Tarih vs. Che Guevara - Alex Gendler: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
862 kelime 153 kel/dk

Video özeti: Mahkeme tartışması biçimindeki video, Che Guevara’nın tıp öğrenciliğinden devrimciliğe geçişini, Küba’yla bağlantılı reformları ve baskıları, ayrıca kalıcı mirasını ele alarak devrimlerin ideallerine göre mi yoksa sonuçlarına göre mi değerlendirilmesi gerektiğini soruyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. a heroic champion of the poor / a ruthless warlord who left a legacy of repression? — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Birbirine bütünüyle zıt iki kişilik betimlemesinin tarihsel tartışmayı daha en başta nasıl çerçevelediğini öğrenin. Kanıtlar sunuldukça bu ya-o karşıtlığının izleyiciyi rakip yargıları sınamaya yönelttiğini fark edebilirsiniz. 2. organized volunteer literacy brigades — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: Okuryazarlık tugaylarının sıradan anlamda askerî birlikler değil, insanlara okuma ve yazma öğretmek için örgütlenip harekete geçirilen gruplar olduğunu anlayın. Böylece devrimci toplumsal kampanyalar ve devlet öncülüğündeki eğitim hakkında kullanılan dili tarihsel bağlamıyla yorumlayabilirsiniz. 3. when we put history on trial. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Geçmişi kamu önünde inceleyip yargılamak anlamına gelen mahkeme metaforunu tanıyın. put something on trial kalıbını gerçek bir davanın dışında, tarihsel bir kişinin, fikrin veya kurumun övgüyü mü yoksa suçlamayı mı hak ettiğini tartışırken kullanabilirsiniz.

Bu derste

His face is recognized all over the world. Kalıp ifadeler

0:06

Yüzü tüm dünyada tanınıyor.

Kalıp ifadeler

all over the world: dünya çapında kapsam

all over the world, “dünyanın birçok yerinde” demektir. Burada is recognized ifadesinin kapsamını belirtir: birçok ülkedeki insanlar onun yüzünü tanır. Dünyanın fiziksel olarak kaplandığını anlatmaz. Aktarılabilir kalıp all over + yer şeklindedir; örneğin all over the city. Bir şeyin bir yerin birçok bölümüne yayıldığını, oralarda bilindiğini veya gerçekleştiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle oyunun birçok ülkede popüler olduğunu doğal biçimde ifade eder?

  1. This game is popular outside the world.
  2. This game is popular on top of the world.
  3. This game is popular all over the world.
Cevabı göster

This game is popular all over the world.

The young medical student who became a revolutionary icon. Dilbilgisi

0:09

Devrimci bir ikona dönüşen genç tıp öğrencisi.

Dilbilgisi

who became a revolutionary icon: sonraki kimliği anlatan ilgi cümleciği

who became a revolutionary icon, the young medical student ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Who sözcüğü bu kişiye geri gönderme yapar; became ise kişinin daha sonra edindiği yeni kimliği tanıtır. Bu yapı, a person who became something örneğinde olduğu gibi önceki bir rolü ve sonraki bir kimliği tek bir ad öbeğinde birleştirir. Örneğin tamamı bir ad öbeği parçasıdır; bu tarz belgesel anlatımında sık görülür. Sıradan bir tam cümlede bu ad öbeği normalde bir ana yükleme bağlanır.

Alıştırma

Hangi ad öbeği “daha sonra ünlü bir yazar olan genç öğretmen” anlamını doğru biçimde verir?

  1. The young teacher who became a famous writer
  2. The young teacher which became a famous writer
  3. The young teacher who become a famous writer
Cevabı göster

The young teacher who became a famous writer

But was Che Guevara a heroic champion of the poor Anlatım akışı

0:13

Peki Che Guevara yoksulların kahraman bir savunucusu muydu

or a ruthless warlord who left a legacy of repression? Kalıp ifadeler

0:16

yoksa arkasında baskı mirası bırakan acımasız bir savaş ağası mıydı?

Anlatım akışı

a heroic champion of the poor ... or a ruthless warlord: karşıt değerlendirmelerle tartışmayı çerçevelemek

Soru, güçlü değerlendirmeler içeren iki isim öbeğini or sözcüğünün karşılıklı iki yanına yerleştirir: olumlu a heroic champion of the poor ve olumsuz a ruthless warlord who left a legacy of repression. Bu A or B kalıbı, konuyu karşıt yargılar üzerinden çerçeveler ve dinleyiciyi her görüşü destekleyen kanıtları değerlendirmeye hazırlar. Tartışmayı düzenler; tek başına bunların mümkün olan yalnızca iki görüş olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Örnekteki or yapısının temel söylem işlevi nedir?

  1. Her iki tanımın da zaten gerçek olarak kabul edildiğini gösterir.
  2. İki aşamayı zaman sırasına göre listeler.
  3. Tartışmayı birbirine keskin biçimde karşıt iki yargı arasında bir seçim olarak çerçeveler.
Cevabı göster

Tartışmayı birbirine keskin biçimde karşıt iki yargı arasında bir seçim olarak çerçeveler.

Kalıp ifadeler

left a legacy of repression: kalıcı bir olumsuz etki

left a legacy of repression ifadesinde left, leave fiilinin geçmiş zaman biçimidir; legacy ise bir kişi ya da sistem ortadan kalktıktan sonra da süren kalıcı etkiyi anlatır, mirasçıya bırakılan malı değil. Repression bu etkinin türünü belirtir; dolayısıyla ifade uzun vadeli sonuçlar hakkında oldukça olumsuz bir değerlendirme yapar. Yeniden kullanılabilen kalıp leave a legacy of + isim biçimindedir. Bir kişinin, politikanın, kurumun veya olayın kalıcı sonuçlarını değerlendirmek için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi leave a legacy of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The scandal ____ distrust throughout the organization.

Cevabı göster

left a legacy of

Order, order. Kültür

0:21

Sessizlik, sessizlik.

Kültür

Order, order.: sessizlik ve düzen çağrısı

Order, order! bir yargıcın, meclis başkanının veya toplantıyı yöneten kişinin sessizlik istemek ve resmî işleyişte düzeni yeniden sağlamak için kullandığı kalıplaşmış bir sesleniştir. order sözcüğünün tekrarlanması çağrıyı güçlendirir ve daha otoriter bir ton verir. Burada order, düzenli bir durumu ifade eder; bir emir veya yemek siparişi anlamına gelmez. Bu ifade, sahnenin resmî bir duruşma, mahkeme ya da müzakere ortamı olduğunu hemen gösterir.

Alıştırma

Durumu değerlendirin: Bir yargıç gürültülü mahkeme salonını susturmak için "Order, order!" diyor. Bu kullanım uygun mu?

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun

Hey, where have I seen that guy before?

0:22

Hey, ben bu adamı daha önce nerede görmüştüm?

Ahem.

0:25

Öhöm.

Your honor, this is Ernesto Che Guevara. Kültür

0:26

Sayın Yargıç, bu Ernesto Che Guevara.

Kültür

Your Honor: yargıca resmî hitap

Your Honor, Amerika Birleşik Devletleri'nde bir mahkeme salonunda yargıca doğrudan hitap ederken kullanılan resmî bir hitap şeklidir. İki sözcüğü kalıplaşmış tek bir unvan olarak anlamak gerekir; honor burada yalnızca yargıcın kişisel onuru anlamına gelmez. Cümlede Your honor bir seslenme ifadesidir: konuşulan kişiyi belirtir ve ana cümleden virgülle ayrılır. Yargıcın kurumsal görevine saygı gösterir ve ortamın mahkeme olduğunu belirtir.

Alıştırma

ABD'deki bir mahkemede avukat, yargıçla doğrudan konuşurken hangi hitap şeklini kullanmalıdır?

  1. Your Honor
  2. Your Majesty
  3. Professor
Cevabı göster

Your Honor

In the early 1950s, he left behind a privileged life Öbek fiiller

0:29

1950'lerin başında, kırsal Latin Amerika'yı gezmek için

as a medical student in Argentina

0:32

Arjantin'deki ayrıcalıklı hayatını ve

to travel through rural Latin America.

0:35

tıp öğrencisi kimliğini geride bıraktı.

Öbek fiiller

left behind a privileged life: ayrıcalıklı bir hayatı geride bırakmak

Burada left behind a privileged life, onun alışık olduğu rahat ve avantajlı hayattan vazgeçip farklı bir yola devam ettiği anlamına gelir. Behind, eski hayatı o yeni bir yol seçerken geçmişte kalan bir şey gibi gösterir. Leave behind; yaşam tarzı, kariyer veya alışkanlık gibi soyut bir nesne alabilir. Ayrılabilen bir yapıdır: he left a privileged life behind. Nesne zamir olduğunda zamir ortaya gelir: he left it behind.

Alıştırma

Cümleyi leave behind ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: To become a wildlife ranger, Nina ____ a comfortable office job.

Cevabı göster

left behind

The poverty and misery he witnessed

0:38

Tanık olduğu yoksulluk ve sefalet

convinced him that saving lives required more than medicine. Notlar

0:39

hayat kurtarmanın tıptan daha fazlasını gerektirdiğine onu ikna etti.

Dilbilgisi

convinced him that ...: convince + kişi + that cümleciği kalıbı

convince + kişi + that cümleciği kalıbı, bir kişinin bir ifadenin doğru olduğuna inanmasını sağlamak demektir. Burada him, inancı değişen kişidir; saving lives required more than medicine ise onun vardığı sonuçtur. Özne bir kişi, kanıt veya deneyim olabilir. Bu kalıp yalnızca bilgi vermeye değil, bir inanç ya da yargı oluşturmaya veya bunu doğrulamaya odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi, ‘inanmamızı sağladı’ anlamına gelen geçmiş zaman convince someone that kalıbıyla tamamlayın: The test results ____ the water was unsafe.

Cevabı göster

convinced us that

Anlatım akışı

saving lives required more than medicine: yalnızca tıbbın yetmediği savı

saving lives required more than medicine şeklindeki that yan cümlesinde saving lives özne görevindeki bir ulaç öbeğidir; required more than medicine ise yalnızca tıbbi tedavinin yeterli olmadığını belirtir. Cümle, tıbbın işe yaramadığını söylemez. Bu yan cümle, kısa ve temel bir sav olarak önceki kanıtı daha kapsamlı bir eylemin gerekçesine dönüştürür. Başka durumlarda da kullanılabilen X requires more than Y kalıbı, Y’nin konuyla ilgili olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını gösterir.

Alıştırma

saving lives required more than medicine savını en doğru biçimde hangi yorum açıklar?

  1. Tıp hiç kimsenin hayatını kurtaramazdı.
  2. Cümle yalnızca daha fazla tıbbi tedavi gerektiğini söylüyor.
  3. Tıp önemliydi, ancak hayat kurtarmak tıbbi tedavinin ötesinde eylemler de gerektiriyordu.
Cevabı göster

Tıp önemliydi, ancak hayat kurtarmak tıbbi tedavinin ötesinde eylemler de gerektiriyordu.

So he became a terrorist seeking to violently overthrow the region's governments. Dilbilgisi

0:43

Böylece bölge hükümetlerini şiddet yoluyla devirmeye çalışan bir terörist oldu.

Dilbilgisi

seeking to violently overthrow: amaçlanan bir eylemi resmî biçimde belirtmek

seeking to violently overthrow, terrorist sözcüğünü niteleyen bir şimdiki zaman sıfat-fiil öbeğidir. Kişinin amacını belirtir: seek to + fiilin yalın biçimi, “bir şeyi yapmaya çalışmak veya onu amaçlamak” anlamına gelir. Bu nedenle seeking burada bir nesneyi aramak demek değildir. Violently, overthrow fiilini niteler ve amaçlanan yöntemi açıklar. Zarfı to ile overthrow arasına koymak bölünmüş mastar oluşturur; ancak bu yerleşim modern İngilizcede doğal ve kabul edilebilirdir. Öbek bir niyet belirtir, hedefe ulaşıldığını kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi resmî seek to yapısıyla tamamlayın: The committee is ____ reduce unnecessary costs.

Cevabı göster

seeking to

What?

0:48

Ne?

The region's governments were brutal oligarchies. Kelime

0:49

Bölgedeki hükümetler acımasız oligarşilerdi.

Kelime

were brutal oligarchies: küçük bir grubun yönettiği acımasız rejimler

Oligarchy, iktidarın küçük ve ayrıcalıklı bir grubun elinde bulunduğu siyasi sistem veya bu sisteme göre örgütlenmiş hükümet demektir. Burada were brutal oligarchies, bölgedeki hükümetleri tek tek yöneticiler olarak değil, az sayıda kişinin denetlediği rejimler olarak sınıflandırır. Brutal güçlü bir olumsuz yargı ekler: Bu rejimler zalimce veya baskıcı biçimde yönetmiştir. Çoğul oligarchies, çoğul özne governments ile uyumludur.

Alıştırma

The region's governments were brutal oligarchies. cümlesini en iyi hangi ifade açıklar?

  1. Hiçbir hükümetin olmadığı geçici dönemlerdi.
  2. Küçük ve güçlü bir grubun denetlediği sert rejimlerdi.
  3. Her vatandaşın iktidarı eşit biçimde paylaştığı hükümetlerdi.
Cevabı göster

Küçük ve güçlü bir grubun denetlediği sert rejimlerdi.

Colonialism may have formally ended, Notlar

0:52

Sömürgecilik kağıt üzerinde sona ermiş olabilirdi

but elites still controlled all the wealth.

0:54

ancak seçkinler tüm zenginliği hala kontrol ediyordu.

Dilbilgisi

may have formally ended, but: karşıt noktadan önce sınırlı bir kabul

may have formally ended ifadesinde may have + geçmiş zaman ortacı ended, geçmişle ilgili sınırlı bir kabul sunar: Konuşan kişi, sömürgeciliğin resmî veya kurumsal düzeyde sona ermiş sayılabileceğini kabul eder. Formally iddianın kapsamını daraltır; bütün etkilerin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Ardından but dikkati daha önemli olan karşıt noktaya yöneltir. X may have happened, but Y kalıbı, önce bir noktayı kabul edip sonra onun sınırını göstererek bir savı düzenler; ana mesaj genellikle but sonrasında gelir.

Alıştırma

Hangi cümle, daha önemli karşıt noktayı sunmadan önce bir noktayı kabul etmek için may have... but... yapısını kullanıyor?

  1. The policy may have changed on paper, but daily life remains the same.
  2. The policy may change, so daily life will certainly remain the same.
  3. The policy changed because daily life had already improved.
Cevabı göster

The policy may have changed on paper, but daily life remains the same.

Kelime

formally ended: resmî durum ile gerçeklik arasındaki fark

formally ended ifadesinde formally, “resmî olarak ya da tanınan hukuki veya kurumsal statüye göre” demektir. ended sözcüğünü niteler; dolayısıyla ifade, sömürgeciliğin resmî düzeyde bittiğinin ilan edildiğini veya kabul edildiğini anlatır. Bu sözcük tek başına bütün etkilerin sürdüğünü kanıtlamaz. Bu cümlede may have iddiayı yumuşatır, but ise resmî sona eriş ile seçkinlerin serveti kontrol etmeye devam etmesini karşılaştırır. Bu kalıp, statü değişikliğiyle uygulamada hâlâ süren durumları ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümlede formally ended, resmen sona eren bir şeyin etkilerinin devam ettiğini göstermek için kullanılmıştır?

  1. The road ended at the city hall.
  2. The ban formally ended last year, but some offices still enforce it.
  3. The ceremony ended with a formal dinner.
Cevabı göster

The ban formally ended last year, but some offices still enforce it.

American corporations bought up land originally seized from indigenous people Öbek fiiller

0:57

Amerikan şirketleri, aslen yerli halklardan el konulan toprakları satın aldı

Öbek fiiller

bought up land: geniş çaplı arazi alımı

Bought up, buy up fiilinin geçmiş zaman biçimidir. bought up land ifadesinde, mevcut arazinin büyük bir bölümünü satın almak anlamına gelir; çoğu zaman tek bir alıcının önemli bir payı elinde topladığını veya başkalarına daha az arazi kaldığını düşündürür. Up parçacığı, kapsamlı veya neredeyse eksiksiz satın alma anlamı katar; yukarı yönü anlatmaz. Bought land ise yalnızca arazi satın alındığını belirtir ve bu ölçek anlamını taşımaz.

Alıştırma

Cümleyi buy up fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: A single investor ____ nearly every vacant lot in the neighborhood last year.

Cevabı göster

bought up

and used it for profit and export,

1:02

ve kar elde etmek ve ihracat yapmak için kullandı,

even keeping most of it uncultivated while locals starved. Anlatım akışı

1:05

hatta yerel halk açlıktan ölürken bile çoğunu işlenmemiş olarak bıraktı.

Anlatım akışı

even ... while ...: ahlaki bir karşıtlık kurmak

even, keeping most of it uncultivated bölümünü önceki eylemlere eklenen, özellikle şaşırtıcı ya da kaygı verici bir durum olarak öne çıkarır. keeping ile başlayan ortaç yapısının örtük öznesi yine American corporations ifadesidir; yani şirketlerin ayrıca ne yaptığını ekler. while aynı anda var olan iki durumu yan yana getirir: toprağın çoğu ekilmeden bırakılmıştır ve yerel halk açlık çekmektedir. Bilginin bu şekilde düzenlenmesi karşıtlığı eleştirinin en güçlü kısmı yapar; burada while yalnızca zamanı belirtmez, mevcut kaynaklarla insanların ihtiyacı arasındaki adaletsizliği de vurgular.

Alıştırma

even ve while vurgulanan bilgiyi nasıl düzenliyor?

  1. Toprağın durumunu, savı zayıflatan önemsiz bir ayrıntı olarak sunar.
  2. Ekilmeyen topraklarla açlığın birbiriyle ilgisiz dönemlerde yaşandığını gösterir.
  3. Ekilmeyen topraklarla açlık çeken yerel halkı yan yana getirerek eleştiriyi güçlendirir.
Cevabı göster

Ekilmeyen topraklarla açlık çeken yerel halkı yan yana getirerek eleştiriyi güçlendirir.

Couldn't they vote to change that? Ton ve niyet

1:09

Bunu değiştirmek için oy kullanamıyorlar mıydı?

Ton ve niyet

Couldn't they vote...?: bir varsayıma meydan okuyan olumsuz soru

Couldn't they...? biçimindeki olumsuz soru, yalnızca yeteneğe ilişkin tarafsız bir soru değildir. Burada konuşan kişi oy vermeyi görünüşte mevcut bir çözüm olarak ele alır ve durumun demokratik yoldan değiştirilemeyeceği düşüncesine meydan okur. Olumsuz sorular genellikle “Elbette yapabilirlerdi” gibi bir beklentiyi ima eder. Aynı yapı, ses tonuna ve bağlama göre öneri, şaşkınlık, eleştiri ya da açıklama talebi gibi duyulabilir.

Alıştırma

Konuşan kişi burada Couldn't they...? diyerek büyük olasılıkla ne yapıyor?

  1. Oy vermenin durumu zaten değiştirmiş olduğunu belirtmek.
  2. Oy pusulasını nasıl dolduracaklarını bilip bilmediklerini tarafsızca sormak.
  3. Görünüşte mevcut olan demokratik bir çözümün neden kullanılmadığını sorgulamak.
Cevabı göster

Görünüşte mevcut olan demokratik bir çözümün neden kullanılmadığını sorgulamak.

Oh, they tried, your honor.

1:11

Oh, denediler Sayın Yargıç.

In 1953, Che came to Guatemala

1:12

1953'te Che Guatemala'ya geldi

under the democratically-elected government of President Arbenz. Kültür

1:15

demokratik olarak seçilmiş Başkan Arbenz hükümetinin zamanında.

Kültür

under the democratically-elected government: demokratik yollarla seçilmiş hükümet döneminde

Bu cümlede under the democratically-elected government of President Arbenz, Arbenz hükümetinin iktidarda olduğu ve Guatemala'yı yönettiği dönemi anlatır. Under, fiziksel olarak bir şeyin altında olmayı değil, siyasi otoriteyi ve tarihsel bağlamı gösterir. Democratically-elected, hükümetin seçim yoluyla belirlendiğini gösterir. Edat öbeğinin tamamı, Che geldiğinde hangi yönetimin iktidarda olduğunu belirtir; Che'nin o hükümet için çalıştığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede under, “bir hükümetin iktidarda olduğu dönemde” anlamında kullanılmıştır?

  1. Public health spending increased under the new administration.
  2. The meeting continued under the bridge.
  3. The records were stored under the cabinet.
Cevabı göster

Public health spending increased under the new administration.

Arbenz passed reforms to redistribute some of this uncultivated land back to the people Kalıp ifadeler

1:19

Arbenz, bu işlenmemiş arazilerin bir kısmını halka yeniden dağıtmak

while compensating the landowners.

1:25

ve aynı zamanda toprak sahiplerine tazminat ödemek için reformlar geçirdi.

Kalıp ifadeler

passed reforms to redistribute... back to the people: toprağı yeniden dağıtıp halka geri vermek için reformları geçirmek

Passed reforms, reform önlemlerini resmen onaylanmış veya yasalaştırılmış olarak sunar. Amaç bildiren to redistribute... mastarı bu önlemlerin hedefini açıklar; böylece ifade önce resmî bir eylemi, ardından bunun politika hedefini belirtir. Redistribute, bir şeyi yeniden veya farklı bir biçimde dağıtmak demektir. Back to the people bir geri verme anlamı ekler: arazi, halka ilk kez tahsis edilen bir şey olarak değil, halka iade edilen bir şey olarak sunulur.

Alıştırma

Hangi cümle, yasama organının kullanılmayan arazileri yeniden dağıtmayı amaçlayan reform önlemlerini resmen onayladığı anlamına gelir?

  1. The legislature implemented reforms to redistribute unused land.
  2. The legislature proposed reforms to redistribute unused land.
  3. The legislature passed reforms to redistribute unused land.
Cevabı göster

The legislature passed reforms to redistribute unused land.

But he was overthrown in a CIA-sponsored coup. Kelime

1:27

Ancak CIA destekli bir darbeyle devrildi.

Kelime

was overthrown in a CIA-sponsored coup: CIA destekli bir darbeyle iktidardan indirildi

Was overthrown edilgen yapıdadır: başka bir kişi veya grup onu iktidardan uzaklaştırmıştır. In a coup, bunun normal bir seçim veya yasal iktidar devriyle değil, devlet iktidarının ani ve yasa dışı biçimde ele geçirilmesiyle gerçekleştiğini belirtir. CIA-sponsored, coup sözcüğünü niteler. Burada sponsored, CIA tarafından desteklenmiş veya arka çıkılmış anlamındadır. İfade kurumsal desteği belirtir, ancak bu desteğin tam biçimi ve kapsamı bağlamdan ya da kanıtlardan anlaşılmalıdır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. Sonda /p/ olup olmadığına dikkat edin.

  1. The report focused on the coup.
  2. The report focused on the coop.
Cevabı göster

The report focused on the coup.

The military was protecting against the seizure of private property Kalıp ifadeler

1:31

Ordu özel mülkiyete el konulmasına

and communist takeover.

1:34

ve komünistlerin yönetimi ele geçirmesine karşı koruma sağlıyordu.

Kalıp ifadeler

protecting against the seizure of private property: özel mülkiyete el konulmasına karşı koruma

Protect against + isim öbeği, bir riski önlemek veya bu riskin vereceği zararı azaltmak için harekete geçmek anlamına gelir. Buradaki risk the seizure of private property, yani özel mülkiyetin zorla alınması veya el konulmasıdır. protect sözcüğünün hemen ardından korunan kişi veya şey gelmediğinde cümle, against ile belirtilen tehdide odaklanır; korunan hedef ise bağlamdan anlaşılır. İkisini de belirtebilirsiniz: protect homeowners against fraud.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “riskini azaltmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Regular updates help ____ security breaches.

Cevabı göster

protect against

They were protecting corporate profits.

1:36

Şirketlerin karlarını koruyorlardı.

And Che saw that they would use the fear of communism Dilbilgisi

1:38

Ve Che, bu karları tehdit eden herhangi bir hükümeti devirmek için

to overthrow any government that threatened those profits. Dilbilgisi

1:41

komünizm korkusunu kullanacaklarını gördü.

Dilbilgisi

use the fear of communism to overthrow: use X to do Y kalıbı

use X to do Y kalıbı, X'i araç, kaynak ya da yöntem; to ile başlayan mastar bölümünü ise amaç olarak gösterir. Burada kullanılan araç komünizm korkusudur, amaçlanan eylem ise hükümetleri devirmektir. Kalıbın kendisi tarafsız olabilir, ancak çevresindeki sözcükler ona eleştirel bir anlam katabilir. Bu cümlede use fear, sıradan bir araç kullanmaktan çok korkunun kasıtlı biçimde kullanılmasını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi use fiilinin geçmiş zaman biçimi ve amaç bildiren sözcükle tamamlayın: The school ____ an online survey ____ collect feedback.

Cevabı göster

used · to

Dilbilgisi

any government that threatened those profits: any + isim + that... kalıbı

any government that threatened those profits ifadesi, önceden belirlenmiş tek bir hükümeti değil, belirtilen koşulu karşılayan bütün hükümetleri anlatır. Any government, geniş ve belirli olmayan bir olasılıklar kümesi açar. that threatened those profits biçimindeki sınırlayıcı yan cümle bu kümeyi daraltır: yalnızca o kârları tehdit eden hükümetler kapsama girer. any + isim + that... kalıbı, bir koşulu karşılayan sınıftaki bütün üyeler hakkında genelleme yapmayı sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle, güvenlik testinde başarısız olma koşulunu karşılayan bütün cihazların değiştirileceği anlamına gelir?

  1. We will replace any device that fails the safety test.
  2. We will replace the device that fails the safety test.
  3. We will replace every device, even if it passes the safety test.
Cevabı göster

We will replace any device that fails the safety test.

So he took the lessons of Guatemala with him to Mexico. Deyimler

1:44

Bu yüzden Guatemala'dan çıkardığı dersleri Meksika'ya götürdü.

Deyimler

took the lessons of Guatemala with him: deneyimi sonraki eylemlere taşımak

Burada “the lessons of Guatemala”, Guatemala'daki deneyimin ona öğrettiklerini ifade eder. Derslere katıldığı veya fiziksel ders malzemeleri taşıdığı anlamına gelmez. “Took ... with him to Mexico” mecazidir: Bu dersler zihninde kaldı ve daha sonra yaptıklarını etkiledi. Benzer şekilde, bir deneyimden çıkarılan dersler daha sonraki bir duruma taşınabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede lessons, deneyimden çıkarılan ve sonraki eylemleri yönlendirmeye devam eden sonuçlar anlamındadır?

  1. She carried her lesson books into the next room.
  2. She took piano lessons every Saturday.
  3. She took the lessons of the failed project with her into her next role.
Cevabı göster

She took the lessons of the failed project with her into her next role.

There he met exiled Cuban revolutionaries Kelime

1:48

Orada sürgündeki Kübalı devrimcilerle tanıştı

and decided to help them liberate their country.

1:51

ve ülkelerini özgürleştirmelerine yardım etmeye karar verdi.

Kelime

exiled Cuban revolutionaries: siyasi nedenlerle ülkelerinden zorla ayrılan devrimciler

Exiled, Cuban revolutionaries ifadesini niteleyen geçmiş zaman ortacı biçiminde bir sıfattır. Bu devrimcilerin sınır dışı edildikleri veya Küba'da güvenli biçimde kalamadıkları için ülke dışında yaşadıklarını belirtir. Kelime siyasi ve irade dışı bir anlam taşır. Yalnızca memleketten uzakta olmayı veya yurt dışında yaşamayı seçmeyi ifade etmez.

Alıştırma

Hangi cümle siyasi nedenlerle kendi ülkesi dışında yaşamaya zorlanan birini açıkça anlatır?

  1. The exiled journalist continued reporting from another country.
  2. The visiting journalist flew home after the conference.
  3. The journalist living abroad chose to stay for the warm weather.
Cevabı göster

The exiled journalist continued reporting from another country.

You mean help Fidel Castro turn a vibrant Cuba into a dictatorship. Notlar

1:53

Yani Fidel Castro'nun canlı bir Küba'yı diktatörlüğe çevirmesine yardım etmeyi kastediyorsunuz.

Ton ve niyet

You mean help...: Bir iddiayı yeniden ifade ederek sorgulamak

Burada You mean... yalnızca bir şeyin tanımını sormaz. Konuşanın, başka bir kişinin iddiasını kendi sözleriyle yeniden ifade etmesini başlatır. Ardından gelen güçlü olumsuz sözler, konuşanın daha olumlu tanımı reddettiğini ve eylemin başka türlü değerlendirilmesini istediğini gösterir. Tartışmalı bir diyalogda You mean + yeniden ifade, özünde Daha doğru bir tanım... anlamına gelebilir. You mean sonrasında, eksik kısmı önceki konuşmadan anlaşılan kısaltılmış bir ifade kullanılabilir; buradaki help... buna örnektir.

Alıştırma

Hangi cümle, başka birinin önerisine karşı çıkmak ve onu olumsuz biçimde yeniden ifade etmek için You mean... kullanıyor?

  1. You mean cut the school arts program just to save a little money?
  2. Do you mean the meeting starts at three?
  3. What does affordable mean?
Cevabı göster

You mean cut the school arts program just to save a little money?

Dilbilgisi

turn a vibrant Cuba into a dictatorship: turn X into Y kalıbı

turn X into Y, X'in Y hâline gelmesine neden olmak demektir. X, değiştirilen kişiyi, şeyi veya yeri; Y ise ortaya çıkan kimliği, durumu ya da kullanım biçimini belirtir. Cümlede a vibrant Cuba, X konumundadır; a dictatorship ise Y konumundadır. Yapı, değişimi bir failin neden olduğu sonuç olarak sunar ve burada sonuç olumsuz değerlendirilir.

Alıştırma

Cümleyi turn X into Y yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamla: The renovation ____ the old train station ____ a public library.

Cevabı göster

turned · into

Dictatorship was what Cuba had before the revolution.

1:58

Diktatörlük, devrimden önce Küba'da zaten var olandı.

Fulgencio Batista was a tyrant who came to power in a military coup. Kalıp ifadeler

2:01

Fulgencio Batista, askeri darbeyle başa geçen bir zorbaydı.

Kalıp ifadeler

came to power in a military coup: askerî darbeyle iktidara gelmek

“Came to power”, “come to power” ifadesinin geçmiş zaman biçimidir ve “bir hükümetin veya devletin kontrolünü ele geçirdi” anlamına gelen kalıplaşmış bir siyasi ifadedir. Bu cümlede “who came to power...” ilgi cümleciği, Batista’nın nasıl yönetici olduğunu açıklar. “In a military coup”, iktidara geliş yolunu belirtir: olağan anayasal süreç yerine askerî güçlerin öncülük ettiği bir yönetimi ele geçirme eylemi. “Come to power” tek başına iktidarın seçim, veraset ya da güç yoluyla mı elde edildiğini söylemez; eklenen ifade bu bilgiyi verir.

Alıştırma

Generalin askerî bir yönetimi ele geçirme eylemiyle hükümetin kontrolünü kazandığını söylemek için cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: The general ____.

Cevabı göster

came to power in a military coup

He turned Havana into a luxury playground for foreigners Dilbilgisi

2:06

Havana'yı yabancılar için lüks bir oyun alanına çevirirken

Dilbilgisi

turned Havana into a luxury playground for foreigners: Havana’yı yabancılar için lüks bir eğlence alanına dönüştürmek

“Turn X into Y”, X’in Y hâline gelmesine neden olmak anlamına gelir. Burada “Havana” değiştirilen şey olan X, “a luxury playground for foreigners” ise şehre verilen yeni rol veya durum olan Y’dir. “Playground” burada mecazidir. Gerçek bir çocuk oyun alanını değil, esas olarak ayrıcalıklı bir grubun eğlencesi ve keyfi için biçimlendirilmiş bir yeri anlatır. “Luxury” ve “for foreigners” ile birlikte ifade, şehrin varlıklı yabancı ziyaretçilere hizmet edecek şekilde dönüştürülmesini eleştirir.

Alıştırma

Bu cümlede “turned Havana into a luxury playground for foreigners” ne anlama geliyor?

  1. Şehri yabancıların lüks işletmelerde çalışmak zorunda olduğu bir yere dönüştürdü.
  2. Şehri esas olarak yabancı ziyaretçilerin pahalı eğlencelerine ayrılmış bir yer olacak şekilde yeniden biçimlendirdi.
  3. Yabancı çocukların oyun ekipmanlarını kullanabileceği tek bir lüks oyun alanı inşa etti.
Cevabı göster

Şehri esas olarak yabancı ziyaretçilerin pahalı eğlencelerine ayrılmış bir yer olacak şekilde yeniden biçimlendirdi.

while keeping Cubans mired in poverty Kalıp ifadeler

2:09

Kübalıları yoksulluğa mahkum etti

Kalıp ifadeler

keeping Cubans mired in poverty: uzun süreli ve kurtulması zor yoksulluğu anlatmak

Keep + nesne + sıfat veya geçmiş ortaç öbeği, nesnenin bir durumda sürekli kalmasını sağlar. Burada keeping Cubans mired in poverty, Kübalıların uzun süre boyunca yoksulluğa derinden saplanıp kalmasına neden olmak ya da onları bu durumda tutmak anlamına gelir. Mired in, çamura saplanıp kalma görüntüsünden gelen mecazlı bir ifadedir. Sadece insanların poor olduğunu söylemekten daha güçlüdür; süregelen sıkıntıyı ve bundan kurtulmanın zorluğunu vurgular.

Alıştırma

Projenin derinden sıkışıp kaldığını göstermek için hedef ifade olan mired in ile cümleyi tamamlayın: Unclear requirements kept the research project ____ delays.

Cevabı göster

mired in

and killing thousands in police crackdowns.

2:12

ve binlerce insanı polis baskınlarında öldürdü.

Even President Kennedy called it the worst example of economic colonization, Anlatım akışı

2:15

Başkan Kennedy bile bunu dünyadaki en kötü ekonomik sömürgeleştirme,

humiliation, and exploitation in the world.

2:20

aşağılanma ve sömürü örneği olarak adlandırdı.

Anlatım akışı

Even President Kennedy called it the worst example of: beklenmedik bir otoriteyle iddiayı güçlendirmek

President Kennedy'nin hemen önünde kullanılan even, Kennedy'yi bu yargının beklenmedik veya özellikle önemli bir kaynağı olarak gösterir. Mantık şudur: “Kennedy bile bunu söylediyse, bu değerlendirme özel olarak dikkate alınmayı hak eder.” Buradaki even, yalnızca listeye başka bir kişi eklemez; bilgiyi düzenleyerek kanıtı sunan kişiyi öne çıkarır. Ardından gelen called it... güçlü değerlendirmeyi verir.

Alıştırma

Kaynağı şaşırtıcı ve ağırlığı olan bir kanıt olarak sunmak için even'i kullanan cümle hangisidir?

  1. The company's founder also admitted that the launch had failed.
  2. The company's founder even admitted that the launch had failed.
  3. Even the company's founder admitted that the launch had failed.
Cevabı göster

Even the company's founder admitted that the launch had failed.

Whatever Batista's faults, Dilbilgisi

2:23

Batista'nın hataları ne olursa olsun,

it can't compare to the totalitarian nightmare Castro would create. Kalıp ifadeler

2:25

Castro'nun yaratacağı totaliter kabusla karşılaştırılamaz.

Dilbilgisi

Whatever Batista's faults, it can't compare to ...: daha güçlü bir yargıdan önce kusurları kabul etmek

Whatever Batista's faults kısa bir ödün ve karşıtlık yan cümlesidir. ‘Batista'nın kusurları ne olursa olsun’ veya ‘ciddi kusurları olduğunu kabul etsek bile’ anlamına gelir. Bu kusurları inkâr etmek yerine kabul eder. Ardından ana cümle konuşanın daha güçlü sonucunu verir: Batista'yla bağlantılı durum, konuşanın Castro döneminde ortaya çıkacağını öngördüğü çok daha büyük zararla aynı düzeyde değildir. Whatever X's faults, Y kalıbı, bir zayıflığı kabul ederken bunun ana yargıyı geçersiz kılmadığını göstermenizi sağlar. Buradaki tekil it, çoğul faults sözcüğüne değil, bağlamdan anlaşılan duruma veya yönetime gönderme yapar.

Alıştırma

Hangi cümle, kusurları kabul edip ana iddiayı sürdürmek için Whatever + iyelik yapılı isim kalıbını doğru kullanır?

  1. Whatever are the plan's faults, it still addresses an urgent problem.
  2. Whatever the plan's faults, it still addresses an urgent problem.
  3. Whatever the plan has faults, it still addresses an urgent problem.
Cevabı göster

Whatever the plan's faults, it still addresses an urgent problem.

Kalıp ifadeler

can't compare to: karşılaştırma yasağı değil, çok geride kalmak

X can't compare to Y genellikle X'in değerlendirilen nitelik veya derece bakımından Y'nin çok gerisinde kaldığı anlamına gelir. Normalde karşılaştırma yapmanın imkânsız veya yasak olduğu anlamına gelmez; karşılaştırma zaten yapılmış ve güçlü bir yargıya varılmıştır. Yön, neyin ölçüldüğüne bağlıdır. Olumlu bir özellikte X, Y kadar iyi değildir ve çok geride kalır. Zarar veya felakette ise X, Y kadar ağır değildir. Burada totaliter kâbus çok daha kötü olarak sunulmaktadır.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama gelir? The sequel is enjoyable, but it can't compare to the original.

  1. Orijinal film devam filminden çok daha iyidir.
  2. İki filmi karşılaştırmaya izin verilmez.
  3. İki film aşağı yukarı aynı derecede iyidir.
Cevabı göster

Orijinal film devam filminden çok daha iyidir.

Forced labor camps, torture of prisoners,

2:29

Zorunlu çalışma kampları, mahkumlara işkence,

no freedom to speak or to leave.

2:32

konuşma veya ülkeden ayrılma özgürlüğü yok.

But this isn't the trial of Fidel Castro, is it? Ton ve niyet

2:34

Ancak bu Fidel Castro'nun davası değil, değil mi?

Ton ve niyet

tartışmayı yeniden konuya çeken this isn't..., is it?

Bu, olumsuz bir ifadenin ardından olumlu bir soru eklentisinin geldiği yapıdır: this isn't ... + is it? Soru eklentisi be yardımcı fiilini karşıt olumlu-olumsuz biçimde tekrarlar ve this yerine it kullanır. Burada konuşmacı asıl olarak bilmediği bir bilgiyi sormuyor. Karşı tarafın, davada yargılanan kişinin Fidel Castro olmadığına katılmasını bekliyor. Bu beklentiyle diğer kişinin sav çizgisine itiraz ediyor ve dikkati gerçekten yargılanan kişiye geri yönlendiriyor.

Alıştırma

Soru eklentisini tamamlayın: This isn't the file we sent, ____?

Cevabı göster

is it

Che Guevara was instrumental in helping Castro seize power. Kalıp ifadeler

2:38

Che Guevara, Castro'nun iktidarı ele geçirmesinde etkili bir rol oynadı.

Kalıp ifadeler

was instrumental in helping...: kilit rol oynamak

Be instrumental in + isim veya -ing biçimi, bir şeyin gerçekleşmesinde kilit rol oynamak anlamına gelir. Bu cümlede was instrumental in helping, Che Guevara'nın Castro'nun başarısına önemli katkıda bulunduğunu anlatır. in edatından sonra -ing biçimindeki helping gelir. Helping Castro seize power içinde ayrıca help + kişi + fiilin yalın hâli yapısı kullanılır: help Castro seize. Help Castro to seize da mümkündür, ancak özgün cümle yaygın olan to içermeyen biçimi kullanır.

Alıştırma

Cümleyi instrumental in ile tamamlayın: Her careful research was ____ identifying the error.

Cevabı göster

instrumental in

As a commander in his guerrilla army,

2:42

Gerilla ordusunda bir komutan olarak

he unleashed a reign of terror across the countryside, Deyimler

2:44

kırsal kesimde bir terör dönemi başlattı

Deyimler

unleashed a reign of terror: uzun süreli şiddet ve korkutma

Unleash sözcüğü kelime anlamıyla kısıtlanmış bir şeyi serbest bırakmak demektir. unleashed a reign of terror ifadesinde şiddet ve korkutma, serbest bırakılan tehlikeli bir güç gibi sunulur; bu kullanım yalnızca started demekten çok daha güçlü ve yargılayıcıdır. A reign of terror, insanların korku, şiddet veya ağır cezalar yoluyla kontrol edildiği uzun süreli bir dönemdir. Dolayısıyla ifade, tek bir korkutucu olaydan ziyade devam eden bir davranış düzenini anlatır.

Alıştırma

Hangi durum unleashed a reign of terror ile doğal biçimde anlatılabilir?

  1. Bir kafe içeceği beş dakika geç servis eder.
  2. Silahlı bir grup bölge sakinlerini tekrar tekrar tehdit eder ve direnen herkese saldırır.
  3. Bir öğrenci bir ev ödevini unutur.
Cevabı göster

Silahlı bir grup bölge sakinlerini tekrar tekrar tehdit eder ve direnen herkese saldırır.

killing any suspected spies or dissenters.

2:48

ve casus veya muhalif olduğundan şüphelenilen herkesi öldürdü.

He also helped peasants build health clinics and schools,

2:51

Ayrıca köylülerin sağlık ocakları ve okullar inşa etmelerine yardım etti,

taught them to read, and even recited poetry to them.

2:54

okumayı öğretti ve hatta onlara şiir okudu.

His harsh discipline was necessary against a much stronger enemy

2:58

İsyancılara yardım ettiğinden şüphelenilen köylerin tamamını yakmaktan çekinmeyen

who didn't hesitate to burn entire villages suspected of aiding the rebels. Kalıp ifadeler

3:01

çok daha güçlü bir düşmana karşı katı disiplini gerekliydi.

Kalıp ifadeler

didn't hesitate to burn: çekinmeden harekete geçme isteği

Not hesitate to + fiilin yalın hâli, şüphe, korku veya isteksizlik nedeniyle duraksamadan bir şeyi yapmak ya da yapmaya hazır olmak demektir. Didn't hesitate to burn, düşmanın köyleri yakmaya rahatlıkla hazır olduğunu anlatır; yalnızca yakma eyleminin gerçekleştiğini bildirmez. Yapının kendisi olumlu veya olumsuz değildir. Değerlendirmeyi ardından gelen eylem belirler: didn't hesitate to help kararlı biçimde yardım etmeyi övebilirken didn't hesitate to burn entire villages acımasız bir eylem isteğini kınar.

Alıştırma

Gecikmeden veya çekinmeden harekete geçildiğini göstermek için İngilizce cümleyi didn't hesitate yapısıyla tamamlayın: When the alarm sounded, Luis ____ to guide everyone outside.

Cevabı göster

didn't hesitate

Let's not forget that the new regime held mass executions Anlatım akışı

3:06

Yeni rejimin 1959'da iktidara gelir gelmez

and killed hundreds of people without trial

3:10

toplu infazlar gerçekleştirdiğini

Anlatım akışı

“Let's not forget that ...”:gözden kaçmış bir kanıtı eklemek

“Let's not forget that ...”, önemli bir gerçeği tartışmaya yeniden dahil eden bir söylem işaretleyicisidir. Genellikle dinleyicilerin bunu gerçekten unuttuğu anlamına gelmez; ardından gelen that cümleciğinin de değerlendirmeye katılmasını ister. Burada bu ifade, infazları göz ardı edilmemesi gereken bir kanıt olarak sunar. Bu gerçeğin de önemli olduğunu belirterek tek taraflı bir anlatıya karşı çıkabilir.

Alıştırma

Hangi cümle gözden kaçmış olabilecek önemli bir gerçeği doğal biçimde ekler?

  1. Let's not forgetting that the cheapest plan also takes the longest.
  2. Let's not forget about that the cheapest plan also takes the longest.
  3. Let's not forget that the cheapest plan also takes the longest.
Cevabı göster

Let's not forget that the cheapest plan also takes the longest.

as soon as they took power in 1959. Dilbilgisi

3:12

ve yüzlerce kişiyi yargılamadan öldürdüğünü unutmayalım.

Dilbilgisi

“as soon as they took power”:iktidarı ele geçirmenin hemen ardından

“As soon as + yan cümlecik”, bir zaman noktası belirler ve ana cümledeki olayın bu noktadan hemen sonra ya da çok kısa süre sonra gerçekleştiğini anlatır. Bu parçada “they took power”, hükümetin kontrolünü ele geçirdikleri anlamına gelir ve önceki ana cümledeki eylem bunun hemen ardından gerçekleşmiştir. Bu bağlaç, olayların zaman bakımından birbirine yakınlığını vurgular. Bu yakınlık olaylar arasında güçlü bir bağ olduğunu düşündürebilir; ancak as soon as tek başına ilk olayın ikinci olaya neden olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümle kalabalığın kapılar açıldıktan hemen sonra içeri girdiğini en açık biçimde anlatır?

  1. When the doors opened, the crowd was waiting outside.
  2. As soon as the doors opened, the crowd entered.
  3. Before the doors opened, the crowd entered.
Cevabı göster

As soon as the doors opened, the crowd entered.

The executed were officials and collaborators

3:15

İdam edilenler, Batista döneminde kitlelere eziyet eden

who had tormented the masses under Batista. Dilbilgisi

3:18

yetkililer ve işbirlikçilerdi.

Dilbilgisi

who had tormented...: daha önceki bir geçmiş eylem için past perfect

who had tormented the masses under Batista ilgi cümleciği, hangi yetkililerden ve iş birlikçilerinden söz edildiğini belirtir. Had tormented, past perfect yapısıdır: had + geçmiş zaman ortacı tormented. Halka eziyet etme eylemini, daha sonraki geçmiş olay olan idamlarından önceye yerleştirir. Tarihsel anlatımda past perfect, geçmişteki bir noktadan daha önceki bir eyleme dönmeyi sağlar. Bu zaman ilişkisi netleştikten sonra metin, ana olay dizisini simple past ile sürdürebilir.

Alıştırma

Kaçışın tutuklanmadan önce olduğunu göstermek için escape fiilinin past perfect biçimini kullanın: The police arrested a suspect who ____ from custody the night before.

Cevabı göster

had escaped

The people supported this revolutionary justice. Kelime

3:21

Halk bu devrimci adaleti destekledi.

Kelime

this revolutionary justice: siyasi bakış açısıyla kurulmuş bir etiket

Burada this revolutionary justice, az önce sözü edilen cezalandırma veya idamları anlatır ve bunları devrimci hedefler adına uygulanan adalet olarak sunar. This bu eylemlere gönderme yaparken revolutionary onların siyasi dayanağını belirtir. İfade kendiliğinden tarafsız bir hukuk terimi değildir; belirli bir bakış açısı taşır. Bir eyleme justice demek onu hak edilmiş ya da meşru olarak çerçeveler. Karşıtları bu etiketi reddedebilir veya adil hukuki usullerin izlenip izlenmediğini sorgulayabilir. Revolutionary burada yalnızca yeni veya yenilikçi değil, siyasi devrimle bağlantılı demektir.

Alıştırma

Bu bağlamda revolutionary justice ifadesinin en doğru yorumu hangisidir?

  1. Mahkemelere yenilikçi teknoloji getirme programı.
  2. Cezayı devrimci hedeflerle haklı gösterilmiş olarak sunan, ancak bu değerlendirmesi tartışmalı olabilecek bir etiket.
  3. Tüm olağan hukuki güvencelerin izlendiğinin kanıtı.
Cevabı göster

Cezayı devrimci hedeflerle haklı gösterilmiş olarak sunan, ancak bu değerlendirmesi tartışmalı olabilecek bir etiket.

Which people?

3:24

Hangi halk?

An angry mob crying for blood does not a democracy make. Notlar

3:25

Kan isteyen öfkeli bir kalabalık, demokrasi oluşturmaz.

Deyimler

crying for blood: ağır ceza veya intikam talep etmek

crying for blood ifadesinde cry, “ağlamak” değil, “yüksek sesle talep etmek” anlamındadır. Bu deyim ağır ceza, intikam, bazen de birinin öldürülmesini istemek demektir. Burada crying for blood, an angry mob ifadesini niteleyen bir sıfat-fiil öbeğidir. Kalabalığı sakin bir değerlendirmeden çok intikam duygusuyla hareket ediyor gibi gösterir.

Alıştırma

“The crowd was crying for blood after the scandal.” cümlesinde crying for blood ne anlama gelir?

  1. Doktorlardan kan istiyorlardı.
  2. Ağır ceza veya intikam talep ediyorlardı.
  3. Birinin yaralanmasına üzülüyorlardı.
Cevabı göster

Ağır ceza veya intikam talep ediyorlardı.

Dilbilgisi

does not a democracy make: atasözü tarzında nesne devrikliği

Normal söz dizimi An angry mob crying for blood does not make a democracy. şeklindedir. does not a democracy make bölümünde a democracy nesnesi bilinçli olarak make fiilinin önüne alınır. Bu yine olumsuz bir bildirme cümlesidir, soru değildir. A does not a B make kalıbı, A'nın tek başına B'yi yaratmaya, kanıtlamaya veya B sayılmaya yetmediği anlamına gelir. Atasözü havasındaki bu devrik yapı, sonucu çarpıcı ve akılda kalıcı yapar.

Alıştırma

Cümleyi atasözü havasındaki devrik kalıpla tamamlayın: One good review ____ a successful product ____.

Cevabı göster

does not · make

And that's not even mentioning the forced labor camps, Anlatım akışı

3:29

Çalışma kamplarından,

arbitrary arrests, and repression of LGBT people

3:32

keyfi tutuklamalardan ve LGBT bireylere yönelik

that continued long after the revolution.

3:36

devrimden sonra da uzun süre devam eden baskılardan bahsetmiyorum bile.

Anlatım akışı

And that's not even mentioning ...: savı giderek güçlendiren bir geçiş

And that's not even mentioning ... daha önce kanıtlar sıralandıktan sonra başka önemli bir olguyu ekler. Bu cümlede zorunlu çalışma kampları, keyfî tutuklamalar ve LGBT bireylere yönelik baskı, savda henüz hesaba katılmamış ciddi olgular olarak sunulur. Bu kullanım retoriktir: konuşmacı söz konusu olguları hemen ardından gerçekten dile getirir. “Önceki noktalar zaten güçlüydü, üstelik daha fazlası var” anlamını taşır ve savın ya da eleştirinin ağırlığını aşamalı olarak artırır.

Alıştırma

And that's not even mentioning ... geçişi bu cümlede ne işe yarıyor?

  1. Sonraki ayrıntının önceki noktalarla ilgisiz olduğunu gösterir.
  2. Konuşmacının sonraki ayrıntıyı ele almamaya karar verdiğini gösterir.
  3. Başka önemli bir olgu ekleyerek savı güçlendirir.
Cevabı göster

Başka önemli bir olgu ekleyerek savı güçlendirir.

There's a reason people kept risking their lives to flee, Kalıp ifadeler

3:39

İnsanların genellikle sadece üzerlerindeki kıyafetlerle

Kalıp ifadeler

kept risking their lives to ...: bir amaç uğruna tekrar tekrar hayatını riske atmak

kept risking their lives to ... yapısı, keep + -ing kalıbını risk one's life to + fiilin yalın hâli kalıbıyla birleştirir. Geçmiş zaman biçimi kept, hayati tehlike içeren eylemin sürdüğünü veya tekrarlandığını; to flee ise eylemin amacını gösterir. İyelik sözcüğü ile life sözcüğünün tekil ya da çoğul biçimi özneye uymalıdır: she risked her life, ancak they risked their lives. Böylece kalıp farklı özne ve amaçlarla doğal biçimde kullanılabilir.

Alıştırma

Bir amaç uğruna hayati tehlike içeren bir eylemin tekrarlandığını göstermek için cümleyi hedef yapıyla tamamlayın: During the storm, the rescuers ____ reach the stranded sailors.

Cevabı göster

kept risking their lives to

often with nothing but the clothes on their backs. Deyimler

3:42

kaçmak için hayatlarını tehlikeye atmaya devam etmelerinin bir nedeni vardı.

Deyimler

with nothing but the clothes on their backs: üzerlerindeki kıyafetlerden başka hiçbir şey olmadan ayrılmak

With nothing but the clothes on their backs, üzerlerinde bulunan kıyafetler dışında hiçbir eşyaları olmadan ayrıldıkları anlamına gelir. Burada nothing but, “yalnızca” veya “başka hiçbir şey olmadan” demektir. Bu ifade genellikle acil ya da zorunlu bir ayrılışı vurgular: eşyalarını almaya zamanları veya imkânları olmamıştır. Temel amaç kıyafetlerin nerede olduğunu tarif etmek değildir.

Alıştırma

Bir aile sel sırasında evinden koşarak çıkmak zorunda kaldı. Hangi cümle yanlarına hiçbir eşya almadıklarını en açık şekilde ifade eder?

  1. They left in the clothes they had bought that morning.
  2. They left with nothing but the clothes on their backs.
  3. They left with a few bags and the clothes on their backs.
Cevabı göster

They left with nothing but the clothes on their backs.

So was that all this Che brought to Cuba?

3:45

Yani bu Che'nin Küba'ya getirdiği tek şey bu muydu?

Just another violent dictatorship?

3:47

Sadece başka bir şiddetli diktatörlük mü?

Not at all. Ton ve niyet

3:49

Kesinlikle hayır.

Ton ve niyet

Not at all.: bir tanımlamayı tamamen reddetmek

Burada Not at all., önceki tanımlamayı tamamen reddeder. at all sözleri olumsuzluğu güçlendirir; bu nedenle cevap “Bu hiçbir şekilde doğru değil” veya “Kesinlikle katılmıyorum” anlamına gelir. İfade tek başına kullanıldığı için reddedilen düşünce önceki konuşmadan anlaşılır. Yalnızca basit bir “hayır” cevabı vermez; karşıdaki kişinin yaptığı tanımlamayı açıkça reddeder.

Alıştırma

A: Was the decision completely arbitrary? B: Not at all. B ne söylüyor?

  1. B bu tanımlamaya kısmen katılıyor.
  2. B bu tanımlamayı tamamen reddediyor.
  3. B soruyu duymadı.
Cevabı göster

B bu tanımlamayı tamamen reddediyor.

He oversaw land redistribution, helped establish universal education, Kelime

3:50

Toprak dağıtımını denetledi, evrensel eğitimin kurulmasına yardımcı oldu

and organized volunteer literacy brigades Kültür

3:54

ve Küba'nın okuryazarlık oranını %96'ya çıkaran

that raised Cuba's literacy rate to 96%,

3:57

gönüllü okuma yazma tugayları düzenledi.

Kelime

oversaw land redistribution: bir reform sürecini yönetmek

Bu cümlede oversaw land redistribution, toprakların yeniden dağıtılması sürecini yönetme ve denetleme konusunda genel sorumluluğa sahip olduğunu belirtir. Oversaw, oversee fiilinin düzensiz geçmiş zaman biçimidir. Oversee bir yönetim rolünü anlatır: kişi bir politikanın, projenin veya sürecin doğru şekilde yürütülmesini sağlar. Yalnızca bir şeyi görmek anlamına gelmez ve bütün işleri kişinin bizzat yapmasını gerektirmez.

Alıştırma

“The agency oversaw the rebuilding program,” cümlesinde kurum ne yaptı?

  1. Programı yüksek bir yerden gördü.
  2. Tüm yeniden inşa görevlerini yardım almadan tamamladı.
  3. Programı denetledi ve programın genel sorumluluğunu üstlendi.
Cevabı göster

Programı denetledi ve programın genel sorumluluğunu üstlendi.

Kültür

organized volunteer literacy brigades: okuryazarlık eğitimi için koordineli ekipler

Organized volunteer literacy brigades, temel okuma ve yazmayı öğretmekle görevli gönüllü ekipler kurup bu ekipleri koordine etmek anlamına gelir. Literacy, okuma ve yazma becerisi demektir. Burada brigades, ortak bir kampanya için harekete geçirilmiş disiplinli ve örgütlü ekipleri anlatır. Küba’nın okuryazarlık kampanyası bağlamında bunlar savaş birlikleri değil, eğitim gönüllüleriydi; sözcük sosyal programa koordineli bir kitlesel hareket duygusu katar.

Alıştırma

Bu cümlede onun örgütlediği “volunteer literacy brigades” neydi?

  1. Okulları ve kütüphaneleri korumakla görevlendirilmiş askerî birlikler
  2. İnsanlara okuma ve yazma öğreten örgütlü gönüllü ekipleri
  3. Gazete yayımlayan profesyonel yazar grupları
Cevabı göster

İnsanlara okuma ve yazma öğreten örgütlü gönüllü ekipleri

still one of the highest in the world,

4:00

Bu hala dünyadaki en yüksek oranlardan biri,

which allowed the government to control what information everyone received. Anlatım akışı

4:03

ve hükümetin herkesin hangi bilgiyi alacağını kontrol etmesini sağladı.

Anlatım akışı

which allowed ...: önceki noktaya bir sonuç eklemek

which ile başlayan yan cümle, tek bir isme değil, hemen önce anlatılan durumun tamamına gönderme yapar. Bir sonuç sunar: önceki durum, hükümetin insanların aldığı bilgileri kontrol etmesini mümkün kılmıştır. Tartışmanın akışında bu sonuç, önceki noktanın değerlendirilme biçimini değiştirir. İlk başta başarı gibi görünebilecek bir sonucun ardından zararlı bir bedel gösterilir. which sözcüğü kendi başına tarafsızdır; eleştirel dönüş, ardından gelen olumsuz sonuçtan kaynaklanır.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: The company moved all employee messages to one platform, which allowed managers to monitor every conversation. which ile başlayan yan cümle ne yapıyor?

  1. Çalışanların hangi mesajları aldığını sorar.
  2. Önceki durumun bir sonucunu ekler ve değerlendirmeyi eleştirel bir yöne çevirir.
  3. Hangi şirketten söz edildiğini belirtir.
Cevabı göster

Önceki durumun bir sonucunu ekler ve değerlendirmeyi eleştirel bir yöne çevirir.

Guevara's idealistic incompetence as finance minister

4:07

Guevara'nın maliye bakanı olarak idealist beceriksizliği,

caused massive drops in productivity

4:10

işçilerin maaş artışlarını ahlaki sertifikalarla değiştirdiğinde

when he replaced worker pay raises with moral certificates. Kalıp ifadeler

4:13

üretkenlikte büyük düşüşlere neden oldu.

Kalıp ifadeler

replace X with Y: worker pay raises yerine moral certificates kullanmak

replace X with Y kalıbı, X'i kaldırmak veya kullanmayı bırakmak ve onun yerine Y'yi kullanmak anlamına gelir. X eski ya da kaldırılan şeydir; with sonrasındaki Y ise onun yerine gelen yeni şeydir. Bu cümlede worker pay raises X konumunu, moral certificates ise Y konumunu doldurur: ücret artışlarının yerini belgeler almıştır. X ile Y'nin yerini değiştirmek anlamı tersine çevireceği için yönü doğru belirlemek gerekir.

Alıştırma

replace X with Y kalıbını geçmiş zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: The clinic ____ paper records ____ a secure database.

Cevabı göster

replaced · with

He suppressed all press freedom, Kalıp ifadeler

4:17

Gazetelerin oligarşinin araçları olduğunu ilan ederek

Kalıp ifadeler

suppressed all press freedom: tüm basın özgürlüğünü bastırdı

Bu cümlede suppressed all press freedom, yetki veya güç kullanarak basının özgürce faaliyet göstermesini engellediği anlamına gelir. Suppress basit bir duraklamayı değil, etkin ve zorlayıcı bir denetimi anlatır. suppress + soyut isim kalıbı freedom, dissent, opposition, protests veya information gibi sözcüklerle sık kullanılır. All, iddiayı mutlak hâle getirir ve basın özgürlüğünün bütünüyle ortadan kaldırıldığını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle basın özgürlüğüne yönelik güçlü ve kasıtlı bir saldırıyı anlatmak için suppress sözcüğünü doğru kullanır?

  1. The city asked newspapers to update their mailing addresses.
  2. The regime suppressed all press freedom by closing every independent news outlet.
  3. The editor delayed one issue because a printer broke down.
Cevabı göster

The regime suppressed all press freedom by closing every independent news outlet.

declaring that newspapers were instruments of the oligarchy, Deyimler

4:19

tüm basın özgürlüğünü bastırdı

Deyimler

newspapers were instruments of the oligarchy: gazeteler oligarşinin araçlarıydı

Burada newspapers were instruments of the oligarchy bir mecazdır. Bir kişinin veya grubun instrument'ı, o kişinin ya da grubun amaçlarına ulaşmak için kullandığı bir şeydir. Dolayısıyla gazetelerin bağımsız olmadığı ve küçük bir yönetici seçkinler grubunun çıkarlarına hizmet ettiği ileri sürülür. Oligarchy, küçük ve güçlü bir grubun yönetimi veya bu grubun kendisi anlamına gelebilir. Bu cümlede the oligarchy, söz konusu güçlü azınlığı ifade eder.

Alıştırma

'The newspapers were instruments of the oligarchy' ifadesi hangi suçlamayı yapar?

  1. Gazeteler küçük ve güçlü bir grubun çıkarlarını ilerletmek için kullanılıyordu.
  2. Gazeteler müzik ve bilim aletleri satıyordu.
  3. Gazeteler iktidardaki kişilere bağımsız biçimde meydan okuyordu.
Cevabı göster

Gazeteler küçük ve güçlü bir grubun çıkarlarını ilerletmek için kullanılıyordu.

and it was he who urged Castro to host Soviet nuclear weapons, Dilbilgisi

4:23

ve Castro'yu Sovyet nükleer silahlarına ev sahipliği yapmaya çağıran da oydu,

Dilbilgisi

It was he who...: sorumlu kişiyi vurgulamak

Bu, it-cleft denen vurgulu yapıdır: It was + vurgulanan kişi + who + eylem. Vurgu çerçevesi kaldırıldığında temel cümle He urged Castro to host Soviet nuclear weapons. olur. he öğesini It was ifadesinden sonra getirmek, o kişiyi önemli karşıtlık noktası yapar: Castro'yu silahların konuşlandırılmasına izin vermesi için güçlü biçimde teşvik eden başkası değil, oydu. Bu yapı övgü, suç veya sorumluluğu belirli bir kişiye yüklemek için kullanılabilir.

Alıştırma

Güvenlik sorununu ilk bildiren kişinin Maya olduğunu vurgulamak için it-cleft yapısını kullanan cümle hangisidir?

  1. It was Maya who first reported the safety problem.
  2. It was the safety problem that Maya first reported.
  3. Maya was first told about the safety problem.
Cevabı göster

It was Maya who first reported the safety problem.

leading to the Cuban Missile Crisis that brought the world to the brink Notlar

4:27

Küba Füze Krizi'ne yol açarak

of destruction.

4:31

dünyayı yıkımın eşiğine getirdi.

Kültür

Leading to the Cuban Missile Crisis: gerekli tarihsel bağlam

Küba Füze Krizi, Sovyetler Birliği'nin Küba'ya nükleer füzeler yerleştirmesi ve Amerika Birleşik Devletleri'nin bunların kaldırılmasını istemesiyle yaşanan 1962 tarihli bir karşı karşıya gelişti. İki nükleer güç tehlikeli biçimde savaşın eşiğine geldi. Burada leading to, önceki eylemi krizin bir nedeni olarak sunar. Bu arka plan, devamındaki the brink of destruction ifadesinin nükleer savaş tehlikesine gönderme yaptığını anlamayı sağlar.

Alıştırma

Küba Füze Krizi'nin dünyayı neden yıkımın eşiğine getirebildiğini anlamak için gerekli temel arka plan bilgisi hangisidir?

  1. Tamamen Küba sınırları içinde yapılan konvansiyonel bir savaştı.
  2. Küba'daki Sovyet füzeleri üzerine yaşanan 1962 tarihli bir nükleer karşı karşıya gelişti.
  3. Ekonomik reformu merkezine alan bir Küba seçim kampanyasıydı.
Cevabı göster

Küba'daki Sovyet füzeleri üzerine yaşanan 1962 tarihli bir nükleer karşı karşıya gelişti.

Deyimler

brought the world to the brink of destruction: dünyayı yok oluşun eşiğine getirdi

Bring X to the brink of Y, bir nedenin X'i ciddi veya tehlikeli bir sonuç olan Y'ye son derece yaklaştırması demektir. Brink sözcüğü gerçek anlamda “kenar”dır; burada ise yaklaşılmış ama mutlaka aşılmamış mecazi bir eşiği anlatır. Bu cümlede Küba Füze Krizi, küresel yok oluşu tehlikeli derecede yakın hâle getirmiştir. Kalıp bring + X + to the brink of + isim veya -ing biçimidir; the brink of war ve the brink of losing everything buna örnektir.

Alıştırma

bring X to the brink of Y kalıbını tamamlayın: The failed harvest brought the region ____ famine.

Cevabı göster

to the brink of

He was a leader, not a bureaucrat. Anlatım akışı

4:32

O bir liderdi, bürokrat değil.

Anlatım akışı

He was a leader, not a bureaucrat: A, not B ile değerlendirme çerçevesi

A, not B kalıbı, A'yı tercih edilen tanım olarak sunar ve hemen ardından B'yi reddeder. İki bölüm genellikle dilbilgisel açıdan paraleldir; bu nedenle karşıtlığı anlamak kolaydır. Burada leader, konuşmacının dinleyicilerin benimsemesini istediği çerçevedir; bureaucrat ise reddedilmesini istediği çerçevedir. Dolayısıyla cümle yalnızca iki meslek türünü sıralamaz; dinleyicileri, kurallara bağlı bir idareci yerine etkin bir lider görüntüsüne yönlendirir.

Alıştırma

Hangi cümle aynı A, not B bilgi düzenini kullanır: önce tercih edilen seçenek, ardından reddedilen alternatif?

  1. We need neither a practical solution nor another slogan.
  2. We need a practical solution, not another slogan.
  3. We need both a practical solution and another slogan.
Cevabı göster

We need a practical solution, not another slogan.

That's why he eventually left to spread the revolution abroad, Anlatım akışı

4:35

Bu yüzden sonunda devrimi yurtdışına yaymak için ayrıldı,

which didn't go well. Ton ve niyet

4:39

ki bu da pek iyi gitmedi.

Anlatım akışı

That's why he eventually left...: nedeni bir sonraki olaya bağlamak

That's why, nedeni daha önce açıklanmış bir sonucu sunar. That's önceki duruma gönderme yapar; why'dan sonraki yan cümle ise sonucu, yani onun sonunda ayrıldığını belirtir. Burada bu bağlayıcı, anlatıyı açıklamadan bir sonraki olaya da taşır. eventually, ayrılmanın belli bir süre veya bir dizi gelişmenin ardından gerçekleştiğini; to spread the revolution abroad ise ayrılma amacını gösterir.

Alıştırma

Sonucu That's why ile tamamlayın: The roads were flooded. ____ we stayed home.

Cevabı göster

That's why

Ton ve niyet

which didn't go well: bir girişimden sonra alaycı biçimde hafife alma

Burada which tek bir isme değil, daha önce anlatılan girişimin tamamına gönderme yapar. didn't go well, kelime anlamıyla girişimin kötü bir sonuç verdiğini söyler. Ancak ifade özellikle hafif tutulmuştur. Bu bağlamda ciddi bir başarısızlığı küçümseyerek anlatır ve kuru ya da alaycı bir etki yaratır: gerçek sonuç, ifadenin hissettirdiğinden çok daha kötüdür.

Alıştırma

"Nina tried to cut her own hair, which didn't go well," cümlesinde which didn't go well neyi sezdirir?

  1. Girişimin tamamen başarılı olduğunu söyler.
  2. Henüz hiçbir girişimde bulunulmadığını söyler.
  3. Girişimin çok kötü başarısız olduğunu hafif bir ifadeyle sezdirir.
Cevabı göster

Girişimin çok kötü başarısız olduğunu hafif bir ifadeyle sezdirir.

He failed to rally rebels in the Congo Kalıp ifadeler

4:40

Kongo'da isyancıları bir araya getirmekte başarısız oldu

Kalıp ifadeler

failed to rally rebels: destek için harekete geçirmeyi başaramamak

Fail to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmayı başaramamak anlamına gelir. Burada failed to rally rebels, isyancıları ortak bir amacı desteklemek veya harekete geçmek üzere birleştiremediğini anlatır. Rally burada geçişli bir fiildir: rally + insanlar. Siyasi ve askerî bağlamlarda insanları birleştirmek, teşvik etmek veya harekete geçirmek anlamına gelir; yalnızca aynı yere toplamak demek değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, organizatörlerin insanları bir amaç etrafında harekete geçirmeyi başaramadığını söyler?

  1. The organizers failed to rally volunteers behind the clean-water campaign.
  2. The organizers failed to recruit two new volunteers for the team.
  3. The organizers failed to gather volunteers in the lobby for a head count.
Cevabı göster

The organizers failed to rally volunteers behind the clean-water campaign.

and went to Bolivia even when the Soviets disapproved.

4:42

ve Sovyetler onaylamamasına rağmen Bolivya'ya gitti.

The Bolivian government, with the help of the CIA, Kalıp ifadeler

4:45

Bolivya hükümeti, CIA'in yardımıyla,

Kalıp ifadeler

with the help of the CIA: yardım eden tarafı belirtmek

With the help of + isim öbeği, o kişinin, grubun veya şeyin yardımıyla anlamına gelir. Burada CIA'in Bolivya hükümetine yardım ettiğini belirtir; cümlenin asıl eyleyen tarafı yine hükümettir. İfade özneden sonra virgüller arasında yer aldığı için ek bilgi verir. CIA'in tek başına hareket ettiğini veya iki tarafın rollerinin eşit olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The hikers found a safe route ____ a local guide.

Cevabı göster

with the help of

was able to capture and neutralize this terrorist in 1967 Kelime

4:48

bu teröristi çok fazla zarar vermeden önce

Kelime

Güvenlik dilinde capture and neutralize

Burada capture kişiyi yakalamak veya kontrol altına almak, neutralize ise kişinin tehdit olarak hareket etmeye devam edememesini sağlamak anlamına gelir. Birbirine bağlanan bu iki fiil, operasyonu hem hedefin kontrol altına alınması hem de hareket kabiliyetinin ortadan kaldırılması olarak sunar. Askerî ve güvenlik dilinde neutralize, kullanılan yöntemi ve sonucu bilinçli olarak belirsiz bırakır. Etkisizleştirme, silahsızlandırma, gözaltına alma veya başka bir önlemi kapsayabilir; kelime tek başına kişinin öldürüldüğü anlamına gelmez ve burada kimyasal anlamda kullanılmamıştır.

Alıştırma

Bu cümlede capture and neutralize en doğrudan ne anlama gelir?

  1. Hedefi kontrol altına almak ve tehdit oluşturma kabiliyetini ortadan kaldırmak
  2. Hedefin fotoğrafını çekip ardından serbest bırakmak
  3. Hedefi öldürmek; bu ifade başka hiçbir sonuca izin vermez
Cevabı göster

Hedefi kontrol altına almak ve tehdit oluşturma kabiliyetini ortadan kaldırmak

before he could do much damage.

4:53

1967'de yakalayıp etkisiz hale getirebildi.

While doing plenty of damage themselves in the process. Ton ve niyet

4:54

Kendileri de bu süreçte bolca zarar vermişken.

Ton ve niyet

While doing ... themselves in the process: karşıt bilgi eklemek

While doing plenty of damage themselves in the process, kısaltılmış bir while yan cümlesidir. Örtük öznesi önceki cümleden anlaşılır: onlar eylemi gerçekleştirirken kendileri de büyük zarara yol açıyordu. Burada themselves vurgu işlevindedir; kendilerine zarar verdiklerini değil, onların da zarara yol açtığını belirtir. Yan cümlenin tek başına bir cümle parçası olarak kullanılması, önceki anlatıma keskin bir karşıt bilgi ekler. Yalnızca iki olayın aynı anda gerçekleştiğini belirtmekle kalmaz, eylemi yapanların kendi sorumluluğunu öne çıkarır ve yaptıklarına ilişkin tek taraflı olumlu anlatımı zayıflatır.

Alıştırma

While doing plenty of damage themselves in the process parçasının söylemdeki temel işlevi nedir?

  1. Zararın yalnızca eylem tamamen bittikten sonra oluştuğunu söylemek
  2. Aynı kişilerin de zarara yol açtığını ekleyerek eylemlerine ilişkin tek taraflı anlatımı zayıflatmak
  3. Zarardan yalnızca farklı bir grubun sorumlu olduğunu söylemek
Cevabı göster

Aynı kişilerin de zarara yol açtığını ekleyerek eylemlerine ilişkin tek taraflı anlatımı zayıflatmak

So that was the end of it? Deyimler

4:58

Yani hepsi bu kadar mıydı?

Deyimler

The end of it: meselenin devamı gelmedi

Bu soruda the end of it, daha önce sözü edilen olayın ya da sorunun sona erdiği noktayı anlatır. It fiziksel bir nesneye değil, bu durumun tamamına gönderme yapar. So that was the end of it? sonrasında başka hiçbir şey olup olmadığını sorar. Soru biçiminde kullanıldığında basit bir doğrulama isteğini, şaşkınlığı veya hikâyenin gerçekten orada bittiğine dair kuşkuyu ifade edebilir.

Alıştırma

Daha önce sözü edilen meselenin devamı olmadığını belirten dört kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: After I paid the final fee, I thought that was ____.

Cevabı göster

the end of it

Not at all.

4:59

Kesinlikle hayır.

As Che said, the revolution is immortal. Anlatım akışı

5:00

Che'nin dediği gibi, devrim ölümsüzdür.

Anlatım akışı

As Che said: kaynağı önce belirtmek

As Che said, cümlenin başında kullanılan bir kaynak çerçevesidir. Dinleyiciye, sonraki ifadenin Che'ye atfedildiğini bildirir; buradaki as, “çünkü” değil, “dediği gibi” veya “tarafından belirtildiği üzere” anlamındadır. As X said, ... çerçevesi önce kaynağı adlandırıp sonra bir alıntı ya da aslına sadık bir özet sunarak bilgiyi düzenler. Sonraki ifadeyi destek, sonuç veya önceki bir düşünceye bağlantı hâline getirebilir; ancak tek başına mevcut konuşmacının bu görüşe katıldığını kanıtlamaz.

Alıştırma

Maya'nın daha önce söylediği bir sözü tanıtmak için As X said çerçevesini kullanın: ____, small steps can lead to big changes.

Cevabı göster

As Maya said

He was publicly mourned in cities all over the world.

5:03

Dünyanın dört bir yanındaki şehirlerde onun için alenen yas tutuldu.

Not by the Cubans who managed to escape.

5:06

Kaçmayı başaran Kübalılar tarafından değil.

And his story would inspire young activists for generations to come. Kalıp ifadeler

5:08

Ve onun hikayesi gelecek nesiller boyunca genç aktivistlere ilham kaynağı olacaktı.

Kalıp ifadeler

for generations to come: gelecek birçok nesil boyunca süren etki

For generations to come, “gelecek birçok nesil boyunca” demektir. To come, generations sözcüğünden sonra gelir ve “gelecekteki” ya da “henüz gelmemiş” anlamını verir. Bu ifade kesin bir süre belirtmez. Bir etkinin, yararın veya sonucun günümüzün çok ötesinde devam edeceğini vurgular ve özellikle tarih, düşünceler, keşifler ve toplumsal değişimlerden söz ederken kullanılır.

Alıştırma

Yararın uzak geleceğe kadar süreceğini anlatmak için hedef ifadeyi kullanın: This discovery will help patients for ____.

Cevabı göster

generations to come

Ha!

5:12

Ha!

A trendy symbol of rebellion for those who never had to live under his regime. Anlatım akışı

5:13

Onun rejimi altında hiç yaşamak zorunda kalmayanlar için modaya uygun bir isyan sembolü.

Anlatım akışı

A trendy symbol ... for those who never had to live under his regime: eleştiriyi güçlendirmek için kitleyi sınırlamak

Bu parça tam bir cümle değil, bir isim öbeğidir. Temel etiket A trendy symbol of rebellion ifadesidir. For those, bu etiketin kimler için geçerli olduğunu belirtir; who never had to live under his regime ise bu kişilerin kapsamını daha da daraltır. Bu bilgi sıralaması önce çarpıcı etiketi verir, ardından kapsamı sınırlayan gerçeği ekler. Trendy, simgenin bir moda gibi tüketildiğini düşündürebilir; son niteleyici ise hayranlarının rejimin gerçek sonuçlarına katlanmadığını ima eder. Bu sonradan gelen niteleyiciler birlikte tarafsız bir betimleme yerine eleştirel ve ironik bir yargı oluşturur.

Alıştırma

For those who never had to live under his regime son niteleyicisi bu parçada ne yapar?

  1. Rejim altında yaşayan herkesin bu kişiyi modaya uygun gördüğünü söyler.
  2. Etiketi rejimi yaşamamış dışarıdaki kişilerle sınırlar ve eleştiriyi güçlendirir.
  3. Yalnızca bu kişinin nerede yaşadığına ilişkin tarafsız bilgi verir.
Cevabı göster

Etiketi rejimi yaşamamış dışarıdaki kişilerle sınırlar ve eleştiriyi güçlendirir.

Symbols of revolution may become commodified, Kelime

5:17

Devrimin sembolleri metalaştırılabilir,

but the idea of a more just world remains. Anlatım akışı

5:20

ancak daha adil bir dünya fikri devam ediyor.

Kelime

Devrimin sembolleri metalaştırılabilir

Commodified, “metaya dönüştürülmüş” demektir: kültürel, siyasi veya kişisel anlam taşıyan bir şey paketlenir, pazarlanır ve satılır. Burada become commodified, devrim sembollerinin başına gelebilecek olası bir değişimi anlatır. Bu sözcük çoğu zaman eleştirel bir anlam taşır. Piyasa kullanımının bir sembolün özgün anlamını basitleştirebileceğini, zayıflatabileceğini veya gölgede bırakabileceğini düşündürür.

Alıştırma

Kültürel eleştiride “A local tradition became commodified” cümlesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Onu toplum içinde konuşmak yasa dışı hâle geldi.
  2. Herkes unuttuğu için ortadan kayboldu.
  3. Paketlenip satılabilecek bir şeye dönüştürüldü.
Cevabı göster

Paketlenip satılabilecek bir şeye dönüştürüldü.

Anlatım akışı

may ..., but ... remains: ana düşünceye geçiş

But ile başlayan yan cümle, cümlenin yönünü değiştirir. May, devrimci sembollerin metalaştırılabileceği yönündeki kaygı verici olasılığı kabul ettikten sonra but, konuşanın korumak istediği sonucu getirir: daha adil bir dünya ideali hâlâ vardır. May ..., but ... kalıbı iki düşünceyi dengeler ancak onlara eşit ağırlık vermez. İlk bölüm bir olasılığı kabul eder; ikinci bölüm ana düşünceyi taşır. Burada remains, “var olmaya devam eder” anlamına gelir ve cümlenin kayıp yerine kalıcı bir değerle bitmesini sağlar.

Alıştırma

Olası bir değişimden kalıcı ana düşünceye geçmek için cümleyi may ..., but ... kalıbıyla tamamlayın: The campaign may change its name, ____ its central goal remains.

Cevabı göster

but

Maybe, but I'm not sharing my coffee.

5:24

Belki ama kahvemi paylaşmıyorum.

Che Guevara was captured and executed by government forces in Bolivia.

5:27

Che Guevara, Bolivya'daki hükümet güçleri tarafından yakalanıp idam edildi.

His remains would not be found for another 30 years. Dilbilgisi

5:32

Kalıntıları 30 yıl daha bulunamayacaktı.

Dilbilgisi

would not be found: geçmişten bakılan gelecekteki bir olay

Bu tarihsel anlatıda would, geçmişteki bir noktadan bakıldığında geleceği gösterir. Anlatılan anda bulunma olayı hâlâ 30 yıl ileridedir. Burada would koşul ya da istek anlamı taşımaz. Not be found for another 30 years, sonraki 30 yıl boyunca kalıntıları kimsenin bulmadığı ve bulunma olayının ancak bu süre bittikten sonra gerçekleştiği anlamına gelir. Be found edilgen yapıdadır çünkü his remains eylemden etkilenen ögedir.

Alıştırma

Burada would not be found nasıl bir zaman ilişkisi ifade ediyor?

  1. O geçmiş noktadan 30 yıl önce zaten gerçekleşmiş bir bulunma olayı.
  2. Birinin arama isteğine bağlı olan koşullu bir bulunma olayı.
  3. Anlatılan geçmiş noktadan bakıldığında 30 yıl ileride olan bir bulunma olayı.
Cevabı göster

Anlatılan geçmiş noktadan bakıldığında 30 yıl ileride olan bir bulunma olayı.

But did he die a hero Anlatım akışı

5:35

Fakat o bir kahraman olarak mı öldü

or had he already become a villain?

5:37

yoksa zaten bir kötü adama mı dönüşmüştü?

Anlatım akışı

did he die a hero or... become a villain?: finaldeki tartışmayı çerçevelemek

But, anlatının odağını ne olduğundan kişinin nasıl değerlendirilmesi gerektiğine çevirir. or ile kurulan soru hero ve villain kavramlarını karşı karşıya getirerek kesin bir hüküm vermek yerine hikâyenin temel tartışmasını finalde yeniden gündeme taşır. Did he die a hero? kişinin öldüğü sıradaki konumunu sorgular. Had he already become a villain? past perfect kullanarak olası değişimi ölümden önceye yerleştirir; already ise bu değişimin daha önce gerçekleşmiş olabileceğini vurgular. İki zaman çerçevesi finaldeki karşıtlığı keskinleştirir.

Alıştırma

Bu sorunun anlatının sonundaki temel söylem işlevi nedir?

  1. Kişinin tam olarak ne zaman ve hangi tıbbi nedenle öldüğünü sorar.
  2. Aynı kişi hakkındaki iki değerlendirmeyi karşılaştırarak temel tartışmayı yeniden açar.
  3. Kişinin hiçbir tartışma olmadan kahraman kalmaya devam ettiğini kanıtlar.
Cevabı göster

Aynı kişi hakkındaki iki değerlendirmeyi karşılaştırarak temel tartışmayı yeniden açar.

And should revolutions be judged by their ideals Kalıp ifadeler

5:40

Ve devrimler idealleriyle mi yargılanmalıdır

or their outcomes?

5:43

yoksa sonuçlarıyla mı?

Kalıp ifadeler

Should revolutions be judged by their ideals or their outcomes?: değerlendirme ölçütlerini karşılaştırma

Should + özne + be judged by + ölçüt yapısı, bir şeyi değerlendirirken hangi ölçütün kullanılması gerektiğini sorar. Özne değerlendirilen taraftır; bu nedenle be judged edilgen yapıdadır ve bu cümlede by değerlendirme ölçütünü belirtir. or ile bağlanan bölüm iki ölçütü karşı karşıya getirir: devrimlerin idealleri ve sonuçları. Soru, devrimlerin gerçekte nasıl değerlendirildiğini değil, hangi ölçütün uygun olduğunu sorar.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki hedef edilgen ifadeyle tamamlayın: Should a safety rule ____ the number of accidents it prevents?

Cevabı göster

be judged by

These are the questions we face when we put history on trial. Deyimler

5:44

Bunlar tarihi yargıladığımızda karşılaştığımız sorulardır.

Deyimler

Bir mecaz olarak put history on trial

Put X on trial ifadesi, kelime anlamıyla bir kişinin veya kuruluşun mahkemede yargılanmasını sağlamak demektir. Burada history soyut olduğu için ifade mecazidir: insanlar geçmişle ilgili kanıtları mahkemede bir dava sunuyormuş gibi inceler, ardından eylemleri, sorumluluğu veya değerleri yargılar. when yan cümlesi, önceki soruları bu yargılama benzeri değerlendirmenin bir parçası olarak çerçeveler. Bu mecaz, tarihin gerçekten mahkeme salonuna girebileceğini değil, titiz, açık ve yargılayıcı bir incelemeyi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede put X on trial, X'i sıkı bir kamusal yargılamaya tabi tutmak anlamında mecazi olarak kullanılmıştır?

  1. The court put the company on trial for fraud.
  2. The assistant put the files on the table before the trial.
  3. The documentary puts the industry's labor practices on trial.
Cevabı göster

The documentary puts the industry's labor practices on trial.

This video is made possible by our community on Patreon.

5:49

Bu video Patreon'daki topluluğumuz sayesinde mümkün oldu.

And if you liked this video,

5:52

Ve bu videoyu beğendiyseniz,

check out more videos

5:54

bu oynatma listesindeki History Versus serisinden

in the History Versus series in this playlist.

5:55

daha fazla videoya göz atın.