Aşktan Neden Daha Az Şey Beklemeliyiz?: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Tek bir partnerin her ihtiyacı karşılamasını beklemek kırgınlık doğurur. Uzlaşılan bağımsızlık ve dış destek sevgiyi daha istikrarlı kılabilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. taking the pressure off — Öbek fiiller: Bir kişiye veya ilişkiye yüklenen talepleri, ilişkiyi bitirme anlamı vermeden azaltmayı anlatın. 2. sounding board — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Gerçek bir tahta değil, fikirleri sınayıp düzenlemeye yardım eden güvenilir dinleyiciyi tanıyın. 3. The more we can survive without a relationship, the greater will be that relationship's chances — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: İki derecenin birlikte değişmesini bağıntılı karşılaştırmayla anlatın ve the greater sonrasındaki resmî devrik yapıyı tanıyın.
Bu derste
It can feel very weird and a bit threatening to talk about taking the pressure off a relationship. Öbek fiiller
0:04Bir ilişki üzerindeki baskıyı azaltmaktan bahsetmek çok tuhaf ve biraz da tehdit edici gelebilir.
taking the pressure off: talepleri azaltmak
Taking the pressure off, bir kişinin veya bir şeyin üzerindeki stresi, talepleri ya da beklentileri azaltmak demektir. Bu cümlede konuşan kişi, tek bir ilişkinin bütün ihtiyaçları karşılaması gerektiği beklentisini azaltmayı kastediyor; ilişkiyi bitirmeyi değil. talk about ifadesinden sonra fiil -ing biçimini alır, bu nedenle take sözcüğü taking olur. off parçacığı baskının ortadan kaldırıldığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve stresi ya da talepleri azaltmak anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Moving the deadline will ____ the team.
Cevabı göster
take the pressure off
Our collective inherited romantic culture likes to imagine functioning couples
0:11Kolektif olarak miras aldığımız romantik kültürümüz, işleyen çiftleri
doing more or less everything together and being the center of each other's lives. Notlar
0:16aşağı yukarı her şeyi birlikte yapan ve birbirlerinin hayatlarının merkezi olan kişiler olarak hayal etmeyi sever.
more or less: genel bir ifadeyi yaklaşık hâle getirmek
More or less; yaklaşık olarak, neredeyse veya genel olarak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada everything sözcüğünün kesinliğini azaltır: Çiftlerin neredeyse her şeyi birlikte yaptığı düşünülür, ancak birkaç istisnaya da yer bırakılır. Genel bir ifadeyi daha az kesin hâle getirir. Daha büyük ve daha küçük bir miktar arasında gerçek anlamda bir karşılaştırma ya da seçim değildir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve küçük istisnalarla neredeyse anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The hall is ____ ready; we only need to arrange two chairs.
Cevabı göster
more or less
“the center of each other's lives”: birbirinin hayatının merkezi olmak
“The center of each other's lives” mekânsal bir metafor kullanır. Merkez en önemli noktadır; dolayısıyla burada her iki eşin de diğerinin en yoğun ilgisini, verdiği önemi ve duygusal odağını aldığı anlatılır. Fiziksel bir yerde bulunmak kastedilmez. “Each other's” karşılıklılık bildiren bir iyelik yapısıdır: Her kişi diğerinin hayatının merkezidir. Bu nedenle ifade, bu önemin iki taraflı olduğunu gösterir.
Alıştırma
Dersi öğrendiğiniz ifadeyle cümleyi tamamlayın: The partners expected to be ____.
Cevabı göster
the center of each other's lives
one in which two people mean more or less everything to one another.
0:24iki insanın birbirleri için az çok her şey anlamına geldiği çifttir.
Kaynağı gösteren ara söz olarak “we're told”
“We're told”, kaynağı gösteren kısa bir ara sözdür. Cümlenin ana yapısı “The good couple is one in which ...” şeklindedir; “we're told” ifadesinin virgüller arasına yerleştirilmesi bu yapıyı kısa süreliğine keserek düşüncenin sözde nereden geldiğini belirtir. Edilgen yapı kaynağı isimsiz bırakır. Bu tartışma bağlamında tanımı yazarın kendi iddiası olarak değil, toplumdan veya kültürden alınan bir mesaj olarak sunar. Böylece mesafe yaratır ve kuşkuya ya da eleştiriye alan açar.
Alıştırma
“The good couple is, we're told, one in which two people mean more or less everything to one another,” cümlesinde ara söz olan “we're told” ne işe yarar?
- Fikri dışarıdaki seslere bağlar ve ona karşı belli bir mesafe yaratır.
- İki kişinin doğrudan birbirleriyle konuştuğunu belirtir.
- Konuşanın fikri bizzat ürettiğini ve tamamen desteklediğini söyler.
Cevabı göster
Fikri dışarıdaki seslere bağlar ve ona karşı belli bir mesafe yaratır.
sound relationship: sound sözcüğünün “sağlıklı ve güvenilir” anlamı
Burada sound, sağlıklı, istikrarlı ve sağlam ilkelere dayalı anlamında bir sıfattır. A sound relationship, dengeli ve güvenilir biçimde işleyen bir ilişkidir; sözcüğün işitme veya gürültüyle ilgisi yoktur. Bu değerlendirme anlamı tavsiye, akıl yürütme, karar, mali durum veya yapıları da tanımlayabilir. Bir şeyin iyi durumda ya da güvenilir olduğunu belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede sound “güvenilir ve sağlam temellere dayalı” anlamındadır?
- The committee gave us sound advice.
- The alarm made a loud sound.
- Please turn the sound down.
Cevabı göster
The committee gave us sound advice.
we're supposed to meet each other's needs in every area of existence, Notlar
0:30cinsellikten entelektüel uyarıma,
'we're supposed to': gerçek değil, beklenen bir kural
We're supposed to ifadesinde be supposed to, bir şeyi kural, toplumsal beklenti veya kabul görmüş düşünce olarak sunar. Burada insanların partnerlerden genellikle ne yapmalarını beklediğini anlatır; bunu gerçekten yaptıklarını söylemez. Bu ifade, konuşan kişi ile beklenti arasına mesafe koyabilir. Bağlama göre konuşan kişi yalnızca kuralı aktarabilir ya da bunun gerçekçi olup olmadığını sorgulayabilir. Bu yüzden ifadeyi otomatik olarak konuşanın kendi tavsiyesi şeklinde yorumlamayın.
Alıştırma
We're supposed to arrive by nine en doğrudan ne anlama gelir?
- Saat dokuza kadar varmak kuraldır veya beklenen şeydir.
- Saat dokuza kadar kesinlikle vardık.
- Konuşan kişi dışarıdan bir beklenti olmadan şahsen saat dokuzu tavsiye ediyor.
Cevabı göster
Saat dokuza kadar varmak kuraldır veya beklenen şeydir.
meet each other's needs: birbirinin ihtiyaçlarını karşılamak
Burada meet, “biriyle yüz yüze karşılaşmak” değil, “karşılamak” veya “gerekeni sağlamak” anlamına gelir. Nesne olarak needs kullanılması bu anlamı ortaya çıkarır. Each other's eylemi karşılıklı hâle getirir: her kişi diğerinin ihtiyaçlarına yanıt verir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp meet + bir kişinin needs biçimindedir; meet a patient's needs veya meet children's needs gibi.
Alıştırma
Cümleyi “birbirinin ihtiyaçlarını karşılamak” anlamındaki sabit karşılıklı ifadeyle tamamlayın: Good partners talk openly so they can ____.
Cevabı göster
meet each other's needs
from sex to intellectual stimulation,
0:35yemek pişirme tarzlarından yatak odası alışkanlıklarına kadar,
cooking styles to bedroom habits.
0:37varoluşun her alanında birbirimizin ihtiyaçlarını karşılamamız gerektiği varsayılır.
We're supposed to lead our social life in tandem, Deyimler
0:40Sosyal hayatımızı birlikte yürütmemiz,
in tandem: koordinasyon içinde hareket etmek
In tandem, “yakın koordinasyon içinde” veya “birbirine bağlı bir çift olarak” anlamına gelir. Yalnızca iki şeyin aynı anda gerçekleştiğini söylemez; eylemlerinin ya da değişimlerinin bağlantılı olduğunu da belirtir. Burada lead our social life in tandem, iki kişinin sosyal etkinliklerini neredeyse tek bir birim gibi birlikte düzenleyip yürütmesinin beklendiği anlamına gelir.
Alıştırma
İki ekip programlarını ve kararlarını koordine ediyor. Bu durumu en iyi hangi cümle anlatır?
- The two teams take turns without coordinating.
- The two teams work in tandem.
- The two teams work at the same time but independently.
Cevabı göster
The two teams work in tandem.
be the primary sounding board for one another's problems, Deyimler
0:43birbirimizin sorunları için birincil dert ortağı olmamız,
sounding board: sizi dinleyip düşünmenize yardım eden kişi
Bu cümlede sounding board, biri sorunlarını anlatırken onu dinleyen ve tepki veren ya da soru soran kişidir. Konuşanın düşüncelerini netleştirmesine yardım eder, ancak sorunu çözmek zorunda değildir. Bu ifade mecazdır. Partnerleri birbirlerinin primary sounding board'u olarak tanımlamak, her birini bu tür dinleme ve geri bildirim için diğerinin başvurduğu en önemli kişi olarak gösterir.
Alıştırma
Sizi dinleyen ve fikirlerinizi sınamanıza yardım eden kişiyi anlatan ifadeyi yazın: Before I pitch the plan, I need a ____ to hear me out.
Cevabı göster
sounding board
and complete each other in spirit and in matter. Deyimler
0:46ve birbirimizi ruhsal ve maddesel olarak tamamlamamız gerektiği düşünülür.
complete each other: birbirini bütün hissettirmek
Burada complete, bir görevi bitirmek değil, birini bütün hâle getirmek anlamındaki fiildir. Complete each other, iki kişinin birbirinde eksik olan şeyi sağladığını ve böylece birlikte bütün olduklarını anlatır. in spirit and in matter ifadesi bu düşünceyi hem iç veya duygusal yaşama hem de pratik veya maddi yaşama taşır. Bu, partnerliğe dair güçlü ve idealize edilmiş bir görüştür.
Alıştırma
Hangi cümle iki kişinin yalnızca iyi uyum sağladığını değil, birbirini bütün hissettirdiğini anlatır?
- The story suggests that the two partners complete each other.
- The story suggests that the two partners complement each other.
- The story suggests that the two partners complete the project together.
Cevabı göster
The story suggests that the two partners complete each other.
we should at once join in or at least come along and support them every weekend. Notlar
0:51hemen onlara katılmalı veya en azından her hafta sonu gidip onları desteklemeliyiz.
hemen anlamındaki at once
Bu cümlede at once, join in ifadesini niteler ve “hemen” ya da “gecikmeden” anlamına gelir. Kişinin fırsat doğar doğmaz katılmaya başlaması gerektiği anlatılır. At once, “aynı anda” anlamına da gelebilir; ancak bu yorumda genellikle iki veya daha fazla eylem, kişi ya da durum bulunur. Burada join in adlı tek bir eylemin ne zaman yapılacağını gösterdiği için “hemen” anlamı uygundur.
Alıştırma
Hangi cümlede at once, örnekte olduğu gibi “hemen” anlamına gelir?
- Both dancers spun at once.
- Please call me at once if the alarm sounds.
- She felt excited and nervous at once.
Cevabı göster
Please call me at once if the alarm sounds.
bir etkinliğe katılmayı anlatan join in
Join in, özellikle hâlihazırda devam eden bir etkinliğe katılmak anlamına gelir. Bu cümlede yalnızca izlemek yerine spora veya etkinliğe katılmayı ifade eder. in sözcüğü yer bildirmez; öbek fiilin bir parçasıdır. Etkinlik belliyse Everyone was dancing, so I joined in örneğindeki gibi join in tek başına kullanılabilir. Ayrıca join in the discussion örneğindeki gibi ardından etkinlik gelebilir.
Alıştırma
Diğerleri şarkı söylemeye çoktan başlamıştı. Hangi cümle, Maya'nın bir gruba üye olduğunu değil, bu etkinliğe katılmaya başladığını anlatır?
- Maya joined the choir.
- Maya joined her friend.
- Maya joined in.
Cevabı göster
Maya joined in.
come along: katılmadan birine eşlik etmek
Bu cümlede come along, başka insanlarla aynı yere gitmek anlamındadır. İfade, onlara eşlik etmeye ve orada bulunmaya odaklanır; kelimesi kelimesine yanlarına gelmek anlamına gelmez. Burada come along ile join in karşılaştırılır. Bir kişi etkinliğe katılmadan grubu desteklemek için come along yapabilir.
Alıştırma
“I won't play in the match, but I'll come along and cheer for you,” cümlesindeki come along ne anlama gelir?
- Maça aktif olarak katılmak
- Maçın ilerlemesini sağlamak
- Grupla gitmek ve orada bulunmak
Cevabı göster
Grupla gitmek ve orada bulunmak
they're supposed to trot along enthusiastically with us. Kelime
0:58bizimle birlikte hevesle gelmeleri beklenir.
trot along enthusiastically: hevesle takip etmeyi eğlenceli biçimde betimlemek
Trot kelimesi gerçek anlamıyla hızlı ve hafif adımlarla hareket etmek demektir. Burada trot along mecazidir: partnerlerin gerçekten koşması yerine, diğerlerini hevesle takip edişini canlandırır. Enthusiastically bu görüntüyü daha da abartır. Sözcükler birlikte, otomatik ve neşeli destek beklentisine eğlenceli ama hafif alaycı bir ton verir.
Alıştırma
Kullanımı değerlendirin: Resmî bir seyahat raporunda “The delegates trotted along enthusiastically to the conference”, delegelerin konferansa gittiğini söylemenin tarafsız bir yoludur.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
Our friends are meant to be their friends.
1:01Arkadaşlarımızın onların da arkadaşları olması amaçlanır.
a recipe for disaster deyimi
Bu cümlede a recipe for disaster, ciddi sorunlara veya başarısızlığa yol açma ihtimali çok yüksek olan seçimler ya da koşullar bütünü anlamına gelen bir deyimdir. Recipe sözcüğü mecazidir: Malzemeler nasıl birleşip bir yemek oluşturuyorsa bu koşullar da birleşip kötü bir sonuç oluşturur. Bu ifade tehlikeli bir sonucu öngörür; felaketin mutlaka çoktan yaşandığı anlamına gelmez. Burada görünüşte hoş olan durumu, uzun vadeli etkileri hakkında bir uyarıya dönüştürür.
Alıştırma
Tehlikeli koşulları yemek malzemelerine benzeten deyimle uyarıyı tamamlayın: Skipping the safety tests is ____.
Cevabı göster
a recipe for disaster
No two people can ever match each other across all areas of existence, Dilbilgisi
1:11Hiçbir iki insan varoluşun tüm alanlarında birbiriyle asla eşleşemez,
No two people can ever match each other yapısı
No two people, “bunun doğru olduğu hiçbir insan çifti yoktur” anlamına gelen olumsuz bir belirleyici yapıdır. Evrensel bir iddia bildirir: Herhangi iki kişiyi alın; belirtilen bütün alanlarda birbirleriyle uyuşamazlar. Can ever match, imkânsızlık anlamını daha da güçlendirir. Burada match each other, bir oyunda yarışmak değil, tamamen benzer veya uyumlu olmak anlamındadır.
Alıştırma
“No two applicants can ever have exactly the same experience,” cümlesinde No two applicants ne anlama gelir?
- Mümkün olan her aday çifti en az bir yönden farklıdır.
- Herhangi bir deneyimi olan aday sayısı ikiden azdır.
- Bütün adaylar tamamen aynı deneyime sahiptir.
Cevabı göster
Mümkün olan her aday çifti en az bir yönden farklıdır.
and the attempt to do so inevitably ushers in bitterness and rage. Öbek fiiller
1:17ve bunu yapmaya çalışmak kaçınılmaz olarak acı ve öfkeyi beraberinde getirir.
ushers in: yeni bir dönemi başlatmak
Ushers in, yeni bir dönemin, durumun veya sonucun başlangıcına “neden olur ya da başlangıcını işaret eder” anlamına gelir. Bu cümlede söz konusu girişim kırgınlık ve öfkeye yol açar. Usher in tek bir birim olarak kullanılır: usher fiildir, in ise öbek fiilin bir parçasıdır. Özne değişime neden olan şeyi, ardından gelen bölüm ise onun başlattığı yeni durumu gösterir.
Alıştırma
usher in ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The invention ____ a new era of communication.
Cevabı göster
ushered in
given ourselves a hugely unhelpful picture of how love should go. Kelime
1:24aşkın nasıl olması gerektiği konusunda son derece faydasız bir tablo çizdik.
how love should go: “gelişmek veya ilerlemek” anlamındaki go
how love should go ifadesindeki go, “bir yere gitmek” değil, “gelişmek, ilerlemek veya sonuçlanmak” anlamındadır. İfade, aşkın izlemesi beklendiği düşünülen süreci veya düzeni anlatır. how + özne + go yapısı, bir olayın veya durumun nasıl geliştiğini sormak için yaygın olarak kullanılır: How did the meeting go? Buradaki should, aşkın ideal olarak nasıl gelişmesi gerektiğine dair bir beklenti ekler.
Alıştırma
“We planned how the event should go,” cümlesindeki “how the event should go” ne anlama gelir?
- etkinliğin gitmesi gereken yer
- etkinliğin nasıl gelişmesi veya ilerlemesi gerektiği
- etkinliğin neden iptal edilmesi gerektiği
Cevabı göster
etkinliğin nasıl gelişmesi veya ilerlemesi gerektiği
Any independent move is read like a sign that we can't actually love one another.
1:29Herhangi bir bağımsız hareket, aslında birbirimizi sevemediğimizin bir işareti gibi algılanır.
It's taken to be evidence of imminent danger Kalıp ifadeler
1:34Kendi başımıza başka ülkeleri ziyaret etmemiz veya ayrı uyumamız
if we visit other countries on our own or sleep apart.
1:37yakın bir tehlikenin kanıtı olarak kabul edilir.
be taken to be evidence of imminent danger kalıbı
Bu cümlede be taken to be, bir şeyin belirli bir biçimde yorumlanması veya değerlendirilmesi anlamına gelir. Çiftin birbirinden bağımsız hareketleri, ilişkide çok yakında ciddi bir sorun çıkabileceğinin kanıtı sayılıyor; taken burada fiziksel olarak taşınmak anlamına gelmez. Kalıp be taken to be + isim öbeği veya açıklama biçimindedir. Bir işaretin nasıl yorumlandığını, bu değerlendirmeyi kimin yaptığını belirtmeden aktaran, edilgen ve oldukça resmî bir yapıdır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki üç sözcüklü edilgen kalıpla tamamlayın: The unexplained signal was ____ evidence of equipment failure.
Cevabı göster
taken to be
So, we end up badgering each other to do things that we don't really like. Notlar
1:41Bu yüzden, sonunda aslında pek de sevmediğimiz şeyleri yapmak için birbirimizin başının etini yeriz.
end up badgering sonuç kalıbı
End up doing something, genellikle bir süreçten sonra ve çoğu zaman başlangıçta planlanmamış biçimde sonunda o sonuca ulaşmak demektir. Buradaki sonuç, çiftlerin birbirini badger etmesidir; yani aslında sevmedikleri şeyleri yapmaları için birbirlerine tekrar tekrar baskı yapar veya birbirlerini rahatsız ederler. Nihai sonuç bir eylem olduğunda end up sonrasında -ing biçimi gelir: end up badgering. end up doing kullanılır; end up to do kullanılmaz.
Alıştırma
end up + -ing yapısının geçmiş zamanını ve parantez içindeki fiili kullanın: After checking every shelf, I ____ the book online. (buy)
Cevabı göster
ended up buying
badger each other to do something: birbirini sürekli bir şey yapmaya zorlamak
Burada badgering each other to do, iki kişinin de diğerini harekete geçirmeye çalışırken tekrar tekrar rahatsız etmesi veya baskı altına alması demektir. Bir kez rica etmekten daha güçlüdür ve rahatsızlıkla onaylamama tonu taşır. Tekrar kullanılabilen kalıp badger + kişi + to mastarıdır: badger someone to do something. Burada badger bir fiildir; porsuk anlamındaki isim değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede badger tekrarlanan, rahatsız edici baskı anlamında ve doğru fiil kalıbıyla kullanılmıştır?
- Rina asked Leo to finish the form once.
- Rina kept badgering Leo to finish the form.
- Rina badgered Leo finish the form.
Cevabı göster
Rina kept badgering Leo to finish the form.
We force each other to endure tedious hobbies or see each other's peculiar old friends. Dilbilgisi
1:45Birbirimizi sıkıcı hobilere katlanmaya veya birbirimizin tuhaf eski arkadaşlarını görmeye zorlarız.
force each other to + fiil: birbirini bir şey yapmaya zorlamak
Force each other to, iki kişinin de diğerine isteği dışında veya gerçek bir seçim hakkı olmadan bir şey yaptırması demektir. Each other karşılıklı ilişkiyi gösterir: A, B’yi zorlar; B de A’yı zorlar. Kalıp force + kişi + to mastarıdır. Bu cümlede tek bir to, birbirine bağlanan endure ve see fiillerini birlikte başlatır; ikinci to tekrarlanmaz ama anlamda vardır.
Alıştırma
force + kişi + to mastarı kalıbını tamamlayın: The safety rule forces every visitor ____ wear a badge.
Cevabı göster
to
Not even because we inherently want to do so, Anlatım akışı
1:51Hatta bunu içsel olarak yapmak istediğimiz için bile değil,
but simply because any other arrangement has come to seem like evidence of betrayal. Dilbilgisi
1:53sadece başka herhangi bir düzenleme ihanet kanıtı gibi görünmeye başladığı içindir.
Not even because... but simply because: nedeni düzeltmek
Not even because X, but simply because Y, neden açıklamasını iki bölümde düzelten bir yapıdır. İlk because yan cümlesi olası bir nedeni belirtip güçlü biçimde reddeder; but ile başlayan bölüm ise Y'yi gerçek açıklama olarak öne çıkarır. Not even reddi vurgularken simply dikkati ikinci nedene yöneltir. Burada konuşan kişi, davranışın içten gelen bir istekten kaynaklanmadığını söylüyor. Davranış, başka bir düzenlemenin ihanet gibi görüneceği düşüncesinden kaynaklanıyor. İki because yan cümlesini birlikte değerlendirin: but yalnızca iki ayrı olguyu karşılaştırmaz, neden hakkındaki açıklamayı düzeltir.
Alıştırma
Hangi cümle olası bir nedeni reddedip farklı bir nedeni gerçek açıklama olarak sunar?
- We stayed because the room was comfortable, but the storm ended.
- We stayed not because the room was comfortable, but because the storm made travel unsafe.
- We stayed not only because the room was comfortable, but also because the staff was kind.
Cevabı göster
We stayed not because the room was comfortable, but because the storm made travel unsafe.
has come to seem like: zaman içinde gelişen bir izlenim
Has come to seem like, zaman içinde yavaş yavaş gelişmiş ve şimdi de var olan bir izlenimi anlatır. Has come, come fiilinin present perfect biçimidir; ancak come burada fiziksel hareket anlamına gelmez. Come to + fiilin yalın hâli yapısında, bir süreç sonunda bir duruma veya görüşe ulaşmak anlamındadır. Seem like ortaya çıkan izlenimi getirir ve bu cümlede ardından evidence of betrayal isim öbeği gelir. Dolayısıyla cümle, bu yorumun zamanla oluştuğunu ve başka bir düzenlemenin şimdi nasıl görüldüğünü hâlâ etkilediğini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle şimdiki bir izlenimin zaman içinde yavaş yavaş geliştiğini en açık biçimde ifade eder?
- After months of working together, the new team came seeming like a family.
- After months of working together, the new team seems like a family.
- After months of working together, the new team has come to seem like a family.
Cevabı göster
After months of working together, the new team has come to seem like a family.
A more realistic and, in the proper sense, romantic view of couples Kalıp ifadeler
1:59Çiftlere daha gerçekçi ve tam anlamıyla romantik bir bakış açısı,
in the proper sense: doğru anlamıyla
In the proper sense, okuyucuya romantic sözcüğünün yaygın veya yüzeysel bir anlamda değil, doğru ve öz anlamına göre kullanıldığını bildirir. Bu ifade burada betimlemeye kısa bir ara verir ve hemen sonraki sözcüğün nasıl anlaşılması gerektiğini sınırlar. Böyle bir niteleyici, bir görüş savunulurken terimin daha dikkatli tanımlanmasını sağlar.
Alıştırma
Örnekte in the proper sense, romantic hakkında neyi belirtir?
- romantic, amaçlanan doğru anlamıyla kullanılıyor
- romantic, günlük hayattaki en yaygın anlamıyla kullanılıyor
- çift kibar ve saygın bir şekilde davranıyor
Cevabı göster
romantic, amaçlanan doğru anlamıyla kullanılıyor
would suggest that there do have to be a few strong areas Dilbilgisi
2:03birbirimizin ihtiyaçlarını karşıladığımız
there do have to be: vurgulu gereklilik
There bir şeyin varlığını bildirirken have to gereklilik ifade eder. there do have to be yapısında do, olumlu ifadeye vurgu ekler: konuşan kişi bazı şeylerin gerçekten gerekli olduğunda ısrar eder. Do ile have to aynı işi tekrarlamaz. do vurguyu taşır; have to normal gereklilik anlamını korur, be ise there ... be varlık yapısını tamamlar. do biçimi ardından gelen isimle uyum gösterir: There does have to be a reason, ancak There do have to be several reasons.
Alıştırma
Cümleyi there + vurgulu do + have to + be kullanarak tamamlayın: "Some details are flexible, but for a fair contest, ____ clear rules."
Cevabı göster
there do have to be
but there should also be plenty of others
2:09ancak kendi hedeflerimizin peşinden kendi başımıza koşmanın açıkça daha iyi olduğu
where we're clearly better off pursuing our goals on our own. Dilbilgisi
2:12başka pek çok alanın da olması gerektiğini öne sürer.
be better off pursuing: daha avantajlı eylemi seçmek
Be better off doing something, başka bir seçeneğe kıyasla bir şeyi yapmanın kişiyi muhtemelen daha avantajlı ya da daha uygun bir duruma getireceğini anlatır. Burada better off pursuing our goals on our own, bağımsız hareket etmenin daha iyi bir sonuç verebileceği anlamına gelir. Kalıp be + better off + fiilin -ing biçimidir: we're better off pursuing. Burada better off to pursue standart kullanım değildir. Off, better off kalıbının parçasıdır; “uzakta” ya da “ayrılmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Wait fiilini kullanarak cümleyi be better off + -ing kalıbıyla tamamlayın: With the roads still icy, we would ____ until sunrise.
Cevabı göster
be better off waiting
Consider the following list of independent activities
2:17Aşağıdaki bağımsız etkinlikler listesini düşünün
and give them stars from one to five if they strike you as relevant. Kalıp ifadeler
2:19ve size uygun geliyorsa birden beşe kadar yıldız verin.
strike you as relevant: bir izlenimi ifade etmek
Strike someone as + adjective, bir şeyin kişide belirli bir izlenim uyandırması ya da ona belirli bir şekilde görünmesi anlamına gelir. Cümlede activities that strike you as relevant, size uygun veya ilgili görünen etkinliklerdir. İzlenimi edinen kişi doğrudan strike sözcüğünden sonra gelir ve as, açıklamayı başlatır: strike + you + as + relevant. Burada strike, vurmak anlamına gelmez; çoğu zaman ilk anda oluşan veya kişisel bir izlenimi anlatır.
Alıştırma
Soruyu strike + person + as kalıbıyla tamamlayın: Does the proposal ____ practical?
Cevabı göster
strike you as
one to one: tam olarak iki kişi arasındaki etkileşim
Burada one to one, başka kimse katılmadan tam olarak iki kişinin birlikte vakit geçirmesi veya konuşması anlamına gelir. Konuşan kişi daha büyük bir grubun parçası olarak değil, bir arkadaşıyla akşam yemeği yemek istiyor. Bu ifade, bir etkileşimin nasıl gerçekleştiğini anlatır. meet, talk, work veya speak gibi fiillerden sonra kullanılabilir.
Alıştırma
“Tam olarak iki kişi arasında” anlamına gelen ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: I prefer to discuss personal feedback ____.
Cevabı göster
one to one
feel left out: dışlanmış hissetmek
Feel left out ifadesinde left out, bir etkinliğe, gruba, konuşmaya veya bilgi alışverişine dâhil edilmemek anlamına gelir. Feel, kişinin duygusal deneyimini vurgular: diğer insanlar sürece katılırken bu kişi dışarıda kalmış gibi hisseder. Buradaki left, right kelimesinin karşıtı değildir. İfade, bir kişiyi dâhil etmemek anlamındaki leave someone out yapısından gelir.
Alıştırma
“Dışlanmış hissetmek” anlamına gelen ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Everyone else was added to the group chat, and I began to ____.
Cevabı göster
feel left out
go shopping with a friend rather than with my partner. Dilbilgisi
2:44partnerim yerine bir arkadaşımla alışverişe çıkmak istiyorum.
Bir seçeneği tercih edip diğerini elemek için rather than
Rather than, seçilmeyen veya daha az tercih edilen seçeneği belirtir. Bu cümlede bir arkadaşla alışverişe gitmek, konuşanın partneriyle gitmekle karşılaştırılır. Karşılaştırılan bölümleri paralel tutun. Burada with a friend ve with my partner ifadelerinin ikisi de edat öbeğidir; with sözcüğünün tekrarlanması karşılaştırmayı özellikle açık hâle getirir.
Alıştırma
Paralel fiil seçeneklerini karşılaştıran iki sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: “Maya decided to call ____ text.”
Cevabı göster
rather than
Is there anything that you feel you could accommodate? Ton ve niyet
2:51Uyum sağlayabileceğinizi hissettiğiniz herhangi bir şey var mı?
Yumuşatılmış bir görüşme sorusu olarak you feel you could accommodate?
Bu soruda you feel you could ifadesi isteği yumuşatır. Karşı taraftan doğrudan onay istemek yerine, gerçekte neyin mümkün olduğuna kendisinin karar vermesini ister. Burada accommodate, başka bir kişinin ihtiyacını veya tercihini karşılayabilmek için bir ayarlama yapmak anlamına gelir. Anything, accommodate fiilinin nesnesidir; tam düşünce “anything that you feel you could accommodate” şeklindedir.
Alıştırma
Hangi soru, bir program değişikliğinin uygulanabilir olup olmadığına karşı tarafın karar vermesini en nazik biçimde ister?
- Why can't you change the schedule?
- Which schedule change will you accommodate?
- Is there any schedule change you feel you could accommodate?
Cevabı göster
Is there any schedule change you feel you could accommodate?
We should recognize that a degree of independence Kalıp ifadeler
2:54Belli bir dereceye kadar bağımsızlığın
a degree of independence: belirli bir ölçüde bağımsızlık
Burada a degree of, “bir miktar” veya “sınırlı bir düzey” anlamına gelir. Independence kavramını mutlak değil, dereceli bir durum olarak gösterir: Konuşan kişi biraz kişisel özgürlüğü desteklemektedir, partnerden tamamen ayrılmayı değil. a degree of + isim kalıbı, soyut fikirleri dikkatli biçimde sınırlandırmak için kullanışlıdır. Kesin miktar belirtilmediğinde ölçülü bir iddia kurmanızı sağlar.
Alıştırma
Cümleyi “bir miktar” anlamındaki üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: Healthy teamwork still allows ____ independence.
Cevabı göster
a degree of
It's a guarantee of the solidity of the underlying commitment one has made. Kalıp ifadeler
3:00Bu, kişinin verdiği temel taahhüdün sağlamlığının bir garantisidir.
commitment one has made: kişinin vermiş olduğu taahhüt
Commitment one has made, “bir kişinin vermiş olduğu taahhüt” anlamına gelir. Make a commitment, bir şeyi yapmak veya desteklemek için ciddi bir karar ya da söz vermeyi anlatan standart eşdizimdir. Commitment ismi önce gelir çünkü one has made ilgi yan cümlesinin açıkladığı nesnedir. İlgi zamiri that düşürülmüştür: commitment (that) one has made. One, “bir kişi” anlamındaki genel bir zamirdir ve has made yapısının öznesidir; commitment özne değildir.
Alıştırma
Hangi cümle make a commitment eşdizimini doğru kullanır ve nesne görevindeki ilgi zamirini düşürür?
- The commitment that requires a reply within one day is clear.
- The commitment our team has made is to reply within one day.
- Our team has committed to reply within one day.
Cevabı göster
The commitment our team has made is to reply within one day.
Truly stable couples aren't those that do everything together. Anlatım akışı
3:05Gerçekten istikrarlı çiftler her şeyi birlikte yapanlar değildir.
in non-dramatic and non-disloyal terms.
3:12dramatik olmayan ve sadakatsizlik içermeyen terimlerle yorumlamayı başaranlardır.
aren't those that ... It's those that ile bir tanımı değiştirmek
İlk yan cümle beklenen bir tanımı reddeder: sağlam çiftler, her şeyi birlikte yapmalarıyla tanımlanmaz. İkinci cümledeki It's those that... bu ölçütün yerine hemen yeni bir ölçüt koyar. Önce olumsuzlayıp sonra olumlu tanım verme biçimi, yeni tanımı öne çıkarır. Those, couples sözcüğüne geri gönderme yapar ve “o çiftler” anlamına gelir; uzaktaki insanları göstermez. Aktarılabilir bilgi kalıbı X aren't those that A. It's those that B şeklindedir. Burada A ve B, aynı çoğul grup için birbiriyle yarışan iki ölçüt sunar.
Alıştırma
Düzeltme kalıbını hedef ifadelerin aynısıyla tamamlayın: Good plans ____ predict every detail. ____ help us adapt when things change.
Cevabı göster
aren't those that · It's those that
Bir çerçeveleme kalıbı olarak interpret ... in ... terms
Burada interpret their differences in non-dramatic and non-disloyal terms, farklılıkları sakin ve suçlayıcı olmayan bir çerçevede anlamak demektir. Farklılıklar kriz ya da ihanet kanıtı olarak görülmez. Aktarılabilir kalıp interpret + something + in + adjective/noun + terms şeklindedir. Bu kalıpta terms, bir şeyi anlamak için kullanılan kategorileri veya bakış açısını ifade eder; bir anlaşmanın koşulları anlamına gelmez.
Alıştırma
constructive sözcüğünü kullanarak interpret something in ... terms hedef kalıbını tamamlayın: The editor interpreted the criticism ____.
Cevabı göster
in constructive terms
doesn't mean a relationship is unraveling. Anlatım akışı
3:19bir ilişkinin çözüldüğü anlamına gelmez.
It means that we have learned to focus more clearly and intently
3:21Karşımızdaki kişinin bize gerçekte ne getirebileceğine
Düzeltme kalıbı olarak doesn't mean ... It means that ...
doesn't mean X. It means that Y kalıbı, bir yorumu iki adımda düzeltir. Önce doesn't mean, bağımlılığın azalmasının ilişkinin dağıldığını gösterdiği sonucunu reddeder. Ardından It means that, konuşanın kabul ettiği yorumu sunar. Bu sıra, olumsuz ifadenin bıraktığı açıklama boşluğunu kapatır: dinleyiciye yalnızca neyi reddetmesi gerektiğini değil, onun yerine ne anlaması gerektiğini de söyler. It, yorumlanan aynı olguya veya duruma gönderme yapar.
Alıştırma
Açıklamayı dersteki iki parçalı kalıpla tamamlayın: My short reply ____ I am angry. ____ I am concentrating on work.
Cevabı göster
doesn't mean · It means that
on what the other person can actually bring us Kelime
3:25daha net ve dikkatli bir şekilde odaklanmayı öğrendiğimiz,
what the other person can actually bring us: bring fiilinin soyut anlamı
what the other person can actually bring us ifadesinde bring, soyut olarak “sağlamak veya katmak” anlamındadır. Sorulan şey, kişinin ne taşıyabildiği ya da bizi nereye götürebildiği değil; hayatımıza hangi değeri, desteği, deneyimi veya yararı katabildiğidir. Temel yapı bring someone something, yani bring us something şeklindedir. Burada what, something yerine geçer ve yan cümlenin başına taşınarak what ... bring us yapısını oluşturur. Actually, odağı kişinin gerçekçi olarak sağlayabileceklerine daraltır.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: A good mentor can bring us a fresh perspective. bring us a fresh perspective ne anlama gelir?
- yeni bir bakış açısı kazanmamıza yardımcı olmak
- yeni bir bakış açısını başka birine teslim etmemizi sağlamak
- bizi fiziksel olarak yeni bir yere götürmek
Cevabı göster
yeni bir bakış açısı kazanmamıza yardımcı olmak
and have stopped blaming them for not being someone they never were. Kalıp ifadeler
3:28ve onları hiçbir zaman olmadıkları biri olmadıkları için suçlamayı bıraktığımız anlamına gelir.
blame someone for not being: kim, neden suçlanıyor
blame someone for doing something kalıbında blame sözcüğünden sonra gelen kişi eleştirinin hedefidir; for ise sebep olarak gösterilen eylemi veya durumu tanıtır. Bu cümlede them suçlanan kişiyi, not being someone ... ise sebebi belirtir. for sonrasında bir isim veya -ing biçimi kullanılır. -ing düşüncesini olumsuz yapmak için not önüne getirilir: for not being denir, for not be denmez. Aktarılabilir kalıp blame + kişi + for + (not) -ing şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi report fiilinin olumsuz -ing biçimiyle tamamlayın: I blame him ____ the delay sooner.
Cevabı göster
for not reporting
strikes us as a bit unrelaxing or that their friends can seem boring.
3:36bize biraz yorucu gelmesine veya arkadaşlarının sıkıcı görünmesine artık üzülmemize gerek yok.
to value them for the areas where we truly see eye to eye. Deyimler
3:43gerçekten aynı fikirde olduğumuz alanlar için takdir etmeyi öğrendik.
see eye to eye: tamamen aynı fikirde olmak
See eye to eye, bir konuda tamamen anlaşmak veya aynı görüşe sahip olmak anlamına gelen bir deyimdir. İki kişinin kelimenin gerçek anlamıyla birbirine bakmasını anlatmaz. Bu cümlede where, görüş birliği olan alanları tanıtır; bu yüzden konunun deyimden sonra tekrar edilmesi gerekmez. Buradaki düşünce, her konuda anlaştıklarını iddia etmek değil, ilişkide iki kişinin gerçekten aynı görüşü paylaştığı kısımlara değer vermektir.
Alıştırma
Hangi cümlede see eye to eye, iki kişinin aynı fikirde olduğu anlamında kullanılmıştır?
- Maya and I look each other in the eye before the meeting.
- Maya and I see eye to eye on how to divide the work.
- Maya and I can see the same sign from our seats.
Cevabı göster
Maya and I see eye to eye on how to divide the work.
To enjoy a harmonious union with someone, Dilbilgisi
3:48Birisiyle uyumlu bir birlikteliğin tadını çıkarmak için,
we should ensure that we have plenty of sources of excitement,
3:51onların dışında da pek çok heyecan,
Cümle başında amaç bildiren To enjoy ...
To enjoy a harmonious union with someone, amacı ya da istenen sonucu belirten bir mastar öbeğidir. in order to enjoy ... anlamına gelir ve ana cümlede önerilen eylemden önce hedefi sunar. enjoy fiilinin örtük öznesi ana cümlenin öznesi olan we'dir. Bu öbek cümlenin öznesi değildir ve gelecek zaman bildirmez; iletiyi önce hedef, sonra eylem sırasıyla düzenler.
Alıştırma
Cümleyi, parantezdeki sözcüklerden oluşturulan üç sözcüklü amaç bildiren to'lu mastar öbeğiyle tamamlayın: ____, we left home early. (avoid delays)
Cevabı göster
To avoid delays
reassurance, and stimulation outside of them.
3:54güvence ve uyarım kaynağımız olduğundan emin olmalıyız.
lean on ifadesinin mecaz anlamı
Bu cümlede lean on mecaz anlamda kullanılmıştır. Bir kişiye, gruba, hizmete veya başka bir kaynağa duygusal ya da pratik yardım için başvurmak anlamına gelir; vücudu fiziksel olarak bir şeye dayamak anlamında değildir. on sonrasındaki nesne desteğin kaynağını belirtir. Burada other supports, belirli bir ilişkinin dışındaki destek kaynaklarını ifade eder.
Alıştırma
"After the bad news, Maya leaned on her sister," cümlesinde leaned on en olası olarak ne anlama gelir?
- Karar vermesi için kız kardeşine baskı yaptı
- Kız kardeşinden duygusal destek istedi
- Vücut ağırlığını kız kardeşine verdi
Cevabı göster
Kız kardeşinden duygusal destek istedi
The demand that another person compensate us for all that's alarming,
4:02Hayatımızda endişe verici,
is a mechanism for systematically destroying any relationship. Kalıp ifadeler
4:10herhangi bir ilişkiyi sistematik olarak yok eden bir mekanizmadır.
Wearing: zamanla yoran veya enerjiyi tüketen
Burada wearing, “zamanla yoran veya enerjiyi tüketen” anlamında bir sıfattır. Hayatın zaman içinde enerji ya da sabır tüketen yönlerini anlatır. all that's ifadesinden sonra alarming ve deficient ile paralel bir sıfat olarak kullanılır. Bu yüzden hayatın o yönlerinin niteliğini belirtir; is wearing a coat gibi bir ifadede bulunan şimdiki zaman fiili değildir.
Alıştırma
Bu cümlede wearing ne anlama geliyor?
- Eksik veya yetersiz olan
- Zamanla yoran veya enerjiyi tüketen
- Birinin giydiği kıyafetlerle ilgili olan
Cevabı göster
Zamanla yoran veya enerjiyi tüketen
a mechanism for + -ing yapısı
Burada a mechanism, bir makine parçasını değil, sonuç üreten soyut bir süreç veya düzeni ifade eder. a mechanism for + -ing yapısında for’dan sonra, sürecin ortaya çıkardığı faaliyet veya sonucu belirten bir ulaç yapısı gelir. Systematically, destroying sözcüğünü niteler: bu talep ilişkilere tek ve yalıtılmış bir olayla değil, tekrarlanan ve yapıya yerleşmiş bir kalıpla zarar verir. Bu resmî ifade, zararın nasıl ortaya çıktığına odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki resmî kalıpla tamamlayın: Clear appeal rules provide a ____ correcting unfair decisions.
Cevabı göster
mechanism for
when we stop asking our partner
4:18her zaman uzun zamandır kayıp olan diğer yarımız olarak işlev görmesini istemeyi bıraktığımızda
to function always as our long-lost other half. Notlar
4:20çatışmalarımız ve hayal kırıklıklarımız anında daha yönetilebilir hissettirecektir.
function always as + bir rol
Burada function, “belirli bir rolde hizmet etmek veya çalışmak” anlamında bir fiildir. Yapı function as + rol şeklindedir; yani partnere uzun zamandır kayıp olan diğer yarı rolü verilir. always zarfı, bu rolü ara sıra üstlenilen bir şey değil, sürekli bir beklenti hâline getirir. function ile as arasına yerleştirilmesi talebe ek bir retorik vurgu katar.
Alıştırma
Hangi cümlede function as, bir nesnenin veya yerin üstlendiği rolü anlatmak için kullanılmıştır?
- The old theater has several useful functions.
- The old theater now functions as a community center.
- The old theater functions smoothly after the repairs.
Cevabı göster
The old theater now functions as a community center.
romantik bir mecaz olarak long-lost other half
Other half, romantik bir partner için kullanılan sevecen bir mecazdır: iki kişiyi tek bir bütünün iki yarısı olarak hayal eder. Long-lost genellikle uzun süre kayıp kalıp daha sonra bulunan bir kişiyi veya şeyi anlatır. Burada other half düşüncesine kaderci ve romantik bir hava katar; sanki partner hep varmış ve sonunda yeniden bulunmuş gibi gelir. Gerçek bir ayrılık yaşandığını belirtmek zorunda değildir. Bu cümlede ifade, gerçek bir olgudan çok ideal hâle getirilmiş bir beklentiyi adlandırır: partnerden kişiyi her zaman tamamlaması istenir.
Alıştırma
“Maya joked that she had finally found her long-lost other half,” cümlesinde bu ifade büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Yıllardır kayıp olan bir akrabasını bulmuştu.
- Kendisini tamamladığını düşündüğü bir partnerle tanışmıştı.
- Vücudunun eksik bir parçasını geri kazanmıştı.
Cevabı göster
Kendisini tamamladığını düşündüğü bir partnerle tanışmıştı.
The more we can survive without a relationship, Dilbilgisi
4:24Bir ilişki olmadan ne kadar hayatta kalabilirsek,
The more..., the greater... ve biçimsel devriklik
The more..., the greater... bağıntılı bir karşılaştırma yapısıdır: bağımsız yaşayabilme yeteneği arttıkça ilişkinin sürme ve tatmin edici olma olasılığı da artar. Buradaki iki the de yapının bir parçasıdır; sıradan tanımlıklar değildir. İkinci cümlecikteki the greater will be that relationship's chances, biçimsel bir özne-fiil devrikliği kullanır: will be, özne olan that relationship's chances ifadesinden önce gelir. Daha tarafsız sıralama the greater that relationship's chances will be şeklindedir. Yapının tamamı iki derecenin birlikte değiştiğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi bağıntılı karşılaştırma ve biçimsel devriklikle tamamlayın: The more carefully we plan, ____ our chances of success.
Cevabı göster
the greater will be
give love a chance: aşka bir şans vermek
give love a chance ifadesinde give ... a chance, 'bir şeyin işlemesine, gelişmesine veya başarılı olmasına fırsat tanımak' demektir. Love, denenebilen ve gelişmesine izin verilebilen bir şey gibi ele alınır; fiziksel bir şans teslim edilmez. Yapı give + nesne + a chance şeklindedir. Nesne bir fikir, yöntem, etkinlik, ilişki veya kişi olabilir. İfade çoğu zaman şu tutumu anlatır: bunu henüz reddetme; ne olacağını görelim.
Alıştırma
Uygulamayı yalnızca bir kez denediniz. Cümleyi 'reddetmeden önce adil biçimde denemek' anlamındaki deyimle tamamlayın: Let's ____ before we decide.
Cevabı göster
give it a chance
when we stop believing that it can single-handedly save us. Deyimler
4:35bizi tek başına kurtarabileceğine inanmayı bıraktığımızda gerçekten bir şans vereceğiz.
single-handedly save us: bütün kurtarma işini tek başına yapmak
Bu cümlede single-handedly, “başka hiçbir şeyden yardım almadan, tamamen tek başına” demektir. save fiilini niteler; dolayısıyla reddedilen düşünce, sevginin tek başına insanları bütün sorunlarından kurtarabileceğidir. Sözcük güçlü bir vurgu taşır: görevi, tek bir gücün kendi başına başaramayacağı kadar büyük gösterir. Gerçek anlamda “tek elle” demek değildir ve cümle sevginin yararsız olduğunu da söylemez; sevginin bütün kurtarma işini tek başına yapamayacağını söyler.
Alıştırma
Cümleyi “başka hiçbir şeyden yardım almadan” anlamındaki vurgulanan zarfla tamamlayın: No single app can ____ solve every problem in your life.
Cevabı göster
single-handedly
helps us all handle the inevitable sorrows of love.
4:43hepimizin aşkın kaçınılmaz üzüntüleriyle başa çıkmasına yardımcı oluyor.