Kameralara Yansıyan Kalp Krizleri: İngilizce çalışma notları

Inside Edition

Öğrenme zorluğu
1.075 kelime 192 kel/dk

Video özeti: Gerçek kalp acilleri, hızlı tepkinin ve belirsiz belirtileri fark etmenin hayat kurtarabileceğini gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. We're kind of used to it, Dil Bilgisi kapsamındadır: şu anda alışkın olmayı anlatan be used to ile geçmiş alışkanlığı anlatan used to ayrımını ve kind of sözünün ifadeyi nasıl yumuşattığını öğretir. 2. my heart literally goes out to you, bir Deyimdir: olağan empati ifadesini ve hayatta kalan kişinin kurtarıcısına teşekkür ederken kalp üzerinden yaptığı bilinçli kelime oyununu açıklar. 3. "a widow maker.", Gerçek Dünya Bağlamı sunar: çok tehlikeli bir kalp krizinin gayriresmî adını tanıtır ve yardımın neden acil olduğunu anlatır.

Bu derste

These heart attacks were caught on camera. Kalıp ifadeler

0:01

Bu kalp krizleri kameralara yansıdı.

Kalıp ifadeler

caught on camera: kameraya kaydedilmek

caught on camera bir olayın, kişinin veya eylemin kamerayla kaydedildiği anlamına gelir. Bu cümlede kalp krizlerinin gerçekleştiği anların kamera tarafından kaydedildiği anlatılır; caught burada “tutuklanmak” anlamına gelmez. Be caught on camera edilgen yapısı, kayda alınan olayı veya kişiyi öne çıkarır. Haberlerde, güvenlik görüntülerinde ve diğer medya anlatımlarında yaygındır. Camera yalnızca fotoğraf makinesini değil, video kamerasını veya güvenlik kamerasını da ifade edebilir.

Alıştırma

Burada caught on camera ne anlama geliyor? The suspect was caught on camera entering the warehouse.

  1. Kamera şüpheliyi kaydetti
  2. Şüpheli kameradan gizlendi
  3. Polis şüpheliyi tutukladı
Cevabı göster

Kamera şüpheliyi kaydetti

In 2024, this 83-year-old man collapsed at an ATM.

0:06

2024'te 83 yaşındaki bu adam bir ATM'nin önünde yere yığıldı.

15 seconds later,

0:11

On beş saniye sonra,

a woman arriving for work rushed into her office for help.

0:12

işe gelen bir kadın yardım istemek için ofisine koştu.

I immediately knew that through my office doors,

0:15

Ofisimin kapısından içeri girdiğimde

I'd have access to some of the world's best nurses, Kalıp ifadeler

0:18

dünyanın en iyi hemşirelerinden bazılarına ulaşabileceğimi hemen anladım

Kalıp ifadeler

have access to: bir kaynağa erişebilmek

have access to bir şeye ulaşma, onu kullanma veya elde etme olanağına, iznine ya da imkânına sahip olmak anlamına gelir. Burada konuşmacı, ofisinin kapılarından geçerek çok yetenekli hemşirelere ulaşabileceğini hemen anlamıştır. Bu ifade bir kaynağın kullanılabilir veya erişilebilir olduğunu vurgular. Yapı have access to + isim öbeğidir: have access to some of the world's best nurses. Burada access isim, to ise edattır; bu yüzden to kelimesinden sonra isim öbeği veya -ing biçimi gelir, fiilin yalın hâli gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle hedef yapı olan have access to ifadesini doğru kullanıyor?

  1. New members have access the online library.
  2. New members can access to the online library.
  3. New members have access to the online library.
Cevabı göster

New members have access to the online library.

and I ran inside and screamed for help.

0:21

ve içeri koşup yardım çağırdım.

Her colleague Whitney Ssinewitz jumped into action. Deyimler

0:24

İş arkadaşı Whitney Ssinewitz hemen harekete geçti.

Deyimler

jumped into action: hemen harekete geçmek

“jumped into action” hemen harekete geçmeye başlamak anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki jumped into fiziksel olarak zıplamayı anlatmaz; action bir sorunu çözmek için yapılan işleri ifade eder. Bu ifade, Whitney’nin sorunu öğrenir öğrenmez hızlı ve etkin biçimde karşılık verdiğini gösterir. Bir kişinin ya da ekibin sorunu öğrenmekten eyleme geçmeye hızla geçtiğini anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede jumped into action bir probleme hemen karşılık vermeyi anlatıyor?

  1. When the alarm rang, the staff jumped into action.
  2. When the alarm rang, the staff watched the action.
  3. When the alarm rang, the staff waited to take action.
  4. When the alarm rang, the staff jumped over the action.
Cevabı göster

When the alarm rang, the staff jumped into action.

When I heard Kaylee screaming for help,

0:27

Kaylee'nin yardım çığlıklarını duyduğumda

we ran it outside,

0:29

dışarı koştuk,

checked for a pulse, Kalıp ifadeler

0:31

nabzını kontrol ettik,

which I didn't feel,

0:32

ama ben nabız alamadım

and immediately started CPR.

0:33

ve hemen CPR'ye başladık.

Kalıp ifadeler

checked for a pulse: nabız olup olmadığını kontrol etmek

“checked for a pulse” tıbbi alanda kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. Checked “kontrol etti” demektir; for a pulse ise nabzın hissedilip hissedilmediğini, yani bu kalp atışı belirtisinin var olup olmadığını anlamaya çalışmayı anlatır. Bu cümlede konuşan kişi acil durumdaki bir adımı anlatıyor: nabzı hissedemediği için hemen CPR’a başladı. Bu ifade ilk yardım veya tıbbi değerlendirmeyi anlatırken kullanışlıdır.

Alıştırma

“Nabız olup olmadığını anlamak için kontrol etti” anlamını en iyi hangi ifade verir?

  1. checked for a pulse
  2. checked to a pulse
  3. checked on a pulse
  4. checked a pulse for
Cevabı göster

checked for a pulse

Incredibly,

0:35

İnanılmaz bir şekilde,

the man's medical emergency was next to an office

0:35

adamın tıbbi acil durum yaşadığı yer bir ofisin hemen yanıydı.

filled with nurse practitioners from Northwell Health on Long Island. Kültür

0:38

O ofis, Long Island'daki Northwell Health'in uzman hemşireleriyle doluydu.

Kültür

nurse practitioners: ileri düzey klinik bir rol

Bu cümlede nurse practitioners, ileri düzey uygulama hemşirelerini ifade eder: ek eğitim almış ve hastaları değerlendirebilen klinik uzmanlardır; eyalet yasalarına bağlı olarak tanı koyabilir, tetkik isteyebilir, reçete yazabilir veya tedavi uygulayabilirler. Çoğul biçim, ofiste bu türden birkaç uzmanın bulunduğunu gösterir. Bu unvan, genel nurse sözcüğünden daha özeldir ve daha ileri bir klinik düzeye işaret eder. Burada, yakındaki kişilerin tıbbi bir acil durumu fark edip müdahale edebilmesinin nedenini anlamaya yardımcı olur; onların doktor olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Aşağıdaki tanımlardan hangisi nurse practitioner ifadesini doğru kullanır?

  1. nurse practitioner: hastanedeki her hemşire için kullanılan başka bir ad
  2. nurse practitioner: bir sağlık ofisinde çalışan resepsiyon görevlisi
  3. nurse practitioner: hastaları değerlendirebilen ve tedavi edebilen ileri düzey klinik uzman
Cevabı göster

nurse practitioner: hastaları değerlendirebilen ve tedavi edebilen ileri düzey klinik uzman

We're kind of used to it in a hospital setting, Dilbilgisi

0:42

Hastane ortamında buna biraz alışkınız,

but this was a little shocking being in an office where we don't see patients.

0:44

ama hasta görmediğimiz bir ofiste yaşanınca biraz sarsıcı oldu.

Dilbilgisi

We're kind of used to it: be used to + isim veya -ing biçimi

We're kind of used to it cümlesinde used to, bir şeye alışkın olmayı ifade eden sıfat görevli bir yapıdır. It, konuşulan türdeki tıbbi acil duruma gönderme yapar; yani konuşan kişi hastane çalışanlarının böyle durumlarla ilgilenmeye oldukça alışkın olduğunu söylüyor. Yapı be used to + isim, zamir veya -ing biçimidir: We're used to it. Kind of konuşma dilinde kullanılan ve biraz ya da aşağı yukarı anlamı veren bir yumuşatıcıdır; ifadeyi daha az kesin hâle getirir. Buradaki to edattır, mastar belirteci değildir.

Alıştırma

Konuşanın artık buna alışkın olduğunu, geçmişteki bir alışkanlığı anlatmadığını ifade eden cümle hangisidir?

  1. I used to work online.——Eskiden çevrim içi çalışırdım.
  2. I'm getting used to working online.——Çevrim içi çalışmaya alışıyorum.
  3. I'm used to working online now.——Artık çevrim içi çalışmaya alışkınım.
Cevabı göster

I'm used to working online now.——Artık çevrim içi çalışmaya alışkınım.

Nurse Samantha Kovich took over chest compressions. Öbek fiiller

0:49

Hemşire Samantha Kovich göğüs kompresyonlarını devraldı.

Öbek fiiller

took over: bir görevi birinden devralmak

Bu cümlede took over, “başka birinin yerine geçti ve onun yapmakta olduğu görevi sürdürdü” anlamına gelir. Samantha göğüs kompresyonlarına başladı; böylece önceki kurtarıcı durabildi veya dinlenebildi. take over + görev ya da rol yapısı, sorumluluğun devredilmesine odaklanır. Her zaman bir şirketin veya kuruluşun kontrolünü ele geçirmek anlamına gelmez; anlamı nesne ve bağlam belirler.

Alıştırma

Görev devrini tamamlamak için take over ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimini kullanın: When the first technician's shift ended, Priya ____ the system checks.

Cevabı göster

took over

So,

0:52

Ben de

I got down,

0:52

hemen yere çöktüm,

you know,

0:53

hani,

on the floor with Whitney,

0:53

Whitney'nin yanına,

um,

0:55

şey,

to help

0:55

ona yardım edip

trade off CPR cuz it is tiring. Öbek fiiller

0:57

yorucu olduğu için CPR'yi dönüşümlü yapmak üzere.

Öbek fiiller

trade off: yorucu bir görevi sırayla yapmak

Burada trade off, “bir görevi sırayla yapmak” anlamına gelen bir deyimsel fiildir. İki hemşire CPR uygulamasını sırayla yapar; böylece ikisinden biri hiç ara vermeden devam etmek zorunda kalmaz. Trade off CPR ifadesi konuşma diline özgüdür ve CPR'ı bir nesne gibi takas etmek değil, bu görevde sırayla yer almak anlamına gelir. Daha açık yapılar trade off doing CPR veya trade off with each other şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümlede trade off, “bir görevi sırayla yapmak” anlamında fiil olarak kullanılmıştır?

  1. The two nurses traded off doing chest compressions every two minutes.
  2. There is a trade-off between lower cost and higher quality.
  3. The manager took over the project after Lee resigned.
Cevabı göster

The two nurses traded off doing chest compressions every two minutes.

Nurse Christina Ferrell,

0:59

Hemşire Christina Ferrell:

I ran into the office and grabbed the defibrillator,

1:01

Ofise koşup defibrilatörü aldım,

which was luckily in one of the rooms closest to the door.

1:04

neyse ki kapıya en yakın odalardan birindeydi.

She delivered an electric shock to his heart in hopes of restoring the heartbeat. Kalıp ifadeler

1:07

Kalbinin yeniden atmasını umarak kalbine elektrik şoku verdi.

Kalıp ifadeler

Deliver an electric shock: deliver fiilinin “uygulamak” anlamı

Bu cümlede deliver, “bir şeyi bir yere teslim etmek” değil, “uygulamak” veya “vermek” anlamındadır. deliver an electric shock ifadesi, kontrollü bir elektrik akımının hastaya uygulanmasını anlatır. Bu resmî tıbbi ve teknik eşdizim, şoku uygulayan eyleme ya da cihaza odaklanır. Yapı şöyledir: deliver + an electric shock + to + kişi veya vücut bölgesi.

Alıştırma

Cümleyi “kontrollü bir elektrik akımı uyguladı” anlamındaki resmî tıbbi eşdizimle tamamlayın: The medic ____ to the patient's chest.

Cevabı göster

delivered an electric shock

Kalıp ifadeler

Beklenen sonucu anlatan in hopes of + -ing

In hopes of, bir eylemi yapmaya yönelten istenen sonucu belirtir. Burada elektrik şoku, kalp atışını yeniden başlatma umuduyla uygulanır; ifade, sonucun gerçekten gerçekleştiğini söylemez. Yapı şöyledir: in hopes of + isim veya -ing biçimi: in hopes of restoring. -ing eyleminin öznesi normalde bağlamdan anlaşılır ve çoğu zaman ana eylemi yapan kişi ya da gruptur.

Alıştırma

Cümleyi “bu sonucu elde etmeyi umarak” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Maya took an earlier train ____ arriving before the meeting started.

Cevabı göster

in hopes of

I have an ER background. Kelime

1:11

Acil servis geçmişim var.

Kelime

Acil serviste deneyim sahibi olmak

ER, emergency room ifadesinin baş harflerinden oluşan yaygın bir kısaltmadır. Bu nedenle iki harf ayrı ayrı telaffuz edilir: /ˌiː ˈɑr/. Bu cümlede have an ER background, acil servisle ilgili eğitim veya iş deneyimine sahip olmak anlamına gelir. Buradaki background, kişinin genel mesleki geçmişini anlatır; kişinin arkasındaki görsel arka planı anlatmaz. Konuşan kişi acil müdahalelere neden aşina olduğunu açıklıyor. Cümle tek başına kişinin hâlâ acil serviste çalıştığını göstermez.

Alıştırma

Bu bağlamda I have an ER background ne anlama gelir?

  1. ER'nin konuşan kişinin adı olması
  2. Resimde acil servis odasının arkamda olması
  3. Acil serviste eğitim almış veya çalışmış olmak
Cevabı göster

Acil serviste eğitim almış veya çalışmış olmak

I just switched off with the girls when they needed. Öbek fiiller

1:12

Kızlar ihtiyaç duydukça onlarla nöbetleşe devam ettim.

Öbek fiiller

Switched off with ile sırayla görev yapmak

Bu cümlede switched off with the girls, konuşan kişinin diğer kadınlarla veya hemşirelerle görev değişimi yaptığını anlatır. Onların dinlenmeye ihtiyacı olduğunda görevi devralmıştır; bu yüzden switched off burada bir şeyi kapatmak değil, görevi devretmek ve sırayla yapmak anlamındadır. Bu, switch off with someone ifadesinin konuşma diline ait ve bağlama bağlı bir kullanımıdır. Yapılan göreve ve kimlerin dahil olduğuna bakarak ifadeyi sırayla yapmak veya sorumluluğu paylaşmak şeklinde anlamak gerekir.

Alıştırma

Omar and I switched off with each other at the information desk cümlesinde switched off with each other, bilgi masasını kapattığımız anlamına mı gelir?

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

They revived him,

1:15

Onu hayata döndürdüler

and paramedics arrived.

1:16

ve paramedikler geldi.

Thanks to these heroes who were in the right place at the right time. Deyimler

1:17

Her şey, doğru zamanda doğru yerde olan bu kahramanlar sayesinde oldu.

Deyimler

in the right place at the right time: doğru yerde doğru zamanda

Bu cümlede in the right place at the right time, yardımın gerektiği kritik anda uygun bir yerde bulunmak anlamına gelir. Bu ifade yalnızca sağ tarafta bulunmayı değil, yerin ve zamanın şans eseri tam olarak uygun olmasını vurgular. İnsanları, araçları veya olayları, ihtiyaç duyuldukları yerde ve zamanda işe yaradıklarında anlatabilir. Burada kahramanlar tehlike anında kişinin yakınında oldukları için yardım edebilmiştir.

Alıştırma

Bu cümlede in the right place at the right time neyi vurguluyor?

  1. Bir yerin sağ tarafında bulunmak
  2. Yardıma ihtiyaç duyulduğunda uygun bir yerde bulunmak
  3. Kimsenin yardıma ihtiyacı olmasa bile erken gelmek
Cevabı göster

Yardıma ihtiyaç duyulduğunda uygun bir yerde bulunmak

He didn't have a pulse,

1:21

Nabzı yoktu,

so if if no one found him, Dilbilgisi

1:22

yani kimse onu bulmasaydı

he would have died.

1:23

hayatını kaybederdi.

Dilbilgisi

if no one found him, he would have died: geçmişte gerçekleşmemiş bir koşul

Vurgulanan bölüm, geçmişte gerçekleşmemiş bir koşulu ve bu koşul gerçekleşseydi ortaya çıkacak geçmişteki sonucu anlatır. Anlamı şudur: Gerçekte gerçekleşen kurtarma olmasaydı ölmüş olurdu. Konuşmacı, birinin onu bulduğu gerçek durumla hayal edilen sonucu karşılaştırır. Özenli standart İngilizcede bu yapı genellikle If no one had found him, he would have died şeklinde kurulur. Sonuç cümlesindeki would have + past participle, o geçmiş durumda ne olacağını gösterir. Videodaki ifadede if sonrasında found kullanılmıştır, ancak karşı-olgusal anlam yine de açıktır.

Alıştırma

Gerçekleşmemiş bir geçmiş durumu ve onun hayali sonucunu doğru anlatan cümle hangisidir?

  1. If no one had called for help, the hiker would have died.
  2. If no one had called for help, the hiker would die.
  3. If no one called for help, the hiker will die.
Cevabı göster

If no one had called for help, the hiker would have died.

Big thank you.

1:25

Çok teşekkür ederim.

Thank you.

1:25

Teşekkürler.

Daniel Greco and his wife Bonnie later met the team

1:26

Daniel Greco ve eşi Bonnie daha sonra ekiple tanıştı.

that saved his life

1:29

Bu ekip onun hayatını kurtarmıştı.

as he recovered from triple bypass heart surgery. Kültür

1:30

O sırada Daniel, üçlü koroner baypas ameliyatından sonra iyileşiyordu.

Kültür

triple bypass heart surgery: tek ameliyatta üç bypass yolu

“Triple bypass heart surgery”, cerrahların kanın daralmış veya tıkanmış koroner damarların çevresinden akması için üç yeni yol oluşturduğu koroner bypass ameliyatıdır. Burada “triple”, tek bir ameliyatta oluşturulan üç bypass yolunu sayar. Hastanın üç ayrı kalp ameliyatı geçirdiği anlamına gelmez. “Bypass” burada bir şeyi atlamak değil, kan akışını başka bir yola yönlendirmek anlamındadır.

Alıştırma

“Triple bypass heart surgery” ifadesindeki “triple” ne anlama gelir?

  1. Tek bir kalp ameliyatında üç bypass yolu oluşturulur.
  2. Hasta üç ayrı kalp ameliyatı geçirir.
  3. Cerrah hastanenin üç kuralını atlar.
Cevabı göster

Tek bir kalp ameliyatında üç bypass yolu oluşturulur.

It's

1:33

Bu

a miracle.

1:35

bir mucize.

I see it,

1:35

Gözlerimle görüyorum

and I I still don't believe it.

1:36

ama hâlâ inanamıyorum.

I don't know how you could thank people,

1:38

O insanlara nasıl teşekkür edeceğinizi bilmiyorum,

that

1:40

öyle insanlar ki

save your life.

1:42

hayatınızı kurtarıyorlar.

It was so wonderful to see him to

1:43

Onu görmek,

hug him and meet him for the first time.

1:45

ona sarılmak ve onunla ilk kez tanışmak harikaydı.

During a 2016 high school volleyball game,

1:50

2016'daki bir lise voleybol maçı sırasında

one of the players suddenly collapsed.

1:53

oyunculardan biri aniden yere yığıldı.

You can hear when she hit the hardwood floor.

1:55

Ahşap zemine düştüğü anın sesi duyuluyor.

Teen was in full cardiac arrest, Kelime

2:00

Genç kızın kalbi tamamen durmuştu,

so a coach performed CPR. Kalıp ifadeler

2:02

bu yüzden bir antrenör CPR uyguladı.

Kelime

full cardiac arrest: tam kalp durmasını vurgular, kalp kriziyle aynı değildir

“Cardiac arrest”, kalbin kanı etkili biçimde pompalamayı bıraktığı anlamına gelir. Bu nedenle kişinin etkili kan dolaşımı kalmaz ve CPR gibi acil yardıma hemen ihtiyaç duyulur. Bu haber cümlesinde “full” vurgu ekleyerek gencin tam kalp durması yaşadığını belirtir. Kalp durması ile kalp krizi aynı şey değildir. Kalp krizi genellikle kalp kasına giden kan akışının tıkanmasıyla başlar. Bazen kalp durmasına yol açabilir, ancak bu iki terim farklı durumları adlandırır.

Alıştırma

Cardiac arrest ile heart attack arasındaki farkı hangi ifade doğru açıklar?

  1. Heart attack her zaman kalbin tamamen durduğu anlamına gelir.
  2. Cardiac arrest ve heart attack tamamen aynı durumun iki farklı adıdır.
  3. Cardiac arrest, etkili pompalamanın kaybolmasıdır; heart attack ise genellikle kalp kasına giden kan akışının tıkanmasıdır.
Cevabı göster

Cardiac arrest, etkili pompalamanın kaybolmasıdır; heart attack ise genellikle kalp kasına giden kan akışının tıkanmasıdır.

Kalıp ifadeler

performed CPR: CPR uygulamak için standart kalıp

Bu cümlede performed CPR, kalp-akciğer canlandırması yapmak veya CPR uygulamak anlamına gelir. Perform, bu eylemi tıbbi, acil durum ya da haber bağlamlarında anlatan standart fiildir; burada sahnede gösteri yapmak anlamında değildir. Birinin CPR'ı gerçekten uyguladığını bildirmek istediğinde perform + CPR kalıbını kullanabilirsin. Bu ifade, gencin kalbi durduktan sonra yapılan müdahaleyi vurgular.

Alıştırma

Kalp-akciğer canlandırması yapmak anlamında, rapor diline uygun standart kalıp hangisidir?

  1. gave CPR
  2. did CPR
  3. performed CPR
Cevabı göster

performed CPR

Then school administrator Julie Sermons rushed in with a defibrillator.

2:04

Ardından okul yöneticisi Julie Sermons bir defibrilatörle koşarak geldi.

Life started to come back,

2:08

Yaşam belirtileri geri dönmeye başladı,

um,

2:10

şey,

in her,

2:11

onda yeniden belirdi

and it was

2:12

ve bunu görmek

it was wonderful to see.

2:13

harikaydı.

I had pain down my left arm,

2:15

Sol koluma yayılan bir ağrı vardı

and my heart felt like it was working really hard,

2:18

ve kalbim çok zorlanıyormuş gibi hissediyordum,

but I just assumed I was out of shape. Deyimler

2:22

ama sadece formsuz olduğumu düşündüm.

Deyimler

out of shape: fiziksel kondisyon, vücut şekli değil

Out of shape, genellikle az egzersiz nedeniyle fiziksel olarak zinde veya iyi kondisyonda olmamak anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede konuşan kişi, vücudunda hissettiği zorlanmayı fiziksel kondisyon eksikliği olarak yorumluyor; vücudunun biçiminin değiştiğini anlatmıyor. Bu ifade dayanıklılığın, gücün veya antrenman durumunun düşük olduğunu belirtebilir. Tek başına kilolu ya da ciddi biçimde hasta olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

“Fiziksel olarak zinde olmamak” anlamını vermek için aşağıdaki cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? After months without exercise, I got tired climbing the stairs because I was ___

  1. in bad shape
  2. out of shape
  3. overweight
Cevabı göster

out of shape

Desperately praying.

2:24

Çaresizce dua ediyordum.

It was 4 and 1/2 minutes.

2:26

Dört buçuk dakika sürdü.

I mean,

2:27

Yani,

it was a long time to watch them

2:28

onları o kadar uzun süre

doing compressions,

2:29

kompresyon yaparken izlemek çok zordu

and definitely we thought we'd lost her. Kelime

2:31

ve kesinlikle onu kaybettiğimizi sandık.

Kelime

we'd lost her. — birinin öldüğünü düşünmeyi anlatan örtmece

Bu acil durum bağlamında lose someone, birinin öldüğünü söylemenin daha yumuşak ve örtük bir yoludur. Bu yüzden we thought we'd lost her, “onun öldüğünü düşündük” anlamına gelir; kurtarma ekibinin onu kaybettiği ya da yalnızca onunla bağlantısını yitirdiği anlamına gelmez. Buradaki we'd, we had kısaltmasıdır. Past perfect, varsayılan ölümün onların bunu düşündüğü geçmiş andan daha önce gerçekleşmiş olduğunu gösterir.

Alıştırma

İngilizce “After the monitor went flat, we thought we'd lost him.” cümlesinde “lost him” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Onun öldüğünü düşündük.
  2. Onu bir an gözden kaybettik.
  3. Onu başka bir odaya taşıdık.
  4. Adını hatırlayamadık.
Cevabı göster

Onun öldüğünü düşündük.

Feel good.

2:33

İyi hissediyorum.

Better than before.

2:34

Eskisinden daha iyi.

In 2019,

2:35

2019'da,

this friendly pickup hockey game suddenly turned when one of the players collapsed from a massive heart attack. Kelime

2:38

dostça yapılan bu amatör hokey maçı, oyunculardan biri ağır bir kalp krizi geçirip yere yığılınca bir anda değişti.

Kelime

pickup hockey game — oyuncuların düzenlediği gayriresmî maç

pickup hockey game, profesyonel ya da lig takvimine bağlı bir maçtan farklı olarak oyuncuların kendi aralarında gayriresmî biçimde düzenlediği bir hokey maçıdır. Burada pickup sıfat olarak kullanılır ve resmî takım yapısı olmayan, geçici ve rahat bir maçı anlatır. Kuzey Amerika spor İngilizcesinde pickup, insanların bir araya gelip takımları oluşturduğu ve eğlenmek için oynadığı fikrini taşır. Burada bir pickup kamyoneti ya da pick up fiil öbeği anlamında değildir.

Alıştırma

Lig takvimi olmadan insanların parkta rahatça düzenlediği bir futbol maçını en iyi hangi ifade anlatır?

  1. a team scrimmage
  2. a league soccer game
  3. a tournament final
  4. a pickup soccer game
Cevabı göster

a pickup soccer game

A player from the opposing team then took charge. Kalıp ifadeler

2:47

Ardından rakip takımdan bir oyuncu kontrolü ele aldı.

Kalıp ifadeler

took charge: durumu yönetmeye başlamak

“took charge” ifadesinde took, take fiilinin geçmiş zamanıdır; charge ise burada kontrol veya sorumluluk anlamına gelir. Oyuncu öne çıkıp durumu üstlenmiş ve neler yapılacağını yönetmeye başlamıştır. Buradaki anlam ücret almak, elektrik yükü veya birini suçlamak değildir. take charge, yalnızca yardım etmeyi değil, sorumluluk alıp aktif biçimde liderlik etmeyi anlatır. Bu yapı bir görevi, ekibi veya acil bir durumu yönetmeye başlamak için de kullanılabilir.

Alıştırma

take charge ifadesinin geçmiş zamanını kullanarak cümleyi tamamlayın: During the crisis, the senior nurse ____ and directed everyone.

Cevabı göster

took charge

He did not receive immediate attention,

2:49

Hemen müdahale edilmeseydi

he probably would not be with us right now.

2:52

muhtemelen şu anda aramızda olmazdı.

As luck would have it, Deyimler

2:53

Şansına,

he was an emergency room physician.

2:54

o bir acil servis doktoruydu.

Deyimler

As luck would have it: şanslı bir tesadüfü anlatıya katmak

As luck would have it, tesadüfen gerçekleşen ve sonunda yararlı ya da şanslı bir sonuç doğuran bir olayı tanıtmak için kullanılan kalıplaşmış bir anlatım ifadesidir. Bu cümlede önemli olan tesadüf, o kişinin acil servis doktoru olmasıdır. Bu ifade, bilgiyi yalnızca Luckily diyerek söylemek yerine, hikâyede doğru zamanda ortaya çıkan bir ayrıntı gibi sunar. Sonuç can sıkıcı olduğunda ironik biçimde de kullanılabilir; bu nedenle şansın gerçekten iyi olup olmadığını bağlam belirler.

Alıştırma

Bir hikâyede şanslı bir tesadüfü tanıtmak için hangi başlangıç en uygundur?

  1. Luckily, the spare key was in the drawer.
  2. By chance, the spare key was in the drawer.
  3. As luck would have it, the spare key was in the drawer.
Cevabı göster

As luck would have it, the spare key was in the drawer.

We administered that shock,

2:58

O şoku uyguladık,

and administered a little bit more CPR for another minute and a half,

3:00

ardından bir buçuk dakika daha CPR yaptık

and then he started breathing on his own. Kalıp ifadeler

3:04

ve sonra kendi kendine nefes almaya başladı.

Kalıp ifadeler

on his own: yardım almadan kendi başına

Burada on his own, “başka bir kişi ya da makine gerekli yardımı sağlamadan” anlamına gelir. CPR sonrasında kendiliğinden ve yardımsız solunumun geri döndüğünü belirtir; yalnızca fiziksel olarak tek başına olduğunu söylemez. Kalıp on + iyelik belirleyicisi + own şeklindedir: on my own, on your own, on her own. Genellikle bir eylemin veya bedensel işlevin bağımsız olarak gerçekleştiğini gösterir.

Alıştırma

“Yardım almadan” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the breathing tube was removed, he began breathing ____.

Cevabı göster

on his own

The guys were skating the EMS guys out at full speed hanging on to their arms.

3:07

Oyuncular, sağlık görevlilerini kollarından tutup buzun üzerinde son hızla götürüyordu.

I was looking up at Dr. Bryant and

3:11

Dr. Bryant'a ve

first responder EMS guy that was in the ambulance,

3:14

ambulansta bulunan ilk müdahale görevlisine bakıyordum.

and I had my hockey gear on and two unmatching socks,

3:17

Üzerimde hokey ekipmanlarım, ayağımda da birbirini tutmayan iki çorap vardı;

so I didn't know I was going to be going for an ambulance right that day.

3:20

o gün ambulansa bineceğimi hiç düşünmemiştim.

The chances of having a cardiac arrest,

3:23

Kalp durması yaşama ihtimali zaten düşük,

but having it 10 yards away from an emergency room doctor in an ice rink that's equipped with a defibrillator, Kalıp ifadeler

3:26

ama bunun defibrilatör bulunan bir buz pistinde, acil servis doktoruna yalnızca 10 yard mesafede olması...

I'm just I'm a blessed man,

3:32

Ben gerçekten kutsanmış biriyim

and I'm very,

3:33

ve çok,

very lucky.

3:34

çok şanslıyım.

Kalıp ifadeler

equipped with a defibrillator: defibrilatörle donatılmış

equipped with a defibrillator ifadesinde equipped with, “mekânın kaynaklarının bir parçası olarak bir defibrilatöre sahip veya defibrilatör sağlanmış” anlamına gelir. İfade, cihazı kimin kullandığını değil, buz pistinde hangi cihazın bulunduğunu anlatır. Belirli bir amaç için hazır bulunan ekipmanları, araçları veya özellikleri belirtmek üzere be equipped with + isim yapısını kullanın.

Alıştırma

equipped sözcüğünün doğru biçimini ve gerekli edatı kullanarak cümleyi tamamlayın: The rescue boat is ____ emergency radios.

Cevabı göster

equipped with

In 2022,

3:38

2022'de,

a referee wobbled and collapsed during a basketball game in upstate New York.

3:39

New York eyaletinin kuzeyindeki bir basketbol maçında hakem sendeleyip yere yığıldı.

A player ran to the ref's side and performed chest compressions.

3:43

Bir oyuncu hakemin yanına koşup göğüs kompresyonlarına başladı.

I run towards the emergency, Anlatım akışı

3:47

Ben acil duruma doğru koşarım,

I don't run away from him.

3:48

ondan kaçmam.

Anlatım akışı

run towards ... run away from: zıt yönlerle güçlü karşıtlık

Konuşmacı, paralel bir yapı kurarak güçlü bir karşıtlık oluşturuyor: run towards + bir tehlike ya da sorun, onunla yüzleşmek veya ilgilenmek için ona doğru hareket etmek demektir; run away from + bir kişi ya da şey ise ondan kaçmak veya onu görmezden gelmek demektir. I run ... I don't run ... tekrarları, konuşmacının tavrını açık ve vurgulu hale getirir. Bu sahnede ilk cümle, acil durumu aktif olarak yaklaşılması gereken bir şey gibi sunar. İkinci cümledeki him zamiri bir kişiyi ifade eder; emergency için kullanılmaz. Hareket fiilini zıt yön ifadeleriyle tekrarlamak, güçlü ve net bir karşıtlık kurmaya yarar.

Alıştırma

Bu cümle esas olarak ne anlatıyor?

  1. Konuşmacı acil durumun ortadan kalkmasını bekliyor.
  2. Konuşmacı acil durumla yüzleşiyor, ondan kaçmıyor.
  3. Konuşmacı acil duruma neden oluyor ve sonra kaçıyor.
Cevabı göster

Konuşmacı acil durumla yüzleşiyor, ondan kaçmıyor.

25-year-old Miles Copeland was a firefighter with the Toledo,

3:50

25 yaşındaki Miles Copeland, Toledo,

Ohio Fire Department.

3:53

Ohio İtfaiye Departmanında görev yapan bir itfaiyeciydi.

I just don't happen to feel a pulse. Dilbilgisi

3:55

Nabzını hissedemiyordum.

Dilbilgisi

I just don't happen to feel a pulse cümlesinde happen to + fiil

happen to + fiilin yalın hâli yapısında happen to, kişinin eyleme neden olduğu veya eylemi yapmak istediği anlamına gelmez. Eylemi tesadüfi ya da ikincil bir gerçek olarak sunar ve ifadeyi daha az keskin hâle getirebilir. Burada I just don't happen to feel a pulse, konuşmacının o anda nabız algılamadığını anlatır. feel a pulse ifadesi tıbbi eylemin tamamını belirtir; happen to, feel kelimesinin anlamını değiştirmeden bildirimin tonunu yumuşatır.

Alıştırma

Hangi cümlede happen to, ikincil bir gerçeği yumuşatılmış biçimde sunmak için kullanılmıştır?

  1. I don't happen to know the answer, but I can check.
  2. I can feel the pulse clearly with two fingers.
  3. I want to know the answer before I choose.
Cevabı göster

I don't happen to know the answer, but I can check.

I don't he's not breathing.

3:57

Hayır... nefes almıyordu.

In the stands was the ref's fiancee Donna.

3:59

Tribünlerde hakemin nişanlısı Donna vardı.

I mean,

4:02

Yani,

he he was gone.

4:02

o... o gitmişti.

I mean,

4:03

Yani,

that's the fear.

4:03

korkumuz buydu.

So,

4:04

O yüzden

my only hope was that they could bring him back. Öbek fiiller

4:04

tek umudum onu geri getirebilmeleriydi.

Öbek fiiller

bring him back. — birini hayata döndürmek veya bilincini geri getirmek

Kurtarma veya tıbbi müdahale bağlamında bring him back, onu hayata döndürmek ya da bilincini yeniden kazanmasını sağlamak anlamına gelir. Buradaki back bir yere geri götürmeyi değil, önceki canlı veya bilinçli duruma dönüşü anlatır. Yapı bring + nesne + back şeklindedir: bring him back. Cümle, müdahale sonucunda ulaşılması umulan durumu anlattığı için ifade “diriltmek” veya “kendine getirmek” anlamı taşır.

Alıştırma

Bir kurtarma hikâyesinde hastada yaşam belirtisi yok. Bu bağlamda bring him back ne anlama gelir?

  1. Onu hayata döndürmek veya bilincini yerine getirmek
  2. Onu daha önce ziyaret ettiği bir yere götürmek
  3. Eşyalarını ona geri vermek
Cevabı göster

Onu hayata döndürmek veya bilincini yerine getirmek

For 30 minutes,

4:07

30 dakika boyunca,

Copeland worked to get 61-year-old John Sculley's heart going again. Dilbilgisi

4:07

Copeland, 61 yaşındaki John Sculley'nin kalbini yeniden çalıştırmaya uğraştı.

Dilbilgisi

get 61-year-old John Sculley's heart going again. — get + nesne + -ing

get 61-year-old John Sculley's heart going again ifadesinde get + nesne + -ing, nesnenin bir etkinliğe veya çalışma durumuna başlamasını ya da yeniden dönmesini sağlamak anlamına gelir. Burada nesne John Sculley'nin kalbidir; going “çalışmak” veya “atmak” anlamındadır, bir yere gitmek anlamında değildir. Again, önceki çalışma durumuna dönüşü gösterir. Yapının tamamı Copeland'ın çabasını değişikliğe yol açan neden olarak sunar: kalbin yeniden çalışmasını sağlamak için uğraşmıştır.

Alıştırma

“Bir şeyin yeniden çalışmasını sağlamak” anlamında get + object + -ing yapısını kullanan cümle hangisidir?

  1. The technician got the printer back to the office.
  2. The technician got the printer to the office again.
  3. The technician got the printer running again.
Cevabı göster

The technician got the printer running again.

It was an eternity. Deyimler

4:11

Sonsuzluk gibiydi.

Deyimler

an eternity: son derece uzun gelen bir bekleyiş

Burada an eternity, bilinçli bir abartıdır. Bekleyişin son derece uzun ve dayanılması zor geldiği anlamına gelir; gerçekten sonsuza kadar sürdüğü anlamına gelmez. Zamanla ilgili aşırı ifadeler, ölçülebilir bir süreden çok kişinin öznel deneyimini anlatabilir. Hikâyelerde ve konuşmalarda an eternity çoğu zaman kaygı, sıkıntı veya beklemenin verdiği eziyeti aktarır.

Alıştırma

“The test results took only twenty minutes, but it felt like an eternity,” cümlesinde “an eternity” ne anlama gelir?

  1. Bekleyişin kesin süresi bir yıldı.
  2. Bekleyiş gerçekten sonsuza kadar sürdü.
  3. Bekleyiş son derece uzun geldi.
Cevabı göster

Bekleyiş son derece uzun geldi.

And watching your loved one's chest get pumped like that,

4:12

Sevdiğiniz insanın göğsünün böyle pompalanmasını izlemek

it's terrorizing.

4:15

dehşet verici.

And they finally came out and said,

4:17

Sonunda dışarı çıkıp

he's back. Kelime

4:19

“Geri döndü,” dediler.

You know,

4:19

Hani,

he's talking,

4:20

konuşuyordu,

he's alert.

4:21

bilinci açıktı.

Kelime

he's back: bir yere dönmedi, yeniden tepki veriyor

Burada he's back, onun bilincini yeniden kazandığı ve tekrar tepki verdiği anlamına gelir. Ardından gelen he's talking ve he's alert ayrıntıları, back sözcüğüne burada iyileşme anlamını verir. Be back çoğu zaman “geri dönmüş olmak” demektir, ancak neyin geri geldiği bağlama bağlıdır. Bir kişinin varlığı, dikkati, normal durumu veya tepki verme yetisi geri dönmüş olabilir; ifade her zaman bir yere doğru hareketi anlatmaz.

Alıştırma

Bir doktor, “He's talking, he's alert—he's back.” diyor. Burada “he's back” ne anlama gelir?

  1. Yeniden tepki veriyor.
  2. Binaya geri döndü.
  3. Sırtı yaralandı.
Cevabı göster

Yeniden tepki veriyor.

He was kind of jokingly saying that he was going to go just back in and wreck the rest of the game.

4:21

Şakayla karışık, geri dönüp maçın geri kalanını mahvedeceğini söylüyordu.

A young man who never saw the team

4:27

Takımı daha önce hiç görmemiş genç bir adam

was just skating by

4:31

öylece patenle geçiyordu;

stepped in Öbek fiiller

4:34

araya girdi

and saved our lives.

4:35

ve hayatımızı kurtardı.

Öbek fiiller

step in: yardıma ihtiyaç olduğunda müdahale etmek

Bu cümlede stepped in, “yardım gerektiğinde müdahale edip harekete geçti” anlamına gelir. Step in öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir; yalnızca fiziksel olarak bir adım atmayı anlatmaz. Bu ifade genellikle birinin yardım etmek, bir sorunu durdurmak veya geçici olarak kontrolü ele almak için zor ya da acil bir duruma girmesini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi step in ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When the referee fell, another official ____ and stopped the game.

Cevabı göster

stepped in

Myles,

4:37

Myles,

my heart literally goes out to you Deyimler

4:39

tüm kalbimle sana minnettarım

for saving my life.

4:42

çünkü hayatımı kurtardın.

Deyimler

my heart literally goes out to you: deyim ve kalple ilgili söz oyunu

My heart goes out to you, genellikle acı çeken birine derin bir duygudaşlık ifade eden kalıplaşmış bir deyimdir. Normalde kalbin gerçekten bir yere hareket ettiğini anlatmaz. Burada for saving my life cümleyi minnettarlık yönüne çevirirken literally sözcüğü kasıtlı olarak konuşanın gerçek kalp rahatsızlığını hatırlatır. Deyimsel anlam ile kalple ilgili bağlamın çatışması samimi ama eğlenceli bir söz oyunu yaratır.

Alıştırma

“My heart literally goes out to you for saving my life,” cümlesindeki ifadeyi eğlenceli yapan nedir?

  1. Dinleyenden daha sonra tıbbi yardım sağlamasını nazikçe ister.
  2. Bir duygudaşlık deyimini içten teşekkür olarak kullanır ve gerçek bir kalp rahatsızlığına gönderme yapar.
  3. Konuşanın kalbinin fiziksel olarak bedeninden çıktığını söyler.
Cevabı göster

Bir duygudaşlık deyimini içten teşekkür olarak kullanır ve gerçek bir kalp rahatsızlığına gönderme yapar.

You are my hero.

4:44

Sen benim kahramanımsın.

It really makes me feel feel really good.

4:46

Bu sayede kendimi gerçekten çok ama çok iyi hissediyorum.

I love him.

4:49

Onu seviyorum.

You know,

4:49

Yani,

I'm his biggest fan he's ever going to have in this world.

4:49

bu dünyada sahip olacağı en büyük hayranı benim.

Did you feel like you stood up?

4:55

Ayağa kalkmış gibi hissettin mi?

Yes,

4:57

Evet,

sit down.

4:57

otur.

In March of 2025,

4:58

Mart 2025'te,

53-year-old Jeff Goss and his wife Michelle were headed to an Arizona Cardinals football game when their living room surveillance camera caught his medical emergency. Kalıp ifadeler

5:00

53 yaşındaki Jeff Goss ve eşi Michelle, Arizona Cardinals'ın bir Amerikan futbolu maçına gitmek üzereyken oturma odalarındaki güvenlik kamerası Jeff'in geçirdiği tıbbi acil durumu kaydetti.

Kalıp ifadeler

were headed to ... Arizona Cardinals Amerikan futbolu maçı

Bu cümlede were headed to, be headed to yapısının geçmiş zaman biçimidir. Bu ifade bir varış noktasını gösterir; yani maça doğru gidiyorlardı ya da oraya gitmek üzere yola çıkmışlardı. İfade, varış noktasını öne çıkarır ve yolculuğu onu kesintiye uğratan olayın öncesi olarak kurar. Buradaki headed, 'liderlik etti' anlamına gelmez ve kafayı kullanmakla ilgili değildir.

Alıştırma

Bir çiftin maça doğru giderken yolculuğunun kesildiğini en iyi hangi cümle gösterir?

  1. The couple were watching the game when their car broke down.
  2. The couple were worried about the game after their car broke down.
  3. The couple were headed to the game when their car broke down.
Cevabı göster

The couple were headed to the game when their car broke down.

Jeff came out saying he was nauseous,

5:09

Jeff dışarı çıkıp midesinin bulandığını söyledi,

he was dry heaving, Kelime

5:12

kusmaya çalışıyor ama kusamıyordu,

he was like coughing violently,

5:14

şiddetli şekilde öksürüyordu

Kelime

dry heaving ... hiçbir şey çıkmadan öğürmek

Dry heaving, mideden hiçbir şey çıkmadığı hâlde kusmaya çalışırken tekrarlanan öğürme hareketidir. Dry burada ağız ya da havanın kuru olduğunu değil, dışarı hiçbir şey çıkmadığını anlatır. Bu haberde dry heaving, Jeff'in gösterdiği veya anlattığı fiziksel bir belirtiyi adlandırır. Yalnızca midesinin bulanmasından daha özeldir ve öksürdüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Hiçbir şey çıkmadan kusmaya çalışmayı hangi ifade anlatır?

  1. vomiting
  2. dry heaving
  3. gagging
Cevabı göster

dry heaving

and I kept saying, Dilbilgisi

5:17

ve ben sürekli,

what's wrong?

5:17

“Neyin var?” diye soruyordum.

Dilbilgisi

kept saying, ...: keep + -ing ile tekrarlanan konuşma

kept saying ifadesinde kept kelimesinden sonra saying’in -ing biçimi gelir. Bu yapı, söyleme eyleminin geçmişte sürdüğünü veya tekrarlandığını gösterir; burada konuşan kişi Jeff çeşitli belirtiler gösterirken ne olduğunu tekrar tekrar soruyordu. Buradaki keep sözcüğü sözleri “saklamak” anlamında değildir. keep + -ing, eylemin durmadığını veya yeniden tekrarlandığını vurgular; devam eden ya da tekrarlanan eylemleri anlatırken kullanılan yararlı bir yapıdır.

Alıştırma

Bir kişinin aynı sözleri birkaç kez tekrarladığını en iyi anlatan seçenek hangisidir?

  1. said — tekrarı vurgulamadan söylenenleri aktarmak
  2. was saying — devam eden konuşmayı anlatmak
  3. kept saying — tekrar tekrar veya devam ederek söylemek
Cevabı göster

kept saying — tekrar tekrar veya devam ederek söylemek

And then he kind of swayed,

5:18

Sonra biraz sendeledi

and I put him on the couch.

5:20

ve onu kanepeye yatırdım.

I thought it really wasn't that bad,

5:21

O kadar ciddi olmadığını düşündüm

and I kept telling her,

5:23

ve ona sürekli,

don't call,

5:25

“Arama,

that I was fine.

5:25

ben iyiyim,” dedim.

Did your chest hurt?

5:27

Göğsün ağrıyor muydu?

Once he said his chest hurt,

5:28

Göğsünün ağrıdığını söyler söylemez

I was like, Ton ve niyet

5:29

ben de,

oh,

5:29

“Ah,

okay,

5:30

tamam,

wait,

5:30

dur,

this this might be a heart attack.

5:31

bu bir kalp krizi olabilir,” dedim.

Ton ve niyet

I was like, oh, okay, wait, ...: Gayriresmî tepki anlatımı

I was like, oh, okay, wait, ifadesindeki I was like, konuşanın o andaki ani tepkisini anlatan gayriresmî bir hikâye anlatma kalıbıdır. Ardından gelen sözler, konuşanın o anda söylediği, düşündüğü veya hissettiği şeyi yeniden canlandırabilir. Oh ve wait gibi ünlemler, düşüncedeki ani değişimi duyulur hâle getirir. Buradaki like “hoşlanmak” anlamına gelmez. Bu kalıp, resmî ve birebir bir alıntı vermek yerine anlatıcının tepkisini yeniden yaşatır. Bu cümledeki tepki, durumun kalp krizi olabileceği farkındalığına götürür.

Alıştırma

Şu ifadeyi değerlendirin: Resmî bir raporda kesin bir alıntıyı başlatmanın en iyi yolu I was like kullanmaktır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Oh,

5:33

Ah,

yeah,

5:34

evet,

he's

5:34

o

having a heart attack.

5:35

kalp krizi geçiriyor.

She was right.

5:36

Haklıydı.

Jeff was in the middle of a massive heart attack called a widow maker. Kültür

5:37

Jeff, “widow maker” denen ağır bir kalp krizinin tam ortasındaydı.

Kültür

a widow maker: ölümcül bir kalp acil durumu için kullanılan gayriresmî ad

Bu cümlede a widow maker, genellikle büyük bir koroner arterdeki ciddi tıkanıklıkla ilişkili, son derece tehlikeli bir kalp krizinin gayriresmî adıdır. Bu çarpıcı ad, ani ölüm riskinin yüksek olduğunu vurgular. İfade gerçek anlamlı değildir: birini dul bırakan kişi demek değildir ve kesin bir resmî tıbbi tanının adı da değildir.

Alıştırma

Bu cümlede widow maker ne anlama geliyor?

  1. Son derece tehlikeli bir kalp krizinin gayriresmî adı
  2. Bir kalp ameliyatının resmî adı
  3. Hızla geçen hafif bir göğüs ağrısı
  4. İşi dullara yardım etmek olan bir kişi
Cevabı göster

Son derece tehlikeli bir kalp krizinin gayriresmî adı

It's kind of mild at first,

5:40

Başta biraz hafifti,

but then it it gradually just got worse and worse. Dilbilgisi

5:41

ama sonra gitgide daha da kötüleşti.

Dilbilgisi

worse and worse: giderek kötüleşmek

Karşılaştırma biçimi + and + karşılaştırma biçimi kalıbı, bir niteliğin zaman içinde aynı yönde değişmeye devam ettiğini gösterir. Worse, bad sözcüğünün düzensiz karşılaştırma biçimidir; bu nedenle worse and worse, giderek daha kötü veya daha ciddi demektir. Burada belirtilerin bir anda ağırlaşmadığı, yavaş yavaş daha ciddi hâle geldiği anlatılır. Karşılaştırma biçiminin tekrarı anlamsız değildir; devam eden değişimi ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi karşılaştırma biçimi + and + karşılaştırma biçimi kalıbıyla tamamlayın: After the storm began, the road conditions got ____.

Cevabı göster

worse and worse

59 minutes after Michelle called 911,

5:46

Michelle 911'i aradıktan 59 dakika sonra

Jeff was in surgery to unblock his artery with a stent. Kültür

5:49

Jeff, tıkalı atardamarını stentle açtırmak için ameliyattaydı.

Kültür

atardamarındaki tıkanıklığı stentle açmak

Burada unblock his artery, tıkanmış veya ciddi biçimde daralmış bir atardamardan kan akışını yeniden sağlamak demektir. Stent, atardamarın içine yerleştirilen ve damarın yeniden açılıp açık kalmasına yardımcı olan küçük, ağ biçimli bir tüptür. with a stent ifadesi, işlemde kullanılan tıbbi cihazı belirtir. Atardamarın çıkarıldığı veya değiştirildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede with a stent neyi açıklıyor?

  1. Atardamar çıkarılıp yapay bir atardamarla değiştirildi.
  2. Stent yalnızca kalp atış hızını ölçmek için kullanıldı.
  3. Atardamar, içine küçük bir cihaz yerleştirilerek açıldı.
Cevabı göster

Atardamar, içine küçük bir cihaz yerleştirilerek açıldı.

Anne Murano has more. Anlatım akışı

5:52

Ayrıntıları Anne Murano aktarıyor.

Anlatım akışı

haber sunumunda sözü devreden has more

Televizyon haberlerinde Anne Murano has more, sözü başka bir muhabire devretmek için kullanılan bir ifadedir. Anne Murano'nun şimdi daha fazla ayrıntı vereceği veya haberi sürdüreceği anlamına gelir. Haber bağlamından more information, more details veya more reporting anlamı anlaşıldığı için more sözcüğünden sonraki isim söylenmez. Bu kalıp aynı zamanda konuşmacının değiştiğini ve haberin sonraki bölümüne geçildiğini gösterir.

Alıştırma

Bir televizyon sunucusu Anne Murano has more dediğinde hangi yorum uygundur?

  1. Anne Murano başka birinden daha fazla eşyaya sahip.
  2. Anne Murano haberi tamamladı ve konuşmayacak.
  3. Anne Murano haber hakkında daha fazla bilgi verecek.
Cevabı göster

Anne Murano haber hakkında daha fazla bilgi verecek.

Michelle says she posted the video because she wants everyone to know that in real life, Kalıp ifadeler

5:54

Michelle, videoyu herkesin gerçek hayatta şunu bilmesi için paylaştığını söylüyor:

heart attacks don't always look like they do in TV shows Dilbilgisi

5:59

Kalp krizleri her zaman televizyon dizilerindeki

and in movies.

6:03

ve filmlerdeki gibi görünmez.

Kalıp ifadeler

in real life: Gerçeklik ile tasvirleri karşılaştırmak

“In real life”, kurguya, düzenlenmiş medya içeriklerine veya olayların hayal edilmiş bir hâline karşıt olarak “gerçek dünyada” anlamına gelir. Burada gerçek bir kalp krizinin görünüşünün televizyon ve filmlerdeki tasvirlerden farklı olabileceğine işaret eder. Bu ifadeyi bir yanlış anlamayı düzeltmek için kullanabilirsiniz: önce bilinen bir görüntüyü veya beklentiyi hatırlatır, sonra onu gerçekte olanlarla karşılaştırırsınız.

Alıştırma

Bir oyun ile gerçek dünyayı karşılaştıracak şekilde cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: “The jump looks easy in the game, but _____, it takes years of training.”

  1. for life
  2. in real life
  3. in my life
Cevabı göster

in real life

Dilbilgisi

don't always look like they do: Kısmi olumsuzluk ve fiil yerine do kullanımı

“Don’t always” kısmi olumsuzluktur; “her durumda değil” anlamına gelir, “asla” anlamına gelmez. Cümle, bazı gerçek kalp krizlerinin medyadaki tasvirlere benzeyebileceğini, bazılarının ise benzemeyebileceğini kabul eder. “Look like they do” yapısında “do”, tekrar edilecek olan “look” fiilinin yerini alır. Karşılaştırmanın açık hâli “look like they look in TV shows and movies” olurdu, ancak İngilizcede tekrarı önlemek için burada genellikle “do” kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “bazen farklı görünmek” anlamındaki hedef yapıyla tamamlayın. Tekrarlanan look fiilinin yerine do kullanın: “Real kitchens ____ in cooking shows.”

Cevabı göster

don't always look like they do

She actually had just watched an episode of Dexter Original Sin.

6:04

Aslında kısa süre önce Dexter: Original Sin'ın bir bölümünü izlemişti.

Well,

6:11

Şöyle ki,

Dexter's father suffered a heart attack.

6:11

Dexter'ın babası kalp krizi geçiriyordu.

A lot of times when people are having heart attacks in real life,

6:13

Gerçek hayatta kalp krizi geçiren insanlar çoğu zaman

it's really nothing like what we see on TV.

6:17

televizyonda gördüklerimize hiç benzemez.

It may just be some shortness of breath, Notlar

6:19

Yalnızca biraz nefes darlığı,

some indigestion,

6:21

hazımsızlık,

sweatiness,

6:22

terleme,

nausea,

6:23

mide bulantısı olabilir

and these can be the predominant signs.

6:23

ve bunlar başlıca belirtiler olabilir.

Dilbilgisi

It may just be: ihtiyatlı ve sınırlı bir açıklama

May, açıklamanın kesin değil, olası olduğunu gösterir. Konuşan kişi, başlıca belirtilerin be sözcüğünden sonra sıralanan biçimlerde ortaya çıkabileceğini söylüyor. Burada just, “yalnızca” veya “sadece” anlamındadır: durum, sıradan ya da sınırlı görünen belirtilerle ortaya çıkabilir. “Az önce” anlamına gelmez ve belirtileri önemsiz hâle getirmez.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki ihtiyatlı ve sınırlı bir açıklama sunan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The noise ____ the wind.

Cevabı göster

may just be

Kelime

shortness of breath: nefes alma güçlüğünü anlatan kalıplaşmış terim

Shortness of breath, nefes almanın zor, rahatsız edici veya yetersiz olduğu hissini ya da belirtisini ifade eden kalıplaşmış bir isim öbeğidir. Burada olası baskın belirtilerden birini adlandırır. Shortness, bir nefesin fiziksel uzunluğunu ifade etmez. İfadenin tamamını bir solunum belirtisini anlatmanın standart yolu olarak öğrenin.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve nefes almada güçlük anlamına gelen üç sözcüklü tıbbi ifadeyle tamamlayın: She developed sudden ____ while resting.

Cevabı göster

shortness of breath

On a personal note, Anlatım akışı

6:25

Kişisel bir not olarak,

Anlatım akışı

On a personal note ile kişisel deneyime geçiş

On a personal note, konuşmacının genel, olgusal veya kamusal bilgilerden kişisel bir deneyime, duyguya ya da bağlantıya geçtiğini dinleyiciye bildiren bir söylem belirtecidir. Dinleyicinin sonraki kısmı genel bilgilendirmenin devamı olarak değil, konuşmacının kişisel katkısı olarak anlamasına yardımcı olur. Buradaki note, yazılı bir not değil, kısa bir yorum veya ek bilgi anlamındadır. İfade geçişi düzenler; kişisel bilginin mutlu, üzücü veya ciddi olacağını tek başına belirtmez.

Alıştırma

Genel bir konudan kişisel deneyime geçiş yapan dört kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: We have reviewed the national figures. ____, this issue has affected my family too.

Cevabı göster

On a personal note

sharing everything.

6:26

madem her şeyi paylaşıyoruz...

Um,

6:27

Şey,

my father had a heart attack at 49,

6:28

babam 49 yaşında kalp krizi geçirdi,

massive.

6:31

hem de çok ağır.

If he wasn't with someone,

6:31

Yanında biri olmasaydı

he wouldn't be here.

6:33

bugün burada olmazdı.

What would have happened if she wasn't there?

6:34

Peki ya o orada olmasaydı ne olurdu?

It would not have been good. Ton ve niyet

6:36

Sonuç hiç iyi olmazdı.

Ton ve niyet

It would not have been good ile ölçülü bir hafifletme

Bu bağlamda It would not have been good, hafifletilerek söylenen bir ifadedir: Sözcüklerin düz anlamı yalnızca hafif derecede olumsuzdur, ancak konuşmacı hayal edilen sonucun son derece ciddi olabileceğini ima eder. En kötü olasılığı doğrudan söylemekten kaçınır. would not have been yapısı, gerçekleşmemiş bir geçmiş sonucuna bakar. Hafif ifade, bağlamda önceden belirlenmiş tehlike sayesinde daha güçlü bir anlam kazanır; bu yüzden not good her zaman böyle ciddi bir ima taşımaz.

Alıştırma

Hayati tehlike taşıyan bir acil durum bağlamında It would not have been good en olası olarak ne anlatır?

  1. Sonuç çok ciddi olabilirdi, ancak konuşmacı bunu hafif bir ifadeyle söylüyor.
  2. Konuşmacı olumsuz bir şey olup olmayacağından emin değil.
  3. Sonuç yalnızca küçük bir rahatsızlık yaratırdı, başka bir şey olmazdı.
Cevabı göster

Sonuç çok ciddi olabilirdi, ancak konuşmacı bunu hafif bir ifadeyle söylüyor.

The doctor told us if it had been 10 more minutes that Dilbilgisi

6:37

Doktor, 10 dakika daha geç kalınsaydı

that he wouldn't be here,

6:43

onun bugün burada olmayacağını söyledi,

Dilbilgisi

10 dakika daha geç olsaydı... şu anda burada olmazdı

if yan cümlesi, gerçekte yaşanmamış geçmişteki bir gecikmeyi hayal etmek için past perfect olan had been yapısını kullanır. Tedavi gerçekte on dakika daha gecikmemiştir. Sonuç cümlesindeki would not + fiilin yalın hâli, yani wouldn't be, şimdi geçerli olan sonucu anlatır. Bu bir karma koşul cümlesidir: Geçmişte farklı bir olay, kişinin bugünkü durumunu değiştirirdi. Yaşamla ölümün söz konusu olduğu bu bağlamda be here yalnızca ‘bu yerde bulunmak’ değil, daha yumuşak biçimde ‘hayatta olmak’ veya ‘hâlâ aramızda olmak’ demektir.

Alıştırma

Geçmişte gerçeğe aykırı bir gecikmeyi ve bunun şimdi geçerli olan sonucunu doğru anlatan cümle hangisidir?

  1. If the rescue team would have arrived ten minutes later, he wouldn't be alive today.
  2. If the rescue team had arrived ten minutes later, he wouldn't be alive today.
  3. If the rescue team had arrived ten minutes later, he wouldn't have survived that night.
Cevabı göster

If the rescue team had arrived ten minutes later, he wouldn't be alive today.

so.

6:44

yani...

For Inside Edition Digital,

6:45

Inside Edition Digital için,

I'm Andrea Swindle.

6:46

ben Andrea Swindle.