Duygusal Olgunluğunuzu Nasıl Test Edersiniz?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
874 kelime 160 kel/dk

Video özeti: Video, düş kırıklığına verdiğimiz tepkilerle duygusal olgunluğu sınar: küsmek, öfkelenmek ya da soğumak. Olgun seçenekler acıyı açıklamak, sakin kalmak ve kırılganlığı öğrenilebilir bir beceri olarak kabul etmektir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. keep pace with our physical growth. (kalıp ifadeler ve eşdizimler): aynı hızda gelişme anlamını kavrayın ve duygusal büyümenin fiziksel büyümeden neden ayrılabileceğini açıklayın. 2. hope against hope (deyimler ve mecazi ifadeler): çok az kanıta rağmen umudu sürdürme anlamını tanıyın ve olasılığı düşük bir dilek için kullanın. 3. give others the benefit of every doubt, (deyimler ve mecazi ifadeler): belirsizliği kötü niyet varsaymak yerine iyi niyetle yorumlayın ve ifadeyi çatışma ya da güven konuşmalarında kullanın.

Bu derste

One of the more puzzling aspects of the way we're built

0:04

Yapımızın en şaşırtıcı yönlerinden biri,

is that our emotional development

0:07

duygusal gelişimimizin

does not necessarily or automatically keep pace Kalıp ifadeler

0:09

fiziksel büyümemize mutlaka veya otomatik olarak

with our physical growth.

0:12

ayak uydurmamasıdır.

Kalıp ifadeler

keep pace with our physical growth: fiziksel gelişimimize ayak uydurmak

To keep pace with something, bir şeyle aynı hızda gelişmek veya ilerlemek demektir. Burada duygusal gelişim fiziksel büyümeyle karşılaştırılıyor: cümle, bu ikisinin her zaman birlikte ilerlemediğini söylüyor. Kalıp keep pace with + isim veya isim öbeği şeklindedir. Buradaki pace, adım değil, ilerleme hızı anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede keep pace with, “aynı hızda gelişmek” anlamında doğru kullanılmıştır?

  1. Our policies must keep pace to changes in the law.
  2. Our policies must keep the pace with changes in the law.
  3. Our policies must keep pace with changes in the law.
Cevabı göster

Our policies must keep pace with changes in the law.

We can be 55 on the outside Deyimler

0:14

Dışarıdan 55 yaşında olabiliriz

and 4 and 1/2 in terms of our impulses and

0:16

ancak dürtülerimiz ve

manner of communicating,

0:19

iletişim biçimimiz açısından 4 buçuk yaşında olabiliriz,

just as we can be on the threshold of adulthood physically Deyimler

0:21

tıpkı fiziksel olarak yetişkinliğin eşiğinde olup

while an emotional sage within.

0:24

içimizde duygusal bir bilge olabileceğimiz gibi.

Deyimler

55 on the outside ... an emotional sage within: dışarıdan 55 yaşında, iç dünyada duygusal bir bilge

55 on the outside ve an emotional sage within ifadeleri mekânı bir metafor olarak kullanır. On the outside kişinin fiziksel yaşını, within ise içsel duygu dünyasını anlatır. Sage, bilgeliği ve olgun muhakemesiyle tanınan kişidir. Bu keskin karşıtlık, fiziksel yaş ile duygusal olgunluğun birbirinden çok farklı olabileceğini gösterir. Yaşlar gerçek bir tanı değil, canlı ve abartılı örneklerdir; an emotional sage within ise kişinin iç benliğini tanımlayan bir isim öbeğidir.

Alıştırma

“55 on the outside ... an emotional sage within” nasıl bir karşıtlık anlatır?

  1. Yaşlı ve bilge biri, genç bir kişinin bedeninin içinde gerçekten saklanmaktadır.
  2. Bir kişinin fiziksel yaşı veya görünüşü, içsel duygusal olgunluğundan çok farklı olabilir.
  3. Sayılar duygusal yaşın kesin bir tıbbi ölçümünü verir.
Cevabı göster

Bir kişinin fiziksel yaşı veya görünüşü, içsel duygusal olgunluğundan çok farklı olabilir.

Deyimler

on the threshold of adulthood: yetişkinliğin eşiğinde

On the threshold of adulthood, yetişkinliğe girmeye çok yakın olmak ama henüz bu aşamaya tamamen geçmemiş olmak demektir. Buradaki threshold mecazidir; gerçek bir kapı eşiğini değil, bir aşama ile sonraki arasındaki sınırı belirtir. on the threshold of + isim kalıbı, bir değişimi başlamak üzere olan bir süreç gibi sunar. Burada fiziksel gelişim ile cümlenin geri kalanının ima ettiği daha yüksek duygusal olgunluk birbirinden ayrılır.

Alıştırma

Yetişkinliğe girmeye çok yakın olmayı anlatan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Maya is ____ and is starting to plan life after school.

Cevabı göster

on the threshold of adulthood

In order to assess our own and others' emotional development, Dilbilgisi

0:27

Kendi ve başkalarının duygusal gelişimini değerlendirmek için,

we can make use of a single Kalıp ifadeler

0:31

tek bir araçtan yararlanabiliriz,

deceptively simple question Kelime

0:32

aldatıcı derecede basit bir sorudan

that quickly gets to the core Deyimler

0:34

ve bu soru hızla merkezine iner

of our underlying emotional age.

0:36

altta yatan duygusal yaşımızın.

Dilbilgisi

In order to assess: amacı açıkça belirten bir ifade

In order to assess bir amaç ifadesidir. in order to yapısından sonra assess gibi fiilin yalın hâli gelir ve “Hangi amaçla?” sorusuna cevap verir. Cümlenin başına getirildiğinde ana eylemden önce amacı açıklar: duygusal gelişimi değerlendirmek amacıyla tek bir soru kullanabiliriz. Aktarılabilir kalıp in order to + fiilin yalın hâlidir; bu giriş ifadesi cümleyi başlattığında ardından virgül gelir.

Alıştırma

Hangi cümle amaç belirtmek için in order to + fiilin yalın hâli yapısını doğru kullanıyor?

  1. In order to we compare the results, we checked both reports.
  2. In order to comparing the results, we checked both reports.
  3. In order to compare the results, we checked both reports.
Cevabı göster

In order to compare the results, we checked both reports.

Kalıp ifadeler

make use of: Bir şeyi kaynak olarak kullanmak

Make use of, ‘bir şeyi belirli bir amaçla kullanmak veya ondan yararlanmak’ anlamına gelir. Yapısı make use of + isim/zamir şeklindedir. Bu cümlede tek bir soru, duygusal gelişimi değerlendirmeye yarayan bir araç olarak ele alınıyor. İfade, mevcut bir kaynağı pratik biçimde kullanmayı vurgular.

Alıştırma

Sabit make use of ifadesindeki eksik sözcükleri tamamlayın: The school has a recording studio, so we can make ____ it for the podcast.

Cevabı göster

use of

Kelime

deceptively simple: Görünüşte basit, gerçekte değil

Deceptively simple, ilk bakışta kolay veya karmaşık değilmiş gibi görünen fakat gizli bir karmaşıklığa, zorluğa ya da güce sahip olan bir şeyi anlatır. Deceptively ilk izlenimi niteler: görünürdeki basitlik yanıltıcı olabilir. Bu cümlede soru kısa ve basit görünür, ancak duygusal yaşla ilgili daha derin bir konuyu ortaya çıkarabilir. İfade, sorunun birini kasıtlı olarak aldattığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede deceptively simple, ‘kolay görünen fakat göründüğünden daha karmaşık olan’ anlamında kullanılmıştır?

  1. The puzzle is deceptively simple; its final step requires careful logic.
  2. The puzzle is surprisingly simple; even a beginner can solve it at once.
  3. The puzzle is openly difficult and comes with a warning.
Cevabı göster

The puzzle is deceptively simple; its final step requires careful logic.

Deyimler

gets to the core of: en temel bölüme ulaşmak

Bu cümlede gets to the core of, “en temel bölüme ulaşır ve onu ortaya çıkarır” anlamındadır. Soru gerçek anlamda bir yere gitmez; tartışmayı yüzeydeki ayrıntıların ötesine, merkezdeki meseleye taşır. of'tan sonra gelen öge bu merkezî meselenin ne olduğunu belirtir: burada, temelde yatan duygusal yaşımız. Bu kalıp, bir soru ya da analizin bir sorun, güdü veya anlaşmazlıkta gerçekten önemli olan şeyi ortaya çıkardığını anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi “en temel bölüme ulaşmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Her question quickly ____ the problem.

Cevabı göster

gets to the core of

When someone on whom we depend emotionally Dilbilgisi

0:39

Duygusal olarak bağlı olduğumuz biri

lets us down, Öbek fiiller

0:42

bizi hayal kırıklığına uğrattığında,

Öbek fiiller

lets us down: birinin beklentilerini boşa çıkarmak

Let someone down, bir kişinin beklediği veya ihtiyaç duyduğu şeyi yapmayarak onu hayal kırıklığına uğratmak demektir. Buradaki lets us down, duygusal olarak bağlı olduğumuz birinin beklediğimiz tepkiyi veya desteği vermediğini anlatır. Yapı let + kişi + down şeklindedir. Nesne let ile down arasına gelir: let me down, let her down, lets us down. Bu bir phrasal verb yapısıdır; aşağı doğru hareket anlamına gelmez.

Alıştırma

let someone down ifadesini kullanarak ve zamiri bağlama göre değiştirerek cümleyi tamamlayın: We promised to help Maya, so we must not ____.

Cevabı göster

let her down

disappoints us or leaves us hanging and uncertain, Deyimler

0:44

bizi hüsrana uğrattığında ya da yüzüstü ve belirsizlik içinde bıraktığında,

Deyimler

leaves us hanging and uncertain: yanıtsız ve sonuçsuz bırakmak

Leave someone hanging, bir kişiye ihtiyaç duyduğu yanıtı, tepkiyi veya sonucu vermeden durmak ya da işi geciktirmek demektir. Buradaki leaves us hanging, bekletildiğimizi anlatır; uncertain ise sonucu ekler: ne olacağını bilmiyoruz. Yapı leave + kişi + hanging şeklindedir. Genellikle yanıtlanmamış bir mesajı, geciken bir kararı veya hiçbir şey çözüme kavuşmadan biten bir konuşmayı anlatır. Buradaki kullanım mecazidir; birini fiziksel olarak asılı bırakmak anlamına gelmez.

Alıştırma

leave someone hanging ifadesini kullanarak ve zamiri bağlama göre değiştirerek cümleyi tamamlayın: Please tell me today; don't ____ about the job offer.

Cevabı göster

leave me hanging

what is our characteristic way of responding?

0:47

karakteristik tepki verme biçimimiz nedir?

Dilbilgisi

someone on whom we depend emotionally: edat + whom

Temel ilişki depend emotionally on someone biçimindedir. İlgi cümleciğinde someone nitelenen isim olur ve on, whom'un önüne gelir: someone on whom we depend emotionally. Bu, resmî “edat + whom” yapısıdır. Whom, on edatının nesnesidir; depend fiilinin öznesi değildir. Ayrıca bağımlılık ilişkisini depend on ifade ettiği için on kaldırılamaz.

Alıştırma

Hangi ifade someone we depend on emotionally yapısının standart resmî karşılığıdır?

  1. someone on who we depend emotionally
  2. someone whom we depend emotionally
  3. someone on whom we depend emotionally
Cevabı göster

someone on whom we depend emotionally

There are three methods

0:51

Üç yöntem vardır

which indicate emotionally immature behavior.

0:53

ki bunlar duygusal olarak olgunlaşmamış davranışı gösterir.

We might grade ourselves on a scale Kalıp ifadeler

0:55

Kendimizi bir ölçekte değerlendirebiliriz

of 1 to 10 according to our propensities.

0:57

eğilimlerimize göre 1'den 10'a kadar.

Kalıp ifadeler

grade ourselves on a scale of 1 to 10: kendimizi 1'den 10'a kadar puanlamak

Burada grade, “değerlendirip puan vermek” anlamında bir fiildir. Hem değerlendiren hem de değerlendirilen kişiler biz olduğumuz için grade ourselves kendi davranışımızı değerlendirmek demektir. Yapı grade + person or performance + on a scale of + lower number + to + upper number şeklindedir. Ardından gelen according to our propensities, puanın hangi temele göre verildiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğretilen ölçek ifadesiyle tamamlayın: The judges will grade each presentation ____.

Cevabı göster

on a scale of 1 to 10

Firstly,

1:00

İlk olarak,

we might sulk. Kelime

1:01

somurtabiliriz.

Kelime

sulk: hoşnutsuzluğu sessizlikle göstermek

To sulk, kızgın veya incinmiş olduğunuz için sessiz kalmak, içinize kapanmak ya da gözle görülür biçimde mutsuz davranmak demektir. Sessizlik doğrudan hoşnutsuzluğu iletir ve kişi çoğu zaman sorunun ne olduğunu açıklamayı reddeder. Firstly, we might sulk cümlesinde konuşmacı yalnızca geçici bir duyguyu değil, olası bir tepki biçimini adlandırır. Sulk bir davranışı anlatır; bu nedenle be sad veya be angry ifadelerinden daha belirgindir.

Alıştırma

Hangi durum birinin sulk etmesini en iyi gösterir?

  1. Maya neden incindiğini sakin biçimde açıklıyor ve bu konuyu konuşmayı istiyor.
  2. Maya üzgün ve konuşmayı reddediyor; hoşnutsuzluğunu göstermek için sessizce oturuyor.
  3. Maya zor bir kitaba odaklandığı için sessiz.
Cevabı göster

Maya üzgün ve konuşmayı reddediyor; hoşnutsuzluğunu göstermek için sessizce oturuyor.

That is,

1:02

Yani,

we simultaneously get very upset

1:03

aynı anda çok sinirlenirken

while refusing to explain to the person who has upset us Dilbilgisi

1:05

bizi üzen kişiye açıklamayı reddederiz

what the problem might actually be.

1:08

sorunun aslında ne olabileceğini.

Dilbilgisi

while refusing to explain: aynı öznenin eş zamanlı eylemleri

While + -ing, bir eylemin ana cümledeki eylemle aynı anda gerçekleştiğini gösterir. Burada üzülmemiz ve açıklama yapmayı reddetmemiz aynı anda gerçekleşir. Refusing sözcüğünün açıkça belirtilmeyen öznesi, get fiilinin de öznesi olan we sözcüğüdür. Bu kısa yapı, while we refuse gibi tam bir yan cümle kullanma gereğini ortadan kaldırır. Bu cümlede while, üzülmek ile açıklamayı esirgemek arasındaki karşıtlığı da güçlendirir; although anlamına gelmez ve belirli bir zaman uzunluğunu göstermez.

Alıştırma

Cümleyi while + refuse fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Leo listened to every question ____ to answer any of them.

Cevabı göster

while refusing

The insult to our pride and dignity

1:10

Gururumuza ve onurumuza yapılan hakaret

feels too great.

1:13

çok büyük hissedilir.

We are too internally fragile Dilbilgisi

1:14

İçsel olarak çok kırılganızdır

to reveal that we've been knocked.

1:16

darbe aldığımızı belli edemeyecek kadar.

Dilbilgisi

too internally fragile to reveal: too ... to sonuç yapısı

Too + sıfat + to-infinitive kalıbı, bir özelliğin eylemi engelleyecek düzeye ulaştığını anlatır. Bu nedenle too internally fragile to reveal, duygusal olarak fazla kırılgan olduğumuz için incindiğimizi açıklayacak gücü kendimizde bulamadığımız anlamına gelir; too yalnızca yüksek dereceyi değil, engellenen sonucu da içerir. Internally, fragile sözcüğünü niteler: zayıflık kişinin iç dünyasındaki benlik algısındadır. Reveal burada incinmenin gerçekleştiğini kabul etmek veya göstermek anlamındadır.

Alıştırma

Yorgunluğun eylemi engellediğini gösteren kalıbın iki bölümünü kullanarak cümleyi tamamlayın: I was ____ exhausted ____ finish the report.

Cevabı göster

too · to

We hope against hope that another person Deyimler

1:20

Umutsuzca başka bir kişinin

might simply magically understand

1:22

sihirli bir şekilde anlamasını umarız

what they've done and fix it

1:24

ne yaptıklarını ve bunu düzeltmelerini

without us needing to speak. Dilbilgisi

1:26

bizim konuşmamıza gerek kalmadan.

Deyimler

Hope against hope: neredeyse hiç umut yokken umut etmek

Hope against hope, gerçekler iyi bir sonuç beklemek için neredeyse hiçbir neden sunmasa bile umut etmeyi sürdürmek anlamına gelen bir deyimdir. Hope sözcüğünün tekrarı bilinçlidir: umut, cesaret kırıcı gerçekliğe karşı direnmektedir. Bu cümlede konuşanlar, gerçekleşmesi çok düşük bir ihtimal olsa da diğer kişinin kimse söylemeden sorunu fark edip düzeltmesini umuyor.

Alıştırma

Cümleyi, “neredeyse hiç neden olmamasına rağmen umut etmeyi sürdürmek” anlamındaki deyimin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After three repair shops said the laptop was beyond saving, Mia ____ that her photos could be recovered.

Cevabı göster

hoped against hope

Dilbilgisi

Without us needing to speak: bizim konuşmamıza gerek kalmadan

without + nesne + -ing biçimi yapısı, bir olayın gerçekleştiğini ve nesneyle belirtilen kişinin -ing yan cümlesinin örtük öznesi olduğunu gösterir. without us needing to speak ifadesinde us, needing sözcüğünün mantıksal öznesidir; dolayısıyla konuşması gerekmeyen kişiler us ile belirtilen kişilerdir. Bu yaygın konuşma yapısında nesne durumundaki bir zamirden sonra -ing biçimi kullanılır: without us needing denir, without us to need denmez. Daha resmî bir tarzda iyelik biçimi olan our needing de kullanılabilir, ancak without we needing standart değildir.

Alıştırma

Cümleyi us ve review fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: They approved the plan without ____ the final version.

Cevabı göster

us reviewing

Rather as an infant who hasn't yet mastered language Anlatım akışı

1:28

Henüz dili kavrayamamış bir bebeğin,

might have a hope that a parent

1:31

bir ebeveyninin

would spontaneously enter their minds

1:33

kendiliğinden zihnine girmesini

and just guess what was ailing them. Kelime

1:35

ve sadece neyin rahatsız ettiğini tahmin etmesini umması gibi.

Anlatım akışı

Yaklaşık bir benzetme kuran “Rather as”

Burada Rather as bir benzetme kurar: Yazar, dile getirilmeyen bir beklentiyi, bir bebeğin hiçbir şey söylemeden ebeveyninin sorunun ne olduğunu anlamasını ummasına benzeterek açıklar. Bu kullanımda rather, “kabaca” veya “büyük ölçüde benzer biçimde” anlamına gelir; “tercihen” anlamına gelmez. as ile başlayan yan cümle, ana düşünceyi düzenleyip açıklayan karşılaştırmayı sunar.

Alıştırma

Bu cümlede “Rather as” ne işlev görür? “Rather as a map guides a traveler, an outline guides a reader.”

  1. Yazarın taslaklar yerine haritaları tercih ettiğini gösterir.
  2. İlk durumu ikinci durumla değiştirir.
  3. İki durum arasında yaklaşık bir benzetme kurar.
Cevabı göster

İki durum arasında yaklaşık bir benzetme kurar.

Kelime

“what was ailing them”: geçişli fiil ail

what was ailing them ifadesinde ail, “birine acı, hastalık, kaygı veya başka bir sıkıntı vermek” anlamına gelen geçişli bir fiildir. Them etkilenen kişileri, what ise bilinmeyen nedeni veya sorunu gösterir. Bu nedenle ifade, “onlara acı veren veya kendilerini kötü hissetmelerine yol açan şey” anlamına gelir. Ail yalnızca teşhis edilmiş fiziksel bir hastalığı anlatmaz; duygusal sıkıntı veya daha genel bir sorun için de kullanılabilir.

Alıştırma

“what was ailing them” ifadesinin doğru yorumu hangisidir?

  1. konuşmamayı tercih ettikleri şey
  2. onlara acı, hastalık veya sıkıntı veren şey
  3. başarısız biçimde yaptıkları şey
Cevabı göster

onlara acı, hastalık veya sıkıntı veren şey

Secondly,

1:37

İkinci olarak,

we might get furious.

1:38

öfkeden deliye dönebiliriz.

Another response is to get extremely

1:40

Başka bir tepki de son derece

and disproportionately angry with the disappointing person. Kalıp ifadeler

1:43

ve hayal kırıklığı yaratan kişiye orantısız bir şekilde öfkelenmektir.

Kalıp ifadeler

disproportionately angry with: nedenin gerektirdiğinden fazla öfke

Disproportionately angry with, öfkenin durumun makul olarak gerektirdiğinden çok daha büyük olduğunu anlatır. Disproportionately, angry sözcüğünün derecesini yalnızca artırmaz; öfkeyi nedeniyle karşılaştırıp tepkinin aşırı olduğuna dair bir değerlendirme yapar. With, öfkenin yöneldiği kişi veya grubu gösterir. Yeniden kullanılabilecek kalıp be/get disproportionately angry with someone şeklindedir; yalnızca çok öfkeli olmayı değil, bir kişiye duyulan öfkenin nedenine kıyasla aşırı olmasını anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle disproportionately angry with ifadesinin anlamını en iyi korur?

  1. Bir kişiye değil, duruma kızgındı.
  2. Ona çok kızgındı, ancak tepkisi yine de makul olmuş olabilir.
  3. Ona duyduğu öfke, durumun haklı çıkarabileceğinden çok daha şiddetliydi.
Cevabı göster

Ona duyduğu öfke, durumun haklı çıkarabileceğinden çok daha şiddetliydi.

Our fury may look powerful,

1:47

Öfkemiz güçlü görünebilir,

but no one who felt powerful

1:49

ama kendini güçlü hisseden hiç kimse

would have any need for such titanic rage. Deyimler

1:51

böylesine devasa bir öfkeye ihtiyaç duymaz.

Deyimler

such titanic rage: ezici öfkenin bilinçli biçimde abartılması

Such titanic rage ifadesinde titanic, olağanüstü büyük veya güçlü anlamına gelen bir sıfattır. Rage sözcüğünü niteler; Titanic adlı gemiye gönderme yapmaz. Such + sıfat + isim yapısı, isim öbeğinin tamamını daha önce söz edilen türün aşırı bir örneği olarak sunar. Bilinçli abartı öfkeyi ezici gösterir. Look powerful ile yan yana geldiğinde ironik bir karşıtlık yaratır: öfke güce benzer, ancak cümle bunun kişinin kendini güçlü hissetmemesinden doğduğunu savunur.

Alıştırma

Such titanic rage bu cümlede ne anlatır?

  1. Titanic gemisinin neden olduğu öfke
  2. Bilinçli bir abartıyla anlatılan, ezici derecede büyük bir öfke gösterisi
  3. Sakin ama kararlı bir anlaşmazlık
Cevabı göster

Bilinçli bir abartıyla anlatılan, ezici derecede büyük bir öfke gösterisi

Inside,

1:54

İçimizde,

we feel broken,

1:54

paramparça,

at sea, and bereft. Deyimler

1:55

kaybolmuş ve yoksun hissederiz.

Deyimler

at sea: kafası karışmış ve ne yapacağını bilemez durumda olmak

Burada at sea, kafası karışmış, kararsız ve bundan sonra ne yapacağını bilemez durumda olmak anlamına gelen bir deyimdir. Fiziksel bir konumu değil, duygusal bir durumu anlatır. Bu benzetme, açık denizde hangi yöne gideceğini bilemeyen birini düşündürür. İfade, feel fiilinden sonra sıfat gibi işlev görür: we feel at sea.

Alıştırma

Hangi cümlede at sea, ‘kafası karışmış ve ne yapacağını bilmiyor’ anlamında kullanılmıştır?

  1. After the schedule changed again, Maya felt completely at sea.
  2. The sailors stayed at sea for three weeks.
  3. Maya looked at the sea from the beach.
Cevabı göster

After the schedule changed again, Maya felt completely at sea.

But our only way of reasserting control

1:57

Ancak kontrolü yeniden sağlamanın tek yolu

is to mimic an aggrieved emperor

1:59

mağdur bir imparatoru

or taunted tiger.

2:01

veya kışkırtılmış bir kaplanı taklit etmektir.

Our insults and viciousness are,

2:03

Hakaretlerimiz ve acımasızlığımız,

in their coded ways, Deyimler

2:05

kendi şifreli yollarıyla,

admissions of terror and defenselessness.

2:06

dehşet ve savunmasızlığın kabullenilişidir.

Deyimler

in their coded ways: korkuyu dolaylı olarak açığa vurmak

Buradaki in their coded ways, hakaretlerin ve acımasız davranışların taşıdığı dolaylı mesajlar aracılığıyla demektir. Their bu düşmanca eylemlere gönderme yapar; coded ise mecazdır, ortada gerçek bir şifre yoktur. Bu ifade saldırıları yorumlanması gereken işaretler olarak yeniden çerçeveler. Yüzeyde saldırgandırlar, ancak altta korku ve savunmasızlığı açığa çıkarırlar. Bu nedenle admissions, kasıtlı itiraflar değil, istemeden ortaya çıkan belirtiler anlamına gelir.

Alıştırma

in their coded ways cümleye hangi anlamı katar?

  1. Konuşmacılar hakaretlerini gizli bir şifreye dönüştürmüştür.
  2. Düşmanca davranış, altında yatan korkuyu dolaylı olarak açığa çıkarır.
  3. Bu davranış onlara resmî giriş izni verir.
Cevabı göster

Düşmanca davranış, altında yatan korkuyu dolaylı olarak açığa çıkarır.

Our pain is profoundly poignant, Dilbilgisi

2:09

Acımız son derece dokunaklıdır,

our manner of dealing with it a good deal sadder.

2:12

bununla başa çıkma şeklimiz ise çok daha üzücüdür.

Dilbilgisi

our manner ... a good deal sadder: paralel yan cümlede düşürülen is

İkinci bölüm, kısaltılmış paralel bir yan cümledir. “our manner of dealing with it is a good deal sadder” biçiminde okunmalıdır. İlk yan cümle aynı kalıbı zaten sağladığı için bağ fiili “is” düşürülmüştür: özne + is + niteleme. Bu düşürme, keskin bir karşılaştırma oluşturmak için “our pain” ile “our manner of dealing with it” ifadelerini yan yana getirir. “A good deal”, karşılaştırma biçimindeki “sadder” sıfatını güçlendirir ve “çok” ya da “önemli ölçüde” anlamına gelir; ticari bir anlaşma anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümlenin ikinci bölümünü doğru biçimde tamamlayıp yorumlayan açıklama hangisidir?

  1. “our manner of dealing with it”, “pain” sözcüğünü niteler ve “a good deal” kârlı bir ticari anlaşma anlamına gelir.
  2. “our manner of dealing with it” öznedir, bağ fiili “is” düşürülmüştür ve “a good deal sadder” çok daha hüzünlü anlamına gelir.
  3. İkinci bölüm, hiçbir fiilin düşürülmediği sıradan ve tam bir yan cümledir; acıyla başa çıkmanın bedeni fiziksel olarak soğuttuğu anlamına gelir.
Cevabı göster

“our manner of dealing with it” öznedir, bağ fiili “is” düşürülmüştür ve “a good deal sadder” çok daha hüzünlü anlamına gelir.

Thirdly,

2:16

Üçüncü olarak,

we might go cold. Deyimler

2:17

soğuklaşabiliriz.

Deyimler

go cold: duygusal olarak uzaklaşmak

Bu duygusal bağlamda “go cold”, hisseden veya karşılık veren bir durumdan uzak, ilgisiz ya da tepkisiz bir duruma geçmek anlamına gelir. Duygusal geri çekilmeyi sıcaklığın düşmesi gibi anlatır. go + adjective kalıbı çoğu zaman bir durum değişikliğini belirtir. “Cold” sözcüğünün mecaz mı yoksa gerçek anlamda mı olduğu bağlama bağlıdır: bir kişi duygusal olarak go cold olabilirken kahve gerçek anlamda go cold olabilir.

Alıştırma

Cümleyi “duygusal olarak uzaklaşmak” anlamındaki go + adjective ifadesiyle tamamlayın: After being criticized, Leo stopped responding and seemed to ____.

Cevabı göster

go cold

It takes a lot of courage Dilbilgisi

2:19

Çok fazla cesaret gerektirir

to admit to someone who's hurt us

2:21

bizi inciten birine itiraf etmek

that we care,

2:22

umursadığımızı,

that they have a power over us,

2:23

üzerimizde bir güçleri olduğunu,

that a key bit of our life

2:26

hayatımızın önemli bir parçasının

is in their hands. Deyimler

2:27

onların ellerinde olduğunu.

Dilbilgisi

It takes a lot of courage to admit: It takes + isim + to kalıbı

Burada takes, “gerektirir” anlamındadır: Seni incitmiş birine onu önemsediğini itiraf etmek büyük cesaret gerektirir. It, herhangi bir kişi ya da nesneye gönderme yapmayan biçimsel bir öznedir. Kalıp It takes + kaynak veya nitelik + to + fiilin yalın hâli biçimindedir. Önce eylemin ne gerektirdiğini söyler, daha uzun eylemi ise sona bırakır.

Alıştırma

Cümleyi It takes + isim + to kalıbıyla tamamlayın: It ____ patience to solve this puzzle.

Cevabı göster

takes

Deyimler

is in their hands: kontrol ve sorumluluk

Be in someone’s hands mecazlı bir ifadedir. Önemli bir konuda bir kişinin kontrol, sorumluluk veya sonucu etkileme gücüne sahip olduğu anlamına gelir. Burada, konuşanların duygusal hayatının önemli bir kısmı karşı tarafın nasıl tepki vereceğine bağlıdır. Bu nedenle ifade, kontrolün yanında savunmasızlığı ve bağımlılığı da anlatır; hiçbir şey gerçekten elde tutulmamaktadır.

Alıştırma

Komitenin sonucu kontrol ettiğini anlatan bu nottaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the committee receives our proposal, the final decision is ____.

Cevabı göster

in their hands

It may be a lot easier

2:29

Çok daha kolay olabilir

to put up a strenuous wall of indifference. Deyimler

2:30

aşılması zor bir kayıtsızlık duvarı örmek.

Deyimler

put up a strenuous wall of indifference: çaba gerektiren bir kayıtsızlık duvarı örmek

Bu benzetmede put up, inşa etmek veya oluşturmak anlamına gelir. A wall of indifference ise hiçbir şey önemli değilmiş gibi davranarak oluşturulan duygusal bir engeldir; gerçek bir duvar değildir. Strenuous sıfatı bu savunmanın büyük çaba gerektirdiğini gösterir. Bu nedenle kişinin soğukluğu, gerçekten hiçbir şey hissetmemesi değil, kırılganlığını saklayan ve başkalarını uzakta tutan etkin bir korunma biçimidir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi okuyun: After being hurt, Maya put up a wall of indifference. Burada put up a wall of indifference ne anlama gelir?

  1. Kırılgan duygularını korumak için soğuk davrandı.
  2. Başka birinin kayıtsızlığına katlandı.
  3. Umursamadığını söyleyen bir duyuru astı.
Cevabı göster

Kırılgan duygularını korumak için soğuk davrandı.

At precisely the moment when we are most emotionally vulnerable Dilbilgisi

2:34

Tam da duygusal olarak en savunmasız olduğumuz anda

to a loved one's behavior,

2:37

sevilen birinin davranışına karşı,

we insist that we haven't noticed a slight

2:39

bir saygısızlığı fark etmediğimizde ısrar ederiz

and wouldn't give a damn anyway. Kelime

2:41

ve zaten umurumuzda bile olmaz.

Dilbilgisi

At precisely the moment when: tam da …… olduğu anda

At ... the moment when, ana olayın gerçekleştiği zamanı belirtir. When yan cümlesi bu zamanın ne olduğunu açıklar; zaman ifadesinin tamamını cümlenin başına koymak ise ardından gelen açıklamaya zamansal bir çerçeve sağlar. Precisely burada yalnızca “doğru biçimde” değil, “tam olarak” anlamındadır. Umursamama iddiasının duygusal açıdan en savunmasız olunan anda dile getirildiğini vurgular ve ironik karşıtlığı güçlendirir.

Alıştırma

Elektriğin zilin çaldığı anda kesildiğini göstermek için cümleyi en iyi hangi seçenek tamamlar? ____ the final bell rang, the power went out.

  1. Long after
  2. At precisely the moment when
  3. By the time
Cevabı göster

At precisely the moment when

Kelime

wouldn't give a damn anyway: güçlü bir umursamazlık ifadesi

Wouldn't give a damn, “hiç umursamamak” demektir. Buradaki damn, kalıplaşmış ve gündelik bir ifadenin parçasıdır; birine lanet okumak ya da onu mahkûm etmek anlamına gelmez. Anyway, umursamaz ve küçümseyici tavrı güçlendirir: bir saygısızlık fark edilmiş olsa bile konuşan kişi bunun yine de önemli olmayacağını iddia eder. Bu bağlamda bu sert iddia, hiç incinilmediğinin kanıtı olmaktan çok savunmacı bir inkâr işlevi görebilir.

Alıştırma

Bu cümlede wouldn't give a damn anyway ne anlatıyor?

  1. Hiç umursamayacaklarını iddia ediyorlar.
  2. Diğer kişiden kendilerini affetmesini istiyorlar.
  3. Sorunu daha sonra çözeceklerine söz veriyorlar.
Cevabı göster

Hiç umursamayacaklarını iddia ediyorlar.

We may not simply be pretending.

2:43

Belki de sadece rol yapmıyoruzdur.

Remaining in touch with our wounds Deyimler

2:45

Yaralarımızla temasta kalmak

may have become conclusively intolerable. Dilbilgisi

2:47

kesinlikle dayanılmaz hale gelmiş olabilir.

Deyimler

Remaining in touch with our wounds: duygusal acının farkında kalmak

Burada wounds, reddedilme, aşağılanma veya yas gibi duygusal yaraların metaforudur. Remaining in touch with them, bu acıyı hissetmeye ve onun farkında olmaya devam etmek demektir; fiziksel yaralara dokunmak ya da biriyle iletişimde kalmak anlamına gelmez. -ing ile kurulan Remaining in touch with our wounds öbeği, may have become conclusively intolerable bölümünün öznesidir. Cümle, acının farkında kalmak dayanılmaz hâle geldiğinde duyguları kapatmanın bir tür kendini koruma olabileceğini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede Remaining in touch with our wounds ne anlama geliyor?

  1. Fiziksel yaralara tekrar tekrar dokunmak.
  2. Yaralı insanlarla düzenli iletişimde kalmak.
  3. Duygusal acının farkında olmaya devam etmek.
Cevabı göster

Duygusal acının farkında olmaya devam etmek.

Dilbilgisi

may have become conclusively intolerable: gerçekleşmiş olabilecek belirsiz bir değişim

May have become, may kiplik fiilini have + geçmiş ortaç become biçimindeki perfect yapıyla birleştirir. Konuşulan referans zamanına kadar bir değişimin zaten gerçekleşmiş olabileceğini belirtir; konuşan kişi bunu kesin bir gerçek olarak sunmaz. Burada become, eylemi conclusively intolerable, yani “tamamen katlanılmaz” olan yeni bir duruma bağlar. Yaralarla temas hâlinde kalmak artık bütünüyle dayanılmaz olmuş olabilir. Conclusively değişimin yerleşmiş veya nihai göründüğünü vurgular, ancak may bütün sonucu hâlâ ihtimalli kılar.

Alıştırma

Hangi cümle zor bir durumun zaten gelişmiş olabileceğini temkinli biçimde belirtir?

  1. The situation may become impossible to manage.
  2. The situation may have become impossible to manage.
  3. The situation became impossible to manage.
Cevabı göster

The situation may have become impossible to manage.

Not feeling anything Deyimler

2:50

Hiçbir şey hissetmemek

may have replaced the enormous threat

2:51

devasa tehdidin yerini almış olabilir

of being fully alive.

2:53

tamamen hayatta olmanın.

Deyimler

Not feeling anything ... being fully alive: koruyucu bir paradoks

Not feeling anything cümlenin dil bilgisel öznesidir. Cümle, duygusal uyuşukluğun tehdit gibi hissedilen bir şeyin, yani being fully alive durumunun yerini almış olabileceğini söyler. Karşıtlık bilinçli olarak paradoksaldır. Being fully alive yalnızca bedenen hayatta olmak anlamına gelmez; güçlü duygulara, sevgiye, acıya, ihtiyaçlara ve incinebilirliğe açık kalmak anlamına gelir. Bu açıklığı muazzam bir tehdit olarak adlandırmak, uyuşukluğun kişiyi duygulardan uzaklaştırsa da neden bir korunma biçimi olabileceğini gösterir.

Alıştırma

Cümle en güçlü biçimde neyi ima ediyor?

  1. Kişi bedenen hayatta olmayı bırakmış olabilir.
  2. Duygusal uyuşukluk, derinden hissetmenin risklerine karşı bir savunma hâline gelmiş olabilir.
  3. Yaşam artık tehlikeli olmadığı için güçlü duygular yok oldu.
Cevabı göster

Duygusal uyuşukluk, derinden hissetmenin risklerine karşı bir savunma hâline gelmiş olabilir.

These three responses point us in turn Anlatım akışı

2:56

Bu üç tepki sırasıyla bizi yönlendirir

to the three markers of emotional maturity.

2:59

duygusal olgunluğun üç işaretine.

Anlatım akışı

Sıralı eşleşme anlatan “point us in turn to”

“Point us to”, dikkatimizi bir sonuca veya sonraki düşünceye yönlendirmek anlamına gelir; point burada parmakla işaret etme şeklindeki fiziksel hareketi anlatmaz. “In turn”, üçer öğeden oluşan iki listeyi aynı sırayla düzenler: ilk tepki ilk göstergeye, ikincisi ikinciye ve üçüncüsü üçüncüye götürür. İfade bir bütün olarak her öğeyi karşılık gelen sonuçla eşleştirip açıklamayı ilerletir.

Alıştırma

“These three responses point us in turn to the three markers,” cümlesinde hangi ilişki belirtiliyor?

  1. Her tepki aynı sıradaki karşılık gelen göstergeye götürür.
  2. Üç tepkinin tümü tek bir göstergeye işaret eder.
  3. Konuşmacı her tepkinin karşılığında bir şey alır.
Cevabı göster

Her tepki aynı sıradaki karşılık gelen göstergeye götürür.

Firstly,

3:02

İlk olarak,

the capacity to explain.

3:03

açıklama kapasitesi.

That is,

3:06

Yani,

the power,

3:06

gücü,

simple to describe Anlatım akışı

3:07

tarif etmesi basit

but a proper accomplishment in practice,

3:08

ancak uygulamada uygun bir başarı olan,

Anlatım akışı

“simple to describe but a proper accomplishment in practice”: anlatması kolay, uygulaması zor

Simple to describe, bu becerinin açık ve kısa biçimde anlatılabileceğini söyler; beceriyi uygulamanın kolay olduğu anlamına gelmez. But, düşünceyi anlatmaktan gerçek hayattaki uygulamayı değerlendirmeye geçiş yapar. A proper accomplishment burada emek gerektiren gerçek ve önemli bir başarı demektir; in practice ise yalnızca anlamayı değil, gerçekten yapmayı vurgular. Yapının bütünü kavramsal sadelik ile uygulamadaki zorluğu karşılaştırır.

Alıştırma

“The rule is simple to describe but a proper accomplishment in practice,” cümlesinde “a proper accomplishment in practice” ne anlama gelir?

  1. Bunu başarıyla yapmak gerçek bir başarıdır.
  2. Birisi başladığında görev kolaylaşır.
  3. Bunu doğru biçimde anlatmak uygun görgü kurallarına uyar.
Cevabı göster

Bunu başarıyla yapmak gerçek bir başarıdır.

to explain why we are upset

3:10

neden üzgün olduğumuzu açıklama

to the person who's upset us,

3:13

bizi üzen kişiye,

to have faith that we can find the words, Kalıp ifadeler

3:15

kelimeleri bulabileceğimize inanma,

Kalıp ifadeler

have faith that ... find the words: doğru kelimeleri bulacağına inanmak

Have faith that, sonuç garanti olmasa bile güvenmeyi seçtiğiniz bir inancı anlatır. Burada, konuşan kişilerin sonunda başarılı bir şekilde iletişim kurabileceklerine güvenmek anlamına gelir. Find the words bir deyimdir: zaten var olan sözcükleri bulmak değil, bir duygu veya düşünceyi anlatacak doğru ifadeyi düşünmek anlamına gelir. İfade bir bütün olarak, sonunda söylenmesi gereken şeyi söyleyebileceğine duyulan güveni anlatır.

Alıştırma

Kesin ifadeler henüz belli olmasa da sonunda söylemek istediğinizi anlatabileceğinize duyulan güveni hangi cümle ifade eder?

  1. I know exactly what I am going to say.
  2. I hope someone will tell me the exact words to repeat.
  3. Have faith that you can find the words when you speak to him.
Cevabı göster

Have faith that you can find the words when you speak to him.

that we are not pathetic or wretched

3:17

acınası veya zavallı olmadığımıza

for suffering in a given way,

3:19

belirli bir şekilde acı çektiğimiz için,

and that with a bit of luck,

3:21

ve biraz şansla,

we will find the words to make ourselves understood Dilbilgisi

3:23

kendimizi anlattıracak kelimeleri bulacağımıza

by someone whom we can remember deep down, Deyimler

3:26

içten içe hatırlayabildiğimiz biri tarafından,

Dilbilgisi

make ourselves understood: make + nesne + geçmiş zaman ortacı

Make ourselves understood, başka insanların ne demek istediğimizi anlamasını sağlamak demektir. Dönüşlülük zamiri ourselves, we öznesine geri gönderimde bulunur; anlama eylemini yapanları değil, anlaşılan kişileri gösterir. make + nesne + geçmiş zaman ortacı kalıbında understood, nesnenin ulaştığı sonucu anlatır. Bu ifade özellikle iletişim çaba gerektirdiğinde yararlıdır: mesajımızın açık hâle gelmesi için bir şey yaparız.

Alıştırma

'Resepsiyon görevlisinin ne demek istediğimizi anlamasını sağlamak' anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: At first the receptionist could not follow our pronunciation, but after speaking more slowly, we managed to ____.

Cevabı göster

make ourselves understood

even at this moment of stress,

3:29

bu stres anında bile,

is not our enemy.

3:30

düşmanımız olmayan.

Deyimler

deep down: yüzeydeki tepkinin altındaki gerçek inanç

Deep down, kişinin yüzeyde gösterdiği veya hissettiği şeylerin altında bulunan en dürüst ve temel duyguları ya da inançları anlamına gelir. Burada stres, birinin savunmacı tepki vermesine yol açabilir; ancak kişi yine de karşısındakinin düşmanı olmadığını hatırlayabilir. Bu, fiziksel olarak derin bir yeri anlatan bir ifade değil, zarf görevindeki bir deyimdir. Genellikle kişinin kendi içinde gerçekten bildiği, hissettiği, istediği veya inandığı bir şeyi belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede deep down, dışarıya gösterilen davranışla çelişen gerçek bir içsel inancı anlatır?

  1. Leo walked down the hill to meet the team.
  2. The keys fell deep down the narrow drain.
  3. Deep down, Leo was proud of the team, although he pretended not to care.
Cevabı göster

Deep down, Leo was proud of the team, although he pretended not to care.

Secondly,

3:33

İkinci olarak,

the capacity to stay calm.

3:33

sakin kalma kapasitesi.

The mature person knows

3:36

Olgun kişi bilir ki

that robust self-assertion

3:37

güçlü bir kendini ifade etme

is always an option down the line. Deyimler

3:39

ileride her zaman bir seçenektir.

Deyimler

down the line: ilerideki bir aşamada

Down the line, genellikle başka olaylar veya kararlar gerçekleştikten sonra, gelecekteki daha ileri bir zamanı ifade eder. Burada konuşan kişi, kararlı biçimde kendini ortaya koyma seçeneğinin daha sonra da mevcut olacağını ve bu yüzden bunun hemen yapılmasının gerekmediğini anlatır. İfade, zaman zarfı görevi görür. Kesin bir tarihten çok, zamanı belirtilmemiş gelecekteki bir aşamaya işaret eder.

Alıştırma

Hangi cümlede down the line “ilerideki bir aşamada” anlamına gelir?

  1. The ball rolled down the line and out of sight.
  2. We may open a second office down the line if sales keep growing.
  3. The message passed down the line from one guard to the next.
Cevabı göster

We may open a second office down the line if sales keep growing.

This gives them the confidence

3:42

Bu onlara güven verir

not to need to shout immediately,

3:43

hemen bağırmaya ihtiyaç duymama,

to give others the benefit of every doubt, Deyimler

3:45

başkalarına şüphe avantajı tanıma,

and not to assume the worst Kalıp ifadeler

3:48

ve en kötüsünü varsaymama

and then hit back with undue force. Öbek fiiller

3:49

ve ardından yersiz bir güçle karşılık vermeme konusunda.

Deyimler

give others the benefit of every doubt: her şüphede başkaları lehine düşünmek

Give someone the benefit of the doubt, gerçekler kesin değilken daha iyi niyetli veya karşı tarafın lehine olan açıklamayı seçmek demektir. Burada, başkalarının kötü niyetli olduğuna hemen karar vermemeyi anlatır. Deyimin yaygın biçimi give someone the benefit of the doubt şeklindedir. the yerine every kullanılması, tekrar tekrar hoşgörülü davranmayı güçlü biçimde vurgular: konuşmacı, başkalarının davranışlarına mümkün olduğunca masum bir açıklama payı bırakma alışkanlığını anlatır.

Alıştırma

Burada give others the benefit of every doubt ne anlama geliyor?

  1. Şüphe duydukları için başkalarına ödül vermek.
  2. Gerçekler belirsizken olumlu bir açıklamayı seçmek.
  3. Başkalarının en kötü niyetlere sahip olduğunu varsaymak.
Cevabı göster

Gerçekler belirsizken olumlu bir açıklamayı seçmek.

Kalıp ifadeler

assume the worst: kanıt olmadan en kötüsünü varsaymak

Assume the worst ifadesinde worst, olabilecek en kötü açıklama veya sonuç anlamına gelen bir isim öbeği işlevi görür. Ardından situation gibi başka bir isim eklemek gerekmez. Assume, yeterli kanıt oluşmadan önce varılan bir sonucu belirtir. Buradaki ifade, başkalarının en kötü niyetlere sahip olduğuna karar verip ardından bu yargı kanıtlanmış gibi tepki vermemek gerektiğini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede assume the worst, yeterli kanıt olmadan olumsuz bir sonuca varmak anlamında kullanılmıştır?

  1. Before the storm, Leo assumed the worst by buying extra batteries.
  2. Leo assumed the worst only after the investigation proved exactly what happened.
  3. When his friend did not reply, Leo assumed the worst and decided she was angry with him.
Cevabı göster

When his friend did not reply, Leo assumed the worst and decided she was angry with him.

Öbek fiiller

hit back with undue force: aşırı güçle karşılık vermek

Bu cümlede hit back, algılanan bir saldırı veya hakarete karşılık vermek anlamındadır; mutlaka birine fiziksel olarak vurmak demek değildir. Sözlü, duygusal, siyasi veya fiziksel bir misillemeyi anlatabilir. With undue force, durumun haklı gösterebileceğinden daha fazla güç veya sertlikle anlamına gelir. İfade bir bütün olarak, verilen karşılığın aşırı bir karşı saldırıya dönüşmemesi gerektiğini anlatır.

Alıştırma

Bir iş arkadaşınız hafifçe kaba bir yorum yapıyor ve siz buna birkaç acımasız hakaretle karşılık veriyorsunuz. Tepkinizi en iyi hangi cümle anlatır?

  1. You calmly asked what the comment meant.
  2. You avoided responding to the comment.
  3. You hit back with undue force.
Cevabı göster

You hit back with undue force.

The mature like themselves enough Dilbilgisi

3:52

Olgun insanlar kendilerini o kadar severler ki

not to suspect that everyone

3:54

herkesin onlarla alay etmek ve onlara iftira atmak için

would have a good reason to mock and slander them.

3:56

iyi bir nedeni olduğunu düşünmezler.

Dilbilgisi

like themselves enough not to suspect: şüphelenmeyecek kadar kendini sevmek

Burada like themselves enough not to suspect, kişinin kendini kabul etme düzeyinin kuşkucu bir tepkiyi engelleyecek kadar yüksek olduğunu anlatır. Kalıp, fiil öbeği + enough + not to + fiilin yalın hâli şeklindedir: like themselves + enough + not to suspect. Not sözcüğü to suspect ile bağlantılıdır; dolayısıyla olumsuzlanan şey kişinin kendini sevmesi değil, şüphelenmesidir. Genel olarak X enough not to do Y, X'in yeterli düzeyde olmasının Y'den kaçınmayı sağladığını belirtir.

Alıştırma

Güvenin bir kez daha kontrol etmeyi engellediğini gösteren kalıpla cümleyi tamamlayın: She trusted her work ____ check it a second time.

Cevabı göster

enough not to

Thirdly,

4:00

Üçüncü olarak,

the capacity to be vulnerable.

4:01

savunmasız olma kapasitesi.

The mature know,

4:04

Olgun insanlar bilir,

and have made their peace with the idea Deyimler

4:05

ve şu fikirle barışmışlardır

that being close to anyone

4:07

herhangi birine yakın olmanın

will open them up to being hurt. Öbek fiiller

4:08

onları incinmeye açık hale getireceğiyle.

Deyimler

make one's peace with the idea: bu düşünceyi kabullenmek

make one's peace with something, kolayca değiştirilemeyen zor bir gerçeği içsel bir mücadelenin ardından sakin biçimde kabullenmek demektir. Bu nedenle, yalnızca accept fiilini kullanmaya kıyasla duygusal kabullenme sürecini daha güçlü biçimde hissettirir. Yapı make + iyelik belirleyicisi + peace with + isim şeklindedir. Buradaki their, kabullenen kişileri gösterir; the idea ifadesinin içeriği ise ardından gelen that yan cümlesiyle açıklanır: yakın ilişkiler duygusal olarak incinme riski taşıyabilir.

Alıştırma

Cümleyi make one's peace with ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After years of hoping the rule would change, Amir finally ____ the fact that it would stay the same.

Cevabı göster

made his peace with

Öbek fiiller

open them up to being hurt: onları incinmeye açık hâle getirmek

Open someone up to something, birini bir olasılığa maruz bırakmak veya o olasılık karşısında savunmasız hâle getirmek demektir. Burada yakınlık, insanları duygusal acıya karşı savunmasız kılar; onları fiziksel olarak açmak anlamına gelmez. Yapı open + kişi + up to + isim veya -ing biçimi şeklindedir. open them up to being hurt ifadesinde to bir edattır; bu yüzden ardından edilgen -ing biçimi olan being hurt gelir ve kişilerin zarar görebileceğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi open someone up to ifadesinin iki bölümüyle tamamlayın: Publishing the volunteers' contact details could ____ them ____ being targeted by scammers.

Cevabı göster

open · up to

They feel enough inward strength

4:11

Yeterli içsel gücü hissederler

to possess a tolerable relationship with their own weakness. Deyimler

4:13

kendi zayıflıklarıyla tolere edilebilir bir ilişkiye sahip olmak için.

Deyimler

Kendi zayıflığıyla katlanılabilir bir ilişki

Bu ifade, kişinin zayıflığını, süreklilik taşıyan bir ilişki kurabileceği bir şey gibi ele alır. Buradaki a tolerable relationship, kişinin zayıflığını inkâr etmek veya ortadan kaldırmak zorunda kalmadan onu kabul edip onunla yaşayabilmesi demektir. relationship with + soyut isim yapısı; birinin iş, para, korku veya hayatın başka bir yönü hakkında uzun süre boyunca nasıl düşündüğünü, hissettiğini ve davrandığını anlatabilir. İlişkinin diğer tarafının bir insan olması gerekmez.

Alıştırma

Hangi cümle, birinin hayatın soyut bir yönüyle nasıl başa çıktığını anlatmak için relationship with ifadesini doğal biçimde kullanır?

  1. She is learning to have a calmer relationship with uncertainty.
  2. She is learning to have a calmer relationship between uncertainty.
  3. She is learning to have a calmer relationship from uncertainty.
Cevabı göster

She is learning to have a calmer relationship with uncertainty.

They are unembarrassed enough by their emotional nakedness Deyimler

4:17

Duygusal çıplaklıklarından yeterince utanmazlar

to tell even the person

4:20

o kişiye bile söyleyebilecek kadar

who has apparently humiliated them

4:22

onları görünüşte aşağılamış olan

that they are in need of help.

4:24

yardıma ihtiyaçları olduğunu.

Deyimler

Duygusal çıplaklık

Emotional nakedness bir benzetmedir: kişi, duygusal bir örtüsü yokmuş gibi hislerini, korkularını veya ihtiyaçlarını gösterir. Bu cümlede yardıma ihtiyaç duyduğunu kabul etmek, özellikle de kendisini küçük düşürmüş gibi görünen birinin karşısında, kişiye kendini açıkta hissettirir. Bu ifade fiziksel çıplaklığı veya cinselliği değil, dürüst bir kırılganlığı anlatır. İmge, kişinin yargılanabilecek veya incitilebilecek yanlarını başkasına göstermek için gereken cesareti vurgular.

Alıştırma

Hangi durum, burada kullanılan anlamıyla emotional nakedness ifadesini en iyi örnekler?

  1. Bir kişi yüzdükten sonra kıyafetlerini değiştirir.
  2. Bir kişi dürüstçe “Korkuyorum ve yardıma ihtiyacım var” der.
  3. Bir kişi üzgün olduğunu kimse anlamasın diye şaka yapar.
Cevabı göster

Bir kişi dürüstçe “Korkuyorum ve yardıma ihtiyacım var” der.

They trust, ultimately,

4:27

Nihayetinde güvenirler ki,

that there is nothing wrong with their tears, Dilbilgisi

4:29

gözyaşlarında yanlış bir şey olmadığını,

and that they have the right to find someone

4:31

ve birini bulma hakları olduğunu

who will know how to bear them. Kelime

4:33

onlara nasıl dayanacağını bilecek.

Dilbilgisi

there is nothing wrong with their tears: gözyaşlarında yanlış bir şey yok

there is nothing wrong with + isim veya -ing biçimi, bir şeyin kötü, kusurlu, utanç verici ya da kabul edilemez olmadığını belirtir. Yapıda nothing ve wrong bulunmasına rağmen, bütün ifade eleştiri değil, olumlu bir kabulleniş aktarır. Buradaki their tears yalnızca fiziksel gözyaşlarını değil, açıkça gösterilen acıyı ve savunmasızlığı da ifade eder. Konuşan kişi, bu duyguları göstermenin meşru olduğunu söylüyor.

Alıştırma

Ağlamanın utanç verici olmadığını anlatan kalıp güvence ifadesiyle cümleyi tamamlayın: “____ crying after a painful loss.”

Cevabı göster

There is nothing wrong with

Kelime

bear them: başka birinin acısını taşımak

Buradaki them, tears sözcüğüne gönderme yapar ve bu gözyaşları kişinin acısını ve savunmasızlığını temsil eder. Bear, duygusal bir yükü taşımak veya ona dayanmak anlamına gelen geçişli bir fiildir. know how to bear them ifadesindeki düşünce, rahatsız edici bir gösteriye yalnızca katlanmak değildir. Diğer kişinin sıkıntısını reddetmeden veya onun altında ezilmeden yanında kalmaktır. Bu kullanım soyuttur ve günlük handle sözcüğüne göre daha edebîdir.

Alıştırma

“Maya did not rush him; she was able to bear his grief,” cümlesinde “bear his grief” ne anlama gelir?

  1. Rahatsız olmak ama kederine katlanmak
  2. Kederini hemen ortadan kaldırmak
  3. Onun yanında kalmak ve kederinin duygusal yükünü taşımak
Cevabı göster

Onun yanında kalmak ve kederinin duygusal yükünü taşımak

In turn,

4:36

Buna karşılık,

these three traits

4:37

bu üç özellik

belong to what we can call

4:38

adlandırabileceğimiz şeye aittir

the three cardinal virtues of emotional maturity: Kelime

4:39

duygusal olgunluğun üç temel erdemine:

communication,

4:43

iletişim,

trust, and vulnerability.

4:45

güven ve savunmasızlık.

Kelime

duygusal olgunluğun üç temel erdemi: “temel” anlamındaki cardinal

Burada cardinal, “en önemli” veya “temel” anlamına gelir. the three cardinal virtues of emotional maturity ifadesi iletişim, güven ve kırılganlığı konuşmacının duygusal olgunluk anlayışındaki üç merkezi nitelik olarak sunar. Değerleri ele alan resmî yazılarda cardinal, bir ismin önünde kullanılarak o şeyin bir ilkeler sistemi içinde öncelikli olduğunu belirtir. Cardinal virtues ifadesini “temel erdemler” olarak anlamak gerekir; cardinal burada bir kuşun veya üst düzey bir din görevlisinin adı değildir.

Alıştırma

Örnekte cardinal ne anlama geliyor?

  1. Üst düzey bir din görevlisiyle ilgili
  2. En önemli veya temel
  3. Söz konusu kuş gibi parlak kırmızı
Cevabı göster

En önemli veya temel

These three virtues

4:47

Bu üç erdem

were either gifted to us Dilbilgisi

4:48

bize ya hediye edilmiştir

during a warm and nourishing childhood,

4:50

sıcak ve besleyici bir çocukluk sırasında,

or else we will need to learn them

4:52

ya da onları öğrenmemiz gerekecektir

arduously as adults.

4:55

yetişkinler olarak zorlu bir şekilde.

Dilbilgisi

ya bize kazandırılır... ya da onları öğrenmemiz gerekir

either A or else B eşleşmiş yapısı iki alternatif yol sunar. A, erdemlerin çocuklukta either gifted to us olmasıdır; bu gerçekleşmezse B gelir: we will need to learn the virtues as adults. Or else, A olmadığında B’yi zorunlu alternatif olarak sunduğu için sade bir or sözcüğünden daha güçlüdür. Gifted to us burada edilgen ve mecazlıdır. Şefkatli bir çocukluğun bu niteliklerin sanki bize verilmiş gibi gelişmesini sağladığı anlamına gelir; birinin bunları bize gerçekten teslim ettiği veya doğuştan yetenekli olduğumuz anlamına gelmez.

Alıştırma

İkinci yolu zorunlu alternatif yapan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Either the team will repair the old bridge, ____ the town will need to close it.

Cevabı göster

or else

This is akin to the difference between Kalıp ifadeler

4:57

Bu şuna benzer bir farktır

growing up speaking a foreign language

4:59

yabancı bir dil konuşarak büyüme

and having to learn it

5:01

ve onu öğrenmek zorunda kalma

over many months as an adult.

5:02

bir yetişkin olarak aylar boyunca.

Kalıp ifadeler

is akin to: resmî bir benzerlik ifade etmek

Bu cümlede is akin to, “benzer” veya “karşılaştırılabilir” anlamına gelir. İki durumun önemli bir ortak örüntü taşıdığını söyler; tamamen aynı olduklarını söylemez. Akin bir sıfattır. Yaygın yapı be + akin to + isim veya -ing biçimidir. Burada This, the difference between ... isim öbeğine bağlanarak analitik bir karşılaştırma oluşturur.

Alıştırma

Derste geçen ve “is similar to” anlamına gelen resmî ifadeyi kullanın: Working without a backup ____ taking an unnecessary risk.

Cevabı göster

is akin to

However,

5:05

Ancak,

the comparison at least gives us an impression

5:05

karşılaştırma en azından bize bir izlenim verir

of the scale of the challenge ahead of us. Kalıp ifadeler

5:07

önümüzdeki zorluğun boyutu hakkında.

Kalıp ifadeler

the scale of the challenge ahead of us: zorluğun boyutu ve gelecekteki iş

The scale of the challenge, zorluğun ne kadar büyük, ciddi veya güç olduğunu belirtir. Burada scale, bir tartı aletini ya da müzik dizisini değil, büyüklüğü ifade eder. Ahead of us, challenge sözcüğünü niteler ve zorluğu geleceğe yerleştirir: grubun hâlâ yüzleşmesi gereken bir şeydir. İfade bir bütün olarak hem görevin boyutunu hem de henüz tamamlanmadığını anlatır.

Alıştırma

Derste geçen ve “büyüklük” ile “hâlâ yüzleşilmesi gereken” anlamlarını veren sözcükleri kullanın: The pilot data showed us the ____ of the challenge ____ us.

Cevabı göster

scale · ahead of

There is nothing to be ashamed of Dilbilgisi

5:10

Utanılacak hiçbir şey yoktur

about our possible present ignorance.

5:11

olası mevcut cehaletimiz hakkında.

Dilbilgisi

nothing to be ashamed of: utanılacak bir şey yok

nothing to be ashamed of, “utanılacak hiçbir şey yok” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada There is nothing... yapısı, şu anda duygusal iletişim hakkında yeterince bilgimiz olmayabileceğinin utanç verici olduğu düşüncesini reddeder. Sondaki of, ashamed of ifadesinin sabit bir parçasıdır; about our possible present ignorance ise değerlendirilen konuyu gösterir. Buradaki ignorance kalıcı bir bilgisizliği değil, mevcut bir bilgi veya duygusal beceri eksikliğini anlatır.

Alıştırma

Yardım istemenin utanç verici olmadığını anlatan tam ifadeyi boşluğa yazın: There is ____ in asking for help。

Cevabı göster

nothing to be ashamed of

At least half of us

5:14

En az yarımız

weren't brought up Öbek fiiller

5:16

yetiştirilmedik

in the land of emotional literacy. Deyimler

5:17

duygusal okuryazarlık diyarında.

Öbek fiiller

weren't brought up: böyle yetiştirilmediler

weren't brought up, bring someone up fiilinin geçmiş zaman edilgen biçimidir. Bir kişinin çocukluk döneminde yetiştirilmesi anlamına gelir ve çevresinden öğrendiği alışkanlıkları, tutumları ve davranış modellerini de kapsayabilir. Bu cümlede ifade, birçok kişinin duygusal okuryazarlığın yetiştikleri ortamın bir parçası olduğu bir çevrede büyümediğini anlatır. Tek bir dersi değil, yetişme geçmişini belirtir; fiziksel olarak yukarı taşınmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Aşağıdaki cümlelerden hangisi weren't brought up ifadesini bir kişinin çocuklukta yetiştirilmesini anlatmak için kullanır?

  1. They weren't taught the answer in class.
  2. They weren't brought up to talk about feelings.
  3. They brought up the topic at dinner.
Cevabı göster

They weren't brought up to talk about feelings.

We may just never have heard

5:19

Sadece hiç duymamış olabiliriz

adults around us

5:20

etrafımızdaki yetişkinlerin

speaking an emotionally mature dialect.

5:22

duygusal olarak olgun bir lehçe konuştuğunu.

Deyimler

“duygusal okuryazarlık ülkesi”... “duygusal açıdan olgun bir lehçe”

Yazar, dile dayalı genişletilmiş bir metafor kuruyor. “The land of emotional literacy”, insanların duyguları anlayıp ifade ettiği çocukluk ortamını kendine özgü kültürü olan bir ülke gibi tasvir ediyor. “An emotionally mature dialect” ise yetişkinlerin örnek olduğu konuşma biçimini bu dilin bir çeşidi gibi gösteriyor. Bu imgeler birlikte, duygusal iletişimi doğuştan gelen bir iyi ya da kötü karakter işareti olarak değil, maruz kalma ve alıştırma yoluyla öğrenilen bir şey olarak sunuyor. Buradaki ülke ve lehçe mecazidir; gerçek bir coğrafya veya bölgesel aksan değildir.

Alıştırma

Bu parçada dil metaforu neyi anlatıyor?

  1. Duygusal olgunluk esas olarak okuma ve yazma becerisine bağlıdır.
  2. Yetişkinler büyüdükleri ülkenin aksanını öğrenmelidir.
  3. Duygusal iletişim öğrenilen bir beceridir ve bazı insanlar çocukluklarında yetişkinlerin buna örnek olduğunu duymamıştır.
Cevabı göster

Duygusal iletişim öğrenilen bir beceridir ve bazı insanlar çocukluklarında yetişkinlerin buna örnek olduğunu duymamıştır.

So we may,

5:25

Bu yüzden,

despite our age,

5:25

yaşımıza rağmen,

need to go right back to school Deyimler

5:26

okula geri dönmemiz gerekebilir

and spend 5 to 10,000 hours learning,

5:29

ve 5 ila 10.000 saat harcamak,

with great patience and faith,

5:32

büyük bir sabır ve inançla öğrenmeye,

the beautiful and complex grammar

5:34

o güzel ve karmaşık dilbilgisini

of the language of emotional adulthood.

5:36

duygusal yetişkinlik dilinin.

Deyimler

“baştan öğrenmek üzere okula dönmek”... “duygusal yetişkinlik dilinin dil bilgisi”

Bu bölüm, aynı genişletilmiş dil ve okul metaforunu sürdürüyor. “Go right back to school”, bilinçli biçimde öğrenmeye yeniden başlamak demektir. “The beautiful and complex grammar of the language of emotional adulthood” ise duyguları olgun bir biçimde iletmek için gereken kalıpları ifade eder. Binlerce saatten söz edilmesi sabrı, tekrarı ve büyük bir bağlılığı vurgular; bu, kesin bir eğitim kuralı değil, vurgu amacı taşıyan yaklaşık bir tahmindir. Metafor, geç yaşta öğrenmeyi normal gösterir: duygusal alışkanlıklar değişmez özellikler sayılmak yerine incelenip uygulanabilir.

Alıştırma

Hangi yeniden ifade, metaforun vermek istediği mesajı en iyi koruyor?

  1. Duygusal olgunluğa tam olarak 10.000 saat dil bilgisi dersi aldıktan sonra ulaşılır.
  2. Yetişkinler resmî bir duygu dili öğreten okula kaydolmalıdır.
  3. Yetişkinlerin duyguları olgun biçimde iletmeyi öğrenmek için uzun süre sabırla alıştırma yapması gerekebilir.
Cevabı göster

Yetişkinlerin duyguları olgun biçimde iletmeyi öğrenmek için uzun süre sabırla alıştırma yapması gerekebilir.

Our emotional barometer Deyimler

5:41

Duygusal barometremiz

is a tool that can help us

5:42

bize yardımcı olabilecek bir araçtır

to more clearly explain our moods.

5:44

ruh halimizi daha net açıklamaya.

Deyimler

Emotional barometer: ruh hâlinin mecazi göstergesi

Emotional barometer, bir kişinin nasıl hissettiğini gösteren mecazi bir ölçü veya işarettir. Gerçek bir barometre hava basıncını ölçer; bu metafor ise duyguları gözlemlenip açıklanabilen bir şey olarak ele alır. Bu cümlede, insanların ruh hâllerini fark edip daha açık biçimde anlatmalarına yardım eden bir öz değerlendirme aracını adlandırır. Ayrıca bir kişinin ya da grubun duygusal atmosferindeki değişimleri gösteren herhangi bir kişi, işaret veya ölçü için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz iki kelimelik metaforla tamamlayın: The class's weekly check-in acts as an ____, showing when everyone's mood begins to change.

Cevabı göster

emotional barometer

Click the link on screen now

5:46

Ekrandaki bağlantıya şimdi tıklayın

to find out more.

5:48

daha fazlasını öğrenmek için.