bir konudan daha yerel veya tanıdık bir konuya
  4. Dinleyicilere konuşmaktan sunumu bitirmeye
Cevabı göster

Geniş ve küresel bir konudan daha yerel veya tanıdık bir konuya

What are the strangest things that have ever gotten close to Earth?

5:15

Dünyaya bu zamana kadar yaklaşmış en garip şeyler nelerdir?

Well,

5:17

Şey,

someone once said there were blueberries on Mars,

5:17

birisi bir keresinde Mars'ta yaban mersinleri olduğunu söylemişti,

but they turned out to be rocks. Öbek fiiller

5:20

ama bunların kaya olduğu ortaya çıktı.

Öbek fiiller

Sonradan keşfedilen bir gerçeği anlatan turned out to be

“Turned out to be”, öznenin gerçek kimliği veya niteliği hakkında sonradan yapılan bir keşfi anlatır. Yuvarlak nesneler önce yaban mersini olarak tanımlanmış, ancak daha ayrıntılı gözlemler bunların kaya olduğunu göstermiştir. Kalıp “özne + turn out + to be + isim veya sıfat” şeklindedir. Değişen şey nesnenin kendisi değil, gözlemcinin anlayışıdır: nesneler kayaya dönüşmemiştir.

Alıştırma

Cümleyi, sonradan yapılan bir keşfi anlatan ders ifadesiyle tamamlayın: We thought the email was fake, but it ____ a genuine message from the school.

Cevabı göster

turned out to be

They just looked really cool.

5:21

Sadece gerçekten havalı görünüyorlardı.

And if we are going to be cute, Ton ve niyet

5:22

Ve eğer sevimli olacaksak,

Ton ve niyet

Şakacı bir giriş olarak If we are going to be cute

Burada if we are going to be cute kimsenin dış görünüşünü anlatmaz. Konuşmacı, sıradaki betimlemenin üslubu hakkında yorum yapar: anlatım tamamen gerçek anlamlı ve ciddi değil, bilinçli olarak şakacı veya hayal gücüne dayalı olacaktır. Bu if yan cümlesi, konuşmacının kendi üslubunun farkında olduğunu gösteren bir giriş işlevi görür. Dinleyiciye sıradaki sözleri nasıl yorumlaması gerektiğini söyler ve onu eğlenceli bir adlandırmaya veya benzetmeye hazırlar.

Alıştırma

Bu cümlede if we are going to be cute neyin işaretini verir?

  1. Konuşmacı bilgilerin bilimsel açıdan doğru olup olmadığından emin değil.
  2. Konuşmacı birazdan bilinçli olarak şakacı bir betimleme kullanacak.
  3. Konuşmacı birinin fiziksel görünüşünü değerlendiriyor.
Cevabı göster

Konuşmacı birazdan bilinçli olarak şakacı bir betimleme kullanacak.

what about the Mickey Mouse impression on Mercury?

5:24

Merkür'deki Mickey Mouse izine ne dersiniz?

Are aliens making fun of us?

5:26

Uzaylılar bizimle dalga mı geçiyor?

No,

5:28

Hayır,

the shape is merely a coincidence,

5:28

şekil sadece bir tesadüf,

just as when Jesus Christ turns up on American toast. Öbek fiiller

5:30

tıpkı Amerikan tostunda İsa Mesih'in belirmesi gibi.

Öbek fiiller

“Beklenmedik biçimde bir yüzeyde belirmek” anlamında Turns up on

Bu cümlede turns up, “beklenmedik biçimde ortaya çıkar veya fark edilir” anlamına gelir. On, görüntünün görüldüğü yüzeyi belirtir: kızarmış ekmeğin üzerinde. Bu ifade, İsa Mesih’in gerçekten geldiği anlamına gelmez. İnsanların tesadüfen oluşmuş bir desende yüze benzeyen bir görüntü fark etmesini anlatır. Bir nesne, iz, görüntü veya bilgi beklenmedik şekilde ortaya çıktığında ya da bulunduğunda turn up bu anlamda kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede turn up on, “beklenmedik biçimde bir yüzeyde belirmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. The cyclist turned onto the narrow road.
  2. A pale stain turned up on the photograph after it got wet.
  3. Maya turned up the volume on the radio.
Cevabı göster

A pale stain turned up on the photograph after it got wet.

Possibly the strangest recorded object ever to get near Earth Dilbilgisi

5:32

Muhtemelen Dünya'ya yaklaşan kaydedilmiş en tuhaf nesne,

is the one all the news media is talking about now.

5:36

şu an tüm haber medyasının hakkında konuştuğu nesnedir.

Dilbilgisi

Dünya'nın yakınına gelmiş kayıtlardaki en tuhaf cisim

the + en üstünlük derecesindeki sıfat + isim + ever to + fiil yapısı, bugüne kadar kaydedilmiş ilgili örneklerin içindeki en uç örneği belirtir. Burada the strangest recorded object ever to get near Earth, kayıtlara geçmiş ve Dünya'ya yaklaşmış hiçbir cismin bundan daha tuhaf olmadığı anlamına gelir. Ever, karşılaştırmayı kayıtların tamamını kapsayacak şekilde genişletir ve to get near Earth ile bağlantılıdır. Cismin sonsuza kadar Dünya'nın yakınında kalacağı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, okul tarihinde Maya'dan daha genç hiçbir öğrencinin bu ödülü kazanmadığını açıkça ifade eder?

  1. Maya is the youngest student who will always win the school science prize.
  2. Maya is the youngest student ever to win the school science prize.
  3. Maya is a very young student who may win the school science prize.
Cevabı göster

Maya is the youngest student ever to win the school science prize.

This is an interstellar asteroid that has sailed into our solar system Deyimler

5:38

Bu, güneş sistemimize yelken açan yıldızlararası bir asteroittir

Deyimler

yıldızlararası bir asteroit... Güneş sistemimize süzülerek girdi

Interstellar, ‘yıldızların arasında’ anlamına gelir. Yıldızlararası bir asteroit Güneş sistemimizin dışından gelir ve yıldız sistemleri arasındaki uzayda yol alır; sistemimizin içinde kalmış sıradan bir asteroit değildir. Sailed into bir hareket benzetmesidir. Asteroidi, bir bölgeye giren tekne gibi Güneş sistemimize düzgün ve akıcı biçimde girerken gösterir; ancak asteroitin yelkeni yoktur.

Alıştırma

An interstellar comet sailed into the inner solar system cümlesi ne anlama gelir?

  1. Bir kuyruklu yıldız yelken yaptı ve Güneş sistemimizdeki gezegenler arasında yolculuk etti.
  2. Güneş sistemimizin dışından gelen bir kuyruklu yıldız, sistemin iç kısmına düzgün biçimde girdi.
  3. Asteroit taşıyan bir tekne Güneş sistemine girdi.
Cevabı göster

Güneş sistemimizin dışından gelen bir kuyruklu yıldız, sistemin iç kısmına düzgün biçimde girdi.

and it looks like an alien spaceship.

5:42

ve uzaylı bir uzay gemisine benziyor.

The strange object has been wandering around space

5:44

Bu garip nesne uzayda

for hundreds of millions of years

5:46

yüz milyonlarca yıldır dolaşıyor

and now it's waving at us. Deyimler

5:48

ve şimdi bize el sallıyor.

Deyimler

waving at us: eğlenceli kişileştirme

İnsanlar için gerçek anlamıyla kullanıldığında wave at someone, birini selamlamak veya dikkatini çekmek için ona doğru el sallamak demektir. Burada waving at us, asteroide insana özgü bir hareket kazandırır. Nesne aslında kimseyi bilinçli olarak selamlamıyor ve özel bir astronomik sinyal de üretmiyor. Anlatıcı, kişileştirme yoluyla onun geçişini merhaba diyen dost canlısı bir ziyaretçiye benzetiyor ve eğlenceli, sıcak bir ton yaratıyor.

Alıştırma

Bu cümlede waving at us nasıl bir işlev görüyor?

  1. Nesneyi, dostça el sallıyormuş gibi kişileştirir.
  2. Nesnenin ölçülmüş bilimsel bir dalga gönderdiğini söyler.
  3. Nesnenin üzerindeki bir kişinin elini hareket ettirdiğini bildirir.
Cevabı göster

Nesneyi, dostça el sallıyormuş gibi kişileştirir.

NASA was over the moon about this, Deyimler

5:50

NASA bu konuda havalara uçtu,

Deyimler

be over the moon about: büyük mutluluk ve kelime oyunu

Be over the moon about something, bir şey hakkında son derece mutlu veya heyecanlı olmak anlamına gelen bir deyimdir. Genel kalıp özne + be + over the moon + about + isim veya -ing biçimidir. Bu cümlede NASA keşiften dolayı çok mutludur. NASA uzayla ilişkilendirildiği için moon sözcüğü eğlenceli bir gerçek anlam çağrışımı da yaratır; ancak ifade NASA’nın konumunu anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi “bir şey hakkında son derece mutlu olmak” anlamındaki deyimle tamamlayın: After months of training, Jo was ____ making the national team.

Cevabı göster

over the moon about

stating,

5:51

ve şöyle dedi:

"For decades we've theorized that such interstellar objects are out there Anlatım akışı

5:52

"Onlarca yıldır bu tür yıldızlararası nesnelerin oralarda olduğuna dair teoriler ürettik

and now,

5:55

ve şimdi,

for the first time,

5:56

ilk kez,

we have direct evidence they exist."

5:57

onların var olduğuna dair doğrudan kanıtımız var."

Anlatım akışı

For decades we've theorized ... for the first time, we have direct evidence: bilimsel gelişmeyi sunma yapısı

Alıntı, önce ve sonra karşıtlığına dayanan bir yapı kurar. “For decades we've theorized”, düşünceyi doğrudan doğrulamanın bulunmadığı uzun bir gerekçeli tahmin dönemine yerleştirir; “for the first time” ise kanıt durumunun artık değiştiğini bildirir. “We have direct evidence”, yeni anı farklı kılan şeyi açıklar: gözlem artık bu nesnelerin varlığını doğrudan desteklemektedir. Uzun süredir var olan teori veya şüpheyi ilk gözlemin ve kanıt türünün izlemesi biçimindeki bu aktarılabilir kalıp, önceki teoriyi kanıtlanmış bir gerçek gibi göstermeden bilimsel bir gelişmeyi açıkça sunar.

It's called Oumuamua Kültür

5:59

Ona Oumuamua deniyor

Kültür

Oumuamua: İngilizce bir sözcük değil, özel ad

Burada Oumuamua, sıradan bir İngilizce sözcük değil, yıldızlararası nesnenin özel adıdır. Yıldızlararası uzaydan güneş sistemimize girdiği doğrulanan ilk nesneyi belirtir. Ad Hawaii dilinden gelir ve yaygın olarak “uzaktan gelip ilk ulaşan haberci” biçiminde açıklanır; bazen “izci” diye de aktarılır. Bu anlam, yıldızlararası bir ziyaretçi fikriyle uyumludur. Özenli yazımda ad çoğunlukla başında Hawaii dilindeki ʻokina harfiyle ʻOumuamua şeklinde yazılır.

Alıştırma

“It's called Oumuamua” cümlesinde Oumuamua neyi belirtir?

  1. “Doğrudan kanıt” anlamına gelen İngilizce bir sözcük
  2. Yıldızlararası nesnenin özel adı
  3. Bütün kuyruklu yıldızlar için genel bir kategori
Cevabı göster

Yıldızlararası nesnenin özel adı

and it travels at about 59,030 miles per hour.

6:01

ve saatte yaklaşık 59.030 mil hızla seyahat ediyor.

It's thought that it came from the star Vega, Dilbilgisi

6:04

Vega yıldızından geldiği düşünülüyor,

which is about 25 light-years away.

6:06

ki bu yıldız yaklaşık 25 ışık yılı uzaklıkta.

Dilbilgisi

It's thought that: kaynağı belirtmeden ihtiyatlı aktarım

It's thought that, think fiilinin kişisiz edilgen biçimidir. Arkasından gelen önermeyi, bu görüşü kimin savunduğunu söylemeden bir inanış veya çıkarım olarak sunar. Burada nesnenin Vega'dan gelmiş olabileceği iddiası ihtiyatlı biçimde aktarılır. Bu yapı, arkasından gelen önermeyi gerçek olarak kesinleştirmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp It is thought that + cümlecik biçimindedir ve kaynağı belirtilmeyen veya önemli olmayan bir görüşü bildirmek için kullanılır.

Alıştırma

İhtiyatlı raporu tamamlamak için think fiilinin kısaltılmış kişisiz edilgen biçimini kullanın: ____ the crater formed millions of years ago.

Cevabı göster

It's thought that

The 400-m diameter object is dark and red and smooth,

6:08

400 metre çapındaki nesne karanlık, kırmızı ve pürüzsüz,

consisting of metals, Kalıp ifadeler

6:11

metaller,

water,

6:12

su,

and ice.

6:13

ve buzdan oluşuyor.

Kalıp ifadeler

Bileşenleri ortaç yapısıyla açıklayan consisting of

Consisting of metals, water, and ice, önceki isim öbeği olan the 400-m diameter object hakkında ek bilgi veren bir şimdiki zaman ortaç yapısıdır. Nesneyi meydana getiren malzemeleri veya bileşenleri belirtir. Bu yapı, which consists of metals, water, and ice ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Betimleyici ve teknik metinlerin yeni bir çekimli yan cümle başlatmadan bileşim bilgisi eklemesini sağlar.

Alıştırma

Açıklamayı tamamlamak için consist of ifadesinin şimdiki zaman ortaç biçimini kullanın: The starter set is a package ____ a brush, two paints, and a canvas.

Cevabı göster

consisting of

It's so special because this is the first Dilbilgisi

6:13

Çok özel çünkü bu, galaksinin başka bir yerinden

time we've ever had a visitor from another part of the galaxy,

6:15

bir ziyaretçimiz olduğu ilk sefer,

on record anyway. Anlatım akışı

6:18

en azından kayıtlara geçen.

Dilbilgisi

this is the first time we've ever had: şu ana kadarki ilk deneyim

This is the first time + present perfect kalıbı, bir olayın veya deneyimin şu ana kadar daha önce hiç gerçekleşmediğini anlatır. Buradaki we've had, we have had anlamındadır; böylece ziyaretçi, ele alınan tarihsel dönem içindeki bu tür ilk örnek olarak sunulur. Ever zaman aralığını “şu andan önce herhangi bir zamanda” anlamıyla genişletip vurgular. İlk olay günümüzle bağlantılıysa bu kalıbı kullanın; first time sonrasındaki yan cümlede genellikle have veya has + fiilin üçüncü hâli kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için ever ve try fiilinin present perfect biçimini kullanın: This is the first time I ____ sushi.

Cevabı göster

have ever tried

Anlatım akışı

on record anyway: güçlü bir iddiayı sınırlandırmak

On record, iddiayı belgelenmiş durumlarla sınırlar. Konuşan kişi gerçekleşmiş her olay hakkında kesin ve eksiksiz bilgi sahibi olduğunu iddia etmez; ifade yalnızca mevcut kayıtların sınırları içinde kesindir. Sonda kullanılan anyway, güçlü “ilk kez” iddiasını düzeltmek veya yumuşatmak için sonradan hızlıca eklenen bir açıklama gibi duyulur. Bilgi önce iddia, sonra sınırlama şeklinde düzenlenir; buradaki anyway, “buna rağmen” anlamına gelmez ve yeni bir konuya geçmez.

Alıştırma

“It is the oldest tree in the park, on record anyway,” cümlesinde sondaki ifade ne yapar?

  1. Konuyu değiştirir ve ağacın yaşının artık önemli olmadığını söyler.
  2. Ağacın resmî olarak toplum önünde alıntılanabileceği anlamına gelir.
  3. İddiayı belgelenmiş durumlarla sınırlar ve konuşma dilinde sonradan eklenen bir açıklama katar.
Cevabı göster

İddiayı belgelenmiş durumlarla sınırlar ve konuşma dilinde sonradan eklenen bir açıklama katar.

It's still a mystery

6:19

Hâlâ bir gizem,

as we don't really know where it's been Dilbilgisi

6:20

çünkü nerelerde bulunduğunu

and how it got to us.

6:21

ve bize nasıl ulaştığını gerçekten bilmiyoruz.

Dilbilgisi

Dolaylı sorular: where it's been ... how it got to us

“where it's been” ve “how it got to us”, konuşanların bilmediği bilgileri belirten, birbirine bağlanmış iki dolaylı soru yan cümlesidir. İlki nesnenin daha önce nerelerde bulunduğunu, ikincisi ise hangi yol veya süreçle konuşanlara ulaştığını sorar. “know”dan sonra dolaylı soru düz cümle sözcük dizilimini korur: “where it has been” ve “how it got to us”. Burada “it's”, “it has” anlamına gelir. Bu cümlenin içinde “where has it been” veya “how did it get to us” gibi doğrudan soru dizilimini kullanmayın.

Alıştırma

İki doğrudan soruyu don't knowdan sonra gelen dolaylı sorulara dönüştürün. it has yerine it's kısaltmasını kullanın. Doğrudan sorular: Where has it been? How did it get to us? Tamamlayın: We don't know ____ and ____.

Cevabı göster

where it's been · how it got to us

So,

6:23

Öyleyse,

can you add to this list of mysterious objects in space

6:23

uzaydaki henüz açıklayamadığımız gizemli nesneler listesine

we can't explain yet?

6:25

ekleme yapabilir misiniz?

If so,

6:26

Eğer öyleyse,

let us know in the comments.

6:27

yorumlarda bize bildirin.

Also,

6:28

Ayrıca,

be sure to check out our other video called NASA versus SpaceX.

6:28

NASA'ya Karşı SpaceX adlı diğer videomuzu da mutlaka izleyin.

Thanks for watching

6:31

İzlediğiniz için teşekkürler

and as always,

6:32

ve her zaman olduğu gibi,

don't forget to like,

6:33

beğenmeyi,

share,

6:33

paylaşmayı

and subscribe.

6:34

ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

6:34

Bir dahaki sefere görüşmek üzere.