DOĞU FELSEFESİ - Buda: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
912 kelime 181 kel/dk

Video özeti: Siddhartha Gautama hastalık, yaşlılık ve ölümü görünce korunaklı saray hayatını bırakır, acıya yanıt arar, Budist öğretileri biçimlendirir ve Asya'ya yayılan bir geleneğe öncülük eder. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Deyimsel ve mecazlı ifade the blowing out of the flames of desire. nirvanayı sönen ateş imgesiyle açıklar ve soyut fikirlerin somut metaforlarını tanımayı sağlar. 2. Söylem ve retorik karşıtlığı change our outlook, not our circumstances. bir çözümü reddedip tezi asıl odağa yöneltir; açık sav için yararlı bir kalıptır. 3. Öbek fiil took hold in, bir inanç ya da hareketin bir yere yalnızca gelmesini değil, orada kök salıp etkili olmasını anlatır.

Bu derste

The story of the Buddha's life, like all of Buddhism, is a story about confronting suffering. Kalıp ifadeler

0:08

Buddha'nın hayat hikayesi, tüm Budizm gibi, acıyla yüzleşmekle ilgili bir hikayedir.

Kalıp ifadeler

confronting suffering: acıyla yüzleşmek

Burada confronting suffering, acıdan kaçmak veya onu inkâr etmek yerine acıyla dürüstçe yüzleşmek ve onunla ilgilenmek anlamına gelir. Confronting, bir kişiyle kavga etmeyi anlatmaz. Başka durumlara aktarılabilen yapı confront + zor bir durum veya sorundur. Örneğin confront fear, confront reality veya confront a problem denebilir. Nesne, doğrudan yüzleşilmesi gereken şeyi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve zorlukla doğrudan yüzleşmek anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Real change begins with ____ instead of denying it.

Cevabı göster

confronting suffering

He was born sometime between the 6th and 4th century BC,

0:14

M.Ö. 6. ile 4. yüzyıllar arasında bir zamanda,

the son of a wealthy king in the Himalayan foothills of Nepal.

0:17

Nepal'in Himalaya eteklerinde zengin bir kralın oğlu olarak doğdu.

It was prophesied that the young Buddha, Dilbilgisi

0:21

Genç Buddha'nın,

then called Siddhartha Gautama,

0:23

o zamanki adıyla Siddhartha Gautama'nın,

would either become the emperor of India or a very holy man. Dilbilgisi

0:24

ya Hindistan imparatoru ya da çok kutsal bir adam olacağı kehanet edilmişti.

Dilbilgisi

was prophesied that + yan cümle: …olacağı kehanet edildi

Edilgen It was prophesied that + yan cümle kalıbı, ardından gelen içeriğin bir kehanette bildirildiğini anlatır. that cümlesi kehanetin içeriğini verir; edilgen yapı ise anlatıcının kehaneti kimin yaptığını söylememesine olanak tanır. Bu cümlede yapı, iki olası sonucu bulunan ciddi bir kehaneti tanıtır. Biyografilerde, efsanelerde ve dinî ya da tarihî anlatılarda sık görülen bir aktarma kalıbıdır.

Alıştırma

Hangi cümle bir kehaneti aktarmak için resmî edilgen yapıyı doğru kullanıyor?

  1. It was prophecy that the child would become a great leader.
  2. It was prophesied that the child would become a great leader.
  3. It prophesied that the child would become a great leader.
Cevabı göster

It was prophesied that the child would become a great leader.

Dilbilgisi

either become ... or ...: iki olası sonuç

Either A or B iki alternatif sonucu yan yana sunar. Bu cümlede kehanet, Siddhartha için iki olası gelecek verir: Hindistan imparatoru olmak veya çok kutsal bir adam olmak. Ortak would ve become iki alternatif için de geçerlidir: would either become X or [become] Y. Yinelenen fiil or'dan sonra çıkarılabilir, ancak iki alternatif yine de dil bilgisi bakımından paralel biçimlerde olmalıdır.

Alıştırma

İki olası tarihi göstermek için cümleyi either ... or ile tamamlayın: The meeting will ____ be on Monday ____ Tuesday.

Cevabı göster

either · or

Since Siddhartha's father desperately wanted him to become the former, Kelime

0:29

Siddhartha'nın babası onun imparator olmasını çaresizce istediği için,

Kelime

the former: iki seçenekten ilki

The former, az önce sözü edilen tam iki şeyden ilkine gönderme yapar. İki gelecek seçeneği Hindistan imparatoru olmak ve çok kutsal bir adam olmaktı; dolayısıyla the former imparator olmak anlamına gelir. Burada former, a former emperor ifadesinde bir isimden önce geldiğinde taşıdığı “eski” anlamında değildir. The tanımlığı, the former ifadesini tek başına kullanılan ve görece resmî bir gönderme hâline getirir.

Alıştırma

Cümleyi “iki seçenekten ilki” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: Maya offered tea and coffee. I chose ____.

Cevabı göster

the former

he kept the child isolated in a palace. Dilbilgisi

0:32

çocuğu bir sarayda izole bir şekilde tuttu.

Dilbilgisi

keep + nesne + sıfat: kept the child isolated

kept the child isolated ifadesinde kept fiilinden sonra nesne olan the child ve ardından isolated sıfatı gelir. Isolated, nesnenin durumunu açıklayan bir nesne tamamlayıcısıdır; ayrı bir geçmiş zaman eylemi değildir. keep + nesne + sıfat yapısı, birinin veya bir şeyin belirli bir durumda kalmasını sağlamak anlamına gelir. Burada yalıtılmışlık, bilinçli olarak sürdürülen bir durum şeklinde sunulur.

Alıştırma

Cümleyi keep fiilinin geçmiş zaman biçimiyle ve users ile informed sözcüklerini kullanarak tamamlayın: During the outage, the support team ____ about every change.

Cevabı göster

kept users informed

Young Gautama had every imaginable luxury,

0:35

Genç Gautama akla gelebilecek her türlü lükse sahipti,

jewels, servants, lotus ponds, even beautiful dancing women.

0:37

mücevherler, hizmetçiler, nilüfer havuzları ve hatta güzel dansçı kadınlar.

For 29 years,

0:41

29 yıl boyunca,

Gautama lived in bliss,

0:42

Gautama mutluluk içinde yaşadı,

protected from the smallest misfortunes of the outside world.

0:43

dış dünyanın en ufak talihsizliklerinden bile korundu.

But then he left the palace for short excursions.

0:47

Ancak daha sonra kısa gezintiler için saraydan ayrıldı.

What he saw amazed him. Dilbilgisi

0:49

Gördükleri onu hayrete düşürdü.

Dilbilgisi

Kaynaşmış ilgi yan cümlesi öznesi olarak What he saw

What he saw sözleri “onun gördüğü şey veya şeyler” anlamına gelir. Buna kaynaşmış ilgi yan cümlesi denir: what hem yan cümleyi bağlar hem de saw fiilinin nesnesi olur. What he saw yan cümlesinin tamamı amazed fiilinin öznesidir. Bu bir soru değil, bildirme cümlesidir. Yan cümle bir isim öbeği gibi çalıştığı için bildirme cümlesi söz dizimini korur; did eklenmez, özne ile fiilin yeri değiştirilmez.

Alıştırma

Hangi cümlede what “……dığı şey veya şeyler” anlamında kullanılmış ve what yan cümlesinin tamamı özne olmuştur?

  1. They wondered what they had found.
  2. What did they find in the box?
  3. What they found changed the plan.
  4. That they found the key surprised us.
Cevabı göster

What they found changed the plan.

First, he met a sick man,

0:51

Önce hasta bir adamla karşılaştı,

then an aging man,

0:52

sonra yaşlanan bir adamla,

and then a dying man.

0:53

ve ardından ölmekte olan bir adamla.

He was astounded to discover that these unfortunate people represented normal,

0:55

Bu talihsiz insanların, insanlık halinin normal ve

indeed, inevitable parts of the human condition that would one day touch him too. Notlar

0:59

hatta kaçınılmaz bir parçasını temsil ettiğini ve bir gün kendisine de dokunacağını keşfetmek onu şaşkına çevirdi.

Kelime

the human condition: insan olmanın ortak gerçekleri

“The human condition”, insan olmanın temel durumunu, yani bütün insanların paylaştığı deneyimleri ve sınırları ifade eder. Burada hastalık, yaşlanma ve ölüm gibi kaçınılmaz gerçekleri kapsar. Bu ifadede condition, tek bir kişinin hastalığı veya o anki koşulları anlamına gelmez. Tekil olan bu ifade insan varoluşunu bir bütün olarak adlandırır; bu yüzden felsefede, edebiyatta ve ciddi toplumsal tartışmalarda yaygındır.

Alıştırma

Cümlede “the human condition” neyi ifade ediyor?

  1. Belirli bir yerdeki konutların kalitesi
  2. Bir kişinin tıbbi tanısı
  3. İnsan olmanın getirdiği ortak deneyimler ve sınırlar
Cevabı göster

İnsan olmanın getirdiği ortak deneyimler ve sınırlar

Deyimler

touch him too: touch ‘etkilemek’ anlamına geldiğinde

“Touch him too” ifadesinde touch mecazidir. İnsan yaşamının kaçınılmaz yönleri sonunda ona da ulaşacak veya onu etkileyecektir; fiziksel temas kastedilmez. Too, onun da bir istisna olmadığını belirtir. Başka insanlar bu gerçekleri yaşar ve aynı şeyler onun da başına gelecektir.

Alıştırma

Bu bağlamda “would one day touch him too” ne anlama geliyor?

  1. Talihsiz insanları teselli etmeyi seçecekti.
  2. Daha sonra biri ona eliyle fiziksel olarak dokunacaktı.
  3. Aynı kaçınılmaz gerçekler sonunda onu da etkileyecekti.
Cevabı göster

Aynı kaçınılmaz gerçekler sonunda onu da etkileyecekti.

Horrified and fascinated,

1:04

Dehşete düşmüş ve büyülenmiş bir şekilde,

Gautama made a fourth trip outside the palace walls

1:05

Gautama saray duvarlarının dışına dördüncü bir yolculuk yaptı

and encountered a holy man who'd learned to seek spiritual life

1:08

ve insan acılarının uçsuz bucaksızlığı ortasında

in the midst of the vastness of human suffering. Kalıp ifadeler

1:11

ruhsal bir yaşam aramayı öğrenmiş kutsal bir adamla karşılaştı.

Kalıp ifadeler

In the midst of: devam eden bir durumla çevrili olmak

In the midst of, bir durumun veya sürecin “içinde ve onunla çevrili” olmak demektir. Bu cümlede, manevi yaşamın insan acısından uzakta değil, acı her yanı kuşatırken arandığını gösterir. Sabit yapı in the midst of + isim öbeğidir. Chaos, change veya a crisis gibi devam eden soyut bir durumun kişiyi çevrelediği hissini güçlü biçimde verebilir.

Alıştırma

Cümleyi “devam eden bir durumla çevrili” anlamına gelen dört sözcüklü sabit ifadeyle tamamlayın: The nurses worked steadily ____ the emergency.

Cevabı göster

in the midst of

Inspired by the holy man,

1:14

Kutsal adamdan ilham alan

Gautama left the palace for good. Deyimler

1:16

Gautama sarayı tamamen terk etti.

Deyimler

For good: kalıcı bir değişim

For good, “kalıcı olarak” veya “önceki duruma bir daha dönmemek üzere” anlamına gelen bir deyimdir. Burada Gautama’nın saraydan ayrılışının kısa bir gezi değil, kalıcı bir değişim olduğunu anlatır. for good ifadesini tek bir sabit birim olarak düşünün. Anlamı, good sözcüğünün “yarar” veya “olumlu bir şey” anlamından gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede for good ne anlama geliyor? “After years of moving around, Lena settled in this town for good.”

  1. İyi bir nedenle
  2. Gelecek haftaya kadar
  3. Kalıcı olarak
  4. Kısa bir ziyaret için
Cevabı göster

Kalıcı olarak

He tried to learn from other holy men.

1:18

Diğer kutsal adamlardan bir şeyler öğrenmeye çalıştı.

He almost starved himself to death by avoiding all physical comforts and pleasures, Kalıp ifadeler

1:20

Onların yaptığı gibi,

as they did.

1:24

tüm fiziksel rahatlıklardan ve zevklerden kaçınarak kendini neredeyse açlıktan öldürecekti.

Kalıp ifadeler

Starved Himself to Death: dönüşlü neden ve aşırı sonuç

Starved himself, kendi davranışlarının onu yeterli yiyecekten yoksun bıraktığını gösterir. Dönüşlülük zamiri himself, he öznesine gönderme yapar; başka öznelerle myself, yourself, herself, ourselves veya themselves olur. To death, açlığın aşırı sonucu olan ölümü belirtir; “ölmek amacıyla” anlamına gelmez. Cümlede almost starved himself to death dendiği için ölüme yaklaşmış, ancak ölmemiştir.

Alıştırma

Yemek yemeyi kendisi reddettiği için neredeyse öldüğünü gösterecek fiil, özneyle uyumlu dönüşlülük zamiri ve sonuç ifadesiyle cümleyi tamamlayın: By refusing every meal for weeks, he nearly ____.

Cevabı göster

starved himself to death

Perhaps unsurprisingly, Anlatım akışı

1:25

Belki de şaşırtıcı olmayan bir şekilde,

it didn't bring him solace from suffering. Kalıp ifadeler

1:26

bu ona acıdan kurtulma tesellisi getirmedi.

Anlatım akışı

Perhaps Unsurprisingly: beklenen bir sonucu temkinli biçimde belirtmek

Perhaps unsurprisingly, ana ifadeden önce gelen ve tüm cümle hakkında yorum yapan bir söz öbeğidir. Dinleyiciyi, gelecek sonucu şaşırtıcı değil beklenen bir şey olarak görmeye hazırlar. Virgül bu yorumu ardından gelen ana mesajdan ayırır; unsurprisingly bir kişiyi değil, sonraki mesajın tamamını değerlendirir. Perhaps yorumu yumuşatır. Konuşan kişi sonucun mantıklı olduğunu düşünmeye devam eder, ancak bu yargıyı tamamen kesinmiş gibi sunmaz.

Alıştırma

Hangi cümle başlangıcı iptal kararını beklenen bir sonuç olarak sunarken yargıyı temkinli tutar?

  1. Perhaps surprisingly, the picnic was canceled after hours of heavy rain.
  2. Unsurprisingly, the picnic was canceled after hours of heavy rain.
  3. Perhaps unsurprisingly, the picnic was canceled after hours of heavy rain.
Cevabı göster

Perhaps unsurprisingly, the picnic was canceled after hours of heavy rain.

Kalıp ifadeler

bring someone solace from suffering ifadesinin anlamı ve kullanımı

bring someone solace kalıbı, “birine duygusal teselli vermek” anlamına gelir. from suffering, bu teselliyi gerekli kılan acıyı belirtir. Solace, acının iyileştirildiği veya ortadan kaldırıldığı anlamına gelmez. Bu olumsuz cümlede yöntem, iç huzuru sağlayacak bir teselli bile verememiştir.

Alıştırma

Burada “didn't bring him solace from suffering” ne anlama geliyor?

  1. Acısının nedenini ortadan kaldırdı ama onu bedenen yorgun bıraktı.
  2. Başka insanların da acı çektiğini fark etmesini engelledi.
  3. Acı çekerken ona duygusal teselli vermedi.
Cevabı göster

Acı çekerken ona duygusal teselli vermedi.

Then he thought of a moment when he was a small boy,

1:29

Sonra küçük bir çocukken

sitting by the river.

1:31

nehir kenarında oturduğu bir anı hatırladı.

He'd noticed that when the grass was cut,

1:32

Çimler kesildiğinde,

the insects and their eggs were trampled and destroyed.

1:34

böceklerin ve yumurtalarının çiğnenip yok edildiğini fark etmişti.

As a child,

1:37

Bir çocuk olarak,

he'd felt a deep compassion for the tiny insects.

1:38

o küçücük böceklere karşı derin bir şefkat hissetmişti.

Reflecting on his childhood compassion, Dilbilgisi

1:41

Çocukluğundaki o şefkati düşünürken,

Gautama felt a profound sense of peace.

1:43

Gautama derin bir huzur duygusu hissetti.

Dilbilgisi

Cümle başında -ing yapısı olarak Reflecting on ...

Reflecting on his childhood compassion, cümle başında kullanılan bir -ing yan yapısıdır. Burada reflect on, ayna gibi “yansıtmak” değil, “dikkatle düşünmek veya geçmişe dönüp bakmak” anlamına gelir. Bu yapı ana cümlenin arka planındaki düşünceyi verir: Gautama önceki merhameti üzerine düşünürken huzur hissetmiştir. reflecting eyleminin örtük öznesi, ana cümlenin öznesi Gautama’dır. Bu kısa yapı yalnızca -ing eylemini yapan kişi ile ana cümlenin öznesi açıkça aynı olduğunda çalışır.

Alıştırma

Maya’nın düşündüğü anlatılmak isteniyorsa bu cümle doğru kurulmuş mudur? “Reflecting on the problem, the answer became clear to Maya.”

  1. Hayır. Dil bilgisi the answer ifadesini Reflecting eyleminin örtük öznesi yapar.
  2. Evet. Maya otomatik olarak Reflecting eyleminin örtük öznesi olur.
Cevabı göster

Hayır. Dil bilgisi the answer ifadesini Reflecting eyleminin örtük öznesi yapar.

He ate, meditated,

1:45

Yemek yedi, meditasyon yaptı,

and finally reached the highest state of enlightenment,

1:47

ve nihayetinde en yüksek aydınlanma durumuna,

nirvana. Kültür

1:50

nirvanaya ulaştı.

Kültür

nirvana: yalnızca mutluluk değil, Budist kurtuluş

Bu cümlede nirvana, uyanışla bağlantılı nihai kurtuluşu ifade eden Budist bir terimdir. Cümle onu, arzunun ve ona bağlı acının söndüğü en yüce aydınlanma hâli olarak sunar. Daha genel İngilizcede nirvana, kusursuz bir huzur veya mutluluk hâli için mecazi olarak kullanılabilir. Dini ya da tarihi bir bağlamda bu daha geniş anlam, Budist anlamın yerini almamalıdır.

Alıştırma

Budizm hakkında dikkatli bir açıklamada bu cümledeki nirvana ne anlama gelir?

  1. Yoğun mutluluk hissedilen sıradan bir an.
  2. Tanrıların yaşadığı göksel bir yer.
  3. Arzu ve acının söndüğü bir kurtuluş hâli.
Cevabı göster

Arzu ve acının söndüğü bir kurtuluş hâli.

It refers to the blowing out of the flames of desire. Deyimler

1:51

Bu, arzu alevlerinin söndürülmesi anlamına gelir.

Deyimler

the blowing out of the flames of desire: arzunun ateş olarak tasvir edilmesi

Bu ifade tek bir mecaz kurar: arzu ateş olarak, arzunun sona ermesi de bu ateşin alevlerini söndürmek olarak tasvir edilir. Ortada gerçek bir alev yoktur. It sözcüğü nirvana'ya gönderme yaptığı için bu imge, nirvanayı sıradan bir mutluluk anı olarak değil, arzulamanın tamamen sona ermesi olarak açıklar.

Alıştırma

Cümledeki mecazı en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Meditasyon yapmak için birinin gerçek bir aleve üflemesi gerekir.
  2. Arzu, gerçek bir ateşi güçlendiren rüzgârdır.
  3. Arzu bir ateştir ve arzuyu sona erdirmek onun alevlerini söndürmeye benzer.
Cevabı göster

Arzu bir ateştir ve arzuyu sona erdirmek onun alevlerini söndürmeye benzer.

With this,

1:54

Bununla birlikte,

Gautama had become the Buddha, Kültür

1:55

Gautama Buddha olmuştu,

the awakened one.

1:57

yani uyanmış olan.

Kültür

the Buddha, the awakened one: bir unvanı açıklayan eş görevli ifade

the awakened one, the Buddha unvanından sonra gelen açıklayıcı bir eş görevli ad öbeğidir. Virgüller, ikinci ad öbeğinin ilkini başka sözlerle açıklayıp yeniden adlandırdığını gösterir: Gautama, the Buddha, yani Uyanmış Olan olarak tanınmıştır. Buradaki awakened, uykudan yeni uyanmak değil, ruhsal olarak aydınlanmak veya daha derin bir anlayışa ulaşmak demektir. Bu nedenle Buddha, bu bağlamda Gautama'nın kişisel adı değil, anlam taşıyan bir unvandır.

Alıştırma

the awakened one ifadesi cümlede ne yapıyor?

  1. Buddha ifadesini, ruhsal olarak uyanmış kişi anlamındaki bir unvan olarak yeniden açıklar.
  2. Gautama'nın uykudan yeni uyandığını söyler.
  3. Buddha ile the awakened one ifadelerini iki farklı kişi olarak sunar.
Cevabı göster

Buddha ifadesini, ruhsal olarak uyanmış kişi anlamındaki bir unvan olarak yeniden açıklar.

The Buddha awoke by recognizing that all of creation,

1:58

Buddha, tüm yaratılışın

from distraught ants to dying human beings, Anlatım akışı

2:01

çaresiz karıncalardan ölmekte olan insanlara kadar,

is unified by suffering.

2:04

acı çekme yoluyla birleştiğini fark ederek uyandı.

Anlatım akışı

from distraught ants to dying human beings: geniş bir aralığı belirtmek

Araya giren from distraught ants to dying human beings ifadesi, birbirinden çok uzak iki uç vererek all of creation sözünü açar: bir uçta sıkıntı içindeki karıncalar, diğer uçta ölmekte olan insanlar vardır. Böylece canlıların tüm aralığının kapsandığı anlatılır. Burada from ... to ... bir hareket güzergâhı değil, kapsam belirten bir bilgi düzenleme aracıdır. Çarpıcı uç noktalar seçilerek geniş veya kapsayıcı bir iddia somutlaştırılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle from A to B yapısını fiziksel hareket yerine kapsayıcı bir aralık belirtmek için kullanıyor?

  1. The science fair welcomes everyone, from first-time visitors to expert researchers.
  2. She walked from the station to the hotel.
  3. The package traveled from Brazil to Canada.
Cevabı göster

The science fair welcomes everyone, from first-time visitors to expert researchers.

Recognizing this,

2:06

Bunu fark eden

the Buddha discovered how to best approach suffering.

2:07

Buddha, acıya en iyi nasıl yaklaşılacağını keşfetti.

First, one shouldn't bathe in luxury, Notlar

2:10

İlk olarak, insan lüks içinde yüzmemeli,

Deyimler

Bathe in luxury mecazı

Burada bathe in luxury bir mecazdır. Lüks, insanın içine gömülebileceği bir şey gibi betimlenir; bu nedenle ifade, kişinin çevresini pahalı rahatlıklarla doldurması ve bunlardan yoğun biçimde yararlanması anlamına gelir. Bu imge, yalnızca live luxuriously demekten daha güçlü ve canlıdır. Cümlede gerçek anlamda yıkanmayı değil, kaçınılması gereken bir uç olan aşırı zevke düşkünlüğü anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede bathe in luxury ne anlama gelir?

  1. Tüm yiyecek ve rahatlığı reddetmek
  2. Pahalı ürünler kullanarak banyo yapmak
  3. Pahalı rahatlıklarla çevrili olup bunlardan yoğun biçimde zevk almak
Cevabı göster

Pahalı rahatlıklarla çevrili olup bunlardan yoğun biçimde zevk almak

nor abstain from food and comforts altogether.

2:12

ne de yiyecek ve rahatlıklardan tamamen uzak durmalıdır.

Dilbilgisi

Kaçınılması gereken iki eylemi bağlayan shouldn't ... nor ...

Bu cümlede shouldn't olumsuz bir tavsiye başlatır; nor ise bu olumsuzluğu eş görevli ikinci eyleme taşır. Hem lüks içinde yüzmek hem de yiyecekten ve rahatlıktan bütünüyle uzak durmak reddedilir; nor olumlu bir seçenek eklemez. Bu kalıp, shouldn't sözcüğünü tekrarlamadan iki eylemi aynı olumsuz yargıya bağlar: one shouldn't X, nor Y. or kullanmaya göre genellikle daha resmî ve dengeli duyulur.

Alıştırma

Her iki eylemden de kaçınılması gerektiğini resmî bir olumsuz bağlama yapısıyla anlatan cümleyi seçin.

  1. A good coach shouldn't shame beginners, but should ignore their questions.
  2. A good coach shouldn't shame beginners, nor ignore their questions.
  3. A good coach should shame beginners and ignore their questions.
Cevabı göster

A good coach shouldn't shame beginners, nor ignore their questions.

Instead, one ought to live in moderation.

2:15

Bunun yerine, insan ölçülü yaşamalıdır.

The Buddha called this the middle way. Kültür

2:18

Buddha buna orta yol adını verdi.

Kültür

the middle way: uçlar arasında denge

Bu cümlede the middle way, zevklere aşırı düşkünlük ile kişinin kendini ağır biçimde yoksun bırakması şeklindeki iki zararlı uçtan kaçınarak yaşama ilkesinin Budizm'deki adıdır. Fiziksel olarak ortada bulunan bir yol değildir. this sözcüğü, hemen önce anlatılan ölçülü yaşam biçimine işaret eder. Daha genel olarak a middle way, birbirine zıt uçlardan kaçınan dengeli bir yaklaşımı anlatır.

Alıştırma

Cümledeki the middle way ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Hem zevklere aşırı düşkünlükten hem de kişinin kendini aşırı yoksun bırakmasından kaçınan Budist bir ilke
  2. Her türlü rahatlıktan her zaman kaçınılması gerektiğini söyleyen bir kural
  3. Başka iki yolun arasından geçen bir yol
Cevabı göster

Hem zevklere aşırı düşkünlükten hem de kişinin kendini aşırı yoksun bırakmasından kaçınan Budist bir ilke

This allows for maximal concentration on cultivating compassion for others and seeking enlightenment. Öbek fiiller

2:20

Bu, başkaları için şefkat geliştirmeye ve aydınlanmayı aramaya maksimum düzeyde odaklanmayı sağlar.

Öbek fiiller

allow for: bir şeyi mümkün kılmak

Burada allows for, “mümkün kılar” veya “gerekli koşulları oluşturur” anlamındadır. Ölçülü yaşam biçimi, yüksek düzeyde odaklanmayı mümkün kılar. Yapı allow for + isim grubu ya da -ing biçimidir: allow for more time; allow for working from home. Başka bağlamlarda allow for, allow for delays örneğinde olduğu gibi “hesaba katmak” anlamına da gelebilir.

Alıştırma

Dersi öğrendiğiniz ifadeyi doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: The wider doorway ____ easier wheelchair access.

Cevabı göster

allows for

Next, the Buddha described a path to transcending suffering Dilbilgisi

2:26

Daha sonra, Buddha acıyı aşmanın bir yolunu tarif etti,

called the Four Noble Truths. Kültür

2:29

buna Dört Yüce Gerçek deniyordu.

Dilbilgisi

a path to transcending suffering: edat olan to + -ing biçimi

a path to transcending suffering ifadesinde path, fiziksel bir yol değil, bir sonuca götüren soyut bir yol veya yöntem anlamındadır. to, path to isim öbeğinin parçası olan bir edattır; mastar işaretleyicisi değildir. Edat olan to'dan sonra isim görevli bir biçim gelir. Bu nedenle transcend, isim-fiil görevindeki transcending biçimine dönüşür. Aynı yapı the key to solving a problem ve an approach to learning a language ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

Hangi cümle örnektekiyle aynı path to + -ing yapısını kullanıyor?

  1. Regular practice can be a path to building confidence.
  2. Our coach plans to build our confidence.
  3. This workshop can help us build confidence.
Cevabı göster

Regular practice can be a path to building confidence.

Kültür

the Four Noble Truths: Budist bir terim

the Four Noble Truths, Budizmin temel öğretilerinden birinin standart İngilizce adıdır. Kısaca bu dört hakikat; acıyı, acının kaynağını, sona ermesini ve sona erişe götüren yolu ele alır. Burada bu terim, sonraki açıklamanın birbiriyle bağlantılı dört bölüm hâlinde düzenleneceğini gösterir. Noble, yerleşmiş dinî adın bir parçasıdır; yalnızca hayranlık uyandıran dört gerçeği tanımlamaz.

Alıştırma

Bu bağlamda the Four Noble Truths neyi ifade ediyor?

  1. Buda hakkındaki birbiriyle ilgisiz dört tarihsel gerçek.
  2. Acı, acının kaynağı, sona ermesi ve sona erişe götüren yol hakkındaki temel bir Budist öğreti.
  3. İnsanlara soyluluk unvanı vermeye ilişkin dört kural.
Cevabı göster

Acı, acının kaynağı, sona ermesi ve sona erişe götüren yol hakkındaki temel bir Budist öğreti.

The first Noble Truth is the realization that first prompted the Buddha's journey,

2:31

Birinci Yüce Gerçek, Buddha'nın yolculuğunu başlatan ilk farkındalıktır:

that there is suffering and constant dissatisfaction in the world.

2:35

Dünyada acı ve sürekli bir tatminsizlik olduğu.

The second is that this suffering is caused by our desires.

2:39

İkincisi, bu acının bizim arzularımızdan kaynaklandığıdır.

As the Buddha said,

2:42

Buddha'nın dediği gibi,

attachment is the root of all suffering. Deyimler

2:43

bağlanmak tüm acıların köküdür.

Deyimler

attachment is the root of all suffering ifadesindeki kök metaforu

Burada attachment, arzulara, eşyalara veya deneyimlere sıkıca tutunmak anlamına gelir. Bu Budist bağlamda anlamı, başka bir kişiye duyulan duygusal bağlılıktan daha geniştir. X is the root of Y kalıbı, root sözcüğünü bir sorunun en derindeki kaynağını anlatan bir metafor olarak kullanır. Cümle, bağlanmanın acıya yol açtığını söyler; burada root bir bitki kökü veya bilgisayar yönetici erişimi değildir.

Alıştırma

Cümleyi en derindeki temel neden anlamına gelen metaforik ifadeyle tamamlayın: Poor communication is ____ many team conflicts.

Cevabı göster

the root of

The third truth is that we can transcend suffering by removing or managing these desires. Dilbilgisi

2:46

Üçüncü gerçek, bu arzuları ortadan kaldırarak veya yöneterek acıyı aşabileceğimizdir.

Dilbilgisi

by removing or managing these desires: yöntem bildiren by + -ing kalıbı

By + fiilin -ing biçimi, bir sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi açıklar. Burada by removing or managing, daha önce söz edilen arzularla ilgilenmeyi acının ötesine geçme yöntemi olarak sunar. Removing ve managing, by edatından sonra gelen -ing biçimleridir. Bu cümlede by, eylemi kimin yaptığını belirtmez ve bir son tarih koymaz.

Alıştırma

Cümleyi by + practice fiilinin -ing biçimini kullanarak tamamlayın: You can improve your pronunciation ____ every day.

Cevabı göster

by practicing

The Buddha thus made the remarkable claim that we must change our outlook, Notlar

2:51

Buddha böylece, koşullarımızı değil,

not our circumstances.

2:54

bakış açımızı değiştirmemiz gerektiği yönündeki çarpıcı iddiayı ortaya koydu.

Kalıp ifadeler

made the remarkable claim that: dikkat çekici bir iddiayı aktarmak

Made a claim that, bir ifadeyi iddia olarak sunar; that yan cümlesi iddianın tam içeriğini verir. Burada made, make fiilinin geçmiş zamanıdır; remarkable ise iddiayı sıra dışı veya dikkat çekici olarak değerlendirir. Bu kullanım, yalnızca said that demekten daha çözümleyicidir. Fikri, okurların değerlendirebileceği, sorgulayabileceği veya tartışabileceği bir görüş olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi dersteki resmî aktarma ifadesiyle tamamlayın: The historian ____ the lost city had been found beneath the desert.

Cevabı göster

made the remarkable claim that

Anlatım akışı

change our outlook, not our circumstances: A, not B karşıtlığı

A, not B kalıbı, amaçlanan A seçeneğini önce verir ve ardından olası B alternatifini hemen reddeder. Burada change our outlook önerilen çözümdür; not our circumstances ise dikkati dış koşullardan uzaklaştırır. Change fiili iki bölüm için de geçerlidir: change our outlook, not [change] our circumstances. İki bölüm paralel olduğu sürece, tekrarlanan fiili atmak karşıtlığı kısa ve akılda kalıcı yapar.

Alıştırma

Bir antrenör, takımın daha fazla yeteneğe ihtiyacı olduğu düşüncesini düzeltmek istiyor. Hangi cümle çözümü yeniden yönlendirmek için A, not B kalıbını en açık biçimde kullanır?

  1. The team needs either better teamwork or more talent.
  2. The team needs better teamwork, not more talent.
  3. The team needs not only better teamwork but also more talent.
Cevabı göster

The team needs better teamwork, not more talent.

We are unhappy,

2:57

Mutsuzuz,

not because we don't have enough money, love or status, Dilbilgisi

2:57

yeterince paramız, sevgimiz veya statümüz olmadığı için değil,

but because we're greedy, vain, and insecure.

3:00

açgözlü, kibirli ve güvensiz olduğumuz için.

Dilbilgisi

not because A, but because B: açıklanan nedeni değiştirmek

not because A, but because B kalıbı, açıklama olarak A'yı reddeder ve gerçek açıklama olarak B'yi sunar. Burada konuşmacı, yeterince para, sevgi veya statüye sahip olmamanın mutsuzluğun nedeni olmadığını; nedenin açgözlülük, kibir ve güvensizlik olduğunu söylüyor. A'nın içindeki don't, reddedilen düşüncenin parçasıdır: A, “we don't have enough ...” düşüncesidir. Dıştaki not because bu nedenin tamamını reddeder. Bu, insanların aslında yeterince şeye sahip olduğu şeklindeki karşıt durumu kanıtlamaz.

Alıştırma

İlk nedeni reddedip gerçek nedeni verecek şekilde cümleyi tamamlayın: The meeting failed ____ the room was small, ____ no one had prepared.

Cevabı göster

not because · but because

By reorienting our mind

3:02

Zihnimizi yeniden yönlendirerek

we can grow to be content.

3:04

halimizden memnun olmayı öğrenebiliriz.

With the correct behavior and what we now term a mindful attitude, Kelime

3:06

Doğru davranış ve bugün farkındalık tutumu dediğimiz şeyle,

we can also become better people.

3:10

aynı zamanda daha iyi insanlar da olabiliriz.

Kelime

what we now term a mindful attitude: bugün böyle adlandırdığımız şey

Burada term, “adlandırmak” veya “bir şeye isim vermek” anlamına gelen resmî bir fiildir. What we now term a mindful attitude, “bugün bilinçli farkındalık tutumu olarak adlandırdığımız şey veya yaklaşım” demektir. What, isim gibi işlev gören bir birim başlatır; soru sormaz. Daha geniş olan with ifadesinde the correct behavior ile what we now term a mindful attitude eş görevli olarak bağlanmıştır. Bu iki unsur birlikte, daha iyi insanlar olmakla bağlantılı koşulları veya araçları belirtir.

Alıştırma

Burada what we now term a mindful attitude ne anlama geliyor?

  1. insanların bugün bilinçli farkındalık tutumu olarak adlandırdığı tutum
  2. bilinçli farkındalık çalışması için ayrılan bir süre
  3. mindful sözcüğünün anlamını soran bir soru
Cevabı göster

insanların bugün bilinçli farkındalık tutumu olarak adlandırdığı tutum

We can invert negative emotions and states of mind,

3:11

Olumsuz duygu ve ruh hallerini tersine çevirebilir,

turning ignorance into wisdom, Anlatım akışı

3:14

cehaleti bilgeliğe,

anger into compassion,

3:16

öfkeyi şefkate,

and greed into generosity.

3:17

ve açgözlülüğü cömertliğe dönüştürebiliriz.

Anlatım akışı

turning ignorance into wisdom ...: üç paralel A into B çifti

-ing yan cümlesi, olumsuz duyguları ve zihin hâllerini tersine çevirmenin burada ne anlama geldiğini açıklar: turning A into B, bir durumu onunla karşıtlık oluşturan olumlu bir duruma dönüştürmek demektir. Yazar daha sonra üç paralel A into B çifti kullanır. Turning yalnızca bir kez belirtilir ancak üç çiftin de tamamı için geçerlidir: turning ignorance into wisdom, turning anger into compassion ve turning greed into generosity. Bu dengeli kalıp bilgiyi düzenler, her karşıtlığı belirginleştirir ve listeye ikna edici bir ritim verir.

Alıştırma

Üç çiftin de turning A into B yapısını kullanması için cümleyi tamamlayın: The workshop helps people by turning confusion into clarity, fear ____ confidence, and hesitation ____ action.

Cevabı göster

into · into

The fourth and final Noble Truth the Buddha uncovered is that we can learn to move beyond suffering

3:19

Buddha'nın ortaya çıkardığı dördüncü ve son Yüce Gerçek, acının ötesine geçmeyi öğrenebileceğimizdir,

through what he termed the Noble Eightfold Path. Kültür

3:24

bunu Yüce Sekiz Katlı Yol olarak adlandırdığı şey aracılığıyla yapabiliriz.

Kültür

the Noble Eightfold Path: sekiz bölümden oluşan bir yol

The Noble Eightfold Path, önemli bir Budist uygulama yolunun İngilizcedeki sabit adıdır. Eightfold, “sekiz bölümden oluşan” demektir; “sekiz kat” demek değildir. Noble ve Eightfold sözcüklerinin ikisi de adın parçasıdır. Burada bu terim, Dördüncü Yüce Gerçek ile bağlantılı uygulama yolunu, yani acının ötesine geçmenin bir yolunu adlandırır. Bu, sonraki bölümde right sözcüğüyle tanımlanan sekiz uygulama bölümünün neden sıralandığını anlamak için gereken temel bilgidir.

Alıştırma

“the Noble Eightfold Path” adındaki Eightfold ne anlama gelir?

  1. Yol, birbiriyle bağlantılı sekiz bölümden oluşur.
  2. Yol, başka bir yoldan sekiz kat daha uzundur.
  3. Yol sekiz kez izlenmelidir.
Cevabı göster

Yol, birbiriyle bağlantılı sekiz bölümden oluşur.

The Eightfold Path involves a series of aspects of behaving right and wisely,

3:27

Sekiz Katlı Yol, doğru ve bilgece davranmanın bir dizi yönünü içerir:

right view, right intention, right speech, right action, right livelihood, right effort, right mindfulness,

3:31

doğru görüş, doğru niyet, doğru söz, doğru davranış, doğru geçim, doğru çaba, doğru farkındalık,

and right concentration.

3:35

ve doğru odaklanma.

What strikes the Western observer is the notion that wisdom is a habit, Notlar

3:37

Batılı gözlemciyi şaşırtan şey, bilgeliğin bir alışkanlık olduğu fikridir,

not merely an intellectual realization.

3:40

sadece entelektüel bir farkındalık değil.

Dilbilgisi

What strikes the Western observer is ...: güçlü bir izlenimi öne çıkarmak

Burada What strikes the Western observer is ... ifadesi, 'Batılı gözlemci üzerinde en güçlü izlenimi bırakan şey ...' anlamına gelir. what yan tümcesi cümlenin öznesidir; soru değildir. the Western observer ise izlenimi edinen kişidir. Bu kalıp, dikkat çekici gözlemi is fiilinden sonra vermeyi sağlar. Bu cümlede söz konusu gözlem the notion that wisdom is a habit bölümüdür.

Alıştırma

Cümleyi What strikes X is Y kalıbıyla eksiksiz tamamlayın: ____ the museum visitor ____ the silence in the main hall.

Cevabı göster

What strikes · is

Anlatım akışı

wisdom is a habit, not merely ...: dar bir tanımı düzeltmek

Cümle önce wisdom is a habit temel tanımını verir, ardından not merely ... kullanarak daha dar bir görüşü reddeder. Merely 'yalnızca' demektir; dolayısıyla zihinsel kavrayışın tek başına yeterli olmadığı anlatılır. A, not merely B kalıbı, A’yı daha güçlü veya daha kapsamlı sav olarak sunup bilgiyi düzenler. B’nin hiçbir değeri olmadığını söylemez; B’nin tek başına yetersiz olduğunu söyler.

Alıştırma

Wisdom is a habit, not merely an intellectual realization. cümlesinde not merely ne anlama gelir?

  1. Zihinsel kavrayışın hiçbir değeri yoktur.
  2. Zihinsel kavrayış önemli olabilir, ancak tek başına yeterli değildir.
  3. Bilgelik ile alışkanlık tamamen ilişkisizdir.
Cevabı göster

Zihinsel kavrayış önemli olabilir, ancak tek başına yeterli değildir.

One must exercise one's nobler impulses on a regular basis,

3:43

Kişi, bir uzvu çalıştırır gibi,

as one would train a limb. Anlatım akışı

3:46

kendi içindeki yüce dürtüleri düzenli olarak uygulamalıdır.

Anlatım akışı

as one would train a limb: varsayımsal bir karşılaştırma

Burada as one would train a limb bir karşılaştırma sunar. Önceki düşüncenin nasıl anlaşılması gerektiğini gösterir: soylu dürtüler, bir beden bölümünün tekrar tekrar çalıştırılması gibi düzenli alıştırma gerektirir. as + özne + would + fiilin yalın hâli kalıbı, hayal edilen benzer bir durumda birinin normalde ne yapacağını anlatır. Buradaki would varsayımsaldır; geçmişte tekrarlanan bir alışkanlığı anlatmaz.

Alıştırma

Özgün cümlede as one would train a limb ne işe yarar?

  1. Yalnızca fiziksel egzersizin soylu dürtüler yaratabileceğini söyler.
  2. Düzenli uygulamayla ilgili hayalî bir karşılaştırma sunar.
  3. Birinin geçmişte bir uzvunu tekrar tekrar çalıştırdığını bildirir.
Cevabı göster

Düzenli uygulamayla ilgili hayalî bir karşılaştırma sunar.

The moment of understanding is only one part of becoming a better person.

3:48

Anlama anı, daha iyi bir insan olmanın sadece bir parçasıdır.

After his death,

3:52

Ölümünden sonra,

the Buddha's followers collected his sutras, Kültür

3:53

Buddha'nın takipçileri onun sutralarını,

sermons, or sayings,

3:55

vaazlarını veya sözlerini,

into scripture and developed texts to guide followers in meditation,

3:57

kutsal yazılarda topladılar ve takipçilere meditasyon,

ethics, and mindful living.

4:00

etik ve farkındalıklı yaşama konusunda rehberlik edecek metinler geliştirdiler.

Kültür

sutras, sermons, or sayings: dinî öğreti biçimlerini ayırt etmek

Bu cümlede sutras, özellikle Budizmde ve ilişkili Hint dinî geleneklerinde bulunan geleneksel dinî öğreti metinleri veya söylemleri anlamına gelir. Sutra herhangi bir kitap demek değildir; rolü ve otoritesi geleneğe bağlıdır. Ardından gelen sermons, or sayings sözcükleri, toplanan öğretilerin neye benzeyebileceğini okuyucuların daha aşina olduğu ifadelerle yaklaşık olarak açıklar. Bu liste, daha az bilinen sutras sözcüğünü anlamaya yardım eder; ancak üç terim tam olarak eş anlamlı değildir.

Alıştırma

Bu bağlamda sutra sözcüğüne en uygun açıklama hangisidir?

  1. Kişisel değerleri ele alan herhangi bir kitap
  2. Budizmde veya başka bir Hint dinî geleneğinde bulunan geleneksel öğreti metni ya da söylemi
  3. Bir cemaate sunulan dinî konuşma
Cevabı göster

Budizmde veya başka bir Hint dinî geleneğinde bulunan geleneksel öğreti metni ya da söylemi

The monasteries that had developed during the Buddha's lifetime grew and multiplied throughout China and East Asia.

4:02

Buddha'nın yaşamı boyunca gelişen manastırlar büyüdü ve tüm Çin ve Doğu Asya'ya yayıldı.

For a time,

4:08

Bir süreliğine,

Buddhism was particularly uncommon in India itself.

4:09

Budizm Hindistan'ın kendisinde özellikle nadir hale gelmişti.

And only a few quiet groups of yellow-clad monks and nuns roamed the countryside,

4:11

Ve sadece birkaç sessiz, sarı elbiseli rahip ve rahibe grubu kırsalda dolaşıyor,

meditating quietly in nature.

4:16

doğada sessizce meditasyon yapıyordu.

But then, in the 3rd century BC,

4:18

Ancak daha sonra, M.Ö. 3. yüzyılda,

an Indian king named Ashoka grew troubled by the wars he had fought and converted to Buddhism. Kalıp ifadeler

4:20

Ashoka adında bir Hint kralı, yaptığı savaşlardan rahatsızlık duymaya başladı ve Budizm'i benimsedi.

Kalıp ifadeler

grew troubled by: giderek gelişen bir kaygı

grew troubled by ifadesinde grew, “giderek bir duruma geldi” anlamındaki bir bağ fiilidir; “bedensel olarak büyüdü” anlamına gelmez. Troubled, huzursuz veya kaygılı bir durumu anlatan sıfattır; by ise nedeni, yani onun yaptığı savaşları belirtir. Bu ifade, duygunun zaman içinde geliştiğini gösterir. Biyografilerde ve haber anlatılarında grow + sıfat, grew concerned veya grew impatient örneklerinde olduğu gibi, çoğu zaman aşamalı bir değişimi belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle kaygının giderek geliştiğini en iyi gösterir?

  1. Over several months, Lina grew troubled by the repeated delays.
  2. Lina was troubled by the delay at that moment.
  3. Lina became alarmed the instant she heard the crash.
Cevabı göster

Over several months, Lina grew troubled by the repeated delays.

He sent monks and nuns far and wide to spread the practice. Deyimler

4:25

Bu uygulamayı yaymak için rahip ve rahibeleri dört bir yana gönderdi.

Deyimler

far and wide: uzak birçok yere yayılmış biçimde

Far and wide, “geniş bir alandaki birçok yerde” anlamına gelen sabit bir zarf deyimidir ve çoğu zaman uzak yerleri de kapsar. Bu cümlede keşişlerin ve rahibelerin ne kadar geniş bir alana gönderildiğini anlatır; wide bir yolun veya nesnenin genişliğini belirtmez. Bu ifade çoğu zaman hareket, arama, yayılma veya tanınma bildiren fiillerden sonra gelir: travel far and wide, search far and wide veya news spreads far and wide.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “birçok uzak yerde” anlamına gelen üç sözcüklü deyimle tamamlayın: Volunteers searched ____ for the lost dog.

Cevabı göster

far and wide

Buddhist spiritual tradition spread across Asia and eventually throughout the world.

4:28

Budist ruhani geleneği Asya'ya ve sonunda tüm dünyaya yayıldı.

Buddha's followers divided into two main schools, Kelime

4:32

Buddha'nın takipçileri iki ana ekole ayrıldı:

Theravada Buddhism, which colonized Southeast Asia,

4:35

Güneydoğu Asya'ya yayılan Theravada Budizmi,

and Mahayana Buddhism, which took hold in China and Northeast Asia. Öbek fiiller

4:38

ve Çin ile Kuzeydoğu Asya'da tutunan Mahayana Budizmi.

Kelime

divided into two main schools içindeki school: gelenek veya ekol

Bu cümlede schools, ortak öğretileri ve gelenekleri olan yerleşik Budizm kolları veya ekolleri anlamına gelir. Binaları ya da eğitim kurumlarını anlatmaz. divide into + sayı veya gruplandırma + kategoriler yapısı, daha büyük bir grubun ayrı kollara bölündüğünü gösterir. Ardından gelen adlar bu iki ekolü belirtir.

Alıştırma

Cümlede “two main schools” ne anlama geliyor?

  1. Sınıftaki iki öğrenci grubu
  2. İki ana dinî gelenek veya kol
  3. İki eğitim kurumu
Cevabı göster

İki ana dinî gelenek veya kol

Öbek fiiller

took hold in: bir yerde yerleşip etkili olmak

took hold in, bir şeyin bir yerde yerleşip etkili hâle geldiğini ifade eder. Yalnızca oraya ulaşmaktan daha fazlasını anlatır: burada din, takipçiler kazanmış ve kalıcı bir varlık oluşturmuştur. Yapı take hold + in + yer şeklindedir. Cümle tarihsel yayılmayı anlattığı için burada geçmiş zaman biçimi took kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle bir fikir veya uygulamanın bir yerde sağlam biçimde yerleştiğini en iyi gösterir?

  1. The recycling team passed through the neighborhood once.
  2. The recycling leaflet arrived in the neighborhood on Tuesday.
  3. The recycling habit took hold in the neighborhood and continued for years.
Cevabı göster

The recycling habit took hold in the neighborhood and continued for years.

Today, there are between a half and 1 and 1/2 billion Buddhists in both East and West,

4:41

Bugün, hem Doğu'da hem de Batı'da yarım ile bir buçuk milyar arasında Budist bulunmakta,

following the Buddha's teachings and seeking a more enlightened and compassionate state of mind.

4:45

Buddha'nın öğretilerini takip edip daha aydınlanmış ve şefkatli bir zihin durumuna ulaşmaya çalışmaktadırlar.

Intriguingly, the Buddha's teachings are important regardless of our spiritual identification.

4:50

İlginç bir şekilde, Buddha'nın öğretileri, ruhani kimliğimiz ne olursa olsun önemlidir.

Like the Buddha,

4:55

Tıpkı Buddha gibi,

we're all born into the world,

4:55

hepimiz bu dünyaya doğarız,

not realizing how much suffering it contains Dilbilgisi

4:57

onun ne kadar acı barındırdığını fark etmeden,

and unable to fully comprehend that misfortune,

4:59

ve talihsizliklerin,

sickness, and death will come to us too.

5:01

hastalığın ve ölümün bir gün bize de geleceğini tam olarak kavrayamadan.

Dilbilgisi

Paralel ek ögeler olarak not realizing ... ve unable to ...

Bu cümlede not realizing ... ile unable to ..., we öznesini dünyaya geldiği sırada betimleyen iki ek ögedir. İlki farkında olmamayı anlatan bir -ing yan cümlesi, ikincisi ise yetersizliği anlatan bir sıfat öbeğidir. Biçimleri farklıdır, ancak örtük özneleri ve betimleme görevleri aynı olduğu için işlev bakımından paraleldirler. İlk bölümde how much suffering it contains, fark edilmeyen içeriktir. İkinci bölümde that misfortune, sickness, and death will come to us too, tam olarak kavranamayan içeriktir. Bu yapı, her birini ayrı bir tam cümle yapmadan birbiriyle ilişkili iki durumu eklemeyi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede bir -ing yan cümlesi ile bir sıfat öbeği aynı özneyi paralel biçimde doğru olarak tanımlar?

  1. Not knowing which road to take and unable to read the faded map, Maya asked for help.
  2. Not knowing which road to take and unable Maya to read the faded map, she asked for help.
  3. Not knowing which road to take and the faded map was unable to read, Maya asked for help.
Cevabı göster

Not knowing which road to take and unable to read the faded map, Maya asked for help.

As we grow older,

5:04

Yaşlandıkça,

this reality often feels overwhelming,

5:05

bu gerçek çoğu zaman bunaltıcı hissettirir,

and we may seek to avoid it altogether.

5:07

ve ondan tamamen kaçınmaya çalışabiliriz.

But the Buddha's teachings remind us of the importance of facing suffering directly. Kalıp ifadeler

5:09

Ancak Buddha'nın öğretileri bize acıyla doğrudan yüzleşmenin önemini hatırlatır.

Kalıp ifadeler

remind someone of the importance of doing something kalıbı

remind someone of the importance of doing something kalıbı, önemli bir eylemi veya ilkeyi yeniden birinin dikkatine getirir. Burada us hatırlatma yapılan kişiyi gösterir; of ise içeriği, yani the importance of facing suffering directly ifadesini başlatır. the importance of ifadesinden sonra bir isim ya da -ing biçimi kullanılır; bu yüzden facing burada bir ulaçtır. Bu kalıp hedef kişiyi, vurgulanan değeri ve eylemi açıkça birbirine bağladığı için resmî tavsiyelerde ve özetlerde yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi remind + person + of the importance of + -ing kalıbıyla tamamlayın. visitors ve keep exits clear ifadelerini kullanın: The notice ____.

Cevabı göster

reminds visitors of the importance of keeping exits clear

We must do our best to liberate ourselves from the grip of our own desires Deyimler

5:13

Kendi arzularımızın pençesinden kurtulmak için elimizden gelenin en iyisini yapmalı

Deyimler

the grip of our own desires: kontrolü metaforik bir kavrayış olarak anlatmak

The grip of our own desires bir metafordur. Arzular, insanları sıkıca tutan bir el ya da güç gibi gösterilir; bu nedenle ifade, kişinin kendi isteklerinin onun üzerindeki güçlü kontrolünü anlatır. Liberate ourselves from the grip of ifadesinde bütün görüntü bu kontrolden kurtulmak üzerinedir. Aynı kalıp korku, bağımlılık veya panik gibi başka soyut güçleri de birini tutuyormuş gibi anlatabilir.

Alıştırma

“The city was in the grip of fear.” cümlesinde in the grip of fear ne anlama gelir?

  1. Şehrin korkuya karşı yalnızca hafif bir tercihi vardı.
  2. İnsanlar korkuyu fiziksel olarak tutuyordu.
  3. Korku şehri güçlü biçimde kontrol ediyordu.
Cevabı göster

Korku şehri güçlü biçimde kontrol ediyordu.

and recognize that suffering can be viewed as part of our common connection with others, Dilbilgisi

5:17

ve acının, başkalarıyla olan ortak bağımızın bir parçası olarak görülebileceğini kabul edip,

Dilbilgisi

can be viewed as: olası bir yorum sunmak

Can be viewed as, can + be + geçmiş zaman ortacı + as kalıbına sahiptir. Burada view, anlamak veya değerlendirmek demektir ve edilgen yapı, yorumlanan şeyi özne yapar. İfade, as sonrasındaki sözleri tek kesin gerçek olarak değil, makul yorumlardan biri olarak sunar. Bu nedenle yalnızca is kullanmaktan daha ihtiyatlıdır ve çözümleyici açıklamalarda yaygındır.

Alıştırma

Hangi ifade cümleyi tamamlayarak a warning sign sözünü ihtiyatlı ve olası bir yorum olarak sunar? In the report, the sudden drop in sales ... a warning sign rather than final proof of failure.

  1. is definitely
  2. can be viewed as
  3. can viewed as
Cevabı göster

can be viewed as

spurring us to compassion and gentleness. Kalıp ifadeler

5:22

bunun bizi şefkat ve nezakete teşvik etmesine izin vermeliyiz.

Kalıp ifadeler

spurring us to compassion and gentleness: spur + kişi + to + isim

Burada spurring us to compassion and gentleness ifadesi, bizi şefkat ve nezaket taşıyan bir tepkiye güçlü biçimde yöneltmek anlamına gelir. Spur mecazidir: fikir ya da farkındalık güçlü bir neden olur; burada atı yönlendirmek için kullanılan gerçek bir mahmuzdan söz edilmez. Kalıp spur + kişi + to + isim şeklindedir. Us etkilenen kişileri, compassion and gentleness ise ortaya çıkan tutumları gösterir. spurring us... biçimindeki -ing yan cümlesi önceki fikre gönderme yapar ve acıyı paylaşılan bir bağ olarak görmenin bu sonucu doğurabileceğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi spur fiilinin -ing biçimi, them zamiri ve doğru edatla tamamlayın: The disappointing result ended up ____ greater effort.

Cevabı göster

spurring them to