Steve Irwin'in Ölümünün Tanığı - Smarter Every Day 116: İngilizce çalışma notları
SmarterEveryDay
Video özeti: Destin, deniz toksin uzmanı Jamie Seymour ile Steve Irwin'ın ölümcül kazasını, Irwin'ın doğa korumaya hizmet eden kamu kişiliğini ve kaybın Seymour'un tehlikeli hayvanlarla çalışmalarını nasıl etkilediğini konuşuyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. a fire in his bones. - Deyimler ve mecazlı ifadeler: kişiyi bilgisini paylaşmaya iten güçlü içsel dürtüyü anlatan mecazı kavrayın. 2. if I do do this, - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: ilk do vurgu katar, ikincisi eylemi belirtir; tekrar bilinçlidir. 3. taking precautions - Kalıplaşmış öbekler ve eşdizimler: risk yönetimindeki doğal eşdizimi öğrenin ve dikkatli hazırlığı pervasızlıktan ayırın.
Bu derste
So, I think we will all agree that Steve Irwin was one of the best science communicators that has ever existed. Dilbilgisi
0:02Sanırım hepimiz Steve Irwin'in gelmiş geçmiş en iyi bilim iletişimcilerinden biri olduğu konusunda hemfikirizdir.
one of the best ... that has ever existed yapısı
one of the + en üstünlük derecesi + çoğul isim kalıbı, Steve Irwin'in en üst düzeydeki küçük bir gruba ait olduğunu söyler; onun tek ve mutlak en iyi kişi olduğunu iddia etmez. ever karşılaştırmayı tüm zamanlara yayar. Burada ilgi cümleciği çoğul science communicators grubunu açıklar. Bu anlamda özenli yazılı İngilizcede normal olarak that have ever existed kullanılır. Altyazıdaki that has, doğaçlama konuşmanın bir özelliğidir; örnek alınacak uyum kalıbı değildir.
Alıştırma
Özenli yazılı İngilizcede en uygun olan ve Dr. Lee'nin tarih boyunca en üst gruptaki kişilerden biri olduğunu anlatan cümle hangisidir?
- Dr. Lee is one of the best science communicators who has ever lived.
- Dr. Lee is the best science communicator who has ever lived.
- Dr. Lee is one of the best science communicators who have ever lived.
Cevabı göster
Dr. Lee is one of the best science communicators who have ever lived.
I mean, he knew the knowledge and there was like a fire in his bones. Deyimler
0:07Yani, bilgiye sahipti ve adeta kemiklerinde yanan bir ateş vardı.
a fire in his bones imgesi
A fire in his bones, yoğun tutku ve enerjinin kişinin en derin doğasının bir parçasıymış gibi hissedilmesini anlatan canlı bir mecazdır. Bedensel imge bu iç dürtüyü güçlü, kalıcı ve bastırılması zor gösterir. Bu cümlede, bildiklerini paylaşmaya neden mecbur hissettiğini açıklar. Gerçek bir ateşi ya da yalnızca kısa süreli bir heyecan patlamasını anlatmaz.
Alıştırma
Bir kişi profilinde şöyle yazıyor: "Nora had a fire in her bones whenever she spoke about protecting the ocean." Bu imge ne anlatır?
- Onu harekete geçiren derin ve kalıcı bir tutku hissediyordu.
- Kısa bir şaşkınlık yaşadı ve sonra bunu unuttu.
- Bedeninin içinde gerçek bir sıcaklık hissediyordu.
Cevabı göster
Onu harekete geçiren derin ve kalıcı bir tutku hissediyordu.
for show: samimi olmak yerine izlenim yaratmak
Bu cümlede for show, samimi bir nedenden dolayı değil, esas olarak başkaları fark etsin veya etkilensin diye yapılmış anlamına gelir. Konuşmacı, Steve'in coşkusunun yalnızca bir gösteriden ibaret olduğunu reddediyor. Bu ifade, dışarıdan görünen görüntüyü gerçek duygu, içerik veya pratik amaçla karşılaştırmayı sağlar. Genellikle be fiilinden ve just, only, mostly ya da all gibi niteleyicilerden sonra gelir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “esas olarak izlenim yaratmayı amaçlayan” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The polished reception area is mostly ____; the real work happens in a plain back office.
Cevabı göster
for show
fast forward several years ile anlatıda zaman atlaması
Burada fast forward several years bir anlatı geçişidir; video oynatıcıyı çalıştırma talimatı değildir. Dinleyiciye aradaki yılları atlayıp hikâyeye daha sonraki ve ilgili bir noktadan devam etmesini söyler. fast forward + süre yapısı, hikâyenin ne kadar ileri gittiğini belirtir. Önemli olayların bulunmadığı arka planı verimli biçimde çıkarırken sonraki bilgilerin yeni bir zaman dilimine ait olduğunu bildirir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki anlatı geçişiyle tamamlayın: ____ five years, and the student club has grown into a national organization.
Cevabı göster
Fast forward
and I'm diving and I learn that the guy that is teaching me this
0:24dalış yapıyorum ve bana bu şeyleri öğreten adamın,
stuff, Dr. Jamie Seymour from James Cook University,
0:27James Cook Üniversitesi'nden Dr. Jamie Seymour'un,
I learned several days into interacting with him that he was actually on the boat when Steve Irwin died.
0:30onunla birkaç gün geçirdikten sonra, Steve Irwin öldüğünde aslında teknede olduğunu öğrendim.
And so I started asking questions and I asked him if I could do an interview after we became friends and it felt appropriate to do so. Ton ve niyet
0:36Böylece sorular sormaya başladım ve arkadaş olduktan sonra, eğer uygunsa onunla bir röportaj yapıp yapamayacağımı sordum.
felt appropriate to do so: bir isteği uygun bulmak
Burada felt appropriate, röportaj yapmanın o noktada sosyal ve etik açıdan uygun göründüğü anlamına gelir. Felt, bunu röportajın nesnel olarak doğru olduğunun kanıtı olarak değil, konuşanın zamanlamaya ilişkin değerlendirmesi olarak sunar. Kalıp it felt + sıfat + to mastarı şeklindedir. to do so içindeki do so, do an interview ifadesinin yerine nispeten resmî biçimde geçerek tekrarı önler. Bu kalıp, hassas bir durumda bir eylemin neden uygun göründüğünü açıklamak için kullanılabilir.
Alıştırma
Bu cümlede felt appropriate to do so ne anlatıyor?
- Konuşan, röportaj yapmanın nesnel olarak tek doğru eylem olduğunu kanıtladı.
- Konuşan, ilişki ve zamanlama izin verdiğinde röportaj yapmanın uygun olduğuna karar verdi.
- Konuşan, röportaj yapmanın hızlı ve elverişli olduğunu fark etti.
Cevabı göster
Konuşan, ilişki ve zamanlama izin verdiğinde röportaj yapmanın uygun olduğuna karar verdi.
Steve Irwin was in a different boat when he was hit by the stingray.
0:42Steve Irwin, vatoz tarafından sokulduğunda farklı bir teknedeydi.
He was brought to Croc One, which is where Dr. Seymour was.
0:45Dr. Seymour'un da bulunduğu Croc One'a getirildi.
Dr. Seymour was there because he's an expert in venomous animals.
0:49Dr. Seymour oradaydı çünkü zehirli hayvanlar konusunda bir uzman.
He was there to inform Steve and be an expert on the animals that Steve was going to be handling.
0:53Steve'i bilgilendirmek ve Steve'in ilgileneceği hayvanlar hakkında uzman olarak bulunmak için oradaydı.
and he loved other people and wanted to communicate how awesome the world was and I get all of those
1:00diğer insanları seviyordu ve dünyanın ne kadar harika olduğunu anlatmak istiyordu; tüm bunları anlıyorum.
So, Dr. Seymour interacted with that human being, Steve Irwin, for a few days
1:05İşte, Dr. Seymour bu insanla, Steve Irwin ile birkaç gün boyunca iletişimdeydi
So, I just want to take a minute and listen to what Dr. Seymour has to say and see what Steve's effect was on his life. Kelime
1:12O yüzden, sadece bir dakikamızı ayırıp Dr. Seymour'un söyleyeceklerini dinlemek ve Steve'in onun hayatındaki etkisini görmek istiyorum.
effect on his life: isim effect ve fiil affect
Burada effect, Steve’in bu kişinin hayatı üzerindeki etkisi anlamına gelen bir isimdir. İyelik biçimi Steve’s, effect ismini niteler. Kalıp someone’s effect on someone or something şeklindedir. On, etkiden etkilenen kişiyi veya alanı gösterir. Aynı fikir yaygın affect fiiliyle how Steve affected his life biçiminde ifade edilebilir.
Alıştırma
Cümleyi effect veya affect ile tamamlayın: The new mentoring program had a lasting ____ on her confidence.
Cevabı göster
effect
All right, so you are the expert toxinologist I've learned? Kelime
1:19Pekâlâ, uzman toksinolog sizsiniz, öyle mi?
toxinologist: toksinleri inceleyen uzman
Toxinologist, toksinoloji uzmanıdır; özellikle canlıların ürettiği zehirli maddeleri ve bunların nasıl etki ettiğini inceler. Burada tehlikeli hayvanlarla çalışan herkesi anlatan genel bir sözcük değil, mesleki bir unvandır. Soru, konuğun uzmanlık alanını doğrulamak için bu unvanı kullanıyor. -ologist son ekini tanımak anlamayı kolaylaştırır: belirli bir alanı inceleyen kişiyi belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede toxinologist sözcüğüne en uygun açıklama hangisidir?
- Tehlikeli bir hayvanla ilgilenen herhangi biri
- Toksinleri ve nasıl etki ettiklerini inceleyen uzman
- Koruyucu giysi üreten biri
Cevabı göster
Toksinleri ve nasıl etki ettiklerini inceleyen uzman
Yeah, yep. Did I get it right? Got it right that time, yep. Kalıp ifadeler
1:22Evet, evet. Doğru mu söyledim? Bu sefer doğru söyledim, evet.
get it right: bir şeyin doğru olup olmadığını kontrol etmek
get it right ifadesinde get, “doğru yapmak, söylemek, anlamak veya belirlemek” anlamına gelir; it ise kontrol edilen yanıtı, adı, ifadeyi veya eylemi belirtir. Burada konuşan kişi mesleki unvanı doğru söyleyip söylemediğini soruyor. Kalıp get + nesne + right şeklindedir: get the answer right, get his name right veya get it right. Soru biçimindeki Did I get it right? onay istemenin doğal bir yoludur.
Alıştırma
Hedef ifadeyi kullanarak soruyu tamamlayın: I chose Friday. Did I ____?
Cevabı göster
get it right
And so you were telling me that you were actually involved in one of the craziest things
1:25Ve bana, deniz biyolojisi dünyasında meydana gelen en çılgınca olaylardan birine
Yeah, that's when we lost Steve. Uh look, Steve Irwin. Kelime
1:33Evet, o zaman Steve'i kaybettik. Bakın, Steve Irwin.
Ölüm için kullanılan lost Steve örtmecesi
Bu cümlede lost Steve, Steve'in öldüğü anlamına gelir. Konuşmacı bir ölümü hatırlarken lose + kişi yapısını ölçülü bir örtmece olarak kullanır; bu nedenle ifade, birini bulamama şeklindeki sıradan anlamdan ziyade yas ve üzüntü taşır. Amaçlanan anlam bağlama bağlıdır: Konuşma ölümcül bir yaralanma veya yasla ilgiliyse we lost + kişi çoğunlukla bir ölümü bildirir. Başka bağlamlarda lost + kişi ayrılığı veya birinin yerini bulamamayı da anlatabilir; bu yüzden anlamı bağlam belirler.
Alıştırma
Bir anma konuşmasında That's when we lost Steve büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Steve o sırada öldü.
- Steve bizi bir yarışmada yendi.
- Steve'in nerede olduğunu hatırlayamıyorduk.
Cevabı göster
Steve o sırada öldü.
Yeah, yeah, short answer to the whole scenario was,
1:36Evet, evet, tüm senaryonun kısa cevabı şuydu,
you know, Steve was filming a very large stingray,
1:39biliyorsunuz, Steve çok büyük bir vatoz çekiyordu,
probably 2 and 1/2 m across from wing to wing tip.
1:42kanat ucundan kanat ucuna muhtemelen 2,5 metre genişliğinde.
Unfortunately, he came in from the back end of the animal with the sun over his shoulder.
1:45Ne yazık ki hayvanın arkasından, güneş de omzunun üzerinden gelecek şekilde yaklaştı.
The for one of a better word, shadow hit the the ray.
1:49Daha iyi bir kelime bulamadığım için söylüyorum, gölgesi vatozun üzerine düştü.
went between two ribs and ended up stuck in the bottom half of his heart. Öbek fiiller
2:00iki kaburga arasına girdi ve kalbinin alt yarısına saplanıp kaldı.
Beklenmedik bir nihai sonucu anlatan ended up
Ended up, vatoz dikeninin hareketinin nihai sonucunu anlatır: diken iki kaburganın arasından geçtikten sonra sonunda kalbin alt yarısına saplanıp kaldı. Bu ifade, bir olay dizisinin ulaştığı son noktayı özetler ve çoğunlukla sonucun planlanmadığını veya beklenmediğini sezdirir. Sonunda ulaşılan durumu, yeri veya etkinliği anlatmak için end up + sıfat ya da ortaç, edat öbeği veya -ing biçimi kullanılır. Buradaki stuck, ortaya çıkan durumu anlatan bir geçmiş ortaçtır.
Alıştırma
Cümleyi “beklenmedik bir son yere ulaşmak” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After taking three wrong turns, we ____ at the same café where we started.
Cevabı göster
ended up
So, what you ended up with is is for the one of a better word, think of a stiletto wound Öbek fiiller
2:04Yani elinizde kalan şey, daha iyi bir ifadeyle, bir stiletto yarası gibi düşünün,
end up with + isim sonucu
Burada ended up with, bir süreçten sonra geriye kalan veya sonuç olarak ortaya çıkan şeyi gösterir. what you ended up with ifadesinde what bu nihai sonucu sorar, with ise onu tanıtır; buradaki with, 'birlikte' anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilir kalıp end up with + isim öbeğidir. Planlanmamış, şaşırtıcı veya birkaç adımdan sonra ulaşılmış bir sonucu özetler.
Alıştırma
Cümleyi 'bir sürecin sonucunda sonunda elde etmek' anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After testing several designs, we ____ a simpler solution.
Cevabı göster
ended up with
We were filming a film for that Steve was making.
2:14Steve'in yapmakta olduğu bir film için çekim yapıyorduk.
So, Steve had rung me probably 18 months before he had gone, Kelime
2:20Steve ayrılmadan yaklaşık 18 ay önce beni aramıştı,
rung me: telefonla arama anlamı ve geçmiş zaman ortacı
Bu cümlede rung me, 'beni telefonla aradı' anlamına gelir. Ring + kişi, Britanya ve Avustralya İngilizcesinde birini telefonla aramayı ifade etmenin yaygın bir yoludur; önceki had, had rung me yapısındaki rung sözcüğünü geçmiş zaman ortacı yapar. Bu arama, geçmişteki başka bir referans noktasından önce gerçekleşmiştir. have, has veya had olmadan simple past biçimi rang olur: Steve rang me yesterday.
Alıştırma
Cümleyi 'telefonla aramak' anlamındaki ring fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: By the time I checked my voicemail, Maya had ____ me twice.
Cevabı göster
rung
we want to make this film about ocean's deadliest.
2:23okyanusun en ölümcül canlıları hakkında bu filmi yapmak istiyoruz.
In fact, Steve didn't, one of his mates did. Kelime
2:25Aslında Steve değil, arkadaşlarından biri aramıştı.
One of his mates: arkadaşlarından biri
Bu cümlede one of his mates, “arkadaşlarından biri” anlamına gelir. Mate, özellikle Avustralya ve Britanya İngilizcesinde yaygın olan, arkadaş anlamındaki samimi ve gündelik bir isimdir. His, söz konusu kişinin Steve'in sosyal çevresinden olduğunu gösterir. one of + çoğul isim yapısı, bir grubun tek bir üyesini seçer. Bu yüzden did, Steve'in bütün arkadaşlarına değil, tek bir arkadaşına gönderme yapar.
Alıştırma
Gündelik Avustralya veya Britanya İngilizcesinde “One of his mates called me” cümlesine göre telefonu büyük olasılıkla kim açtı?
- Bir gemi zabiti
- Arkadaşlarından biri
- Romantik partneri
Cevabı göster
Arkadaşlarından biri
Steve said, oh yeah, and I said, oh who's it for? He said, oh no you wouldn't know him.
2:27Steve 'ha evet' dedi, ben de 'kimin için?' dedim. O da, 'oh hayır onu tanımazsın,' dedi.
Went to and fro: tekrarlanan hareket veya alışveriş
Burada went to and fro, soru ve yanıtların iki taraf arasında tekrar tekrar gidip geldiği anlamına gelir. Hareket mecazidir; yerler arasında yolculuğu değil, bir alışverişi anlatır. To and fro, “bir yöne gidip sonra geri dönerek” anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. Go veya move gibi fiillerle fiziksel hareketi ya da tekrarlanan iletişimi anlatabilir; hangi anlamın kastedildiğini özne ve bağlam gösterir.
Alıştırma
“The discussion went to and fro for an hour” ne anlama gelir?
- Tartışma başka bir odaya taşındı.
- İki taraf tekrar tekrar fikir alışverişinde bulundu.
- Tartışma tek bir yanıttan sonra sona erdi.
Cevabı göster
İki taraf tekrar tekrar fikir alışverişinde bulundu.
It went on for like about 6 or 7 months and I mean I said, who are we doing this for? Öbek fiiller
2:31Yaklaşık 6 veya 7 ay sürdü ve 'Bunu kimin için yapıyoruz?' dedim.
went on for + bir süre
Bu cümlede went on for, bir şeyin belirli bir süre devam ettiği veya sürdüğü anlamına gelir. for sözcüğünden sonraki zaman ifadesi süreyi belirtir: yaklaşık altı ya da yedi ay. Bir faaliyet, süreç veya durum devam ettiğinde go on for + süre yapısını kullanabilirsiniz. Buradaki go on süreyi anlatır; konuşmada birinden anlatmaya devam etmesini isteyen Go on komutu değildir.
Alıştırma
Hangi cümle bir toplantının yaklaşık üç saat sürdüğünü söylüyor?
- The meeting went on for nearly three hours.
- The meeting went on to cover three more topics.
- The meeting went on again three hours later.
Cevabı göster
The meeting went on for nearly three hours.
And it was just, oh we're doing it for Steve Irwin
2:36Sadece, 'bunu Steve Irwin için yapıyoruz,' dediler,
I don't think I want to... ile daha yumuşak bir ret
Burada I don't think I want to do this, konuşanın katılmak istemediğini dikkatli biçimde söylemesinin bir yoludur. I don't think olumsuz kişisel tercihin önünde biraz mesafe oluşturduğu için ret, I don't want to do this kadar sert duyulmaz. İfade biraz kararsız gelebilir, ancak bağlam içinde çoğu zaman karar vermek için yardım istemek yerine gerçek bir ret işlevi görür. I don't think I want to + fiil kalıbı, kişisel tercihe dayalı başka retleri de yumuşatabilir.
Alıştırma
Bir iş arkadaşınız isteğe bağlı bir projeyi yönetmenizi istiyor. Rolü istemediğiniz için reddetmek, ancak çok doğrudan konuşmamak istiyorsunuz. Hangi yanıt en uygundur?
- I don't want to lead this project.
- I don't think I want to lead this project.
- I don't think I can lead this project.
Cevabı göster
I don't think I want to lead this project.
dead set idiot: ağır bir Avustralya İngilizcesi hakareti
He's a dead set idiot cümlesinde dead set, idiot sözcüğünü niteleyen, Avustralya İngilizcesine özgü gündelik bir pekiştiricidir. Complete, utter veya absolute anlamına yakındır; dolayısıyla konuşan kişi çok güçlü ve olumsuz bir yargı bildirir. Burada dead set ölümle ilgili değildir ve “kesin kararlı” anlamına gelmez. a tanımlığı ve ardından gelen idiot ismi, a + dead set + değerlendirme bildiren isim kalıbını gösterir.
Alıştırma
He's a dead set idiot cümlesinde dead set ne işlev görür?
- Onun aptal olmaya kesin kararlı olduğu anlamına gelir.
- Aptalın artık hayatta olmadığını söyler.
- idiot sözcüğünü çok güçlendirerek “tam veya bütünüyle” anlamı verir.
Cevabı göster
idiot sözcüğünü çok güçlendirerek “tam veya bütünüyle” anlamı verir.
You know, there's there's a drinking game that you watch when you watch his films
2:45Biliyorsunuz, onun filmlerini izlerken oynanan bir içki oyunu var,
skull a beer: biranın tamamını çok hızlı içmek
you're going to skull a beer ifadesinde skull, biranın tamamını çok hızlı, çoğu zaman tek seferde ve ara vermeden içmek anlamına gelen gündelik bir Avustralya İngilizcesi fiilidir. A beer, bir bardak, şişe veya kutu gibi tek porsiyon birayı ifade eder. İfade, içki oyununun kuralında yapılması gereken eylemi belirtir. Buradaki skull, baş kemiklerini ifade eden isim değildir.
Alıştırma
Cümleyi, bu notta öğretilen ve biranın tamamını çok hızlı içmek anlamına gelen Avustralya argosuyla tamamlayın: You're going to ____.
Cevabı göster
skull a beer
Absolutely plastered: son derece sarhoş
Bu cümlede plastered, son derece sarhoş anlamına gelen gayriresmî bir sıfattır. Absolutely dereceyi daha da güçlendirir; bu nedenle absolutely plastered yalnızca bir içki içmiş olmayı değil, çok ağır sarhoşluğu anlatır. Plastered sözcüğünün düz anlamı bir yüzeyin sıvayla kaplanmasıyla ilgili olabilir, ancak burada içki bağlamı argo anlamı etkinleştirir. Absolutely + güçlü anlam taşıyan sıfat kalıbı, zaten uç noktada olan bir betimlemeyi daha da pekiştirir.
Alıştırma
Bu cümlede absolutely plastered ne anlama geliyor?
- Biraz yorgun.
- İnşaat sıvasıyla kaplı.
- Son derece sarhoş.
Cevabı göster
Son derece sarhoş.
Yeah. And that's what I saw before I met Steve.
2:54Evet. Ve Steve ile tanışmadan önce gördüğüm şey buydu.
Go there: bir konuya veya duruma girmek
Burada go there mecazidir. There fiziksel bir yeri belirtmez; önerilen işi veya durumu gösterir. I don't want to go there, konuşanın buna dâhil olmak istemediği anlamına gelir. Daha genel olarak there, bağlamdan zaten anlaşılan istenmeyen bir konuyu, eylem yolunu, ilişkiyi veya durumu temsil edebilir. Bir konuyla kullanıldığında tartışmadan kaçınmak; bir öneri ya da ilişkiyle kullanıldığında ise o duruma girmeyi reddetmek anlamına gelir. İfade, meseleyi konuşanın girmemeyi seçtiği bir yer gibi gösterir.
Alıştırma
Arkadaşınız acı verici bir aile tartışmasını konuşmayı öneriyor. Siz “I don't want to go there.” diye yanıt veriyorsunuz. Ne demek istiyorsunuz?
- O konu veya durumdan kaçınmak istiyorum.
- Ailenin evine gitmek için yol tarifine ihtiyacım var.
- Tartışmanın yaşandığı yeri ziyaret etmek istiyorum.
Cevabı göster
O konu veya durumdan kaçınmak istiyorum.
And I said, look, Steve, you do realize that people think you're an absolute moron. Ton ve niyet
3:04Ben de dedim ki, 'Bak Steve, insanların senin tam bir aptal olduğunu düşündüklerinin farkında mısın?'
You do realize: meydan okuma bildiren vurgulu do
you do realize ifadesindeki do, realize fiilini vurgulayan bir yardımcı fiildir; ayrı bir eylemi anlatmaz. Temel önerme you realize biçimindedir, fakat do bu olguyu dinleyicinin zaten bilmesi veya fark edebilmesi gereken bir şey olarak sunar. Bu cümle dilbilgisel olarak bildirme cümlesidir; tarafsız bir bilgi sorusu değildir. Dinleyiciyi rahatsız edici bir iddiayı kabul etmeye zorlar. Bu nedenle iletişimsel gücü “Bunu elbette anlıyorsun, değil mi?” ifadesine yakındır ve meydan okuyucu gelebilir.
Alıştırma
“You do realize that everyone can hear you,” cümlesinde do büyük olasılıkla neyi belirtir?
- Konuşmacı dinleyicinin hangi eylemi yaptığını sorar.
- Konuşmacı olguyu apaçık sayar ve dinleyiciyi bunu kabul etmeye zorlar.
- Konuşmacı tarafsız biçimde yeni bilgi ister.
Cevabı göster
Konuşmacı olguyu apaçık sayar ve dinleyiciyi bunu kabul etmeye zorlar.
And he said, do you watch any of them? I said, yeah, a couple.
3:15Ve dedi ki, 'Hiç izledin mi?' 'Evet, birkaç tane' dedim.
Gotcha: bir kabullenmenin savınızı kanıtladığını söylemek
Gotcha, got you ile ilişkili, gündelik ve sözlü bir biçimdir; ancak etkileşimdeki anlamı bağlama bağlıdır. Burada konuşmacı, diğer kişinin itirafının kendi savını desteklediğini veya kanıtladığını hızla öne sürer. Bu nedenle yalnızca “Anladım” ya da birini fiziksel olarak yakalamak değil, “İşte, bu benim savımı kanıtlıyor” veya “Bunu kabul ettiğin anı yakaladım” gibi bir anlama gelir. Kısa, zafer kazanmış ve hafif alaycı bir etkisi vardır.
Alıştırma
A: “I complain about the show, but I watch every episode.” B: “Gotcha—that attention is exactly why they keep making it.” Burada Gotcha ne anlama geliyor?
- Ne söylediğini duymadım.
- Kabullenmen benim savımı destekliyor.
- Seni fiziksel olarak yakaladım.
Cevabı göster
Kabullenmen benim savımı destekliyor.
Right. The moment I've got you whipped in to see whether I'm gonna do anything wrong,
3:22Doğru. Yanlış bir şey yapıp yapmayacağımı görmek için sizi izlemeye çektiğim an,
I can tell you anything and you're gonna remember it.
3:26Size ne söylersem söyleyeyim hatırlayacaksınız.
Is he, for the one of a better word, put himself out there as this,
3:32Daha iyi bir kelime bulamadığım için söylüyorum, kendisini böyle ortaya koyuyordu,
you know, bogan, for the one of a better word.
3:35bilirsiniz, biraz kaba saba biri olarak, daha iyi bir ifadeyle.
Crocs rule, save the crocs, conservation. Kelime
3:40Timsahlar harikadır, timsahları kurtarın, doğa koruma.
Crocs rule: rule ile gündelik övgü
“Crocs rule,” ifadesinde rule, “harikadır” veya “en iyisidir” anlamına gelen gündelik bir fiildir. Burada Crocs, crocodiles sözcüğünün konuşma dilindeki kısa biçimidir; ayakkabı markasını ifade etmez. Dolayısıyla bu söz, timsahların birini yönettiğini söylemek yerine onları över. Kısa “özne + rule” yapısı bir slogan gibi işlev görür ve coşkulu destek ifade eder.
Alıştırma
“Crocs rule!” sloganında rule ne anlama gelir?
- Timsahlar harikadır.
- Timsahlar bir ülkeyi yönetir.
- Timsahlar bir kurala uyar.
Cevabı göster
Timsahlar harikadır.
that's what ... was all about: temel bir amaç
“that's what this guy was all about” ifadesinde be all about, “bir şeyi temel ilgi veya amaç edinmek” anlamına gelir. That, timsahları ve doğayı koruma düşüncesine gönderme yapar; dolayısıyla konuşmacı bu adam için en önemli olan şeyi özetler. That's what + kişi veya grup + is/was all about kalıbı, birinin ya da bir şeyin özündeki amacı veya değerleri belirtir. Yalnızca bir konunun ne olduğunu söylemekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Cümleyi what ... is all about kalıbı ve this club öznesiyle tamamlayın: Creating a safe place for teens is ____.
Cevabı göster
what this club is all about
And and it wasn't until you met him, or when I met him for the first time I just went,
3:53Ve onunla tanışana kadar, ya da ben onunla ilk tanıştığımda şöyle dedim,
And he's prepared he was prepared to put himself out there and make a fool of himself Notlar
4:00Ve doğayı korumaya yardım etmek ve doğa korumasına destek olmak için,
put oneself out there: riske rağmen kendini görünür kılmak
Put oneself out there, başkaları sizi yargılayabilecek, reddedebilecek veya eleştirebilecek olsa da bilinçli biçimde görünür olmak ya da onlarla bir şey paylaşmak demektir. Burada himself, he öznesine gönderme yapar; out there ise “kamunun gözü önünde” demektir, “dışarıda” anlamına gelmez. Bu ifade, eylemi kişinin savunmasız kalmayı göze alması olarak sunar. Sahneye çıkmak, fikir belirtmek, yeni insanlarla tanışmak, bir fırsata başvurmak veya yaratıcı bir çalışmayı paylaşmak için kullanılabilir.
Alıştırma
“Kendisini kamuoyunun ilgisine ve olası eleştirilere açmak” anlamındaki İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: Maya decided to ____ by sharing her first song online.
Cevabı göster
put herself out there
make a fool of oneself: kendini gülünç duruma düşürmek
Make a fool of oneself, özellikle başkalarının önünde kişinin kendisini aptal veya gülünç gösterecek şekilde davranması demektir. Bu yapıda fool, make sözcüğünden sonra gelen bir isimdir; “kandırmak” anlamındaki fiil değildir. Burada himself, he öznesine gönderme yapar: kişi gülünç görünme riskini göze almaya hazırdı. İfade, kazara yaşanan bir mahcubiyeti veya bilinçli olarak gülünç görünmeyi kabul etmeyi anlatabilir.
Alıştırma
“Toplum önünde kendisini gülünç gösterdi” anlamındaki İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: At the talent show, Ben forgot every lyric and ____.
Cevabı göster
made a fool of himself
to help the conservation and and help the conservation.
4:04kendini ortaya koymaya ve kendisini rezil etmeye hazırdı.
20 years ago, ... Nowadays, ile geçmişten bugüne değişimi yapılandırmak
“20 years ago,” daha önceki referans noktasını belirlerken “Nowadays,” dinleyiciyi genel olarak bugüne taşır. Bu ikisi birlikte, mesajı birbiriyle ilgisiz zaman ifadeleri olmaktan çıkarıp önce ve şimdi yapısına böler. Bu eşleştirme, iki ifade arasındaki farkı değişimin kanıtına dönüştürür. Konuşmacı aynı kalıbı bir eğilimi veya sonucu kolay anlaşılır biçimde sunmak için kullanabilir: geçmiş zaman çıpası + önceki durum, ardından şimdiki zaman çıpası + mevcut durum.
Alıştırma
Zaman içindeki değişimi anlatan cümleyi ago ve Nowadays ile tamamlayın: Twenty years ____, only a few residents recycled. ____, the city recycles most household waste.
Cevabı göster
ago · Nowadays
affect you?: Geçişli fiil olarak affect
“How did it affect you?” cümlesinde affect, “etkilemek” veya “üzerinde etkisi olmak” anlamına gelen bir fiildir. Geçmiş zaman işaretini yardımcı fiil did taşır, bu nedenle ana fiil affect yalın hâlde kalır. You doğrudan nesnedir; yani etkilenmeye maruz kalan kişidir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp affect + kişi veya şey biçimindedir: affect your plans ya da affect the outcome gibi.
Alıştırma
Hangi cümlede affect, “etkilemek” anlamındaki bir fiil olarak doğru kullanılmıştır?
- The sudden change may have an affect on your plans.
- The sudden change may affect your plans.
- The sudden change may effect your plans.
Cevabı göster
The sudden change may affect your plans.
Belirsiz bir tanıma meydan okuyan Define bad.
Burada define bad, “bu durumda neyi kötü saydığını tam olarak söyle” anlamına gelir. Belirsiz bad sıfatının arkasındaki dereceyi, belirtileri veya ölçütü sorar; sözlük tanımı istemez. Emir biçimindeki bu kısa karşılık, soruyu diğer konuşmacıya geri yöneltir. Tek bir etiketin yaşananları bütünüyle anlatabileceği varsayımına meydan okuyup daha kesin bir soru sorulmasını sağlayabilir. Uh ise bu meydan okumadan önceki kısa tereddüdü yansıtır.
Alıştırma
Biri “Was the experience bad?” diye soruyor. bad sözcüğünü fazla belirsiz buluyor ve ölçütünü açıklamasını istiyorsunuz. Bu amacı en iyi hangi karşılık gerçekleştirir?
- What is the spelling of bad?
- Define bad.
- Bad means unpleasant.
Cevabı göster
Define bad.
Knocked me around: ciddi biçimde sarsılmak
Burada knocked me around mecaz anlamdadır. Yaşanan deneyim konuşmacıyı sert biçimde etkilemiş ve uzun sayılabilecek bir süre duygusal açıdan dengesiz bırakmıştır; bu cümlede tekrarlanan fiziksel darbeler anlatılmaz. something knocks someone around kalıbında özne zor olay veya durum, nesne ise etkilenen kişidir. Fiziksel olarak hırpalanma görüntüsü, uzun süren psikolojik veya günlük yaşamla ilgili bozulmaya aktarılır.
Alıştırma
Hangi cümle knock someone around kalıbını, bir deneyimin kişiyi ciddi biçimde sarstığını anlatan mecaz anlamıyla kullanır?
- The doctors knocked the treatment idea around for months.
- Her illness knocked Maya around for months.
- Maya knocked around Europe for months.
Cevabı göster
Her illness knocked Maya around for months.
a good 6 to 12 months: kayda değer bir süreyi vurgulamak
Burada a good, etkinin oldukça uzun ve bütünüyle hissedilen bir süre devam ettiğini vurgulamak için tahminî 6 to 12 months aralığının önünde kullanılır. Good burada “keyifli” veya “yüksek kaliteli” anlamına gelmez. a good + süre, mesafe veya miktar kalıbı bağlama göre çoğunlukla “tam”, “en az” ya da “oldukça büyük bir miktar” anlamı verir. Aralık hâlâ bir tahmindir; a good, alt sınırın bile kayda değer olduğuna dair konuşmacının değerlendirmesini ekler.
Alıştırma
“The repairs took a good three months.” cümlesindeki “a good three months” ne anlama gelir?
- Yaklaşık üç tam ay süren kayda değer bir dönem
- Üç aydan açıkça daha kısa bir dönem
- Keyifli üç ay
Cevabı göster
Yaklaşık üç tam ay süren kayda değer bir dönem
gave it all away: bütün bir yaşam uğraşından vazgeçmek
Bu bağlamda gave it all away, tehlikeli hayvanlarla çalışmaya bağlı tüm kariyerden ve yaşam tarzından vazgeçmek anlamına gelir. Öncesindeki almost, konuşmacının bunu yapmaya çok yaklaştığını gösterir. It all bütün bu bağlılıkları tek ve kapsamlı bir nesne olarak toplar; away ise bunları tamamen bırakacağı şeyler olarak sunar. Burada mal varlığını bağışlamaktan veya bir sırrı açıklamaktan söz edilmez. İfade büyük ölçüde bağlama bağlıdır. Give away normalde bir şeyi ücretsiz vermek veya bilgi açıklamak anlamına gelir; ancak it all gibi kapsamlı bir zamirle kullanıldığında, bir uğraştan ve ona yatırılmış her şeyden uzaklaşmak anlamını mecazi olarak taşıyabilir.
Alıştırma
“After twenty years in the business, she nearly gave it all away.” cümlesinde, konuşma onun bırakma kararıyla ilgiliyse en olası anlam nedir?
- Neredeyse bütün eşyalarını bağışlıyordu
- Neredeyse bütün gizli ayrıntıları açıklıyordu
- Kurduğu kariyerin tamamından neredeyse vazgeçiyordu
Cevabı göster
Kurduğu kariyerin tamamından neredeyse vazgeçiyordu
Because you're dealing with deadly animals all the
4:27Çünkü her zaman ölümcül hayvanlarla uğraşıyorsunuz.
Yeah, I went from times where I was clear, Dilbilgisi
4:29Evet, ne yapacağımı net bir şekilde bildiğim,
concise, and I knew this is it to 5 minutes later being a crying mess on the floor.
4:32kısa ve öz anlardan 5 dakika sonra yerde ağlayan bir enkaz haline geliyordum.
Hızlı bir durum değişimi için went from ... to ...
went from X to Y kalıbı X'i başlangıç durumu, Y'yi ise daha sonraki durum olarak sunar. Burada konuşmacı zihninin açık olduğu, kısa ve net konuştuğu ve emin olduğu bir durumdan yalnızca beş dakika sonra yerde ağlayarak çökmüş bir duruma geçiyor. From ve to, mutlaka fiziksel yerleri değil, bir değişimin karşıt iki uç noktasını belirtir. Aradaki sürenin çok kısa olması duygusal dönüşümü ani ve aşırı gösterir.
Alıştırma
Cümleyi went from ... to kalıbıyla tamamlayın: Her confidence ____ avoiding every presentation ____ leading the team meeting.
Cevabı göster
went from · to
the one thing that ... was my son: odağı sona bırakma
the one thing that ... was ... kalıbı kilit yanıtı geciktirip was sözcüğünden sonra getirerek ona güçlü bir odak kazandırır. Burada odaklanan yanıt my son ile başlar, sitting there ise görüntüyü tamamlar: oğlunu orada görmek ya da düşünmek, konuşmacının toparlanıp devam etmesine yardımcı olan kritik etkendi. Bu bağlamda saved me mecazidir; acil bir fiziksel tehlikeden kurtarma anlamına gelmez. and I still remember it ara sözü cümleyi kesintiye uğratır, ancak the one thing that saved me was my son iskeletini değiştirmez. Bu kalıp, belirleyici bir kişiyi, nedeni veya çözümü açıklamadan önce beklenti oluşturmak istendiğinde kullanışlıdır.
Alıştırma
Odak yapısını tamamlayın: ____ helped us meet the deadline ____ sharing daily progress updates.
Cevabı göster
The one thing that · was
and going, I remember sitting down with my son, my daughter, and
4:40Oğlumla, kızımla oturup şöyle dediğimi hatırlıyorum,
if I do do this ifadesindeki iki do’nun görevi
Yan yana gelen iki do farklı dil bilgisi görevleri üstlenir. İlk do vurgu yardımcı fiilidir ve “gerçekten” ya da “hakikaten” anlamı katar. İkinci do ise “bu eylemi veya faaliyeti yapmak” anlamındaki asıl fiildir. Bu yüzden if I do do this, “eğer bunu gerçekten yaparsam” anlamına gelir. Tekrar kasıtlıdır ve dil bilgisine uygundur; bir dil sürçmesi değildir. Bu koşul cümlesindeki vurgu, olası eylemi ve riskini daha gerçek hissettirir.
Alıştırma
Hangi cümlede ilk do bilinçli olarak vurgu yardımcı fiili, ikinci do ise asıl fiil olarak kullanılmıştır?
- If I did the inspection myself, I would record every step.
- If I do do the inspection myself, I will record every step.
- If I do the inspection myself, I will record every step.
Cevabı göster
If I do do the inspection myself, I will record every step.
And both he and Amelia, my daughter, said the same thing,
4:49Ve hem o hem de kızım Amelia aynı şeyi söylediler,
Seçim sonucu değiştirmez: it doesn't matter what you do
Burada it doesn't matter what you do, mevcut bütün eylemlerin ardından belirtilen aynı sonuca götürdüğü anlamına gelir. what yan cümlesi kişinin yapabileceği bütün seçimleri kapsar. Bu ifade, kişinin eylemlerinin değersiz olduğu veya konuşanın ilgisiz kaldığı anlamına gelmez. Mesajı “hangi seçimi yaparsan yap, bu sonuç değişmez” biçiminde düzenler.
Alıştırma
Hangi cümle, eylemi değiştirmenin sonucu değiştirmeyeceğini söylüyor?
- It doesn't matter what you do; the alarm will remain on until the code is entered.
- What you do matters because one switch turns the alarm off.
- I don't care what you do; please stop asking me.
Cevabı göster
It doesn't matter what you do; the alarm will remain on until the code is entered.
That stuck: bir düşüncenin birinin aklında kalması
Burada that, çocuğun daha önceki sorusuna veya öğüdüne gönderme yapar; stuck ise bunun babanın aklında kaldığı ve onu etkilemeye devam ettiği anlamına gelir. Bir şeyin fiziksel olarak bir yüzeye yapışmasını anlatmaz. Bu mecaz; sözler, dersler, adlar veya izlenimler hatırlandığında ve kalıcı bir etki bıraktığında kullanışlıdır. Etkinin kimde kaldığını belirtmek için something stuck with someone da denebilir.
Alıştırma
Hangi cümle bir mesajın konuşanın aklında kaldığı anlamına gelir?
- That stuck with me.
- That struck the wall.
- That was stuck to me.
Cevabı göster
That stuck with me.
And then and then the next thing the pair of them both said,
5:04Ve sonra, ikisinin birden söylediği bir sonraki şey,
if you don't do it, how do people learn? Ton ve niyet
5:07eğer sen yapmazsan insanlar nasıl öğrenecek?' dediler.
Apart from that: başka bir neden eklemek
Bu yan cümlenin başında apart from that, besides that veya in addition to the point just mentioned anlamına gelir. Önceki nedeni tartışmada tutar ve ayrı bir neden daha ekler: İnsanların öğrenebilmesi için birinin bu işi yapması da gerekir. Bilgiyi düzenleyen bir ifade olarak sonraki yan cümlenin bir sonuç veya yerine geçecek bir düşünce değil, ek bir değerlendirme olduğunu gösterir. Apart from başka bağlamlarda istisna bildirebilir; bu nedenle anlamı bağlam belirler. Burada ardından gelen destekleyici neden, ekleme anlamını açıkça gösterir. Virgül bu ifadeyi ana cümleden ayırır.
Alıştırma
İkinci cümleyi tamamlamak için dersteki besides that anlamına gelen üç sözcüklü bağlacı kullanın: The library is quiet. ____, it stays open late.
Cevabı göster
Apart from that
if you don't do it, how do people learn? ile kurulan ikna edici retorik soru
if yan cümlesi, eylemi bırakmanın sonucunu ortaya koyar: dinleyici işi sürdürmezse halk öğrenme yollarından birini kaybeder. Ardından gelen how sorusu retoriktir; alternatif yöntemlerin listesini istemek yerine örtük olarak “Öğrenemezler” cevabına yönlendirir. Koşul ve soru birlikte, dinleyicinin eylemini değerli bir sonuca ulaşmak için gerekli bir araç olarak sunar. Böylece konuşan kişi, iddiasını soru biçiminde ifade ederek işin sürdürülmesi gerektiğini savunur.
Alıştırma
Bu cümlede konuşan kişi esas olarak neyi ima ediyor?
- Bu işi yapmayı bırakırsan insanların öğrenmek için açık bir yolu kalmayacak.
- Lütfen insanların öğrenebileceği diğer yolları listele.
- İnsanlar zaten yeterince biliyor, dolayısıyla iş durabilir.
Cevabı göster
Bu işi yapmayı bırakırsan insanların öğrenmek için açık bir yolu kalmayacak.
so I mean, you're dealing with deadly animals and if you don't understand more about deadly
5:10yani, ölümcül hayvanlarla uğraşıyorsunuz ve eğer ölümcül hayvanlar hakkında daha fazla şey anlamazsanız
“çok önemli bir şey” anlamındaki a big deal
Burada a big deal, çok önemli veya ciddi sonuçları olan bir şey demektir. X is a big deal kalıbında X, önemi açısından değerlendirilir; deal ticari bir anlaşmayı ifade etmez. Konuşan kişi, dinleyicinin yaptığı şeyin değerini ve etkisini övmektedir. Aynı kalıp bir eylemi, olayı, başarıyı, meseleyi veya kişiyi değerlendirmek için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “çok önemli” anlamındaki vurgulanan kalıp ifadeyle tamamlayın: Winning the safety award was ____ for the whole team.
Cevabı göster
a big deal
Sanırım öyledir, ama bana hiç öyle gelmiyor.
Bu yanıtta I guess it is, diğer kişinin değerlendirmesini çekinceli biçimde kabul eder. I guess, konuşanın gerçeklerden tamamen habersiz olduğu anlamına gelmez; kabulün gücünü azaltır ve övgüyü bütünüyle sahiplenmekten kaçınmasını sağlar. Ardından gelen but, dışarıdan yapılan değerlendirmeyle kişisel deneyimi karşılaştırır. It never feels that way, diğer kişinin tarif ettiği önemin işin günlük deneyimde nasıl hissettirdiğiyle uyuşmadığını belirtir. I guess X, but Y kalıbı, başkasının bakış açısını kabul ederken kapsamını nazikçe sınırlamayı sağlar.
Alıştırma
Bir iş arkadaşınız “Your presentation was a huge success.” diyor. Hangi yanıt bu değerlendirmeyi kabul ederken onu konuşanın kendi hissinden alçakgönüllü biçimde ayırır?
- Yes, it was obviously the best presentation.
- I guess it was, but it never felt that way to me.
- No, it definitely wasn’t a success.
Cevabı göster
I guess it was, but it never felt that way to me.
That's always, you know, it's the sort of thing you just do on a daily basis and and a lot of people go,
5:22Bu her zaman, bilirsiniz, günlük olarak yaptığınız türden bir şey ve birçok insan şöyle diyor,
And and it's it's one of the big things that I talk about with a lot of people.
5:29Ve bu birçok insanla konuştuğum en büyük şeylerden biri.
Bunlar yaptığın 55 hata
That, daha önce söz edilen 55 yılan ısırığına gönderme yapar; 55 mistakes ise aynı olayları yeniden adlandırır. Ayrı bir 55 olaylık grup eklemez. Konuşan, sayıyı tekrarlayıp kategoriyi değiştirerek değerlendirmeyi hayatta kalma veya cesaretten mesleki hataya kaydırır. That’s + sayı + değerlendirme içeren çoğul isim yapısı, önceden sözü edilen gerçeklerin ne olarak sayılması gerektiğini belirterek onları farklı bir çerçeveye yerleştirebilir.
Alıştırma
Konuşan 55 yılan ısırığından söz ettikten sonra “that’s 55 mistakes you made” ifadesi ne yapıyor?
- Isırıklarla ilgisi olmayan 55 yeni hata ekler.
- Aynı 55 ısırığı hata olarak yeniden sınıflandırır.
- 55 ısırıktan sağ çıkmayı uzmanlık kanıtı olarak över.
Cevabı göster
Aynı 55 ısırığı hata olarak yeniden sınıflandırır.
That's the way I look at it: kararlı bir kişisel bakış açısı
That's the way I look at it, meseleyi böyle anladığım veya değerlendirdiğim anlamına gelir. Buradaki look at, gözleri fiziksel olarak bir şeye çevirmek değil, bir konuyu ele almak veya yorumlamaktır. Cümle, konuşanın önceki değerlendirmesine gönderme yapar ve bunun kişisel bir bakış açısı olduğunu belirtir. Ton kararlıdır, ancak başkasının konuyu farklı görmesine de yer bırakır.
Alıştırma
Değerlendirmeyi kişisel bir bakış açısı olarak sunmak için bu dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Missing one deadline is serious but fixable; ____.
Cevabı göster
that's the way I look at it
Irukandji jellyfish: bu adın ifade ettiği şey
Burada Irukandji, jellyfish sözcüğünü niteler ve özellikle Avustralya'nın kuzey sularıyla ilişkilendirilen, çok küçük ve son derece zehirli gerçek bir kutu denizanası grubunu adlandırır. Bu cümlede bir kişi veya yer adı değildir. Sokmaları, acil hastane bakımı gerektirebilen ciddi bir tepki olan Irukandji sendromuna yol açabilir. Bu bilgi, tekrar tekrar sokulmayla hastaneye gitme arasındaki bağlantıyı açıklar; ancak her sokmanın her zaman aynı sonucu doğurduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
"The beach warning mentioned Irukandji jellyfish," cümlesinde "Irukandji jellyfish" neyi ifade eder?
- Denizanalarını inceleyen bir kişi
- Son derece zehirli bir denizanası türü
- Avustralya'daki bir hastane
Cevabı göster
Son derece zehirli bir denizanası türü
Avustralya ve Britanya İngilizcesinde in hospital
Bu cümlede in hospital, hasta olarak hastaneye yatırılmış ve tedavi görüyor olmak anlamına gelir. Ended up in hospital, her denizanası sokmasının hastanede yatışla sonuçlandığını belirtir. Avustralya ve Britanya İngilizcesinde hospital sözcüğü olağan tıbbi işleviyle ele alındığında genellikle artikelsiz kullanılır. Odak hastane binası değil, kişinin hasta olarak yatıyor olmasıdır. Amerikan İngilizcesinde aynı hasta durumu için genellikle in the hospital kullanılır.
Alıştırma
Hastaneye yatırılmış bir hastayı anlatan şu Avustralya İngilizcesi cümlesini tamamlayın: After the accident, Liam spent two nights ____.
Cevabı göster
in hospital
and walk away and nobody has got in a situation where they're anywhere
5:53ve kimsenin zehirlenmeye yakın bir duruma düşmediği bir şekilde oradan ayrılırsam,
envenomed: ısırma veya sokmayla zehrin vücuda girmesi
Envenomed, envenom fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Zehrin, genellikle bir hayvanın ısırması, sokması, zehir dişi veya zehir taşıyan dikeni aracılığıyla kişinin vücuduna girdiğini belirtir. Burada anywhere near being envenomed, hiç kimsenin vücuduna zehir girme noktasına yaklaşmadığı anlamına gelir. Önceki venomous animal ifadesi anlam için ipucu verir. Envenomed, zehrin gerçekten vücuda aktarılmasını anlatır; yalnızca zehirli bir hayvanı görmek, ona yaklaşmak veya dokunmak anlamına gelmez ve her tür zehirlenmeyi kapsamaz.
Alıştırma
Yılan ısırığıyla zehrin vücuda girmesini belirten kesin terimle güvenlik raporunu tamamlayın: The handler was bitten, but tests showed that she had not been ____.
Cevabı göster
envenomed
So, if you want to you want to do you have anything going on Kalıp ifadeler
6:13Peki, eğer isterseniz, uğraştığınız herhangi bir şey var mı
have anything going on: devam eden projeler veya planlar
Bu soruda have anything going on, “devam eden herhangi bir projesi, etkinliği veya planı olmak” anlamına gelir. Anything soruyu geniş tutar; böylece dinleyen kişi ne tür bir gelişmeden söz edeceğini seçebilir. have + something/anything + going on yapısı, belirli bir kategori belirtmeden birinin işinde veya hayatında nelerin devam ettiğini sorar. Eklenen that you want people to know about yan cümlesi, soruyu konuğun kamuya açık biçimde paylaşmak isteyebileceği bir gelişmeyle sınırlar.
Alıştırma
Cümleyi “mevcut projeleri veya planları olmak” anlamına gelen, dersteki tam ifadeyle tamamlayın: Do you ____ that you'd like to share?
Cevabı göster
have anything going on
it's only fair that: hak edilmiş ve dengeli bir karşılık
It's only fair that + özne + fiil, that yan cümlesindeki eylemi dengeye veya karşılıklılığa dayanan makul ve hak edilmiş bir karşılık olarak sunar. Burada konuğun çalışmalarını göstermek, daha önce alınan yardımın uygun karşılığı olarak ifade edilir. Only, adalet değerlendirmesini güçlendirir ve “bu, asgari düzeyde adil olan karşılıktır” ya da “bu açıkça hak edilmiştir” anlamını verir. Bu eylemin tek olası seçenek olduğunu belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi, eşit muameleyi hak edilmiş bir davranış olarak sunan dersteki tam ifadeyle tamamlayın: We heard Mia's idea, so ____ we hear Leo's too.
Cevabı göster
it's only fair that
If you want to know about venomous marine animals,
6:23Zehirli deniz hayvanları hakkında bilgi edinmek istiyorsanız,
Gayriresmî post grad stuff ifadesi
Burada post grad stuff, lisansüstü düzeyde eğitim, araştırma veya çalışma için kullanılan gayriresmî ve geniş kapsamlı bir ifadedir. Post grad, postgraduate sözcüğünün konuşma dilindeki kısaltmasıdır; stuff ise tam olarak hangi faaliyetten söz edildiğini bilinçli biçimde belirsiz bırakır. Bu ifade, lisans sonrasındaki fırsatlara işaret etmeye devam ederken davetin resmiyetini azaltır. Ayrıntılar önemli olduğunda stuff yerine belirli programı veya faaliyeti söyleyin.
Alıştırma
Belirli olmayan lisansüstü düzeydeki bir faaliyet için kullanılan üç sözcüklük ifadeyle gündelik cümleyi tamamlayın: I'm exploring ____, but I haven't chosen a program yet.
Cevabı göster
post grad stuff
Telefon daveti olarak give me a call
Give me a call, “beni telefonla ara” veya “benimle telefonla iletişime geç” anlamına gelir. Yapı give + person + a call şeklindedir ve call isim olarak kullanılır. Burada, koşul geçerliyse daha sonra iletişime geçmeye yönelik samimi bir davettir. Sonraki iletişim için bir yol açar; birine isim vermeyi anlatmaz ve acil bir talep değildir.
Alıştırma
Cümleyi give + person + a call yapısıyla tamamlayın: If you have any questions about the job, ____.
Cevabı göster
give me a call
And you actually teach the the venomous animals course here,
6:37Ve aslında siz burada zehirli hayvanlar dersini veriyorsunuz,
even though he had other stuff to do (yapacak başka işleri olmasına rağmen)
Even though, ana eylemi engelleyebilecek gerçek bir durumu anlatır. Onun gerçekten yapması gereken başka işler vardı, fakat yine de konuşan kişiyle birlikte suya girdi. even though + yan cümle yapısını gerçek bir engeli veya şaşırtıcı bir karşıtlığı göstermek için kullanın. Ana cümle, bu engele rağmen ne olduğunu belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, eylemi durdurmayan gerçek bir engeli açıkça anlatır?
- Leo went for a run even if it was raining.
- Leo went for a run because it was raining.
- Leo went for a run even though it was raining.
Cevabı göster
Leo went for a run even though it was raining.
So, I hope this gave you more insight Kalıp ifadeler
6:59Umarım bu size daha fazla içgörü sağlamıştır
give someone more insight into (birinin bir konuyu daha derinden anlamasını sağlamak)
Give someone more insight into something, birinin bir konuyu daha derinden anlamasına yardımcı olmak demektir. Burada röportaj, izleyicilere yalnızca ayrı ayrı bilgiler vermek yerine Steve Irwin'in hayatını daha kapsamlı biçimde anlamalarını sağlar. Kalıp give + person + insight into + topic şeklindedir. Anlayan kişi give fiilinden sonra gelir; into ise daha açık hâle gelen konuyu belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, röportajın Maya'nın işi daha derinden anlamasına yardımcı olduğunu doğal biçimde ifade eder?
- The interview gave Maya more insight to the job.
- The interview gave Maya more insight into the job.
- The interview gave Maya more insight of the job.
Cevabı göster
The interview gave Maya more insight into the job.
rather than just focusing on...: yalnızca ... odaklanmak yerine
Bu cümlede rather than, konuşmacının tercih ettiği bakış açısını—Steve Irwin'ın hayatını daha iyi anlamayı—kaçınmak istediği daha dar bakış açısıyla, yani yalnızca ölümüne odaklanmakla karşılaştırır. Anlamı “yerine”dir; “sonrasında” veya “sonra” anlamına gelmez. Just, ikinci odağın fazla sınırlı olduğunu göstererek bu düzeltmeyi güçlendirir. Aktarılabilir kalıp examine or discuss A rather than just focusing on B şeklindedir: A, daha kapsamlı veya daha yararlı öncelik olarak sunulur.
Alıştırma
Daha geniş bir analiz ile aşırı dar bir odağı karşılaştıran ders kalıbıyla cümleyi tamamlayın: “The report should examine the whole year ____ one unusual week.”
Cevabı göster
rather than just focusing on
Um Dr. Seymour wanted me to remind you that most people think Steve was being dangerous all the time,
7:05Dr. Seymour, çoğu insanın Steve'in her zaman tehlikeli işler yaptığını düşündüğünü,
take precautions: önlem almak
Take precautions, bilinen veya olası bir riski azaltmak için önceden bir şeyler yapmak anlamına gelen sabit bir eşdizimdir. Burada Steve'in düşüncesizce hareket ettiği izlenimini düzeltir: tehlikeli görünen işler de planlama, sınırlar ve koruyucu önlemler içerebilir. Bu ifade tam güvenliği değil, riskin azaltılmasını anlatır. İnsanlar ters gidebilecek bir duruma hazırlandığında sağlık, seyahat, iş yeri ve teknik alanlarda doğal biçimde kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “riski azaltmak için önceden harekete geçmek” anlamındaki standart eşdizimle tamamlayın: “Because the roads may freeze tonight, drivers should ____.”
Cevabı göster
take precautions
and he always knew when to back away when an animal wasn't behaving correctly. Öbek fiiller
7:11ve bir hayvan doğru davranmadığında ne zaman geri çekileceğini her zaman bildiğini size hatırlatmamı istedi.
back away: mesafe koymak için geri çekilmek
Bu cümlede back away, geriye doğru hareket edip daha fazla yaklaşmamak anlamına gelir. Steve hayvandaki tehlikeli davranışı fark eder ve fiziksel mesafe koyar. Bu fiil öbeği mecaz anlamda da kullanılabilir: back away from a plan, offer, or commitment, bir planı, teklifi veya taahhüdü desteklemekten ya da sürdürmekten vazgeçmek demektir. İki kullanımda da temel fikir arkasını dönmek değil, geri çekilmektir.
Alıştırma
Cümleyi back away ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When the dog began growling, Maya ____ slowly and gave it space.
Cevabı göster
backed away
He had like a sixth sense for that sort of thing. Deyimler
7:14Bu tür şeyler için altıncı bir hisse sahipti sanki.
a sixth sense: güçlü bir sezgi
Bu cümlede a sixth sense, sıradan beş duyu aracılığıyla kolayca açıklanamayan güçlü bir içgüdü veya sezgi anlamına gelir. like sözcüğü bunu gündelik bir benzetme hâline getirir; Steve’in gerçekten doğaüstü bir güce sahip olduğu iddia edilmez. Birinin sezgisel olarak algılayabildiği şeyin türünü belirtmek için a sixth sense for + isim veya soru sözcüklü yan cümle yapısını kullanın. Örneğin a sixth sense for danger ya da a sixth sense for when something is wrong denebilir.
Alıştırma
Bu cümlede a sixth sense ne anlama gelir? "Nora has a sixth sense for when a project is about to go wrong."
- Olağanüstü derecede keskin bir işitme duyusu
- Ayrıntılı bir hesaplamaya dayanan tahmin
- Açıklanması zor güçlü bir sezgi
Cevabı göster
Açıklanması zor güçlü bir sezgi
A freak accident: sıra dışı ve öngörülemez bir kaza
Freak accident, son derece sıra dışı, düşük olasılıklı ve öngörülmesi güç bir kazayı anlatan kalıplaşmış bir isim öbeğidir. Freak burada olayın olağan dışı niteliğini belirtir; herhangi bir kişiye freak demek değildir. Bu cümlede ölümü a freak accident diye nitelemek, onu tekrarlanan bir dikkatsizlik örüntüsünün beklenen sonucu olarak değil, tek seferlik rastlantısal bir olay olarak sunar. İfade, olayın nadirliğini ve öngörülemezliğini anlatır; ancak tek başına kimsenin sorumlu olmadığını kanıtlamaz.
Alıştırma
Raporu, “son derece sıra dışı ve öngörülemez bir olay” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: “Investigators found no negligence and called it ____.”
Cevabı göster
a freak accident
Kapanış geçişi olarak One last thing
One last thing, ana konuşmanın sona yaklaştığını belirtirken son bir maddeyi tanıtan bir söylem işaretidir. One burada fiziksel bir nesneyi değil, bir bilgi maddesini veya konuyu ifade eder. Bu ifade dinleyicinin beklentisini yönetir: eklenen bilgi ani değil planlı görünür ve bundan sonra başka önemli noktaların gelmemesi gerektiği anlaşılır.
Alıştırma
Bir sunumu bitirirken kısa bir son hatırlatma eklemek istiyorsunuz. Hangi geçiş ifadesi, hatırlatmanın son nokta olduğunu açıkça belirtir?
- For example: please complete the survey before you leave.
- One last thing: please complete the survey before you leave.
- One more thing: please complete the survey before you leave.
Cevabı göster
One last thing: please complete the survey before you leave.
here on Smarter Every Day with Dr. Jamie Seymour.
7:23burada, Smarter Every Day'de Dr. Jamie Seymour ile birlikte.
So, if you want to keep learning about this stuff,
7:25Bu yüzden, bu konular hakkında daha fazlasını öğrenmeye devam etmek isterseniz,
feel free to click Australia around my head to subscribe Ton ve niyet
7:27eğer hak ettiysek abone olmak için başımın etrafındaki Avustralya'ya tıklamaktan çekinmeyin,
feel free to: baskısız izin ve davet
Feel free to + fiilin yalın hâli, birine baskı hissetmeden bir şeyi yapmayı seçebileceğini belirtir. Burada click talimatını emir olmaktan çıkarıp dostça bir davete dönüştürür. Free, kısıtlama veya baskının olmamasını anlatır. Tıklamanın ya da abone olmanın ücretsiz olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Baskısız daveti dersteki ifadeyle tamamlayın: "____ ask me if any part of the form is unclear."
Cevabı göster
Feel free to
if we've earned it, or check out any one of these videos Ton ve niyet
7:29ya da bu videolardan birine göz atın
if we've earned it: desteği hak edilmiş olma koşuluna bağlamak
If we've earned it bir koşul yan cümlesidir. Burada it, izleyicinin aboneliğini anlatır; earned ise içerik üreticilerinin yeterli değer sundukları için bu desteği hak etmiş olmaları demektir, para kazanmaları değil. Abone olma davetinden sonra gelen bu yan cümle, desteği izleyicinin değerlendirmesine bağlar. İsteği alçakgönüllü gösterir ve baskıyı azaltır.
Alıştırma
Alçakgönüllü isteği dersteki koşul ifadesiyle tamamlayın: "Please recommend our service to a friend ____."
Cevabı göster
if we've earned it