İngilizce ifadeler aslında ne anlama geliyor ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
920 kelime 163 kel/dk

Video özeti: Bu bölüm, İngilizce konuşanların sözcüklerin gerçek anlamından farklı bir niyet iletmek için abartıdan, olduğundan hafif gösteren ifadelerden ve nazik yanıtlardan nasıl yararlandığını açıklıyor. Ayrıca Britanya’daki toplumsal beklentilerin ve konuşmacılar arasındaki ilişkinin gerçek tutumu yorumlamaya nasıl yardım ettiğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. so hungry I could eat a horse. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu sözü gerçekçi bir iddia olarak değil, “son derece aç olmak” anlamına gelen mizahi bir abartı olarak anlayın. Ayrıca so + sıfat + could kalıbının, vurgu yaratmak amacıyla bilinçli biçimde imkânsız bir sonucu nasıl sunduğunu fark edebilirsiniz. 2. was less than perfect. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Görünüşte ölçülü bir ifadenin aslında oldukça olumsuz bir değerlendirme aktarabileceğini fark edin. Bu, özellikle Britanyalı bir konuşmacı eleştiriyi yumuşattığında veya kendisini fazla ciddiye alıyormuş gibi görünmek istemediğinde understatement kullanımını yorumlamanızı sağlar. 3. It's all good. — Konuşma edimbilimi ve tutum: Özre verilen bu nazik yanıtın, konuşmacı hâlâ biraz rahatsız olsa bile konuyu kapatmak istediğini gösterebileceğini öğrenin. Gerçek tutumu yalnızca sözcüklerin düz anlamından değil, durumdan, ses tonundan ve kişiler arasındaki ilişkiden çıkarabilirsiniz.

Bu derste

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

0:00

bbclearningenglish.com'dan 6 Dakika İngilizce.

Hello,

0:07

Merhaba,

this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:08

bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Pippa.

0:12

Ben Pippa.

And I'm Beth.

0:13

Ve ben Beth.

In English,

0:14

İngilizcede,

what we say and what we mean Dilbilgisi

0:15

söylediğimiz şey ile kastettiğimiz şey

are sometimes two very different things.

0:17

bazen iki çok farklı şeydir.

Dilbilgisi

what we say ve what we mean ifadelerinin bileşik özne olması

Burada what we say, söylediğimiz sözleri veya verdiğimiz mesajı; what we mean ise gerçekten anlatmak istediğimiz düşünceyi ifade eder. Her what + özne + fiil yan cümlesi bir isim gibi işlev görür; buradaki what soru sormaz. İki yan cümle and ile bağlanarak bileşik özne oluşturur. Çoğul fiil are her iki bölüme de uyar. Bu yapı, birinin yazdığı şey ile aslında anlatmak istediği şey gibi iki içerik türünü karşılaştırmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede iki what + özne + fiil yan cümlesi birlikte bileşik özne olarak kullanılmıştır?

  1. What did Leo say and what did he do?
  2. What Leo said and what he did were different.
  3. Leo said what he did was different.
Cevabı göster

What Leo said and what he did were different.

We often use exaggeration for emphasis Kalıp ifadeler

0:20

Vurgu yapmak

or for humour

0:23

veya mizah için sıklıkla abartıyı kullanırız

something known as hyperbole. Kelime

0:24

ki bu, mübalağa (hyperbole) olarak bilinir.

Kalıp ifadeler

use exaggeration for emphasis or for humour ile amaç belirtme

use + teknik + for + amaç kalıbı, bir sonuca ulaşmak için belirli bir tekniğin seçildiğini anlatır. Burada exaggeration kullanılan tekniktir; emphasis ve humour ise amacı belirten isimlerdir. Yani abartı, bir düşünceyi daha güçlü hâle getirebilir veya komik kılabilir.

Alıştırma

Cümleyi for ve ardından emphasis ismini getirerek tamamlayın: Speakers use repetition ____.

Cevabı göster

for emphasis

Kelime

hyperbole: etki yaratmak için kasıtlı abartı

İngilizcede hyperbole, vurgu, mizah veya dramatik etki yaratmak için kullanılan kasıtlı ve belirgin bir abartıdır. Kelimesi kelimesine anlaşılmamalıdır. Bir iddia imkânsız derecede aşırı geliyorsa onu gerçek olarak kabul etmek yerine güçlendirdiği asıl duyguya veya düşünceye bakın.

Alıştırma

Hangi cümle hyperbole için en açık örnektir?

  1. I asked you twice to close the door.
  2. The door is closed now.
  3. I have told you a million times to close the door.
Cevabı göster

I have told you a million times to close the door.

For example, people say,

0:27

Örneğin, insanlar şöyle der:

I am so hungry I could eat a horse. Deyimler

0:28

O kadar açım ki bir atı yiyebilirim.

Deyimler

so hungry ... could eat a horse: abartılı bir sonuç

So hungry I could eat a horse bölümü, so + sıfat + (that) + could + aşırı sonuç kalıbını kullanır. Günlük ve samimi konuşmada that çoğu zaman söylenmez. Sonuç kasıtlı bir abartıdır: Konuşan kişi çok aç olduğunu söyler; gerçekten bir at yemeyi planladığını veya bunu yapabilecek güçte olduğunu söylemez. Hayalî ve aşırı sonuç, açlığın derecesini daha güçlü hissettirir.

Alıştırma

Hangi cümle “aşırı yorgun” anlamını vermek için aynı so + sıfat + could + abartılı sonuç kalıbını kullanır?

  1. I was tired because I slept for a week.
  2. I could sleep, so I was not tired.
  3. I was so tired I could sleep for a week.
Cevabı göster

I was so tired I could sleep for a week.

But of course,

0:31

Ancak elbette,

no one really could.

0:32

hiç kimse bunu gerçekten yapamaz.

Here's presenter Michael Rosen and linguist Derek Bousfield

0:34

İşte sunucu Michael Rosen ve dilbilimci Derek Bousfield,

discussing one example of hyperbole

0:38

mübalağanın bir örneğini tartışıyorlar

on BBC Radio 4's Word of Mouth.

0:41

BBC Radio 4'ün Word of Mouth programında.

People do say absolute nightmare. Kalıp ifadeler

0:43

İnsanlar gerçekten de 'tam bir kabus' diyor.

Kalıp ifadeler

güçlü bir olumsuz tanım olarak absolute nightmare

Bu cümlede absolute nightmare, son derece tatsız, zor veya karmaşık bir deneyimi ya da durumu anlatır. Burada nightmare mutlaka korkutucu bir rüya anlamına gelmez. Absolute, zaten güçlü bir anlam taşıyan nightmare ismini daha da güçlendirir. Normal bir cümlede yaygın biçim an absolute nightmare şeklindedir: The journey was an absolute nightmare. Asıl cümle doğrudan bu sözlerden bahsettiği için an kullanılmamıştır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The airport delay was an ____.

Cevabı göster

absolute nightmare

Yeah,

0:45

Evet,

or as my daughters would say,

0:46

veya kızlarımın diyeceği gibi,

I've had a mare today. Kelime

0:47

Bugün bir 'mare' yaşadım.

Kelime

resmî olmayan Britanya İngilizcesinde I've had a mare

Resmî olmayan Britanya İngilizcesinde I've had a mare, kişinin çok kötü, sinir bozucu veya şanssız bir zaman geçirdiği anlamına gelir. Bu ifadede mare, nightmare kelimesinin kısaltılmış biçimidir; burada yetişkin dişi at anlamına gelmez. I've had, kişinin bugünün başından konuşma anına kadar yaşadıklarına bakar. Bu nedenle cümle, günün nasıl geçtiğiyle ilgili gündelik bir şikâyettir.

Alıştırma

Bu resmî olmayan Britanya İngilizcesi bağlamında I've had a mare today en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Dün gece korkutucu bir rüya gördüm.
  2. Çok kötü veya sinir bozucu bir gün geçirdim.
  3. Günü dişi bir ata bakarak geçirdim.
Cevabı göster

Çok kötü veya sinir bozucu bir gün geçirdim.

And when they say mare,

0:49

Ve 'mare' dediklerinde,

which is obviously shortened from nightmare,

0:50

ki bu açıkça nightmare'in (kabus) kısaltılmışıdır,

what it basically means is they've had a

0:51

temel olarak kastettikleri şey, işte

a mild and potentially slightly humorous occurrence at work.

0:52

hafif ve potansiyel olarak biraz komik bir olay yaşamış olmalarıdır.

You might call an unpleasant or difficult experience a nightmare.

0:56

Hoş olmayan veya zor bir deneyime kabus diyebilirsiniz.

Derek's daughter used the word mare,

1:00

Derek'in kızı, nightmare kelimesinin kısaltması olan

short for nightmare, Kalıp ifadeler

1:03

'mare' kelimesini kullandı,

Kalıp ifadeler

short for nightmare: kısa ve tam biçimler

mare, short for nightmare ifadesinde short for, mare sözcüğünün bu bağlamda geldiği uzun biçimi tanıtır. mare sözcüğünden sonra eklenen kısa bir açıklama görevi görür. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp X is short for Y şeklindedir. X kısa biçim, Y ise tam biçimdir. Burada mare kısa biçim, nightmare ise tam biçimdir.

Alıştırma

Sam'in Samuel'ın kısa biçimi olduğunu göstermek için örnekteki ifadeyi kullanın: Sam is ____ Samuel.

Cevabı göster

short for

to describe her terrible day at work.

1:04

işteki korkunç gününü anlatmak için.

But she was exaggerating.

1:06

Ancak o abartıyordu.

Her day wasn't really terrible,

1:08

Günü gerçekten korkunç değildi,

more like strange or annoying. Kalıp ifadeler

1:10

daha ziyade garip veya sinir bozucuydu.

Kalıp ifadeler

more like strange or annoying: bir tanımı düzeltmek

More like, gerçeğe daha yakın olan yeni bir tanım getirir. Burada terrible fazla güçlü bulunduğu için reddedilir ve strange or annoying daha hafif ve doğru bir tanım verir. Yaygın kalıp not X, more like Y şeklindedir. Bunu ayrı bir bilgi eklemek için değil, bir etiketi, karşılaştırmayı veya tanımı düzeltmek için kullanın.

Alıştırma

İlk tanımı daha doğru bir tanımla değiştirmek için örnekteki iki sözcüklü ifadeyi kullanın: The mistake wasn't a disaster; it was ____ a small delay.

Cevabı göster

more like

Can you remember a time when Dilbilgisi

1:12

Söylediğin şeyin aslında kastettiğin şey olmadığı

what you said wasn't really what you meant, Beth?

1:14

bir zamanı hatırlayabiliyor musun Beth?

Dilbilgisi

a time when: geçmişteki bir durumu anlatmaya başlamak

Buradaki a time, geçmişteki bir olayı veya durumu ifade eder. when ile başlayan bölüm, o sırada ne olduğunu açıklar: what you said wasn't really what you meant. Bir deneyimi sormak veya anlatmak için a time when + tamamlanmış bir düşünce yapısını kullanabilirsin. Örneğin: a time when I felt nervous.

Alıştırma

Hedef yapıyı standart zaman bağlayıcısıyla tamamla: Tell me about a time ____ you helped someone.

Cevabı göster

when

Well, sometimes

1:16

Peki, bazen

we say,

1:17

şöyle deriz,

Hi, y'alright? Ton ve niyet

1:18

Selam, iyi misin? (Hi, y'alright?)

Which means,

1:19

Bu şu anlama gelir,

Hi,

1:20

Selam,

are you alright?

1:20

iyi misin? (are you alright?)

Like, are you OK?

1:21

Yani, iyi misin? (are you OK?)

But actually,

1:22

Ama aslında,

we don't really want to hear the answer.

1:23

cevabı gerçekten duymak istemeyiz.

It just means hello,

1:26

Sadece merhaba anlamına gelir,

Ton ve niyet

Britanya İngilizcesinde selamlaşma olarak Hi, y'alright?

Bu bölümde Hi, y'alright? sıradan bir Britanya İngilizcesi selamlaşmasıdır. Birinin durumunu soran bir soru gibi görünür, ancak buradaki sosyal işlevi sadece kişiyi selamlamak ve kısa bir konuşma başlatmaktır. Dinleyen kişi sözleri yalnızca gerçek anlamıyla yanıtlamak yerine bunun bir selamlaşma olduğunu anlamalıdır.

Alıştırma

Yargıla: Okulda Britanyalı bir sınıf arkadaşın yanından geçerken Hi, y'alright? diyor. Genellikle onu durdurup sağlığın hakkında ayrıntılı bir açıklama yapman gerekir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

doesn't it? Dilbilgisi

1:27

öyle değil mi?

Dilbilgisi

Onay istemek için doesn't it?

Bu cümlede doesn't it?, olumlu It just means hello ifadesinin sonuna eklenen olumsuz bir soru eklentisidir. Konuşan kişi dinleyenin aynı fikirde olup olmadığını kontrol eder; yaklaşık olarak “öyle değil mi?” anlamına gelir. Soru eklentisi genellikle ana ifadenin zamanına ve öznesine uyar. means fiili geniş zamandadır, bu yüzden does yardımcı fiili kullanılır; olumlu bir ifadeden sonra olumsuz doesn't gelir ve özne it olarak tekrarlanır.

Alıştırma

Soru eklentisini tamamlayın: This word means hello, ____?

Cevabı göster

doesn't it

Mm, yeah.

1:27

Hı hı, evet.

I have a friend who actually just says,

1:28

Aslında sadece şöyle diyen bir arkadaşım var,

Alright?

1:30

İyi? (Alright?)

And they just mean,

1:31

Ve sadece şunu kastediyorlar,

hello.

1:31

merhaba.

They don't mean,

1:32

Şunu kastetmiyorlar,

are you OK?

1:33

iyi misin?

They don't want to hear about my day.

1:34

Günüm hakkında bir şey duymak istemiyorlar.

No.

1:36

Hayır.

If you're having a bad day,

1:37

Eğer kötü bir gün geçiriyorsan,

they don't want to know.

1:38

bilmek istemiyorlar.

They're just saying,

1:39

Onlar sadece

hello.

1:39

merhaba diyorlar.

In this episode,

1:40

Bu bölümde,

we'll be finding out more about Öbek fiiller

1:41

İngilizcede kelimelerin anlamlarının nasıl değiştiği

how the meaning of words changes in English.

1:43

hakkında daha fazla şey öğreneceğiz.

Öbek fiiller

finding out more about + konu

Finding out more about, bir konu hakkında ek bilgi edinmek veya yeni bilgiler keşfetmek anlamına gelir. Burada bölümde nelerin inceleneceğini tanıtır; about ifadesinden sonra gelen how yan cümlesi incelenecek konuyu belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp find out more about + konu veya soru yan cümlesidir. Burada finding kullanılmasının nedeni önünde we'll be bulunmasıdır: will be + fiil-ing. Bu, ifadenin anlamını değiştirmez.

Alıştırma

Hangi cümle konu hakkında ek bilgi edineceğimizi doğal biçimde anlatır?

  1. We'll be finding out more about the topic.
  2. We'll be finding out what the topic is.
  3. We'll be finding the topic in the book.
Cevabı göster

We'll be finding out more about the topic.

As usual, Anlatım akışı

1:46

Her zamanki gibi,

we'll be learning some useful new words and phrases.

1:47

bazı yararlı yeni kelimeler ve ifadeler öğreneceğiz.

Anlatım akışı

As usual: sıradaki içeriği normal rutin olarak çerçevelemek

As usual, cümlenin başında kullanılan ve dinleyiciye sıradaki içeriğin yerleşmiş bir rutine ya da tanıdık bir düzene uyduğunu anlatan bir söylem işaretidir. Ana mesaj başlamadan önce yeni bilginin nasıl anlaşılacağını çerçeveler. Burada yeni kelime ve ifadeler öğrenmeyi yeni ya da şaşırtıcı bir etkinlik olarak değil, programın düzenli bir parçası olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümlede As usual, bugünkü programın normal rutini izlediğini göstermek için kullanılmıştır?

  1. Usually, the class ends at three o'clock.
  2. Surprisingly, the class will end with a short quiz.
  3. As usual, the class will end with a short quiz.
Cevabı göster

As usual, the class will end with a short quiz.

And remember,

1:50

Ve unutmayın,

you'll find all the vocabulary from this episode

1:51

bu bölümdeki tüm kelimeleri

on our website,

1:54

web sitemizde bulabilirsiniz,

bbclearningenglish.com.

1:55

bbclearningenglish.com.

But first, Anlatım akışı

1:58

Ama önce,

I have a question for you, Beth.

1:59

sana bir sorum var, Beth.

Anlatım akışı

But first: daha önceki bir adımı araya eklemek

But first, daha önce duyurulan ana etkinlikten geçici olarak uzaklaşıp daha önce yapılması gereken bir şeyi tanıtan bir geçiş ifadesidir. But akıştaki yön değişikliğini, first ise sırayı belirtir. Bu ifade genellikle ana etkinliğin iptal edilmediğini, yalnızca ertelendiğini düşündürür. Önceki adım tamamlandıktan sonra konuşmacı asıl plana dönebilir.

Alıştırma

Cümleyi But ile başlayan ve daha önceki bir adımı tanıtan iki kelimelik geçiş ifadesiyle tamamlayın: We'll discuss the plan in a minute. ____, let's check the budget.

Cevabı göster

But first

The word hyperbole comes from two ancient Greek words,

2:01

Mübalağa (hyperbole) kelimesi iki eski Yunanca kelimeden gelir,

huper and ballo.

2:05

huper ve ballo.

But what is their literal meaning? Kelime

2:07

Fakat bunların kelime anlamı nedir?

Kelime

literal meaning: sözcüklerin doğrudan anlamı

Literal meaning, sözcükler tam olarak yazıldıkları gibi anlaşıldığında ortaya çıkan doğrudan anlamdır. Burada konuşan kişi, ifadelerin kelimesi kelimesine ne söylediğini soruyor. Bu terim, sözcüklerin doğrudan anlamıyla bağlamdan anlaşılan mecaz veya deyim anlamını ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

literal meaning neyi ifade eder?

  1. Konuşanın sesinde gösterilen duygu.
  2. Sözcüklerin nereden geldiğinin tarihi.
  3. Sözcüklerin doğrudan anlamı.
Cevabı göster

Sözcüklerin doğrudan anlamı.

Is it A,

2:09

A,

to overthrow?

2:10

devirmek mi?

B,

2:12

B,

to over speak?

2:12

aşırı konuşmak mı?

Or C,

2:14

Yoksa C,

to overthink?

2:15

aşırı düşünmek mi?

I have no idea, Kalıp ifadeler

2:17

Hiçbir fikrim yok,

Pippa.

2:18

Pippa.

Kalıp ifadeler

I have no idea: hiçbir ipucu olmaması

I have no idea, 'gerçekten bilmiyorum' veya 'hiçbir ipucum yok' demenin kalıplaşmış ve doğal bir yoludur. Bu cümlede konuşan kişi, Pippa'ya cevap veremediğini söylüyor. Genellikle I don't know ifadesinden daha güçlüdür; çünkü no idea, konuşanın işe yarar hiçbir bilgisi veya ipucu olmadığını belirtir. I have no idea where it is. örneğinde olduğu gibi, arkasından soru sözcüğüyle başlayan bir yan cümle de gelebilir.

Alıştırma

Hiçbir ipucu olmadığını göstermek için cevabı vurgulanan ifadeyle tamamlayın: “____ where the red notebook is.”

Cevabı göster

I have no idea

I'm going to say, Ton ve niyet

2:19

Şöyle diyeceğim,

to over speak.

2:20

aşırı konuşmak.

Ton ve niyet

I'm going to say ... ile ihtiyatlı bir cevap vermek

Bu cevap verme bağlamında I'm going to say ... konuşanın o anda yaptığı seçimi sunar. Temel işlevi, daha sonra konuşma planını anlatmak değildir. Genellikle “sanırım ... seçeneğini seçeceğim” veya “tahminim ...” anlamında ihtiyatlı bir cevap sunar. Cevabı daha az kesin gösterebilir; ancak konuşanın gerçekten ne kadar emin olmadığını bağlam ve ton belirler.

Alıştırma

Bir bilgi yarışmasında biri “I'm going to say the answer is B.” diyor. Başlangıçtaki ifadenin en olası işlevi nedir?

  1. B cevabının imkânsız olduğunu söyler.
  2. İhtiyatlı bir seçim sunar.
  3. Daha sonra konuşacağına söz verir.
Cevabı göster

İhtiyatlı bir seçim sunar.

Okay,

2:21

Tamam,

we'll find out the answer at the end of the programme.

2:22

cevabı programın sonunda öğreneceğiz.

It's not just hyperbole Dilbilgisi

2:25

Kelimelerin anlamını değiştiren şey

that changes the meaning of words.

2:27

sadece mübalağa değildir.

Dilbilgisi

It's not just X that ...: görüşü X'in ötesine genişletmek

It's not just X that ... kalıbı X'i odağa alırken ilgili tek kişi, şey veya nedenin X olmadığını belirtir. Burada abartı, kelimelerin anlamını değiştiren etkenlerden biri olmaya devam eder; cümle tartışmayı başka etkilere de açar. Bu kalıbı bir görüşü genişletmek için kullanabilirsiniz: önce bilinen bir etkeni kabul edin, sonra daha geniş düşüncenin başka etkenleri de içerdiğini gösterin.

Alıştırma

Hem alıştırmanın hem de dinlenmenin yardımcı olduğunu göstermek için cümleyi It's not just X that ... kalıbıyla tamamlayın: ____ practice that helps you improve; rest matters too.

Cevabı göster

It's not just

It's opposite,

2:29

Onun zıttı,

something called understatement,

2:30

eksiltme (understatement) adı verilen şey de

has the same effect too.

2:32

aynı etkiye sahiptir.

Understatement involves de-emphasising something. Kelime

2:33

Eksiltme, bir şeyin vurgusunu azaltmayı içerir.

Kelime

Understatement: bir şeyi olduğundan daha az ciddi göstermek

Understatement, bir şeyi gerçekte olduğundan daha önemsiz, daha az ciddi, daha az kötü veya daha az etkileyiciymiş gibi kasıtlı olarak anlatmaktır. Dinleyenin yumuşak sözlerle gerçek durum arasındaki farkı görmesi beklenir. Eleştiriyi yumuşatabilir ya da kuru mizah ve ironi yaratabilir. Berbat bir yemeği "less than perfect" diye tanımlamak understatement örneğidir; çünkü kullanılan sözler gerçek durumdan çok daha hafiftir.

Alıştırma

Bir fırtına evin çatısını uçurdu. Hangi yorum understatement örneğidir?

  1. It was a little windy.
  2. The storm tore the roof off the house.
  3. It was the strongest storm in the history of the planet.
Cevabı göster

It was a little windy.

For example,

2:37

Örneğin,

imagine you were served an awful meal in a restaurant,

2:37

bir restoranda size berbat bir yemek sunulduğunu hayal edin,

but instead of saying how bad the food was, Dilbilgisi

2:40

fakat yemeğin ne kadar kötü olduğunu söylemek yerine,

you just said it was less than perfect. Deyimler

2:43

sadece mükemmelden uzak olduğunu söylediniz.

Dilbilgisi

but instead of saying: instead of + fiil-ing

Instead of + isim veya fiil-ing, seçilmeyen seçeneği belirtir. Burada instead of saying how bad the food was, kişinin kullanmadığı doğrudan eleştiriyi gösterir; you just said ... ise gerçekten kullanılan alternatifi verir. Of bir edat olduğu için arkasından gelen fiil -ing biçimini alır: instead of saying doğrudur; instead of say veya instead of to say değildir. But bu karşıtlığı önceki duruma bağlar.

Alıştırma

Cümleyi drive fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Instead of ____, we took the train.

Cevabı göster

driving

Deyimler

was less than perfect: hafif ifadeyle güçlü eleştiri

Bu bağlamda was less than perfect, durumu olduğundan daha hafif anlatan bir understatement örneğidir. Sözcüklerin gerçek anlamı hafif görünür: “tam anlamıyla mükemmel değildi.” Ancak yemekten daha önce berbat diye söz edildiği için bu ifade, aslında çok kötü olduğunu ölçülü bir biçimde söyler. Understatement, durumun gerektirdiğinden daha zayıf sözcükleri bilerek kullanır. Dinleyen kişi daha güçlü olumsuz değerlendirmeyi bağlamdan ve ses tonundan çıkarır.

Alıştırma

“The birthday picnic was less than perfect: it rained all day and all the food got wet,” cümlesinde less than perfect büyük olasılıkla neyi ima ediyor?

  1. Çok kötü geçti, ancak konuşan kişi bunu hafifleterek söylüyor.
  2. Yalnızca küçücük bir kusur vardı ve başka hiçbir şey ters gitmedi.
  3. Tamamen mükemmeldi.
Cevabı göster

Çok kötü geçti, ancak konuşan kişi bunu hafifleterek söylüyor.

Here's linguist Derek Bousfield discussing understatement

2:46

İşte dilbilimci Derek Bousfield'ın eksiltmeyi tartışması

on BBC Radio 4's Word of Mouth.

2:49

BBC Radio 4'ün Word of Mouth programında.

We love understatement

2:52

Çok daha ciddi bir şeyin olduğunu işaret etmenin bir yolu olarak

as a way of kind of signalling that something much more serious has gone on. Notlar

2:54

eksiltmeyi seviyoruz.

Kalıp ifadeler

as a way of kind of signalling that: dolaylı bir sinyali açıklamak

as a way of kind of signalling that... yapısında as a way of + -ing, bir davranışı bir şeyin iletilmesini sağlayan araç veya sosyal işlev olarak sunar. Signalling that, dolaylı biçimde iletilen mesajı başlatır. Kind of iddiayı yumuşatır: davranış doğrudan bir açıklama değildir, ancak bir ölçüde sinyal gibi işlev görür. Yeniden kullanılabilecek kalıp X as a way of (kind of) signalling that + cümlecik şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi as a way of, yumuşatıcı kind of ve signalling that kullanarak tamamlayın: He lowered his voice ____ the topic was private.

Cevabı göster

as a way of kind of signalling that

Öbek fiiller

has gone on: “oldu” anlamı

Burada has gone on, “oldu” veya “meydana geldi” demektir. Özne olan something bir olaya işaret eder; bu yüzden bu cümlede go on “devam etmek” anlamına gelmez. Present perfect biçimi has gone on, daha önce olan bir olayı şu anda konuşulan durumla ilişkilendirir.

Alıştırma

Cümleyi, go fiilinin “oldu” anlamındaki iki sözcüklü biçimiyle tamamlayın: Something unusual has ____ in the lab.

Cevabı göster

gone on

And it's a kind of performative

2:57

Ve bunu yaptığınızda bu bir tür performatif,

sardonic,

2:59

alaycı,

not-taking-oneself-too-seriously

3:00

kendini fazla ciddiye almayan

identity when you do that.

3:02

bir kimliktir.

Because, you know,

3:04

Çünkü, bilirsiniz,

taking yourself too seriously Deyimler

3:04

kendinizi fazla ciddiye almak

is a no-no in British culture. Kelime

3:06

İngiliz kültüründe kabul edilemez bir şeydir (no-no).

Deyimler

taking yourself too seriously: kendini gereğinden fazla önemsemek

Taking yourself too seriously, kendi görünüşüne, fikirlerine veya önemine gereğinden fazla değer vermek demektir. Genellikle kişinin kendine gülemediğini ya da küçük hatalar karşısında rahat olamadığını düşündürür. Burada taking, tüm ifadeyi is a no-no yapısının öznesi yapan bir -ing biçimidir. İfade bir tutumu eleştirir; yalnızca dikkatli olmak veya bir işi iyi yapmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle Nina'nın kendine gülebildiği ve kendi imajı son derece önemliymiş gibi davranmadığı anlamına gelir?

  1. Nina is never serious about her homework.
  2. Nina doesn't take herself too seriously.
  3. Nina doesn't take the safety rule seriously.
Cevabı göster

Nina doesn't take herself too seriously.

Kelime

a no-no: bir şeyin kabul edilemez olduğunu belirten gündelik ifade

a no-no, kabul edilemez sayılan veya kaçınılması gereken bir davranış ya da seçimi anlatan, sayılabilen ve gündelik bir isimdir. Yaygın kalıp X is a no-no biçimindedir. Bu cümlede kişinin kendini fazla ciddiye almasını, anlatılan Britanya toplumsal beklentisine aykırı bir davranış olarak niteler. Genellikle resmî bir yasaktan çok, toplumsal bir kurala veya hafif bir tabuya işaret eder.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz kısa çizgili gündelik ifadeyle tamamlayın: Bringing notes into the exam is ____.

Cevabı göster

a no-no

Yes.

3:08

Evet.

And so linguistically

3:08

Ve bu yüzden dilbilimsel olarak

not taking yourself too seriously

3:09

kendini fazla ciddiye almamak

is is really the done thing. Deyimler

3:10

gerçekten de yapılması gereken şeydir (the done thing).

Deyimler

the done thing: toplumca beklenen davranış

the done thing, bir grubun toplumsal açıdan uygun, normal ya da beklenen saydığı davranışı anlatan Britanya İngilizcesine özgü bir ifadedir. Burada kendini fazla ciddiye almamanın anlatılan toplumsal norma uyduğunu söyler. Bu kalıplaşmış ifadede done, tamamlanmış anlamına gelmez. İfadenin tamamı bir isim öbeği olarak çalışır ve yaygın biçimde X is the done thing ile X is not the done thing kalıplarında görülür.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz üç kelimelik Britanya İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: At that club, introducing yourself to new members is ____.

Cevabı göster

the done thing

Understatement is valued in British culture,

3:12

Kendinizi fazla ciddiye almanın aksine,

unlike taking yourself too seriously.

3:16

eksiltmeye İngiliz kültüründe değer verilir.

If you take yourself too seriously,

3:19

Eğer kendinizi fazla ciddiye alırsanız,

you think you're more important than you really are.

3:21

olduğunuzdan daha önemli olduğunuzu düşünürsünüz.

In Britain,

3:25

İngiltere'de,

this is a no-no,

3:25

bu yapılmaması gereken bir şeydir (no-no),

a way of behaving that is not socially acceptable.

3:27

sosyal olarak kabul edilemez bir davranış biçimidir.

In other words, Anlatım akışı

3:31

Başka bir deyişle,

it's not the done thing,

3:31

bu yapılması uygun olan şey (the done thing) değildir,

meaning it's not what you're expected to do in a particular social situation.

3:33

yani belirli bir sosyal durumda sizden yapmanız beklenen şey değildir.

Anlatım akışı

Bir düşünceyi yeniden anlatmak için In other words

In other words, sıradaki sözlerin aynı düşünceyi daha açık veya doğrudan biçimde yeniden ifade edeceğini gösterir. Alışılmadık, kısa ya da karmaşık bir ifadeyi açıklamaya bağlar; yeni bir konu başlatmaz. Burada not the done thing ile not what you're expected to do in a particular social situation ifadelerinin aynı toplumsal kuralı anlattığını gösterir. İkinci ifade birinciyi açıklar.

Alıştırma

In other words, dinleyiciye sırada ne beklemesi gerektiğini gösterir?

  1. İlgisiz bir yan konu.
  2. Aynı düşüncenin daha açık bir şekilde yeniden ifade edilmesi.
  3. Düşüncenin tamamını yeniden ifade etmesi gerekmeyen bir örnek.
Cevabı göster

Aynı düşüncenin daha açık bir şekilde yeniden ifade edilmesi.

Another area where the meaning of words can be easily misunderstood is apologising. Anlatım akışı

3:39

Kelimelerin anlamının kolayca yanlış anlaşılabileceği bir diğer alan da özür dilemektir.

Anlatım akışı

Yeni bir alt konu tanıtmak için Another area where ... is ...

Another area where ... is ..., daha geniş bir tartışmaya yeni bir alt konu eklemek için kullanılan bir cümle kalıbıdır. Another, dinleyiciye bunun tamamen ilgisiz bir konu değil, eklenen bir alan olduğunu gösterir. where yan tümcesi o alanda ne olduğunu açıklar, is sözcüğünden sonraki bölüm ise alanın adını verir. Burada sorun, kelime anlamlarının yanlış anlaşılmasıdır; yeni tanıtılan alan ise apologising konusudur.

Alıştırma

Hangi cümle daha geniş bir tartışma içinde yeni bir alanı doğal biçimde tanıtır?

  1. Another area where careful planning matters is travel.
  2. Careful planning made yesterday's trip easier.
  3. For example, we packed a map and some water.
Cevabı göster

Another area where careful planning matters is travel.

Here,

3:44

Burada,

Michael Rosen responds to an imaginary situation

3:45

Michael Rosen hayali bir duruma yanıt veriyor

where his toe gets accidentally stepped on by Derek Bousfield Dilbilgisi

3:47

Derek Bousfield tarafından yanlışlıkla ayak parmağına basıldığı duruma

Dilbilgisi

gets accidentally stepped on: get ile edilgen yapı

gets accidentally stepped on ifadesinde get + geçmiş zaman ortacı, get ile edilgen yapı kurar. His toe eylemden etkilenen ögedir: biri ayak parmağına basar; ayak parmağı basma eylemini yapmaz. On, step on fiilinin parçasıdır ve korunmalıdır. Get ile edilgen yapı konuşmada yaygındır ve olayı öznenin başına gelen ya da özneyi etkileyen bir durum olarak sunar. Accidentally bunun kasıtlı olmadığını, by Derek Bousfield ise eylemi yapan kişiyi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi step on fiilinin get ile edilgen biçimiyle tamamlayın: In the crowd, my bag ____ before I could pick it up.

Cevabı göster

got stepped on

for BBC Radio 4 programme Word of Mouth.

3:51

BBC Radio 4 programı Word of Mouth için.

Imagine

3:54

Hayal et

I stepped on your toe

3:55

senin ayak parmağına bastım

and I said,

3:56

ve dedim ki,

Oh, Michael, I'm really sorry. Ton ve niyet

3:57

Ah, Michael, gerçekten çok özür dilerim.

Ton ve niyet

I'm really sorry: daha güçlü ve doğrudan bir özür

I'm really sorry doğrudan bir özürdür. Sorry özrü ifade eder, really ise onu güçlendirir; bu nedenle ifade yalnızca sorry demekten daha güçlü ve samimi duyulur. Kendi neden olduğunuz bir sorunu kabul etmek için kullanılır. Böyle bir kazada yalnızca "üzgünüm" değil, "özür diliyorum" anlamına gelir.

Alıştırma

Dersteki ifadeyle daha güçlü özrü tamamlayın: "____. I spilled your water."

Cevabı göster

I'm really sorry

And you said,

3:58

Ve sen dedin ki,

It's all good. Ton ve niyet

3:58

Her şey yolunda (It's all good).

Oh, right.

3:59

Ah, doğru.

That probably means it isn't.

4:00

Bu muhtemelen yolunda olmadığı anlamına geliyor.

Ton ve niyet

It's all good: rahatsızlığı gizleyebilen bir rahatlatma sözü

It's all good, “Sorun değil” veya “Her şey yolunda” anlamına gelen samimi ve gündelik bir yanıttır. Ancak bu cümlede ardından gelen“That probably means it isn't” sözü, yanıtın tamamen içten olmak yerine nezaket amacıyla verilmiş olabileceğini düşündürür. Yalnızca kelimelere bakarak karar vermeyin. Ses tonu, yüz ifadesi ve kişinin ardından söyledikleri, bu rahatlatmanın içten mi olduğunu yoksa rahatsızlığı mı gizlediğini gösterebilir.

Alıştırma

Yargılayın: Birisi “It's all good” diyorsa kesinlikle hiç rahatsız olmamıştır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Yes,

4:03

Evet,

I'm actually a bit miffed, Kelime

4:03

aslında biraz miffed (darılmış),

a little bit annoyed.

4:05

biraz sinirlenmiş durumdayım.

Kelime

a bit miffed: hafif ve kontrollü rahatsızlık

Miffed, biraz rahatsız olmuş, kızmış veya gücenmiş anlamına gelen gündelik bir sıfattır. a bit miffed ifadesinde a bit duyguyu hafifletir; bu nedenle konuşan hoşnutsuzdur ama öfkeden çılgına dönmüş değildir. Burada a little bit annoyed, ifadeyi doğrudan başka sözlerle açıklar. Yararlı bir kalıp be + a bit miffed şeklindedir ve ardından çoğu zaman about something ya da that ile başlayan bir yan cümle gelir.

Alıştırma

Hangi cümle hafif ve kontrollü bir rahatsızlık ifade eder?

  1. I was a bit miffed that they started without me.
  2. I was delighted that they started without me.
  3. I was furious and could barely control my anger.
Cevabı göster

I was a bit miffed that they started without me.

But then I don't want to have a barney with you. Kelime

4:06

Ama o anda seninle bir barney (kavga) yaşamak istemiyorum.

Kelime

have a barney: “tartışmak” anlamındaki gündelik Britanya ifadesi

Britanya İngilizcesindeki gündelik kullanımda have a barney, “tartışmak” veya “ağız kavgası etmek” anlamına gelir. Have a barney with you yapısında with, tartışılan kişiyi belirtir. Burada konuşan kişi anlaşmazlığın büyümesini istemediğini söylüyor. Bu ifade olası tartışmayı canlı ve konuşma diline özgü gösterir; buradaki barney bir kişi adı değildir.

Alıştırma

Cümleyi, barney içeren ve “tartışmak” anlamına gelen Britanya İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: I don't want to ____ with my neighbour over the noise.

Cevabı göster

have a barney

You're a stranger.

4:08

Sen bir yabancısın.

So,

4:09

Bu yüzden,

I don't want to get into a whole thing. Deyimler

4:09

bunu büyük bir mesele haline getirmek istemiyorum.

Deyimler

get into a whole thing: küçük bir konunun karmaşıklaşmasına izin vermek

Get into a whole thing, “karmaşık, rahatsız edici veya tartışmalı bir duruma karışmak” anlamına gelen gündelik ve bilinçli olarak belirsiz bir ifadedir. Whole, meselenin gerekenden daha büyük bir soruna dönüşebileceğini düşündürürken thing ayrıntıları belirtmeden bırakır. Bu olumsuz cümlede konuşan kişi küçük bir konunun uzun bir tartışmaya veya gereksiz bir olaya dönüşmesini engellemek istiyor. İfade, bir nesnenin içine gerçek anlamda girmekten söz etmez.

Alıştırma

“Let's not get into a whole thing about one small typo,” cümlesinde get into a whole thing ne anlama gelir?

  1. Küçük konuyu uzun ve karmaşık bir meseleye dönüştürmek
  2. Yeni ve eğlenceli bir etkinliğe başlamak
  3. Eksiksiz bir nesnenin her parçasını incelemek
Cevabı göster

Küçük konuyu uzun ve karmaşık bir meseleye dönüştürmek

So, I say,

4:11

Bu yüzden, diyorum ki,

yeah, it's all good.

4:11

evet, her şey yolunda.

It's all good.

4:13

Her şey yolunda.

Exactly.

4:13

Kesinlikle.

It's a bit like,

4:13

Bu biraz şunun gibi,

yeah, I mean,

4:14

evet, demek istediğim,

that's a British English one.

4:15

bu İngiliz İngilizcesine ait bir ifade.

And an equivalent American English one would be, Kültür

4:15

Ve eşdeğer bir Amerikan İngilizcesi ifadesi ise,

no worries. Ton ve niyet

4:17

sorun yok (no worries) olurdu.

Kültür

an equivalent American English one would be: bir karşılığı tanıtmak

an equivalent American English one would be kalıbı, Amerikan İngilizcesinde benzer bir işlev gören ifadeyi tanıtır. Equivalent, sözcük sözcük aynı olması gerekmeden yaklaşık olarak aynı amaca hizmet ettiği anlamına gelir. One, daha önce konuşulan sözcük, ifade veya yanıt türünün yerini tutar. Would be, örneği tek olası ifade olarak göstermeden uygun bir karşılık olarak sunar.

Alıştırma

an equivalent American English one would be kalıbı burada ne yapıyor?

  1. Önceki ifadenin yanlış olduğunu söyler.
  2. Amerikan İngilizcesi konuşan bir kişiyi sayar.
  3. Amerikan İngilizcesindeki karşılık olan bir ifadeyi tanıtır ve one daha önce konuşulan öğenin yerini tutar.
Cevabı göster

Amerikan İngilizcesindeki karşılık olan bir ifadeyi tanıtır ve one daha önce konuşulan öğenin yerini tutar.

Ton ve niyet

no worries: rahat ve güven veren bir yanıt

No worries, ‘sorun değil, endişelenme’ anlamına gelen rahat ve gündelik bir konuşma kalıbıdır. Bu cümlede küçük bir sorun veya özür konusunda karşıdaki kişiyi rahatlatır; kelimesi kelimesine hiçbir endişenin bulunmadığını söylemez. Teşekküre karşılık olarak da kullanılabilir ve bu durumda ‘rica ederim’ benzeri bir anlam taşır. Video bunu Amerikan İngilizcesindeki bir karşılık olarak sunsa da ifade yalnızca Amerikan İngilizcesinde değil, İngilizcenin çeşitli türlerinde kullanılır.

Alıştırma

Bir arkadaşın 'Sorry I bumped your chair.' diyor. Bunun yalnızca küçük bir sorun olduğunu ve rahatlayabileceğini en doğal biçimde hangi yanıt gösterir?

  1. You must apologize.
  2. I am worried.
  3. No worries.
Cevabı göster

No worries.

If someone tells you it's all good,

4:18

Eğer biri size her şeyin yolunda olduğunu söylerse,

they could actually be feeling miffed,

4:21

aslında biraz miffed hissediyor olabilirler,

an adjective meaning slightly annoyed or hurt by someone's behaviour.

4:23

bu, birinin davranışı yüzünden biraz sinirlenmiş veya incinmiş anlamına gelen bir sıfattır.

But no matter how annoyed you are, Dilbilgisi

4:28

Ama ne kadar sinirlenmiş olursanız olun,

you probably don't want to get into a barney,

4:30

muhtemelen bir barney'e girmek istemezsiniz,

Dilbilgisi

no matter how + sıfat: derece ne olursa olsun ödünleme

Vurgulanan sözler no matter how + sıfat + özne + be kalıbını başlatır. Hemen ardından gelen are fiili no matter how annoyed you are yapısını tamamlar; bu, “ne kadar sinirli olursanız olun” demektir. Bu yan cümle duygunun çok güçlü olabileceğini kabul eder, ancak ana sonucun yine de değişmediğini belirtir. But, değişmeyen bu sonucu daha önceki karşıt bir düşünceye bağlar.

Alıştırma

“Ne kadar gergin olursanız olun” anlamını vermesi için cümleyi tek kelimeyle tamamlayın: No matter ____ nervous you are, take a slow breath.

Cevabı göster

how

a loud argument or quarrel.

4:33

yani yüksek sesli bir tartışma veya kavgaya.

So, you say something like,

4:35

Bu yüzden, şöyle bir şey söylersiniz,

it's all good,

4:37

her şey yolunda,

or no worries,

4:37

veya sorun yok,

and move on. Öbek fiiller

4:39

ve yolunuza devam edersiniz.

Öbek fiiller

move on: konuyu geride bırakıp devam etmek

Burada move on, küçük sorunu konuşmayı veya kafaya takmayı bırakıp sıradaki şeye devam etmek anlamına gelir. Bu mecazi bir kullanımdır; fiziksel olarak başka bir yere gitmeyi anlatmaz. And adımları birbirine bağlar: önce it's all good veya no worries gibi sakin bir yanıt verilir, ardından çatışmayı uzatmak yerine konu geride bırakılır.

Alıştırma

Bu cümlede moved on ne anlama gelir? We discussed the mistake, fixed it, and moved on.

  1. Hatayı düzeltmeyi sonraya bıraktılar
  2. Hatayı kafaya takmayı bırakıp devam ettiler
  3. Yürüyerek başka bir yere gittiler
Cevabı göster

Hatayı kafaya takmayı bırakıp devam ettiler

As an English learner,

4:40

Bir İngilizce öğrencisi olarak,

unclear word meanings are a challenge.

4:41

belirsiz kelime anlamları bir zorluktur.

A lot depends on the situation Kalıp ifadeler

4:44

Birçoğu duruma

and on the relationship between speaker and listener.

4:46

ve konuşucu ile dinleyici arasındaki ilişkiye bağlıdır.

Kalıp ifadeler

A lot depends on the situation: kararlar koşullara göre değişir

Burada A lot depends on the situation, cevabın veya doğru seçimin duruma göre büyük ölçüde değiştiği anlamına gelir. Her durumda tek bir kural kullanılmaması gerektiğini anlatır. Bir etkenin olanları veya neyin uygun olduğunu güçlü biçimde etkilediğini söylemek için A lot depends on + etken yapısını kullanın. Tam cümle, and on ile ikinci bir etken ekler: konuşan kişiyle dinleyen kişi arasındaki ilişki.

Alıştırma

Cümleyi depend on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: A lot ____ the weather.

Cevabı göster

depends on

So, don't be shy, Ton ve niyet

4:50

Bu yüzden, utangaç olmayın,

get talking to others in English. Dilbilgisi

4:51

başkalarıyla İngilizce konuşmaya başlayın.

Ton ve niyet

So, don't be shy: harekete geçmeye yönelik dostça teşvik

So, don't be shy ifadesinde konuşan kişi, dinleyenin kişiliği hakkında ciddi bir yargıda bulunmaz. Bu, 'utanmanın veya tereddüdün seni durdurmasına izin verme' anlamına gelen dostça bir teşviktir. So, önceki düşünceyi bu öğüde bağlar. Ardından gelen get talking to others in English, dinleyenin başlamaya teşvik edildiği eylemi belirtir.

Alıştırma

'Don't be shy—come and ask a question,' cümlesinde konuşan kişi esas olarak ne yapıyor?

  1. Birinin kişiliği hakkında ciddi bir yargıda bulunmak
  2. Harekete geçmesi için dostça teşvik etmek
  3. Birine konuşmayı bırakmasını emretmek
Cevabı göster

Harekete geçmesi için dostça teşvik etmek

Dilbilgisi

get talking: get + -ing ile bir etkinliğe başlamak

get talking ifadesindeki get + fiil-ing yapısı “o etkinliği yapmaya başlamak” anlamına gelir. Burada get talking, “konuşmaya başlamak” demektir; “bir konuşma elde etmek” anlamına gelmez. Emir yapısı, tereddüt etmeyi bırakıp başlamaya yönelik teşvik edici bir itiş sağlar. Bu kalıp get moving ve get working gibi yerleşik birleşimlerde yaygındır.

Alıştırma

Bir ikiliye konuşmaya başlamasını söylemek için get + -ing kullanın: The question is ready, so ____ to your partner.

Cevabı göster

get talking

And if you make a mistake,

4:53

Ve eğer bir hata yaparsanız,

say,

4:54

deyin ki,

no worries,

4:55

sorun yok,

and carry on. Öbek fiiller

4:56

ve devam edin.

Öbek fiiller

and carry on: bir sorundan sonra devam etmek

Carry on, “devam etmek” anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede and, onu önceki adıma bağlar: no worries dedikten sonra hata yüzünden durmak yerine devam et. Devam edilen etkinlik zaten belliyse carry on tek başına kullanılabilir. Ayrıca carry on with + isim veya carry on + fiil-ing yapıları da kullanılabilir; carry on with the game ve carry on talking buna örnektir.

Alıştırma

Hangi cümle çocukların kısa bir aradan sonra oyuna devam ettiğini söyler?

  1. After the game, the children carried the chairs inside.
  2. Before the game, the children carried out a safety check.
  3. After a short break, the children carried on with the game.
Cevabı göster

After a short break, the children carried on with the game.

Okay, Pippa,

4:57

Tamam, Pippa,

I think it's time to reveal the answer to your question. Kalıp ifadeler

4:58

sanırım sorunun cevabını açıklama zamanı geldi.

Kalıp ifadeler

it's time to reveal: açıklama aşamasını duyurmak

It's time to + fiilin yalın hâli, bir eylemi yapmak için doğru zamanın geldiğini belirtir. Burada reveal, henüz bilinmeyen bir cevabı açıklamak anlamına gelir. Bu ifade etkinliği bir sonraki aşamaya da taşır: tahminler sona ermiştir ve şimdi cevap açıklanacaktır.

Alıştırma

İzleyiciler tahminlerini yaptı. Sunucunun cümlesini vurgulanan ifadeyle tamamlayın: Now ____ the answer.

Cevabı göster

it's time to reveal

Yes,

5:01

Evet,

you thought the ancient Greek words huper and ballo meant overspeak.

5:02

eski Yunanca huper ve ballo kelimelerinin aşırı konuşmak anlamına geldiğini düşündün.

But the answer was actually A,

5:07

Ama cevap aslında A idi,

to overthrow.

5:09

devirmek.

Huper means beyond,

5:11

Huper ötesinde anlamına gelir,

and ballo means I throw.

5:12

ve ballo ben fırlatırım anlamına gelir.

Oh, well.

5:14

Ah, peki.

Okay,

5:15

Tamam,

let's recap the vocabulary we've learnt, Anlatım akışı

5:15

öğrendiğimiz kelimeleri tekrar edelim,

Anlatım akışı

let's recap: kısa bir tekrara geçmek

Let's recap, dinleyenlere kısa bir tekrarın başlayacağını bildirir. Az önce ele alınan konuyu bir özete bağlar; böylece dinleyenler konuşmacının yeni bir konu açmak yerine önceki bilgileri düzenlediğini anlar. Let's herkesi katılmaya davet ederken recap, ana noktaları kısaca yeniden söylemek anlamına gelir; her şeyi ayrıntılı biçimde baştan öğretmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Kısa bir tekrara geçmek için vurgulanan ifadeyi kullanın: We've finished the lesson. ____ the three new words.

Cevabı göster

Let's recap

starting with mare, short for nightmare,

5:18

nightmare'in kısaltması olan ve

meaning an unpleasant or difficult experience.

5:21

hoş olmayan veya zor bir deneyim anlamına gelen mare ile başlayarak.

If you take yourself too seriously,

5:24

Eğer kendinizi fazla ciddiye alırsanız (take yourself too seriously),

you consider yourself and your actions more important than they really are.

5:27

kendinizi ve hareketlerinizi gerçekte olduğundan daha önemli görürsünüz.

In Britain,

5:31

İngiltere'de,

this is a no-no,

5:31

bu yapılmaması gereken bir şeydir (no-no),

a way of behaving that is not socially acceptable.

5:32

sosyal olarak kabul edilemez bir davranış biçimidir.

The done thing,

5:35

Yapılması gereken şey (The done thing),

on the other hand, Anlatım akışı

5:36

öte yandan,

is what you are expected to do in a particular social situation.

5:38

belirli bir sosyal durumda sizden yapmanız beklenen şeydir.

Anlatım akışı

on the other hand: karşıt bir yönü sunmak

On the other hand, bir konunun farklı veya karşıt olan diğer yönünü gösterir. Bir söylem işaretleyicisi olarak dinleyiciye The done thing açıklamasını daha önceki bir noktayla ilişkilendirip ilgisiz bir bilgi olarak değil, konunun diğer yüzü olarak görmesini söyler. Bu cümlede özneden sonra araya girer ve virgüllerle ayrılır. Cümlenin başında da kullanılabilir. Karşıtlık zaten açıksa ilk yönü on the one hand ile belirtmek gerekmez.

Alıştırma

En uygun bağlayıcıyı seçin: The small apartment is cheap. ___, it has very little storage.

  1. For example
  2. On the contrary
  3. On the other hand
Cevabı göster

On the other hand

If you're miffed,

5:42

Eğer miffed iseniz,

you're slightly annoyed by someone's behaviour.

5:43

birinin davranışına hafifçe sinirlenmişsinizdir.

And finally,

5:45

Ve son olarak,

a barney is a loud argument or quarrel.

5:46

barney, yüksek sesli bir tartışma veya kavgadır.

Once again,

5:50

Bir kez daha,

our six minutes are up. Kalıp ifadeler

5:51

altı dakikamız doldu.

Kalıp ifadeler

our six minutes are up: ayrılan sürenin bitmesi

Özne bir süre olduğunda be up, ayrılan sürenin bittiği anlamına gelir. Bu nedenle our six minutes are up, altı dakikalık sürenin sona erdiğini bildirir; buradaki up daha yüksek bir konumu anlatmaz. Burada fiil öznenin biçimine uyar: Time is up, ancak Six minutes are up. Bir zamanlayıcı veya sabit süre sınırı bundan sonra ne yapılacağını belirlediğinde bu kalıp kullanılabilir.

Alıştırma

Zamanlayıcı az önce çaldı. Cümleyi be up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Our five minutes ____.

Cevabı göster

are up

But if you're keen to practise these new words and phrases, Kelime

5:53

Ancak bu yeni kelimeleri ve ifadeleri uygulamaya hevesliyseniz,

Kelime

you're keen to practise: be keen to + fiilin yalın biçimi

You're keen to practise, pratik yapmaya çok ilgi duyduğunuz ve bunu yapmak istediğiniz anlamına gelir. Keen sözcüğü olumlu ve istekli bir duygu katar; birinin sizi pratik yapmaya zorladığı anlamına gelmez. Kalıp be keen to + fiilin yalın biçimidir: you're keen to practise, I'm keen to learn ve they're keen to help. Buradaki practise, fiilin Britanya İngilizcesindeki yazımıdır.

Alıştırma

Hangi cümle be keen to + fiilin yalın biçimini doğru kullanıyor?

  1. She's keen to practising her speech.
  2. She keen to practise her speech.
  3. She's keen to practise her speech.
Cevabı göster

She's keen to practise her speech.

then check out our website, Öbek fiiller

5:56

o zaman web sitemizi kontrol edin,

bbclearningenglish.com,

5:58

bbclearningenglish.com,

Öbek fiiller

check out: bir kaynağı ziyaret edip incelemek

Bu cümlede check out, gidip bakmak, ziyaret etmek veya incelemek anlamına gelir. Check out our website, siteyi ziyaret edip neler sunduğuna bakmaya yönelik samimi bir davettir; sitede hata olup olmadığını denetleme isteği değildir. Nesne bir isim olduğunda hem check out the website hem de check the website out kullanılabilir. Nesne bir zamirse ortaya yerleştirilir: check it out.

Alıştırma

Samimi öneriyi derste öğrendiğiniz iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: For more science games, ____ our new app.

Cevabı göster

check out

where you'll find a worksheet and quiz for this episode.

6:00

orada bu bölüm için bir çalışma sayfası ve sınav bulacaksınız.

See you again soon,

6:04

Yakında tekrar görüşmek üzere,

but for now, Anlatım akışı

6:05

ama şimdilik,

goodbye.

6:06

hoşça kalın.

Anlatım akışı

but for now: geçici bir bitişi belirtmek

Burada but iki düşünceyi birbirine bağlar: yakında yeniden görüşeceğiz, ancak şu anda vedalaşıyoruz. for now, dinleyiciye bunun kesin bir son değil, yalnızca geçici bir kapanış olduğunu anlatır. Daha genel olarak for now, şimdilik veya şu an için demektir. Bir şeyin daha sonra devam etmesi ya da değişmesi olasılığını açık bırakır.

Alıştırma

Geçici bir bitişi belirten, dersteki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: We'll finish the picture tomorrow, but ____, let's put away the crayons.

Cevabı göster

for now

Bye.

6:07

Güle güle.

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

6:08

bbclearningenglish.com'dan 6 Dakika İngilizce.