İşitme kaybına ne sebep olur? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
1.042 kelime 183 kel/dk

Video özeti: Bu bölüm dış, orta ve iç kulağın sesi nasıl ilettiğini, genetik ve çevresel maruziyet nedeniyle işitmenin niçin zamanla azaldığını ve beynin zayıflayan sinyalleri nasıl telafi ettiğini açıklıyor. Ayrıca üzengi kemiğinin insan vücudundaki en küçük kemik olduğunu belirtiyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. As we get older, — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: As ile başlayan yan cümlenin, yaşın ilerlemesi ve işitmenin değişmesi gibi iki kademeli gelişmeyi eş zamanlı sunduğunu anlamayı sağlar. Sağlık, beceri veya koşulların tek bir anda değil, zaman içinde nasıl değiştiğini anlatmak için bu kalıp kullanılabilir. 2. Think of that as — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Dış kulağı uydu çanağına benzetmekte olduğu gibi, bilinmeyen bir mekanizmayı analoji yoluyla kavrama davetini tanımayı sağlar. Teknik ya da soyut açıklamaları tanıdık bir görüntüyle ilişkilendirerek daha kolay anlaşılır hâle getirmek için kullanılabilir. 3. redundancy in the system. — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: redundancy sözcüğünün tıbbi ve teknik bağlamlarda işten çıkarma değil, alternatif yol veya yedek kapasite anlamına geldiğini öğretir. Bir bölüm zayıfladığında ya da çalışmadığında başka bir sürecin görevi devralmasını veya eksikliği telafi etmesini anlatmaya yardımcı olur.

Bu derste

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

0:00

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:08

Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Neil.

0:11

Ben Neil.

And I'm Georgie.

0:12

Ben de Georgie.

As we get older, Dilbilgisi

0:13

Yaşımız ilerledikçe,

many of us notice our sense of hearing getting worse. Kelime

0:14

çoğumuz işitme duyumuzun kötüleştiğini fark ederiz.

Dilbilgisi

As we get older: iki aşamalı değişim için as

Buradaki as, 'bir değişim gelişirken' veya 'zaman geçtikçe' anlamına gelir. Yaşlanmanın aşamalı değişimini arka plan olarak sunar. Bu cümlede because anlamında değildir. Aynı dönemde gelişen iki değişimi bağlamak için As + özne + fiil, ... yapısını kullanabilirsiniz. Ana cümle ikinci değişimi verir: yaşımız ilerlerken işitmemiz kötüleşir.

Alıştırma

Birlikte gerçekleşen iki aşamalı değişimi gösteren bağlaçla cümleyi tamamlayın: ____ the puppy grows, it becomes more confident.

Cevabı göster

As

Kelime

sense of hearing: sesleri algılama yeteneği

Sense of hearing, sesleri algılama yönündeki fiziksel yetenek anlamına gelir. Burada hearing bir isimdir ve genel bir yeteneği ifade eder; tek bir sesi duyma olayını veya sesin oluşturduğu bir hissi anlatmaz. sense of + isim kalıbı sense of smell ve sense of touch ifadelerinde de görülür. Bu cümlede kötüleşen şey, bu yeteneğin tamamıdır.

Alıştırma

sense of ve sesleri algılama yeteneğini belirten doğru ismi kullanarak cümleyi tamamlayın: After the illness, Mina's ____ became weaker.

Cevabı göster

sense of hearing

Maybe we need to concentrate harder

0:17

Belki daha çok odaklanmamız

or ask people to speak more loudly. Dilbilgisi

0:19

ya da insanlardan daha yüksek sesle konuşmalarını istememiz gerekir.

Dilbilgisi

ask people to speak more loudly: ask + kişi + to + fiil

ask people to speak more loudly ifadesi ask + kişi + to + fiilin yalın hâli kalıbını kullanır. people isim öbeği isteğin yöneltildiği kişileri, to speak ise istenen eylemi belirtir. Bu kalıpta fiilin yalın hâlinden önce to bulunması gerekir. Yapıyı farklı bir kişi ve eylemle yeniden kullanabilirsiniz.

Alıştırma

speak fiilinin doğru biçimiyle istek yapısını tamamlayın: I asked Ben ____ more loudly.

Cevabı göster

to speak

Has that happened to you, Neil? Ton ve niyet

0:21

Bu senin başına geldi mi, Neil?

Ton ve niyet

Has that happened to you?: konuyu dinleyenin deneyimine taşımak

Has that happened to you? sorusunda that, fiziksel bir nesneye değil, az önce anlatılan durumun tamamına gönderme yapar. Soru, konuşmayı genel bir konudan dinleyenin kişisel deneyimine taşır. Has ... happened, present perfect yapısındadır. Bitmiş belirli bir geçmiş zamanı belirtmeden, bu deneyimin şimdiye kadar herhangi bir zamanda yaşanıp yaşanmadığını sorar.

Alıştırma

Konuşmada belirli bir geçmiş zaman verilmeden yaşam deneyimlerinden söz ediliyor. Hangi soru diğer kişiyi benzer bir deneyimi paylaşmaya en doğal şekilde davet eder?

  1. Did anything like that happen to you yesterday?
  2. Has anything like that happens to you?
  3. Has anything like that ever happened to you?
Cevabı göster

Has anything like that ever happened to you?

Not really.

0:23

Pek sayılmaz.

A while ago, Kalıp ifadeler

0:24

Bir süre önce,

I thought maybe my ears were getting worse,

0:25

belki kulaklarım kötüleşiyordur diye düşündüm,

Kalıp ifadeler

A while ago: belirsiz bir geçmiş zaman

“A while ago”, bir olayı şimdiden önceki belirsiz bir zamana yerleştirir. Bu cümlede konuşanın bu düşünceye ne zaman kapıldığını belirtir, ancak kesin bir tarih vermez. Genellikle çok uzak olmayan bir geçmişi düşündürür, fakat sürenin tam olarak ne kadar olduğu bağlama bağlıdır. Burada “while” bir zaman dilimini, “ago” ise şimdiki zamandan geriye doğru saymayı ifade eder. İfade geçmiş zamanı bildirdiği için “thought” doğal olarak basit geçmiş zamandadır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayan en uygun ifadeyi seçin: “___, Maya found an old photo in the drawer.”

  1. For a while
  2. After a while
  3. A while ago
Cevabı göster

A while ago

but I had a check-up and everything was fine, Kalıp ifadeler

0:28

ama bir kontrolden geçtim ve her şey yolundaydı,

Kalıp ifadeler

had a check-up: sağlık kontrolünden geçti

“Have a check-up”, rutin bir tıbbi muayeneden, diş kontrolünden veya başka bir sağlık kontrolünden geçmek anlamına gelir. Bu cümlede “had”, “have” fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve bir şeye sahip olmayı değil, kontrolden geçmeyi anlatır. Burada “check-up” tekil ve sayılabilen bir isimdir; bu nedenle “a” gereklidir. Tekrar kullanılabilen kalıp “have/had a check-up” şeklindedir ve fiil gerekli zamana göre değiştirilir.

Alıştırma

Cümleyi “have a check-up” ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Last Friday, I ____ at the clinic, and the doctor said I was healthy.

Cevabı göster

had a check-up

thankfully.

0:30

çok şükür.

Oh, that's great.

0:31

Ah, bu harika.

In the UK alone, Anlatım akışı

0:32

Sadece Birleşik Krallık'ta,

hearing loss affects 18 million people and that number is increasing. Kelime

0:33

işitme kaybı 18 milyon insanı etkiliyor ve bu sayı giderek artıyor.

Anlatım akışı

In the UK alone: istatistiksel kapsamı vurgulamak

"In the UK alone" önce istatistiğin kapsamını Birleşik Krallık olarak belirler. Burada alone, “bu tek yer kendi başına ele alındığında” anlamına gelir ve 18 milyonun zaten büyük bir sayı olduğunu vurgular. “Yalnız” durumda olmayı anlatmaz ve işitme kaybının yalnızca Birleşik Krallık’ta görüldüğünü ileri sürmez. Bilgi düzeni In + place + alone, + statistical statement şeklindedir. Konuşmacı önce sınırlı bir bölgeyi belirtir, ardından o bölgedeki sayının büyüklüğüne dikkat çeker.

Alıştırma

İstatistiğin kapsamını vurgulamak için this town ve alone kullanarak cümleyi tamamlayın: ____, more than 5,000 people use the library each month.

Cevabı göster

In this town alone

Kelime

hearing loss affects: affect sözcüğünü fiil olarak kullanmak

"hearing loss affects 18 million people" ifadesinde hearing loss özne, affects fiil ve 18 million people doğrudan nesnedir. Affect, bir kişiyi veya şeyi “etkilemek” anlamına gelir; temel yapı X affects Y şeklindedir. Hearing loss tekil kabul edilir, bu nedenle geniş zamandaki fiil -s alır: affects. Fiilin nesneyi doğrudan aldığı bu yapı sağlık raporlarında ve istatistiksel ifadelerde yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümle affect sözcüğünü “etkilemek” anlamındaki bir fiil olarak doğru kullanıyor?

  1. The new timetable affects every student.
  2. The new timetable has an affect on every student.
  3. The new timetable affects on every student.
Cevabı göster

The new timetable affects every student.

In this program,

0:38

Bu programda,

we'll discover why we lose hearing with age Kelime

0:39

neden yaşla birlikte işitme kaybı yaşadığımızı keşfedecek

Kelime

lose hearing with age: yaşlandıkça işitmenin azalması

lose hearing ifadesinde lose, bir nesneyi kaybetmek değil, bir yetinin bir kısmını ya da tamamını yitirmek demektir. Burada işitmenin zamanla zayıflamasını anlatır; tek başına ani bir değişim veya tam sağırlık anlamına gelmez. With age, kişi yaşlandıkça demektir. İşitmedeki değişimi yaşlanmayla ilişkilendirir ve sağlık ya da yetilerdeki kademeli değişimleri anlatmak için kullanılan yaygın bir yapıdır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: Some people ____, even if their hearing was sharp when they were young.

Cevabı göster

lose hearing with age

and as usual,

0:42

ve her zamanki gibi,

learn some useful new vocabulary.

0:42

yararlı bazı yeni kelimeler öğreneceğiz.

And you can also find a transcript of this episode on our website,

0:45

Ayrıca bu bölümün dökümünü web sitemizde bulabilirsiniz,

bbclearningenglish.com.

0:48

bbclearningenglish.com.

But now,

0:50

Fakat şimdi,

listen up, Georgie, Öbek fiiller

0:51

iyi dinle Georgie,

because I have a question for you.

0:51

çünkü sana bir sorum var.

Öbek fiiller

listen up: doğrudan dikkat çağrısı

Listen up, tüm dikkatini bana ver ve dikkatle dinle anlamına gelen, gündelik bir emirdir. Up yukarı yönünü göstermez ve ifade genellikle tek başına kullanılır; dinlenen şey doğrudan nesne olarak arkasından gelmez. Burada bir soru sorulmadan önce Georgie'nin dikkati çekiliyor. Tek başına listen demekten daha güçlü bir işarettir ve sıradaki sözün önemli olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki kelimelik emirle tamamlayın. Bir antrenör takımın tüm dikkatine ihtiyaç duyuyor: ____, team—the plan has changed.

Cevabı göster

Listen up

Did you know that the three smallest bones in the human body,

0:54

İnsan vücudundaki en küçük üç kemiğin,

the hammer, Kültür

0:57

çekiç,

the anvil and the stirrup,

0:58

örs ve üzenginin,

are all located in the ear?

1:00

hepsinin kulakta yer aldığını biliyor muydun?

Kültür

the hammer, the anvil and the stirrup: orta kulaktaki üç kemik

The hammer, the anvil and the stirrup, orta kulaktaki üç küçük kemikçiğin şekillerine dayanan günlük İngilizce adlarıdır. Bu kemikler çekiç, örs ve üzengiye benzer; gerçek alet değildir. Bu cümlede isim listesi, önceki the three smallest bones in the human body ifadesini yeniden adlandırıp hangi kemiklerin kastedildiğini açıklayan bir eşleme görevi görür.

Alıştırma

Bu anatomi cümlesinde the hammer, the anvil and the stirrup neyi ifade ediyor?

  1. Kulağı incelemek için kullanılan üç alettir.
  2. Orta kulaktaki üç küçük kemiktir.
  3. Dış kulağı hareket ettiren üç kastır.
Cevabı göster

Orta kulaktaki üç küçük kemiktir.

But which one of those is the smallest?

1:02

Peki bunlardan hangisi en küçüğüdür?

Is it A, the hammer,

1:05

A) çekiç mi,

B, the anvil,

1:06

B) örs mü,

or C, the stirrup bone?

1:08

yoksa C) üzengi kemiği mi?

Mm, that one's a difficult one.

1:10

Hım, bu zor bir soru.

I'm going to say the anvil bone. Ton ve niyet

1:12

Örs kemiği diyeceğim.

Ton ve niyet

I'm going to say ... ile kesin olmayan bir seçim belirtmek

Bir bilgi yarışmasında veya tartışmada I'm going to say + bir cevap yapısı, konuşanın cevabının ya da tahmininin ardından geldiğini gösterir. Say sözcüğünden sonraki bölüm, o anda verilen seçimdir. Buradaki be going to öncelikle gelecek planından söz etmez. O anda alınan bir kararı sunar ve The answer is ile başlayan doğrudan bir ifadeden genellikle daha az kesin duyulur.

Alıştırma

Bir bilgi yarışması sorusunu cevaplıyorsunuz ancak tamamen emin değilsiniz. O anda yapılan seçimi en iyi hangi cevap ifade eder?

  1. I chose option B yesterday.
  2. I'm going to say option B.
  3. The answer is definitely option B.
Cevabı göster

I'm going to say option B.

Okay.

1:15

Peki.

Well, we'll find out the answer later on. Öbek fiiller

1:15

Bunun cevabını daha sonra öğreneceğiz.

Öbek fiiller

we'll find out: cevabı daha sonra öğrenmek

Bu cümlede find out, henüz bilinmeyen bir bilgiyi edinmek; yani cevabı öğrenmek veya belirlemek anlamına gelir. Burada fiziksel olarak bir nesne bulmaktan söz edilmez; cevap daha sonra öğrenilecektir. we'll find out ve later on, bu öğrenme anını geleceğe taşır. Bir bilgi yarışmasında ya da programda bu ifade, sonucu hemen açıklamayıp merak oluşturma işlevi de görebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede find out henüz bilinmeyen bir bilgiyi öğrenmek anlamında kullanılmıştır?

  1. She found her glasses beside the lamp.
  2. Please find the blue folder on the desk.
  3. We'll find out who won after the judges announce the result.
Cevabı göster

We'll find out who won after the judges announce the result.

To understand why our hearing gets worse with age, Anlatım akışı

1:18

İşitmemizin yaşla birlikte neden kötüleştiğini anlamak için,

it's useful to know a little about how the ear works in the first place. Kalıp ifadeler

1:21

öncelikle kulağın nasıl çalıştığı hakkında biraz bilgi sahibi olmak faydalıdır.

Anlatım akışı

To understand why..., it's useful to know...: önce hedef, sonra arka plan

Cümlenin başındaki To understand why our hearing gets worse with age, açıklamanın cevaplayacağı soruyu ortaya koyar ve dinleyicinin anlayacağı hedefi belirler. Bu bölümü tek başına, tamamlanmış bir “bir şeyi anlamak için” talimatı gibi ele almayın. İkinci bölüm olan it's useful to know... bu soruyu yanıtlamaya yardımcı olacak arka plan bilgisini tanıtır. Bu, açıklamayı düzenleyen bir kalıptır: önce ele alınacak sorun söylenir, ardından gerekli temel bilgi verilir. it's useful to know içindeki it biçimsel öznedir; asıl içerik to know tarafından taşınır.

Alıştırma

Hangi cümle önce anlaşılacak soruyu ortaya koyuyor, sonra yararlı arka plan bilgisi veriyor?

  1. The road is icy because the temperature fell overnight.
  2. To understand why the road is icy, it's useful to know how cold it was overnight.
  3. You need to drive slowly because the road is icy.
Cevabı göster

To understand why the road is icy, it's useful to know how cold it was overnight.

Kalıp ifadeler

in the first place: temel başlangıç noktasına dönmek

Bu cümlede in the first place, en temel başlangıç noktasına dönmek veya sonraki sorulara geçmeden önce temeli anlamak anlamına gelir. Kulağın normalde nasıl çalıştığını bilmenin, sonraki açıklamalar için yararlı bir temel oluşturduğunu gösterir. Burada place fiziksel bir yeri belirtmez. İfadenin tamamı kalıplaşmış bir yapıdır ve bir şeyin ilk nedenine ya da başlangıçtaki durumuna dönmek için de kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle bir kararın ilk nedenini doğal biçimde sorar?

  1. Why did you choose this route at first?
  2. Why did you choose this route in first place?
  3. Why did you choose this route in the first place?
Cevabı göster

Why did you choose this route in the first place?

Here's Mr. Nish Mehta,

1:25

İşte Bay Nish Mehta,

an ear, nose and throat surgeon at the Royal National ENT Hospital in London, Kültür

1:27

Londra'daki Royal National KBB Hastanesi'nde kulak, burun ve boğaz cerrahı,

Kültür

an ear, nose and throat surgeon: tek bir tıp uzmanlığı

An ear, nose and throat surgeon ifadesinde üç vücut bölümü adı birlikte, surgeon sözcüğünü niteleyen yerleşik bir tıp uzmanlığı adı oluşturur. İfade; kulak, burun ve boğazla ilgili hastalıkları tedavi eden ve ameliyat yapan bir cerrahı anlatır. Bu uzmanlık alanı genellikle ENT olarak kısaltılır. Surgeon sözcüğü önemlidir: yalnızca herhangi bir sağlık çalışanını değil, cerrahi eğitim almış bir doktoru belirtir. Bu tanıtımda söz konusu unvan, kişinin konuyla ilgili tıbbi uzmanlığını gösterir.

Alıştırma

An ear, nose and throat surgeon hangi alanda uzmandır?

  1. İnsanların sesleri nasıl tanıdığını inceleyen bir bilim insanı.
  2. Genel göz muayeneleri yapan bir hemşire.
  3. Cerrahi eğitim almış ve kulak, burun ve boğaz hastalıklarını tedavi eden bir doktor.
Cevabı göster

Cerrahi eğitim almış ve kulak, burun ve boğaz hastalıklarını tedavi eden bir doktor.

giving a beginners class to BBC Radio 4 program Inside Health.

1:31

BBC Radio 4 programı Inside Health'te yeni başlayanlar için bir ders veriyor.

Hearing is an amazing sense.

1:36

İşitme inanılmaz bir duyudur.

It's a special sense.

1:38

Özel bir duyudur.

And the ear is really the hearing organ.

1:39

Ve kulak gerçekten işitme organıdır.

So, the ear is split up into three main parts. Öbek fiiller

1:42

Kulak, üç ana bölüme ayrılır.

Öbek fiiller

is split up into: bir bütünü parçalara ayırmak

Be split up into, bir bütünün daha küçük parçalara veya kategorilere ayrıldığını belirtir. Cümlede the ear bütünü, three main parts ise ayrılma sonucunda oluşan bölümleri ifade eder. Burada split up, bilginin nasıl düzenlendiğini anlatır; kulağın fiziksel olarak parçalandığı anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp whole + be + split up into + number or list of parts şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi tam hedef ifade is split up into ile tamamlayın: The workshop ____ three short sessions.

Cevabı göster

is split up into

there's the outer ear, Kelime

1:45

dış kulak,

the middle ear, and the inner ear.

1:46

orta kulak ve iç kulak vardır.

Kelime

outer ear, middle ear ve inner ear: dış, orta ve iç kulak

Outer ear, middle ear ve inner ear, kulağın dıştan içe doğru sıralanan üç ana bölgesinin standart adlarıdır. Outer, middle ve inner, ear sözcüğünden önce gelen sıfatlardır. Bütün içindeki göreli konumu gösterdikleri için anatomik adlarda outside ear veya inside ear değil, outer ear ve inner ear kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle kulağın üç bölgesi için standart İngilizce adları kullanıyor?

  1. The three regions are the outside ear, the centre ear, and the inside ear.
  2. The three regions are the outer ear, the middle ear, and the inner ear.
  3. The three regions are the upper ear, the middle ear, and the lower ear.
Cevabı göster

The three regions are the outer ear, the middle ear, and the inner ear.

The outer ear is the bit that you see, on the side of your head. Kelime

1:48

Dış kulak başınızın yan tarafında gördüğünüz kısımdır.

Kelime

bit that you see: gündelik Britanya İngilizcesinde “kısım”

bit that you see ifadesinde bit, “kısım” anlamına gelir. that you see yan cümlesi hangi kısmın kastedildiğini, yani görünen kısmı belirtir. Bu, özellikle Britanya İngilizcesinde yaygın olan gündelik ve resmiyetten uzak bir kullanımdır. Anatomi açıklamasını daha az teknik gösterir; burada “az miktar” ya da bilgisayar verisi birimi anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede bit bir nesnenin belirli bir kısmı anlamındadır?

  1. Wait a bit before opening the door.
  2. The blue bit that spins is broken.
  3. The computer stores a bit of data.
Cevabı göster

The blue bit that spins is broken.

We call that the pinna. Kelime

1:51

Biz ona kulak kepçesi (pinna) diyoruz.

Kelime

call that the pinna: call + nesne + ad

call that the pinna ifadesindeki call, “telefon etmek” değil, “bir şeye ad vermek” anlamındadır. That, adlandırılan görünür dış kulak kısmıdır; the pinna ise onun anatomik adıdır. Kullanılabilir kalıp call + nesne + ad şeklindedir: önce adlandırılan şey, ardından ona verilen ad gelir ve araya as konmaz.

Alıştırma

“the control panel” adını kullanarak cümleyi call + nesne + ad kalıbıyla tamamlayın: We ____ this group of buttons ____.

Cevabı göster

call · the control panel

Think of that as the satellite dish. Notlar

1:52

Bunu uydu çanağı gibi düşünün.

Anlatım akışı

Think of that as ...: bir benzetme kurmak

Think of A as B, dinleyiciyi A'yı tanıdık bir B aracılığıyla anlamaya davet eder. Bu cümlede that dış kulağı gösterir ve satellite dish karşılaştırma unsurunu sağlar. Bu kalıp açıklamayı düzenler: önce karşılaştırmayı sunar, ardından ortak özelliği açıklar. A'nın gerçekten B olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Cümleyi think of A as B benzetme kalıbıyla tamamlayın: For a simple model, ____ the firewall ____ a security guard.

Cevabı göster

think of · as

It collects the sounds and it funnels them in towards the sense organ. Kelime

1:54

Sesleri toplar ve duyu organına doğru yönlendirir.

Deyimler

satellite dish: ses toplamayı anlatan bir benzetme

Satellite dish, sinyalleri alan çanak biçimli bir antendir. Burada dış kulak için bir benzetme olarak kullanılır: her ikisi de gelen sinyalleri toplar ve içeri doğru yönlendirir. Sonraki cümle, sesleri toplayıp yönlendirdiğini söyleyerek ortak işlevi açıklar. Konu uydu televizyonuna geçmemiştir ve kulak gerçekten bir uydu çanağı değildir.

Alıştırma

Satellite dish bu açıklamada nasıl bir işlev görüyor?

  1. Kulağın uydu televizyonu sinyali alabileceğini söyler.
  2. Dış kulağın ses toplama işlevini bir antenin işlevine benzetir.
  3. Dış kulak ile antenin gerçekten aynı nesne olduğunu söyler.
Cevabı göster

Dış kulağın ses toplama işlevini bir antenin işlevine benzetir.

Kelime

funnels them in towards: fiil olarak funnel

Burada funnel, aracı ifade eden isim değil, fiildir. To funnel something, dağınık bir akışı toplamak ve onu daha dar bir yola ya da bir hedefe doğru yönlendirmek demektir. funnels them in towards ifadesinde them sesleri belirtir, in içeriye doğru hareketi gösterir ve towards seslerin hedefe ulaştığını kesin olarak söylemeden duyu organının yönünü bildirir. Aynı fiil; su, hava, insan, para veya bilgi akışları bir araya getirilip belirli bir yöne sevk edildiğinde de kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede funnel, “bir akışı yoğunlaştırıp bir hedefe doğru yönlendirmek” anlamında fiil olarak kullanılmıştır?

  1. We poured the oil through a funnel.
  2. The tank has a wide metal funnel.
  3. The gutters funnel rainwater towards the storage tank.
Cevabı göster

The gutters funnel rainwater towards the storage tank.

That then gets transmitted to the middle ear. Dilbilgisi

1:58

Daha sonra bu orta kulağa iletilir.

Dilbilgisi

gets transmitted to: get ile kurulan edilgen yapı

Gets transmitted to, get + geçmiş zaman ortacı + to kalıbına sahiptir. Bu bir edilgen yapıdır: özne aktarımın gerçekleştiği şeydir, hedef ise to sözcüğünden sonra gelir. Cümle, eylemi yapanı belirtmek yerine sürecin bir sonraki aşamasına odaklanır. Burada gets, “alır” veya “elde eder” anlamına gelmez. Edilgen yapının kurulmasına yardımcı olur ve transmitted geçmiş zaman ortacı biçiminde kalır.

Alıştırma

Cümleyi transmit fiilinin get ile kurulan edilgen biçimi ve hedef edatıyla tamamlayın: The signal ____ the receiver each time you press the button.

Cevabı göster

gets transmitted to

The middle ear's main job is to amplify those sounds. Notlar

2:00

Orta kulağın asıl görevi bu sesleri yükseltmektir.

Kalıp ifadeler

main job is to: temel işlevi belirtme

A's main job is to + fiilin yalın hâli kalıbında job, ücretli bir meslek değil, en önemli işlev veya sorumluluk anlamına gelir. Burada ifade, orta kulağın temel olarak ne yaptığını açıklar. Bu kalıbı bir kişinin, vücut bölümünün, makine parçasının, uygulamanın veya sistemin temel amacını açıklamak için kullanabilirsin. to sonrasındaki fiil yalın hâlde kalır: is to amplify, is to protect, is to carry.

Alıştırma

Bir parçanın temel işlevini açıklamak için hedef kalıbı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The filter's main job is to remove dust from the air.
  2. The filter's main job to remove dust from the air.
  3. The filter's main job is removing to dust from the air.
Cevabı göster

The filter's main job is to remove dust from the air.

Kelime

amplify those sounds: sesleri güçlendirme

Amplify those sounds, zaten var olan sesleri daha kolay duyulabilmeleri için güçlendirmek demektir. Amplify, ses veya sinyallerle ilgili bilimsel ve teknik açıklamalarda sık kullanılan, kesin anlamlı bir fiildir. Bu fiil, var olan bir etkiyi veya nüfuzu daha güçlü ya da belirgin hâle getirmeyi de anlatabilir. Bütün bu kullanımlarda ortak fikir, zaten var olan bir şeyi artırmaktır.

Alıştırma

Hangi cümlede amplify doğal biçimde ‘var olan bir sesi güçlendirmek’ anlamında kullanılmıştır?

  1. The hearing aid can amplify to quiet sounds.
  2. The hearing aid can amplify quiet sounds into silence.
  3. The hearing aid can amplify quiet sounds.
Cevabı göster

The hearing aid can amplify quiet sounds.

That's done by having an eardrum,

2:04

Bu iş, duyduğunuz gürültünün titreşimine uyumlu bir şekilde titreşen

which catches it and then vibrates sympathetically to the vibration of the noise that you heard. Kelime

2:06

ve sesi yakalayan kulak zarı vasıtasıyla yapılır.

Kelime

vibrates sympathetically to: başka bir titreşime tepki olarak titreşmek

Fizik ve akustikte vibrate sympathetically to a vibration, bir cismin başka bir titreşimin etkisiyle ona karşılık veren bir titreşime başlaması demektir. Buna sempatik titreşim denir ve çoğu zaman bir rezonans türüdür. Buradaki sympathetically, şefkat ya da acıma değil, titreşimler arasındaki fiziksel tepki ilişkisini anlatır. Kulak zarı aldığı ses titreşimine tepki verir.

Alıştırma

Hangi cümlede sympathetically örnektekiyle aynı fiziksel anlamda kullanılmıştır?

  1. The nurse spoke sympathetically to the worried child.
  2. The untouched guitar string began to vibrate sympathetically when the same note was played nearby.
  3. She listened sympathetically as her friend described the problem.
Cevabı göster

The untouched guitar string began to vibrate sympathetically when the same note was played nearby.

And then that's passed on to the three smallest bones in the body, Öbek fiiller

2:11

Daha sonra bu, vücuttaki en küçük üç kemiğe aktarılır:

Öbek fiiller

passed on to: sonraki alıcıya aktarmak

Pass something on to someone or something, bir şeyi bir sonraki alıcıya ya da aşamaya göndermek, vermek veya aktarmak demektir. Edilgen be passed on to yapısında aktarılan şey özne olur. 'that's passed on' ifadesinde that's, that is anlamına gelir ve that ses titreşimini gösterir. On, titreşimin bir zincir boyunca ilerlemeye devam ettiği anlamını katar; to ise bir sonraki alıcıyı, yani en küçük üç kemiği tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi pass on to ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: After approval, the request was ____ the finance team.

Cevabı göster

passed on to

the hammer, the anvil, and the stirrup.

2:14

çekiç, örs ve üzengi.

The ear is made up of outer, middle, and inner parts. Öbek fiiller

2:16

Kulak dış, orta ve iç kısımlardan oluşur.

Öbek fiiller

is made up of: bir bütünün parçalarını anlatmak

Be made up of, “-den oluşmak” veya “bu parçalara sahip olmak” anlamına gelir. Bu cümlede kulak bütündür; dış, orta ve iç bölümler ise onu oluşturan parçalardır. whole + be + made up of + components yapısını kullanın. Made up of burada sabit bir bütündür; up çıkarılırsa yapı ve genellikle anlam değişir.

Alıştırma

Cümleyi “-den oluşur” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The course ____ eight short units.

Cevabı göster

is made up of

It's one of our sense organs. Kelime

2:19

O bizim duyu organlarımızdan biridir.

Specific parts of the body, your ears, eyes, tongue, nose, and skin,

2:21

Vücudun belirli bölümleri; kulaklarınız, gözleriniz, diliniz, burnunuz ve deriniz,

which allow you to experience the outside world.

2:26

dış dünyayı deneyimlemenizi sağlar.

Kelime

sense organs: dış dünyadan bilgi alan organlar

Sense organs, dış dünyadan bilgi alan vücut organlarıdır. Gözler, kulaklar, burun, dil ve deri bunlara örnektir. Burada sense, görme veya işitme gibi fiziksel bir algılama yeteneğidir; “anlam”, “iyi muhakeme” ya da “sağduyu” değildir. Sense organ tekil, sense organs çoğuldur.

Alıştırma

Derste geçen iki sözcüklü çoğul biyoloji terimini kullanın: The eyes and ears are ____.

Cevabı göster

sense organs

The visible part, the outer ear or pinna,

2:29

Görünen kısım, yani dış kulak veya kulak kepçesi,

acts like a satellite dish, Deyimler

2:31

uydu çanağı gibi hareket eder,

collecting sounds which it funnels into the middle ear.

2:33

topladığı sesleri orta kulağa aktarır.

Deyimler

acts like a satellite dish: işlev karşılaştırması

Bu cümlede acts like a satellite dish şekilleri değil, işlevleri karşılaştırır. Bir uydu anteni sinyalleri toplar; benzer biçimde dış kulak da sesi toplar ve içeri yönlendirir. Davranış veya işlev karşılaştırmak için act like + isim öbeği kullanılır. Özne, like sözcüğünden sonra gelen şeye gerçekten dönüşmez.

Alıştırma

İşlev karşılaştırmasını act like ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: In cold weather, this fabric ____ a shield by blocking the wind.

Cevabı göster

acts like

The verb funnel means to move or direct something through a narrow space.

2:37

Funnel (huni gibi yönlendirmek) fiili, bir şeyi dar bir alandan hareket ettirmek veya yönlendirmek anlamına gelir.

Once in the middle ear, Dilbilgisi

2:41

Ses orta kulağa girdiğinde,

the eardrum amplifies the sounds before transmitting them to tiny hairs in the inner ear, Dilbilgisi

2:42

kulak zarı, sesleri iç kulaktaki minik tüylere iletmeden önce yükseltir,

Dilbilgisi

Once in the middle ear: sürecin kısaltılmış aşama ifadesi

Burada once, 'bir kez' değil, 'o aşamaya gelindiğinde' anlamındadır. Süreç bağlamına göre Once in the middle ear, Once the sounds are in the middle ear ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Bu kısa giriş, sounds are sözlerini tekrarlamadan açıklamayı sonraki aşamaya taşır. Kısa bir aşama işareti olarak çalışır; ancak eksik bırakılan öznenin bağlamdan kolayca anlaşılması gerekir.

Alıştırma

Hangi cümle Once in the middle ear ifadesinin amaçlanan anlamını açıkça belirtir?

  1. The eardrum enters the middle ear once and amplifies the sounds.
  2. Once the sounds are in the middle ear, the eardrum amplifies them.
  3. The middle ear amplifies the sounds only once.
Cevabı göster

Once the sounds are in the middle ear, the eardrum amplifies them.

Dilbilgisi

before transmitting them to: before + -ing ile eylemleri sıralama

Before + -ing iki eylemi kısa ve bağlantılı biçimde anlatır: ana cümledeki eylem önce, -ing biçimindeki eylem ise daha sonra gerçekleşir. Bu cümlede kulak zarı önce sesleri güçlendirir, sonra iletir. Transmitting fiilinin örtük öznesi, amplifies fiilinin öznesiyle aynı olan the eardrum ifadesidir. Them, the sounds ifadesine gönderme yapar; to tiny hairs in the inner ear ise hedefi belirtir.

Alıştırma

Aynı cihazın iki eylemi de yaptığını göstermek için before + -ing yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The sensor checks the readings before transmitting them to the control unit.
  2. The sensor checks the readings before the control unit transmitting them.
  3. The sensor checks the readings before transmit them to the control unit.
Cevabı göster

The sensor checks the readings before transmitting them to the control unit.

which then sends electrical signals to the brain. Kelime

2:47

bunlar da daha sonra beyne elektrik sinyalleri gönderir.

Kelime

electrical signals: bilimsel bir sözcük birlikteliği

Electrical signals, elektriksel etkinlik yoluyla bilgi taşıyan sinyallerdir. Burada ifade, iç kulaktan beyne doğru gönderilen bilgiyi anlatır; yol veya trafik sinyali anlamına gelmez. Electrical sözcüğü signals sözcüğünü niteler. Send electrical signals to ve carry electrical signals to gibi birleşimler; sinirler, sensörler ve elektronik sistemlerle ilgili bilimsel açıklamalarda yaygındır.

Alıştırma

Bu dersteki iki sözcüklü ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Nerves carry ____ to the brain.

Cevabı göster

electrical signals

It's an incredible system, but unfortunately,

2:50

İnanılmaz bir sistemdir, ancak ne yazık ki,

one that can go wrong at any stage. Öbek fiiller

2:53

herhangi bir aşamada ters gidebilecek bir sistemdir.

Öbek fiiller

go wrong: bir şeyde sorun çıktığında

Bu cümlede go wrong, “bir sorun çıkması” veya “beklendiği gibi çalışmamaya başlamak” anlamına gelir. İşitme sistemi herhangi bir aşamada arızalanabilir; burada fiziksel olarak yanlış yöne gitme anlamı yoktur. Bu ifade geniş anlamlıdır ve günlük İngilizcede yaygındır. Bir planı, süreci, makineyi, durumu veya vücut sistemini anlatabilir. Küçük bir sorundan tam bir başarısızlığa kadar farklı durumları belirtebildiği için sorunun ciddiyetini bağlam gösterir.

Alıştırma

Cümleyi go wrong ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: If anything ____ during the installation, call the support team.

Cevabı göster

goes wrong

Here, James Gallagher, presenter of BBC Radio 4's Inside Health,

2:55

Burada, BBC Radio 4'ün Inside Health programının sunucusu James Gallagher,

asks Nish Mehta when problems tend to start.

3:00

Nish Mehta'ya sorunların genellikle ne zaman başladığını soruyor.

We're going to spend a lot of today, Nish,

3:03

Bugünümüzün büyük bir kısmını, Nish,

thinking about age-related hearing loss. Kelime

3:04

yaşa bağlı işitme kaybını düşünerek geçireceğiz.

Kelime

age-related hearing loss: kısa çizgili birleşik sıfat

Age-related hearing loss, “yaşla ilişkili işitme kaybı” anlamına gelir. Age-related, hearing loss ifadesinden önce kullanılan birleşik bir sıfattır. Kısa çizgi, age ve related sözcüklerinin hearing loss ifadesini birlikte nitelediğini gösterir. Related bir bağlantıyı belirtir; mutlaka tek bir neden olduğu anlamına gelmez. Bu terim, işitme kaybının tek nedeninin yaş olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki kısa çizgili terimle tamamlayın: The clinic offers support for ____ in older adults.

Cevabı göster

age-related hearing loss

Okay? When does that start?

3:06

Tamam mı? Bu ne zaman başlar?

Wear and tear of your hearing starts from around the age of eight. Deyimler

3:08

İşitme duyunuzun yıpranması yaklaşık sekiz yaşından itibaren başlar.

Deyimler

Wear and tear: normal kullanımdan kaynaklanan kademeli yıpranma

Wear and tear, normal kullanımla zaman içinde biriken kademeli hasarı veya yıpranmayı anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede işitmedeki değişiklikler, şaşırtıcı derecede erken başlayabilen ve zamanla biriken bir yıpranma olarak sunulur; ifade wear ve tear sözcüklerinin iki ayrı eylemi anlamına gelmez. Bu ifade eklemler, makineler, giysiler, mobilyalar ve binalar için de kullanılabilir. Temel fikir, günlük kullanımdan kaynaklanan birikimli yıpranmadır; tek bir ani kazanın verdiği hasar değildir.

Alıştırma

Normal kullanımdan kaynaklanan kademeli hasarı anlatan kalıplaşmış ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The museum floor shows some ____ after years of visitors.

Cevabı göster

wear and tear

Okay? So, Okay, so we're doomed already! Deyimler

3:12

Gerçekten mi? Yani, tamam, o zaman çoktan mahvolduk!

Deyimler

we're doomed already!: abartılı bir tepki

We're doomed already! ifadesindeki be doomed, kötü bir sonucun kaçınılmaz olduğunu veya bundan kaçınma umudunun çok az olduğunu anlatır. Already, sözde felaketin beklenenden çok daha erken gerçekleşmiş olduğu duygusunu ekler. Bu sahnede konuşan kişi, endişe verici gibi duyulan bir bilgiyi bilerek abartıp şakaya dönüştürür. Bu, gerçek bir tıbbi sonuç değil, gayriresmî ve dramatik bir tepkidir.

Alıştırma

we're doomed already! ifadesini abartılı bir şaka olarak kullanmayı en çok hangi durum destekler?

  1. Kısa bir piknik için bir atıştırmalığı unuttuktan sonra bir arkadaş gülerek şöyle der: 'We're doomed already!'
  2. Ciddi bir acil durum bilgilendirmesi sırasında bir doktor şöyle der: 'We're doomed already!'
  3. Küçük bir yazım hatası hakkındaki resmî raporda yazar şöyle belirtir: 'We're doomed already!'
Cevabı göster

Kısa bir piknik için bir atıştırmalığı unuttuktan sonra bir arkadaş gülerek şöyle der: 'We're doomed already!'

We're already on a downward spiral. Deyimler

3:14

Çoktan aşağı doğru giden bir sarmalın içindeyiz.

Deyimler

on a downward spiral: Giderek kötüleşmek

on a downward spiral olmak, devam eden bir kötüleşme sürecinde olmak demektir. İfade, aşağı doğru dönerek inme görüntüsünü çağrıştırır; ancak genellikle gerçek bir sarmalı değil, bir durumu anlatır. Çoğu zaman bir sorunun başka bir soruna yol açtığını ve kötüleşmeyi durdurmanın zorlaştığını düşündürür. Burada işitme kaybını çoktan başlamış bir kötüleşme süreci olarak sunar.

Alıştırma

Ciddi ve sürekli bir gerilemeyi anlatmak için on a downward spiral ifadesini en doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Sales rose every month, so the business is on a downward spiral.
  2. One quiet morning put the business on a downward spiral.
  3. After months of falling sales and rising debt, the business is on a downward spiral.
Cevabı göster

After months of falling sales and rising debt, the business is on a downward spiral.

But we've got a lot of redundancy in the system. Kelime

3:16

Ama sistemde çok fazla yedekliliğimiz (redundancy) var.

Kelime

redundancy in the system: Sisteme yerleştirilmiş yedek kapasite

Teknik veya biyolojik bir sistemde redundancy, gereken asgari düzeyin ötesindeki ek kapasite, yinelenen parçalar veya alternatif yollar anlamına gelir. Bir parça hasar görür ya da arızalanırsa başka bir parça veya kullanılmayan kapasite sistemin çalışmaya devam etmesini sağlayabilir. Burada işitme sistemindeki yedeklilik, belirli bir kaybın hemen tam bir arızaya yol açmaması demektir. Bu, çalışanların işlerini kaybetmesiyle ilgili değil, koruyucu bir yedek kapasiteyle ilgilidir.

Alıştırma

Hangi cümlede redundancy, sisteme yerleştirilmiş yedek kapasite anlamında kullanılmıştır?

  1. The backup pump provides redundancy in the cooling system.
  2. The firm announced redundancies after closing two offices.
  3. The report repeats the same sentence, creating unnecessary redundancy.
Cevabı göster

The backup pump provides redundancy in the cooling system.

And the speed at which our hearing declines

3:18

İşitme duyumuzun gerileme hızı ise

is partly based on the genetics that you're born with Notlar

3:21

kısmen doğuştan sahip olduğunuz genetiğe

Kelime

born with: bir özelliğe doğuştan sahip olmak

Be born with + isim, bir özelliğe, yeteneğe veya duruma doğumdan itibaren sahip olmak anlamına gelir. Burada the genetics that you're born with, doğduğunuzda zaten taşıdığınız kalıtsal genetik özellikleri ifade eder. With, kişinin doğuştan sahip olduğu şeyi belirtir; biriyle birlikte doğmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi born with ile tamamlayın: Mia was ____ a natural sense of rhythm.

Cevabı göster

born with

and then partly based on the environment that you're exposed to. Kelime

3:24

kısmen de maruz kaldığınız çevreye bağlıdır.

Dilbilgisi

partly based on ... and partly based on ...: iki etkeni ayrı ayrı belirtme

partly based on ifadesinin iki kullanımı paralel öbekler oluşturur. İlki işitmedeki gerileme hızını genetik özelliklere, ikincisi ise çevreye bağlar. Partly, her birinin etkenlerden yalnızca biri olduğunu, dolayısıyla hiçbirinin tek neden olarak sunulmadığını gösterir. Yeniden kullanılabilecek kalıp X is partly based on A and partly based on B şeklindedir. İki etkeni açıkça düzenler; A ve B’nin tam olarak yüzde 50’şer katkıda bulunduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

İki boşluğu da partly based on ile tamamlayın: The plan is ____ cost and ____ safety.

Cevabı göster

partly based on · partly based on

Kelime

exposed to: dış bir etkenin etkisi altında kalmak

be exposed to + isim yapısında isim, çevrede bir kişi ya da nesnenin temas ettiği ve onu etkileyebilecek unsuru belirtir. Burada exposed to, bir şeyin kişiye gösterilmesini değil, kişinin tekrar tekrar ya da sürekli olarak içinde kaldığı çevresel etkiyi anlatır. Bu etki gürültü veya kimyasallar gibi zararlı; diller ya da yeni fikirler gibi nötr veya yararlı olabilir.

Alıştırma

Cümleyi açıklamadaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Over many years, the workers were ____ loud noise.

Cevabı göster

exposed to

So, someone who has really strong genetics to protect them from hearing,

3:28

Yani, işitme duyusunu koruyan çok güçlü bir genetiği olan

but spends their life on a pneumatic drill, Kültür

3:31

ancak hayatını havalı matkapla geçiren birinin

Kültür

spends their life on a pneumatic drill: uzun yıllar pnömatik matkap kullanmak

Pneumatic drill, basınçlı havayla çalışan ve genellikle yol yüzeylerini ya da betonu kırmak için kullanılan güçlü bir alettir. Bu iş bağlamında on a pneumatic drill, matkabın üstünde durmayı değil, onu kullanmayı veya onunla çalışmayı anlatır. Spends their life bilinçli bir abartıdır. Kişinin bu işi uzun yıllar yaptığını ve çok yüksek gürültüye uzun süre maruz kaldığını göz önünde canlandırır.

Alıştırma

Vurgulanan ifade bu bağlamda ne anlama geliyor?

  1. Hayatları boyunca pnömatik matkabın üstünde dururlar.
  2. Uzun yıllar pnömatik matkap kullanırlar.
  3. Matkap kullanmadan basınçlı havanın nasıl hareket ettiğini incelerler.
Cevabı göster

Uzun yıllar pnömatik matkap kullanırlar.

may have a much faster decline than someone the other side.

3:33

işitme kaybı, diğer taraftaki birine göre çok daha hızlı olabilir.

You can imagine that your brain is doing so much computation behind the scenes Deyimler

3:36

Beyninizin arka planda ne kadar çok hesaplama yaptığını

Deyimler

behind the scenes: gözlerden uzakta yapılan işler

Behind the scenes, bir işin veya işlemin insanların göremediği ya da fark etmediği bir yerde gerçekleştiğini belirtir. Burada beynin, siz bilinçli olarak fark etmeden karmaşık hesaplamaları otomatik biçimde yapmasını anlatır. İfade tiyatro ve sinemadaki sahne arkasından gelir, ancak çoğu zaman mecaz anlamda kullanılır. Gerçek bir sahne olmasa da bir kişinin, kuruluşun veya sistemin görünmeyen çalışmalarını anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümledeki deyimi tamamlayın: The audience enjoyed the show, but most of the work happened behind ____.

Cevabı göster

the scenes

just to listen to someone speaking and understand the words that they're saying.

3:39

sadece konuşan birini dinlemek ve söylediği kelimeleri anlamak için bile tahmin edebilirsiniz.

So, whilst hearing is going, the brain tends to increase its listening effort. Kelime

3:43

Dolayısıyla, işitme duyusu kaybolurken beyin genellikle dinleme çabasını artırma eğilimindedir.

Kelime

whilst hearing is going: zayıflamakta olan bir yeti

Whilst, while sözcüğünün ağırlıklı olarak Britanya İngilizcesinde kullanılan biçimidir. Burada zaman ilişkisi kurar: kişinin işitme yetisi zayıflarken beyin, dinlemek için daha fazla çaba harcar. Hearing is going, işitme yetisinin yavaş yavaş bozulduğu veya zayıfladığı anlamına gelen gündelik bir deyimdir. is going biçimi, zayıflamayı devam eden bir süreç olarak gösterir; işitmenin çoktan tamamen kaybolduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

'Her hearing is going' gündelik konuşmada ne anlama gelir?

  1. İşitme yetisini çoktan tamamen kaybetti.
  2. İşitme yetisi giderek kötüleşiyor.
  3. İşitme testi yaptırmaya gidiyor.
Cevabı göster

İşitme yetisi giderek kötüleşiyor.

Kelime

listening effort: sesi anlamanın gerektirdiği zihinsel çalışma

Listening effort, beynin konuşmayı veya başka sesleri duymak ve anlamak için yaptığı zihinsel çalışmadır. Bu cümlede listening effort düzeyinin artması, işitmek zorlaştıkça beynin daha fazla dikkat ve düşünme kaynağı kullanması anlamına gelir. Bu, yalnızca daha dikkatli dinlemeyi seçmek değildir. Zayıf veya net olmayan bir ses, dinleyen kişi hâlâ anlayabiliyor olsa bile beynin daha fazla çalışmasına neden olabilir ve bu ek çalışma yorucu olabilir.

Alıştırma

İşitmeyle ilgili bir konuşmada listening effort ne anlama gelir?

  1. Sesleri anlamak için gereken zihinsel çalışma
  2. Biri konuşurken kibarca beklemeyi seçmek
  3. Duyulan seslerin yüksekliği
Cevabı göster

Sesleri anlamak için gereken zihinsel çalışma

And so, often, it's a very slow process for you to realize that you're struggling with hearing. Kalıp ifadeler

3:48

İşte bu nedenle işitme güçlüğü çektiğinizi fark etmeniz çoğu zaman çok yavaş işleyen bir süreçtir.

Kalıp ifadeler

You're struggling with hearing: işitmekte zorlanmak

struggle with + isim veya -ing biçimi, bir sorunla, görevle ya da alanla başa çıkmakta zorlanmak anlamına gelir. Burada you're struggling with hearing, sesleri net biçimde duymanın zorlaştığını anlatır; gerçek anlamda bir mücadeleyi ifade etmez. Struggle gerçek veya devam eden bir güçlüğe işaret eder, ancak mutlaka tamamen yapamamak anlamına gelmez.

Alıştırma

struggle with ifadesini doğru biçimde kullanın: After the update, Maya is ____ the new software.

Cevabı göster

struggling with

Wear and tear of our hearing starts as young as eight. Kalıp ifadeler

3:54

İşitmemizin yıpranması (wear and tear) sekiz yaş gibi çok erken bir dönemde başlar.

Kalıp ifadeler

as young as eight: şaşırtıcı derecede küçük bir yaş

Burada as young as eight, “şaşırtıcı derecede küçük bir yaş olan sekiz yaşında” ya da “sekiz yaşında bile” anlamına gelir. İşitmedeki yıpranmanın başlaması için sekiz yaşın beklenmedik ölçüde küçük olduğunu vurgular; bir kişinin gençliğini sekiz sayısıyla karşılaştırmaz. as young as + yaş yapısı, insanlar için düşük bir yaş sınırını vurgular. children as young as five örneğindeki gibi çoğul bir isimle sıkça kullanılır ve o yaştaki insanların bile kapsandığını veya etkilendiğini gösterir.

Alıştırma

Şaşırtıcı derecede küçük bir yaşı vurgulayan yapıyla cümleyi tamamlayın: Children ____ five can join the nature club.

Cevabı göster

as young as

Wear and tear means the damage that comes from ordinary everyday use.

3:57

Wear and tear, sıradan günlük kullanımdan kaynaklanan hasar anlamına gelir (yıpranma).

When Nish says this, James exclaims, "We're doomed."

4:02

Nish bunu söylediğinde, James "We're doomed (Mahvolduk)" diye haykırır.

An informal way of saying, "We're destined to fail." Kalıp ifadeler

4:05

"Başarısız olmaya mahkumuz" demenin gayri resmi bir yoludur.

Kalıp ifadeler

destined to fail: kaçınılmaz olarak sunulan başarısızlık

We're destined to fail cümlesinde be destined to + fiilin yalın hâli, başarısızlığı kader ya da koşullar tarafından belirlenmiş görünen bir sonuç olarak sunar. Konuşan kişi başarısızlığı yalnızca olası değil, neredeyse kaçınılmaz sayar. Yapı be destined to do something şeklindedir: is destined to win, were destined to meet. Bir isimle be destined for kullanılır; örneğin destined for failure.

Alıştırma

Hangi cümle başarısızlığı neredeyse kaçınılmaz olarak sunar?

  1. The launch may fail.
  2. The launch is likely to fail.
  3. The launch is destined to fail.
Cevabı göster

The launch is destined to fail.

From the age of eight, our hearing is on a downward spiral,

4:08

Sekiz yaşından itibaren işitme duyumuz downward spiral (aşağı doğru bir sarmal) içindedir,

a situation which gets worse and worse.

4:11

gittikçe kötüleşen bir durumdur.

But don't worry just yet.

4:14

Ama henüz endişelenmeyin.

Human hearing has evolved with redundancy in the system,

4:16

İnsan işitme duyusu sistemdeki redundancy (yedeklilik/fazlalık) ile evrimleşmiştir,

a technical phrase meaning that there are many ways to achieve the same outcome,

4:20

bu aynı sonuca ulaşmanın birçok yolu olduğunu,

so that a backup system can take over if other systems fail. Dilbilgisi

4:24

böylece diğer sistemler başarısız olursa bir yedek sistemin devralabileceğini ifade eden teknik bir terimdir.

Dilbilgisi

so that a backup system can take over: yedek güvence amacını belirtmek

Bu cümlede so that, sistemde yedeklilik bulunmasının amacını veya hedeflenen güvenceyi belirtir: yedek bir sistemin görevi devralmasını mümkün kılar. Yapı so that + özne + fiil şeklindedir ve amaç bir şeyi yapabilme durumuyla ilgiliyse sık sık can veya could kullanılır. Burada take over, başka bir sistemin yaptığı işi üstlenmeye başlamak demektir. if yan cümlesi bunun gerçekleşme koşulunu verir: diğer sistemlerin arızalanması.

Alıştırma

Hangi cümle yedek bir düzenlemenin amacını so that ile belirtir?

  1. We keep a spare pump while the main pump is working.
  2. We keep a spare pump because the main pump failed yesterday.
  3. We keep a spare pump so that it can take over if the main pump fails.
Cevabı göster

We keep a spare pump so that it can take over if the main pump fails.

Here, for example, the brain works harder

4:28

Örneğin burada beyin,

to compensate for a weaker sound signal Kalıp ifadeler

4:30

iç kulağa ulaşan

reaching the inner ear.

4:33

daha zayıf bir ses sinyalini telafi etmek için daha çok çalışır.

Kalıp ifadeler

compensate for: bir zayıflığı veya sorunu dengelemek

Compensate for, bir zayıflığın, kaybın veya sorunun olumsuz etkisini azaltmak ya da dengelemek demektir. Burada beyin, iç kulağa ulaşan daha zayıf ses sinyalinin etkisini dengelemek için daha fazla çalışır. Dengelenen şey for sözcüğünden sonra gelir: compensate for + sorun. Bu ifade, sorunun mutlaka tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez; başka bir eylem veya özellik sorunun etkisini azaltmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi compensate fiilinin doğru iki sözcüklü kalıbıyla tamamlayın: A clear diagram can help ____ missing details in the written instructions.

Cevabı göster

compensate for

And there are other ways hearing loss can be helped as well,

4:34

İşitme kaybına yardımcı olabilecek başka yollar da var;

including hearing aids, surgery, or even just removing extra earwax.

4:37

bunlara işitme cihazları, ameliyat veya sadece fazla kulak kirini çıkarmak dâhildir.

Not a job I would like very much. Ton ve niyet

4:42

Pek seveceğim bir iş değil.

Ton ve niyet

Not a job I would like very much: istemediğini hafif ve esprili biçimde söylemek

Not a job I would like very much. konuşmada kullanılan eksiltili bir cümledir. Kastedilen tam cümle That's not a job I would like very much şeklindedir: bu iş konuşan kişiye cazip gelmez. Konuşan kişi tepkisini sert bir yargı yerine hafif bir kişisel tercih olarak sunar. Hoş olmayan bir bağlamda bu ölçülü ifade mizahi bir hafifletme yaratabilir: kişi aslında o işi hiç yapmak istemediğini ima eder.

Alıştırma

Rahat bir sohbette Not a job I would like very much. büyük olasılıkla ne anlatır?

  1. Konuşan kişi o işi yapmamayı tercih eder.
  2. Konuşan kişi resmî olarak bu işin değersiz olduğuna hükmediyor.
  3. Konuşan kişi bu işe nasıl başvuracağını soruyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi o işi yapmamayı tercih eder.

After that fascinating journey into the world of hearing,

4:44

İşitme dünyasına yapılan o büyüleyici yolculuğun ardından,

I think it's time to reveal the answer to your question, Neil. Anlatım akışı

4:46

sanırım sorunun cevabını açıklamanın zamanı geldi, Neil.

Anlatım akışı

it's time to reveal the ...: duyuru aşamasına geçmek

it's time to reveal the ... ifadesindeki yapı it's time to + fiilin yalın hâlidir ve bir şeyi yapmak için uygun zamanın geldiğini belirtir. Reveal, gizlenmiş, bekletilmiş veya henüz duyurulmamış bir bilgiyi ortaya çıkarmak anlamına gelir. Bu ifade konuşmayı da düzenler: hazırlık ya da tartışmanın bittiğini ve konuşan kişinin cevaba veya sonuca geçtiğini gösterir. Bu nedenle program, ders, sunum veya oyunda yeni bir aşamaya geçiş işareti olarak kullanılabilir.

Alıştırma

Sunucunun geçiş cümlesini vurgulanan yapıyla tamamlayın: The votes have been counted, so ____ winner.

Cevabı göster

it's time to reveal the

I asked you, "Which is the smallest bone in the body?"

4:50

Sana "Vücuttaki en küçük kemik hangisidir?" diye sormuştum,

and they are all in the ear.

4:54

ve bunların hepsi kulakta bulunur.

Is it A, the hammer,

4:56

A) çekiç mi,

B, the anvil,

4:58

B) örs mü,

or C, the stirrup bone?

4:59

yoksa C) üzengi kemiği mi?

I said the anvil, didn't I? Ton ve niyet

5:01

Ben örs demiştim, değil mi?

Ton ve niyet

didn't I?: geçmişte söylediğiniz bir şeyi onaylatma

didn't I?, olumlu geçmiş zaman cümlesi I said the anvil sonuna eklenen olumsuz bir soru eklentisidir. Konuşan kişi, söylediği şeyi doğru hatırladığını karşısındaki kişiye onaylatır; bu ifade o şeyi söylemediği anlamına gelmez. Soru eklentisindeki yardımcı fiil ve özne, ana cümleyle eşleşir. said basit geçmiş zamanda ve özne I olduğu için did + not birleşerek didn't olur ve ardından I gelir: I said ..., didn't I?

Alıştırma

Cümleyi, basit geçmiş zamanlı ana cümleyle eşleşen standart olumsuz soru eklentisiyle tamamlayın: I locked the door, ____?

Cevabı göster

didn't I

You did, but I'm afraid you obviously weren't listening in biology class Ton ve niyet

5:04

Öyle dedin ama korkarım ki biyoloji dersinde belli ki dinlemiyormuşsun,

because you are wrong.

5:08

çünkü yanılıyorsun.

Ton ve niyet

I'm afraid: kötü bir haberi veya düzeltmeyi nazikçe açıklama

Burada I'm afraid, istenmeyen bir bilgiden önce kullanılan nazik bir yumuşatma ifadesidir: konuşan kişi karşısındakini düzeltip onun yanıldığını söylemek üzeredir. Anlamı ne yazık ki veya bunu söylediğim için üzgünüm ifadesine yakındır; korkuyorum anlamına gelmez. Yaygın kalıp I'm afraid + cümlecik şeklindedir. Verilen bilginin doğruluğunu değiştirmez; yalnızca girişin daha az sert duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Bir resepsiyon görevlisinin ziyaretçiye bugün boş randevu kalmadığını nazikçe söylemesi gerekiyor. Hangi cümlede I'm afraid kötü haberi yumuşatmak için kullanılmıştır?

  1. I'm afraid when the lights go out.
  2. I'm afraid there are no appointments left today.
  3. I'm afraid of crowded waiting rooms.
Cevabı göster

I'm afraid there are no appointments left today.

It is, in fact, the stirrup bone. Anlatım akışı

5:09

O aslında, üzengi kemiği.

Anlatım akışı

in fact: bir düzeltmeyi veya daha kesin bir gerçeği belirtme

in fact bir söylem belirtecidir: Dinleyiciye, ardından gelen bilginin önceki bir düşünceyi düzelttiğini, açıklığa kavuşturduğunu veya daha kesin hâle getirdiğini gösterir. Burada kesin cevabın stirrup bone, yani üzengi kemiği olduğunu belirtir. Bu cümledeki gibi tümcenin içinde kullanıldığında ara söz işlevi görür ve virgüllerle ayrılır. Cümle başında da kullanılabilir; bu durumda arkasından genellikle virgül gelir.

Alıştırma

İkinci cümleye başlamak için en uygun ifadeyi seçin: I thought the museum closed at four. It stays open until six.

  1. In practice
  2. In fact
  3. For example
Cevabı göster

In fact

Ah.

5:12

Ah.

Okay, let's recap the vocabulary we've learned,

5:13

Pekâlâ, öğrendiğimiz kelimeleri baştan alalım,

starting with sense organs,

5:15

sense organs (duyu organları) ile başlıyoruz,

specific parts of the body like your ears and eyes,

5:17

kulaklarınız ve gözleriniz gibi, dünyayı deneyimlemenizi sağlayan

which allow you to experience the world.

5:20

vücudun belirli bölümleridir.

To funnel means to move or direct something through a narrow space.

5:23

To funnel (huniyle aktarmak), bir şeyi dar bir alandan hareket ettirmek veya yönlendirmek anlamına gelir.

And a funnel, the noun, is a cone-shaped tool which does this.

5:26

İsim olan funnel (huni) ise bunu yapan koni şeklinde bir araçtır.

Wear and tear refers to the damage that comes from using something everyday.

5:31

Wear and tear, bir şeyi her gün kullanmaktan kaynaklanan hasarı ifade eder (aşınma ve yıpranma).

If you say, "We're doomed,"

5:35

Eğer "We're doomed" (mahvolduk) derseniz,

you mean we're going to be defeated or fail.

5:37

yenileceğimizi ya da başarısız olacağımızı kastetmiş olursunuz.

And a downward spiral is a situation which continuously gets worse and worse.

5:40

Downward spiral (aşağı doğru sarmal), durumun sürekli olarak giderek kötüleşmesidir.

And finally,

5:45

Ve son olarak,

redundancy in the system refers to having more than one way to achieve an objective,

5:46

redundancy in the system (sistemde yedeklilik), bir hedefe ulaşmak için birden fazla yola sahip olmayı ifade eder,

so that a backup can take over if other methods fail.

5:51

böylece diğer yöntemler başarısız olursa bir yedek devreye girebilir.

You'll be sad to hear that once again our 6 Minutes are up. Notlar

5:54

Bir kez daha 6 Dakikamızın dolduğunu duymak sizi üzecek.

Ton ve niyet

You'll be sad to hear: küçük bir kötü haberi şakacı biçimde sunma

You'll be sad to hear that ... normalde dinleyicinin hoşuna gitmeyebilecek bir haberi vermek için kullanılır. Bu cümledeki tek kötü haber programın süresinin dolmasıdır; bu yüzden ciddi görünen çerçeve, sorunun kendisinden bilinçli olarak daha büyük gösterilir. Bu uyumsuzluk samimi bir mizah yaratır. Sunucu her dinleyicinin gerçekten üzgün olduğunu bildiğini iddia etmez; ifade, dinleyicilerin programın devam etmesini istediğini şakacı bir şekilde ima eder.

Alıştırma

Bu programın kapanışında You'll be sad to hear nasıl bir etki yaratıyor?

  1. Dinleyicileri ciddi bir acil durum konusunda uyarır.
  2. Programın bitmesini şakacı bir şekilde hayal kırıklığı yaratan bir haber gibi gösterir.
  3. Her dinleyicinin gerçekten üzgün olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster

Programın bitmesini şakacı bir şekilde hayal kırıklığı yaratan bir haber gibi gösterir.

Kalıp ifadeler

our 6 Minutes are up: ayrılan sürenin bittiğini söylemek

İngilizcede bir zaman dilimi için be up kullanıldığında, o sürenin bittiği anlatılır. Buradaki our 6 Minutes are up, programa ayrılan altı dakikanın sona erdiği anlamına gelir; up yukarı yönünü belirtmez. be biçimi, zaman ifadesinin tekil veya çoğul olmasına uyar: Time is up, ancak Your ten minutes are up denir. Bu yapı, belirlenen süre bittiği için bir etkinliğin durması gerektiğini duyurmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Duyuruyu be up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Your five minutes ____.

Cevabı göster

are up

But why not head over to our website, Öbek fiiller

5:57

Ama neden web sitemize gitmiyorsunuz?

Öbek fiiller

Why not ...? içindeki not head over to: samimi bir davet

Why not + fiilin yalın hâli şeklindeki tam yapıda not head over to, samimi bir önerinin parçasıdır. Why not head over to our website? ifadesi “Neden internet sitemize gitmiyor veya siteyi ziyaret etmiyorsunuz?” anlamına gelir. Burada head, vücut bölümü olan başı belirten isim değil, yönelmek veya gitmek anlamındaki fiildir. Head over to, bir yere rahat bir şekilde gitme veya uğrayıp bakma hissi veren konuşma diline ait bir ifadedir. Hedef gerçek bir yer veya buradaki gibi bir internet sitesi olabilir. Hedeften önce to korunmalıdır.

Alıştırma

Hangi cümle kütüphaneye gitmek için doğal ve samimi bir davette bulunur?

  1. Why not head over the library after lunch?
  2. Why not head over to the library after lunch?
  3. Why not heading over to the library after lunch?
Cevabı göster

Why not head over to the library after lunch?

bbclearningenglish.com,

5:59

bbclearningenglish.com adresine giderek

to try the quiz and worksheet for this episode.

6:01

bu bölümün testini ve çalışma sayfasını deneyebilirsiniz.

Goodbye for now.

6:04

Şimdilik hoşça kalın.

Goodbye.

6:04

Hoşça kalın.

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

6:06

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.