Aşktan Neden Daha Az Şey Beklemeliyiz?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
700 kelime 156 kel/dk

Video özeti: Tek bir partnerin her ihtiyacı karşılamasını beklemek kırgınlık doğurur. Uzlaşılan bağımsızlık ve dış destek sevgiyi daha istikrarlı kılabilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. taking the pressure off — Öbek fiiller: Bir kişiye veya ilişkiye yüklenen talepleri, ilişkiyi bitirme anlamı vermeden azaltmayı anlatın. 2. sounding board — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Gerçek bir tahta değil, fikirleri sınayıp düzenlemeye yardım eden güvenilir dinleyiciyi tanıyın. 3. The more we can survive without a relationship, the greater will be that relationship's chances — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: İki derecenin birlikte değişmesini bağıntılı karşılaştırmayla anlatın ve the greater sonrasındaki resmî devrik yapıyı tanıyın.

Bu derste

It can feel very weird and a bit threatening to talk about taking the pressure off a relationship. Öbek fiiller

0:04

Bir ilişki üzerindeki baskıyı azaltmaktan bahsetmek çok tuhaf ve biraz da tehdit edici gelebilir.

Öbek fiiller

taking the pressure off: talepleri azaltmak

Taking the pressure off, bir kişinin veya bir şeyin üzerindeki stresi, talepleri ya da beklentileri azaltmak demektir. Bu cümlede konuşan kişi, tek bir ilişkinin bütün ihtiyaçları karşılaması gerektiği beklentisini azaltmayı kastediyor; ilişkiyi bitirmeyi değil. talk about ifadesinden sonra fiil -ing biçimini alır, bu nedenle take sözcüğü taking olur. off parçacığı baskının ortadan kaldırıldığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve stresi ya da talepleri azaltmak anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Moving the deadline will ____ the team.

Cevabı göster

take the pressure off

Our collective inherited romantic culture likes to imagine functioning couples

0:11

Kolektif olarak miras aldığımız romantik kültürümüz, işleyen çiftleri

doing more or less everything together and being the center of each other's lives. Notlar

0:16

aşağı yukarı her şeyi birlikte yapan ve birbirlerinin hayatlarının merkezi olan kişiler olarak hayal etmeyi sever.

Kalıp ifadeler

more or less: genel bir ifadeyi yaklaşık hâle getirmek

More or less; yaklaşık olarak, neredeyse veya genel olarak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada everything sözcüğünün kesinliğini azaltır: Çiftlerin neredeyse her şeyi birlikte yaptığı düşünülür, ancak birkaç istisnaya da yer bırakılır. Genel bir ifadeyi daha az kesin hâle getirir. Daha büyük ve daha küçük bir miktar arasında gerçek anlamda bir karşılaştırma ya da seçim değildir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve küçük istisnalarla neredeyse anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The hall is ____ ready; we only need to arrange two chairs.

Cevabı göster

more or less

Deyimler

“the center of each other's lives”: birbirinin hayatının merkezi olmak

“The center of each other's lives” mekânsal bir metafor kullanır. Merkez en önemli noktadır; dolayısıyla burada her iki eşin de diğerinin en yoğun ilgisini, verdiği önemi ve duygusal odağını aldığı anlatılır. Fiziksel bir yerde bulunmak kastedilmez. “Each other's” karşılıklılık bildiren bir iyelik yapısıdır: Her kişi diğerinin hayatının merkezidir. Bu nedenle ifade, bu önemin iki taraflı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Dersi öğrendiğiniz ifadeyle cümleyi tamamlayın: The partners expected to be ____.

Cevabı göster

the center of each other's lives

The good couple is, we're told, Anlatım akışı

0:21

Bize söylendiğine göre iyi çift,

one in which two people mean more or less everything to one another.

0:24

iki insanın birbirleri için az çok her şey anlamına geldiği çifttir.

Anlatım akışı

Kaynağı gösteren ara söz olarak “we're told”

“We're told”, kaynağı gösteren kısa bir ara sözdür. Cümlenin ana yapısı “The good couple is one in which ...” şeklindedir; “we're told” ifadesinin virgüller arasına yerleştirilmesi bu yapıyı kısa süreliğine keserek düşüncenin sözde nereden geldiğini belirtir. Edilgen yapı kaynağı isimsiz bırakır. Bu tartışma bağlamında tanımı yazarın kendi iddiası olarak değil, toplumdan veya kültürden alınan bir mesaj olarak sunar. Böylece mesafe yaratır ve kuşkuya ya da eleştiriye alan açar.

Alıştırma

“The good couple is, we're told, one in which two people mean more or less everything to one another,” cümlesinde ara söz olan “we're told” ne işe yarar?

  1. Fikri dışarıdaki seslere bağlar ve ona karşı belli bir mesafe yaratır.
  2. İki kişinin doğrudan birbirleriyle konuştuğunu belirtir.
  3. Konuşanın fikri bizzat ürettiğini ve tamamen desteklediğini söyler.
Cevabı göster

Fikri dışarıdaki seslere bağlar ve ona karşı belli bir mesafe yaratır.

In a sound relationship, Kelime

0:29

Sağlam bir ilişkide,

Kelime

sound relationship: sound sözcüğünün “sağlıklı ve güvenilir” anlamı

Burada sound, sağlıklı, istikrarlı ve sağlam ilkelere dayalı anlamında bir sıfattır. A sound relationship, dengeli ve güvenilir biçimde işleyen bir ilişkidir; sözcüğün işitme veya gürültüyle ilgisi yoktur. Bu değerlendirme anlamı tavsiye, akıl yürütme, karar, mali durum veya yapıları da tanımlayabilir. Bir şeyin iyi durumda ya da güvenilir olduğunu belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede sound “güvenilir ve sağlam temellere dayalı” anlamındadır?

  1. The committee gave us sound advice.
  2. The alarm made a loud sound.
  3. Please turn the sound down.
Cevabı göster

The committee gave us sound advice.

we're supposed to meet each other's needs in every area of existence, Notlar

0:30

cinsellikten entelektüel uyarıma,

Dilbilgisi

'we're supposed to': gerçek değil, beklenen bir kural

We're supposed to ifadesinde be supposed to, bir şeyi kural, toplumsal beklenti veya kabul görmüş düşünce olarak sunar. Burada insanların partnerlerden genellikle ne yapmalarını beklediğini anlatır; bunu gerçekten yaptıklarını söylemez. Bu ifade, konuşan kişi ile beklenti arasına mesafe koyabilir. Bağlama göre konuşan kişi yalnızca kuralı aktarabilir ya da bunun gerçekçi olup olmadığını sorgulayabilir. Bu yüzden ifadeyi otomatik olarak konuşanın kendi tavsiyesi şeklinde yorumlamayın.

Alıştırma

We're supposed to arrive by nine en doğrudan ne anlama gelir?

  1. Saat dokuza kadar varmak kuraldır veya beklenen şeydir.
  2. Saat dokuza kadar kesinlikle vardık.
  3. Konuşan kişi dışarıdan bir beklenti olmadan şahsen saat dokuzu tavsiye ediyor.
Cevabı göster

Saat dokuza kadar varmak kuraldır veya beklenen şeydir.

Kalıp ifadeler

meet each other's needs: birbirinin ihtiyaçlarını karşılamak

Burada meet, “biriyle yüz yüze karşılaşmak” değil, “karşılamak” veya “gerekeni sağlamak” anlamına gelir. Nesne olarak needs kullanılması bu anlamı ortaya çıkarır. Each other's eylemi karşılıklı hâle getirir: her kişi diğerinin ihtiyaçlarına yanıt verir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp meet + bir kişinin needs biçimindedir; meet a patient's needs veya meet children's needs gibi.

Alıştırma

Cümleyi “birbirinin ihtiyaçlarını karşılamak” anlamındaki sabit karşılıklı ifadeyle tamamlayın: Good partners talk openly so they can ____.

Cevabı göster

meet each other's needs

from sex to intellectual stimulation,

0:35

yemek pişirme tarzlarından yatak odası alışkanlıklarına kadar,

cooking styles to bedroom habits.

0:37

varoluşun her alanında birbirimizin ihtiyaçlarını karşılamamız gerektiği varsayılır.

We're supposed to lead our social life in tandem, Deyimler

0:40

Sosyal hayatımızı birlikte yürütmemiz,

Deyimler

in tandem: koordinasyon içinde hareket etmek

In tandem, “yakın koordinasyon içinde” veya “birbirine bağlı bir çift olarak” anlamına gelir. Yalnızca iki şeyin aynı anda gerçekleştiğini söylemez; eylemlerinin ya da değişimlerinin bağlantılı olduğunu da belirtir. Burada lead our social life in tandem, iki kişinin sosyal etkinliklerini neredeyse tek bir birim gibi birlikte düzenleyip yürütmesinin beklendiği anlamına gelir.

Alıştırma

İki ekip programlarını ve kararlarını koordine ediyor. Bu durumu en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The two teams take turns without coordinating.
  2. The two teams work in tandem.
  3. The two teams work at the same time but independently.
Cevabı göster

The two teams work in tandem.

be the primary sounding board for one another's problems, Deyimler

0:43

birbirimizin sorunları için birincil dert ortağı olmamız,

Deyimler

sounding board: sizi dinleyip düşünmenize yardım eden kişi

Bu cümlede sounding board, biri sorunlarını anlatırken onu dinleyen ve tepki veren ya da soru soran kişidir. Konuşanın düşüncelerini netleştirmesine yardım eder, ancak sorunu çözmek zorunda değildir. Bu ifade mecazdır. Partnerleri birbirlerinin primary sounding board'u olarak tanımlamak, her birini bu tür dinleme ve geri bildirim için diğerinin başvurduğu en önemli kişi olarak gösterir.

Alıştırma

Sizi dinleyen ve fikirlerinizi sınamanıza yardım eden kişiyi anlatan ifadeyi yazın: Before I pitch the plan, I need a ____ to hear me out.

Cevabı göster

sounding board

and complete each other in spirit and in matter. Deyimler

0:46

ve birbirimizi ruhsal ve maddesel olarak tamamlamamız gerektiği düşünülür.

Deyimler

complete each other: birbirini bütün hissettirmek

Burada complete, bir görevi bitirmek değil, birini bütün hâle getirmek anlamındaki fiildir. Complete each other, iki kişinin birbirinde eksik olan şeyi sağladığını ve böylece birlikte bütün olduklarını anlatır. in spirit and in matter ifadesi bu düşünceyi hem iç veya duygusal yaşama hem de pratik veya maddi yaşama taşır. Bu, partnerliğe dair güçlü ve idealize edilmiş bir görüştür.

Alıştırma

Hangi cümle iki kişinin yalnızca iyi uyum sağladığını değil, birbirini bütün hissettirdiğini anlatır?

  1. The story suggests that the two partners complete each other.
  2. The story suggests that the two partners complement each other.
  3. The story suggests that the two partners complete the project together.
Cevabı göster

The story suggests that the two partners complete each other.

If they're involved in a sport,

0:49

Eğer bir sporla ilgileniyorlarsa,

we should at once join in or at least come along and support them every weekend. Notlar

0:51

hemen onlara katılmalı veya en azından her hafta sonu gidip onları desteklemeliyiz.

Kelime

hemen anlamındaki at once

Bu cümlede at once, join in ifadesini niteler ve “hemen” ya da “gecikmeden” anlamına gelir. Kişinin fırsat doğar doğmaz katılmaya başlaması gerektiği anlatılır. At once, “aynı anda” anlamına da gelebilir; ancak bu yorumda genellikle iki veya daha fazla eylem, kişi ya da durum bulunur. Burada join in adlı tek bir eylemin ne zaman yapılacağını gösterdiği için “hemen” anlamı uygundur.

Alıştırma

Hangi cümlede at once, örnekte olduğu gibi “hemen” anlamına gelir?

  1. Both dancers spun at once.
  2. Please call me at once if the alarm sounds.
  3. She felt excited and nervous at once.
Cevabı göster

Please call me at once if the alarm sounds.

Öbek fiiller

bir etkinliğe katılmayı anlatan join in

Join in, özellikle hâlihazırda devam eden bir etkinliğe katılmak anlamına gelir. Bu cümlede yalnızca izlemek yerine spora veya etkinliğe katılmayı ifade eder. in sözcüğü yer bildirmez; öbek fiilin bir parçasıdır. Etkinlik belliyse Everyone was dancing, so I joined in örneğindeki gibi join in tek başına kullanılabilir. Ayrıca join in the discussion örneğindeki gibi ardından etkinlik gelebilir.

Alıştırma

Diğerleri şarkı söylemeye çoktan başlamıştı. Hangi cümle, Maya'nın bir gruba üye olduğunu değil, bu etkinliğe katılmaya başladığını anlatır?

  1. Maya joined the choir.
  2. Maya joined her friend.
  3. Maya joined in.
Cevabı göster

Maya joined in.

Öbek fiiller

come along: katılmadan birine eşlik etmek

Bu cümlede come along, başka insanlarla aynı yere gitmek anlamındadır. İfade, onlara eşlik etmeye ve orada bulunmaya odaklanır; kelimesi kelimesine yanlarına gelmek anlamına gelmez. Burada come along ile join in karşılaştırılır. Bir kişi etkinliğe katılmadan grubu desteklemek için come along yapabilir.

Alıştırma

“I won't play in the match, but I'll come along and cheer for you,” cümlesindeki come along ne anlama gelir?

  1. Maça aktif olarak katılmak
  2. Maçın ilerlemesini sağlamak
  3. Grupla gitmek ve orada bulunmak
Cevabı göster

Grupla gitmek ve orada bulunmak

If we want to visit a particular country,

0:56

Belirli bir ülkeyi ziyaret etmek istiyorsak,

they're supposed to trot along enthusiastically with us. Kelime

0:58

bizimle birlikte hevesle gelmeleri beklenir.

Kelime

trot along enthusiastically: hevesle takip etmeyi eğlenceli biçimde betimlemek

Trot kelimesi gerçek anlamıyla hızlı ve hafif adımlarla hareket etmek demektir. Burada trot along mecazidir: partnerlerin gerçekten koşması yerine, diğerlerini hevesle takip edişini canlandırır. Enthusiastically bu görüntüyü daha da abartır. Sözcükler birlikte, otomatik ve neşeli destek beklentisine eğlenceli ama hafif alaycı bir ton verir.

Alıştırma

Kullanımı değerlendirin: Resmî bir seyahat raporunda “The delegates trotted along enthusiastically to the conference”, delegelerin konferansa gittiğini söylemenin tarafsız bir yoludur.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Our friends are meant to be their friends.

1:01

Arkadaşlarımızın onların da arkadaşları olması amaçlanır.

It all sounds sweet,

1:04

Kulağa çok tatlı geliyor,

but it is, over the long term,

1:06

ama uzun vadede bu,

a recipe for disaster. Deyimler

1:09

felaketin reçetesidir.

Deyimler

a recipe for disaster deyimi

Bu cümlede a recipe for disaster, ciddi sorunlara veya başarısızlığa yol açma ihtimali çok yüksek olan seçimler ya da koşullar bütünü anlamına gelen bir deyimdir. Recipe sözcüğü mecazidir: Malzemeler nasıl birleşip bir yemek oluşturuyorsa bu koşullar da birleşip kötü bir sonuç oluşturur. Bu ifade tehlikeli bir sonucu öngörür; felaketin mutlaka çoktan yaşandığı anlamına gelmez. Burada görünüşte hoş olan durumu, uzun vadeli etkileri hakkında bir uyarıya dönüştürür.

Alıştırma

Tehlikeli koşulları yemek malzemelerine benzeten deyimle uyarıyı tamamlayın: Skipping the safety tests is ____.

Cevabı göster

a recipe for disaster

No two people can ever match each other across all areas of existence, Dilbilgisi

1:11

Hiçbir iki insan varoluşun tüm alanlarında birbiriyle asla eşleşemez,

Dilbilgisi

No two people can ever match each other yapısı

No two people, “bunun doğru olduğu hiçbir insan çifti yoktur” anlamına gelen olumsuz bir belirleyici yapıdır. Evrensel bir iddia bildirir: Herhangi iki kişiyi alın; belirtilen bütün alanlarda birbirleriyle uyuşamazlar. Can ever match, imkânsızlık anlamını daha da güçlendirir. Burada match each other, bir oyunda yarışmak değil, tamamen benzer veya uyumlu olmak anlamındadır.

Alıştırma

“No two applicants can ever have exactly the same experience,” cümlesinde No two applicants ne anlama gelir?

  1. Mümkün olan her aday çifti en az bir yönden farklıdır.
  2. Herhangi bir deneyimi olan aday sayısı ikiden azdır.
  3. Bütün adaylar tamamen aynı deneyime sahiptir.
Cevabı göster

Mümkün olan her aday çifti en az bir yönden farklıdır.

and the attempt to do so inevitably ushers in bitterness and rage. Öbek fiiller

1:17

ve bunu yapmaya çalışmak kaçınılmaz olarak acı ve öfkeyi beraberinde getirir.

Öbek fiiller

ushers in: yeni bir dönemi başlatmak

Ushers in, yeni bir dönemin, durumun veya sonucun başlangıcına “neden olur ya da başlangıcını işaret eder” anlamına gelir. Bu cümlede söz konusu girişim kırgınlık ve öfkeye yol açar. Usher in tek bir birim olarak kullanılır: usher fiildir, in ise öbek fiilin bir parçasıdır. Özne değişime neden olan şeyi, ardından gelen bölüm ise onun başlattığı yeni durumu gösterir.

Alıştırma

usher in ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The invention ____ a new era of communication.

Cevabı göster

ushered in

We have, at the collective level,

1:22

Kolektif düzeyde, kendimize

given ourselves a hugely unhelpful picture of how love should go. Kelime

1:24

aşkın nasıl olması gerektiği konusunda son derece faydasız bir tablo çizdik.

Kelime

how love should go: “gelişmek veya ilerlemek” anlamındaki go

how love should go ifadesindeki go, “bir yere gitmek” değil, “gelişmek, ilerlemek veya sonuçlanmak” anlamındadır. İfade, aşkın izlemesi beklendiği düşünülen süreci veya düzeni anlatır. how + özne + go yapısı, bir olayın veya durumun nasıl geliştiğini sormak için yaygın olarak kullanılır: How did the meeting go? Buradaki should, aşkın ideal olarak nasıl gelişmesi gerektiğine dair bir beklenti ekler.

Alıştırma

“We planned how the event should go,” cümlesindeki “how the event should go” ne anlama gelir?

  1. etkinliğin gitmesi gereken yer
  2. etkinliğin nasıl gelişmesi veya ilerlemesi gerektiği
  3. etkinliğin neden iptal edilmesi gerektiği
Cevabı göster

etkinliğin nasıl gelişmesi veya ilerlemesi gerektiği

Any independent move is read like a sign that we can't actually love one another.

1:29

Herhangi bir bağımsız hareket, aslında birbirimizi sevemediğimizin bir işareti gibi algılanır.

It's taken to be evidence of imminent danger Kalıp ifadeler

1:34

Kendi başımıza başka ülkeleri ziyaret etmemiz veya ayrı uyumamız

if we visit other countries on our own or sleep apart.

1:37

yakın bir tehlikenin kanıtı olarak kabul edilir.

Kalıp ifadeler

be taken to be evidence of imminent danger kalıbı

Bu cümlede be taken to be, bir şeyin belirli bir biçimde yorumlanması veya değerlendirilmesi anlamına gelir. Çiftin birbirinden bağımsız hareketleri, ilişkide çok yakında ciddi bir sorun çıkabileceğinin kanıtı sayılıyor; taken burada fiziksel olarak taşınmak anlamına gelmez. Kalıp be taken to be + isim öbeği veya açıklama biçimindedir. Bir işaretin nasıl yorumlandığını, bu değerlendirmeyi kimin yaptığını belirtmeden aktaran, edilgen ve oldukça resmî bir yapıdır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki üç sözcüklü edilgen kalıpla tamamlayın: The unexplained signal was ____ evidence of equipment failure.

Cevabı göster

taken to be

So, we end up badgering each other to do things that we don't really like. Notlar

1:41

Bu yüzden, sonunda aslında pek de sevmediğimiz şeyleri yapmak için birbirimizin başının etini yeriz.

Öbek fiiller

end up badgering sonuç kalıbı

End up doing something, genellikle bir süreçten sonra ve çoğu zaman başlangıçta planlanmamış biçimde sonunda o sonuca ulaşmak demektir. Buradaki sonuç, çiftlerin birbirini badger etmesidir; yani aslında sevmedikleri şeyleri yapmaları için birbirlerine tekrar tekrar baskı yapar veya birbirlerini rahatsız ederler. Nihai sonuç bir eylem olduğunda end up sonrasında -ing biçimi gelir: end up badgering. end up doing kullanılır; end up to do kullanılmaz.

Alıştırma

end up + -ing yapısının geçmiş zamanını ve parantez içindeki fiili kullanın: After checking every shelf, I ____ the book online. (buy)

Cevabı göster

ended up buying

Kalıp ifadeler

badger each other to do something: birbirini sürekli bir şey yapmaya zorlamak

Burada badgering each other to do, iki kişinin de diğerini harekete geçirmeye çalışırken tekrar tekrar rahatsız etmesi veya baskı altına alması demektir. Bir kez rica etmekten daha güçlüdür ve rahatsızlıkla onaylamama tonu taşır. Tekrar kullanılabilen kalıp badger + kişi + to mastarıdır: badger someone to do something. Burada badger bir fiildir; porsuk anlamındaki isim değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede badger tekrarlanan, rahatsız edici baskı anlamında ve doğru fiil kalıbıyla kullanılmıştır?

  1. Rina asked Leo to finish the form once.
  2. Rina kept badgering Leo to finish the form.
  3. Rina badgered Leo finish the form.
Cevabı göster

Rina kept badgering Leo to finish the form.

We force each other to endure tedious hobbies or see each other's peculiar old friends. Dilbilgisi

1:45

Birbirimizi sıkıcı hobilere katlanmaya veya birbirimizin tuhaf eski arkadaşlarını görmeye zorlarız.

Dilbilgisi

force each other to + fiil: birbirini bir şey yapmaya zorlamak

Force each other to, iki kişinin de diğerine isteği dışında veya gerçek bir seçim hakkı olmadan bir şey yaptırması demektir. Each other karşılıklı ilişkiyi gösterir: A, B’yi zorlar; B de A’yı zorlar. Kalıp force + kişi + to mastarıdır. Bu cümlede tek bir to, birbirine bağlanan endure ve see fiillerini birlikte başlatır; ikinci to tekrarlanmaz ama anlamda vardır.

Alıştırma

force + kişi + to mastarı kalıbını tamamlayın: The safety rule forces every visitor ____ wear a badge.

Cevabı göster

to

Not even because we inherently want to do so, Anlatım akışı

1:51

Hatta bunu içsel olarak yapmak istediğimiz için bile değil,

but simply because any other arrangement has come to seem like evidence of betrayal. Dilbilgisi

1:53

sadece başka herhangi bir düzenleme ihanet kanıtı gibi görünmeye başladığı içindir.

Anlatım akışı

Not even because... but simply because: nedeni düzeltmek

Not even because X, but simply because Y, neden açıklamasını iki bölümde düzelten bir yapıdır. İlk because yan cümlesi olası bir nedeni belirtip güçlü biçimde reddeder; but ile başlayan bölüm ise Y'yi gerçek açıklama olarak öne çıkarır. Not even reddi vurgularken simply dikkati ikinci nedene yöneltir. Burada konuşan kişi, davranışın içten gelen bir istekten kaynaklanmadığını söylüyor. Davranış, başka bir düzenlemenin ihanet gibi görüneceği düşüncesinden kaynaklanıyor. İki because yan cümlesini birlikte değerlendirin: but yalnızca iki ayrı olguyu karşılaştırmaz, neden hakkındaki açıklamayı düzeltir.

Alıştırma

Hangi cümle olası bir nedeni reddedip farklı bir nedeni gerçek açıklama olarak sunar?

  1. We stayed because the room was comfortable, but the storm ended.
  2. We stayed not because the room was comfortable, but because the storm made travel unsafe.
  3. We stayed not only because the room was comfortable, but also because the staff was kind.
Cevabı göster

We stayed not because the room was comfortable, but because the storm made travel unsafe.

Dilbilgisi

has come to seem like: zaman içinde gelişen bir izlenim

Has come to seem like, zaman içinde yavaş yavaş gelişmiş ve şimdi de var olan bir izlenimi anlatır. Has come, come fiilinin present perfect biçimidir; ancak come burada fiziksel hareket anlamına gelmez. Come to + fiilin yalın hâli yapısında, bir süreç sonunda bir duruma veya görüşe ulaşmak anlamındadır. Seem like ortaya çıkan izlenimi getirir ve bu cümlede ardından evidence of betrayal isim öbeği gelir. Dolayısıyla cümle, bu yorumun zamanla oluştuğunu ve başka bir düzenlemenin şimdi nasıl görüldüğünü hâlâ etkilediğini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle şimdiki bir izlenimin zaman içinde yavaş yavaş geliştiğini en açık biçimde ifade eder?

  1. After months of working together, the new team came seeming like a family.
  2. After months of working together, the new team seems like a family.
  3. After months of working together, the new team has come to seem like a family.
Cevabı göster

After months of working together, the new team has come to seem like a family.

A more realistic and, in the proper sense, romantic view of couples Kalıp ifadeler

1:59

Çiftlere daha gerçekçi ve tam anlamıyla romantik bir bakış açısı,

Kalıp ifadeler

in the proper sense: doğru anlamıyla

In the proper sense, okuyucuya romantic sözcüğünün yaygın veya yüzeysel bir anlamda değil, doğru ve öz anlamına göre kullanıldığını bildirir. Bu ifade burada betimlemeye kısa bir ara verir ve hemen sonraki sözcüğün nasıl anlaşılması gerektiğini sınırlar. Böyle bir niteleyici, bir görüş savunulurken terimin daha dikkatli tanımlanmasını sağlar.

Alıştırma

Örnekte in the proper sense, romantic hakkında neyi belirtir?

  1. romantic, amaçlanan doğru anlamıyla kullanılıyor
  2. romantic, günlük hayattaki en yaygın anlamıyla kullanılıyor
  3. çift kibar ve saygın bir şekilde davranıyor
Cevabı göster

romantic, amaçlanan doğru anlamıyla kullanılıyor

would suggest that there do have to be a few strong areas Dilbilgisi

2:03

birbirimizin ihtiyaçlarını karşıladığımız

Dilbilgisi

there do have to be: vurgulu gereklilik

There bir şeyin varlığını bildirirken have to gereklilik ifade eder. there do have to be yapısında do, olumlu ifadeye vurgu ekler: konuşan kişi bazı şeylerin gerçekten gerekli olduğunda ısrar eder. Do ile have to aynı işi tekrarlamaz. do vurguyu taşır; have to normal gereklilik anlamını korur, be ise there ... be varlık yapısını tamamlar. do biçimi ardından gelen isimle uyum gösterir: There does have to be a reason, ancak There do have to be several reasons.

Alıştırma

Cümleyi there + vurgulu do + have to + be kullanarak tamamlayın: "Some details are flexible, but for a fair contest, ____ clear rules."

Cevabı göster

there do have to be

where we meet each other's needs,

2:07

birkaç güçlü alanın olması gerektiğini,

but there should also be plenty of others

2:09

ancak kendi hedeflerimizin peşinden kendi başımıza koşmanın açıkça daha iyi olduğu

where we're clearly better off pursuing our goals on our own. Dilbilgisi

2:12

başka pek çok alanın da olması gerektiğini öne sürer.

Dilbilgisi

be better off pursuing: daha avantajlı eylemi seçmek

Be better off doing something, başka bir seçeneğe kıyasla bir şeyi yapmanın kişiyi muhtemelen daha avantajlı ya da daha uygun bir duruma getireceğini anlatır. Burada better off pursuing our goals on our own, bağımsız hareket etmenin daha iyi bir sonuç verebileceği anlamına gelir. Kalıp be + better off + fiilin -ing biçimidir: we're better off pursuing. Burada better off to pursue standart kullanım değildir. Off, better off kalıbının parçasıdır; “uzakta” ya da “ayrılmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Wait fiilini kullanarak cümleyi be better off + -ing kalıbıyla tamamlayın: With the roads still icy, we would ____ until sunrise.

Cevabı göster

be better off waiting

Consider the following list of independent activities

2:17

Aşağıdaki bağımsız etkinlikler listesini düşünün

and give them stars from one to five if they strike you as relevant. Kalıp ifadeler

2:19

ve size uygun geliyorsa birden beşe kadar yıldız verin.

Kalıp ifadeler

strike you as relevant: bir izlenimi ifade etmek

Strike someone as + adjective, bir şeyin kişide belirli bir izlenim uyandırması ya da ona belirli bir şekilde görünmesi anlamına gelir. Cümlede activities that strike you as relevant, size uygun veya ilgili görünen etkinliklerdir. İzlenimi edinen kişi doğrudan strike sözcüğünden sonra gelir ve as, açıklamayı başlatır: strike + you + as + relevant. Burada strike, vurmak anlamına gelmez; çoğu zaman ilk anda oluşan veya kişisel bir izlenimi anlatır.

Alıştırma

Soruyu strike + person + as kalıbıyla tamamlayın: Does the proposal ____ practical?

Cevabı göster

strike you as

I'd like to travel without my partner,

2:25

Partnerim olmadan seyahat etmek,

have dinner one to one with a friend, Kelime

2:28

bir arkadaşımla baş başa akşam yemeği yemek,

Kelime

one to one: tam olarak iki kişi arasındaki etkileşim

Burada one to one, başka kimse katılmadan tam olarak iki kişinin birlikte vakit geçirmesi veya konuşması anlamına gelir. Konuşan kişi daha büyük bir grubun parçası olarak değil, bir arkadaşıyla akşam yemeği yemek istiyor. Bu ifade, bir etkileşimin nasıl gerçekleştiğini anlatır. meet, talk, work veya speak gibi fiillerden sonra kullanılabilir.

Alıştırma

“Tam olarak iki kişi arasında” anlamına gelen ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: I prefer to discuss personal feedback ____.

Cevabı göster

one to one

be able to go to a party without my partner

2:31

partnerim olmadan bir partiye gidebilmek

and not have them feel left out, Öbek fiiller

2:33

ve dışlanmış hissetmemelerini sağlamak,

Öbek fiiller

feel left out: dışlanmış hissetmek

Feel left out ifadesinde left out, bir etkinliğe, gruba, konuşmaya veya bilgi alışverişine dâhil edilmemek anlamına gelir. Feel, kişinin duygusal deneyimini vurgular: diğer insanlar sürece katılırken bu kişi dışarıda kalmış gibi hisseder. Buradaki left, right kelimesinin karşıtı değildir. İfade, bir kişiyi dâhil etmemek anlamındaki leave someone out yapısından gelir.

Alıştırma

“Dışlanmış hissetmek” anlamına gelen ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Everyone else was added to the group chat, and I began to ____.

Cevabı göster

feel left out

visit my parents alone,

2:36

ailemi yalnız ziyaret etmek,

have my own financial adviser,

2:38

kendi finansal danışmanımın olması,

go for long walks on my own,

2:40

tek başıma uzun yürüyüşlere çıkmak,

have a separate bathroom,

2:42

ayrı bir banyomun olması,

go shopping with a friend rather than with my partner. Dilbilgisi

2:44

partnerim yerine bir arkadaşımla alışverişe çıkmak istiyorum.

Dilbilgisi

Bir seçeneği tercih edip diğerini elemek için rather than

Rather than, seçilmeyen veya daha az tercih edilen seçeneği belirtir. Bu cümlede bir arkadaşla alışverişe gitmek, konuşanın partneriyle gitmekle karşılaştırılır. Karşılaştırılan bölümleri paralel tutun. Burada with a friend ve with my partner ifadelerinin ikisi de edat öbeğidir; with sözcüğünün tekrarlanması karşılaştırmayı özellikle açık hâle getirir.

Alıştırma

Paralel fiil seçeneklerini karşılaştıran iki sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: “Maya decided to call ____ text.”

Cevabı göster

rather than

Look at each other's stars and lists.

2:48

Birbirinizin yıldızlarına ve listelerine bakın.

Is there anything that you feel you could accommodate? Ton ve niyet

2:51

Uyum sağlayabileceğinizi hissettiğiniz herhangi bir şey var mı?

Ton ve niyet

Yumuşatılmış bir görüşme sorusu olarak you feel you could accommodate?

Bu soruda you feel you could ifadesi isteği yumuşatır. Karşı taraftan doğrudan onay istemek yerine, gerçekte neyin mümkün olduğuna kendisinin karar vermesini ister. Burada accommodate, başka bir kişinin ihtiyacını veya tercihini karşılayabilmek için bir ayarlama yapmak anlamına gelir. Anything, accommodate fiilinin nesnesidir; tam düşünce “anything that you feel you could accommodate” şeklindedir.

Alıştırma

Hangi soru, bir program değişikliğinin uygulanabilir olup olmadığına karşı tarafın karar vermesini en nazik biçimde ister?

  1. Why can't you change the schedule?
  2. Which schedule change will you accommodate?
  3. Is there any schedule change you feel you could accommodate?
Cevabı göster

Is there any schedule change you feel you could accommodate?

We should recognize that a degree of independence Kalıp ifadeler

2:54

Belli bir dereceye kadar bağımsızlığın

isn't an attack on a partner.

2:57

bir partnere yönelik bir saldırı olmadığını kabul etmeliyiz.

Kalıp ifadeler

a degree of independence: belirli bir ölçüde bağımsızlık

Burada a degree of, “bir miktar” veya “sınırlı bir düzey” anlamına gelir. Independence kavramını mutlak değil, dereceli bir durum olarak gösterir: Konuşan kişi biraz kişisel özgürlüğü desteklemektedir, partnerden tamamen ayrılmayı değil. a degree of + isim kalıbı, soyut fikirleri dikkatli biçimde sınırlandırmak için kullanışlıdır. Kesin miktar belirtilmediğinde ölçülü bir iddia kurmanızı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi “bir miktar” anlamındaki üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: Healthy teamwork still allows ____ independence.

Cevabı göster

a degree of

It's a guarantee of the solidity of the underlying commitment one has made. Kalıp ifadeler

3:00

Bu, kişinin verdiği temel taahhüdün sağlamlığının bir garantisidir.

Kalıp ifadeler

commitment one has made: kişinin vermiş olduğu taahhüt

Commitment one has made, “bir kişinin vermiş olduğu taahhüt” anlamına gelir. Make a commitment, bir şeyi yapmak veya desteklemek için ciddi bir karar ya da söz vermeyi anlatan standart eşdizimdir. Commitment ismi önce gelir çünkü one has made ilgi yan cümlesinin açıkladığı nesnedir. İlgi zamiri that düşürülmüştür: commitment (that) one has made. One, “bir kişi” anlamındaki genel bir zamirdir ve has made yapısının öznesidir; commitment özne değildir.

Alıştırma

Hangi cümle make a commitment eşdizimini doğru kullanır ve nesne görevindeki ilgi zamirini düşürür?

  1. The commitment that requires a reply within one day is clear.
  2. The commitment our team has made is to reply within one day.
  3. Our team has committed to reply within one day.
Cevabı göster

The commitment our team has made is to reply within one day.

Truly stable couples aren't those that do everything together. Anlatım akışı

3:05

Gerçekten istikrarlı çiftler her şeyi birlikte yapanlar değildir.

It's those that have managed to interpret their differences Kalıp ifadeler

3:09

Farklılıklarını

in non-dramatic and non-disloyal terms.

3:12

dramatik olmayan ve sadakatsizlik içermeyen terimlerle yorumlamayı başaranlardır.

Anlatım akışı

aren't those that ... It's those that ile bir tanımı değiştirmek

İlk yan cümle beklenen bir tanımı reddeder: sağlam çiftler, her şeyi birlikte yapmalarıyla tanımlanmaz. İkinci cümledeki It's those that... bu ölçütün yerine hemen yeni bir ölçüt koyar. Önce olumsuzlayıp sonra olumlu tanım verme biçimi, yeni tanımı öne çıkarır. Those, couples sözcüğüne geri gönderme yapar ve “o çiftler” anlamına gelir; uzaktaki insanları göstermez. Aktarılabilir bilgi kalıbı X aren't those that A. It's those that B şeklindedir. Burada A ve B, aynı çoğul grup için birbiriyle yarışan iki ölçüt sunar.

Alıştırma

Düzeltme kalıbını hedef ifadelerin aynısıyla tamamlayın: Good plans ____ predict every detail. ____ help us adapt when things change.

Cevabı göster

aren't those that · It's those that

Kalıp ifadeler

Bir çerçeveleme kalıbı olarak interpret ... in ... terms

Burada interpret their differences in non-dramatic and non-disloyal terms, farklılıkları sakin ve suçlayıcı olmayan bir çerçevede anlamak demektir. Farklılıklar kriz ya da ihanet kanıtı olarak görülmez. Aktarılabilir kalıp interpret + something + in + adjective/noun + terms şeklindedir. Bu kalıpta terms, bir şeyi anlamak için kullanılan kategorileri veya bakış açısını ifade eder; bir anlaşmanın koşulları anlamına gelmez.

Alıştırma

constructive sözcüğünü kullanarak interpret something in ... terms hedef kalıbını tamamlayın: The editor interpreted the criticism ____.

Cevabı göster

in constructive terms

Ultimately, a reduction of dependence

3:16

Sonuçta, bağımlılığın azalması

doesn't mean a relationship is unraveling. Anlatım akışı

3:19

bir ilişkinin çözüldüğü anlamına gelmez.

It means that we have learned to focus more clearly and intently

3:21

Karşımızdaki kişinin bize gerçekte ne getirebileceğine

Anlatım akışı

Düzeltme kalıbı olarak doesn't mean ... It means that ...

doesn't mean X. It means that Y kalıbı, bir yorumu iki adımda düzeltir. Önce doesn't mean, bağımlılığın azalmasının ilişkinin dağıldığını gösterdiği sonucunu reddeder. Ardından It means that, konuşanın kabul ettiği yorumu sunar. Bu sıra, olumsuz ifadenin bıraktığı açıklama boşluğunu kapatır: dinleyiciye yalnızca neyi reddetmesi gerektiğini değil, onun yerine ne anlaması gerektiğini de söyler. It, yorumlanan aynı olguya veya duruma gönderme yapar.

Alıştırma

Açıklamayı dersteki iki parçalı kalıpla tamamlayın: My short reply ____ I am angry. ____ I am concentrating on work.

Cevabı göster

doesn't mean · It means that

on what the other person can actually bring us Kelime

3:25

daha net ve dikkatli bir şekilde odaklanmayı öğrendiğimiz,

Kelime

what the other person can actually bring us: bring fiilinin soyut anlamı

what the other person can actually bring us ifadesinde bring, soyut olarak “sağlamak veya katmak” anlamındadır. Sorulan şey, kişinin ne taşıyabildiği ya da bizi nereye götürebildiği değil; hayatımıza hangi değeri, desteği, deneyimi veya yararı katabildiğidir. Temel yapı bring someone something, yani bring us something şeklindedir. Burada what, something yerine geçer ve yan cümlenin başına taşınarak what ... bring us yapısını oluşturur. Actually, odağı kişinin gerçekçi olarak sağlayabileceklerine daraltır.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: A good mentor can bring us a fresh perspective. bring us a fresh perspective ne anlama gelir?

  1. yeni bir bakış açısı kazanmamıza yardımcı olmak
  2. yeni bir bakış açısını başka birine teslim etmemizi sağlamak
  3. bizi fiziksel olarak yeni bir yere götürmek
Cevabı göster

yeni bir bakış açısı kazanmamıza yardımcı olmak

and have stopped blaming them for not being someone they never were. Kalıp ifadeler

3:28

ve onları hiçbir zaman olmadıkları biri olmadıkları için suçlamayı bıraktığımız anlamına gelir.

Kalıp ifadeler

blame someone for not being: kim, neden suçlanıyor

blame someone for doing something kalıbında blame sözcüğünden sonra gelen kişi eleştirinin hedefidir; for ise sebep olarak gösterilen eylemi veya durumu tanıtır. Bu cümlede them suçlanan kişiyi, not being someone ... ise sebebi belirtir. for sonrasında bir isim veya -ing biçimi kullanılır. -ing düşüncesini olumsuz yapmak için not önüne getirilir: for not being denir, for not be denmez. Aktarılabilir kalıp blame + kişi + for + (not) -ing şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi report fiilinin olumsuz -ing biçimiyle tamamlayın: I blame him ____ the delay sooner.

Cevabı göster

for not reporting

We no longer need to be upset that their ideal holiday destination

3:33

İdeal tatil rotalarının

strikes us as a bit unrelaxing or that their friends can seem boring.

3:36

bize biraz yorucu gelmesine veya arkadaşlarının sıkıcı görünmesine artık üzülmemize gerek yok.

We have learned, instead,

3:41

Bunun yerine, onları

to value them for the areas where we truly see eye to eye. Deyimler

3:43

gerçekten aynı fikirde olduğumuz alanlar için takdir etmeyi öğrendik.

Deyimler

see eye to eye: tamamen aynı fikirde olmak

See eye to eye, bir konuda tamamen anlaşmak veya aynı görüşe sahip olmak anlamına gelen bir deyimdir. İki kişinin kelimenin gerçek anlamıyla birbirine bakmasını anlatmaz. Bu cümlede where, görüş birliği olan alanları tanıtır; bu yüzden konunun deyimden sonra tekrar edilmesi gerekmez. Buradaki düşünce, her konuda anlaştıklarını iddia etmek değil, ilişkide iki kişinin gerçekten aynı görüşü paylaştığı kısımlara değer vermektir.

Alıştırma

Hangi cümlede see eye to eye, iki kişinin aynı fikirde olduğu anlamında kullanılmıştır?

  1. Maya and I look each other in the eye before the meeting.
  2. Maya and I see eye to eye on how to divide the work.
  3. Maya and I can see the same sign from our seats.
Cevabı göster

Maya and I see eye to eye on how to divide the work.

To enjoy a harmonious union with someone, Dilbilgisi

3:48

Birisiyle uyumlu bir birlikteliğin tadını çıkarmak için,

we should ensure that we have plenty of sources of excitement,

3:51

onların dışında da pek çok heyecan,

Dilbilgisi

Cümle başında amaç bildiren To enjoy ...

To enjoy a harmonious union with someone, amacı ya da istenen sonucu belirten bir mastar öbeğidir. in order to enjoy ... anlamına gelir ve ana cümlede önerilen eylemden önce hedefi sunar. enjoy fiilinin örtük öznesi ana cümlenin öznesi olan we'dir. Bu öbek cümlenin öznesi değildir ve gelecek zaman bildirmez; iletiyi önce hedef, sonra eylem sırasıyla düzenler.

Alıştırma

Cümleyi, parantezdeki sözcüklerden oluşturulan üç sözcüklü amaç bildiren to'lu mastar öbeğiyle tamamlayın: ____, we left home early. (avoid delays)

Cevabı göster

To avoid delays

reassurance, and stimulation outside of them.

3:54

güvence ve uyarım kaynağımız olduğundan emin olmalıyız.

When we hit problems,

3:58

Sorunlarla karşılaştığımızda,

we should be able to lean on other supports. Öbek fiiller

3:59

başka desteklere yaslanabilmeliyiz.

Öbek fiiller

lean on ifadesinin mecaz anlamı

Bu cümlede lean on mecaz anlamda kullanılmıştır. Bir kişiye, gruba, hizmete veya başka bir kaynağa duygusal ya da pratik yardım için başvurmak anlamına gelir; vücudu fiziksel olarak bir şeye dayamak anlamında değildir. on sonrasındaki nesne desteğin kaynağını belirtir. Burada other supports, belirli bir ilişkinin dışındaki destek kaynaklarını ifade eder.

Alıştırma

"After the bad news, Maya leaned on her sister," cümlesinde leaned on en olası olarak ne anlama gelir?

  1. Karar vermesi için kız kardeşine baskı yaptı
  2. Kız kardeşinden duygusal destek istedi
  3. Vücut ağırlığını kız kardeşine verdi
Cevabı göster

Kız kardeşinden duygusal destek istedi

The demand that another person compensate us for all that's alarming,

4:02

Hayatımızda endişe verici,

wearing, or deficient in our lives Kelime

4:07

yıpratıcı veya eksik olan her şeyi bir başkasının telafi etmesini talep etmek,

is a mechanism for systematically destroying any relationship. Kalıp ifadeler

4:10

herhangi bir ilişkiyi sistematik olarak yok eden bir mekanizmadır.

Kelime

Wearing: zamanla yoran veya enerjiyi tüketen

Burada wearing, “zamanla yoran veya enerjiyi tüketen” anlamında bir sıfattır. Hayatın zaman içinde enerji ya da sabır tüketen yönlerini anlatır. all that's ifadesinden sonra alarming ve deficient ile paralel bir sıfat olarak kullanılır. Bu yüzden hayatın o yönlerinin niteliğini belirtir; is wearing a coat gibi bir ifadede bulunan şimdiki zaman fiili değildir.

Alıştırma

Bu cümlede wearing ne anlama geliyor?

  1. Eksik veya yetersiz olan
  2. Zamanla yoran veya enerjiyi tüketen
  3. Birinin giydiği kıyafetlerle ilgili olan
Cevabı göster

Zamanla yoran veya enerjiyi tüketen

Kalıp ifadeler

a mechanism for + -ing yapısı

Burada a mechanism, bir makine parçasını değil, sonuç üreten soyut bir süreç veya düzeni ifade eder. a mechanism for + -ing yapısında for’dan sonra, sürecin ortaya çıkardığı faaliyet veya sonucu belirten bir ulaç yapısı gelir. Systematically, destroying sözcüğünü niteler: bu talep ilişkilere tek ve yalıtılmış bir olayla değil, tekrarlanan ve yapıya yerleşmiş bir kalıpla zarar verir. Bu resmî ifade, zararın nasıl ortaya çıktığına odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki resmî kalıpla tamamlayın: Clear appeal rules provide a ____ correcting unfair decisions.

Cevabı göster

mechanism for

Our conflicts and disappointments will at once feel more manageable

4:14

Partnerimizden

when we stop asking our partner

4:18

her zaman uzun zamandır kayıp olan diğer yarımız olarak işlev görmesini istemeyi bıraktığımızda

to function always as our long-lost other half. Notlar

4:20

çatışmalarımız ve hayal kırıklıklarımız anında daha yönetilebilir hissettirecektir.

Kalıp ifadeler

function always as + bir rol

Burada function, “belirli bir rolde hizmet etmek veya çalışmak” anlamında bir fiildir. Yapı function as + rol şeklindedir; yani partnere uzun zamandır kayıp olan diğer yarı rolü verilir. always zarfı, bu rolü ara sıra üstlenilen bir şey değil, sürekli bir beklenti hâline getirir. function ile as arasına yerleştirilmesi talebe ek bir retorik vurgu katar.

Alıştırma

Hangi cümlede function as, bir nesnenin veya yerin üstlendiği rolü anlatmak için kullanılmıştır?

  1. The old theater has several useful functions.
  2. The old theater now functions as a community center.
  3. The old theater functions smoothly after the repairs.
Cevabı göster

The old theater now functions as a community center.

Deyimler

romantik bir mecaz olarak long-lost other half

Other half, romantik bir partner için kullanılan sevecen bir mecazdır: iki kişiyi tek bir bütünün iki yarısı olarak hayal eder. Long-lost genellikle uzun süre kayıp kalıp daha sonra bulunan bir kişiyi veya şeyi anlatır. Burada other half düşüncesine kaderci ve romantik bir hava katar; sanki partner hep varmış ve sonunda yeniden bulunmuş gibi gelir. Gerçek bir ayrılık yaşandığını belirtmek zorunda değildir. Bu cümlede ifade, gerçek bir olgudan çok ideal hâle getirilmiş bir beklentiyi adlandırır: partnerden kişiyi her zaman tamamlaması istenir.

Alıştırma

“Maya joked that she had finally found her long-lost other half,” cümlesinde bu ifade büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Yıllardır kayıp olan bir akrabasını bulmuştu.
  2. Kendisini tamamladığını düşündüğü bir partnerle tanışmıştı.
  3. Vücudunun eksik bir parçasını geri kazanmıştı.
Cevabı göster

Kendisini tamamladığını düşündüğü bir partnerle tanışmıştı.

The more we can survive without a relationship, Dilbilgisi

4:24

Bir ilişki olmadan ne kadar hayatta kalabilirsek,

the greater will be that relationship's chances

4:27

o ilişkinin hayatta kalma ve tatmin olma şansı

of survival and fulfillment.

4:30

o kadar büyük olacaktır.

Dilbilgisi

The more..., the greater... ve biçimsel devriklik

The more..., the greater... bağıntılı bir karşılaştırma yapısıdır: bağımsız yaşayabilme yeteneği arttıkça ilişkinin sürme ve tatmin edici olma olasılığı da artar. Buradaki iki the de yapının bir parçasıdır; sıradan tanımlıklar değildir. İkinci cümlecikteki the greater will be that relationship's chances, biçimsel bir özne-fiil devrikliği kullanır: will be, özne olan that relationship's chances ifadesinden önce gelir. Daha tarafsız sıralama the greater that relationship's chances will be şeklindedir. Yapının tamamı iki derecenin birlikte değiştiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi bağıntılı karşılaştırma ve biçimsel devriklikle tamamlayın: The more carefully we plan, ____ our chances of success.

Cevabı göster

the greater will be

We will truly give love a chance Deyimler

4:33

Aşka ancak,

Deyimler

give love a chance: aşka bir şans vermek

give love a chance ifadesinde give ... a chance, 'bir şeyin işlemesine, gelişmesine veya başarılı olmasına fırsat tanımak' demektir. Love, denenebilen ve gelişmesine izin verilebilen bir şey gibi ele alınır; fiziksel bir şans teslim edilmez. Yapı give + nesne + a chance şeklindedir. Nesne bir fikir, yöntem, etkinlik, ilişki veya kişi olabilir. İfade çoğu zaman şu tutumu anlatır: bunu henüz reddetme; ne olacağını görelim.

Alıştırma

Uygulamayı yalnızca bir kez denediniz. Cümleyi 'reddetmeden önce adil biçimde denemek' anlamındaki deyimle tamamlayın: Let's ____ before we decide.

Cevabı göster

give it a chance

when we stop believing that it can single-handedly save us. Deyimler

4:35

bizi tek başına kurtarabileceğine inanmayı bıraktığımızda gerçekten bir şans vereceğiz.

Deyimler

single-handedly save us: bütün kurtarma işini tek başına yapmak

Bu cümlede single-handedly, “başka hiçbir şeyden yardım almadan, tamamen tek başına” demektir. save fiilini niteler; dolayısıyla reddedilen düşünce, sevginin tek başına insanları bütün sorunlarından kurtarabileceğidir. Sözcük güçlü bir vurgu taşır: görevi, tek bir gücün kendi başına başaramayacağı kadar büyük gösterir. Gerçek anlamda “tek elle” demek değildir ve cümle sevginin yararsız olduğunu da söylemez; sevginin bütün kurtarma işini tek başına yapamayacağını söyler.

Alıştırma

Cümleyi “başka hiçbir şeyden yardım almadan” anlamındaki vurgulanan zarfla tamamlayın: No single app can ____ solve every problem in your life.

Cevabı göster

single-handedly

Our book Sorrows of Love

4:41

Sorrows of Love adlı kitabımız

helps us all handle the inevitable sorrows of love.

4:43

hepimizin aşkın kaçınılmaz üzüntüleriyle başa çıkmasına yardımcı oluyor.