Fortnite Battle Royale'de Ninja vs Ortalama Oyuncu (Sen): İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Video, ortalama bir Fortnite oyuncusunu Ninja ile karşılaştırır ve üst düzey oyunu yalnızca şansa değil; hedefli çalışmaya, taktiğe, hataları incelemeye ve çok yönlü becerilere bağlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “get the crap beaten out of you” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: ağır yenilgiyi anlatan gündelik ifadeyi ve resmî ortamlarda fazla kaba olan tonunu anlayın. 2. “put a solid week of practice into landing” — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: bilinçli çalışmayı anlatmak için put zaman ya da çaba into + -ing yapısını öğrenin. 3. “all-rounder” — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: tek bir uzmanlık yerine birçok beceride başarılı olan çok yönlü kişiyi tanıyın.
Bu derste
Never forget another password and keep all your credentials secure
0:02Bir daha asla şifre unutmayın ve tüm kimlik bilgilerinizi güvende tutun;
by signing up for a free account today.
0:05bugün ücretsiz bir hesaba kaydolarak başlayabilirsiniz.
and haven't read all the tips out there on the web regarding how to play or play well,
0:09ve nasıl oynanacağı veya nasıl iyi oynanacağı hakkında internetteki tüm ipuçlarını okumadıysanız,
you are going to drop into that world full of hackable forests and spooky abandoned buildings
0:14parçalanabilir ormanlar ve ürkütücü terk edilmiş binalarla dolu bu dünyaya atlayacak
and get the crap beaten out of you before you've had a chance to find a weapon you can use well or use at all. Deyimler
0:18ve iyi kullanabileceğiniz ya da en azından kullanabileceğiniz bir silah bulmaya fırsat kalmadan fena halde hırpalanacaksınız.
get the crap beaten out of you: ezici bir yenilgi yaşamak
Bu cümlede get the crap beaten out of you, çok kötü dövülmek veya ezici biçimde yenilmek anlamına gelir. Ortam bir oyun olduğu için burada mutlaka gerçek fiziksel şiddet değil, ağır bir yenilgi anlatılır. Crap, kelimenin tam anlamıyla vücuttan çıkarılan bir şey değildir. Deyim, sonucu mağdurun başına gelen bir şey olarak sunmak için get kullanır: get + the crap + beaten out of + kişi. Etken beat the crap out of someone biçimiyle bağlantılıdır ve sonucu yaşamanın güçlü, dramatik etkisini ekler.
Alıştırma
Ezici bir yenilgi yaşamayı anlatan get ... beaten out of ... deyimiyle cümleyi tamamlayın: In my first online match, I ____ before I learned the controls.
Cevabı göster
got the crap beaten out of me
as some dude jumps around you like a well-armed kangaroo on steroids Deyimler
0:25çünkü etrafınızda bir adam steroid basmış ağır silahlı bir kanguru gibi zıplayacak
like a well-armed kangaroo on steroids: abartılı bir benzetme
Like bir benzetme başlatır: oyuncu iyi silahlanmış bir kanguruya benzetilir. Well-armed, çok sayıda etkili silahla donatılmış demektir; kangaroo ise sürekli ve çevik biçimde zıplama görüntüsünü sağlar. On steroids, çok daha güçlü, aşırı veya yoğun hâle getirilmiş anlamına gelen mecazi ve gündelik bir abartıdır. Kanguru görüntüsünü büyütür; gerçek uyuşturucu kullanımına ilişkin bir iddia değildir. Benzetmenin tamamı hızlı, güçlü ve gülünç derecede absürt bir görüntü yaratır.
Alıştırma
The new racing game feels like the old one on steroids cümlesinde on steroids ne anlama gelir?
- İki oyun hız ve yoğunluk bakımından tamamen aynıdır.
- Oyun tıbbi tedavi hakkındadır.
- Yeni oyun, eski oyunun çok daha yoğun veya güçlü bir sürümüdür.
Cevabı göster
Yeni oyun, eski oyunun çok daha yoğun veya güçlü bir sürümüdür.
and at the same time builds structures from his posterior faster than you can contemplate swinging your axe. Notlar
0:29ve aynı zamanda siz baltanızı sallamayı düşünmeden önce arkasından yapılar inşa edecektir.
Eş zamanlı eylemler için at the same time
Bu cümlede at the same time, yapı inşa etme eyleminin daha önce sözü edilen etrafta zıplama eylemiyle aynı anda gerçekleştiğini gösterir. Yalnızca and ile başka bir eylem eklemek yerine, iki eylem arasındaki zaman ilişkisini açıkça belirtir. Bu ifade, builds fiilinden önce zaman zarfı görevi görür. Aynı kişinin eş zamanlı eylemlerini de farklı kişilerin eş zamanlı eylemlerini de bağlayabilir.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “eş zamanlı olarak” anlamına gelen dört sözcüklü zaman ifadesiyle tamamlayın: Maya listened to the instructions and ____ took notes.
Cevabı göster
at the same time
Abartılı hız karşılaştırması olarak faster than you can contemplate swinging your axe
Faster than you can contemplate swinging your axe, inşa etmenin ne kadar hızlı gerçekleştiğini abartılı biçimde anlatır: baltayla karşılık vermeyi düşünmeye bile zaman kalmadan yapı ortaya çıkar. Karşılaştırılan şey iki sürecin hızıdır; contemplate düşünmek veya değerlendirmek anlamına gelir, girişimde bulunmak anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen faster than + özne + can/could + fiil kalıbı, bir kişinin olası tepkisini hız ölçütü olarak kullanır. Burada contemplate fiilinden sonra ulaç, yani -ing biçimindeki swinging gelir; düşünülen eylem bir fiille ifade edildiğinde normal yapı budur.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki abartılı kalıp ve contemplate fiiliyle tamamlayın: The robot sorted the cards ____ picking up the first one.
Cevabı göster
faster than you can contemplate
but that's just cowardly and no doubt you're just playing against average players.
0:36ama bu sadece korkaklıktır ve şüphesiz sadece ortalama oyunculara karşı oynuyorsunuzdur.
Today we are going to look at someone regarded as the best of the best. Notlar
0:40Bugün iyilerin en iyisi olarak kabul edilen birine bakacağız.
Kısaltılmış ilgi cümleciğinde regarded as
someone regarded as ... yapısında regarded as ..., kısaltılmış bir ilgi cümleciğini başlatır; tam biçim someone who is regarded as ... şeklindedir. Edilgen be regarded as + tümleç kalıbı, insanların birini veya bir şeyi belirtilen biçimde gördüğünü ya da değerlendirdiğini anlatır. Burada kişinin itibarı veya toplumdaki değerlendirilme biçimi aktarılır. Birine fiziksel olarak bakma eylemi anlatılmaz.
Alıştırma
Cümleyi regard fiilinden oluşan iki sözcüklü edilgen ifadeyle tamamlayın: In many countries, this novel is ____ a modern classic.
Cevabı göster
regarded as
the best of the best: seçkinlerin seçkini
The best of the best, zaten mükemmel olan bir grubun en tepesindeki kişi veya şeyi, yani seçkinlerin seçkinini anlatır. best sözcüğünün of sözcüğünün iki yanında tekrarlanması bir seçme düzeyi daha olduğunu düşündürür ve güçlü vurgu katar. Bu cümlede as sonrasında gelen bir isim öbeğidir ve kişinin en üst düzeye ait olduğunu belirterek onu över. Buradaki of sıradan bir aitlik ilişkisi anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle şefi, diğer mükemmel şefler arasında bile en seçkin kişi olarak en güçlü biçimde sunar?
- She is the best of the best.
- She is a very good chef.
- She is one of the best.
Cevabı göster
She is the best of the best.
In this episode of The Infographics Show, Ninja versus the average player on Fortnite.
0:43The Infographics Show'un bu bölümünde, Ninja'ya karşı Fortnite'taki ortalama oyuncuyu inceliyoruz.
Okay, so you might be watching this show because you are a fan of Ninja
0:48Tamam, bu programı izliyor olabilirsiniz çünkü Ninja'nın
and the game Fortnite, a game we have featured in several other shows.
0:51ve diğer bazı programlarımızda da yer verdiğimiz Fortnite oyununun hayranısınız.
Just in case some of you don't know what we are talking about, Kalıp ifadeler
0:55Neden bahsettiğimizi bilmeyenleriniz olması ihtimaline karşı,
Önlem amaçlı giriş olarak just in case
Bu cümlede just in case, önlem amacıyla verilen bir açıklamayı başlatır. Konuşan kişi birilerinin kafasının karışık olduğunu kesin olarak söylemez; bazı izleyicilerin arka planı bilmiyor olabileceğini hesaba katar. Olası durum doğruysa yararlı olacak bir bilgi veya eylemden önce just in case + yan cümle kullanılır. Bu yapı, sonrasını doğrudan bir koşul olarak değil, önceden yapılan hazırlık olarak sunar.
Alıştırma
Just in case hangi cümlede olası bir durum için yararlı bilgiyi önceden sunuyor?
- Because everyone is new, I'll explain the rules first.
- If everyone is new, I might explain the rules.
- Just in case anyone is new, I'll explain the rules first.
Cevabı göster
Just in case anyone is new, I'll explain the rules first.
Fortnite Battle Royale is a multiplayer game you play online.
0:57Fortnite Battle Royale çevrimiçi oynadığınız çok oyunculu bir oyundur.
each player is dropped off into a location where he or she must survive by beating 99 other players. Öbek fiiller
1:02her oyuncu diğer 99 oyuncuyu yenerek hayatta kalması gereken bir yere bırakılır.
Is dropped off: drop someone off yapısının edilgen biçimi
Is dropped off, drop someone off yapısının edilgen biçimidir. Burada her oyuncu eylemden etkilenir: eylemi kimin veya neyin yaptığını belirtmeden oyun, oyuncuyu başlangıç konumuna yerleştirir. Günlük İngilizcede drop someone off genellikle birini bir yere götürüp orada bırakmak anlamına gelir. Aynı yapı, insanların bir bölgeye yerleştirildiği oyunlara veya görevlere de aktarılabilir.
Alıştırma
Cümleyi drop off ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: The taxi took Leo to the library, and he ____ at the main entrance.
Cevabı göster
was dropped off
You can hack just about anything down from walls to cars to trees to rocks to gas station pumps
1:08Duvarlardan arabalara, ağaçlara, kayalara ve benzin istasyonu pompalarına kadar hemen hemen her şeyi parçalayabilirsiniz
and then you can use those building materials to create your own structures, which might help you survive.
1:13ve ardından bu inşaat malzemelerini hayatta kalmanıza yardımcı olabilecek kendi yapılarınızı oluşturmak için kullanabilirsiniz.
There are also lots of different weapons you can pick up.
1:19Ayrıca alabileceğiniz bir sürü farklı silah da var.
but a storm keeps pushing you towards a smaller area where the other surviving players will eventually come your way. Kalıp ifadeler
1:22ancak bir fırtına sizi sürekli olarak hayatta kalan diğer oyuncuların eninde sonunda yolunuza çıkacağı daha küçük bir alana doğru iter.
come your way: size doğru hareket etmek veya size ulaşmak
Bu cümlede come your way, “size doğru hareket etmek” anlamına gelir. Your way, yaklaşılan yönü veya kişiyi belirtir; “sizin yönteminiz” anlamına gelmez. Daha genel olarak bir şeyin come your way olması, size ulaşması, sizi etkilemesi veya sizin için kullanılabilir hâle gelmesi demektir. Özne fiziksel olarak hareket eden bir kişi olabileceği gibi fırsat, istek ya da sorun gibi soyut bir şey de olabilir.
Alıştırma
Cümleyi “size doğru yönelmek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: "If any new opportunities ____, take time to consider them."
Cevabı göster
come your way
And this guy Ninja, he's apparently the best player.
1:28Ve bu Ninja denen adam, görünüşe göre en iyi oyuncu.
As we write this, Forbes is calling him the athlete with the most social media interaction in the world. Anlatım akışı
1:31Bunu yazdığımız sırada Forbes onu dünyada sosyal medya etkileşimi en yüksek olan sporcu olarak adlandırıyor.
As we write this: bir iddiayı yazım anıyla sınırlandırmak
Cümlenin başındaki As we write this, “biz bunları yazarken” veya “yazım sırasında” anlamına gelen bir zaman çerçevesi görevi görür. Okurlara Forbes'un tanımının yazarların metni hazırladığı sırada geçerli olduğunu bildirir. Yazarlar bu çerçeveyi başa koyarak sonraki iddianın tamamını belirli bir zamanla sınırlar ve onu kalıcı bir gerçek olarak sunmaz. Burada as, “-iken” anlamına gelir; “çünkü” veya “aynı şekilde” anlamında değildir.
Alıştırma
"As we write this, the museum is still closed," cümlesindeki başlangıç ifadesi okura ne anlatır?
- Birisi müze hakkında ne zaman yazsa müze her zaman kapalıdır.
- Müze yazım sırasında kapalıdır, ancak durum daha sonra değişebilir.
- Müze, yazarlar cümleyi hazırladığı için kapalıdır.
Cevabı göster
Müze yazım sırasında kapalıdır, ancak durum daha sonra değişebilir.
Yep, he's bigger on social media than LeBron James, Cristiano Ronaldo, or Floyd Mayweather.
1:37Evet, sosyal medyada LeBron James, Cristiano Ronaldo veya Floyd Mayweather'dan daha büyük.
this 26-year-old named Tyler Blevins generated more than 150 million interactions on social media.
1:46Tyler Blevins adındaki bu 26 yaşındaki genç, sosyal medyada 150 milyondan fazla etkileşim yarattı.
He streams his gameplay on Twitch to well over 100,000 at time,
1:52Twitch'teki oyun yayınlarını tek seferde 100.000'den fazla kişiye ulaştırıyor,
and it's thought around 174 million people have watched him kicking ass. Deyimler
1:59ve yaklaşık 174 milyon kişinin onu rakiplerini ezerken izlediği düşünülüyor.
Kicking ass: baskın performansı öven kaba ifade
Burada kicking ass, son derece iyi oynayıp rakipleri kesin bir biçimde yenmek anlamına gelen kaba ve gündelik bir deyimdir. Oyun bağlamı, bunun birini gerçekten tekmelemekten değil, Ninja'nın baskın performansını övmekten söz ettiğini gösterir. Daha genel olarak kick ass, ya çok başarılı olmaya ya da rakipleri yenmeye odaklanabilir. Hangi anlamın vurgulandığını yakın bağlam belirler.
Alıştırma
Bir öğrenci resmî bir okul raporuna “The player was kicking ass throughout the tournament.” yazıyor. Bu ifade rapor için uygun mudur?
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun değil
and in total, he told the press that from being good at this game and social media savvy at the same time, Kelime
2:06ve basına söylediğine göre, hem bu oyunda iyi olması hem de sosyal medyayı iyi bilmesi sayesinde,
Social media savvy: yalnızca kullanım değil, pratik beceri
Bu cümlede social media savvy, sosyal platformları stratejik biçimde kullanma konusunda pratik beceriye ve sağlam bir muhakemeye sahip olmak demektir. Yalnızca hesap sahibi olmayı veya sık paylaşım yapmayı değil; kitle oluşturmayı, etkili içerik seçmeyi ve ilgiyi sonuca dönüştürmeyi bilmeyi ifade eder. Savvy burada sıfat olarak kullanılır ve being sonrasında good at this game ile eş görevli olarak bağlanır: being [good at this game] and [social media savvy]. tech-savvy veya business-savvy örneklerinde olduğu gibi, pratik bilginin uygulandığı alanı belirtmek için savvy sözcüğünün önüne bir alan getirilebilir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi “sosyal platformları etkili kullanmakta becerikli” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Leo plans campaigns, reads audience data, and adapts quickly, so he is ____.
Cevabı göster
social media savvy
It's likely a lot more now than when he did that interview.
2:14O röportajı yaptığı zamandan bu yana bu miktar muhtemelen çok daha fazladır.
Yes, you heard that right: şaşırtıcı bir bilgiyi doğrulamak
Burada Yes, you heard that right. az önce verilen şaşırtıcı bilginin doğru olduğunu teyit eder. Konuşmacı, dinleyicilerin yanlış duyduklarını düşünebileceklerini öngörür ve onlara yanlış duymadıklarını söyler. Bu, işitme yetisiyle ilgili gerçek bir soru değil, retorik bir doğrulamadır. Sıra dışı bir sayı, sonuç veya iddianın ardından kullanılarak vurgu ve şaşkınlık etkisi katabilir.
Alıştırma
Sıra dışı bir gerçek sözlü olarak açıklandıktan sonra konuşmacının doğrulamasını tamamlayın: “The tiny battery lasts a full month. Yes, you ____.”
Cevabı göster
heard that right
$500,000 a month for being good at a game that is relatively new.
2:19Nispeten yeni bir oyunda iyi olduğu için ayda 500.000 dolar.
Well, he did have a following from playing other games and it did take him some time to get to where he is today. Dilbilgisi
2:23Aslında diğer oyunları oynamasından gelen bir takipçi kitlesi vardı ve bugün olduğu yere gelmesi biraz zaman aldı.
did have ve did take ifadelerinde vurgulu did
Geçmiş zamandaki olumlu did have ve did take ifadelerinde did vurgu ekler: konuşmacı her iki gerçeğin de gerçekten doğru olduğunda ısrar eder. Burada önemli bir arka planı kabul eder ve başarının önceden var olan bir kitle ya da zaman harcanmadan geldiği düşüncesine karşı çıkar. Vurgulu did’den sonra asıl fiil yalın hâlde kalır: did have ve did take denir, did had veya did took denmez. Bu yapı bir iddiayı düzeltmek, bir noktayı kabul etmek ya da geçmişteki bir gerçeği güçlü biçimde doğrulamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
İddiayı düzeltmek için cümleyi vurgulu geçmiş biçimleriyle tamamlayın: “People say she had no experience and succeeded instantly, but she ____ relevant experience, and it ____ years to build her business.”
Cevabı göster
did have · did take
If you are watching this, don't think he got rich quick and it was just good luck. Kalıp ifadeler
2:29Bunu izliyorsanız, çabucak zengin olduğunu ve bunun sadece şans eseri olduğunu düşünmeyin.
get rich quick: kuşkucu bir tonla hızlı zenginlik
Get rich quick, çoğu zaman fazla çaba göstermeden çok kısa sürede zengin olmak anlamına gelen kalıplaşmış ve gündelik bir ifadedir. Bu cümlede got rich quick, izleyicinin kabul etmemesi için uyarıldığı aşırı basitleştirilmiş açıklamayı ifade eder. Bu ifade, gerçekçi olmayan para kazanma vaatlerinde veya aşırı basitleştirilmiş başarı hikâyelerinde sıkça kullanıldığı için çoğu zaman kuşkucu bir anlam taşır. Burada geçmiş zaman biçimi olan got rich quick kullanılmıştır.
Alıştırma
Cümleyi, çok hızlı ve sözde az çabayla zengin olmak anlamındaki gündelik ifadeyle tamamlayın: The ad promised I could ____ with almost no work, which sounded suspicious.
Cevabı göster
get rich quick
Ninja says don't go thinking just anyone can be a successful gamer. Dilbilgisi
2:33Ninja, herkesin başarılı bir oyuncu olabileceğini düşünmemenizi söylüyor.
don't go thinking: aceleci bir varsayıma karşı uyarı
Don't go thinking + yan cümle, bir şeyin doğru olduğunu varsaymaya başlamayın veya aceleyle bu sonuca varmayın anlamına gelen gündelik bir uyarıdır. Örnekte, herkesin başarılı bir oyuncu olabileceği düşüncesini reddeder. Go burada hareket bildirmez. Uyarıya konuşanın tutumunu ekler ve ifadeyi sıradan don't think yapısından daha tedbirli ya da hafifçe azarlar gibi gösterebilir.
Alıştırma
Uyarıyı tamamlamak için think fiilini gündelik don't go + -ing kalıbında kullanın: One easy win does not make you an expert, so ____ you can skip practice.
Cevabı göster
don't go thinking
Don't quit your day job: deyimsel bir meslek tavsiyesi
Burada Don't quit your day job, “bu yeni etkinliğe henüz asıl mesleğin olarak güvenme” anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede, oyunculuk düzenli bir geçim sağlayana kadar güvenilir bir işi sürdürmeyi önerir. Aynı sözler gerçek anlamıyla işten ayrılmama tavsiyesi de olabilir. Ancak kötü bir performanstan sonra söylendiğinde çoğu zaman “bunu meslek yapacak kadar iyi değilsin” anlamında alaycı bir yargıya dönüşür. Destekleyici bir uyarı mı yoksa küçümseme mi olduğunu bağlam ve ses tonu belirler.
Alıştırma
Bir arkadaş bir şarkıyı kötü çalıyor ve biri “Don't quit your day job.” diyor. Bu yorum büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- İşinden hemen ayrılmalısın.
- Müzik muhtemelen senin için güvenilir bir meslek değil.
- İş yerinde farklı bir vardiya istemelisin.
Cevabı göster
Müzik muhtemelen senin için güvenilir bir meslek değil.
which he didn't do for some time when he was a gamer that worked at a noodle joint in the US. Kelime
2:39kendisi de ABD'de bir noodle restoranında çalışırken oyun oynadığı o dönemde işini hemen bırakmamıştı.
Noodle joint ifadesindeki joint: yer bildiren gayriresmî isim
Noodle joint ifadesindeki joint, genellikle rahat ve gösterişsiz bir işletmeyi, özellikle yemek veya içmek için gidilen bir yeri anlatan gayriresmî bir Amerikan İngilizcesi ismidir. Bu nedenle noodle joint, erişte sunan rahat bir lokanta demektir. Noodle sözcüğü joint kelimesinin “yer” anlamını seçtirir. Burada joint bir vücut eklemini veya bağlantıyı anlatmaz; amaçlanan anlamı belirlemek için çevredeki sözcüklere ve duruma bakılır.
Alıştırma
“We grabbed lunch at a new noodle joint,” cümlesinde noodle joint ne anlama gelir?
- Erişte makinesindeki hareketli bir bağlantı
- Erişte sunan rahat bir lokanta
- Birinin dizinin yakınındaki yaralanma
Cevabı göster
Erişte sunan rahat bir lokanta
only a year ago he was making next to nothing with a measly 20 plus thousand Twitch subs. Deyimler
2:44sadece bir yıl önce Twitch'te sadece 20 küsur bin abonesiyle yok denecek kadar az para kazanıyordu.
next to nothing: neredeyse sıfır olan bir miktar
Bu cümlede next to nothing, “neredeyse hiçbir şey” ya da “önemsiz denecek kadar küçük bir miktar” demektir. Ne kadar az para kazandığını anlatır; buradaki next to mekânsal bir anlam taşımaz. Bu ifade very little ifadesinden daha vurguludur: miktarı, pratikte sıfır sayılabilecek kadar küçük gösterir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi “neredeyse hiç para kazanmamak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After paying all his expenses, he was making ____.
Cevabı göster
next to nothing
Okay, so now you know Ninja and his meteoric rise to riches and fame. Deyimler
2:49Tamam, artık Ninja'yı ve servete ve şöhrete doğru olan meteorik yükselişini biliyorsunuz.
zenginliğe ve şöhrete doğru meteorik bir yükseliş
Meteoric rise; başarı, statü ya da popülerlikte son derece hızlı ve dikkat çekici bir artışı anlatan canlı bir mecazdır. Burada to riches and fame, bu yükselişin sonucunu belirtir: Ninja çok kısa sürede zengin ve ünlü oldu. Bu imge hızı ve parlaklığı vurgular. Modern kullanımda, kişinin kısa süre sonra düşeceğini ya da başarısız olacağını tek başına öngörmez.
Alıştırma
İngilizce cümleyi, başarıdaki son derece hızlı ve dikkat çekici artışı anlatan iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The singer's ____ shocked the music industry.
Cevabı göster
meteoric rise
Why is it that when we at The Infographics Show play, Dilbilgisi
2:55Neden The Infographics Show ekibi olarak biz oynadığımızda,
we get nowhere unless we spend as long as we can,
2:57büyük bitkilerin arkasında veya kapalı dolapların içinde olabildiğince uzun süre saklanmazsak
Bir nedeni vurgulayarak sormak için Why is it that ...?
Why is it that ...?, bir neden sorusunu açıklanması gereken bir bilmece veya şaşırtıcı bir düzen olarak sunar. Buradaki it belirli bir şeyi göstermez; soru çerçevesinin bir parçasıdır. Bu cümlede konuşan kişi beklenmedik bir sorunu öne çıkarıp analize geçer. Yapı Why is it that + bildirme cümlesi sırasındaki yan cümle? şeklindedir. that sonrasında öznenin fiilden önce geldiği bildirme sırası kullanılır: Why is it that we get nowhere? Why is it that do we get nowhere? örneğindeki gibi ikinci bir soru devrikliği eklenmez.
Alıştırma
Analitik soruyu dersteki tam soru çerçevesiyle tamamlayın: ____ some apps are easier to use than others?
Cevabı göster
Why is it that
But let's say you're an average player and not as pathetic as we are at the game.
3:05Ama diyelim ki ortalama bir oyuncusunuz ve oyunda bizim kadar acınası durumda değilsiniz.
Ninja himself has gone public and told people how they might beat him. Kalıp ifadeler
3:09Ninja bizzat halkın önüne çıktı ve insanlara onu nasıl yenebileceklerini anlattı.
Daha önce özel olan bilgiyi açıklamak anlamındaki gone public
Has gone public, go public ifadesinin present perfect biçimidir. Burada go public, daha önce özel olan bilgi, tavsiye veya bir görüşü açıkça kamuoyuna duyurmak anlamına gelir. Ninja'nın yalnızca insanların karşısına çıktığı anlamına gelmez. Açıklanan içerik go public with evidence örneğindeki gibi with sonrasında belirtilebilir veya bu cümlede olduğu gibi bağlamdan anlaşılabilir. Özne bir şirket olduğunda go public, hisselerini halka açık bir piyasada satmaya başlamak anlamına da gelebilir; bu nedenle amaçlanan anlamı özne ve konu belirler.
Alıştırma
Hangi cümlede went public, daha önce özel olan bilgiyi geniş bir kitleye açıklamak anlamında kullanılmıştır?
- The startup went public and began trading on the stock exchange.
- After internal warnings were ignored, the engineer went public with the safety report.
- The singer appeared in public at an awards ceremony.
Cevabı göster
After internal warnings were ignored, the engineer went public with the safety report.
This mirrors the often-chanted mantra relating to the 10,000 hours theory made famous by the writer Malcolm Gladwell. Kültür
3:15Bu, yazar Malcolm Gladwell tarafından meşhur edilen 10.000 saat teorisiyle ilgili sıkça söylenen mantrayı yansıtıyor.
yazar Malcolm Gladwell’ın ün kazandırdığı 10.000 saat teorisi
10.000 saat teorisi, uzman düzeyinde beceri geliştirmenin çok büyük miktarda sürekli ve odaklı pratikle ilişkili olduğu yönündeki yaygın bir iddiadır. Buradaki gönderme, tekrarı ustalıkla ilişkilendirir; 10.000 kesin bir süre veya garanti değil, kültürel bir kısa anlatımdır. Kısaltılmış ilgi cümleciği made famous by the writer Malcolm Gladwell, bu düşünceyi geniş kitlelere tanıtan kişiyi belirtir. Gladwell’ın düşünceyi ilk ortaya atan kişi olduğunu veya katı bir neden-sonuç kuralını kanıtladığını söylemez.
Alıştırma
Vurgulanan gönderme bu cümlede esas olarak ne anlatıyor?
- Uzmanlığın uzun süreli pratik gerektirdiği yönündeki popüler düşünceye gönderme yapar, ancak kesin bir eşik vaat etmez.
- Her öğrencinin tamamlaması gereken kesin saat sayısını verir.
- Malcolm Gladwell’ın garantili bir 10.000 saat kuralı icat edip bunu bilimsel olarak kanıtladığını söyler.
Cevabı göster
Uzmanlığın uzun süreli pratik gerektirdiği yönündeki popüler düşünceye gönderme yapar, ancak kesin bir eşik vaat etmez.
You want to be a good writer, programmer, or game player?
3:22İyi bir yazar, programcı veya oyuncu mu olmak istiyorsunuz?
put in the hours: gereken zamanı ve emeği vermek
Put in the hours, bir etkinliğe büyük miktarda gerçek zaman ayırmak ve sürekli emek vermek anlamına gelen deyimsel bir ifadedir. Hours burada biriken çalışma veya pratik süresini anlatır; bir şeyi bir yere koymak ya da sabit bir saat sayısı anlamına gelmez. Bu ifade çoğu zaman ilerlemenin azimle kazanılması gerektiği mesajını destekler. Kalıp put in + the hours, time, effort veya work şeklindedir; ancak her isim vurguyu biraz değiştirir.
Alıştırma
Bu İngilizce cümlede hedef deyimi tamamlayın: Real improvement takes patience, so you have to ____ the hours.
Cevabı göster
put in
We found a Reddit post asking how many hours players play
3:28Reddit'te oyuncuların kaç saat oynadıklarını
Indeed, the more hours played seems to lead to success
3:33Nitekim cevap verenler doğruyu söylüyorsa,
if the respondents were telling the truth.
3:36daha fazla saat oynamak başarıya yol açıyor gibi görünüyor.
“Not always, though.” ifadesinde cümle sonundaki though
“Not always”, bir şeyin her defasında gerçekleştiği yönündeki kesin iddiayı reddeder; genel eğilimin hiçbir zaman doğru olmadığını söylemez. Cümle sonundaki though, ifadeyi önceki düşünceyle hafif bir karşıtlık veya ona getirilen bir sınırlama olarak işaretler. Önceki genellemenin istisnaları olduğunu bildiren ek bir yorum gibi çalışır.
Alıştırma
Yanıtı cümle sonunda kullanılan karşıtlık sözcüğüyle tamamlayın: “Does more practice always guarantee success?” “Not always, ____.”
Cevabı göster
though
One poster said he had played 720 games and only had one win.
3:39Bir kullanıcı 720 oyun oynadığını ve sadece bir galibiyeti olduğunu yazmış.
That might not be so bad, but we'll come to that later. Anlatım akışı
3:43Bu o kadar da kötü olmayabilir ama buna daha sonra geleceğiz.
Söylem işareti olarak “We'll come to that later”
“we'll come to that later” ifadesinde come to fiziksel bir hareketi anlatmaz. “Bir konuyu tartışmak veya ele almak” anlamına gelir. That, az önce sözü edilen soruya ya da konuya; later ise konuşmanın ileriki bir bölümüne gönderme yapar. Bu ifade bir söylem yönlendirme işaretidir: Konuyu reddetmeden geçici olarak bekletir, mevcut açıklamanın ana çizgide kalmasını sağlar ve dinleyicilere o noktanın ele alınacağı güvencesini verir.
Alıştırma
Bir sunum yapan kişi, bir soruyu reddetmeden daha sonraya bırakmak istiyor. En açık söylem yönlendirme ifadesi hangisidir?
- We'll walk to that later.
- That will come here later.
- We'll come to that later.
Cevabı göster
We'll come to that later.
Not everyone can write a novel that will get published either.
3:50Nasıl ki herkes yayınlanacak bir roman yazamıyorsa.
Average people don't usually remain tenacious and keep fighting.
3:53Ortalama insanlar genellikle inatçı kalıp savaşmaya devam etmezler.
That's why they make average players usually.
3:56Bu yüzden genellikle ortalama oyuncular olarak kalırlar.
Remember, Ninja may have struck gold this year and last year, Deyimler
3:59Unutmayın, Ninja bu yıl ve geçen yıl turnayı gözünden vurmuş olabilir,
Büyük başarıyı anlatan mecazi struck gold deyimi
Bu cümlede struck gold, “çok büyük başarı elde etti ve çok para kazandı” anlamına gelir. Bu mecazi bir ifadedir; konuşmacı Ninja'nın gerçekten altın bulduğunu söylemiyor. Struck, strike fiilinin düzensiz geçmiş zaman biçimidir. Başka bağlamlarda kullanılabilen kalıp strike gold veya strike gold with something şeklindedir; bir kişi ya da proje, çoğu zaman beklenmedik biçimde büyük başarı getiren bir fırsat, fikir veya ürün bulduğunda kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi strike gold ifadesinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: The small studio ____ with its first mobile game.
Cevabı göster
struck gold
but he was relatively unknown all those many years he was playing games such as Halo.
4:02ancak Halo gibi oyunları oynadığı onca yıl boyunca nispeten bilinmiyordu.
Okay, so obviously practice is the main factor and practicing more than the average Joe. Deyimler
4:06Yani belli ki pratik ana faktör ve sıradan bir insandan daha fazla pratik yapmak gerekiyor.
Sıradan bir kişiyi anlatan the average Joe
Burada the average Joe, sıradan ve tipik bir kişi anlamına gelir. Joe, belirli bir oyuncuyu veya daha önce adı geçen birini değil, insanları genel olarak temsil eden bir isimdir. Bu ifade, Ninja'nın yaptığı pratiği sıradan bir kişinin genellikle yaptığı pratikle karşılaştırır. Başka bağlamlarda an average Joe veya the average Joe, özel bir konumu, uzmanlığı, serveti ya da gücü olmayan birini anlatır.
Alıştırma
"This device is simple enough for the average Joe to use," cümlesindeki the average Joe kimdir?
- Joe adında belirli bir erkek değil, tipik ve sıradan bir kişi.
- Cihazları test eden Joe adında bir teknisyen.
- Cihazı herkesten daha fazla kullanan kişi.
Cevabı göster
Joe adında belirli bir erkek değil, tipik ve sıradan bir kişi.
But what other advice does Ninja give
4:11Peki Ninja, günün birinde onun avatarını sanal boşluğa geri gönderebilmeniz için
"Don't feel crestfallen if you don't manage to secure a lot of wins. Kelime
4:17"Çok fazla galibiyet elde edemezseniz cesaretiniz kırılmasın.
Crestfallen: bir aksilikten sonra moralin bozulması
Bu cümlede crestfallen, hayal kırıklığı yaratan bir sonuçtan sonra gözle görülür biçimde morali bozulmuş olmak anlamına gelir: oyuna yeni başlayan kişi çok sık kazanamayabilir ve büyük bir düş kırıklığı yaşayabilir. Sadece sad demekten daha belirgindir çünkü sebebin bir yenilgi, reddedilme veya mahcubiyet olduğunu gösterir. Bu sıfat, umutları aniden sönen bir kişinin duygusal durumunu anlatır. Kişinin fiziksel olarak düştüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir aksilik sonrasında gözle görülür biçimde morali bozulmuş birini anlatmak için cümleyi en iyi hangi kelime tamamlar? “After hearing that her carefully prepared project had not been selected, Maya looked ____ as she packed up her display.”
- relieved
- crestfallen
- curious
Cevabı göster
crestfallen
He said there is an element of luck to the game as well Kalıp ifadeler
4:22Oyunda bir şans unsuru da olduğunu söyledi
An element of luck: etkenlerden biri olarak şans
An element of luck, şansın oyunun sonucuna katkıda bulunan etkenlerden biri olduğu anlamına gelir. Bu ifade iddiayı bilinçli olarak sınırlar: pratik ve beceri önemini koruyabilirken rastlantısal olaylar belirli bir sonucu etkileyebilir. an element of + isim kalıbı, bir şeyin bütün durumu açıkladığını söylemek yerine belli bir ölçüde mevcut olduğunu ölçülü biçimde belirtir.
Alıştırma
Şansın her şeyi belirlemeden sonuca katkıda bulunduğu anlamındaki derste geçen dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: “Preparation matters, but there is still ____ in which proposal gets noticed first.”
Cevabı göster
an element of luck
newish: belirsiz bir yaklaşıklık için -ish kullanımı
newish sözcüğünde -ish eki, new sözcüğünün kesinliğini azaltarak biraz yeni ya da başlangıç seviyesinde sayılacak kadar yeni anlamı verir. Sınır bilinçli olarak belirsiz bırakıldığı için ifade hem tamamen yeni başlayanları hem de biraz deneyimi olanları kapsar. -ish eklemek, konuşanın kesin bir sınıflandırma yapmamasını sağlar. Burada kimin new sayıldığını resmî biçimde tanımlamak yerine davetin kapsamını genişletir ve ifadeyi daha konuşma diline uygun hâle getirir.
Alıştırma
newish bu cümlede nasıl bir işlev görüyor?
- istisnasız biçimde tamamen deneyimsiz
- resmî olarak başlangıç seviyesinde sınıflandırılmış
- bilinçli olarak belirsiz bırakılan bir sınırla biraz veya yaklaşık olarak yeni
- uzun bir aradan sonra yeniden yeni başlayan
Cevabı göster
bilinçli olarak belirsiz bırakılan bir sınırla biraz veya yaklaşık olarak yeni
he says you should spend many hours learning how to shoot.
4:29nasıl ateş edileceğini öğrenmek için saatler harcamanız gerektiğini söylüyor.
So, don't hide, go find trouble and learn how to fight.
4:31Yani saklanmayın, gidip bela arayın ve savaşmayı öğrenin.
but if they just put a solid week of practice into landing in a very tough area multiple times, Kalıp ifadeler
4:37ama eğer çok zor bir bölgeye defalarca inerek sağlam bir haftalık pratik yaparlarsa,
put ... into + -ing: zaman ve çalışma yatırmak
Yapı, put + belirli miktarda zaman, çaba veya çalışma + into + isim ya da -ing biçimidir. Kaynağı bir etkinliğe veya hedefe yöneltilmiş yatırım olarak sunar. Burada a solid week of practice, tam ve yoğun bir haftalık çalışma anlamına gelir; landing ise into sonrasındaki -ing biçimli isimleşmiş fiildir. put ... into sözcüklerinin bu kullanımı, bir şeyi fiziksel olarak bir yere koymak anlamına gelmez. Bilinçli çabayı vurgular ve put time or effort into doing something biçiminde başka durumlara aktarılabilir.
Alıştırma
Cümleyi put ... into yatırım yapısını oluşturan iki sözcükle tamamlayın: She ____ a month of focused practice ____ mastering the software before the launch.
Cevabı göster
put · into
Kazanamıyor olsalar bile sorun değil
Even if, ödünleme bildiren bir koşul getirir: kazanamamak, gerçekleşmesi mümkün olumsuz bir durum olarak ele alınır; ancak bu durum, yapılan çalışmanın yine de uygun olduğu sonucunu değiştirmez. even if + koşul, sonuç yapısı, söz konusu koşul gerçekleşse de sonucun geçerli kalacağını belirtir. Yalnızca bir durumu başka bir duruma bağlayan sıradan if yapısından daha güçlüdür.
Alıştırma
Olası bir yenilginin kararı değiştirmeyeceğini gösteren iki kelimelik ödünleme koşulu ifadesiyle cümleyi tamamlayın: “We will keep supporting the team ____ they lose the final.”
Cevabı göster
even if
Here again, we'll invoke that German philosopher Friedrich Nietzsche and his famous maxim,
4:49Burada yine o Alman filozof Friedrich Nietzsche'ye ve onun ünlü deyişine atıfta bulunacağız,
Seni öldürmeyen şey güçlendirir
“What doesn't kill you makes you stronger” özdeyişi, tamamen yıkıcı olmayan ve dayanılarak atlatılan zorluğun insanın direncini artırabileceğini anlatır. Buradaki kill, zorluk karşısında yenilmek ile zorluk sayesinde gelişmek arasındaki geniş ve mecazi karşıtlığın bir parçasıdır. Sıklıkla Friedrich Nietzsche ile ilişkilendirilen bu söz, İngilizcede kısa ve motive edici bir iddia olarak yaygın biçimde alıntılanır. Bu bağlamda tekrarlanan aksilikleri gelişme sağlayabilecek bir antrenman olarak yeniden yorumlar; her acı deneyimin yararlı olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Bu bağlamda “What doesn't kill you makes you stronger” sözü temelde ne anlatıyor?
- Bir zorluğu atlatmak, kişinin daha dirençli olmasına yardımcı olabilir.
- Her tehlikeli deneyimin yararlı olacağı kesindir.
- Fiziksel güç yalnızca bir rakibi yenmekten gelir.
Cevabı göster
Bir zorluğu atlatmak, kişinin daha dirençli olmasına yardımcı olabilir.
Ninja would agree, or in this case, it does kill you,
4:55Ninja da aynı fikirde olurdu, ya da bu durumda bu sizi gerçekten öldürür,
but you get another life and another and another.
4:58ama size bir can daha verilir, bir tane daha ve bir tane daha.
As the game goes on, you have to know when to pick a fight. Notlar
5:05Oyun ilerledikçe, ne zaman bir savaşa gireceğinizi bilmelisiniz.
As the game goes on: sonraki gelişmeleri çerçevelemek
As the game goes on, oyun devam edip geliştikçe anlamına gelen ve cümlenin başında kullanılan bir zaman çerçevesidir. Ana öğüdü tek bir sabit ana değil, maçın ilerleyen ve değişen aşamalarına yerleştirir. As + olay veya süreç + goes on, ... kalıbı, ana cümledeki durumun devam eden süreç ilerledikçe değiştiğini göstererek bilgiyi düzenler.
Alıştırma
story sözcüğünü As + süreç + goes on kalıbında kullanarak cümleyi tamamlayın: ____, the clues become harder to interpret.
Cevabı göster
As the story goes on
pick a fight: kasıtlı olarak çatışma başlatmak
Pick a fight, kasıtlı olarak bir çatışma başlatmak veya kışkırtmak anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Buradaki fight oyun içindeki bir karşılaşmadır; dolayısıyla konuşan kişi gereksiz bir tartışma çıkarmayı değil, başka bir oyuncuyla çatışmaya girmek için doğru anı seçmeyi kasteder. pick fiili, karşılaşmayı bilinçli olarak başlatma veya seçme düşüncesi katar; fiziksel olarak bir şeyi yerden kaldırmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve kasıtlı olarak çatışma başlatmak anlamına gelen üç sözcüklü deyimle tamamlayın: If you insult him on purpose, you're trying to ____.
Cevabı göster
pick a fight
the high ground: taktiksel bir konum
Bu cümlede the high ground, rakibin konumundan fiziksel olarak daha yüksekte bulunan araziyi ifade eder. To have the high ground, bu yüksek alanı tutmak veya kontrol etmek demektir. Daha yüksek bir konum genellikle daha iyi görüş sağlar ve aşağıya doğru saldırmayı kolaylaştırır. Bu nedenle ifade taktiksel bir avantajı belirtir. Yine de bağlam önemlidir: avantajlı bir konumu anlatır, kesin bir zaferi değil.
Alıştırma
Bir oyun rehberinde They have the high ground büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Diğer herkesten daha ahlaklı davranıyorlar.
- Daha yüksek ve taktiksel olarak avantajlı bir araziyi tutuyorlar.
- Daha pahalı ekipmanları var.
Cevabı göster
Daha yüksek ve taktiksel olarak avantajlı bir araziyi tutuyorlar.
leave them alone until you are better equipped to fight them.
5:09onlarla savaşmak için daha iyi donanıma sahip olana kadar onları rahat bırakın.
"Don't fight someone up close when all you have are sniper rifles.
5:13"Sahip olduğunuz tek şey keskin nişancı tüfeği olduğunda biriyle yakından savaşmayın.
Know what your limits are: dolaylı soru söz dizimi
Know your limits, yeteneğinin, gücünün, zamanının, bilgini veya kaynaklarının sınırlarını fark etmek ve buna göre hareket etmek demektir. Yalnızca başarısızlığı kabul etmeyi değil, gerçekçi biçimde kendini kontrol etmeyi öğütler. Daha uzun biçimde what your limits are, know fiilinin nesnesi olan dolaylı bir sorudur. Dolaylı sorular, öznenin fiilden önce geldiği düz cümle söz dizimini kullanır. Bu nedenle doğru sıra your limits are şeklindedir; are your limits değildir.
Alıştırma
Parantez içindeki sözcükleri ve doğru dolaylı soru söz dizimini kullanarak öğüdü tamamlayın: Know ____. (what / your limits / are)
Cevabı göster
what your limits are
As for building: sonraki konuya geçiş
As for building, building konusunu sırada ele alınacak konu olarak tanıtır. Burada As for + isim veya -ing biçimi, konuşmayı bir yönden başka bir yöne taşır; neden bildirmez. X genel konuşmayla zaten ilgiliyse ve şimdi özellikle o konu hakkında ne söyleneceğini belirtmek istiyorsanız As for X kullanabilirsiniz. Böylece dinleyicilerin bilginin nasıl düzenlendiğini izlemesi kolaylaşır.
Alıştırma
Dersteki ifadeyi kullanarak konu geçişini tamamlayın: We have finished discussing the budget. ____ the schedule, we need two more days.
Cevabı göster
As for
Again, he tells people stop thinking about winning and just build until you are good at it.
5:21Yine, insanlara kazanmayı düşünmeyi bırakmalarını ve iyi olana kadar sadece inşa etmelerini söylüyor.
Now you can hide out and build, build, build. Öbek fiiller
5:25Artık saklanıp sadece inşa edebilir, inşa edebilir ve inşa edebilirsiniz.
hide out: bir süre saklı kalmak
Hide out, başkalarının sizi bulmaması veya fark etmemesi için bir yerde belli bir süre kalmak anlamına gelen geçişsiz bir öbek fiildir. Bu cümlede, inşa alıştırması yaparken çatışmadan geçici olarak kaçınmayı anlatır. out parçacığı öbek fiilin bir parçasıdır; dışarıya doğru yön bildirmez. Yer, in, at veya başka bir konum ifadesiyle eklenebilir: hide out in a cabin.
Alıştırma
Hangi cümlede hide out, “bir yerde bir süre saklı kalmak” anlamına gelen bir öbek fiil olarak kullanılmıştır?
- The witness hid out in a remote cabin for a week.
- The witness hid the documents under the floor.
- The witness found a hideout near the river.
Cevabı göster
The witness hid out in a remote cabin for a week.
He also advises watching instructional building videos on YouTube,
5:27Ayrıca YouTube'daki eğitim amaçlı inşaat videolarını izlemeyi tavsiye ediyor,
you spend many hours building until you are a master.
5:34usta olana kadar inşa etmek için de saatlerinizi harcayacaksınız.
Again, winning is not what you are thinking about, but becoming a good builder. Dilbilgisi
5:37Yine, düşündüğünüz şey kazanmak değil, iyi bir inşaatçı olmak olmalı.
not X, but Y: winning değil, becoming a good builder
Burada not X, but Y olası bir odağı reddedip yerine asıl odağı getirir. X winning, Y ise becoming a good builder ifadesidir. Konuşmacı öğrencinin neye odaklanması gerektiğini düzeltiyor; kazanmanın hiçbir zaman önemli olmadığını söylemiyor. İki taraf paralel yapıdadır: winning ve becoming a good builder, isim görevi gören -ing öbekleridir. Bu denge düzeltmenin anlaşılmasını kolaylaştırır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp şudur: The goal is not X, but Y.
Alıştırma
Cümleyi eşleşen düzeltme sözcükleri not ... but ile tamamlayın: The aim is ____ to finish first, ____ to improve each time.
Cevabı göster
not · but
He also said he doesn't have any favorite weapons,
5:41Ayrıca favori bir silahı olmadığını söyledi,
but one thing he says you should always have are shields.
5:44ama her zaman yanınızda bulundurmanız gerektiğini söylediği bir şey varsa o da kalkanlardır.
Once you've mastered all the skills and have been beaten to a pulp countless times, Deyimler
5:48Tüm becerilerde ustalaşıp sayısız kez dayak yedikten sonra,
been beaten to a pulp: şiddet içerikli abartıyla ağır yenilgi
been beaten to a pulp, etkin beat someone to a pulp deyiminden türeyen have been beaten to a pulp tamamlanmış edilgen yapısının temel bölümüdür. Deyim, birinin çok kötü hâle gelene kadar dövülmesini gözde canlandırır; to a pulp, pulp adlı malzemeyi değil, aşırı bir sonuç durumunu anlatır. Burada gerçek bir fiziksel yaralanma haberi değil, oyunda tekrar tekrar ağır yenilgiye uğramayı anlatan şiddet içerikli bir abartıdır. Başka bağlamlara da aktarılabilecek anlamı “fena hâlde dövülmek veya ezici biçimde yenilmek”tir; tonu bilerek canlı ve abartılıdır.
Alıştırma
The rookie has been beaten to a pulp in every match cümlesindeki vurgulanan deyim büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Çaylak kâğıt hamuru veya meyve özü üretti.
- Çaylak küçük bir farkla kazandı.
- Çaylak ezici yenilgiler yaşadı.
Cevabı göster
Çaylak ezici yenilgiler yaşadı.
According to Ninja, you must analyze the games you have played.
5:53Ninja'ya göre oynadığınız oyunları analiz etmelisiniz.
Go back and watch it as if you've recorded it and figure out what you did wrong, Notlar
5:57Geri dönün ve kaydetmişsiniz gibi izleyin ve nerede hata yaptığınızı bulun,
as if you've recorded it: hayalî bir inceleme bakış açısı benimsemek
As if, hayal edilen bir karşılaştırma veya bakış açısı sunar. Burada dinleyiciden performansını, sanki bir kayıt yapmış gibi mesafeli ve tekrar izlemeye benzer bir bakış açısıyla incelemesi istenir. Gerçek bir neden bildirmez veya kaydın gerçekten var olduğunu doğrulamaz. You've recorded it, present perfect yapıdadır: hayal edilen kayıt, inceleme eyleminden önce gerçekleşmiş olarak sunulur ve sonucu şu anki incelemeyle ilgili kalır. Genel olarak “eylem + as if + cümlecik” yapısı, bir şeyi varsayımsal bir bakış açısından yapmayı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi hayal edilen bir bakış açısını belirten vurgulanmış ifadeyle tamamlayın: Review every detail of the practice session ____, even though no camera was used.
Cevabı göster
as if you've recorded it
figure out + iç içe geçmiş bir wh cümleciği
Figure out, düşünerek, araştırarak veya deneyerek bir yanıta ya da anlayışa ulaşmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede amaç, kişinin kendi hatasının nedenini belirlemektir; bir sayı, kişi veya şekilden söz edilmez. Burada nesne, iç içe geçmiş wh cümleciği what you did wrong ifadesidir. Figure out sonrasında bir yan cümlecik olarak kullanıldığı için düz cümle sırasını korur: what you did wrong denir, what did you do wrong denmez.
Alıştırma
Cümleyi 'düşünerek anlamak' anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: We need to ____ why the app keeps closing.
Cevabı göster
figure out
But what do other players have to say about Ninja's greatness?
6:05Peki diğer oyuncuların Ninja'nın büyüklüğü hakkında söyleyecekleri neler?
Why does the average player think Ninja is good?
6:07Ortalama oyuncu neden Ninja'nın iyi olduğunu düşünüyor?
but added having a mouse with extra buttons is a plus. Kalıp ifadeler
6:16ancak ekstra tuşları olan bir fareye sahip olmanın bir artı olduğunu da eklediler.
be a plus: ek bir avantaj
Buradaki is a plus, “ek bir avantajdır” veya “lehine katkı sağlar” anlamına gelir. Farenin fazladan düğmeleri yararlı olabilir, ancak vazgeçilmez olarak sunulmamaktadır. Aktarılabilir kalıp be a plus şeklindedir. Bu kalıp, daha önemli etkenlere de yer bırakırken bir özelliği veya niteliği olumlu değerlendirmeyi sağlar; bir zorunluluk ya da başarı garantisi anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “ek bir avantaj” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: For this entry-level role, customer-service experience ____, but it is not required.
Cevabı göster
is a plus
you can find people above Ninja such as Alex RamiGaming, who's had run-ins with Ninja before. Kalıp ifadeler
6:21Ninja'nın üstünde Alex RamiGaming gibi daha önce Ninja ile kapışmış kişileri bulabilirsiniz.
have run-ins with someone: geçmişteki çatışmalar
Sabit kalıp have a run-in with someone şeklindedir. Biriyle tatsız bir tartışma, karşı karşıya gelme veya kısa süreli başka bir çatışma yaşamak anlamına gelir. Burada had run-ins with Ninja, nedenini veya ciddiyetini belirtmeden Ninja ile daha önce sürtüşmeler yaşandığını gösterir. Çoğul run-ins, birden fazla olayı veya tekrarlanan bir sürtüşme düzenini düşündürür. Tam yan cümlede who's had, who has had anlamındadır; kullanılan zaman, bu çatışmaları konuşulan ana kadar kişinin geçmişinin bir parçası olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümle Maya ile antrenörün daha önce tatsız çatışmalar yaşadığını söylüyor?
- Maya has gone running with the coach before.
- Maya has run into the coach before.
- Maya has had run-ins with the coach before.
Cevabı göster
Maya has had run-ins with the coach before.
Still, the former is known for win streaks, Kelime
6:27Yine de, ilki galibiyet serileriyle bilinirken,
win streaks: kesintisiz galibiyet serileri
Bu cümlede win streaks, kesintiye uğramayan galibiyet dizileri anlamına gelir. Streak, oyuncunun toplam galibiyet sayısını değil, aynı sonucun araya başka bir sonuç girmeden sürmesini anlatır. Çoğul streaks, farklı zamanlarda birden fazla bağımsız galibiyet serisi yaşandığını gösterir. Yeniden kullanılabilir kalıp sayı + game/match + win streak şeklindedir; örneğin a five-game win streak. Bir mağlubiyetten sonra o seri sona erer.
Alıştırma
Bir oyuncunun son sonuçları win, win, win ve aralarında hiçbir mağlubiyet yok. Bu sonuçlar ne oluşturur?
- a three-game win streak
- a 100% career win rate
- three total wins across an entire career
Cevabı göster
a three-game win streak
while Ninja, currently rated as the top player,
6:29şu anda en iyi oyuncu olarak değerlendirilen Ninja,
is an all-rounder with a devastating kill ratio. Kelime
6:31yıkıcı bir öldürme oranına sahip çok yönlü bir oyuncudur.
all-rounder: birçok beceride dengeli yetenek
Burada all-rounder, yalnızca öne çıkan tek bir uzmanlığa güvenmek yerine ilgili birkaç beceride iyi performans gösteren kişidir. Sözcük, yetenek genişliğini ve dengeyi anlatır; kişinin her bir beceride en iyi olduğu anlamına gelmez. All-rounder sayılabilen bir isimdir: someone is an all-rounder veya a team has several all-rounders denebilir. Kesin beceri grubu alana göre değiştiği için terim oyun, spor, okul veya iş ortamında kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi kişi en iyi all-rounder olarak tanımlanır?
- Yalnızca olağanüstü uzun mesafeli atışları için seçilen bir oyuncu
- Yalnızca çok dar kapsamlı tek bir kuralı inceleyen bir antrenör
- Etkili biçimde hücum edebilen, savunma yapabilen ve takımı destekleyebilen bir oyuncu
Cevabı göster
Etkili biçimde hücum edebilen, savunma yapabilen ve takımı destekleyebilen bir oyuncu
oyun performansı ölçütü olarak kill ratio
Oyun ve e-spor yorumlarında kill ratio, bir oyuncunun öldürme sayısını oyunun belirlediği başka bir değerle karşılaştıran performans istatistiğidir. Bu değer ölüm sayısı veya başka bir ölçüt olabilir; dolayısıyla yalnızca bu cümleden paydanın ne olduğu anlaşılamaz. Buradaki devastating, formülün bir parçası değil, değerlendirme bildiren bir sözcüktür. Oranın rakiplere karşı ezici derecede etkili olduğunu anlatır. İsim + ratio yapısı görüldüğünde bunu bir karşılaştırma ölçütü olarak yorumlamak ve hesaplama yöntemini oyundan ya da bağlamdan öğrenmek gerekir.
Alıştırma
Cümledeki a devastating kill ratio ifadesinden kesin olarak ne çıkarılabilir?
- Her oyunda kesinlikle öldürme sayısının ölüm sayısına bölünmesi anlamına gelir.
- Hiçbir karşılaştırma içermeyen toplam öldürme sayısıdır.
- Öldürmelerle ilgili bir oyun performansı oranıdır ve kesin payda belirtilmemiştir.
- Oyuncunun silahının ne kadar yıkıcı olduğunu anlatır.
Cevabı göster
Öldürmelerle ilgili bir oyun performansı oranıdır ve kesin payda belirtilmemiştir.
As for the best at picking players off from a distance, Öbek fiiller
6:34Oyuncuları uzaktan indirmekte en iyi olana gelince,
picking players off: ayrılabilen öbek fiil pick off
Pick off, hedefleri genellikle uzaktan veya saldırana ulaşmanın zor olduğu bir konumdan teker teker yenmek, vurmak ya da etkisiz hâle getirmek demektir. Bu cümlede from a distance, oyun çatışmasıyla ilgili bu anlamı seçer; pick burada seçmek anlamına gelmez. Pick off ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim nesnesi picking players off örneğindeki gibi fiil ile parçacığın arasına veya picking off players örneğindeki gibi parçacıktan sonra gelebilir. Zamir ise normalde ortaya gelir: pick them off denir, pick off them denmez.
Alıştırma
Cümleyi pick off fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın ve isim nesnesini doğru yere yerleştirin: From the ridge, Maya ____ the enemy scouts ____ one by one.
Cevabı göster
picked · off
Some people think that goes to the person known as The Myth.
6:39Bazı insanlar bunun The Myth olarak bilinen kişiye gittiğini düşünüyor.
NFL quarterbacks and EPL strikers don't only have great reactions.
6:45NFL oyun kurucularının ve EPL forvetlerinin sadece harika refleksleri yoktur.
Rugby players are more than just physically strong Dilbilgisi
6:50Ragbi oyuncuları sadece fiziksel olarak güçlü olmaktan fazlasıdır
and Roger Federer had more than a good forehand.
6:52ve Roger Federer sadece iyi bir forehand vuruşundan fazlasına sahipti.
more than just physically strong ... more than a good forehand: tek bir özellikten fazlası
Burada more than (just) X, “yalnızca X değil” veya “sadece X ile tam olarak açıklanamaz” anlamına gelir. Sayısal bir karşılaştırma değildir. Ragbi oyuncularının fiziksel gücün ötesinde niteliklere ihtiyacı vardır ve Federer'ın başarısı yalnızca forehand vuruşuna indirgenemez. Bu kalıp bir değerlendirmeyi genişletir: en belirgin özellik X olarak söylenir, ardından başka yeteneklerin de önemli olduğu ima edilir. Just, “yalnızca bu” şeklindeki dar görüşün reddini daha belirgin hâle getirir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki “yalnızca değil” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: A great coach is ____ knowledgeable; they also know how to motivate the team.
Cevabı göster
more than just
More practice than most people are prepared to do.
6:57Çoğu insanın yapmaya hazır olduğundan çok daha fazla pratik.
You might never be a pro at Fortnite, Dilbilgisi
7:02Belki asla Fortnite'ta bir profesyonel olamazsınız,
but you can still be a pro at keeping your password safe and secure.
7:04ancak yine de şifrenizi güvende ve emniyette tutma konusunda bir profesyonel olabilirsiniz.
might never ... but can still ...: bir sınırı kabul ederken başka bir olasılığı korumak
might never X, but can still Y kalıbı önce X'in gerçekleşmeyebileceğini kabul eder, ardından bu sınırlamaya rağmen Y'nin gerçek bir olasılık olmaya devam ettiğini vurgular. Still karşıtlığı taşır: ilk hedefe ulaşılamasa bile ikinci seçenek hâlâ mümkündür. be a pro at ifadesinin tekrarı eğlenceli bir anlam değişimi yaratır. A pro at Fortnite profesyonel bir oyuncuyu anlatabilirken a pro at keeping your password safe, şifreyi koruma gibi günlük bir işte çok becerikli olan kişiyi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi might never ve can still ile tamamlayın: I ____ win a major art prize, but I ____ create pictures that make my friends smile.
Cevabı göster
might never · can still
Dashlane is a password manager that makes it easy for you to control your digital identity.
7:07Dashlane, dijital kimliğinizi kontrol etmenizi kolaylaştıran bir şifre yöneticisidir.
and discover how much easier your password life can be.
7:13ve şifre hayatınızın ne kadar kolaylaşabileceğini keşfedin.
but the autofill is what makes it so much fun to use.
7:17ancak onu kullanmayı bu kadar eğlenceli kılan şey otomatik doldurma özelliğidir.
You'll never have to log into another website again.
7:19Bir daha asla başka bir web sitesine giriş yapmak zorunda kalmayacaksınız.
Become more secure and support the Infographics Show at the same time
7:23Dashlane.com/infographicsshow adresine giderek veya açıklamadaki bağlantıya tıklayarak
by using the code infographics
7:27hemen başlangıçta Dashlane Premium'da %10 indirim elde etmek için
from the get-go: daha en başından
Bu cümlede from the get-go, “daha en başından” anlamına gelir. İndirimin sonraki bir adımdan sonra değil, ilk andan itibaren geçerli olduğunu gösterir. Get-go, get ve go sözcükleri ayrı ayrı yorumlanarak anlaşılmaz. From the get-go, bir şeyin en erken aşamada doğru olduğunu veya o aşamada kararlaştırıldığını anlatan sabit ve gündelik bir zaman ifadesidir.
Alıştırma
“Daha en başından” anlamındaki gündelik sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: The coach made the rules clear ____.
Cevabı göster
from the get-go
by going to dashlane.com/infographicsshow or clicking the link in the description.
7:31böylece hem daha güvende olun hem de aynı zamanda Infographics Show'u destekleyin.
Also, be sure to check out our other video called
7:43Ayrıca, Bir adada mahsur kalırsanız hayatta kalmak için bunları yapın
Do these things to survive if you get stranded on an island.
7:45adlı diğer videomuza da mutlaka göz atın.
and as always, don't forget to like, share, and subscribe.
7:49ve her zaman olduğu gibi beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.