Durumsal ironi: Düşündüğünüzün tam tersi - Christopher Warner: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
413 kelime 165 kel/dk

Video özeti: Bu anlatım, her komik tesadüfün ironik olduğu yönündeki yaygın kanıyı düzeltiyor. Tahmin edilebilir bir pasta kazasıyla beklentilerin aksine teknolojiyi ustaca kullanan bir büyükanneyi karşılaştırarak ironinin, makul biçimde beklenenin tam tersi bir sonuç gerektirdiğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Picture this. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Bu ifadeyi, dinleyiciden gerçek anlamda bir resme bakmasını değil, varsayımsal bir sahneyi zihninde canlandırmasını isteyen bir giriş tekniği olarak tanıyabilir ve açıklamadan önce örnek bir durum kurmak için kullanabilirsiniz. 2. only ironic if what happens is the exact opposite of what was expected. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: only ... if yapısının gerekli bir koşul belirttiğini anlayabilirsiniz. Böylece ironiyi yalnızca komik ya da tesadüfi olaylardan ayırabilir ve tanımları kesin mantıksal sınırlarla kurabilirsiniz. 3. back in my day — Deyimler ve mecazlı ifadeler: İfadenin nostaljik, bazen de bilinçli biçimde eski moda seslenen tonunu fark edebilirsiniz. Bunun konuşana nasıl bir karakter kattığını veya mizah yarattığını anlayıp geçmiş bir dönemle bugünü karşılaştırırken kullanabilirsiniz.

Bu derste

Picture this. Anlatım akışı

0:16

Şunu hayal edin.

Anlatım akışı

Sahneyi kuran bir giriş olarak Picture this.

Picture this. dinleyiciden birazdan anlatılacak durumu zihninde canlandırmasını ister. Biçim olarak bir emir cümlesidir ve burada hikâye anlatımına geçiş işareti olarak kullanılır. Bir hikâyenin, konuşmanın ya da açıklamanın başında, somut bir sahnenin başlayacağını haber vererek anlatıyı düzenler. Burada picture, ‘hayal etmek’ veya ‘gözünde canlandırmak’ anlamında bir fiildir; bir fotoğrafa bakmak ya da fotoğraf çekmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir hikâyenin başında Picture this. dinleyiciden ne yapmasını ister?

  1. Dinleyiciyi sıradaki sahneyi hayal etmeye çağırmak.
  2. Dinleyiciye fotoğraf çekmesini söylemek.
  3. Dinleyiciden bir fotoğrafa bakmasını istemek.
Cevabı göster

Dinleyiciyi sıradaki sahneyi hayal etmeye çağırmak.

Your friend and you are watching a sitcom

0:18

Arkadaşınız ve siz bir durum komedisi izliyorsunuz

and a sassy sidekick walks into a room carrying a four-tiered wedding cake. Notlar

0:20

ve küstah bir yardımcı oyuncu dört katlı bir düğün pastası taşıyarak odaya giriyor.

Kültür

sassy sidekick: hazırcevap ve açık sözlü bir yardımcı karakter

Burada sidekick, sıradan bir arkadaş değil, ana karaktere düzenli olarak eşlik eden veya yardım eden yardımcı karakterdir. Sassy ise çoğu zaman zekice karşılıklarla görülen hızlı, cesur ve sivri dilli bir tavrı anlatır. Sassy sidekick birlikte, başrolün yanında mizah yaratan canlı ve tavırlı bir yardımcı karakter gibi tanıdık bir komedi tipini anlatır. Sassy her zaman doğrudan ‘kaba’ demek değildir; ses tonuna göre hayranlık belirten, şakacı veya eleştirel duyulabilir.

Alıştırma

Bir komedide sassy sidekick ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Hikâyenin her bölümünü yönlendiren ciddi ana karakter.
  2. Tek özelliği herkese kaba davranmak olan bir yabancı.
  3. Başrole sık sık eşlik eden, hazırcevap ve açık sözlü bir yardımcı karakter.
Cevabı göster

Başrole sık sık eşlik eden, hazırcevap ve açık sözlü bir yardımcı karakter.

Kelime

four-tiered wedding cake: kat sayısını belirten kısa çizgili birleşik sıfat

four-tiered wedding cake ifadesinde four-tiered, wedding cake isim grubundan önce gelen birleşik bir sıfattır. “Dört katı olan” anlamına gelir; yani pastanın üst üste duran dört katı vardır. Tier, bir dizideki katlardan veya seviyelerden biri demektir. Kısa çizgi, four ve tiered sözcüklerini tek bir niteleme birimi hâline getirir. Bu yapı a three-tiered display örneğinde olduğu gibi başka sayılarla da kullanılabilir.

Alıştırma

“Dört katı olan” anlamındaki kısa çizgili birleşik sıfatla cümleyi tamamlayın: The bakery delivered a ____ cake for the reception.

Cevabı göster

four-tiered

He trips, falls, and face-plants into the cake. Kelime

0:25

Tökezliyor, düşüyor ve pastanın içine yüzüstü çakılıyor.

Kelime

face-plants into the cake: kazara yüzüstü düşmek

Face-plant, aniden düşüp önce yüzün bir yere çarpması anlamına gelen gündelik bir fiildir. face-plants into the cake ifadesinde -s üçüncü tekil kişiyi gösterir; into ise düşüşün yüzü pastanın içinde kalacak şekilde sona erdiğini anlatır. İfade tek bir hareket fiili olarak çalışır; buradaki plant “toprağa bitki dikmek” anlamına gelmez. Kazara düşmeyi canlı ve çoğu zaman komik bir görüntüyle anlatır.

Alıştırma

Kazara yüzüstü düşmeyi anlatmak için face-plant fiilinin geçmiş zaman biçimini kullanın: During the game, Leo tripped and ____ into the padded wall.

Cevabı göster

face-planted

Your friend doubles over with laughter and says, Kalıp ifadeler

0:28

Arkadaşınız gülmekten iki büklüm oluyor ve şöyle diyor:

Kalıp ifadeler

doubles over with laughter: gülmekten iki büklüm olmak

Double over with laughter, çok şiddetli güldüğü için belden öne doğru eğilmek anlamına gelir. Bu cümlede doubles over gözle görülen beden hareketini, with laughter ise bu hareketin nedeninin kahkaha olduğunu anlatır; yalnızca laugh demekten daha canlı ve özeldir. Buradaki double over, “ikiyle çarpmak” değil, öne doğru bükülmek anlamındadır. Bu ifade kahkahayı güçlü bir fiziksel tepki olarak gösterir.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: When the puppy stole the sock, Leo ____.

Cevabı göster

doubled over with laughter

"It's so ridiculous!

0:31

"Çok saçma!

So ironic!"

0:32

Çok ironik!"

Well, quick, what do you do?

0:34

Peki, çabuk, ne yaparsınız?

Do you laugh along with the laugh track Notlar

0:36

Efekt gülüşlerine eşlik edip

Kalıp ifadeler

laugh along with: başkasının gülüşüne katılarak gülmek

Laugh along with, başka bir kişinin veya bir sesin başlattığı gülüşe katılıp birlikte gülmek demektir. Along, zaten devam eden bir tepkiyi takip etme veya ona katılma anlamı katar; with ise katıldığın kişiyi ya da sesi belirtir. Burada laugh track, bir sitcomda kullanılan kayıtlı seyirci gülüşüdür. Soru, bu gülüşe katılıp katılmadığını soruyor; gülme kaydına bir şaka gibi gülüp gülmediğini değil.

Alıştırma

Hangi cümle onun seyircilerin gülüşüne katıldığı anlamına gelir?

  1. She laughed along with the audience.
  2. She laughed at the audience.
  3. She asked the audience to stop laughing.
Cevabı göster

She laughed along with the audience.

Kültür

laugh track: komedilerde kaydedilmiş seyirci gülüşü

Laugh track, bir komedi programında kullanılan seyirci gülüşlerinden oluşan bir ses kaydıdır. Canlı seyircinin kaydından alınabilir veya şakaları belirtmek ve programı kalabalıkla izliyormuş hissi yaratmak için sonradan eklenebilir. Burada track koşu yolu değil, ses kanalı anlamına gelir.

Alıştırma

Televizyon yapımında laugh track nedir?

  1. Oyuncular için yazılmış bir şaka listesi.
  2. Bir komedi programında kullanılan kayıtlı seyirci gülüşleri.
  3. Oyuncuların koştuğu bir yer.
Cevabı göster

Bir komedi programında kullanılan kayıtlı seyirci gülüşleri.

and let this grievous misinterpretation of irony go? Öbek fiiller

0:38

ironinin bu vahim şekilde yanlış yorumlanmasını görmezden mi gelirsiniz?

Öbek fiiller

let ... go: bir konunun peşini bırakmak veya onu düzeltmemek

Burada let + nesne + go, bir konunun peşini bırakmak, onu artık tartışmamak veya düzeltmemek anlamına gelir. Konuşan kişi, ironi hakkındaki ciddi bir yanlış anlamanın düzeltilmeden bırakılıp bırakılmayacağını soruyor. Uzun ad öbeği this grievous misinterpretation of irony, let ile go arasına yerleştirilen nesnedir. Nesne uzun olsa bile let ... go yapısını bir bütün olarak anlamak gerekir; burada fiziksel olarak bir nesneyi bırakmaktan söz edilmez.

Alıştırma

'Küçük bir hatanın peşini bırakmak' anlamındaki let ... go yapısıyla cümleyi tamamlayın: The typo caused no harm, so I decided to ____ it ____.

Cevabı göster

let · go

Or do you throw caution to the wind and explain the true meaning of irony? Deyimler

0:41

Yoksa tüm çekincelerinizi bir kenara bırakıp ironinin gerçek anlamını mı açıklarsınız?

Deyimler

throw caution to the wind: riske rağmen harekete geçmeye karar vermek

Throw caution to the wind, tedbirin sizi durdurmasına izin vermeyip olası bir riske veya utandırıcı sonuca rağmen harekete geçmek anlamına gelen bir deyimdir. Gerçekte hiçbir şey fırlatılmaz ve burada wind gerçek rüzgâr anlamına gelmez. Bu cümlede olası bedel sosyal bir durumdur: ironiyi açıklamak rahat ortamı bozabilir. Bu deyim, seçimi cesur, düşünmeden yapılmış veya biraz dikkatsiz gösterir.

Alıştırma

“Riske rağmen harekete geçmek” anlamındaki bu notta geçen deyimle cümleyi tamamlayın: After months of hesitation, Lena decided to ____ and audition for the lead role.

Cevabı göster

throw caution to the wind

If you're me, Ton ve niyet

0:45

Eğer benim gibiyseniz,

Ton ve niyet

If you're me: kendi öngörülebilir seçimini tanıtmak

If you're me, dinleyicinin gerçekten konuşmacı olup olmadığını sormaz. Dinleyiciyi konuşmacının bakış açısından hareket ettiğini hayal etmeye çağırır; burada “seçimi yapan kişi bensem” veya “benim nasıl biri olduğum düşünülürse” demeye benzer. Tamamlanmamış if yan cümlesi, konuşmacının tahmin edilebilir sonraki davranışına zemin hazırlar. Bu da sözü kendinin farkında ve hafif mizahi gösterir: konuşmacı kendi alışkanlığını bilir ve dinleyicilerin de bunu fark etmesini bekler.

Alıştırma

Konuşmacının kendi tipik davranışını tanıtmak için dinleyiciyi tam olarak konuşmacının konumuna yerleştiren cümle hangisidir?

  1. If you're me, you check the file twice.
  2. If you're like me, you probably check the file twice.
  3. If I were you, I'd check the file twice.
Cevabı göster

If you're me, you check the file twice.

you choose the latter. Kelime

0:46

ikinci seçeneği tercih edersiniz.

Kelime

the latter: iki öğeden ikincisi

The latter, az önce sözü edilen iki kişi, şey, fikir veya seçenekten ikincisini belirtir. Burada, az önce sunulan ikinci seçeneği, yani irony’nin gerçekte ne anlama geldiğini açıklamayı gösterir. Bir gönderme ifadesi olarak the latter, ikinci öğenin tamamını tekrar etmeyi önler. Anlamak için önce sözü edilen ikiliyi bulun, ardından latter sözcüğünü ikinci sırada belirtilen öğeyle eşleştirin.

Alıştırma

Tea ve coffee sunuldu. Maya’nın ikinci öğe olan coffee seçtiğini doğru biçimde ifade eden cümle hangisidir?

  1. Maya chose the former.
  2. Maya chose the latter.
  3. Maya chose it later.
Cevabı göster

Maya chose the latter.

Unfortunately, irony has been completely misunderstood. Dilbilgisi

0:48

Ne yazık ki ironi tamamen yanlış anlaşılmış durumda.

Dilbilgisi

has been completely misunderstood: present perfect edilgen yapı

Has been misunderstood, has + been + geçmiş zaman ortacı biçimindeki present perfect edilgen yapıdır. Özne olan irony eyleme maruz kalır; yanlış anlamaya kimin veya kimlerin yol açtığı belirtilmez. Present perfect, geçmişte oluşan bir yanlış anlamayı şimdiki durumla ilişkilendirir. Completely dereceyi güçlendirir: konuşmacı, anlayışın yalnızca biraz eksik değil, ciddi biçimde yanlış olduğunu söyler.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için misunderstand fiilini present perfect edilgen yapıda kullanın: For years, this rule ____ by many users.

Cevabı göster

has been misunderstood

We tend to throw out that term whenever we see something funny or coincidental. Notlar

0:52

Ne zaman komik veya tesadüfi bir şey görsek bu terimi ortaya atma eğilimindeyiz.

Dilbilgisi

tend to: genel bir eğilimi ifade etmek

tend to + fiilin yalın hâli, birinin veya bir şeyin genellikle belirli bir şekilde davrandığını anlatır. Her seferinde gerçekleşen bir olayı değil, tekrarlanan bir eğilimi ifade eder. Bu cümlede We tend to throw out ... belirli bir olayı anlatmak yerine insanların dili kullanma biçimindeki yaygın bir alışkanlığı geneller. Buradaki tend “ilgilenmek, bakımını yapmak” anlamına gelmez; bu, tend a garden örneğindeki gibi farklı bir kullanımdır.

Alıştırma

Cümleyi, yaygın fakat kesin olmayan bir eğilimi belirten iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: People ____ speak faster when they are excited.

Cevabı göster

tend to

Öbek fiiller

throw out that term: bir terimi gelişigüzel kullanmak

Burada throw out that term, doğru olup olmadığını önceden kontrol etmeden bir etiketi konuşmaya sokmak ve gelişigüzel kullanmak anlamına gelir. Bağlam ifadeye hafif eleştirel bir ton verir: İnsanlar komik veya tesadüfi şeyleri bu etiketle adlandırmakta fazla acele etmektedir. That term daha önce geçen irony sözcüğüne gönderme yapar. Nesne soyut bir sözcük olduğu ve konuşma dil kullanımıyla ilgili olduğu için throw out burada gerçek anlamda kullanılmaz; kimse fiziksel olarak bir şeyi atmamaktadır.

Alıştırma

Sözcük seçimiyle ilgili bir tartışmada “People throw out that term too easily” ne anlama gelir?

  1. İnsanlar terimin uygun olup olmadığını kontrol etmeden onu gelişigüzel kullanıyor.
  2. İnsanlar terimi reddedip tartışmadan çıkarıyor.
  3. İnsanlar terimi kullanmadan önce dikkatlice açıklıyor.
Cevabı göster

İnsanlar terimin uygun olup olmadığını kontrol etmeden onu gelişigüzel kullanıyor.

And while many examples of true irony can be funny, Dilbilgisi

0:57

Ve gerçek ironinin pek çok örneği komik olabilse de,

that is not the driving factor of being ironic. Kelime

1:01

ironik olmanın temel unsuru bu değildir.

Dilbilgisi

while many examples of true irony can be funny: ödünleme bildiren while

Burada while, “her ne kadar” veya “-e rağmen” anlamındadır; “... sırasında” şeklinde bir zaman anlamı taşımaz. While yan cümlesi, gerçek ironi örneklerinin komik olabileceğini kabul eder; ana cümle ise bu düşünceyi sınırlar: Bir şeyi ironik yapan özellik komik olması değildir. Bu ödünleyici yapı, önce bir gerçeği kabul edip sonra onunla karşıtlık oluşturan daha önemli iddiayı belirtmenizi sağlar: While X is true, Y.

Alıştırma

Örnek cümlede while nasıl bir işlev görüyor?

  1. İki eylemin aynı anda gerçekleştiğini söyler.
  2. İroninin komik olabileceğini kabul eder ve ardından bu noktanın önemini sınırlar.
  3. İroninin neden komik olduğunu açıklar.
Cevabı göster

İroninin komik olabileceğini kabul eder ve ardından bu noktanın önemini sınırlar.

Kelime

the driving factor: sonucu şekillendiren başlıca güç

A driving factor, bir sonuca neden olan, onu etkileyen veya şekillendiren başlıca güçtür. Buradaki driving mecazidir; araç kullanmak değil, “bir şeyi ileriye taşımak” anlamına gelir. Bu cümlede that, komik olma özelliğine gönderme yapar. Konuşmacı, ironide mizah bulunabileceğini ancak bir şeyin ironik olup olmadığını belirleyen temel özelliğin mizah olmadığını söyler.

Alıştırma

“Cost was the driving factor behind our decision.” cümlesinde driving factor ne anlama gelir?

  1. kararı şekillendiren başlıca etki
  2. herkesi toplantıya arabayla götüren kişi
  3. kararı etkilemeyen küçük bir ayrıntı
Cevabı göster

kararı şekillendiren başlıca etki

A situation is only ironic Dilbilgisi

1:04

Bir durum sadece,

if what happens is the exact opposite of what was expected.

1:06

olan şey beklenenin tam tersi ise ironiktir.

Dilbilgisi

only ironic if ...: gerekli bir koşul

Only ... if gerekli bir koşulu belirtir. A only if B yapısında, A'nın doğru olabilmesi için B'nin doğru olması gerekir. Burada gerçek sonucun beklenenin tam tersi olması, duruma ironic denebilmesi için gerekli koşuldur. Only sözcüğü, ironic olma koşulunu sınırlar. Yalnızca olası bir durum sunmaz ve yapı, her şaşırtıcı veya komik sonucun irony sayıldığını da söylemez.

Alıştırma

Cümlede only if hangi mantıksal ilişkiyi ifade ediyor?

  1. Cümle, ironinin insanların tersini beklemesine neden olduğunu söyler.
  2. Beklenmedik her sonuç, durumu otomatik olarak ironik yapar.
  3. Durumun ironik sayılabilmesi için sonucun beklenenin tersi olması gerekir.
Cevabı göster

Durumun ironik sayılabilmesi için sonucun beklenenin tersi olması gerekir.

If you expect A but get B, Anlatım akışı

1:10

Eğer A'yı bekleyip B'yi elde ediyorsanız,

then you have irony.

1:13

o zaman ironi vardır.

Anlatım akışı

If you expect A but get B, then ...: karşıtlığı değişkenlerle gösterme

Bu cümle belirli ayrıntıların yerine A ve B değişkenlerini kullanır. A beklenen sonucu, B ise onunla çelişen gerçek sonucu temsil eder. But bu iki sonucu karşı karşıya getirir, then ise sonucu açıklar. Harfleri değişken olarak kullanmak, hikâyenin ayrıntılarını kaldırır; böylece dinleyen kişi önce kalıbı görebilir ve sonra yeni örnekleri bu kalıba uygulayabilir. Burada have irony, durumun bir ironi örneği oluşturduğu anlamına gelir; bir nesneye sahip olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu açıklamada A ve B ne işe yarıyor?

  1. A beklentiyi, B ise onunla çelişen gerçek sonucu temsil eder.
  2. A nedeni, B ise kahkaha sesini gösterir.
  3. A ve B, durumdaki iki kişinin adıdır.
Cevabı göster

A beklentiyi, B ise onunla çelişen gerçek sonucu temsil eder.

Let's take the slap-stick cake situation as an example. Notlar

1:15

Slapstick tarzı pasta durumunu örnek olarak ele alalım.

Anlatım akışı

Let's take X as an example: belirli bir örnek sunmak

Let's take X as an example kalıbı, açıklamayı genel bir düşünceden belirli bir örneğe taşır. Burada take, “alıp götürmek” değil, “tartışmak üzere seçmek” anlamına gelir. Let's, dinleyiciyi konuşan kişiyle birlikte örneği incelemeye davet eder; as an example ise X'in açıklamayla nasıl bağlantılı olduğunu gösterir. X yerine ele almak istediğiniz örneği koyabilirsiniz.

Alıştırma

electric buses ifadesini örnek olarak kullanıp hedef kalıbı tamamlayın: Let's ____.

Cevabı göster

take electric buses as an example

Kültür

slap-stick / slapstick: abartılı fiziksel komedi

Burada slap-stick, pastalı durumu slapstick olarak tanımlar: düşme, çarpışma veya ortalığı batıran bir kaza gibi abartılı fiziksel hareketlerle oluşturulan komedi. Sözcük, sahnede hangi nesnelerin bulunduğunu değil, hareketin neden komik olmasının amaçlandığını açıklar. Bunu slap ve stick sözcüklerinin günlük anlamlarının birleşimi olarak değil, tek bir tür adı olarak düşünün. Günümüz İngilizcesinde standart yazım genellikle tek kelime olan slapstick biçimindedir.

Alıştırma

Hangi sahne slapstick için en açık örnektir?

  1. İki arkadaş bir yazım hatası hakkında sessizce kelime oyunu yapar.
  2. Bir garson kayar, kendi etrafında döner ve dev bir turtanın içine düşer.
  3. Bir öğretmen sınıf programını sakince okur.
Cevabı göster

Bir garson kayar, kendi etrafında döner ve dev bir turtanın içine düşer.

When someone walks in precariously balancing something that shouldn't be carried alone, Notlar

1:17

Birisi tek başına taşınmaması gereken bir şeyi tehlikeli bir şekilde dengeleyerek içeri girdiğinde,

Kelime

precariously balancing: bir şeyi dengesiz biçimde dengede tutmak

Bu cümlede precariously, balancing sözcüğünü niteler. Kişinin nesneyi ancak güçlükle sabit tuttuğunu gösterir: konum dengesizdir, bu yüzden nesne düşebilir veya kişi dengesini kaybedebilir. Bu ifade belirgin bir risk duygusu katar. Yalnızca bir şeyi taşımaktan fazlasını anlatır; kontrolün her an kaybedilebileceği bir görüntü oluşturur.

Alıştırma

Hangi cümlede precariously balancing, kolayca ters gidebilecek dengesiz bir durumu anlatır?

  1. The server was carefully placing five bowls in a cupboard.
  2. The server was precariously balancing five bowls on one arm.
  3. The server was washing five bowls in the sink.
Cevabı göster

The server was precariously balancing five bowls on one arm.

Dilbilgisi

shouldn't be carried alone: olumsuz kiplik edilgen yapı

Shouldn't be carried, should + not + be + geçmiş zaman ortacı düzenine sahiptir. Olumsuz edilgen bir yapıdır: nesne eylemden etkilenir ve cümle, özellikle güvenlik açısından, onu bu şekilde taşımanın uygun olmadığını söyler. Alone, taşımanın nasıl yapıldığını belirtir: tek bir kişi tarafından, yardım almadan. Nesnenin kendisini yalnız hissettiğini anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi shouldn't, carry ve alone kullanarak tamamlayın. Carry sözcüğünü doğru edilgen biçime getirin: This glass panel ____.

Cevabı göster

shouldn't be carried alone

trips, falls, and makes a mess, Kalıp ifadeler

1:22

tökezlediğinde, düştüğünde ve her yeri batırdığında,

Kalıp ifadeler

make a mess: ortalığı dağıtmak veya zarar vermek

Make a mess, “bir yeri ya da durumu dağınık, karmaşık veya zarar görmüş hâle getirmek” anlamına gelen yaygın bir kalıptır. Bu cümlede makes a mess, düşmenin sonucunu anlatır. Mess yalnızca çöp demek değildir. Etrafa saçılmış ya da zarar görmüş şeyleri, kirli bir alanı veya genel olarak karmaşık bir sonucu da anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi make a mess kalıbının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The puppy knocked over the flour and ____ in the kitchen.

Cevabı göster

made a mess

it is funny,

1:25

bu komiktir,

but it's not ironic.

1:26

ancak ironik değildir.

In fact, you probably expect someone who is single-handedly carrying a huge cake to trip. Notlar

1:27

Aslında, muhtemelen devasa bir pastayı tek eliyle taşıyan birinin tökezlemesini beklersiniz.

Dilbilgisi

expect someone who ... to trip: ana yapıyı bulmak

Ana yapı expect someone to trip ifadesidir: expect + kişi + to’lu mastar, o kişinin ne yapacağına ya da başına ne geleceğine dair bir beklentiyi anlatır. Who is single-handedly carrying a huge cake, someone ile belirtilen kişiyi açıklayan bir ilgi cümleciğidir. Bu cümleciği geçici olarak çıkarınca you expect someone to trip ana yapısı görülür. To trip, cake ile değil someone ile bağlantılıdır.

Alıştırma

Who is single-handedly carrying a huge cake ilgi cümleciğini çıkarın. Geriye kalan ana yapıyı hangi cümle gösterir?

  1. Someone probably expects you to carry a huge cake.
  2. You probably expect someone to trip.
  3. You probably expect a huge cake to trip.
Cevabı göster

You probably expect someone to trip.

Kelime

single-handedly carrying: yardım almadan tek başına taşımak

single-handedly carrying ifadesinde single-handedly, carrying sözcüğünü niteler ve bir kişinin taşıma işini başka hiç kimseden yardım almadan yaptığını belirtir. Genellikle yalnızca tek el kullanmak anlamına gelmez. Aynı zarf, bir etkinliği planlamak veya bir işletmeyi yönetmek gibi herhangi bir işin tamamını tek başına yapmayı da anlatabilir.

Alıştırma

"Leo built the whole model single-handedly." ne anlama gelir?

  1. Leo modeli yalnızca sağ elini kullanarak yaptı.
  2. Leo modelin tamamını hiç kimseden yardım almadan yaptı.
  3. Leo başka birinin modeli yapmasına yardım etti.
Cevabı göster

Leo modelin tamamını hiç kimseden yardım almadan yaptı.

When he does, reality aligns with expectations, Kalıp ifadeler

1:32

Tökezlediğinde, gerçeklik beklentilerle hizalanır,

Kalıp ifadeler

reality aligns with expectations: gerçeklik tahminlerle örtüşür

Burada reality aligns with expectations, gerçekte olan şeyin insanların tahmin ettiği şeyle eşleştiğini belirtir. Aligns with soyut anlamdadır: gerçeklik ve beklentiler uyuşur; hiçbir şey fiziksel olarak aynı çizgiye yerleştirilmez. Bu ifade, olayı şaşırtıcı bir sonuçtan çok bir tahminin doğrulanması olarak sunar. Bu yapı sonuçları, kanıtları veya davranışları önceki bir beklentiyle karşılaştırmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

align sözcüğünün doğru biçimini ve gerekli edatı kullanın: The survey result ____ our expectations.

Cevabı göster

aligns with

and so that is not irony.

1:36

ve bu yüzden bu bir ironi değildir.

But what if the sassy sidekick walked in wearing a gold medal Anlatım akışı

1:38

Ama ya o küstah yardımcı içeri altın madalya takarak girseydi

Anlatım akışı

But what if: yeni bir varsayımsal koşul ortaya atmak

But what if, konuşulan durumu değiştiren veya sorgulayan hayali bir koşul ortaya atar. Burada konuşmacı eksik bir bilgiyi sormaz; if'ten sonraki sözler sahnenin yeni bir biçimini kurar. But düşüncenin yön değiştirdiğini gösterir, what if ise dinleyiciden önceki beklentiyi bu yeni koşul altında yeniden değerlendirmesini ister. Böylece açıklama yeni bir yöne ilerler.

Alıştırma

Hangi cümle bir planı değiştirebilecek yeni bir varsayımsal koşul ortaya atıyor?

  1. The road was closed yesterday.
  2. What time does the road close?
  3. But what if the road is closed?
Cevabı göster

But what if the road is closed?

that he'd won at the cake walking event at the Atlanta Olympics in 1996? Kültür

1:41

ve bunu 1996 Atlanta Olimpiyatları'nda pasta taşıma yürüyüşü etkinliğinde kazanmış olsaydı?

Kültür

the cake walking event at the Atlanta Olympics in 1996: gerçek bir ortam içindeki kurmaca yarışma

1996 Yaz Olimpiyatları gerçekten Atlanta'da düzenlendi, ancak bu cümledeki cake walking event uydurmadır; gerçek bir Olimpiyat dalı değildi. Şaka, saçma ve uydurma bir yarışmayı kesin ve resmî görünen tarihsel bir ortamın içine yerleştirir. Gerçek şehir, yıl ve Olimpiyatlar, sahte başarının kısa bir süre için etkileyici ve inandırıcı görünmesini sağlar.

Alıştırma

Hangi ifade gerçek arka planı uydurma ayrıntıdan doğru biçimde ayırıyor?

  1. 1996 Atlanta Olimpiyatları gerçekti, ancak cake walking event uydurmadır.
  2. Hem Atlanta Olimpiyatları hem de cake walking event uydurmadır.
  3. Cake walking event, 1996 Atlanta Olimpiyatları'nda resmî bir spor dalıydı.
Cevabı göster

1996 Atlanta Olimpiyatları gerçekti, ancak cake walking event uydurmadır.

What if that sidekick was a professional cake carrier? Kelime

1:46

Ya o yardımcı profesyonel bir pasta taşıyıcısı olsaydı?

Kelime

a professional cake carrier: uydurulmuş profesyonel bir kimlik

Burada a professional cake carrier, professional + rol bildiren cake carrier adıyla oluşturulmuş hayali bir kimliktir. Sıradan bir pasta taşıma işini gerçek bir uzmanlık alanı veya resmî bir meslek gibi gösterir. Ciddi görünen bu unvan mizah yaratır, ancak yürütülen mantığı da destekler: Pasta taşımak bu kişinin uzmanlığı olsaydı, çok büyük bir pastayı daha becerikli biçimde taşıması makul olarak beklenebilirdi.

Alıştırma

a professional cake carrier bu cümlede nasıl bir etki yaratıyor?

  1. Standart ve yaygın olarak tanınan bir mesleğin adını verir.
  2. Sıradan bir işi mizahi biçimde profesyonel bir uzmanlık gibi sunar.
  3. Yardımcının profesyonel bir fırına sahip olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster

Sıradan bir işi mizahi biçimde profesyonel bir uzmanlık gibi sunar.

Then, maybe there would have been a reasonable expectation Dilbilgisi

1:49

O zaman belki de makul bir beklenti oluşabilirdi;

that he would have been more skilled when carrying a ridiculously large cake. Dilbilgisi

1:53

devasa büyüklükte bir pastayı taşırken daha yetenekli olacağına dair.

Dilbilgisi

there would have been a reasonable expectation: hayal edilen geçmiş bir sonuç

there would have been a reasonable expectation ifadesinde there, var olmuş olacak şeyi, yani a reasonable expectation ifadesini tanıtır. Yapı there + would have been + isim öbeği şeklindedir. Would have been, bu varlığı gerçek olarak bildirmek yerine hayal edilen geçmiş bir koşulun içine yerleştirir. Sıradan bir gelecek anlatmaz; daha önce hayal edilen koşul doğru olsaydı bu beklentinin o sırada var olacağı anlamına gelir.

Alıştırma

Gerçekleşmemiş geçmiş bir koşulun sonucunu would kullanılan tam biçimle tamamlayın: If the map had been clearer, there ____ fewer wrong turns.

Cevabı göster

would have been

Dilbilgisi

he would have been more skilled: hayal edilen geçmişte karşılaştırmalı bir sonuç

Would have been + karşılaştırmalı sıfat, karşılaştırmayı hayal edilen bir geçmiş sonucun içine yerleştirir. he would have been more skilled ifadesinde more skilled, onun becerisinin bağlamdan anlaşılan karşılaştırma noktasından daha yüksek olacağını belirtir. Koşulun aynı yan cümlede bulunması gerekmez; önceki bağlam bu koşulu sağlayabilir. Bu yapı onun gerçekten daha becerikli olduğunu söylemez. Konuşanın, geçmişin hayal edilen bu hâlinde hangi sonucun ortaya çıkacağını düşündüğünü gösterir.

Alıştırma

Geçmişte gerçekleşmemiş sonucu would have been + karşılaştırmalı sıfat ile tamamlayın: If Leo had trained longer, he ____ at repairing the bike.

Cevabı göster

would have been more skilled

Then, when that reasonable expectation was not met by the tripping sidekick, Kalıp ifadeler

1:57

Sonra, bu makul beklenti tökezleyen yardımcı tarafından karşılanmadığında,

Kalıp ifadeler

that reasonable expectation was not met: beklenen standardın karşılanmaması

Meet an expectation, beklenen standarda ulaşmak veya bu standardı karşılamak anlamına gelen yaygın bir sözcük birlikteliğidir. that reasonable expectation was not met ifadesinde met, meet fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve karşılandı anlamına gelir; karşılaşıldı anlamına gelmez. Edilgen yapı beklentiyi bilgi odağına koyar ve gerçek performansın bu beklentiye ulaşamadığını gösterir. Bu genellikle sonucun umulan veya gerekli görülen düzeyin altında kaldığını düşündürür.

Alıştırma

Edilgen sözcük birlikteliğini tamamlamak için meet fiilinin doğru biçimini kullanın: The room was dirty and the staff were unhelpful, so our expectations were not ____.

Cevabı göster

met

irony would have been exemplified. Dilbilgisi

2:02

ironi örneklendirilmiş olurdu.

Dilbilgisi

would have been exemplified: geçmişte karşıt gerçeklik bildiren edilgen yapı

Would have been exemplified, would + have + been + geçmiş ortaç kalıbını izler. Edilgen yapıdadır: irony, örnekle açıklanan fikirdir; hayal edilen olay ise bu örneği sağlayacaktır. Burada ifade, gerçek olmayan bir geçmiş durumdaki sonucu anlatır. Gerekli olay gerçekleşmediği için cümle, o koşul altında ne olacağını söyler. Genel olarak would have been + geçmiş ortaç, eylemden etkilenen şeyi özne konumunda tutarak varsayımsal bir geçmiş sonucu anlatır.

Alıştırma

Exemplify fiilini kullanarak geçmişe yönelik bu karşıt gerçeklik bildiren edilgen cümleyi tamamlayın: With a clearer case, the rule ____.

Cevabı göster

would have been exemplified

Another example:

2:05

Başka bir örnek:

a senior citizen texting and blogging. Kelime

2:06

mesajlaşan ve blog yazan yaşlı bir vatandaş.

Kelime

senior citizen: yaşça büyük bir yetişkin için kibar veya kurumsal ifade

Senior citizen, yaşça büyük bir yetişkini anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Burada citizen sözcüğü milliyeti vurgulamaz; iki sözcük birlikte bir yaş grubunu adlandırır. Bu parçada ifade yalnızca kişinin daha yaşlı olduğunu belirtir ve teknoloji kullanma becerisi hakkında hiçbir şey söylemez. Bu ifade indirimler, yardımlar, konut veya toplum hizmetleriyle ilgili kamusal bilgilerde sık görülür. Her yerde geçerli tek bir yaş sınırı yoktur; uygunluk koşullarını her program veya kuruluş kendisi belirleyebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede senior citizen kurumsal bir bağlamda doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The city gives senior citizens a discount on bus fares.
  2. She was promoted to senior citizen after five years.
  3. The city checks senior citizens to confirm their nationality.
Cevabı göster

The city gives senior citizens a discount on bus fares.

The common and reasonable expectation of more mature men and women Kelime

2:09

Daha olgun erkek ve kadınlara dair yaygın ve makul beklenti,

is that they don't like or know technology,

2:13

teknolojiyi sevmedikleri veya bilmedikleri,

Kelime

more mature men and women: yaşa yönelik nazik bir ifade

Bu cümlede more mature men and women, daha ileri yaştaki erkek ve kadınlardan nazikçe ve muhtemelen biraz mizahi bir şekilde söz eder. Burada mature, daha sakin davranışları veya daha iyi muhakemeyi değil, yaşı belirtir. Bu ifade, older sözcüğünün her zaman kullanılabilen sabit bir eş anlamlısı değildir. Yakındaki senior citizens ifadesi ve teknolojiyle ilgili varsayımlar, yaşla ilgili anlamı açık hâle getirir.

Alıştırma

Bu cümlede more mature men and women ne anlama geliyor?

  1. ileri düzey teknik becerileri olan erkek ve kadınlar
  2. daha ileri yaştaki erkek ve kadınlar
  3. muhakemesi daha iyi olan erkek ve kadınlar
Cevabı göster

daha ileri yaştaki erkek ve kadınlar

that they have a hard time turning on a computer, Kalıp ifadeler

2:16

bir bilgisayarı açmakta zorlandıkları,

Kalıp ifadeler

have a hard time turning on: have a hard time + fiilin -ing biçimi

Have a hard time doing something, bir eylemi yapmakta zorlanmak anlamına gelir. Eylem have a hard time ifadesinden hemen sonra geliyorsa fiil -ing biçimini alır: have a hard time turning on denir; have a hard time to turn on denmez. Burada turn on a computer, bilgisayarı açmak veya çalıştırmak anlamına gelir. Cümle, bu temel eylemin bile zor olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için follow fiilinin doğru biçimini kullanın: Even with a map, I have a hard time ____ these directions.

Cevabı göster

following

or that they have the old brick cell phones from the 1980s. Kültür

2:19

veya 1980'lerden kalma o eski tuğla gibi cep telefonlarına sahip olduklarıdır.

Kültür

old brick cell phones: büyük ve hantal ilk cep telefonları

Burada brick cell phones ifadesi, modern telefonlara kıyasla çok büyük, kalın ve ağır olan ilk taşınabilir cep telefonlarını anlatır. Brick sözcüğü, bu telefonların köşeli ve hantal biçimini yapı tuğlasına benzetir; telefonlar gerçekten tuğladan yapılmış değildir. From the 1980s gerekli tarihsel ipucunu verir: o dönemdeki bazı ilk cep telefonları bu hantal biçime sahipti. Bu cümlede söz konusu görüntü çok eski bir teknolojiyi simgeler ve yaşlı insanların hâlâ geçmiş bir döneme ait cihazları kullandığı yönündeki kalıp yargıyı oluşturmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede old brick cell phones ne anlama geliyor?

  1. Yapı tuğlalarından yapılmış telefonlar
  2. Kabaca tuğlaya benzeyen, büyük ve ağır ilk cep telefonları
  3. Tuğla desenli kılıfları olan modern telefonlar
Cevabı göster

Kabaca tuğlaya benzeyen, büyük ve ağır ilk cep telefonları

One should not expect them to be connected, Dilbilgisi

2:22

İnsan onların internete bağlı,

high-tech, or savvy enough to text or to be blogging, Dilbilgisi

2:25

ileri teknolojili ya da mesajlaşacak veya blog yazacak kadar bilgili olmasını beklemez;

Dilbilgisi

One should not expect them to be: resmî one ve expect + nesne + to be

One should not expect them to be ifadesindeki one, 1 sayısını ya da belirli bir kişiyi değil, genel olarak insanları anlatır. Bu resmî kullanıma kişisiz one zamiri denir. Yan cümle, insanların neyi varsaymaması gerektiği hakkında genel bir yargı bildirir. Yapı expect + nesne + to be + betimleme şeklindedir. Them, expect fiilinin nesnesidir ve aynı zamanda to be sonrasında betimlenen gruptur. Burada, konuşulmakta olan yaşlı insanlara gönderme yapar. İfade, incelenmek üzere kalıp yargıya dayalı bir beklenti sunar; bu kalıp yargının doğru olduğunu göstermez.

Alıştırma

Hangi cümlede one genel olarak insanlar anlamına gelir ve expect + nesne + to be + betimleme yapısı kullanılır?

  1. I expected one new employee to be an expert on her first day.
  2. One should not expect new employees to be experts on their first day.
  3. One new employee expected the manager to be at the station.
Cevabı göster

One should not expect new employees to be experts on their first day.

Dilbilgisi

savvy enough to text: sıfat + enough + to mastarı

savvy enough to text ifadesinde savvy, belirli bir alanda pratik bilgi veya beceri sahibi olmak anlamına gelen bir sıfattır. Burada bağlam alanın teknoloji olduğunu gösterir; yani kişi mesaj atabilecek kadar teknoloji bilgisine sahiptir. adjective + enough + to + base verb yapısı, bir niteliğin eylem için gereken düzeye ulaştığını anlatır. Enough sıfattan sonra gelir: savvy enough denir, enough savvy denmez; to text ise eylemi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için savvy ve enough sözcüklerini doğru sırayla kullanın: Lena understands apps well, so she is ____ to set up the tablet herself.

Cevabı göster

savvy enough

which must seem like some sort of newfangled thing that back in my day they never had. Notlar

2:29

ki bu onlara kendi zamanlarında asla sahip olmadıkları yeni icat edilmiş bir şey gibi gelmelidir.

Kelime

newfangled thing: yeni bir şeye kuşkucu veya eski moda bakış

Newfangled, yeni ortaya çıkan ve konuşanın yabancı, fazla karmaşık ya da belki gereksiz bulduğu bir şeyi anlatır. Tarafsız new sözcüğünden farklı olarak genellikle hafif kuşkucu, küçümseyici veya mizahi bir tutum taşır. Bu cümlede newfangled thing, mesajlaşma ve blog yazma hakkında konuşan eski moda bir sesi taklit etmeye yardımcı olur. İfade, modern teknolojinin yalnızca ne zaman ortaya çıktığını değil, hayal edilen gözlemcinin teknoloji hakkında ne hissettiğini gösterir.

Alıştırma

Bir şeye newfangled demek en sık hangi tutumu aktarır?

  1. Yenidir ve konuşana yabancı ya da gereksiz yere modern gelir.
  2. Mevcut en ileri ve en iyi seçenektir.
  3. Yakın zamanda ortaya çıkmıştır ve konuşanın hiçbir tutumunu yansıtmaz.
Cevabı göster

Yenidir ve konuşana yabancı ya da gereksiz yere modern gelir.

Deyimler

back in my day: konuşanın gençlik döneminden söz etmek

“Back in my day”, “ben gençken, benim zamanımda” anlamına gelir. Buradaki day, takvimdeki belirli bir günü değil, geçmişteki bir dönemi genel olarak anlatır. Bu ifade çoğu zaman geçmişle bugünü karşılaştırır ve nostaljik, eski moda bir ses yaratabilir. Bu cümledeki ses, yaşlı bir kişi kalıbının bilinçli bir taklididir; konuşanın gerçek bir kişisel anısı olmak zorunda değildir.

Alıştırma

Konuşanın gençlik döneminden söz eden kalıp ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, we had to wait for photos to be developed.

Cevabı göster

Back in my day

So when granny pulls out her smartphone to post pictures of her dentures or her grandkids, Öbek fiiller

2:35

Yani büyükanne akıllı telefonunu çıkarıp takma dişlerinin veya torunlarının fotoğraflarını paylaştığında,

Öbek fiiller

pulls out her smartphone: bir nesneyi saklandığı yerden çıkarmak

“Pulls out her smartphone”, telefonu cebinden, çantasından veya saklandığı başka bir yerden çıkardığı anlamına gelir. Bunu genellikle telefonu kullanmak veya göstermek için yapar. Out, bir şeyin saklı ya da gözden uzak durumdan kullanılabilir duruma gelmesini anlatır. Somut nesne smartphone, burada fiziksel “çıkarma” anlamının kullanıldığını, geçişsiz “çekilme” anlamının kullanılmadığını gösterir. Nesne tam bir isim olduğunda pulls out her smartphone ve pulls her smartphone out doğal kullanımlardır. Nesne bir zamir olduğunda pulls it out denir; pulls out it denmez.

Alıştırma

pull out ifadesini doğru biçimde kullanın ve zamiri doğru yere yerleştirin: Her phone rings, so she reaches into her bag and ____.

Cevabı göster

pulls it out

irony ensues. Kelime

2:40

ironi ortaya çıkar.

Kelime

irony ensues: bir sonucun ardından geldiğini belirten resmî ifade

irony ensues ifadesinde ensues, “sonuç olarak ardından gerçekleşmek” anlamına gelir. Ardından gelen sonuç cümlenin öznesidir: durum makul bir beklentiyi bozduğu için ironik etki ortaya çıkar. Ensue geçişsiz bir fiildir; happen fiiline göre daha resmî ve anlatım bakımından daha dramatiktir. Sıklıkla chaos, confusion, debate veya laughter gibi sonuç bildiren isimlerle kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede ensue bir sonucun ardından gerçekleştiğini anlatır?

  1. The new rules ensured that every door was locked.
  2. After the alarm sounded, confusion ensued.
  3. The manager ensued the meeting on time.
Cevabı göster

After the alarm sounded, confusion ensued.

Reasonable expectations of the situation are not met. Kalıp ifadeler

2:42

Duruma dair makul beklentiler karşılanmamıştır.

Kalıp ifadeler

expectations ... are not met: gerçek beklenen düzeye ulaşmıyor

Meet expectations, “insanların beklediği standarda veya sonuca ulaşmak” anlamına gelir. Bu kalıpta meet, “biriyle buluşmak” anlamında değildir. Expectations ... are not met olumsuz edilgen biçimdir. Odağı beklentilere verir ve gerçeğin bu beklentilerle uyuşmadığını belirtir; etken karşılığı something did not meet the expectations şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi meet fiilinin geçmiş zamandaki üç sözcüklü olumsuz edilgen biçimiyle, kısaltma kullanmadan tamamlayın: The hotel promised quiet rooms, but our expectations ____.

Cevabı göster

were not met

That is irony.

2:46

İroni budur.

So while the cake dropper might not be ironic, Dilbilgisi

2:48

Yani pastayı düşüren kişi ironik olmasa da,

there are all kinds of situations in life that are. Kalıp ifadeler

2:51

hayatta ironik olan her türlü durum vardır.

Dilbilgisi

Ödünleme bildiren while ... might not be ...

Burada while, “... olduğu sırada” değil, “... olsa da” anlamına gelir. Bir ödünleme kurar: konuşan kişi daha önce pastanın üzerine düşen kişiyle ilgili örneğin ironik sayılmayabileceğini kabul eder, ardından başka pek çok durumun ironik olduğu ana fikrini söyler. while + yan cümle, ana cümle kalıbı, kabul edilen bir sınırlamayı daha güçlü bir sonuçla karşı karşıya getirir. Might not ilk yargıyı kesinlikten uzaklaştırır; “kesinlikle değil” yerine “belki değil” anlamını verir.

Alıştırma

Hangi cümlede while “... olsa da” anlamında kullanılmıştır?

  1. While I was sleeping, the rain began.
  2. While the movie was playing, I made popcorn.
  3. While the route was steep, we reached the top before noon.
Cevabı göster

While the route was steep, we reached the top before noon.

Kalıp ifadeler

all kinds of: birçok farklı türde

All kinds of, “birçok farklı türde” anlamına gelir. all kinds of situations ifadesinde konu, tek bir örnekten çok çeşitli durumlara genişletilir. Buradaki kinds, “türler” anlamındaki çoğul addır; “nazik” anlamındaki kind sıfatı değildir. Temel kalıp all kinds of + addır.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “birçok farklı türde” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The science center offers ____ activities, from robot building to painting.

Cevabı göster

all kinds of

Go out and find those true examples of irony. Anlatım akışı

2:55

Dışarı çıkın ve ironinin o gerçek örneklerini bulun.

Anlatım akışı

Go out and find: eyleme çağrı

Go out and find ... you öznesinin açıkça söylenmediği bir emir cümlesidir. Bir açıklamanın sonunda kullanıldığında, anlatımı bilgi vermekten dinleyicinin yapacağı bir işe geçirir. Burada konuşmacı, dinleyicilerden öğrendiklerini uygulayıp gerçek örnekler aramalarını ister. Bu kullanımda go out mutlaka fiziksel olarak dışarı çıkmak anlamına gelmez. Yalnızca dinlemeyi bırakıp harekete geçmeyi anlatır; find ise yapılacak belirli işi gösterir.

Alıştırma

Bir geri dönüşüm dersinin sonunda konuşmacı “Go out and find three things at home that can be reused.” diyor. Bu cümlenin temel işlevi nedir?

  1. Dinleyicilere uygulayabilecekleri bir sonraki adımı vermek
  2. Konuşmacının dün ne yaptığını anlatmak
  3. Geri dönüşümün tanımını tekrarlamak
Cevabı göster

Dinleyicilere uygulayabilecekleri bir sonraki adımı vermek