Altınsaç 🐻 🥣 📖 | TAM BLUEY MİNİ BÖLÜMÜ | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
649 kelime 204 kel/dk

Video açıklaması: Bir baba, Goldilocks masalını komik bir aile destanına dönüştürüyor: aşırı sıcak lapa bir tartışma başlatıyor, Goldilocks izinsiz giren bir dövüş sanatları rakibine dönüşüyor ve ayılar sonunda ormandaki yaşama geri dönüyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. and he's like, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Olayları aktarırken bir kişinin sözlerini, tepkisini, yüz ifadesini veya tavrını tanıtmak için kullanılan bu konuşma dili aracını tanıyın. he says ifadesinden daha samimi ve canlıdır; canlandırılmış diyaloğu tarafsız bir aktarımdan ayırmanıza yardımcı olur. 2. Momma Bear hits the roof. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bunun Anne Ayı’nın fiziksel olarak tavana vurması değil, birdenbire çok öfkelenmesi anlamına geldiğini kavrayın. Böylece bir hikâyede duyguların ani ve güçlü biçimde yükseldiği anları anlatan bu deyimi doğru yorumlayabilir ve kullanabilirsiniz. 3. Everyone's kung-fuing and karateing, — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Normalde isim olan kung fu ve karate sözcüklerinin şakacı biçimde geçici fiillere dönüştürülmesine dikkat edin. Bu, mizahi ve gündelik anlatılardaki yaratıcı sözcük üretimini anlamanızı ve bu biçimlerin herkesin söz konusu dövüş hareketlerini yaptığını anlattığını fark etmenizi sağlar.

Bu derste

Can we have a story, Dad? Ton ve niyet

0:04

Bize bir masal anlatır mısın baba?

Ton ve niyet

Can we have ...? ile grup adına istekte bulunmak

Buradaki Can we have ...? bir ricada bulunur; konuşanların bir şeye sahip olma becerisi olup olmadığını sormaz. Çocuklar babalarından kendilerine bir hikâye anlatmasını istiyor. Kendinin de içinde olduğu bir grup adına bir şey isterken Can we have + isim...? kullanabilirsin. have fiilinin anlamı ardından gelen isme göre değişir; bu aile bağlamında have a story, birinin hikâye anlatması veya hikâye dinlemek anlamına gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümle grubundaki herkes için kibarca içecek istiyor?

  1. Can we have two glasses of water, please?
  2. Can we carry two glasses of water?
  3. Do we have two glasses of water?
Cevabı göster

Can we have two glasses of water, please?

Okay.

0:06

Tamam.

How about Goldilocks? Kalıp ifadeler

0:06

Peki ya Goldilocks'a ne dersin?

Kalıp ifadeler

How about ...? ile bir seçenek önermek

How about + isim? o ismi bir öneri veya seçenek olarak sunar. Goldilocks bir hikâye adıdır; dolayısıyla konuşan kişi o hikâyeyi önerir, bir şeyin hangi şekilde yapılacağını sormaz. Bir etkinlik önermek için How about + -ing...? yapısını da kullanabilirsin: How about drawing? how sözcüğünü tek başına yöntem sorusu gibi okumak yerine How about ifadesini kalıplaşmış bir başlangıç olarak düşün.

Alıştırma

Bu etkinlik önerisini tamamla: How ____ going for a walk after lunch?

Cevabı göster

about

Yeah.

0:08

Evet.

Can you make it funny? Dilbilgisi

0:10

Komik yapabilir misin?

Dilbilgisi

make it funny: make + nesne + sıfat

make it funny ifadesinde make ettirgen bir işlev taşır: make + nesne + sıfat, nesnenin sıfatın belirttiği duruma gelmesini veya öyle görünmesini sağlamak demektir. Burada it nesnedir; funny ise sonucu anlatan nesne tamamlayıcısıdır. Nesne, make ile sıfatın arasında bulunmalıdır. funny eylemin nasıl yapıldığını değil, ortaya çıkan niteliği anlatır.

Alıştırma

Cümleyi make + it + clear sıfatıyla tamamlayın: The explanation is confusing, so please ____.

Cevabı göster

make it clear

Yeah, right-o. Kelime

0:11

Evet, olur.

Kelime

right-o: “tamam” anlamında samimi bir karşılık

Right-o, “tamam”, “peki” veya “olur” anlamına gelen samimi bir karşılıktır. Burada az önce istenen şeyi rahat bir biçimde kabul eder veya buna uyma isteğini gösterir. Bu karşılıkta right, “doğru” anlamına gelmez. Bu ifade özellikle günlük Britanya ve Avustralya İngilizcesiyle ilişkilidir; bu nedenle karşılığa bölgesel ve rahat bir hava verir.

Alıştırma

Birisi Yeah, right-o diye yanıt verdiğinde right-o ne anlatır?

  1. Konuşan kişi sağ tarafa doğru yol tarif ediyor.
  2. Konuşan kişi bir cevabın olgusal olarak doğru olduğunu söylüyor.
  3. Konuşan kişi bir isteği samimi bir şekilde kabul ediyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi bir isteği samimi bir şekilde kabul ediyor.

Okay.

0:14

Tamam.

Once upon a time, there were three bears. Anlatım akışı

0:14

Bir varmış, bir yokmuş. Üç ayı varmış.

Anlatım akışı

Once upon a time: peri masallarının kalıplaşmış başlangıcı

Once upon a time, peri masallarını ve geleneksel hikâyeleri başlatmak için kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. Dinleyiciye hikâyenin uzak ve zamanı belirsiz bir geçmişte başladığını bildirir. Burada bir tarih vermek yerine anlatıyı düzenler ve hikâyeye geçiş yapar. Bu ifadeden sonra anlatıcı karakterleri, yeri veya başlangıç durumunu tanıtır.

Alıştırma

Peri masalının başlangıcını geleneksel kalıpla tamamlayın: ____, a tiny dragon lived under the old bridge.

Cevabı göster

Once upon a time

Daddy Bear, Momma Bear, and Baby Bear.

0:16

Baba Ayı, Anne Ayı ve Yavru Ayı.

Momma Bear made some porridge, and in a really clear voice, she said, Kalıp ifadeler

0:19

Anne Ayı biraz yulaf lapası yapmış ve çok net bir sesle demiş ki,

Kalıp ifadeler

in a really clear voice: birinin nasıl konuştuğunu anlatmak

In a really clear voice, onun nasıl konuştuğunu anlatan bir edat öbeğidir. Voice çıkardığı sesi belirtir, clear sesin kolayca duyulup anlaşılabildiğini gösterir, really ise clear sözcüğünü güçlendirir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı in a/an + adjective + voice biçimindedir: in a calm voice, in a soft voice veya in a loud voice. Bu yapı, bir hikâyede konuşanın sesini basit bir zarfa göre çoğu zaman daha somut biçimde canlandırır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için in a/an + adjective + voice yapısını ve really clear sözcüklerini kullanın: The teacher read the instructions ____.

Cevabı göster

in a really clear voice

"Look, everyone, it's hot, okay?

0:23

"Bakın millet, bu çok sıcak, tamam mı?

Wait till it's cooled down." Notlar

0:24

Soğumasını bekleyin."

Dilbilgisi

Wait till + yan cümle: bir koşul gerçekleşene kadar beklemek

Wait till + yan cümle, “yan cümledeki olay gerçekleşmeden veya koşul sağlanmadan harekete geçme” anlamına gelir. Bu cümlede bekleme, şey soğuduğu zaman sona erer. Burada till, until ile aynı anlama gelir. Till sözcüğünden sonra Wait till I call. örneğindeki gibi kendi öznesi ve fiili olan bir yan cümle kullanılır.

Alıştırma

“Ben dönmeden ayrılma” anlamında wait till + yan cümle yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Wait for I come back.
  2. Wait till I coming back.
  3. Wait till I come back.
Cevabı göster

Wait till I come back.

Öbek fiiller

it's cooled down: tamamlanmış bir sıcaklık değişimi

Burada it's, it has ifadesinin kısaltmasıdır; dolayısıyla it's cooled down, it has cooled down anlamına gelir. Present perfect, soğuma sürecini tamamlanmış bir değişim olarak sunar: şey artık daha düşük bir sıcaklığa ulaşmıştır. Cool down, daha az sıcak hâle gelmek veya soğumak demektir. Buradaki down aşağı doğru hareketi değil, sıcaklıktaki düşüşü belirtir. İfade, bir kişinin sakinleşmesini veya bir makinenin ısı kaybetmesini de anlatabilir.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuzu seçin. Cooled ile cooling arasındaki farka odaklanın.

  1. The soup will cool down.
  2. The soup is cooling down.
  3. The soup has cooled down.
Cevabı göster

The soup has cooled down.

But no one was listening. Anlatım akışı

0:26

Ama kimse dinlemiyormuş.

Anlatım akışı

But no one was listening: hikâyedeki dönüm noktası

Cümlenin başındaki But, önceki uyarıyla gerçekte olan şeyi karşılaştırır: kimse dikkat etmemiştir. Bu nedenle cümle yalnızca bir durumu anlatmaz; uyarının neden sorunu engelleyemediğini de açıklar. Bir hikâyede but, olayların beklenmedik bir yöne döndüğü noktayı gösterebilir. Burada no one was listening, dikkate alınmayan uyarıyı daha sonra olacaklara bağlar.

Alıştırma

Hikâyenin bu bölümünde But no one was listening. cümlesinin temel işlevi nedir?

  1. Uyarının işe yaradığını ve sorunu önlediğini gösterir.
  2. Uyarı ile insanların dikkat etmemesini karşılaştırır ve yaklaşan soruna zemin hazırlar.
  3. Lapanın nasıl yapılacağına ilişkin ayrıntılı talimatlar verir.
Cevabı göster

Uyarı ile insanların dikkat etmemesini karşılaştırır ve yaklaşan soruna zemin hazırlar.

Baby Bear was on a screen watch or something, Kalıp ifadeler

0:28

Yavru Ayı akıllı saat falan izliyormuş,

Kalıp ifadeler

or something: kesin ayrıntıyı belirsiz bırakmak

Or something, konuşan kişi kesin ayrıntıdan emin olmadığında veya ayrıntının önemli olmadığını düşündüğünde yaklaşık bir adın ya da tanımın arkasından gelir. Burada screen watch, cihaz için yalnızca yaklaşık bir addır. Bu ifadede something belirli bir nesneyi göstermez. İfadenin tamamı “veya buna benzer bir şey” anlamına gelir; bu nedenle anlatımı bilerek belirsiz ve gündelik hâle getirir.

Alıştırma

Birisi “He works in app design or something.” diyor. Buradaki or something neyi gösterir?

  1. Konuşan kişi onun kesin iş unvanını söylüyor.
  2. Kişinin işinin resmî adı Something.
  3. Konuşan kişi kesin işten emin değil veya bu ayrıntıyı önemsiz görüyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi kesin işten emin değil veya bu ayrıntıyı önemsiz görüyor.

and Daddy Bear was readin' about the footy. Kelime

0:30

Baba Ayı da futbol haberlerini okuyormuş.

Kelime

the footy: football için bölgesel ve samimi bir ifade

Footy, yerel olarak football denilen bir spor, maç veya ilgili yayınlar için kullanılan bölgesel ve samimi bir sözdür. Burada reading about the footy, bir football maçı ya da türü hakkında haber veya bilgi okumak demektir; foot sözcüğünü görüp bunu ayakla ilgili bir şey okumak olarak anlamamak gerekir. Tam olarak hangi sporu anlattığı yere ve bağlama göre değişir. Avustralya'da farklı topluluklarda Avustralya futbolu, ragbi ligi veya klasik futbolu; Britanya'da ise çoğunlukla klasik futbolu anlatır. Önce genel olarak bir football sporu şeklinde anlayın, ardından türü bağlamdan belirleyin.

Alıştırma

Avustralyalı bir ailenin konuşmasında We watched the footy after dinner. büyük olasılıkla ne demektir?

  1. Bir football maçı veya onunla ilgili bir yayın
  2. Birinin ayakları
  3. Bir yemek programı
Cevabı göster

Bir football maçı veya onunla ilgili bir yayın

So, next minute, Baby Bear eats some porridge, and he's like, Anlatım akışı

0:33

Sonra, bir dakika geçmeden, Yavru Ayı yulaf lamasından biraz yemiş ve şöyle demiş,

Anlatım akışı

So, next minute: sözlü bir hikâyeyi hızla ilerletmek

So, hikâyenin bu bölümünü önceki bölüme bağlar; next minute ise doğrudan bir sonraki önemli olaya geçer. Birlikte kullanılan So, next minute, “sonra, hemen ardından” anlamına gelen samimi bir sözlü anlatım geçişidir ve yeni olayın ani olduğu hissini verebilir. Buradaki minute kesin bir zaman ölçüsü değildir. İfade, tam olarak altmış saniye geçtiğini söylemek yerine dinleyiciyi hikâyede ileri taşıyarak anlatıyı düzenler.

Alıştırma

Sözlü bir hikâyede So, next minute, the lights went out. neyi belirtir?

  1. Işıklar kısa süre sonra, belki de aniden söndü.
  2. Konuşan kişi bir dakikalık ara istiyor.
  3. Işıklar sönmeden önce tam olarak altmış saniye geçti.
Cevabı göster

Işıklar kısa süre sonra, belki de aniden söndü.

Anlatım akışı

and he's like: alıntılanan bir tepkiyi tanıtmak

Gündelik bir hikâye anlatımında and he's like, bir kişinin ardından ne söylediğini veya nasıl tepki verdiğini tanıtır. Burada and hikâyeyi ilerletirken he's like Yavru Ayı'nın alıntılanan tepkisine geçiş yapar. Bu kullanımda like, “hoşlanmak” anlamına gelmez. Be like bir tepkiyi canlı biçimde canlandırır; bu yüzden ardından gelen sözler birebir alıntı olmak yerine tepkinin genel anlamını verebilir.

Alıştırma

Leo saw the huge cake, and he was like, 'Wow!' cümlesinde he was like ne işe yarar?

  1. Leo'nun pastayı sevdiğini söyler.
  2. Leo'nun sözlü tepkisini tanıtır.
  3. Leo'yu başka biriyle karşılaştırır.
Cevabı göster

Leo'nun sözlü tepkisini tanıtır.

"Ow, it's too hot. Dilbilgisi

0:36

"Ah, çok sıcak.

Dilbilgisi

it's too hot: aşırılık bildiren too + sıfat

it's too hot ifadesinde too, hot sıfatından önce gelir ve sıcaklığın kabul edilebilir veya rahat bir sınırı aştığını belirtir. Bu, bir sorun olduğunu ima eder: lapa o kadar sıcaktır ki yemek acı verir veya rahatsız eder. too + sıfat kalıbı aşırı bir dereceyi anlatır ve too heavy to lift ya da too noisy to study örneklerindeki gibi çoğu zaman sınırlayıcı bir sonuç doğurur.

Alıştırma

Cümleyi, sıcaklığın güvenli seviyenin üzerinde olduğunu belirten iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The soup is ____ for the child to eat.

Cevabı göster

too hot

Ow, my tongue."

0:39

Ah, dilim yandı."

And Momma Bear's all like, "What did I just say? Ton ve niyet

0:40

Anne Ayı da, "Ben demin ne dedim?

Ton ve niyet

Azarlama anlamında What did I just say?

Burada “What did I just say?” gerçek anlamda bilgi istemez. Konuşan kişi yaptığı uyarıyı hatırlar ve dinleyenin onu dikkate almadığını göstermek için bu soruyu kullanır. “Just”, olayın yalnızca kısa bir süre önce gerçekleştiğini belirtir; dolayısıyla soru, “Seni daha demin uyarmıştım, neden dinlemedin?” anlamını taşır.

Alıştırma

Konuşan kişi bu bağlamda “What did I just say?” diyerek ne yapıyor?

  1. Dinleyeni yakın zamanda yapılan bir uyarıyı görmezden geldiği için suçlamak
  2. Söylediği kelimeleri tam olarak hatırlamaya çalışmak
  3. Sesinin yeterince yüksek olup olmadığını kontrol etmek
Cevabı göster

Dinleyeni yakın zamanda yapılan bir uyarıyı görmezden geldiği için suçlamak

I told you, wait 'til it's cooled down." Kalıp ifadeler

0:43

Sana soğumasını bekle dedim," demiş.

Kalıp ifadeler

Önceki bir uyarıyı tekrarlarken I told you

“I told you”, konuşanın daha önce söylediği bir şeye gönderme yapar. Tekrarlanan talimatın önünde kullanıldığında “Bu uyarıyı sana zaten yaptım” anlamına gelir. Bu durumda konuşmuş olmaya ilişkin tarafsız bir bildirim değildir. Dinleyen önceki uyarıya uymadığı için ifadeye rahatsızlık veya suçlama ekler.

Alıştırma

“Bu uyarıyı sana zaten yaptım” anlamındaki üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: “____, the path is slippery.”

Cevabı göster

I told you

You didn't say that."

0:46

"Öyle demedin."

"I did.

0:48

"Dedim.

You weren't listening.

0:48

Sen dinlemiyordun.

You're on that watch again." Kelime

0:49

Yine o saatle oynuyordun."

Kelime

be on that watch: etkileşimli bir cihazı kullanmak

Bu bağlamda be on + etkileşimli cihaz, o cihazı kullanmak veya dikkati ona vermek anlamına gelir. Saatin bir ekranı olduğu için You're on that watch, kişinin saati kullandığını veya ona odaklandığını anlatır; fiziksel olarak saatin üzerinde durduğunu anlatmaz. Again, bu davranışın daha önce de gerçekleştiğini gösterir. Böyle bir yorumda, cihazın tekrar tekrar kullanılmasına yönelik hafif bir rahatsızlık da ifade edebilir.

Alıştırma

Be + edat + cihaz yapısının “cihazı kullanmak” anlamına gelmesini sağlayan edatı yazın: Maya is ____ the computer again.

Cevabı göster

on

"No, I wasn't."

0:50

"Hayır, oynamıyordum."

"No one ever listens to me around here." Ton ve niyet

0:52

"Burada zaten kimse beni dinlemez."

Ton ve niyet

No one ever listens to me around here: güçlü bir şikâyet

No one ever listens to me around here, konuşanın çevresindeki insanlar tarafından tekrar tekrar görmezden gelindiğini hissettiğini anlatan duygusal bir şikâyettir. No one ve ever, iddiayı kesin ve istisnasızmış gibi gösterir. Around here ise yalnızca fiziksel bir yeri değil, konuşanın ailesini, iş yerini veya yakın çevresindeki grubu da anlatabilir. Bu cümle genellikle hayal kırıklığından doğan abartılı bir genellemedir; kelimenin tam anlamıyla hiçbir insanın hiçbir zaman dinlemediğini gösteren dikkatle ölçülmüş bir iddia değildir.

Alıştırma

No one ever listens to me around here en doğal olarak ne anlatır?

  1. Konuşan, çevresindeki herkesi dikkatle dinledikleri için övüyor.
  2. Konuşan, hiç kimsenin hiçbir zaman dinlemediğini gösteren doğrulanmış bir sayı bildiriyor.
  3. Konuşan, tekrar tekrar görmezden gelindiğini hissediyor ve duygusal bir genelleme yapıyor.
Cevabı göster

Konuşan, tekrar tekrar görmezden gelindiğini hissediyor ve duygusal bir genelleme yapıyor.

Then Daddy Bear eats some porridge, and he's like,

0:54

Sonra Baba Ayı lapa yemiş ve şöyle demiş,

"GAAAAH! It's hot!"

0:56

"AAGGHH! Çok sıcak!"

And Momma Bear's like, "Are you kidding me? Deyimler

0:57

Anne Ayı da, "Benimle dalga mı geçiyorsun?

Are you kidding me?"

1:00

Benimle dalga mı geçiyorsun?" demiş.

Deyimler

Are you kidding me? ile güçlü bir inanamama tepkisi vermek

Are you kidding me? çoğu zaman gerçek bir soru değil, güçlü bir tepkidir. Bu cümlede Anne Ayı, birinin şaka yapıp yapmadığını gerçekten sormuyor; şaşkınlığını, inanamamasını ve rahatsızlığını gösteriyor. Sorunun tekrarlanması tepkiyi güçlendirir ve olanları kabullenmekte zorlandığını gösterir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız konser biletlerinizin fiyatının aniden iki katına çıktığını söylüyor. Hangi cevap güçlü bir inanamama duygusunu en doğal biçimde gösterir?

  1. Are you kidding me?
  2. Could you repeat the price, please?
  3. Would you like to hear a joke?
Cevabı göster

Are you kidding me?

"Ow,"

1:02

"Ah,"

says Daddy Bear, and he's running his tongue under the tap. Kalıp ifadeler

1:02

demiş Baba Ayı ve dilini musluğun altına tutuyormuş.

Kalıp ifadeler

run ... under the tap ile durulamak veya serinletmek

run + object + under the tap yapısında run, nesneyi akan musluk suyunun altına yerleştirmek veya hareket ettirmek ve suyun üzerinden geçmesini sağlamak anlamına gelir. Burada Baba Ayı, sıcak lapayı tattıktan sonra dilini serinletmek için suyun altına tutuyor; dili “koşmuyor”. Bu yapı bir şeyi hızlıca durulamak veya serinletmek için kullanışlıdır. Tap, bu araç için Britanya İngilizcesinde kullanılan yaygın sözcüktür; Amerikan İngilizcesinde faucet daha yaygındır.

Alıştırma

run + object + under the tap hedef yapısını tamamlayın. spoon yerine it kullanın: Before using the spoon, ____.

Cevabı göster

run it under the tap

Momma Bear's gettin' stuck into 'im and Daddy Bear's like, Deyimler

1:05

Anne Ayı ona çıkışmaya başlamış, Baba Ayı ise,

Deyimler

gettin' stuck into 'im: birini sert biçimde eleştirmek

Bu cümlede gettin' stuck into 'im, “onu çok sert biçimde eleştirmek veya azarlamak” anlamına gelir. İfade gerçek anlamlı değildir; fiziksel olarak sıkışıp kalan kimse yoktur. Temel yapı get stuck into someone şeklindedir. Burada gettin', getting; 'im ise him yerine kullanılmıştır. Tartışma veya eleştiri bağlamında bu yapı sert bir sözlü saldırıyı anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede gettin' stuck into 'im hangi anlama gelir?

  1. Kadın onu çok sert biçimde eleştiriyor.
  2. Kadın onunla birlikte bir işe hevesle başlıyor.
  3. Kadın fiziksel olarak ondan uzaklaşamıyor.
Cevabı göster

Kadın onu çok sert biçimde eleştiriyor.

"Calm down, Danielle." Öbek fiiller

1:07

"Sakin ol Danielle," demiş.

Öbek fiiller

Calm down: sakinleşmek için doğrudan bir emir

Calm down, “daha az öfkeli, üzgün, gergin veya heyecanlı hâle gelmek” anlamına gelir. Burada emir kipindedir: konuşan kişi Danielle'e doğrudan sakinleşmesini söyler. Bir tartışmada bu emir, diğer kişinin tepkisinin aşırı olduğunu da ima edebilir. Amaç yatıştırmak olsa bile duyguları önemsemeyen veya üstten bakan bir söz gibi duyulabilir.

Alıştırma

Bir iş arkadaşı haklı bir endişesini öfkeli biçimde dile getiriyor. Yalnızca “Calm down.” diye yanıt vermek genellikle empatik bir tepki midir?

  1. Evet. Her zaman yardım etmenin kibar bir yoludur.
  2. Hayır. Karşıdaki kişinin duygularını önemsemediğiniz izlenimini verebilir.
Cevabı göster

Hayır. Karşıdaki kişinin duygularını önemsemediğiniz izlenimini verebilir.

And Baby Bear's like, "Stop it.

1:09

Yavru Ayı da, "Yeter.

Stop fighting."

1:10

Kavga etmeyin," demiş.

Anyway, this went on all morning until Mum stormed out, Notlar

1:12

Neyse, bu durum anne sinirle dışarı çıkana kadar bütün sabah devam etmiş,

Öbek fiiller

this went on all morning: bu durum bütün sabah devam etti

Bu cümlede this, daha önce söz edilen durumu gösterir. went on, devam etti anlamına gelir; all morning ise sürenin ne kadar olduğunu belirtir. Bir olayın, etkinliğin veya durumun sürdüğünü anlatmak için go on bir zaman ifadesiyle kullanılabilir: The discussion went on for two hours. Burada go on fiziksel hareket anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi devam etmek anlamındaki go on fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The noise ____ all night, so nobody slept.

Cevabı göster

went on

Kalıp ifadeler

Mum stormed out: annem aniden ve öfkeyle çıkıp gitti

stormed out, kişinin açıkça öfkeli bir biçimde aniden ayrıldığını anlatır. stormed hareketin gücünü ve duyguyu taşır; out ise bulunulan yerden veya durumdan uzaklaşma yönünü gösterir. Yer zaten belliyse Mum stormed out örneğindeki gibi söylenmeyebilir. Yeri belirtirken stormed out of the room denir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın aniden ve öfkeyle ayrıldığını en açık biçimde anlatır?

  1. Maya left the room after the argument.
  2. Maya stormed out of the room after the argument.
  3. Maya walked out of the room after the argument.
Cevabı göster

Maya stormed out of the room after the argument.

and Dad ran after her going, "I'm sorry, baby. Kalıp ifadeler

1:15

ve Baba da peşinden koşarak, "Özür dilerim tatlım.

Come back." Öbek fiiller

1:17

Geri dön," demiş.

Kalıp ifadeler

Dad ran after her: run after someone ile birinin peşinden koşmak

“Dad ran after her”, Baba’nın ona yetişmeye çalıştığı için onun gittiği yönde koştuğu anlamına gelir. run after + someone or something yapısında after, kovalanan kişiyi ya da şeyi belirtir; burada zaman açısından “daha sonra” anlamına gelmez. Ran, run fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp run/ran after + bir kişi, hayvan veya hareket eden nesnedir.

Alıştırma

Cümleyi run after ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The bus started moving, so Leo ____ it.

Cevabı göster

ran after

Öbek fiiller

Come back: geri dönmesini istemek ve birini kalmaya çağırmak

“Come back”, ayrılmakta olan ya da çoktan gitmiş birinden konuşana doğru veya önceki bir yere dönmesini istemektir. Burada Baba onun peşinden koşup özür dilediği için ondan geri dönmesini istiyor. Bir ilişki tartışmasında aynı sözler duygusal bir çağrı da olabilir: yalnızca fiziksel olarak yaklaşmasını değil, kendisiyle kalmasını ya da ilişkiyi düzeltmelerini de istiyor olabilir. Bu ek anlamı bağlam oluşturur.

Alıştırma

Bir tartışmadan sonra biri “I'm sorry. Please come back.” diyor. Buradaki come back en olası olarak ne anlama gelir?

  1. Geri dönmeden beni daha sonra ara.
  2. Bana geri dön; ilişkimizi düzeltme umudu da olabilir.
  3. Konuşmaktan kaçınabilmemiz için uzaklaşmaya devam et.
Cevabı göster

Bana geri dön; ilişkimizi düzeltme umudu da olabilir.

And Baby Bear went as well.

1:18

Yavru Ayı da peşlerinden gitmiş.

So, they're all gone for a walk, and then Goldilocks rocks up Notlar

1:20

Böylece hepsi yürüyüşe çıkmışlar, o sırada Goldilocks gelmiş.

Kalıp ifadeler

they're all gone for a walk: hepsi yürüyüşe çıkmış

Go for a walk, bulunduğun yerden ayrılıp keyif ya da egzersiz amacıyla yürüyüşe çıkmayı anlatan doğal bir kalıptır. Bu kalıpta for a walk etkinliği veya amacı belirtir; walk adlı bir nesneye gönderme yapmaz. they're all gone for a walk ifadesinde they're, they are anlamındadır. be gone kalıbı mevcut durumu anlatır: herkes asıl bulunduğu yerden ayrılmış ve dışarıda yürüyüştedir. Walk outside ise yalnızca yürümenin nerede gerçekleştiğini vurgular ve burada doğal bir alternatif değildir.

Alıştırma

Anne babanın hâlâ dışarıda olduğunu belirtmek için go for a walk ifadesini present perfect yapısında kullanarak cümleyi tamamlayın: My parents have ____, so they are not home right now.

Cevabı göster

gone for a walk

Öbek fiiller

Goldilocks rocks up: samimi bir dille çıkagelmek

Rock up, varmak ya da ortaya çıkmak anlamına gelen samimi bir phrasal verb'dür. Goldilocks rocks up cümlesinde anlatıcı, Goldilocks'un sahneye geldiğini rahat ve konuşma diline özgü bir tonla söylüyor. Bu ifade gelişin plansız, ani ya da çok rahat bir şekilde gerçekleştiğini düşündürebilir; ancak bu çağrışımlar bağlama bağlıdır ve her zaman bulunmaz. Fiziksel bir rock, yani taşla ilgisi yoktur. Goldilocks üçüncü tekil şahıs özne olduğu için rocks sözcüğü -s alır.

Alıştırma

'Leo rocked up at the café twenty minutes late,' cümlesinde rocked up ne anlama gelir?

  1. Leo kafeye geldi; kullanılan ifade samimidir.
  2. Leo kafeye bir taş getirdi.
  3. Leo kafenin dışında rock müzik çaldı.
Cevabı göster

Leo kafeye geldi; kullanılan ifade samimidir.

because she's heard the racket a mile away. Deyimler

1:23

Çünkü gürültüyü kilometrelerce öteden duymuş.

Deyimler

she's heard the racket a mile away: sesin yüksekliğini anlatan abartı

Bu cümlede racket, tartışma ve kargaşadan çıkan yüksek ve rahatsız edici ses anlamındadır. She's heard the racket, onun bu gürültüyü zaten duyduğunu belirtir. A mile away ölçülmüş bir mesafe değil, bilinçli bir abartıdır. Gürültüyü çok uzaklardan duyulabilecek kadar yüksek gösterir ve anlatıma mizah katar.

Alıştırma

Burada "she's heard the racket a mile away" ifadesinin temel anlamı nedir?

  1. Birinin spor ekipmanı kullandığını duydu.
  2. Gürültü son derece yüksekti.
  3. Mesafe ölçüldü ve tam olarak bir mildi.
Cevabı göster

Gürültü son derece yüksekti.

She looks in the window and sees the porridge, and she's like,

1:24

Pencereden içeri bakıp yulaf lamasını görmüş ve şöyle demiş,

"Ooh, that looks good."

1:27

"Ooh, çok güzel görünüyor."

And then, instead of going and getting a job Dilbilgisi

1:29

Sonra gidip bir iş bulmak,

and working hard and saving up some money Öbek fiiller

1:31

çok çalışıp biraz para biriktirmek

Öbek fiiller

saving up some money: zamanla para biriktirmek

Burada saving up some money, zaman içinde azar azar para ayırmak demektir. Öbek fiil save up içindeki up, miktarın işe yarayacak bir toplam oluşturacak şekilde biriktiğini anlatır; yukarı doğru bir yön bildirmez. Yaygın kalıplar save up money, save up for something ve save up enough to do something şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi save up for ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Lina wants a new camera, so she's ____ one.

Cevabı göster

saving up for

and buying some oats and making her own porridge,

1:33

ve yulaf alıp kendi lamasını yapmak yerine,

you know what she does?

1:35

ne yapmış biliyor musunuz?

Dilbilgisi

instead of going ... making her own porridge: paralel bir -ing eylemleri dizisi

Instead of, seçilmeyen veya gerçekleşmeyen bir eylemi belirtir ve onu gerçekte olan şeyle karşılaştırır. Of bir edat olduğu için instead of sonrasındaki fiil normalde -ing biçimini alır: instead of going denir; instead of go veya instead of to go denmez. Burada going, getting, working, saving, buying ve making, tek bir uzun ifade içindeki paralel -ing eylemleridir ve hepsi instead of yapısına bağlıdır. Konuşmacı tüm bu eylemleri onun yapması gerekenler olarak sunar; bu nedenle uzun liste, onun gerçekte ne yaptığını açıklamadan önce abartılı bir eleştiri oluşturur.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için take fiilinin doğru biçimini kullanın: Instead of ____ a taxi, we walked home.

Cevabı göster

taking

Yes.

1:37

Evet.

I'll tell you what she does. Anlatım akışı

1:37

Size ne yaptığını söyleyeyim.

Anlatım akışı

I'll tell you what she does: gelecek açıklamaya zemin hazırlamak

Burada I'll tell you what she does, hikâyede birazdan gelecek bilgiyi haber veren bir cümledir. Konuşan kişi onun ne yaptığı sorusunu ortaya attıktan sonra cevabı kısa bir süre saklar ve dikkati sırada açıklanacak şeye yöneltir. Bu nedenle temel görevi yalnızca bilgi vereceğine dair gerçek anlamlı bir söz vermek değil, bilgiyi düzenlemek ve merak oluşturmaktır. Aynı kalıp başka bir açıklamayı da tanıtabilir: I'll tell you what happened next.

Alıştırma

Sözlü bir hikâyede konuşan kişi cevabı vermeden önce neden “I'll tell you what she does” diyebilir?

  1. Konuşan kişinin onun ne yaptığını bilmediğini söylemek için.
  2. Hikâyeyi resmî bir rapora dönüştürmek için.
  3. Onun ne yaptığını açıklamadan önce merak oluşturmak için.
Cevabı göster

Onun ne yaptığını açıklamadan önce merak oluşturmak için.

She breaks and enters into the three bears house Kültür

1:39

Üç ayının evine zorla girmiş

Kültür

She breaks and enters: içeri girmeyi suç olarak çerçevelemek

Burada breaks and enters, suçla ilişkili break and enter ifadesini kullanır: kişi, bir davetsiz misafir olarak ayıların evine izinsiz girer. Bu, önce bir eşyayı kırıp sonra içeri girdiği iki basit eylem dizisi değildir. Konuşan kişi, bir masal eylemini suç davranışı olarak yeniden anlatmak için bilerek ciddi bir dil kullanır. Bu uyumsuzluk, suçlamayı abartılı ve komik gösterir. Kesin hukuki adlandırmalar ve tanımlar yargı bölgesine göre değişir.

Alıştırma

Bu cümlede She breaks and enters nasıl bir etki yaratır?

  1. İzinsiz girişini suç olarak çerçeveleyerek komik bir abartı yaratır.
  2. İçeri girmeden önce bir kâseyi kırdığını söyler.
  3. Onun eve yürüyerek girdiğini tarafsız biçimde söyler.
Cevabı göster

İzinsiz girişini suç olarak çerçeveleyerek komik bir abartı yaratır.

and starts stealing their porridge.

1:42

ve yulaf lamalarını çalmaya başlamış.

So?

1:46

Yani?

She's a dirty porridge thief, Kelime

1:47

O pis bir yulaf lapası hırsızı,

Kelime

dirty porridge thief: ahlaki kınama anlamındaki dirty

Bir kişiye yönelik olumsuz bir nitelemeyle kullanıldığında dirty, ahlaken kötü, dürüst olmayan ya da aşağılık anlamına gelebilir. Burada gözle görülür bir kiri anlatmaz. Porridge, thief sözcüğünden önce isim niteleyicisi olarak kullanılır; dolayısıyla porridge thief, yulaf lapası çalan kişidir. Konuşan kişi, yulaf lapası çalmayı dramatik bir suçlamaya dönüştürür. Thief nitelemesinin önüne dirty getirmek güçlü bir kınama eklerken, alışılmadık derecede belirli olan porridge thief ifadesi cümleyi abartılı ve komik kılar.

Alıştırma

Hangi cümlede dirty, dirty porridge thief ifadesindekiyle aynı ahlaki anlamda kullanılmıştır?

  1. That dirty cheat lied to everyone.
  2. The children got dirty in the garden.
  3. The dirty plate is in the sink.
Cevabı göster

That dirty cheat lied to everyone.

and we're all just meant to be okay with this. Kalıp ifadeler

1:49

ve hepimiz bunu normal karşılamalıyız, öyle mi.

Kalıp ifadeler

we're all just meant to be okay with: herkesin kabul etmesinin beklenmesini sorgulamak

Be meant to + fiil, bir kişinin ne yapmasının beklendiğini veya ne yapması gerektiğinin düşünüldüğünü anlatır. Be okay with something ise bir şeyi kabul etmek ya da ona karşı çıkmamak demektir. Burada we're all just meant to be okay with this, kabullenmenin herkese yüklenen bir beklenti olduğunu gösterir. Bu ifade gerçek bir onay belirtmez. All ve just, beklentinin mantıksız görünmesini sağlar; bu yüzden konuşan kişi gerçekten itiraz etmeden kabul etmemizin mi beklendiğini sorgular.

Alıştırma

Hedef ifadeyle itirazı tamamlayın: Are we all just ____ the extra charge?

Cevabı göster

meant to be okay with

Fine, Dad.

1:51

Tamam baba.

Fine.

1:52

Tamam.

So, this criminal, Goldilocks, is munching away Kalıp ifadeler

1:53

İşte bu suçlu Goldilocks lapayı mideye indirirken

Kalıp ifadeler

is munching away: belirgin biçimde çiğneyerek yemeye devam etmek

Munch, belirgin çiğneme hareketleriyle ve çoğunlukla rahat ya da iştahlı bir şekilde yemek demektir. Is munching away ifadesinde away, eylemin devam ettiğini vurgular; bir yerden uzaklaşma anlamına gelmez. Is + munching biçimindeki şimdiki zaman, yeme eylemini sürmekte olan bir eylem olarak gösterir; away ise canlı bir devamlılık hissi ekler. Bu nedenle ifade, yalnızca is eating demekten daha betimleyicidir.

Alıştırma

Hangi cümle devam eden bir yeme eylemini anlatmak için munching away kullanıyor?

  1. Rina put the crisps away before she began reading.
  2. Rina walked away without eating the crisps.
  3. Rina was munching away on some crisps while she read.
Cevabı göster

Rina was munching away on some crisps while she read.

when the door bursts open, and it's Momma Bear. Kalıp ifadeler

1:56

kapı aniden açılmış ve Anne Ayı içeri girmiş.

Kalıp ifadeler

the door bursts open: kapının birdenbire açılması

Burada the door bursts open, kapının aniden ve güçlü bir şekilde açılması demektir. Burst sözcüğü hız, etki ve şaşkınlık hissi katar; kapının kırıldığı ya da patladığı anlamına gelmez. Özne the door olduğu için anlatım, kapıyı kimin açtığından çok ani sonuca odaklanır. Hikâye anlatırken şimdiki zaman biçimi bursts, bu gelişi daha canlı ve dramatik gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle bir kapının aniden ve güçlü bir şekilde açıldığını en açık biçimde anlatır?

  1. The door burst open, and everyone looked up.
  2. The door stayed closed throughout the meeting.
  3. The door opened slowly, and no one noticed.
Cevabı göster

The door burst open, and everyone looked up.

She's shouting,

1:58

Bağırıyormuş,

"I'm going to stay at my sister's." Dilbilgisi

1:59

"Gidip kız kardeşimde kalacağım."

Dilbilgisi

stay at my sister's: onun evi anlamındaki iyelik biçimi

stay at my sister's ifadesinde my sister's, tek başına kullanılan bir iyelik biçimidir. House, home veya place gibi bir sözcük anlaşılır ama söylenmez; bu nedenle ifade “kız kardeşimin evinde kalmak” anlamına gelir. Yer bağlamdan belliyse bu yapı at sözcüğünden sonra sık kullanılır. At Tom's ve at my parents', “Tom'un evinde” ve “anne babamın evinde” anlamlarına gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi “bu gece kuzenimin evinde kalıyorum” anlamına gelen kısaltılmış iyelikli yer biçimiyle tamamlayın. House veya home kullanmayın: I'm staying ____ tonight.

Cevabı göster

at my cousin's

And Daddy Bear's all like, "Look, Danielle, we can figure this out." Öbek fiiller

2:02

Baba Ayı ise, "Bak Danielle, bunu çözebiliriz," diyormuş.

Öbek fiiller

we can figure this out: bir sorunu birlikte çözmek

Figure something out, bir şeyi düşünerek anlamak ya da onu çözmenin bir yolunu bulmak demektir. Buradaki this, konuşan kişiler arasındaki sorunu gösterir; bu yüzden we can figure this out, birlikte çalışıp bir çözüm bulabileceklerini anlatır. Nesne bir zamirse figure ile out arasına gelir: figure it out denir, figure out it denmez. Figure this out da aynı söz dizimini izler.

Alıştırma

Bir ekip zor bir sorunla karşı karşıya. Hangi cümle bu sorunu birlikte çözebileceklerine inandıklarını ifade eder?

  1. We can point out the problem together.
  2. We can figure this out together.
  3. We can find out when the office closes.
Cevabı göster

We can figure this out together.

And Baby Bear's all like, "Stop fighting."

2:05

Yavru Ayı da, "Kavga etmeyi bırakın," demiş.

And then suddenly, boom,

2:07

Ve birdenbire, güm,

they clock Goldilocks at the kitchen table eating their porridge. Kelime

2:09

Goldilocks'ı mutfak masasında lamalarını yerken yakalamışlar.

Kelime

they clock Goldilocks: günlük Britanya İngilizcesinde birini fark etmek

Burada clock, birini fark etmek veya görmek anlamına gelen günlük bir fiildir. They clock Goldilocks, ailenin mutfak masasındaki Goldilocks'u görüp onun orada olduğunu fark ettiğini anlatır. Saatle, süre ölçmekle veya giriş kaydı yapmakla ilgili değildir. Nesne doğrudan fiilden sonra gelir: clock + kişi veya şey.

Alıştırma

Altyazıdaki they clock Goldilocks ifadesi ne anlama geliyor?

  1. Goldilocks'a vururlar.
  2. Goldilocks'u fark ederler.
  3. Goldilocks'un bir işi ne kadar sürede yaptığını ölçerler.
Cevabı göster

Goldilocks'u fark ederler.

Well, Momma Bear hits the roof. Deyimler

2:12

Anne Ayı küplere binmiş.

Deyimler

hit the roof: birdenbire çok öfkelenmek

Hit the roof, “birdenbire çok öfkelenmek” anlamına gelen bir deyimdir. Burada Anne Ayı’nın öfkesini ani ve yoğun bir duygu patlaması olarak anlatır. Gerçekten çatıya vurduğu veya çatıya ulaştığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“Maya hit the roof when she saw the huge phone bill.” cümlesindeki hit the roof ne anlama gelir?

  1. Maya kutlama yaparken çok yüksek ses çıkardı.
  2. Maya çok öfkelendi.
  3. Maya çatıya çıktı.
Cevabı göster

Maya çok öfkelendi.

She's like, "Gerald, be a man for once in your life. Ton ve niyet

2:14

"Gerald, hayatında bir kez olsun erkek ol.

Do something."

2:17

Bir şey yap," demiş.

Ton ve niyet

be a man for once in your life: harekete zorlayan cinsiyet temelli baskı

Bu cümlede be a man, Gerald’ın cinsiyetini tarafsız biçimde anlatmaz. Bir erkeğin cesur, sert ve harekete geçmeye hazır olması gerektiği yönündeki kalıp yargıyı kullanır ve Gerald’ı bir şey yapmaya zorlamak için erkekliği üzerinden baskı kurar. For once in your life sert bir eleştiri daha ekler: Gerald’ın hayatı boyunca hiç böyle davranmadığını ima eder. İfade bir bütün olarak destekleyici bir teşvik değil, karşı tarafı kışkırtan ve utandıran bir emir işlevi görür.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? Korkan bir arkadaşa “Be a man for once in your life” demek, onu cesaretlendirmenin tarafsız ve nazik bir yoludur.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

And Gerald's all like, "What's going on here? Ton ve niyet

2:18

Gerald da, "Burada neler oluyor?

Who are you?"

2:20

Sen de kimsin?" demiş.

Ton ve niyet

What's going on here?: o anki durumu sormak

What's going on here?, konuşanın gördüğü veya yeni girdiği yerde karşılaştığı olağan dışı bir durumu sorar. Going on bir şeyin gerçekleşmekte olduğunu, here ise uzun vadeli bir eğilimden ziyade o anki ortamı belirtir. Soru şaşkınlık ifade edebilir; ancak sert bir tonla söylendiğinde hemen açıklama talebine dönüşebilir. Bu cümlede ardından gelen Who are you? sorusu, ifadeye sorgulayıcı ve otoriter bir güç katar.

Alıştırma

What's going on here? hangi durumda en uygun anlık sorudur?

  1. Bir muhabir yüz yıl önceki bir olayın tarihini sorar.
  2. Bir çocuk yarın okulun ne zaman başlayacağını öğrenmek ister.
  3. Bir güvenlik görevlisi, insanların bağırdığı bir odaya girer.
Cevabı göster

Bir güvenlik görevlisi, insanların bağırdığı bir odaya girer.

And Goldilocks does this sort of like karate move,

2:21

Goldilocks da karate hareketi gibi bir şey yapıp,

"Yeah,"

2:23

"Hiya,"

and goes, "I'm your worst nightmare." Deyimler

2:24

diyerek, "Ben sizin en kötü kabusunuzum," demiş.

Deyimler

I'm your worst nightmare: dramatik bir tehdit

I'm your worst nightmare dramatik bir tehdittir. Nightmare burada mecazdır: Konuşan kişi, uykuda görülen kötü bir rüya olduğunu değil, karşısındakine ciddi sorunlar çıkaracak korkutucu bir rakip olduğunu söyler. Bu ifade konuşanı cesur ve tehlikeli gösterir. Bu nedenle filmlerde, çizgi romanlarda, oyunlarda veya şaka olduğu açık olan hayali karşılaşmalarda abartılı bir replik olarak yaygındır.

Alıştırma

Dramatik bir karşılaşmada I'm your worst nightmare ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi, önceki gece gördüğü kötü bir rüyayı anlatır.
  2. Konuşan kişi, korkutucu ve başa çıkılması zor bir rakip olduğunu iddia eder.
  3. Konuşan kişi, dinleyenden uyumasını ister.
Cevabı göster

Konuşan kişi, korkutucu ve başa çıkılması zor bir rakip olduğunu iddia eder.

Daddy Bear backs down, but Momma Bear steps up Öbek fiiller

2:26

Baba Ayı geri adım atmış ama Anne Ayı öne çıkmış

Öbek fiiller

backs down: baskı altında geri adım atmak

Bu cümlede backs down, Daddy Bear'ın çatışma veya baskıyla karşılaşınca direnmeyi ya da kendi tutumunda ısrar etmeyi bırakması anlamına gelir. Yalnızca fiziksel olarak geriye gitmeyi değil, tutum bakımından geri çekilmeyi anlatır. Temel biçim back down şeklindedir. Daddy Bear tekil olduğu için fiil burada backs down olur. Bir kişi karşı çıkılmasının ardından bir meydan okumadan, talepten veya tutumdan vazgeçtiğinde bu öbek fiil kullanılabilir.

Alıştırma

Güçlü kanıtlar iddiasının yanlış olduğunu gösterdikten sonra bir şirket bu iddiayı savunmayı bırakıyor. Şirketin yaptığı şeyi en iyi hangi öbek fiil anlatır?

  1. back up
  2. back down
  3. back out
Cevabı göster

back down

Öbek fiiller

steps up: gerektiğinde sorumluluk almak

Burada steps up, harekete geçilmesi gerektiğinde Momma Bear'ın isteyerek öne çıkıp harekete geçmesi, sorumluluk alması veya zorlukla yüzleşmesi anlamına gelir. Bu mecazi bir kullanımdır; yalnızca daha yüksek bir yere adım atmak değildir. Temel biçim step up şeklindedir. Momma Bear tekil olduğu için fiil burada steps up olur. but sözcüğü onun tepkisini Daddy Bear'ın geri çekilmesiyle karşılaştırarak harekete geçme isteğini öne çıkarır.

Alıştırma

Maya'nın sorumluluk aldığını göstermek için cümleyi step up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When the team lost its leader, Maya ____ and organized the work.

Cevabı göster

stepped up

and cracks her neck and is like, "Bring it on, blondie." Notlar

2:28

boynunu kütleterek, "Göster gününü sarışın," demiş.

Deyimler

Bring it on: meydan okumayı kabul etmek

Bring it on, “Hazırım, elinden geleni yap” anlamında kalıplaşmış bir deyimdir. Bu cümlede konuşan kişi yaklaşan dövüşü kabul eder ve korkmadığını gösterir. it zamiri genel olarak meydan okumayı, saldırıyı veya zorluğu ifade eder. Bu deyim, birinden gerçekten bir nesne getirmesini istemez.

Alıştırma

Yanıtı “Meydan okumanı kendime güvenerek kabul ediyorum” anlamındaki üç kelimelik deyimle tamamlayın: “You want a rematch? ____!”

Cevabı göster

Bring it on

Kelime

blondie: dış görünüşe dayalı kışkırtıcı bir hitap

Blondie, bir kişiye sarı saçına göre hitap etmenin veya onu bu özelliğiyle etiketlemenin gayriresmî bir yoludur. Bu karşılaşmada konuşan kişi diğerinin adı yerine dış görünüşünü kullanır; bu yüzden hitap küçümseyici ve kışkırtıcı duyulur. -ie eki bazı lakapların sevecen duyulmasını sağlayabilir, ancak her zaman dostça bir anlam taşımaz. Buradaki düşmanca ortam blondie sözünü sıcak bir lakap değil, alaycı bir sataşma hâline getirir.

Alıştırma

Yargılayın: Blondie bir lakaba benzediği için sarışın olan herhangi bir yabancıya hitap etmenin kibar bir yoludur.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

So, this huge karate fight starts.

2:31

Böylece kocaman bir karate dövüşü başlamış.

Everyone's kung-fuing and karateing, Kelime

2:33

Herkes kung-fu ve karate yapıyormuş,

Kelime

Eğlenceli biçimde uydurulmuş fiiller olarak kung-fuing ve karateing

Burada dövüş sanatlarının adları olan kung fu ve karate geçici olarak fiil gibi kullanılıp -ing alıyor: kung-fuing ve karateing. Everyone's, Everyone is ifadesinin kısaltmasıdır; bu yüzden tüm ifade devam eden hareketleri anlatır. Bunlar resmî dövüş sanatı terimleri değil, eğlenceli biçimde uydurulmuş sözcüklerdir. Sahneyi hareketli ve abartılı gösterirler. İngilizcede amaçlanan hareket kolayca anlaşılabiliyorsa bilinen isimler bazen geçici olarak fiil yapılır.

Alıştırma

Bu cümlede kung-fuing and karateing ifadesinin temel etkisi nedir?

  1. Sıra dışı fiil biçimleri hareketi eğlenceli ve abartılı gösterir.
  2. Sözcükler iki resmî dövüş sanatı tekniğinin adını verir.
  3. Sözcükler herkesin dövüşmeyi bitirdiğini gösterir.
Cevabı göster

Sıra dışı fiil biçimleri hareketi eğlenceli ve abartılı gösterir.

and Baby Bear's at the back just lobbing in ninja stars. Kalıp ifadeler

2:35

Yavru Ayı da arkada sadece ninja yıldızları fırlatıyormuş.

Kalıp ifadeler

just lobbing in ninja stars: ninja yıldızlarını olayın içine atmak

lob something in yapısında lob, bir şeyi çoğunlukla kavis çizerek ve çok dikkatli nişan almadan atmak demektir. Yön bildiren in, ninja yıldızlarının arkadan olayın içine atıldığını gösterir; resmî biçimde teslim etmek anlamına gelmez. Just, Küçük Ayı'nın yaptığı tek şeyin bu olduğunu gösterir: arkada kalıp eşyaları sahnenin içine atar. Bu, anlatıma rahat ve komik bir ton verir.

Alıştırma

Bu cümlede just lobbing in ninja stars nasıl bir hareketi anlatıyor?

  1. Ninja yıldızlarını birine resmî biçimde teslim etmek.
  2. Ninja yıldızlarını arkada dikkatle düzenlemek.
  3. Ninja yıldızlarını arkadan olayın içine gelişigüzel atmak.
Cevabı göster

Ninja yıldızlarını arkadan olayın içine gelişigüzel atmak.

Momma Bear's ninja kicks are too high, Dilbilgisi

2:38

Anne Ayı'nın ninja tekmeleri çok yüksekmiş,

and Daddy Bear's ninja kicks are too low.

2:40

Baba Ayı'nınkiler ise çok alçakmış.

Dilbilgisi

are too high ... are too low: uygun aralığın dışında

too + adjective yapısı, bir şeyin uygun ya da gerekli dereceyi aştığını gösterir. Burada too high, olması gerekenden daha yüksek; too low ise olması gerekenden daha alçak demektir. İki ifadede de too, uygun olandan fazlasını anlatır; “de/da” anlamına gelmez. Birbirine karşılık gelen iki cümle bölümü zıt yönleri gösterir: high ve low. Tekmeler farklı olsa da ikisi de uygun aralığın dışındadır; bu da komik bir karşıtlık yaratır.

Alıştırma

Cümleyi high ve low sözcüklerini doğru sırayla kullanarak tamamlayın: The top shelf is too ____ for Mia to reach, and the bottom shelf is too ____ for Dad to use comfortably.

Cevabı göster

high · low

So, Goldilocks is winning, you know. Ton ve niyet

2:42

Yani anlayacağınız, Goldilocks kazanıyormuş.

Ton ve niyet

Cümle sonundaki you know: ortak anlayışa davet

Cümle sonundaki you know, konuşma dilinde bir söylem belirteci olabilir. Burada dinleyiciyi öyküye katar ve Goldilocks'un kazanmakta olduğu yönündeki konuşmacı sonucunu takip edip paylaşmaya davet eder. Dinleyicinin bir gerçeği bilip bilmediğini soran gerçek bir soru değildir; bu nedenle normalde evet ya da hayır yanıtı gerektirmez.

Alıştırma

"So, Goldilocks is winning, you know." cümlesinin sonundaki you know ne işe yarar?

  1. Goldilocks'un kazanmakta olduğunu kendisinin de bildiği anlamına gelir.
  2. Dinleyiciden bir gerçeği bildiğini resmî olarak kanıtlamasını ister.
  3. Dinleyiciyi, konuşmacının anlayışını paylaşmaya davet eder.
Cevabı göster

Dinleyiciyi, konuşmacının anlayışını paylaşmaya davet eder.

She's a bit of a hard nut. Deyimler

2:43

Kendisi biraz çetin cevizmiş.

Deyimler

a bit of a hard nut: başa çıkılması zor, sert biri

a hard nut, sert, kararlı ya da başa çıkılması veya yenilmesi zor bir kişiyi anlatan gündelik ve mecazlı bir nitelemedir. Burada onun güçlü bir rakip olduğu anlatılır; gerçek bir yemişten söz edilmez. a bit of a + isim öbeği kalıbında a bit of a, nitelemeyi daha az doğrudan yapar ve hafif bir küçümseme değil, ölçülü söyleme etkisi yaratabilir. İfadeyi yumuşatır ama konuşan kişi yine de onu açıkça a hard nut olarak niteler.

Alıştırma

Burada “She's a bit of a hard nut” ne anlama geliyor?

  1. Sadece biraz aç.
  2. O sert ve yenilmesi zor biri.
  3. Kırılması zor bir yemiş tutuyor.
Cevabı göster

O sert ve yenilmesi zor biri.

She's got the bear family on the ropes, Deyimler

2:45

Ayı ailesini köşeye sıkıştırmış,

Deyimler

have someone on the ropes: birini yenilginin eşiğinde tutmak

On the ropes bokstan gelir. Ring iplerine doğru geri sürülen bir boksör zayıf bir konumdadır. Mecazen ciddi sıkıntıda ve yenilgiye ya da başarısızlığa yakın olmak demektir. She's got the bear family on the ropes cümlesinde has got + biri + on the ropes yapısı, onun karşı tarafı şu anda bu kaybetme konumunda tuttuğunu anlatır: üstünlük ondadır ve diğerleri yenilmek üzeredir. İpler mecazın bir parçasıdır; gerçek olmak zorunda değildir.

Alıştırma

Yenilgiye yakın olmak anlamındaki ip deyimini tamamlayın: The challenger had the champion on the ____.

Cevabı göster

ropes

but Baby Bear's like, "Hang on, why are we doing karate and stuff? Notlar

2:46

ama Yavru Ayı şöyle demiş: "Bir dakika, biz neden karate falan yapıyoruz ki?

Ton ve niyet

Konuşmayı duraklatan Hang on

Bir konuşma sırasının başında Hang on, “bir dakika” veya “bekle” anlamına gelir. Konuşmacının soru sorması, bir soruna dikkat çekmesi ya da konuşmanın yönünü düzeltmesi için mevcut düşünce akışını kısa süreliğine durdurur. Burada konuşmacının sorgulanması gereken bir şeyi yeni fark ettiğini gösterir. Bir şeye tutunmak ya da asılı kalmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede Hang on, yeni fark edilen bir sorunu belirtmeden önce konuşmayı duraklatmak için kullanılmıştır?

  1. Hang the picture on the wall.
  2. Hang on, this total doesn't look right.
  3. Please hold the bag by its handle.
Cevabı göster

Hang on, this total doesn't look right.

Kalıp ifadeler

“karate and stuff”: and stuff ile belirsiz bir liste yapmak

And stuff, “ve buna benzer başka şeyler” anlamına gelen, gündelik ve belirsiz bir sıralama ifadesidir. Karate sözcüğünden sonra gelerek, her birinin adını söylemeden başka ilgili etkinlikleri veya şeyleri de kapsar. Burada stuff belirli tek bir nesneyi belirtmez. Dinleyicinin söylenmeyen ögeleri bağlamdan çıkarması beklenir; bu nedenle ifade listeyi bilinçli olarak daha az kesin hâle getirir.

Alıştırma

Hangi cümlede and stuff, gündelik ve kesin olmayan bir liste yapmak için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The official report must list every payment and stuff.
  2. In a fire, use Exit 3 and stuff.
  3. We talked about school, exams, and stuff.
Cevabı göster

We talked about school, exams, and stuff.

We're bears.

2:49

Biz ayıyız.

We got claws." Dilbilgisi

2:50

Bizim pençelerimiz var."

Dilbilgisi

We got claws: have anlamındaki gündelik got

Bu replikte We got claws, “We have claws”, yani “Pençelerimiz var” demektir. Konuşan kişi şu anda sahip oldukları bir özelliği anlatır; pençeleri az önce edindiklerini söylemez. Burada got, have olmadan sahiplik bildiren çok gündelik veya lehçesel bir biçimde kullanılmıştır. Standart seçenekler We have claws ve özellikle Britanya İngilizcesindeki konuşmalarda yaygın olan We've got claws biçimleridir.

Alıştırma

Bu bağlamda We got claws cümlesinin tarafsız ve standart karşılığı hangisidir?

  1. We are claws.
  2. We received claws.
  3. We have claws.
Cevabı göster

We have claws.

And Momma Bear's like, "Oh, yeah, good one, Baby Bear." Kalıp ifadeler

2:51

Anne Ayı da, "Ah, evet, iyi fikirdi Yavru Ayı," demiş.

Kalıp ifadeler

Oh, yeah, good one, Baby Bear: övgü olarak good one

Bu replikte good one, Yavru Ayı’nın az önce sunduğu fikri övmenin kısa ve gündelik bir yoludur. “Bu iyi bir fikirdi” veya “İyi düşündün” anlamına gelir; “iyi bir nesne” demek değildir. One, değerlendirilen fikre, cevaba, şakaya veya harekete gönderme yapar. Oh, yeah, Anne Ayı’nın söylenen noktayı fark ettiğini gösterir; Baby Bear ise övülen kişiye doğrudan seslenir.

Alıştırma

Bir takım arkadaşı sorunu çözen basit bir plan öneriyor. Hangi yanıt kısa ve gündelik bir övgüdür?

  1. Good one!
  2. One more!
  3. Good luck!
Cevabı göster

Good one!

So, they start going old school, Kelime

2:53

Böylece eski usule dönmüşler,

Kelime

going old school: geleneksel bir yönteme dönmek

Going old school, bir şeyi yaparken geleneksel, daha eski veya teknolojiye daha az bağımlı bir yönteme geçmek demektir. Bu yapıda go, bir duruma geçmek veya bir şeyi benimsemek anlamına gelir; old school ise yöntemi tanımlar. Bir okula gitmek anlamına gelmez. Burada bu ifade, taktikteki mizahi bir değişimi gösterir: ayılar dövüş sanatları tekniklerini bırakıp temel ayı davranışlarına döner. Daha genel olarak biri eski bir tarza veya yönteme döndüğünde go, goes, going ya da went old school kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “geleneksel bir yönteme geçmek” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The card reader stopped working, so the cashier went ____ and wrote the total by hand.

Cevabı göster

old school

claws out, bear style. Anlatım akışı

2:55

pençelerini çıkarıp ayı stili dövüşmüşler.

Anlatım akışı

claws out, bear style: parçalarla hızlı anlatım

Claws out, bear style, tam bir yan cümle yerine sıkıştırılmış iki parçadan oluşur. Claws out önce fiziksel durumu, yani pençelerin dışarıda olduğunu gösterir; bear style ise eylemin nasıl yapıldığını anlatan kısa bir etiket ekler. Parçaların yan yana yerleştirilmesi, tam bir cümleyi oluşturacak özne ve fiili dışarıda bırakır. Böylece anlatım hızlanır ve çizgi roman yazısı ya da aksiyon yorumu havası kazanır. Bear style, bu an için üretilmiş şakacı bir etikettir; bir dövüş sisteminin resmî adı değildir.

Alıştırma

Cümlenin tam bir cümle yerine claws out, bear style şeklinde düzenlenmesinin başlıca etkisi nedir?

  1. Kabul görmüş iki dövüş tekniğinin resmî adlarını verir.
  2. İki tam yan cümle arasındaki zaman ilişkisini daha kesin hâle getirir.
  3. Anlatımı hızlandırır ve çizgi romanı andıran canlı bir görüntü oluşturur.
Cevabı göster

Anlatımı hızlandırır ve çizgi romanı andıran canlı bir görüntü oluşturur.

And Goldilocks is like, "I'm out of here." Deyimler

2:56

Bunun üzerine Goldilocks, "Ben kaçar," demiş.

Deyimler

“I'm out of here”: Hemen ayrılacağını bildirmek

“I'm out of here”, konuşanın şimdi ayrılacağını bildiren kalıplaşmış ve oldukça gündelik bir ifadedir. Bu cümlede Goldilocks artık duruma karışmamaya karar verir ve hızla uzaklaşmak ister. Buradaki out, onun zaten dışarıda bulunduğunu anlatmaz. İfadenin tamamı anlık bir değişimi gösterir: bulunduğu yeri veya içinde olduğu durumu terk etmek üzeredir. Bağlama göre kararlı, telaşlı, kızgın ya da şakacı biçimde abartılı duyulabilir.

Alıştırma

Bir partide Leo mutfaktan duman çıktığını görüp “I'm out of here.” diyor. Ne demek istiyor?

  1. Hemen ayrılıyor.
  2. Diğer herkesin ayrılmasını istiyor.
  3. Zaten dışarıda.
Cevabı göster

Hemen ayrılıyor.

And she's like,

2:58

Ve ardından,

through the window, hits the floor, and starts running.

2:59

pencereden fırlayıp yere düşmüş ve koşmaya başlamış.

Woo!

3:02

Vuuu!

The bears cheer,

3:03

Ayılar sevinç çığlıkları atmış,

and they're all high-fiving Kelime

3:04

ve hepsi çak bir beşlik yaparak

and going, "Yeah, good one, Baby Bear."

3:05

"Evet, iyi işti Yavru Ayı," demişler.

Kelime

“they're all high-fiving”: Birbirlerine beşlik çakarak kutlamak

“High-five” isim veya fiil olarak kullanılabilir. Burada fiil olarak kullanılmıştır. “High-fiving” bu fiilin -ing biçimidir ve insanların genellikle kutlama yapmak veya onay göstermek için havaya kaldırdıkları ellerini birbirine vurması anlamına gelir. “they're all high-fiving” ifadesinde “they're”, “they are” demektir. Bu nedenle be + -ing, eylemin o anda sürmekte olduğunu gösterir. “All” ise grubun üyelerinin bu eyleme katıldığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için high-five fiilinin -ing biçimini kullanın: The team has just scored, and the players are ____.

Cevabı göster

high-fiving

And Momma Bear's all over Daddy Bear goin' Kelime

3:07

Anne Ayı, Baba Ayı'nın üstüne atlayıp,

"Oh, you were awesome, Gerald.

3:09

"Oh, harikaydın Gerald.

Kelime

all over Daddy Bear goin': sevgi dolu ilgi ve sözleri aktarma

Bu sahnede Momma Bear is all over Daddy Bear, Anne Ayı'nın Baba Ayı'ya yoğun ve sevgi dolu ilgi gösterdiği, ona yakın durup onu heyecanla övdüğü anlamına gelir. Ardından gelen övgü, olumlu anlamı kesinleştirir; Daddy Bear'ın kelimenin gerçek anlamıyla “her yerde” olduğunu anlatmaz. Momma Bear's, Momma Bear is anlamındadır. Burada goin', saying gibi onun söylediği sözleri tanıtır ve bir yere gittiği anlamına gelmez. İfade önce heyecanlı davranışını gösterir, ardından sözlerini aktarır.

Alıştırma

“After the show, Lena was all over her partner, hugging him and saying how brilliant he was,” cümlesinde “was all over her partner” ne anlama gelir?

  1. Partnerini öfkeyle eleştiriyordu.
  2. Partnerine yoğun sevgi gösteriyor ve onu övüyordu.
  3. Partnerini birçok yerde arıyordu.
Cevabı göster

Partnerine yoğun sevgi gösteriyor ve onu övüyordu.

Like really manly and heroic." Kelime

3:11

Çok erkeksi ve kahramancaydı," demiş.

Kelime

Like really manly and heroic: abartılı ve cinsiyet yüklü övgü

Gündelik konuşmada Like, önceki awesome sözünü açıklayan sonradan eklenmiş bir düşünceyi tanıtır; burada bir söylem belirtecidir, “hoşlanmak” anlamındaki fiil veya “benzer” anlamındaki edat değildir. Really hem manly hem de heroic sözcüğünü güçlendirir. Manly, geleneksel olarak erkeksi sayılan özellikleri överken heroic bir kahraman gibi cesur olmak anlamına gelir. Bu sözcüklerin üst üste kullanılması övgüyü bilinçli biçimde abartılı yapar ve sahnedeki geleneksel cinsiyet rolleriyle ilgili şakayı destekler.

Alıştırma

Yargılayın: Resmî bir performans değerlendirmesinde herhangi bir iş arkadaşına “You were really manly” demek, cinsiyet anlamı taşımayan tarafsız bir övgüdür.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

And he's like, "Oh, yeah, thanks, babe. Ton ve niyet

3:12

O da, "Oh, evet, teşekkürler tatlım.

You were good too."

3:14

Sen de iyiydin," demiş.

Ton ve niyet

Oh, yeah, thanks, babe: partnerler arasında rahat ve samimi bir yanıt

Burada Oh, yeah karşıdaki kişinin iltifatını rahat bir biçimde karşılar, thanks ise iltifatı teşekkür ederek kabul eder. Yeah, evet-hayır sorusuna verilen gerçek anlamda bir yanıt değildir; cevabın daha rahat duyulmasını sağlar. babe doğrudan bir hitap biçimidir ve genellikle romantik partnere yönelik sevgi dolu bir addır. Bu sözler birlikte, konuşan kişilerin birbirlerinin yanında rahat ve yakın olduğunu gösterir.

Alıştırma

“Thanks, babe.” demek en çok hangi durumda uygundur?

  1. Romantik partnerin performansını övüyor.
  2. Bir yabancı sana yol soruyor.
  3. Yeni bir müşteri resmî bir toplantıda kendini tanıtıyor.
Cevabı göster

Romantik partnerin performansını övüyor.

And you know what?

3:15

Ve biliyor musunuz?

They decided that houses and porridge and clothes

3:16

Evlerin, lapaların, kıyafetlerin

and the ways of man really wasn't for them anymore. Notlar

3:19

ve insanların yaşam tarzının artık onlara göre olmadığına karar vermişler.

Deyimler

the ways of man: eski moda bir üslupla insan gelenekleri

the ways of man ifadesinde ways, bir grubun alışılmış davranışlarını ve yaşam biçimini anlatır. man burada insanlık anlamına gelen eski bir topluluk adıdır; tek bir erkeği ifade etmez. Bu cümlede ifade, evleri, lapayı ve kıyafetleri insan yaşamının parçaları olarak bir araya getirir. Bu ifade edebî, eski moda ve masalsı duyulur. Sıradan bir listeyi büyük bir sonuç gibi sunarak hafif komik ve bilerek aşırı ciddi bir ton oluşturur.

Alıştırma

“The wolf rejected the ways of man and returned to the forest,” cümlesinde the ways of man ne anlama gelir?

  1. Yalnızca yetişkin erkeklerin kullandığı yöntemler
  2. Tek bir erkeğe ait yollar
  3. İnsanların gelenekleri ve yaşam biçimi
Cevabı göster

İnsanların gelenekleri ve yaşam biçimi

Kalıp ifadeler

really wasn't for them anymore: gerçekten artık onlara göre değildi

Be for someone, “birine uygun olmak” veya “biri için iyi bir seçim olmak” anlamına gelebilir. Bu cümlede wasn't for them, insanların yaşam tarzının onların istediği hayata uygun olmadığını anlatır; for burada “onların yararına” demek değildir. Really bu yargıyı güçlendirir. Anymore zaman içinde bir değişiklik olduğunu gösterir: önceden kabul edilebilir görünmüş olabilir, ancak artık öyle değildir. Yeniden kullanılabilecek kalıp something is/isn't for someone anymore şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi be for someone kalıbının kısaltılmış şimdiki zaman biçimi ve anymore ile tamamlayın: Now that I need more quiet time, city life ____.

Cevabı göster

isn't for me anymore

So, they sold the house and moved into the forest

3:21

Böylece evi satıp ormana taşınmışlar

and ate berries and salmon for the rest of their lives Kalıp ifadeler

3:23

hayatlarının geri kalanında böğürtlen ve somon yiyerek

and lived happily ever after. Anlatım akışı

3:26

sonsuza dek mutlu yaşamışlar.

Kalıp ifadeler

for the rest of their lives: hayatlarının sonuna kadar

For the rest of their lives, “o andan her birinin hayatının sonuna kadar” anlamına gelir. Bir eylemin veya durumun kalan zamanın tamamı boyunca sürdüğünü anlatır. Kalıp for the rest of + iyelik belirleyicisi + life/lives şeklindedir. Burada rest “kalan bölüm” demektir, dinlenme anlamına gelmez. Their birden fazla kişiyi belirttiği için life çoğul lives olur.

Alıştırma

Cümleyi “o andan hayatının sonuna kadar” anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: After moving to the coast, she stayed there ____.

Cevabı göster

for the rest of her life

Anlatım akışı

and lived happily ever after: masalları bitiren kalıp

Bir masalın sonunda lived happily ever after, karakterlerin o andan itibaren hep mutlu yaşadığını anlatır. Ever after yalnızca bir olaydan kısa süre sonrasını değil, devam eden geleceği gösterir. Buradaki and, bu nihai sonucu hikâyedeki son olaya bağlar. Kalıbın tamamı dinleyiciye ana sorunun çözüldüğünü ve hikâyenin mutlu sonla kapandığını bildirir.

Alıştırma

Bir masalın sonundaki “and lived happily ever after” neyin işaretidir?

  1. Yeni bir çatışma başlamak üzeredir.
  2. Karakterler yalnızca kısa bir süre mutlu olur.
  3. Ana çatışma çözülmüştür ve hikâye mutlu sonla biter.
Cevabı göster

Ana çatışma çözülmüştür ve hikâye mutlu sonla biter.

The end. Anlatım akışı

3:27

Son.

Anlatım akışı

The end.: hikâyeyi bitiren sabit kalıp

The end. bir hikâyeden sonra tek başına yer aldığında, hikâyenin bittiğini bildiren sabit bir kapanış kalıbıdır. Yeni bir olay eklemek yerine anlatının dış sınırını işaretler. Buradaki end, bu hikâyenin belirli bitiş noktasını gösterir. İfade bir nesnenin veya yerin fiziksel ucunu anlatmaz.

Alıştırma

Hangi satır bir hikâyenin tamamen bittiğini açıkça söyler?

  1. To be continued.
  2. The end.
  3. Once upon a time.
Cevabı göster

The end.

Again!

3:28

Bir daha!

no.

3:29

Hayır.