Tam Bluey Mini Bölümleri - 2. Kısım 💙 | Muffin Kutu Açılımı, Burger Köpek, Mektup | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
562 kelime 146 kel/dk

Video özeti: Üç komik aile sahnesinde önce bir çocuk istemediği damperli kamyonu gönülsüzce kutudan çıkarır; ardından baba, bir şarkıyı açmamak için telefonunun şarjının bittiğini söyler. Son olarak, yazım yanlışlarıyla dolu eski bir okul mektubunda büyükannenin lazanyasına getirilen ağır eleştiri ortaya çıkar ve garip bir final yaşanır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. unboxing video. — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Bu ifadenin yalnızca bir kutuyu açma eylemini değil, bir ürünün açılıp tanıtıldığı internet videosu formatını adlandırdığını anlayın. Alışveriş ve inceleme içeriklerinde bu türü tanıyabilir, çocuğun neden bir içerik üreticisinin girişini taklit ettiğini kavrayabilirsiniz. 2. Just 'cause / doesn't mean — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Bu iki parçanın, tek bir olgunun başka bir iddiayı kanıtlamaya yetmediğini belirterek dayanaksız bir sonucu nasıl reddettiğini öğrenin. Günlük anlaşmazlıklarda uzun açıklamalar yapmadan varsayımlara açıkça karşı çıkmak için bu kalıbı kullanabilirsiniz. 3. Oh, great. — Konuşma edimi ve tutum: Babanın çocukken büyükannenin lazanyasını iğrenç bulduğunun ortaya çıkmasından sonra, görünüşte olumlu olan bu yanıtın rahatsızlık ya da alay ifade edebildiğini fark edin. Böylece kısa tepkileri yalnızca sözlük anlamına göre değil; bağlam, söyleyiş biçimi ve konuşanın tutumuyla değerlendirebilirsiniz.

Bu derste

Okay, go.

0:00

Tamam, başla.

Hi, everybody. I'm Muffin.

0:09

Herkese merhaba. Ben Muffin.

Welcome to my unboxing video. Kültür

0:11

Kutu açılımı videoma hoş geldiniz.

Kültür

unboxing video: bir ürünün açılıp gösterildiği video formatı

unboxing video, birinin ürün ambalajını açıp içindekileri gösterdiği ve çoğu zaman kısa bir ilk izlenim de paylaştığı çevrim içi video türüdür. Burada unboxing videonun türünü belirtir; yalnızca bir kutuyu bir kez açma eylemini anlatmaz. my unboxing video denmesi, konuşanı bu tanıdık formatın sunucusu olarak konumlandırır.

Alıştırma

Bu cümlede unboxing video ne anlama geliyor?

  1. İzleyicilere karton kutu yapmayı öğreten video.
  2. Bir paketi yalnızca teslimat boyunca takip eden video.
  3. Birinin ürün ambalajını açıp içindekileri tanıttığını gösteren video.
Cevabı göster

Birinin ürün ambalajını açıp içindekileri tanıttığını gösteren video.

Oh, Dad, I have to go to the toilet.

0:13

Ah, baba, tuvalete gitmem lazım.

Muffin.

0:15

Muffin.

Hi.

0:16

Selam.

Welcome to my unboxing video.

0:16

Kutu açılımı videoma hoş geldiniz.

Today, we're going to open this dump truck. Anlatım akışı

0:18

Bugün bu damperli kamyonu açacağız.

Anlatım akışı

Today, we're going to ...: video içeriğini önceden tanıtan açılış kalıbı

Bir video ya da sunumun başında Today o oturumun kapsamını belirler; we're going to + fiilin yalın hâli ana eylemi veya konuyu tanıtır. Bu kalıp, ayrıntılara geçmeden önce izleyiciye sırada ne göreceğini bildirir. Buradaki asıl işlevi yalnızca gelecek zamanı anlatmak değil, açılıştaki bilgiyi düzenlemektir.

Alıştırma

Today + we're going to tanıtım kalıbıyla öğreticinin açılışını tamamlayın: ____ make a paper airplane.

Cevabı göster

Today we're going to

Dad, I don't want a dump truck.

0:23

Baba, ben damperli kamyon istemiyorum.

I want Cat Squad Kitty Island.

0:25

Ben Cat Squad Kedicik Adası'nı istiyorum.

Muffin, this is the one they sent us, okay? Dilbilgisi

0:27

Muffin, bize gönderdikleri bu, tamam mı?

Dilbilgisi

the one they sent us: one + tanımlayıcı ilgi cümleciği

Bu cümlede one, konuşmadan zaten anlaşılan toy veya dump truck gibi tekil ve sayılabilen bir ismin yerini tutar. Böylece isim tekrarlanmaz; burada one, 1 sayısı anlamına gelmez. The belirli bir nesneyi gösterir, they sent us ise hangisi olduğunu belirten bir ilgi cümleciğidir. Tam biçim the one that they sent us olabilir; that, sent fiilinin nesnesi olduğu için atılabilir.

Alıştırma

Dün iki telefondan birini sipariş ettiniz. Cümleyi the one + özne + fiil yapısıyla tamamlayın: Of these two phones, this is ____.

Cevabı göster

the one you ordered

Just say the line. Kelime

0:29

Sadece repliğini söyle.

Kelime

the line: çekim veya gösteride söylenen senaryo repliği

Burada the line, bir kişinin çekim veya gösteri sırasında senaryoya göre söylemesi gereken sözleri ifade eder. The tanımlığı, iki konuşmacının da hangi belirli repliğin kastedildiğini bildiğini gösterir. Say fiiliyle birlikte kullanıldığında ifade, senaryodaki bu sözleri seslendirmek anlamına gelir. Çekim veya gösteri bağlamı, çizilmiş bir işaret ya da bekleyen insanlar gibi anlamları eler.

Alıştırma

Bir film çekimi sırasında yönetmen "Just say the line." diyor. Burada the line ne anlama gelir?

  1. Bekleyen insan sırası
  2. Uzun ve dar bir işaret
  3. Kişinin söylemesi gereken senaryo sözleri
Cevabı göster

Kişinin söylemesi gereken senaryo sözleri

But I want Cat Squad Kitty Island.

0:30

Ama ben Cat Squad Kedicik Adası'nı istiyorum.

Okay, so I'll open this bit. Kelime

0:33

Tamam, o zaman burayı açacağım.

Kelime

this bit: “bu küçük kısım” demenin gündelik yolu

Bu cümlede this bit, “nesnenin bu küçük kısmı” anlamına gelir. Konuşan kişi açacağı belirli parçayı gösterir; bit bir miktarı değil, görülebilen veya iki kişinin de bildiği bir kısmı adlandırır. Bit sözcüğünün bu kullanımı gündelik Britanya İngilizcesinde yaygındır. Parçanın tam adı önemli olmadığında veya bilinmediğinde kullanılabilecek genel bir addır; burada ikili sistemdeki bir basamak anlamına gelmez.

Alıştırma

“I'll open this bit” cümlesinde this bit ne anlama gelir?

  1. Kısa bir süre
  2. İkili sistemde bir basamak
  3. Nesnenin bu küçük kısmı
Cevabı göster

Nesnenin bu küçük kısmı

It's stuck.

0:38

Sıkıştı.

Don't break it, Muffin.

0:41

Onu kırma, Muffin.

Come on. Ton ve niyet

0:43

Hadi ama.

Ton ve niyet

Come on: konuşana doğru gelme değil, sabırsız bir teşvik

Burada Come on., takılıp kalan hareketin sürmesini istemek için söylenir: “Çabuk ol” veya “Hadi, çalış.” Kısa ifade sabırsızlık ya da hayal kırıklığı gösterir; birine konuşan kişiye doğru gelmesini söylemez. Come on ifadesinin işlevi bağlama ve ses tonuna göre değişir. Birini cesaretlendirebilir, harekete geçmeye zorlayabilir, söylenen bir şeye itiraz edebilir veya inanmazlık gösterebilir. Bir şey hareket etmiyor ya da çalışmıyorsa doğal anlam sabırsızca teşvik etmektir.

Alıştırma

Bir makine işin ortasında durdu. Birisi “Come on.” diyor. Büyük olasılıkla ne yapıyor?

  1. Makineyi yeniden çalışmaya teşvik ediyor
  2. Birini yanına yaklaşmaya davet ediyor
  3. Resmî olarak izin istiyor
Cevabı göster

Makineyi yeniden çalışmaya teşvik ediyor

I told you. Ton ve niyet

0:45

Sana söylemiştim.

Ton ve niyet

I told you. — önceki bir uyarının doğru çıkması

Burada I told you., konuşanın daha önce bilgi verdiğini belirten tarafsız bir cümleden fazlasını ifade eder. Sonraki olayların doğru çıkardığı eski bir uyarıya veya tahmine gönderme yapar; yaklaşık olarak “Seni uyarmıştım, artık haklı olduğumu görebilirsin” demektir. Bir şey ters gittikten sonra tek başına söylendiğinde suçlama, sabırsızlık veya haklı çıkmış olmanın verdiği memnuniyeti de aktarabilir. Bu tavır, sonuç zaten açıkken önceki uyarının vurgulanmasından doğar.

Alıştırma

Yargı: Bir arkadaşınız uyarınızı dinlemediği için şimdi üzgün. I told you. ifadesini zafer kazanmış gibi bir tonla söylemek suçlayıcı veya kendini beğenmiş gelebilir. Bu doğru mu?

  1. Yanlış — bu durumda tamamen tarafsızdır.
  2. Doğru — suçlayıcı veya kendini beğenmiş gelebilir.
Cevabı göster

Doğru — suçlayıcı veya kendini beğenmiş gelebilir.

You've really done a number on this thing. Deyimler

0:48

Bunu gerçekten mahvetmişsin.

Deyimler

do a number on something: ciddi hasar veya zarar vermek

Do a number on + bir kişi veya şey, o hedefe zarar vermek, onu incitmek ya da ciddi biçimde etkilemek anlamına gelen gayriresmî bir deyimdir. Bu cümlede this thing, dinleyicinin yaptığı şey yüzünden artık çok kötü durumdadır; number burada saymayla ilgili gerçek anlamını taşımaz. You've done present perfect yapısındadır; önceki eylemi şu anda görülen hasara bağlar. Really ise konuşanın şaşkınlığını veya eleştirisini güçlendirir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp do a number on + etkilenen hedeftir.

Alıştırma

Cümleyi “ciddi biçimde zarar verdi” anlamındaki gayriresmî deyimle tamamlayın: The hailstorm has ____ our car.

Cevabı göster

done a number on

This is a dump truck.

0:51

Bu bir damperli kamyon.

Push the button.

0:54

Düğmeye bas.

You push this button and it does this.

0:55

Bu düğmeye basıyorsun ve bunu yapıyor.

Push it harder.

1:00

Daha sert bas.

It's not working.

1:02

Çalışmıyor.

Push it properly.

1:04

Düzgün bas.

I am.

1:05

Basıyorum.

You have to remember to put batteries in it first. Notlar

1:06

Önce içine pil takmayı unutmamalısın.

Dilbilgisi

have to remember to: unutulmaması gereken zorunlu bir eylem

Have to, eylemin gerekli olduğunu belirtir. Remember to + fiilin yalın hâli, henüz yapılmamış bir eylemi yapmayı unutmamak anlamına gelir. Birlikte kullanılan have to remember to, gerekli bir eylem için güçlü bir hatırlatma oluşturur. Yapı have to + remember + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Burada oyuncağın çalışabilmesi için önce tamamlanması gereken bir adımı tanıtır.

Alıştırma

Hatırlatmayı have to remember to ile tamamlayın: Before the trip, you ____ bring your passport.

Cevabı göster

have to remember to

Kalıp ifadeler

put batteries in it: bir cihaza pil koymak

Put batteries in it, pilleri bir oyuncağın veya cihazın pil bölmesine yerleştirmek anlamına gelir. Bir cihaza ihtiyaç duyduğu pilleri koymayı anlatmanın doğal ve günlük yoludur. Yapı put + batteries + in + cihaz şeklindedir. Cümlede it, daha önce sözü edilen cihazın yerini alır; in ise pillerin nereye konduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle birine uzaktan kumandaya iki pil koymasını doğal biçimde söyler?

  1. Put two batteries in the remote.
  2. Put two batteries on the remote.
  3. Install two batteries to the remote.
Cevabı göster

Put two batteries in the remote.

Oh, thanks.

1:10

Ah, teşekkürler.

Oh, that's pretty cool.

1:14

Ah, bu epey havalıymış.

Maybe I should put some rocks in the back. Ton ve niyet

1:16

Belki arkasına biraz taş koymalıyım.

Ton ve niyet

Temkinli bir öz öneri için Maybe I should ...

Maybe I should + fiilin yalın hâli, bir eylemi konuşanın değerlendirdiği bir olasılık olarak sunar. Maybe kesinliği azaltır ve düşünceyi daha temkinli hâle getirir. Burada should, başka birinin koyduğu kuralı veya yükümlülüğü değil, konuşanın bundan sonra ne yapmasının iyi olabileceğine dair kendi fikrini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle yardım istemeyi konuşanın yeni düşündüğü temkinli bir fikir olarak sunar?

  1. I will definitely ask Leo for help.
  2. Maybe I should ask Leo for help.
  3. I have to ask Leo for help.
Cevabı göster

Maybe I should ask Leo for help.

This is a dump truck.

1:23

Bu bir damperli kamyon.

It is the worst toy ever. Dilbilgisi

1:27

Bu gelmiş geçmiş en kötü oyuncak.

Dilbilgisi

Vurgulu bir üstünlük derecesi olarak the worst ... ever

the worst + isim + ever kalıbı son derece olumsuz bir değerlendirme yapar. Ever, örtük karşılaştırmanın kapsamını ilgili tüm deneyimlere genişletir; bu nedenle the worst toy ever yaklaşık olarak “şimdiye kadar karşılaştığım en kötü oyuncak” ya da daha iddialı biçimde “gelmiş geçmiş en kötü oyuncak” demektir. Gündelik konuşmada bu ifade çoğu zaman ölçülmüş, nesnel bir sıralamadan çok güçlü duyguyu ve bilinçli abartıyı gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle bir oyun hakkında en güçlü ve abartılı şikâyeti dile getirir?

  1. This game is quite bad.
  2. This game is worse than the last one.
  3. This is the worst game ever.
Cevabı göster

This is the worst game ever.

I hate it.

1:29

Nefret ettim.

Can I have it? Ton ve niyet

1:32

Onu alabilir miyim?

Ton ve niyet

Can I have it?: bir şey istemek

Can I have it?, birinden belirli bir şeyi size vermesini, uzatmasını ya da onu almanıza izin vermesini istemenin doğal bir yoludur. Buradaki have, kullanmak üzere almak ya da edinmek demektir; mutlaka kalıcı olarak sahip olmak anlamına gelmez. Can I...?, yalnızca yeteneği sormaz; bir rica işlevi görür. Soru biçimi karşı tarafa kabul etme veya reddetme alanı bıraktığı için Give it to me. emrinden daha yumuşaktır.

Alıştırma

Bir arkadaşınızın mavi kalemi size uzatmasını istiyorsunuz. Hangi rica doğal ve naziktir?

  1. Can I own the blue pencil, please?
  2. Give me the blue pencil now.
  3. Can I have the blue pencil, please?
Cevabı göster

Can I have the blue pencil, please?

No, it's mine.

1:33

Hayır, o benim.

Chilling on the couch, Kelime

1:42

Kanepede dinleniyorum,

reading about the prime minister.

1:43

başbakan hakkında haber okuyorum.

Kelime

Chilling on the couch: kanepede rahatlamak

Chilling on the couch, kanepede rahatlamak veya sakin ve keyifli biçimde vakit geçirmek demektir. Bu gündelik kullanımda chill, rahatlamak anlamındadır; soğumak anlamında değildir. Chilling, bir etkinliği anlatan -ing yapısıdır. Gündelik konuşmada veya bir görsel altyazısında, özne ve be fiilinin bir biçimi bağlamdan anlaşıldığı için kısaltılmış bir cevap ya da betimleme olarak tek başına kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede chilling, rahatlamak ve sakin biçimde vakit geçirmek anlamında kullanılmıştır?

  1. I'm just chilling at home after work.
  2. The lemonade is chilling in the fridge.
  3. The movie ended with a chilling warning.
Cevabı göster

I'm just chilling at home after work.

Oh, what's he done now? Ton ve niyet

1:45

Ah, şimdi ne yapmış?

Ton ve niyet

What's he done now?: yine sorun çıkardığı beklentisi

Bu soruda cümle sonundaki now yalnızca “şu anda” anlamına gelmez. What has he done? ile birlikte kullanıldığında çoğu zaman “bu sefer” veya “yine” anlamını da ekler; dolayısıyla doğal anlamı “Bu sefer ne yaptı?” olur. Konuşan kişi, o kişinin yine bir soruna yol açmış veya dikkat çeken bir şey yapmış olabileceğini zaten beklemektedir. Ses tonuna göre soru tarafsız olmaktan çok şakacı, kuşkucu veya kızgın gelebilir.

Alıştırma

“What's he done now?” en büyük olasılıkla neyi ima eder?

  1. Konuşan kişi onun hemen bir şey yapmasını istiyor.
  2. Konuşan kişi onun yine sorun çıkarmış olabileceğinden kuşkulanıyor.
  3. Konuşan kişi tarafsız biçimde onun şu anki işini soruyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi onun yine sorun çıkarmış olabileceğinden kuşkulanıyor.

Dad, can you play a song on your phone for us? Ton ve niyet

1:47

Baba, telefonundan bizim için bir şarkı çalar mısın?

Ton ve niyet

Can you ... for us?: günlük bir ricada bulunmak

Can you + fiilin yalın hâli...? çoğu zaman birinin yeteneğini gerçekten sınamak için değil, ricada bulunmak için kullanılır. Burada babadan bir şarkı çalması isteniyor. On your phone eylem için kullanılan cihazı belirtir. For us ise eylemden kimin yararlanacağını, yani konuşan kişiyi ve grubu gösterir; bir yer değil, “bizim için” anlamındadır.

Alıştırma

Ricayı Can you + fiilin yalın hâli + for us kalıbıyla tamamlayın: ____ take a photo ____, please?

Cevabı göster

Can you · for us

Uh yeah.

1:50

Ah, evet.

Okay.

1:50

Tamam.

As long as it's not too annoying. Dilbilgisi

1:51

Çok sinir bozucu olmaması şartıyla.

Dilbilgisi

As long as ile koşul koymak

As long as, konuşanın bir şeyi hangi koşulla kabul ettiğini gösterir. Burada konuşanın kabulü bağlamdan anlaşılır: Şarkı fazla sinir bozucu değilse uygundur. Temel kalıp ana cümle + as long as + koşul cümleciği biçimindedir; koşul başa da gelebilir. Genellikle provided that anlamına gelir ve karşılanması gereken koşulu vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede as long as bir koşul koymak için kullanılmıştır?

  1. The hallway is as long as the garden.
  2. You can join us as long as you arrive on time.
  3. We waited for as long as the rain lasted.
Cevabı göster

You can join us as long as you arrive on time.

No, it's not annoying.

1:53

Hayır, sinir bozucu değil.

What's it called? Kalıp ifadeler

1:54

Adı ne?

Kalıp ifadeler

What's it called? ile ad sormak

What's it called?, bağlamdan hangi şeyden söz edildiği zaten belliyken onun adını, başlığını veya ne olarak adlandırıldığını sorar. Burada called, named anlamındadır; telefonla aranmış olmak anlamına gelmez. Kalıp What + be + özne + called? biçimindedir. What's that song called? veya What are these tools called? örneklerinde olduğu gibi özneyi değiştirebilirsiniz.

Alıştırma

call fiilinin doğru biçimini kullanarak ad sormaya yarayan standart soruyu tamamlayın: What's this game ____?

Cevabı göster

called

Burger Dog.

1:55

Burger Dog.

Burger Dog.

1:57

Burger Dog.

Okay. There you go. Ton ve niyet

1:59

Tamam. Alın bakalım.

Ton ve niyet

Bir şeyi verirken veya bir işi bitirirken There you go.

Burada There you go., konuşan kişi yardım etmeyi bitirdiğinde veya bir şeyi hazır hâle getirdiğinde kullanılan doğal bir kapanış ifadesidir. Karşı tarafa “İş tamam; artık alabilir ya da kullanabilirsin” mesajını verir. Bu etkileşimsel anlamda there bir yeri göstermez, go da hareket bildirmez. Bir nesneyi verirken çoğu zaman “Buyurun” anlamına, bir ayar ya da işlem tamamlandıktan sonra ise “Tamamdır” anlamına gelir.

Alıştırma

Bir müşteriye istediği makbuzu uzatıyorsunuz. Söylenecek en doğal ifade hangisidir?

  1. There you go.
  2. There it goes.
  3. Go over there.
Cevabı göster

There you go.

Hey.

2:24

Hey.

Sorry, kids.

2:25

Üzgünüm çocuklar.

My phone's run out of battery. Öbek fiiller

2:26

Telefonumun şarjı bitti.

Öbek fiiller

run out of battery: şarjın kalmaması

My phone's run out of battery cümlesinde phone's, phone has demektir. Has run out, present perfect yapısındadır: pil gücü kalmamıştır ve şu anki sonuç önemlidir — telefon normal şekilde çalışamaz. Başka durumlara aktarılabilen kalıp özne + run out of + sınırlı kaynak şeklindedir: We've run out of time/milk. Özne, artık bu kaynağa sahip olmayan kişi ya da şeydir; kaynak of sözcüğünden sonra gelir.

Alıştırma

Cümleyi run out of kalıbıyla tamamlayın: We need to stop now because we've ____ time.

Cevabı göster

run out of

No, it hasn't.

2:27

Hayır, bitmedi.

Hey.

2:30

Hey.

You're tricking us!

2:30

Bizi kandırıyorsun!

Just 'cause the screen is black, doesn't mean it's out of battery. Dilbilgisi

2:32

Ekranın siyah olması şarjının bittiği anlamına gelmez.

Dilbilgisi

Just 'cause X doesn't mean Y: aceleci bir sonucu reddetmek

Just 'cause X doesn't mean Y kalıbı, X'in Y için yeterli kanıt olduğu fikrine karşı çıkar. Bu cümlede ekranın siyah olması tek başına pilin şarjının bittiğini kanıtlamaz. Konuşan kişi Y'nin imkânsız olduğunu değil, yalnızca X'in Y'yi kanıtlamadığını söyler. Burada 'cause, because sözcüğünün konuşma dilindeki kısalmış biçimidir; just ise “yalnızca” veya “sadece” anlamına gelir. Daha eksiksiz olan Just because X doesn't mean Y kalıbı, yetersiz kanıta dayanan bir sonuca itiraz etmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Sessiz olmanın mutsuzluğu kanıtladığı sonucunu doğal biçimde reddeden cümle hangisidir?

  1. Just 'cause Mia is quiet doesn't mean she is unhappy.
  2. Just 'cause Mia is quiet, she is unhappy.
  3. Because Mia is quiet, she must be unhappy.
Cevabı göster

Just 'cause Mia is quiet doesn't mean she is unhappy.

Bluey.

2:36

Bluey.

I know.

2:36

Biliyorum.

Look, I really want to listen to Hamburger Dog too.

2:37

Bakın, ben de Hamburger Dog'u gerçekten dinlemek istiyorum.

It's a hauntingly beautiful song, Kalıp ifadeler

2:40

Akıllara durgunluk veren güzel bir şarkı,

Kalıp ifadeler

hauntingly beautiful song: güzelliği akılda kalan bir şarkı

hauntingly beautiful ifadesinde hauntingly zarfı, beautiful sözcüğünü güçlendirir ve uzun süren duygusal etki anlamını ekler. Şarkı o kadar dokunaklı veya çarpıcıdır ki güzelliği dinleyenin aklında kalır. Sözcük burada mecazidir; hayaletlerle ilgili gerçek bir iddia değildir. Övgü son derece olumludur, ancak bu güzellik aynı zamanda hüzünlü, gizemli veya biraz ürpertici de gelebilir.

Alıştırma

İngilizce 'The violin melody was hauntingly beautiful,' cümlesinde hauntingly beautiful ifadesinin en yakın anlamı nedir?

  1. Hayaletler çaldığı için güzeldir.
  2. Biraz hoştur ama unutulması kolaydır.
  3. İnsanın aklında kalacak biçimde güzeldir.
Cevabı göster

İnsanın aklında kalacak biçimde güzeldir.

but you know these new phones when they update the software, Ton ve niyet

2:43

ama bilirsiniz işte bu yeni telefonlar yazılım güncellemesi yapınca,

Ton ve niyet

Açıklamaya giriş yapan konuşma belirteci you know

Buradaki you know, dinleyicinin ne bildiğini gerçekten soran bir soru değil, bir söylem belirtecidir. Yeni telefonlarla ilgili yorumu tanıdık veya kolayca kabul edilebilir bir şey gibi sunar ve dinleyiciyi ardından gelecek açıklamaya hazırlar. Ana mesajı taşımaktan çok konuşmayı düzenlediği için çoğu zaman ayrıca çevrilmesi gerekmez. Ses tonuna göre “bildiğin gibi”, “hani” şeklinde anlaşılabilir veya yalnızca kısa bir konuşma köprüsü olabilir.

Alıştırma

“You know, old devices can be unpredictable,” cümlesinde you know ne işe yarıyor?

  1. Yorumu gerçek bir soru sormadan tanıdık bir fikir olarak sunar.
  2. Dinleyicinin eski cihazların nasıl çalıştığını bilip bilmediğini doğrudan sorar.
  3. Dinleyicinin hangi eski cihaza sahip olduğunu belirtir.
Cevabı göster

Yorumu gerçek bir soru sormadan tanıdık bir fikir olarak sunar.

it stuffs your battery. Kelime

2:45

pilinizi mahvediyor.

Kelime

it stuffs your battery: zarar verme anlamındaki gündelik stuff

it stuffs your battery ifadesinde stuffs, “zarar verir”, “mahveder” veya “kötü çalışmasına neden olur” anlamına gelen gündelik bir fiildir. Konuşmacı, bir yazılım güncellemesinin bataryaya veya bataryanın performansına zarar verdiğini söylüyor. Bu, stuff fiilinin “bir şeyin içine malzeme tıkmak” şeklindeki yaygın gerçek anlamı değildir. İfade özellikle belirsiz bırakılmıştır: kötü bir etkiyi bildirir ancak sorunun kalıcı hasar mı, hızlı şarj kaybı mı yoksa başka bir performans sorunu mu olduğunu belirtmez.

Alıştırma

Gündelik konuşmada “The update stuffs your battery” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Güncelleme bataryanın içine fazladan nesneler koyar.
  2. Güncelleme bataryaya zarar verir veya kötü çalışmasına neden olur.
  3. Güncelleme bataryayı tamamen şarj eder.
Cevabı göster

Güncelleme bataryaya zarar verir veya kötü çalışmasına neden olur.

You know, they're trying to make you get the flash new one, Notlar

2:47

Biliyorsunuz, size o havalı yeni modeli aldırmaya çalışıyorlar,

Dilbilgisi

make you get: make + nesne + to almayan yalın fiil

make you get ifadesinde make, bir kişinin başka birine bir eylem yaptırdığını veya onu güçlü biçimde etkilediğini gösterir. Burada bir şeyi alman için sana baskı yapmaya ya da seni yönlendirmeye çalışıyorlar. You, make fiilinin nesnesidir ve aynı zamanda get eylemini yapan kişi olarak anlaşılır; bu bağlamda get, yeni telefonu satın almak veya edinmek anlamındadır. Etken yapı make + nesne + yalın fiildir; bu yüzden get önünde to kullanılmaz. Bu yapı baskı, etki veya yalnızca ortaya çıkarılan bir sonuç anlatabilir; anlamın gücü bağlama bağlıdır.

Alıştırma

made sonrasında buy fiilinin doğru biçimini kullanın: The advert made me ____ a phone I did not need.

Cevabı göster

buy

Kelime

the flash new one: İngiliz ve Avustralya İngilizcesinde gündelik flash ve isim yerine kullanılan one

Burada flash, İngiliz ve Avustralya İngilizcesinde kullanılan; şık, pahalı görünümlü veya gösterişli anlamına gelen gündelik bir sıfattır. Yeni telefonu etkileyici ve modaya uygun bir model olarak sunar; ses tonuna bağlı olarak gösterişe veya gereksiz lükse yönelik hafif bir eleştiri de taşıyabilir. Flash sıfatı new one ifadesini niteler. One, bağlamdan zaten anlaşılan sayılabilir phone isminin yerine geçer; dolayısıyla the flash new one, the flash new phone anlamındadır. Buradaki flash, fotoğraf makinesi flaşını belirten isim veya kısa süreliğine görünmek ya da parlamak anlamındaki fiil değildir.

Alıştırma

Bu cümlede the flash new one ne anlama geliyor?

  1. kamera flaşı bulunan yeni bir telefon
  2. şık ve pahalı görünen yeni bir telefon
  3. çok hızlı ortaya çıkan yeni bir telefon
Cevabı göster

şık ve pahalı görünen yeni bir telefon

but I'm not having it. Deyimler

2:49

ama ben bu numarayı yemem.

Deyimler

I'm not having it: bunu kabul etmeyi reddetmek

Bu cümlede I'm not having it, “bunu kabul etmeyi veya buna göz yummayı reddediyorum” anlamına gelir. Bir bahaneyi, iddiayı, planı ya da davranışı reddetmek için kullanılabilir. Buradaki have, sahip olmakla ilgili değildir. it zamiri konuşulan duruma gönderme yapar; bu nedenle konuşanın tam olarak neyi reddettiği bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Birisi yine zayıf bir bahane sunuyor ve bunu kabul etmediğinizi kesin biçimde söylemek istiyorsunuz. Ne demelisiniz?

  1. I don't have it.
  2. I'm not having it.
  3. I'm not getting it.
Cevabı göster

I'm not having it.

It's out of battery, kid.

2:52

Şarjı bitti, tatlım.

Trust me. Ton ve niyet

2:54

Bana güvenin.

Ton ve niyet

Trust me: birinden size inanmasını istemek

Trust me, dinleyenden konuşanın yargısına, sözüne veya güvence veren sözlerine inanmasını doğrudan isteyen bir ifadedir. Şüpheyi azaltabilir ya da bir öneriyi daha güçlü hâle getirebilir. Bu ifade kanıt değil, ikna etme girişimidir. Konuşanın güvenilirliğine ve bağlama göre samimi, aşırı özgüvenli, şüpheli veya ironik duyulabilir.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? Bir kişi Trust me dediğinde, bu ifade tek başına o kişinin iddiasının doğru olduğunu kanıtlar.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

I would never lie to you. Ton ve niyet

2:54

Size asla yalan söylemem.

Ton ve niyet

would never lie to: ilkelere dayanan güçlü bir güvence

“I would never lie to you” cümlesinde would never + fiilin yalın hâli, yalan söylememeyi kesin bir ilke olarak sunar. Konuşan kişi, farklı koşullar hayal edilse bile yalan söylemeyi seçmesinin düşünülemez olduğunu belirtir. Bu nedenle cümle güçlü bir güvence gibi duyulur. Burada would, geçmişten bakılan bir geleceği göstermez. Tekrar kullanılabilen would never + fiilin yalın hâli kalıbı, bir davranışın düşünülemez veya kişinin karakterine aykırı olduğunu güçlü biçimde ifade eder.

Alıştırma

“I would never lie to you” cümlesinde would neyi ifade etmeye yardımcı olur?

  1. Geçmişteki bir zamandan görülen gelecek eylemi
  2. Konuşanın ilkelerine dayanan güçlü bir güvence
  3. Olası bir durumda yalan söyleme izni
Cevabı göster

Konuşanın ilkelerine dayanan güçlü bir güvence

Hello.

3:04

Merhaba.

Are you lying to your children again?

3:05

Yine çocuklarına yalan mı söylüyorsun?

Yes.

3:07

Evet.

Look at this, girls.

3:14

Şuna bakın kızlar.

What is it?

3:16

O nedir?

It's a letter.

3:17

O bir mektup.

It was written by your daddy for school when he was just a little boy. Dilbilgisi

3:18

Babanız daha küçük bir çocukken okul için yazmıştı.

Dilbilgisi

was written by: yazarı belirten geçmiş zaman edilgen yapı

Was written, geçmiş zaman edilgen yapıdır: was + geçmiş zaman ortacı written. Özne olan it, eyleme maruz kalan şeydir; bu yüzden cümle, yazan kişi yerine yazılan şeyle başlar. By your daddy, eylemi gerçekleştiren kişiyi, yani yazarı belirtir. Sonuç veya nesne zaten konuyken eylemi yapan kişinin de belirtilmesi gerektiğinde be + geçmiş zaman ortacı + by + eylemi yapan kişi yapısı kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi write fiilinin geçmiş zaman edilgen biçimi ve yazarı tanıtan edatla tamamlayın: This book ____ Maya in 2012.

Cevabı göster

was written by

Ooh.

3:22

Ooh.

I've saved it all these years. Dilbilgisi

3:23

Bunca yıl onu sakladım.

Dilbilgisi

I've saved it all these years: geçmişten gelen ve bugün süren bir sonuç

I've saved, I have saved ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Present perfect, geçmişteki saklama eylemini şimdiki sonucuna bağlar: konuşan kişi nesneyi hâlâ elinde tutmaktadır. All these years, o zamandan bugüne kadar uzanan uzun ve kesintisiz dönemi anlatır. Belirli yılların listesini değil, bütün bu süreyi vurgular.

Alıştırma

Eski bir fotoğraf buldunuz ve fotoğraf hâlâ sizde. Onu bütün bu yıllar boyunca sakladığınızı hangi cümle vurgular?

  1. I found this photo last Tuesday.
  2. I've kept this photo all these years.
  3. I kept this photo for ten years, but I no longer have it.
Cevabı göster

I've kept this photo all these years.

Would you like me to read it? Ton ve niyet

3:25

Sizin için okumamı ister misiniz?

Ton ve niyet

Would you like me to read it?: bir şeyi yapmayı nazikçe teklif etmek

Would you like me to + fiilin yalın hâli? kalıbı, dinleyicinin konuşan kişiden bir şey yapmasını isteyip istemediğini nazikçe sormak için kullanılır. Bu cümlede read eylemini yapacak kişi me ile gösterilir; yani konuşan kişi metni dinleyiciler için okumayı teklif eder. Soru, önerilen eylemin istenip istenmediğiyle ilgilidir; dinleyicilerin konuşan kişiyi sevip sevmediğini sormaz.

Alıştırma

Pencereyi açmayı teklif etmek için nazik teklif kalıbını kullanın: ____ the window?

Cevabı göster

Would you like me to open

Yes, please.

3:27

Evet, lütfen.

Okay.

3:28

Tamam.

Here we go. Ton ve niyet

3:29

Başlıyoruz.

Ton ve niyet

Başlama işareti olarak Here we go.

Here we go. bir eylemin, hikâyenin veya sürecin başlamak üzere olduğunu bildiren gündelik bir ifadedir. Bu cümlede dinleyenin dikkatini konuşanın birazdan yapacağı şeye yöneltir. Buradaki here bir yeri göstermez. İfadeyi bir bütün olarak “şimdi başlıyoruz” anlamıyla öğrenin; tam çeviri duruma göre değişir.

Alıştırma

Bir öğretmen hikâye okumaya başlamak üzere. En doğal başlangıç ifadesi hangisidir?

  1. Here you go.
  2. There you go.
  3. Here we go.
Cevabı göster

Here we go.

My name is Bandit Heller.

3:31

Benim adım Bandit Heller.

Oh, he spelled Heeler wrong. Kalıp ifadeler

3:33

Ah, Heeler'ı yanlış hecelemiş.

Kalıp ifadeler

spelled Heeler wrong: spell X wrong yapısı

spell X wrong yapısında X, harf sırası yanlış verilen kelime veya addır. Burada wrong zarf işlevi görür ve hecelemenin sonucunun yanlış olduğunu belirtir. Bu cümlede he spelled Heeler wrong, onun adı yanlış harflerle yazdığı anlamına gelir. Spelled, spell fiilinin geçmiş zaman biçimlerinden biridir. Aynı yapı spell a word wrong ve spell my name wrong örneklerinde olduğu gibi başka nesnelerle de kullanılabilir.

Alıştırma

spell X wrong yapısını tamamlayın. Geçmiş zaman biçimi spelled kullanın: The correct spelling is Patel, but I ____ the surname ____ in the email.

Cevabı göster

spelled · wrong

I am fiv years old.

3:35

Ben büş yaşındayım.

I think he means five years old. Ton ve niyet

3:38

Sanırım beş yaşında demek istiyor.

Ton ve niyet

I think he means ... ile nazikçe açıklama yapmak

“I think he means ...”, başka birinin aslında ne söylemek istediğine dair yorumunuzu sunar. Bu cümlede yanlış veya eksik yazılmış bir ifade “five years” olarak açıklanır; sayı hakkında rastgele bir tahminde bulunulmaz. “I think” düzeltmeyi daha yumuşak hâle getirirken “he means” kişinin vermek istediği mesajı tanıtır. Başkasının sözlerini açıklarken he yerine uygun zamiri kullanın: “I think she means ...” veya “I think they mean ...”.

Alıştırma

Nora yanlışlıkla “Thursday” diyor ve aslında “Tuesday” demek istediğini biliyorsunuz. Hangi cümle onun vermek istediği anlamı nazikçe açıklar?

  1. I think she means Tuesday, not Thursday.
  2. She will move the meeting from Tuesday to Thursday.
  3. I think Tuesday is better than Thursday.
Cevabı göster

I think she means Tuesday, not Thursday.

Your daddy wasn't a very good speller, was he? Dilbilgisi

3:41

Babanızın imlası pek iyi değilmiş, değil mi?

Dilbilgisi

wasn't ..., was he? ile olumsuz ifadeden sonra soru eki

“wasn't ..., was he?”, olumsuz ifade ve olumlu soru eki düzenini kullanır. Soru bölümü yardımcı fiili olumlu biçimde tekrarlar ve özneye uygun zamiri kullanır: “wasn't”, “was he” olur; “your daddy” ise “he” zamirine dönüşür. Burada konuşan kişi, onun heceleme konusunda pek iyi olmadığı değerlendirmesini zaten ortaya koyar. Soru bölümü dinleyenleri bu görüşe katılmaya davet eder ve esprili yorumu etkileşimli hâle getirir; asıl amaç tarafsız biçimde yeni bilgi istemek değildir.

Alıştırma

Standart soru ekini tamamlayın: Mia wasn't at school yesterday, ____?

Cevabı göster

was she

For my bathday,

3:44

Doöm günüm için,

my mum bo-gort me a skat-board.

3:47

annem bana bir kakay ardı.

The clower of my skat-board is gren.

3:51

Kakayımın rnk yşil.

I think he means the color of his skateboard was green.

3:56

Sanırım kaykayının renginin yeşil demek istiyor.

I ride my skat-board on the driveway after skol.

4:00

Okıl sonra araba yolunda kakay sürerim.

Oh,

4:06

Ah,

Bandit.

4:06

Bandit.

That's not even close to how you spell school. Kalıp ifadeler

4:07

Bu okul kelimesinin yazılışına yakın bile değil.

Kalıp ifadeler

That's not even close to ...: hedeften çok uzak olmak

Not even close to, bir şeyin hedeften, cevaptan veya ölçütten çok uzak olduğunu belirtir. Even olumsuzluğu güçlendirir: sonucun hedefe hiç yaklaşmadığını söyler. Asıl cümlede that, yapılan yazım denemesini gösterir; to ise karşılaştırma ölçütünü, yani kelimenin nasıl doğru yazıldığını belirtir. Buradaki close, derece veya benzerlik bakımından “yakın” demektir; “kapatmak” anlamında değildir.

Alıştırma

“Gerçek tutardan çok uzak” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Your estimate is ____ the actual cost.

Cevabı göster

not even close to

I have a brid.

4:11

Benim bir guş var.

A brid?

4:12

Guş mu?

What's he on about? Deyimler

4:13

Ne anlatıyor bu?

Deyimler

What's he on about?: Britanya ve Avustralya İngilizcesinde gündelik bir soru

What's he on about? özellikle Britanya ve Avustralya İngilizcesinde kullanılan gündelik bir sorudur. “What is he talking about?” anlamına gelir ve çoğu zaman konuşanın söylenenler karşısında kafasının karıştığını, şüphe duyduğunu veya biraz rahatsız olduğunu gösterir. Be on about ifadesini “bir şey hakkında konuşmak” anlamına gelen tek bir kalıp olarak ele alın. Soru yapısı What + be + subject + on about? şeklindedir; buradaki on fiziksel bir konumu anlatmaz.

Alıştırma

Bu bağlamda What's he on about? ne anlama gelir?

  1. What has he turned on?
  2. What is he standing on?
  3. What is he talking about?
Cevabı göster

What is he talking about?

My brid's name is Conan.

4:15

Guşumun adı Conan.

Oh, he's talking about his bird.

4:18

Ah, kuşundan bahsediyor.

I fed Conan every day.

4:21

Conan'ı her gün beslerim.

His winks are green and blue and his beak is yellow.

4:25

Ganatları yeşil ve mavi, gagası ise sarı.

What?

4:32

Ne?

I think his wings are green and blue and his beak is yellow. Kelime

4:33

Sanırım kanatları yeşil ve mavi, gagası ise sarı.

Kelime

wings ve beak: bir kuşun vücut bölümlerini anlatma

wings, bir kuşun esas olarak uçmak için kullandığı iki vücut bölümünü belirtir. Kuşların normalde iki kanadı olduğu için çoğul wings sık kullanılır. Cümlede wings çoğuldur; bu yüzden are ile kullanılır. beak, kuşun sert ve öne doğru çıkan gaga kısmıdır. Cümlede beak tekildir; bu yüzden is ile kullanılır. Kuşun bu belirli vücut bölümünü kastediyorsanız genel mouth yerine beak daha doğrudur.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz kuş vücut bölümleriyle tamamlayın: A bird flies with its ____ and picks up food with its ____.

Cevabı göster

wings · beak

Or his back.

4:37

Ya da sırtı.

My brother is called Rad. Kalıp ifadeler

4:39

Kardeşimin adı Rad.

Kalıp ifadeler

is called Rad: ad belirtmek için be called kullanımı

Be called + bir ad, öznenin o ada sahip olduğu veya o adla bilindiği anlamına gelir. My brother is called Rad cümlesinde is, tekil özne my brother ile uyumludur ve Rad onun adını belirtir. Buradaki called, birine telefon edildiği anlamına gelmez. Aynı yapı insanların, hayvanların, yerlerin ve nesnelerin adlarını tanıtabilir: özne + be + called + ad.

Alıştırma

Yerin adını belirtmek için be called kullanın: This village ____ Green Hill.

Cevabı göster

is called

My other brother is called Strip.

4:43

Diğer kardeşimin adı Strip.

Strip is good and so is Rad, Dilbilgisi

4:47

Strip iyi biri ve Rad de öyle,

but Rad is good too.

4:50

ama Rad de iyi biri.

Dilbilgisi

and so is Rad: so + be + özne yapısı

Bu cümlede and so is Rad, önceki Strip is good tanımının Rad için de geçerli olduğunu belirtir. So önceki tanıma gönderme yaptığı için good sözcüğünü tekrar etmeye gerek kalmaz. Aynı olumlu tanımın başka biri için de geçerli olduğunu söylemek için so + önceki bölüme uygun be biçimi veya yardımcı fiil + özne yapısını kullanın. İlk bölümde is bulunduğu için so Rad is değil, so is Rad denir.

Alıştırma

Leo'nun da hazır olduğunu söylemek için cümleyi so + be + özne yapısıyla tamamlayın: Maya is ready, and ____.

Cevabı göster

so is Leo

What's he on there?

4:52

Ne saçmalıyor orada?

My dad is good, but he shorts at Rad when Rad plays footy.

4:54

Babam iyidir ama Rad futbol oynarken ona bağrır.

Oh, he shouts at Rad when Rad plays footy. Notlar

5:00

Ah, Rad futbol oynarken ona bağırır demek istiyor.

Kalıp ifadeler

shouts at Rad: shout at someone kullanımı

Shout at someone, genellikle öfke, suçlama veya sabırsızlıkla yüksek sesi doğrudan birine yöneltmek demektir. shouts at Rad ifadesinde at, Rad'i bağırmanın hedefi olarak gösterir; bu nedenle ifade yalnızca onun duyması için yüksek sesle seslenmekten daha fazlasını anlatır.

Alıştırma

Öfkeli eleştiriyi gösteren edatla cümleyi tamamlayın: The coach shouted ____ the referee after the disputed call.

Cevabı göster

at

Kelime

play footy: Avustralya İngilizcesinde gündelik bir spor terimi

when Rad plays footy ifadesindeki footy, football ailesindeki bir spor dalı için kullanılan, Avustralya İngilizcesine özgü gündelik bir addır. Play footy o sporu yapmak anlamına gelir ve play football gibi, normalde footy sözcüğünden önce tanımlık kullanılmaz. Tam olarak hangi sporu anlattığı bölgeye ve bağlama bağlıdır; Avustralya futbolu, ragbi ligi veya başka bir yerel football türünü ifade edebilir. Her zaman soccer anlamına geldiğini varsaymayın.

Alıştırma

Avustralyalı bir ailenin konuşmasında Rad plays footy büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Rad top kullanılan herhangi bir oyun oynuyor
  2. Rad resmî adı Footy olan uluslararası bir sporda yarışıyor
  3. Rad football türü bir spor yapıyor ve tam spor dalını bağlam belirliyor
Cevabı göster

Rad football türü bir spor yapıyor ve tam spor dalını bağlam belirliyor

Oh, yeah, he did.

5:04

Ah, evet, bağırırdı.

I love my mum.

5:06

Annemi seviyorum.

Aw.

5:09

Aww.

She is the best mum in the whole world. Kalıp ifadeler

5:10

O bütün dünyadaki en iyi anne.

Kalıp ifadeler

the best mum in the whole world: sevgi dolu ve abartılı övgü

The best + noun + in the whole world kalıbı, bir kişi veya şey için mümkün olan en güçlü övgüyü ifade eder. Whole, in the world ifadesinin geniş kapsamını vurgular ve iltifatı daha sıcak ve güçlü hâle getirir. Gündelik aile konuşmalarında bu genellikle sevgi dolu bir abartmadır. Konuşan kişi nesnel bir dünya sıralaması yapmaz; ‘benim için en iyisi’ veya ‘bence harikasın’ demek ister.

Alıştırma

Bu nottaki kalıpla coşkulu iltifatı tamamlayın: Mia is the ____ coach in the ____ world.

Cevabı göster

best · whole

But I don't like the food she cooks. Dilbilgisi

5:15

Ama onun pişirdiği yemekleri sevmiyorum.

Dilbilgisi

food she cooks: nesne görevindeki ilgi zamirinin düşürülmesi

She cooks, konuşanın hangi yemekten söz ettiğini belirtmek için food sözcüğünün hemen ardından gelir. food she cooks bir bütün olarak the food that she cooks, yani “onun pişirdiği yemek” anlamına gelir. Tam biçimde that, cooks fiilinin nesnesidir ve bu yüzden düşürülebilir. she cooks the food ile the food (that) she cooks yapılarını karşılaştırın. that olmasa da she cooks, food sözcüğünü nitelemeye devam eder; yeni ve bağımsız bir cümle değildir.

Alıştırma

Hangi cümle nesne görevindeki ilgi zamirini doğal biçimde düşürerek onun önerdiği kitabı beğendiğimi ifade eder?

  1. I enjoyed the book she recommended.
  2. I enjoyed the book that recommended her.
  3. I enjoyed the book she recommended it.
Cevabı göster

I enjoyed the book she recommended.

It tastes disgusting. Kalıp ifadeler

5:19

Tadı iğrenç.

Kalıp ifadeler

tastes disgusting: taste + sıfat

tastes disgusting yapısında taste bir bağ fiilidir. disgusting sıfatı, yiyeceğin tadına bakıldığında nasıl geldiğini anlatır: tadı son derece rahatsız edicidir. The soup tastes salty. örneğinde olduğu gibi, tadın bir özelliğini anlatmak için özne + taste + sıfat yapısını kullanın. Tamamlayıcı özneyi tanımladığı için burada disgustingly gibi bir zarf değil, sıfat kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle sütün ekşi bir tadı olduğunu doğal biçimde ifade eder?

  1. The milk tastes sourly.
  2. The milk tastes like sour.
  3. The milk tastes sour.
Cevabı göster

The milk tastes sour.

Especially her lasagna.

5:22

Özellikle lazanyasının.

It is like eating food vomit. Deyimler

5:26

Sanki kusmuk yiyormuşsun gibi.

Deyimler

It is like eating ...: abartılı bir benzetme

“It is like + -ing” yapısında like “benzer” anlamına gelir; -ing biçimi de karşılaştırmada kullanılan hayalî eylemi adlandırır. Burada “food vomit” denen şeyi yemenin iğrenç görüntüsü, yemeğin ne kadar kötü göründüğünü abartılı biçimde anlatır; gerçek bir olay aktarılmaz. “Food vomit” herhangi bir nesnenin standart adı değildir. Duygusal etki yaratmak için kasıtlı olarak kaba ve çocuksu biçimde birleştirilmiş sözcüklerdir.

Alıştırma

Bu cümle bu bağlamda ne yapıyor?

  1. Güçlü hoşnutsuzluğu göstermek için iğrenç ve abartılı bir benzetme kullanmak
  2. Yemeğin malzemelerini tarafsız biçimde adlandırmak
  3. Birinin gerçekten kusmuk yediğini kelimesi kelimesine bildirmek
Cevabı göster

Güçlü hoşnutsuzluğu göstermek için iğrenç ve abartılı bir benzetme kullanmak

The end. Anlatım akışı

5:32

Son.

Anlatım akışı

The end.: hikâyenin bittiğini bildiren işaret

“The end.” bir hikâye veya kompozisyondan sonra tek başına yer aldığında kapanış işaretidir: Okura ya da dinleyiciye anlatının tamamlandığını bildirir. Burada end, bir yolun, nesnenin veya yerin fiziksel bitiş noktasını adlandırmak yerine metni düzenler.

Alıştırma

“The end.” bir hikâyeden sonra tek başına yer aldığında ne işe yarar?

  1. Bir karakterin yolun sonuna ulaştığını söyler.
  2. Dinleyiciden son bölümü tekrarlamasını ister.
  3. Hikâyenin bittiğini bildirir.
Cevabı göster

Hikâyenin bittiğini bildirir.

Oh, Bandit.

5:34

Ah, Bandit.

I'm back.

5:36

Ben geldim.

You staying for dinner, Bandy? Dilbilgisi

5:39

Akşam yemeğine kalıyor musun, Bandy?

Dilbilgisi

You staying for dinner?: Are sözcüğünün düşürüldüğü günlük soru

“You staying for dinner?” cümlesinde konuşan kişi baştaki Are sözcüğünü düşürür. Tam soru “Are you staying for dinner?” şeklindedir. -ing biçimi, dinleyenin o anki planını, yani yemek için kalmayı düşünüp düşünmediğini sorar. Bu yine bir sorudur, düz cümle değildir. Günlük konuşmada baştaki be fiili düşürülse bile bağlam ve soru tonlaması cümlenin soru olduğunu gösterebilir.

Alıştırma

Bu günlük soruyu standart biçimine tamamlayın: ____ you joining us for lunch?

Cevabı göster

Are

I'm making my lasagna.

5:40

Ben de lazanyamı yapıyordum.

Oh, great. Ton ve niyet

5:43

Ah, harika.

Ton ve niyet

Oh, great. ifadesinin ironik bir tepki olarak kullanımı

Burada “Oh, great.” samimi değil, ironiktir. Bu bağlamda lazanya haberi hoş karşılanan bir haber değildir; bu nedenle olumlu great sözcüğü can sıkıntısı, rahatsızlık veya isteksiz bir kabulleniş ifade eder. Yaklaşık olarak “Tam da istemediğim şey” anlamındadır. Kısa ve olumlu bir tepki, açıkça istenmeyen bir durumla çeliştiğinde gerçek anlamının tersine dönebilir. great sözcüğünün övgü mü yoksa ironi mi olduğunu anlamak için olaya, ses tonuna ve yüz ifadesine bakın.

Alıştırma

Treniniz iki saat gecikti ve “Oh, great.” dediniz. Bu tepki büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Gecikme beni gerçekten mutlu etti.
  2. Gecikme hakkında hiçbir fikrim yok.
  3. Canım sıkkın veya hayal kırıklığına uğradım; great ironik kullanılıyor.
Cevabı göster

Canım sıkkın veya hayal kırıklığına uğradım; great ironik kullanılıyor.