'Deliliğin' Akıl Sağlığı: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
542 kelime 154 kel/dk

Video özeti: Deneme, toplumsal baskı altındaki ruhsal çöküşü ele alıyor. Bir mola, unutulmuş duygu ve içgörüleri geri kazandırıp kişiyi gündelik taleplere döndürebilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “crept up on us” — Öbek fiiller: sorumlulukların veya baskının değişim fark edilmeden yavaşça yaklaşıp etkili oluşunu anlatın. 2. “a good mental breakdown.” — Söylem, anlatı ve retorik: good sözcüğünün breakdown hakkındaki olumsuz yargıyı tersine çevirdiğini ve çöküşü yararlı içsel bağlanmadan ayırdığını görün. 3. “just do belong” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: olumlu cümlede yalın fiilden önce do kullanarak kuşkuya veya karşıt varsayıma karşı bir şeyin doğru olduğunu vurgulayın.

Bu derste

Life requires us to be very sane pretty much all the time. Notlar

0:00

Hayat, neredeyse her zaman çok aklı başında olmamızı gerektirir.

Dilbilgisi

require + biri + to be/do

requires us to be ifadesinde require fiilinden sonra bir kişi veya grup (us), ardından da to'lu mastar (to be) gelir. Kalıp require + someone + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Bir durumun, kuralın veya görevin bir eylemi gerekli kıldığını anlatır. Burada Life, sanki bir talepte bulunabilirmiş gibi kişileştirilir. İfade, son derece aklı başında kalmayı insanların yalnızca yapmak istediği bir şey olarak değil, hayatın gerekli kıldığı bir durum olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi require fiilinin doğru biçimi ve visitors / wear sözcükleriyle tamamlayın: The safety rules ____ helmets in this area.

Cevabı göster

require visitors to wear

Kalıp ifadeler

pretty much all the time: neredeyse her zaman

Burada pretty much, neredeyse veya hemen hemen anlamına gelir; pretty, güzel anlamında değildir. all the time ifadesine eklendiğinde mutlak bir iddiayı biraz yumuşatır. Bu nedenle pretty much all the time, neredeyse her zaman demektir. Çok yüksek bir sıklığı anlatırken az sayıda istisnaya da yer bırakır.

Alıştırma

Bir ofis yazıcısı çok nadir arızalanıyor ve insanlar ihtiyaç duyduğunda neredeyse her zaman çalışıyor. Onu en iyi hangi cümle açıklar?

  1. The printer works all the time with no exceptions.
  2. The printer works pretty much all the time.
  3. The printer works most of the time but fails often.
Cevabı göster

The printer works pretty much all the time.

On a daily basis, Kalıp ifadeler

0:04

Günlük bazda,

we have to be responsible, polite,

0:06

sorumlu, kibar,

productive, thoughtful,

0:08

üretken, düşünceli,

patient, logical,

0:10

sabırlı, mantıklı,

reliable, and dazzlingly successful too.

0:12

güvenilir ve aynı zamanda göz kamaştırıcı derecede başarılı olmalıyız.

Kalıp ifadeler

On a daily basis: “her gün” demenin resmî yolu

On a daily basis, “her gün” veya “günlük rutinin bir parçası olarak” anlamına gelir. Bu cümlede, ardından sıralanan bütün sorumlulukların sıklığını belirtir. Yapı on a/an + sıfat + basis şeklindedir. Burada daily, basis ismini niteler; edat öbeğinin tamamı zaman zarfı görevindedir.

Alıştırma

“Her gün” anlamına gelen dört sözcüklü resmî ifadeyle süreç cümlesini tamamlayın: The equipment is inspected ____.

Cevabı göster

on a daily basis

These obligations slowly crept up on us as we were growing up. Öbek fiiller

0:16

Bu yükümlülükler, biz büyürken yavaşça üzerimize çöktü.

Öbek fiiller

Crept up on us: geç fark edilen kademeli değişim

Crept up on us, creep up on someone ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Burada yükümlülüklerin yavaş yavaş gelişip grup üzerinde etkili olduğu, ancak grubun bunu başlangıçta tam olarak fark etmediği anlamına gelir. Nesne on sözcüğünden sonra gelir: creep up on me/you/us. Bu ifade çoğu zaman zamanı, baskıyı, son tarihi, bir duyguyu veya farkına varılan bir şeyi sessizce yaklaşan bir şey gibi sunar.

Alıştırma

Cümleyi “fark edilmeden yavaş yavaş yaklaştı” anlamındaki deyimsel fiille tamamlayın: I was focused on other work, so the deadline ____ me.

Cevabı göster

crept up on

Now, they are our constant realities.

0:20

Şimdi ise onlar bizim değişmez gerçeklerimiz.

The problem is, no one can really keep going like this Anlatım akışı

0:23

Sorun şu ki, hiç kimse gerçekten bu şekilde devam edemez

over a whole lifetime.

0:26

bütün bir ömür boyunca.

Anlatım akışı

Temel zorluğu tanıtan bir işaret olarak“The problem is”

The problem is, söylemin yönünü gösteren bir ifadedir. Dinleyiciye, konuşmacının arka plan bilgisinden temel zorluğa veya eleştiriye geçtiğini bildirir. Bu cümlede virgülden sonraki yan cümle söz konusu zorluğu açıklar: hiç kimse daha önce anlatılan yaşam biçimini ömür boyu sürdüremez. Bu kalıp, ardından gelen yan cümleyi savın merkezindeki sorun olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi, örnekte temel zorluğu tanıtan ifadeyle tamamlayın: ____, the room is too small for all thirty guests.

Cevabı göster

The problem is

The burdens are too great, Anlatım akışı

0:28

Yükler çok büyük,

our minds too delicate.

0:30

zihinlerimiz ise çok narin.

Anlatım akışı

“our minds too delicate”ifadesindeki paralel eksilti

Bu cümlede iki paralel yan cümle vardır: The burdens are too great ve our minds are too delicate. Aynı bağ fiili ilk yan cümleden tamamlanabildiği için ikinci are söylenmemiştir. Bu eksilti, iki yargıyı kısa ve dengeli hâle getirir. İkinci bölüm yanlışlıkla oluşmuş eksik bir cümle değildir; paralel yapı, eksik fiili tamamlamayı sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede örnektekiyle aynı paralel eksilti doğru biçimde kullanılmıştır?

  1. The first route is too long, and the second is too dangerous.
  2. The first route is too long because the second is too dangerous.
  3. The first route is too long, the second too dangerous.
Cevabı göster

The first route is too long, the second too dangerous.

Unfortunately, society doesn't give us much room to fall apart. Notlar

0:32

Ne yazık ki toplum, çökmemiz için bize fazla alan tanımaz.

Kalıp ifadeler

give someone room to do something: birine bir şey yapması için alan tanımak

give someone room to do something yapısında room, fiziksel bir oda değil; özgürlük, fırsat veya duygusal alan anlamına gelen sayılamayan soyut bir isimdir. Burada give us much room to kalıbı, us ile ardından gelen fall apart eylemini birbirine bağlar. Cümlecik olumsuz olduğu için much “büyük miktarda” anlamındadır; dolayısıyla doesn't give us much room to, toplumun bu tepki için çok az alan tanıdığı anlamına gelir. Bu yapı özerklik, hata yapma ve toparlanma için de kullanılabilir: give people room to decide, learn, or recover.

Alıştırma

Cümleyi give someone room to yapısıyla tamamlayın: Good teachers ____ make mistakes and learn from them.

Cevabı göster

give students room to

Öbek fiiller

fall apart: duygusal olarak çöküp başa çıkamaz hâle gelmek

Burada fall apart mecazidir. Özne bir kişi olduğunda duygusal dengesini kaybetmek veya artık durumla başa çıkamamak anlamına gelir; fiziksel olarak parçalara ayrılmak söz konusu değildir. Baskı altında yaşanan güçlü bir çöküşü anlatır, ancak tek başına tıbbi bir durumu adlandırmaz ya da teşhis etmez. Aynı öbek fiil ilişkilerin, planların veya sistemlerin çökmesini de anlatabilir; hangi tür çöküşün kastedildiğini bağlam gösterir.

Alıştırma

Duygusal çöküşü göstermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? After weeks of constant pressure, Maya felt she was beginning to ...

  1. fall asleep
  2. fall apart
  3. fall behind
  4. fall over
Cevabı göster

fall apart

It wants us at the desk 9:00 a.m. sharp every day Kelime

0:36

Bizi her gün tam sabah 9'da masada ister

Kelime

9:00 a.m. sharp: tam belirtilen saatte

Belirli bir saat ifadesinden sonra sharp, “tam o saatte, gecikmeden ve esneklik payı olmadan” demektir. Burada 9:00 a.m. sharp, istenen saatin yaklaşık bir zaman ya da sadece son sınır değil, tam 09.00 olduğunu belirtir. Sharp'ın bu zaman kullanımı vurguyu artırır ve çoğu kez katı bir programı veya talimatı düşündürür. Burada “keskin kenarlı” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle 08.00'i yaklaşık bir zaman veya son sınır değil, kesin bir saat olarak belirtiyor?

  1. Be there at 8:00 sharp.
  2. Be there by 8:00.
  3. Be there around 8:00.
Cevabı göster

Be there at 8:00 sharp.

with a PowerPoint ready to go,

0:39

sunuma hazır bir PowerPoint ile,

and the pressure doesn't let up Öbek fiiller

0:41

ve baskı hiç azalmaz

Öbek fiiller

let up: şiddeti azalmak

Let up, “gücü, şiddeti veya sürekliliği azalmak” anlamına gelen geçişsiz bir öbek fiildir. Cümlede doesn't let up, baskının hiç hafiflemediğini ve aynı zorlayıcı düzeyde sürdüğünü belirtir. Zayıflayan şey genellikle öznedir: the rain lets up, the pain lets up veya the pressure lets up. Let up içindeki let, “izin vermek” anlamında kullanılmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede let up “şiddeti azalmak” anlamında kullanılmıştır?

  1. She let the package down gently with a rope.
  2. The manager let us leave after lunch.
  3. The noise finally let up after the machines were turned off.
Cevabı göster

The noise finally let up after the machines were turned off.

till we're finally released asleep

0:42

ta ki nihayet uykuya dalıp serbest kalana kadar

past 11:00 at night.

0:44

gece 11'i geçtikten sonra.

So we have no option but to keep going Dilbilgisi

0:46

Bu yüzden yola devam etmekten başka seçeneğimiz yoktur

Dilbilgisi

have no option but to: uygulanabilir tek seçenek

Have no option but to + fiilin yalın hâli, koşulların uygulanabilir tek bir hareket biçimi bıraktığını anlatır. Bu cümlede baskıya rağmen devam etmek, geriye kalan tek eylemdir. Bu kalıpta but sıradan bir karşıtlık bağlacı değildir. Ardından to + fiilin yalın hâli gelir: have no option but to continue.

Alıştırma

Dersin no option kalıbıyla cümleyi tamamlayın: The last bus had already left, so we ____ walk home.

Cevabı göster

had no option but to

while on the side we may well be drinking too much, Notlar

0:49

bir yandan da çok fazla içiyor olabiliriz,

Kelime

on the side: ek ve daha az görünür bir etkinlik

Burada on the side, ana ve görünür günlük düzenin yanında, genellikle daha az açık biçimde başka bir şeyin de gerçekleştiğini anlatır. Normal sorumluluklar sürerken aşırı içmeyi paralel ve özel bir davranış olarak gösterir. Bir zarf öbeği olarak bir etkinliği niteleyebilir: work on the side veya sell cakes on the side. Anlamı bağlam belirler; buradaki kullanım fiziksel konumla ilgili değildir.

Alıştırma

'Maya teaches during the day and translates books on the side,' cümlesinde on the side ne anlama gelir?

  1. Kitapların yanındaki fiziksel bir noktada
  2. Kitaplar ayrı servis edilerek
  3. Ana işinin dışında yaptığı ek bir etkinlik olarak
Cevabı göster

Ana işinin dışında yaptığı ek bir etkinlik olarak

Dilbilgisi

may well: güçlü ama temkinli bir olasılık

Bu cümlede may well, bir şeyin olmasının oldukça muhtemel olduğunu belirtir. Konuşan kişi fazla içmeyi gerçek bir olasılık olarak görür, ancak bunu doğrulanmış bir gerçek gibi sunmaz. Aktarılabilir yapı may well + fiilin yalın hâlidir; may well be ve may well happen buna örnektir. Well, may ile belirtilen olasılığı güçlendirirken ifadeyi temkinli tutar.

Alıştırma

Gecikmenin yarına kadar sürmesinin oldukça muhtemel, ancak kesin olmadığını belirten ifadeyi seçin: The delay _____ continue into tomorrow.

  1. may as well
  2. will definitely
  3. may well
Cevabı göster

may well

waking up at odd times of night,

0:52

gecenin tuhaf saatlerinde uyanıyor,

addicted to the internet,

0:54

internet bağımlısı oluyor,

calming ourselves down with sedatives, Öbek fiiller

0:55

kendimizi sakinleştiricilerle yatıştırıyor,

Öbek fiiller

calming ourselves down: calm + kişi + down

Calming ourselves down, kendimizi daha az gergin, üzgün veya heyecanlı hâle getirmek demektir. Sakinleştirme eylemini yapanlarla eylemden etkilenenler aynı kişiler olduğu için ourselves nesnedir. Aktarılabilir yapı calm + kişi + down şeklindedir; calm myself down ve calm the child down buna örnektir. Down, öbek fiildeki bir parçacıktır; aşağı yönlü hareket anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi calm, doğru dönüşlülük zamiri ve down kullanarak tamamlayın: Before the speech, I took a deep breath to ____.

Cevabı göster

calm myself down

and developing all kinds of physical twitches and ailments.

0:57

ve her türlü fiziksel seğirme ile rahatsızlıklar geliştiriyor olabiliriz.

But in truth,

1:01

Fakat aslına bakılırsa,

no good life can or should go by Dilbilgisi

1:02

iyi bir hayat asla geçemez ve geçmemelidir

without a few quite open incidents of complete breakdown,

1:05

birkaç oldukça açık tam çöküş vakası yaşanmadan,

Dilbilgisi

No good life can or should go by without ...: iyi bir hayat … olmadan geçemez ve geçmemelidir

no X can or should go by without Y kalıbı, bütün bir hayatın, dönemin veya deneyimin Y tamamen yokken geçemeyeceğini ve konuşanın görüşüne göre geçmemesi gerektiğini anlatır. Olumsuz no ile without birlikte bu mantığı kurar; X’in devam edemeyeceği anlamına gelmez. Bu cümlede go by, “geçmek” veya “yaşanıp tamamlanmak” anlamındadır. Can iddiayı gerçekçi ya da kaçınılmaz olarak sunarken should, zor anların iyi bir hayatta uygun bir yeri olduğu yönündeki konuşmacı değerlendirmesini ekler.

Alıştırma

Cümleyi dersteki kalıbın aynısıyla tamamlayın: No school year ____ a few challenges.

Cevabı göster

can or should go by without

moments when we pull up a white flag Deyimler

1:10

beyaz bayrağı çektiğimiz anlar olmadan

Deyimler

Pull up a white flag: teslim olma metaforu

Beyaz bayrak, teslimiyetin veya çatışmayı durdurma isteğinin yaygın olarak tanınan bir işaretidir. Buradaki pull up a white flag mecazidir: kişi aynı şekilde başa çıkmaya devam edemeyeceğini kabul eder ve bir süreliğine direnmeyi bırakır. Bu imge, o anı sessiz bir başarısızlıktan ziyade etkin bir işaret gibi gösterir. Bağlama göre ara, yardım veya merhamet istemeyi ifade edebilir.

Alıştırma

“After several failed attempts, Leo raised the white flag and called for help,” cümlesinde raised the white flag ne anlama gelir?

  1. Tek başına devam edemeyeceğini kabul etti.
  2. Sorunu sessizce görmezden geldi.
  3. Kesin bir zaferi kutladı.
Cevabı göster

Tek başına devam edemeyeceğini kabul etti.

and declare ourselves simply unable to cope Kalıp ifadeler

1:12

ve sadece baş edemeyeceğimizi

Kalıp ifadeler

declare ourselves simply unable to cope: sınırları resmen kabul etmek

To declare ourselves unable to cope, durumla başa çıkamadığımızı açık ve resmî biçimde ifade etmek demektir. Yapı declare + dönüşlülük zamiri + sıfat tümleci şeklindedir: declare ourselves unable. Buradaki simply, kabulü daha doğrudan ve kesin hâle getirir. Cope, bir durumla başarıyla başa çıkmak demektir; belirli bir zorluk söylendiğinde cope with something kalıbı kullanılır.

Alıştırma

Resmî ifadeyi hedef kalıbın aynısıyla tamamlayın: “After reviewing the emergency workload, we must ____.”

Cevabı göster

declare ourselves simply unable to cope

or fulfill any of our normal functions for a time. Kelime

1:15

ya da bir süreliğine normal işlevlerimizin hiçbirini yerine getiremeyeceğimizi ilan ettiğimiz anlar.

Kelime

fulfill any of our normal functions: beklenen işlevleri yerine getirmek

Fulfill any of our normal functions, bizden beklenen olağan faaliyetleri, becerileri veya sorumlulukları yerine getirmek demektir. Buradaki functions, iş, sosyal yaşam ve günlük hayattaki normal kapasiteleri geniş anlamda ifade eder. Bu ifade unable to ile paralel olduğu için any, olumsuzluğun kapsamını genişletir: konuşan kişi bir süre olağan işlevlerini bile yerine getiremez. fulfill + function yapısı, bir rolün veya sistemin yapması beklenen işi gerçekleştirmeye odaklanır.

Alıştırma

“Fatigue made her unable to fulfill her normal functions at work,” cümlesinde fulfill her normal functions ne anlama gelir?

  1. Kendisi için yeni roller keşfetmek
  2. Olağan faaliyetlerini ve sorumluluklarını yerine getirmek
  3. Kişisel dileklerini gerçekleştirmek
Cevabı göster

Olağan faaliyetlerini ve sorumluluklarını yerine getirmek

Rather than seeing this as an illness, Dilbilgisi

1:19

Bunu bir hastalık olarak görmek yerine,

this should be interpreted as evidence of normality Kalıp ifadeler

1:21

normalliğin bir kanıtı olarak yorumlanmalıdır

and even health.

1:25

ve hatta sağlığın.

Dilbilgisi

Rather than seeing: bir görüşü reddedip başka bir görüş sunmak

rather than + -ing yapısı, konuşanın bir kenara bıraktığı eylemi veya bakış açısını sunar. Burada Rather than seeing this as an illness, bunun bir hastalık olduğu yorumunu reddeder. Ana cümle daha sonra tercih edilen yorumu edilgen yapıyla verir. İki yorum karşılaştırılır: onu A olarak görme; B olarak anla.

Alıştırma

Cümleyi rather than ve see fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ the delay as a failure, see it as a chance to improve the plan.

Cevabı göster

Rather than seeing

Kalıp ifadeler

interpreted as evidence of: bir gözlemi sonuca bağlamak

interpret X as evidence of Y kalıbı bir akıl yürütme zinciri sunar: X gözlemlenen olgudur, Y ise gözlemcinin X tarafından desteklendiğini düşündüğü sonuçtur. Bu cümlede tartışılan olgu, normalliği ve hatta sağlığı destekleyen bir unsur olarak sunulur. As evidence of, sonucun otomatik olarak kanıtlandığı anlamına gelmez. Analitik bir yorumu belirtir ve çoğu zaman yalnızca X means Y demekten daha kesindir.

Alıştırma

Cümleyi interpret fiilinin edilgen biçimi ve ardından evidence of kullanarak tamamlayın: The repeated errors should be ____ a problem in the process.

Cevabı göster

interpreted as evidence of

During our crazy moments,

1:26

Çıldırma anlarımızda,

we might be lying in bed staring at the ceiling for long periods,

1:28

yatakta uzanıp uzun süre tavana bakıyor olabiliriz,

seeming to make no sense,

1:32

anlamsız görünerek,

wearing strange clothes and sitting on the porch all day

1:34

tuhaf kıyafetler giyip bütün gün verandada oturarak

doing nothing,

1:37

hiçbir şey yapmadan,

shouting, singing, dancing, cavorting,

1:38

bağırarak, şarkı söyleyerek, dans ederek, zıplayarak,

being silly in a way one hasn't been for decades,

1:41

onlarca yıldır olmadığımız kadar aptalca davranarak,

making some unusual new friends

1:43

alışılmadık yeni arkadaşlar edinerek

and taking off to strange places. Öbek fiiller

1:45

ve garip yerlere doğru yola çıkarak.

Öbek fiiller

Ani biçimde ayrılma anlamındaki taking off

Burada taking off, ayrılmak ya da yola koyulmak anlamındadır ve ayrılışın ani veya dürtüsel olabileceği hissini verir. Ardından gelen to strange places hareketin varış noktasını gösterir; dolayısıyla take off burada bir uçağın havalanması ya da bir giysinin çıkarılması anlamına gelmez. Bu yaygın deyimsel fiilin hangi anlamda kullanıldığını özne, yakındaki sözcükler ve cümle yapısı belirler.

Alıştırma

“The tourists kept taking off to unfamiliar towns without warning,” cümlesinde taking off ne anlama gelir?

  1. Turistler tanımadıkları kasabalara ansızın gidip duruyordu.
  2. Turistler kasabalarda sürekli giysilerini çıkarıyordu.
  3. Turistlerin uçağı kasabaların üzerinde tekrar tekrar havalanıyordu.
Cevabı göster

Turistler tanımadıkları kasabalara ansızın gidip duruyordu.

Naturally, such phases won't be easy for those around us,

1:48

Doğal olarak, bu tür evreler etrafımızdakiler için kolay olmayacaktır,

but we should collectively know how to tolerate these phases

1:52

ancak kolektif olarak bu evreleri nasıl tolere edeceğimizi bilmeliyiz

without panic,

1:55

paniğe kapılmadan,

as just part of ordinary life.

1:57

sadece sıradan hayatın bir parçası olarak.

We allow our bodies to have moments of breakdown and rest. Anlatım akışı

1:59

Bedenlerimizin çöküş ve dinlenme anları yaşamasına izin veriyoruz.

We should allow similar moments for our minds.

2:03

Zihinlerimiz için de benzer anlara izin vermeliyiz.

Anlatım akışı

We allow our bodies ... We should allow similar moments: benzetme kurmak

İki cümlede birbirine karşılık gelen yapılar ve eşleştirilmiş düşünceler kullanılır: ilk cümlede bodies, ikinci cümlede minds vardır. Bedenlerin bazen çökebileceğini ve dinlenmeye ihtiyaç duyabileceğini kabul ederiz; similar moments özellikle breakdown and rest ifadesine geri gönderme yaparak bu kabul edilmiş düşünceyi zihinsel yaşama uygular. Bu, savı düzenlemek için kullanılan bir benzetmedir. İkinci iddiayı bilinen ilk iddiaya bağlayarak kabul edilmesini kolaylaştırır, ancak bedensel ve zihinsel süreçlerin tamamen aynı olduğunu söylemez.

Alıştırma

Şu cümlelerdeki paralel yapının temel görevi nedir: “We allow our bodies to have moments of breakdown and rest. We should allow similar moments for our minds.”?

  1. Beden ve zihnin her zaman tamamen aynı biçimde çöktüğünü ve toparlandığını iddia etmek.
  2. Bedensel çöküş ve dinlenmenin kabul edilmesini, zihin için de benzer anlara izin verilmesini desteklemek amacıyla kullanmak.
  3. Birbiriyle bağlantısı olmayan iki dinlenme türünden aralarında ilişki kurmadan söz etmek.
Cevabı göster

Bedensel çöküş ve dinlenmenin kabul edilmesini, zihin için de benzer anlara izin verilmesini desteklemek amacıyla kullanmak.

In any case, Anlatım akışı

2:06

Zaten her halükarda,

the so-called sane world is pretty disturbed too, Notlar

2:07

sözde aklı başında olan dünya da oldukça rahatsızdır,

once one considers it frankly.

2:10

insan dürüstçe bir düşündüğünde.

Anlatım akışı

Ana noktaya dönüş sinyali olarak In any case

In any case, az önce ele alınan ayrıntıları, seçenekleri veya belirsizlikleri bir kenara bırakıp bunlardan bağımsız olarak geçerli kalan bir noktaya geçiş yapan bir söylem işaretidir. Burada önceki düşünce akışını kapatır ve yazarın “aklı başında dünya” hakkındaki daha geniş iddiasını başlatır. “Belirli bir durumda” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede çözülemeyen bir ayrıntı bir kenara bırakılıp ana noktaya dönmek için in any case kullanılmıştır?

  1. We may never know why the train was delayed. In any case, we arrived before the meeting began.
  2. Take an umbrella just in case it rains.
  3. In this case, the blue button starts the machine.
Cevabı göster

We may never know why the train was delayed. In any case, we arrived before the meeting began.

Kelime

Bir etiketi sorgulamak için so-called

So-called, insanların kullandığı bir adlandırma veya etiketin önüne gelir. Yalnızca “genellikle böyle tanımlanan” anlamına gelebilir, ancak çevresindeki bağlam ona çoğu zaman kuşkucu veya alaycı bir ton verir. Burada sane, yazarın reddettiği bir etiket olarak sunulur; pretty disturbed too bu tanıma doğrudan karşı çıkar. Dünya sane diye adlandırılır, fakat yazar onun gerçekten öyle olduğunu kabul etmez.

Alıştırma

Hangi cümlede bir etiketin doğruluğunu sorgulamak için so-called en açık biçimde kullanılmıştır?

  1. The so-called quick fix created three new problems.
  2. She called me after lunch.
  3. The device is called a pressure sensor.
Cevabı göster

The so-called quick fix created three new problems.

Anlatım akışı

sane world is pretty disturbed too: bilinçli bir paradoks

Cümle, normalde zıt durumlara işaret eden sane ve disturbed sözcüklerini yan yana getirir. Bu görünür çelişki bilinçlidir: sane dünyanın kabul gören etiketini, disturbed ise konuşmacının dünyanın gerçek davranışına ilişkin yargısını belirtir. Burada pretty “oldukça” anlamındadır; too ise bu dünyayı daha önce sorunlu olarak sunulan bir şeye bağlar. Bu karşıtlık, “normal” toplum ile o toplumun anormal saydığı kişiler arasındaki alışılmış ayrımı tersine çevirir.

Alıştırma

“the sane world is pretty disturbed too” ifadesindeki karşıtlık temel olarak ne yapar?

  1. Disturbed sözcüğünü yalnızca birinin dünyayı böldüğü anlamında kullanır.
  2. Dünyadaki herkesin aynı tıbbi tanıyı aldığını iddia eder.
  3. Sözde normal dünyanın da sorunlu davrandığını söyleyerek sane etiketini sorgular.
  4. Dünyanın eskiden sağlıklı olduğunu ama aniden bozulduğunu söyler.
Cevabı göster

Sözde normal dünyanın da sorunlu davrandığını söyleyerek sane etiketini sorgular.

It's apparently mental health Anlatım akışı

2:12

Görünüşe göre akıl sağlığı dediğimiz şey,

that we set ourselves the task Kalıp ifadeler

2:14

kendimize biçtiğimiz bir görevdir

of energetically destroying the planet.

2:15

gezegeni enerjik bir şekilde yok etme görevi.

Anlatım akışı

apparently mental health ... destroying the planet: ironiyi fark etmek

Bu cümle, gezegeni yok etmek ruh sağlığının kanıtıymış gibi görünür; ancak konuşmacı tam tersini kasteder. Apparently burada kuşkucu bir mesafe kurar: toplumun kendisini zihinsel olarak sağlıklı sayan iddiasını içtenlikle onaylamak yerine onu yankılar. Olumlu mental health etiketi ile destroying the planet gibi aşırı bir eylem yan yana getirilerek ironi oluşturulur. Okuyucu, böyle bir yıkımın peşindeki toplumun kendi davranışını aklı başındalığın kanıtı olarak makul biçimde sunamayacağını çıkarır. Set ourselves the task of kalıbı da eylemi bilinçli ve enerjik göstererek eleştiriyi keskinleştirir.

Alıştırma

Hangi yorum konuşmacının niyetine en uygundur?

  1. Konuşmacı insanları zor bir görev üzerinde enerjik biçimde çalıştıkları için över.
  2. Konuşmacı gezegen hakkındaki yeni bir bilimsel bulguyu tarafsız biçimde aktarır.
  3. Konuşmacı çevresel eylemlere dayalı klinik bir ruh sağlığı tanımı verir.
  4. Konuşmacı, kendisini zihinsel olarak sağlıklı sayarken gezegene bilinçli biçimde zarar veren bir toplumu alaycı biçimde sorgular.
Cevabı göster

Konuşmacı, kendisini zihinsel olarak sağlıklı sayarken gezegene bilinçli biçimde zarar veren bir toplumu alaycı biçimde sorgular.

Kalıp ifadeler

set ourselves the task of + -ing: kendine görev vermek

“Set ourselves the task of”, bir işi bilinçli olarak kendi görevimiz veya hedefimiz hâline getirdiğimiz anlamına gelir. Bu cümlede gezegene zarar vermek, insanlık bunu bilinçli bir görev olarak seçmiş gibi sunulur. Böylece resmî bir plan anlatılmaktan çok kasıtlı bir abartı oluşturulur. Yapı set + dönüşlülük zamiri + the task of + -ing şeklindedir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olur: I set myself, she set herself ve we set ourselves.

Alıştırma

Cümleyi “bunu kendi görevimiz hâline getirdik” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: We ____ checking every source before publishing the report.

Cevabı göster

set ourselves the task of

Work to meet punishing but arbitrary economic targets, Kalıp ifadeler

2:18

Cezalandırıcı ama keyfi ekonomik hedefleri tutturmak için çalışmak,

Kalıp ifadeler

meet ... targets: gereken hedeflere ulaşmak

“Meet punishing but arbitrary economic targets” ifadesinde meet, gereken düzeye ulaşmak veya hedefleri tutturmak anlamına gelir. Biriyle buluşmak anlamında değildir. Punishing but arbitrary, hedefleri ağır ve makul bir temele dayanmadan seçilmiş olmakla eleştirir; ancak meet sözcüğünün anlamını değiştirmez. meet ile targets arasına targets sözcüğünü niteleyen kelimeler gelebilir. Başka durumlara aktarılabilecek eş dizim meet + target(s) yapısıdır; belirleyici ve niteleyiciler isteğe bağlı olarak eklenebilir: meet the target, meet strict targets, meet our annual targets.

Alıştırma

“The new plan should help us meet our monthly targets,” cümlesinde meet ne anlama gelir?

  1. Gereken düzeye ulaşmak.
  2. Biriyle toplantı yapmak.
  3. Hedeflerin ne olacağına karar vermek.
Cevabı göster

Gereken düzeye ulaşmak.

leave ourselves no time for anything but work, Kalıp ifadeler

2:21

işten başka bir şeye kendimize zaman bırakmamak,

Kalıp ifadeler

leave ourselves no time for: zaman kalmamasına neden olmak

leave ourselves no time for... ifadesinde leave, “ayrılmak” değil, “birinin belirli bir durumda kalmasına yol açmak” anlamındadır. Yapı leave + person + no time for + noun or -ing form şeklindedir: bir program veya seçim, kişinin bir şeye ayıracak zamanı kalmamasına neden olur. Burada ourselves dönüşlüdür: aşırı çalışmaya yol açan kişiler ile bunun sonucunu yaşayan kişiler aynıdır. Bu yapı yalnızca zamanın kısıtlı olduğunu söylemek yerine zaman eksikliğinin nedenini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi leave + person + no time for yapısıyla tamamlayın: The two-hour commute ____ exercise on weekdays.

Cevabı göster

leaves me no time for

Kalıp ifadeler

anything but work: no time for altında istisna anlamı

no time for anything but work ifadesinde anything but work, “iş dışındaki herhangi bir şey” anlamına gelen bir isim grubudur. No time for bu grubun tamamını olumsuzlar; böylece iş dışındaki bütün etkinlikler elenir ve geriye yalnızca iş kalır. Yapıyı dıştan içe okuyun: no time for [anything except X], “yalnızca X için zaman olması” anlamına gelir.

Alıştırma

“The deadline left us no time for anything but revisions,” cümlesinin tamamı ne anlama geliyor?

  1. Düzeltmeler dışında her göreve izin verilir.
  2. Düzeltmeler kesinlikle kabul edilemez.
  3. Yalnızca düzeltmeler için zaman var.
Cevabı göster

Yalnızca düzeltmeler için zaman var.

drown in toxic media, Deyimler

2:24

zehirli medyada boğulmak,

Deyimler

drown in toxic media: zararlı medya içeriklerine boğulmak

Bu cümlede drown in, bir şeyin aşırı miktarı altında ezilmek anlamına gelen bir mecazdır. Drown in toxic media, zararlı veya sağlıksız medya içeriğini kontrol etmek ya da ondan uzaklaşmak zorlaşacak kadar çok tüketmek demektir; kimse gerçekten suyun altında değildir. Tekrar kullanılabilen yapı drown in + isim şeklindedir; drown in work, debt veya information buna örnektir. Bu yapı genellikle miktarı aşırı ve yük oluşturacak biçimde sunar. Buradaki toxic de mecazidir: İçeriğin kimyasal olarak zehirli olduğunu değil, zararlı bulunduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “çok büyük bir miktarın altında ezilmek” anlamındaki iki kelimelik İngilizce mecazla tamamlayın: During exam week, Leo felt as if he would ____ assignments.

Cevabı göster

drown in

and develop unrealistic expectations about our bodies, Kalıp ifadeler

2:26

ve bedenlerimiz hakkında gerçekçi olmayan beklentiler geliştirmek,

relationships, and families.

2:30

ilişkilerimiz ve ailelerimiz hakkında.

Kalıp ifadeler

develop unrealistic expectations about: bir konu hakkında gerçekçi olmayan beklentiler geliştirmek

Buradaki develop, bir ürün tasarlamak veya üretmek değil, zamanla oluşturmak ya da sahip olmaya başlamak demektir. Develop unrealistic expectations, hayatın gerçekte gerçekleşmesi pek mümkün olmayan ölçütlere veya sonuçlara uyması gerektiğine inanmaya başlamak anlamına gelir. About, bu beklentilerin konusunu tanıtır. Tek bir edat, sıralanan üç ismin hepsi için geçerlidir: our bodies, relationships ve families. Tekrar kullanılabilen yapı develop expectations about + konu şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi “gerçekle uyuşmayan inançları zamanla oluşturmak” anlamındaki dört kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: Seeing only perfect results can make new employees ____ success.

Cevabı göster

develop unrealistic expectations about

No wonder we need periods of true madness Anlatım akışı

2:32

Şaşılacak bir şey yok gerçek bir delilik dönemine ihtiyaç duymamıza

as a corrective.

2:34

bir düzeltici olarak.

Anlatım akışı

No wonder ile kanıta dayalı doğal bir sonuca varmak

No wonder, nedenler daha önce verilmiş olduğu için doğal ya da şaşırtıcı olmayan bir sonucu sunar. Burada daha önce sözü edilen baskılar, dengeyi düzeltici bir döneme duyulan ihtiyacı beklenir kılar. Genellikle No wonder + yan cümle kalıbıyla kullanılır. Bu ifade, kanıtları bir tepki ya da yargıya dönüştürerek bilgiyi düzenler; bu kullanımda wonder 'merak etmek' anlamına gelmez.

Alıştırma

Sonucun şaşırtıcı olmadığını belirten kalıplaşmış ifadeyle tepkiyi tamamlayın: She practiced every day for months. ____ she won the competition.

Cevabı göster

No wonder

That said, Anlatım akışı

2:36

Bununla birlikte,

the emphasis should always be on having a good mental breakdown. Notlar

2:37

vurgu her zaman iyi bir zihinsel çöküş yaşamak üzerinde olmalıdır.

Anlatım akışı

That said ile bir sınırlama eklemek

That said, önceki ifadeyi kabul eder ve ardından bir sınır, çekince ya da düzeltme geleceğini bildirir. Burada önceki düşünceyi kabul ettikten sonra hangi tür ruhsal çöküşün değerli sayılması gerektiğini daraltır. Söylem belirteci olarak genellikle yeni cümlenin ya da yan cümlenin başında yer alır ve ardından virgül gelir. Bir şeyin kelimenin tam anlamıyla 'söylenmiş' olduğunu bildirmez; ilk noktayı bütünüyle reddetmeden argümanı dengeler.

Alıştırma

İlk noktayı kabul edip ardından bir sınırlama ekleyen iki sözcüklü geçiş ifadesiyle tamamlayın: The plan is creative. ____, it may cost too much.

Cevabı göster

That said

Kalıp ifadeler

The emphasis should always be on + isim veya -ing biçimi

the emphasis is/should be on X kalıbı, X’in ana öncelik veya odak noktası olduğunu gösterir. Bu cümlede should always be, bu önceliğin sürekli korunması gerektiğine dair güçlü bir öneri ekler. on’dan sonra bir isim öbeği veya -ing biçimi kullanılır: the emphasis is on safety; the emphasis is on building trust. Burada having, öncelik olarak ele alınan etkinliği tanıtır. On bu kalıbın bir parçasıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir önceliği belirtmek için emphasis ismini doğru kullanır?

  1. The emphasis should be on building practical skills.
  2. The emphasis should be in building practical skills.
  3. We should emphasis on building practical skills.
Cevabı göster

The emphasis should be on building practical skills.

Anlatım akışı

a good mental breakdown ifadesindeki paradoks

good sıfatı, mental breakdown ifadesinin normalde taşıdığı olumsuz anlamla çatışır. Bu çatışma bilinçlidir: Dinleyiciyi durup düşünmeye ve her çöküşü olumlu saymak yerine çöküşü yol açtığı sonuca göre değerlendirmeye yöneltir. Burada good, deneyimin kişinin saklı kalmış duyguları veya içgörüleriyle yeniden bağ kurmasına yardım edebileceği için “potansiyel olarak yapıcı” anlamındadır. Bu, konuşmacının retorik bir yeniden tanımlamasıdır; standart bir tıbbi tanı veya kategori değildir.

Alıştırma

Bu cümlede a good mental breakdown ne anlama gelir?

  1. Yararlı bir duygusal yeniden bağ kurmaya yol açabilecek bir çöküş için kullanılan retorik bir tanımlamadır.
  2. Her ruhsal çöküşün iyi olduğu anlamına gelir.
  3. Hafif ve zararsız bir durumun standart tıbbi adıdır.
Cevabı göster

Yararlı bir duygusal yeniden bağ kurmaya yol açabilecek bir çöküş için kullanılan retorik bir tanımlamadır.

A good one is where we allow ourselves to reconnect Kalıp ifadeler

2:41

İyi bir çöküş, kendimize yeniden bağlanma izni verdiğimiz zamandır

with valuable truths that we've lost sight of, Deyimler

2:44

gözden kaçırdığımız değerli gerçeklerle,

Kalıp ifadeler

allow ourselves to reconnect with: yeniden bağ kurmak için kendimize izin vermek

Bu cümlede allow ourselves to reconnect with, değerli gerçeklere yeniden dikkat edebilmek için kendimize alan ya da izin vermeyi seçmek anlamına gelir. Reconnect with, bağın tamamen koptuğu anlamına gelmek zorunda değildir; ihmal edilmiş bir şeye yeniden dikkat yöneltmek anlamına da gelebilir. Kalıp allow + dönüşlülük zamiri + to + fiil şeklindedir. Özne we olduğu için uygun dönüşlülük zamiri ourselves olur: we allow ourselves to reconnect with something.

Alıştırma

İngilizce cümleyi allow, we ile uyumlu dönüşlülük zamiri ve reconnect with kullanarak tamamlayın: On quiet weekends, we ____ old hobbies.

Cevabı göster

allow ourselves to reconnect with

Deyimler

lost sight of: önemli bir şeyi artık akılda tutmamak

Burada lost sight of mecaz anlamda kullanılmıştır. Nesnesi soyut olan valuable truths ifadesi olduğundan, bu gerçeklerin fiziksel olarak görüş alanından çıkmasını değil, artık dikkat görmemesini veya konuşana yön vermemesini anlatır. Lose sight of çoğu zaman dikkat dağınıklığı, baskı veya günlük uğraşlar nedeniyle oluşan kademeli bir değişimi ifade eder. Tamamen unutmayı gerektirmez; önemli olan şeyin artık açıkça akılda tutulmaması temel noktadır.

Alıştırma

“During the busy launch, the team lost sight of its original goal.” İngilizce cümlesinde lost sight of ne anlama gelir?

  1. Hedefi başarıyla tamamladılar.
  2. Hedefi artık akıllarında tutmuyorlardı.
  3. Tahtaya yazılmış bir hedefi artık göremiyorlardı.
Cevabı göster

Hedefi artık akıllarında tutmuyorlardı.

emotions and insights that ordinary life

2:47

sıradan hayatın

has prevented us from investigating, Dilbilgisi

2:49

araştırmamızı engellediği duygu ve içgörülerle,

Dilbilgisi

has prevented us from investigating içinde prevent someone from doing kalıbı

“that ordinary life has prevented us from investigating” yan cümlesinde ordinary life engeli, us etkilenen kişileri, investigating ise engellenen eylemi gösterir. Bu yan cümle, hangi emotions and insights ögelerinden söz edildiğini belirler. Standart kalıp prevent + someone/something + from + -ing şeklindedir. Buradaki has prevented, geçmişteki bir eylemin şimdiki etkisini gösterir. from sonrasında to ile mastar değil, -ing biçimi kullanılır.

Alıştırma

prevent fiilinin geçmiş zaman biçimini, us nesnesini ve gerekli edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: Heavy snow ____ reaching the mountain village.

Cevabı göster

prevented us from

perhaps sexual exploration,

2:52

belki cinsel keşiflerle,

creativity, heedlessness,

2:53

yaratıcılıkla, umursamazlıkla,

contact with our bodies,

2:55

bedenlerimizle temasla,

empathy, ecstasy,

2:57

empatiyle, vecd haliyle,

or a new kind of self-knowledge.

2:58

ya da yeni bir tür kendini tanımayla.

The idea is that we should return from the land of madness Deyimler

3:00

Fikir şu ki delilik diyarından dönmeli

and plant in the fields of apparent sanity

3:04

ve görünüşteki akıl sağlığının tarlalarına ekmeliyiz

a lot of pretty valuable seeds

3:06

birçok oldukça değerli tohumu

that can bear fruit and sustain

3:09

meyve verebilecek ve bizi ayakta tutabilecek

us in the periods ahead.

3:10

önümüzdeki dönemlerde.

Deyimler

delilik ülkesinden dönmek... değerli tohumlar ekmek... meyve vermek şeklindeki genişletilmiş metafor

Cümle, vurgulanan üç bölümün tamamında tek bir genişletilmiş tarım metaforu kurar. “the land of madness” ruhsal bir kriz dönemini temsil eder; oradan dönmek sıradan yaşama geri gelmek anlamına gelir. “fields of apparent sanity” krizden sonraki yaşamı temsil eder; ancak apparent, bu yaşamın kesin biçimde değil, görünüşte aklı başında olduğunu belirtir. Değerli “seeds”, kriz sırasında keşfedilen duygular, içgörüler ve kişinin kendisine ilişkin bilgilerdir. Bu tohumları “plant” etmek, keşifleri sonraki yaşama taşımak ve kullanmak demektir. Tohumlar “bear fruit” ederse yararlı sonuçlar üretir; “sustain us in the periods ahead”, bu sonuçların gelecekte bizi desteklemeye devam etmesi anlamına gelir. land–fields–seeds–fruit zinciri, soyut bir savı tutarlı ve somut bir imgeyle düzenler.

Alıştırma

Bu cümledeki genişletilmiş tarım imgesi ne anlama geliyor?

  1. Konuşmacı, gelecekteki acil durumlar için yiyecek yetiştirmek amacıyla şehirlerden ayrılmayı öneriyor.
  2. Aklı başında olmak değerli fikirlerin gelişmesini engeller; bu yüzden delilik dönemi devam etmelidir.
  3. Zor bir dönemde bulunan içgörüler sıradan yaşama taşınabilir ve daha sonra bizi destekleyebilir.
Cevabı göster

Zor bir dönemde bulunan içgörüler sıradan yaşama taşınabilir ve daha sonra bizi destekleyebilir.

We should at a collective level Kalıp ifadeler

3:12

Kolektif bir düzeyde yapmalıyız

Kalıp ifadeler

at a collective level: kolektif düzeyde

At a collective level, bir kişiyi tek başına ele almak yerine bir grup, topluluk ya da toplumun bütünü ölçeğinde düşünmek veya hareket etmek demektir. Burada We should ile başlayan önerinin kapsamını belirler. at a/an + sıfat + level kalıbı, bir konunun hangi düzeyde ele alındığını veya eylemin hangi düzeyde gerektiğini gösterir; at an individual level ve at an organizational level buna örnektir. Buradaki collective, grubun bütününü tanımlar; belirli bir kooperatif kuruluşunu adlandırmaz.

Alıştırma

Topluluğun tamamında eylem gerektiğini gösteren hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Preventing food waste requires more than individual choices; it must also be addressed ____.

Cevabı göster

at a collective level

give ourselves unfrightened accounts

3:14

kendimize korkusuzca açıklamalar sunmayı

of what mad episodes mean,

3:16

delilik nöbetlerinin ne anlama geldiğine dair,

confident that a reconciliation with the demands of the world Kalıp ifadeler

3:19

dünyanın talepleriyle uzlaşmanın

will eventually re-emerge.

3:22

sonunda yeniden ortaya çıkacağından emin olarak.

Kalıp ifadeler

a reconciliation with the demands of the world: dünyanın talepleriyle yeniden uyum

Bu cümlede a reconciliation with the demands of the world, kişinin iç durumu ile günlük yaşamın görevleri, baskıları ve pratik beklentileri arasında yeniden sürdürülebilir bir uyum kurulması anlamına gelir. Reconciliation burada iki kişinin bir tartışmayı bitirip barışması için değil, soyut anlamda kullanılmıştır. reconciliation with + şey isim kalıbı, gergin bir ilişkinin yeniden yönetilebilir hâle gelmesini gösterir. Burada demands, tüketici talebi değil, gereklilikler veya baskılar anlamındadır.

Alıştırma

Bu cümlede a reconciliation with the demands of the world ne anlama gelir?

  1. Kişinin durumu ile hayatın dış gereklilikleri arasında sürdürülebilir bir uyum
  2. Her toplumsal talebe sorgulamadan itaat etmek
  3. Dünya genelinde tüketici talebinin artması
Cevabı göster

Kişinin durumu ile hayatın dış gereklilikleri arasında sürdürülebilir bir uyum

We are not automatons, Anlatım akışı

3:24

Bizler otomatlar değiliz,

but highly complicated volatile collections of proteins Dilbilgisi

3:26

son derece karmaşık, değişken protein topluluklarıyız

Anlatım akışı

We are not automatons, but ...: not A, but B karşıtlık yapısı

not A, but B yapısı önce bir tanımı reddeder, ardından onun yerine daha doğru veya çarpıcı bir tanım getirir. Burada We are not automatons, insanların öngörülebilir biçimde çalışan ve duygusal ilgiye ihtiyaç duymayan makine benzeri varlıklar olduğu düşüncesini reddeder. B bölümü insanları highly complicated, volatile collections of proteins olarak yeniden tanımlar. Bu, karmaşıklığı, değişkenliği ve kırılganlığı vurgulayan canlı bir biyolojik benzetmedir; kelimesi kelimesine bilimsel bir tanım değildir. Bu karşıtlık, insanların özenli bir ilgiye ihtiyaç duyduğu fikrine de zemin hazırlar.

Alıştırma

Düzeltmeyi not A, but B yapısıyla tamamlayın: The animal is ____ a toy, ____ a living creature that needs care.

Cevabı göster

not · but

that needs careful and sympathetic administration. Kelime

3:30

dikkatli ve sempatik bir yönetime ihtiyaç duyan.

Dilbilgisi

collections of proteins that need ifadesinde özne-fiil uyumu

Standart yazılı İngilizcede needs yerine need kullanılmalıdır. that ilgi zamirinin başlattığı yan cümlenin öncülü, collections of proteins ifadesindeki çoğul baş isim collections'tır. Bu nedenle yan cümle collections ... that need careful administration biçiminde olmalıdır. Uzun bir isim öbeği, uyumu belirleyen sözcüğü gizleyebilir. Benzetme insanlığı tek bir genel fikir olarak ele alsa bile burada açıkça kullanılan dilbilgisel öncül çoğul collections'tır. Bu yüzden fiil bu çoğul biçimle uyum göstermelidir.

Alıştırma

Parantez içindeki fiili doğru biçimde kullanın: The boxes of glass that ____ careful handling are marked red. (need)

Cevabı göster

need

Kelime

careful and sympathetic administration: resmî ve şefkatli yönetim

Bu cümlede administration, karmaşık bir şeyi dikkatle yönetmek veya ele almak anlamına gelir. Bu ifade, bir insanın fiziksel ve duygusal yaşamını özenle yönetilmesi gereken karmaşık bir sistem gibi sunar. Burada sympathetic, anlayışlı ve şefkatli demektir. Bu nedenle careful and sympathetic administration, devlet idaresini ya da yalnızca ilaç vermeyi değil, kişinin kendisine karşı özenli ve şefkatli bir bakım ve yönetim uygulamasını anlatır.

Alıştırma

Özgün cümlede “careful and sympathetic administration” ne anlama geliyor?

  1. Belirli bir ilacı verme eylemi
  2. Karmaşık bir kişiyi veya durumu dikkatli ve şefkatli biçimde yönetmek
  3. Bir devlet kurumunun yaptığı işler
Cevabı göster

Karmaşık bir kişiyi veya durumu dikkatli ve şefkatli biçimde yönetmek

We should expect that periods of madness

3:33

Delilik dönemlerinin

just do belong to every wise and good life. Dilbilgisi

3:36

her bilge ve iyi hayatın tam da bir parçası olmasını beklemeliyiz.

Dilbilgisi

just do belong: olumlu cümlede vurgulu do

Olumlu bir cümlede do, vurgu eklemek için fiilin yalın biçiminden önce gelebilir. Do belong, “gerçekten ait olmak” veya “hakikaten doğal bir parçası olmak” anlamına gelir ve beklenen bir itiraza karşı çıkar. Burada just ısrarı daha da güçlendirir: just do belong, “gerçekten de ait olmak” demektir. “Kısa süre önce ait oldu” anlamına gelmez. Do sonrasında fiil yalın biçimde kalır: belongs veya belonged değil, belong kullanılır.

Alıştırma

Hataların öğrenmede yeri olmadığı düşüncesini güçlü biçimde reddetmek için cümleyi just ve vurgulu do ile tamamlayın: “Mistakes ____ in the learning process.”

Cevabı göster

just do belong