İşitme kaybına ne sebep olur? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Bu bölüm dış, orta ve iç kulağın sesi nasıl ilettiğini, genetik ve çevresel maruziyet nedeniyle işitmenin niçin zamanla azaldığını ve beynin zayıflayan sinyalleri nasıl telafi ettiğini açıklıyor. Ayrıca üzengi kemiğinin insan vücudundaki en küçük kemik olduğunu belirtiyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. As we get older, — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: As ile başlayan yan cümlenin, yaşın ilerlemesi ve işitmenin değişmesi gibi iki kademeli gelişmeyi eş zamanlı sunduğunu anlamayı sağlar. Sağlık, beceri veya koşulların tek bir anda değil, zaman içinde nasıl değiştiğini anlatmak için bu kalıp kullanılabilir. 2. Think of that as — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Dış kulağı uydu çanağına benzetmekte olduğu gibi, bilinmeyen bir mekanizmayı analoji yoluyla kavrama davetini tanımayı sağlar. Teknik ya da soyut açıklamaları tanıdık bir görüntüyle ilişkilendirerek daha kolay anlaşılır hâle getirmek için kullanılabilir. 3. redundancy in the system. — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: redundancy sözcüğünün tıbbi ve teknik bağlamlarda işten çıkarma değil, alternatif yol veya yedek kapasite anlamına geldiğini öğretir. Bir bölüm zayıfladığında ya da çalışmadığında başka bir sürecin görevi devralmasını veya eksikliği telafi etmesini anlatmaya yardımcı olur.
Bu derste
Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.
0:08Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.
many of us notice our sense of hearing getting worse. Kelime
0:14çoğumuz işitme duyumuzun kötüleştiğini fark ederiz.
As we get older: iki aşamalı değişim için as
Buradaki as, 'bir değişim gelişirken' veya 'zaman geçtikçe' anlamına gelir. Yaşlanmanın aşamalı değişimini arka plan olarak sunar. Bu cümlede because anlamında değildir. Aynı dönemde gelişen iki değişimi bağlamak için As + özne + fiil, ... yapısını kullanabilirsiniz. Ana cümle ikinci değişimi verir: yaşımız ilerlerken işitmemiz kötüleşir.
Alıştırma
Birlikte gerçekleşen iki aşamalı değişimi gösteren bağlaçla cümleyi tamamlayın: ____ the puppy grows, it becomes more confident.
Cevabı göster
As
sense of hearing: sesleri algılama yeteneği
Sense of hearing, sesleri algılama yönündeki fiziksel yetenek anlamına gelir. Burada hearing bir isimdir ve genel bir yeteneği ifade eder; tek bir sesi duyma olayını veya sesin oluşturduğu bir hissi anlatmaz. sense of + isim kalıbı sense of smell ve sense of touch ifadelerinde de görülür. Bu cümlede kötüleşen şey, bu yeteneğin tamamıdır.
Alıştırma
sense of ve sesleri algılama yeteneğini belirten doğru ismi kullanarak cümleyi tamamlayın: After the illness, Mina's ____ became weaker.
Cevabı göster
sense of hearing
or ask people to speak more loudly. Dilbilgisi
0:19ya da insanlardan daha yüksek sesle konuşmalarını istememiz gerekir.
ask people to speak more loudly: ask + kişi + to + fiil
ask people to speak more loudly ifadesi ask + kişi + to + fiilin yalın hâli kalıbını kullanır. people isim öbeği isteğin yöneltildiği kişileri, to speak ise istenen eylemi belirtir. Bu kalıpta fiilin yalın hâlinden önce to bulunması gerekir. Yapıyı farklı bir kişi ve eylemle yeniden kullanabilirsiniz.
Alıştırma
speak fiilinin doğru biçimiyle istek yapısını tamamlayın: I asked Ben ____ more loudly.
Cevabı göster
to speak
Has that happened to you?: konuyu dinleyenin deneyimine taşımak
Has that happened to you? sorusunda that, fiziksel bir nesneye değil, az önce anlatılan durumun tamamına gönderme yapar. Soru, konuşmayı genel bir konudan dinleyenin kişisel deneyimine taşır. Has ... happened, present perfect yapısındadır. Bitmiş belirli bir geçmiş zamanı belirtmeden, bu deneyimin şimdiye kadar herhangi bir zamanda yaşanıp yaşanmadığını sorar.
Alıştırma
Konuşmada belirli bir geçmiş zaman verilmeden yaşam deneyimlerinden söz ediliyor. Hangi soru diğer kişiyi benzer bir deneyimi paylaşmaya en doğal şekilde davet eder?
- Did anything like that happen to you yesterday?
- Has anything like that happens to you?
- Has anything like that ever happened to you?
Cevabı göster
Has anything like that ever happened to you?
A while ago: belirsiz bir geçmiş zaman
“A while ago”, bir olayı şimdiden önceki belirsiz bir zamana yerleştirir. Bu cümlede konuşanın bu düşünceye ne zaman kapıldığını belirtir, ancak kesin bir tarih vermez. Genellikle çok uzak olmayan bir geçmişi düşündürür, fakat sürenin tam olarak ne kadar olduğu bağlama bağlıdır. Burada “while” bir zaman dilimini, “ago” ise şimdiki zamandan geriye doğru saymayı ifade eder. İfade geçmiş zamanı bildirdiği için “thought” doğal olarak basit geçmiş zamandadır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlayan en uygun ifadeyi seçin: “___, Maya found an old photo in the drawer.”
- For a while
- After a while
- A while ago
Cevabı göster
A while ago
but I had a check-up and everything was fine, Kalıp ifadeler
0:28ama bir kontrolden geçtim ve her şey yolundaydı,
had a check-up: sağlık kontrolünden geçti
“Have a check-up”, rutin bir tıbbi muayeneden, diş kontrolünden veya başka bir sağlık kontrolünden geçmek anlamına gelir. Bu cümlede “had”, “have” fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve bir şeye sahip olmayı değil, kontrolden geçmeyi anlatır. Burada “check-up” tekil ve sayılabilen bir isimdir; bu nedenle “a” gereklidir. Tekrar kullanılabilen kalıp “have/had a check-up” şeklindedir ve fiil gerekli zamana göre değiştirilir.
Alıştırma
Cümleyi “have a check-up” ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Last Friday, I ____ at the clinic, and the doctor said I was healthy.
Cevabı göster
had a check-up
hearing loss affects 18 million people and that number is increasing. Kelime
0:33işitme kaybı 18 milyon insanı etkiliyor ve bu sayı giderek artıyor.
In the UK alone: istatistiksel kapsamı vurgulamak
"In the UK alone" önce istatistiğin kapsamını Birleşik Krallık olarak belirler. Burada alone, “bu tek yer kendi başına ele alındığında” anlamına gelir ve 18 milyonun zaten büyük bir sayı olduğunu vurgular. “Yalnız” durumda olmayı anlatmaz ve işitme kaybının yalnızca Birleşik Krallık’ta görüldüğünü ileri sürmez. Bilgi düzeni In + place + alone, + statistical statement şeklindedir. Konuşmacı önce sınırlı bir bölgeyi belirtir, ardından o bölgedeki sayının büyüklüğüne dikkat çeker.
Alıştırma
İstatistiğin kapsamını vurgulamak için this town ve alone kullanarak cümleyi tamamlayın: ____, more than 5,000 people use the library each month.
Cevabı göster
In this town alone
hearing loss affects: affect sözcüğünü fiil olarak kullanmak
"hearing loss affects 18 million people" ifadesinde hearing loss özne, affects fiil ve 18 million people doğrudan nesnedir. Affect, bir kişiyi veya şeyi “etkilemek” anlamına gelir; temel yapı X affects Y şeklindedir. Hearing loss tekil kabul edilir, bu nedenle geniş zamandaki fiil -s alır: affects. Fiilin nesneyi doğrudan aldığı bu yapı sağlık raporlarında ve istatistiksel ifadelerde yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümle affect sözcüğünü “etkilemek” anlamındaki bir fiil olarak doğru kullanıyor?
- The new timetable affects every student.
- The new timetable has an affect on every student.
- The new timetable affects on every student.
Cevabı göster
The new timetable affects every student.
we'll discover why we lose hearing with age Kelime
0:39neden yaşla birlikte işitme kaybı yaşadığımızı keşfedecek
lose hearing with age: yaşlandıkça işitmenin azalması
lose hearing ifadesinde lose, bir nesneyi kaybetmek değil, bir yetinin bir kısmını ya da tamamını yitirmek demektir. Burada işitmenin zamanla zayıflamasını anlatır; tek başına ani bir değişim veya tam sağırlık anlamına gelmez. With age, kişi yaşlandıkça demektir. İşitmedeki değişimi yaşlanmayla ilişkilendirir ve sağlık ya da yetilerdeki kademeli değişimleri anlatmak için kullanılan yaygın bir yapıdır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: Some people ____, even if their hearing was sharp when they were young.
Cevabı göster
lose hearing with age
And you can also find a transcript of this episode on our website,
0:45Ayrıca bu bölümün dökümünü web sitemizde bulabilirsiniz,
listen up: doğrudan dikkat çağrısı
Listen up, tüm dikkatini bana ver ve dikkatle dinle anlamına gelen, gündelik bir emirdir. Up yukarı yönünü göstermez ve ifade genellikle tek başına kullanılır; dinlenen şey doğrudan nesne olarak arkasından gelmez. Burada bir soru sorulmadan önce Georgie'nin dikkati çekiliyor. Tek başına listen demekten daha güçlü bir işarettir ve sıradaki sözün önemli olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki kelimelik emirle tamamlayın. Bir antrenör takımın tüm dikkatine ihtiyaç duyuyor: ____, team—the plan has changed.
Cevabı göster
Listen up
Did you know that the three smallest bones in the human body,
0:54İnsan vücudundaki en küçük üç kemiğin,
the hammer, the anvil and the stirrup: orta kulaktaki üç kemik
The hammer, the anvil and the stirrup, orta kulaktaki üç küçük kemikçiğin şekillerine dayanan günlük İngilizce adlarıdır. Bu kemikler çekiç, örs ve üzengiye benzer; gerçek alet değildir. Bu cümlede isim listesi, önceki the three smallest bones in the human body ifadesini yeniden adlandırıp hangi kemiklerin kastedildiğini açıklayan bir eşleme görevi görür.
Alıştırma
Bu anatomi cümlesinde the hammer, the anvil and the stirrup neyi ifade ediyor?
- Kulağı incelemek için kullanılan üç alettir.
- Orta kulaktaki üç küçük kemiktir.
- Dış kulağı hareket ettiren üç kastır.
Cevabı göster
Orta kulaktaki üç küçük kemiktir.
I'm going to say ... ile kesin olmayan bir seçim belirtmek
Bir bilgi yarışmasında veya tartışmada I'm going to say + bir cevap yapısı, konuşanın cevabının ya da tahmininin ardından geldiğini gösterir. Say sözcüğünden sonraki bölüm, o anda verilen seçimdir. Buradaki be going to öncelikle gelecek planından söz etmez. O anda alınan bir kararı sunar ve The answer is ile başlayan doğrudan bir ifadeden genellikle daha az kesin duyulur.
Alıştırma
Bir bilgi yarışması sorusunu cevaplıyorsunuz ancak tamamen emin değilsiniz. O anda yapılan seçimi en iyi hangi cevap ifade eder?
- I chose option B yesterday.
- I'm going to say option B.
- The answer is definitely option B.
Cevabı göster
I'm going to say option B.
we'll find out: cevabı daha sonra öğrenmek
Bu cümlede find out, henüz bilinmeyen bir bilgiyi edinmek; yani cevabı öğrenmek veya belirlemek anlamına gelir. Burada fiziksel olarak bir nesne bulmaktan söz edilmez; cevap daha sonra öğrenilecektir. we'll find out ve later on, bu öğrenme anını geleceğe taşır. Bir bilgi yarışmasında ya da programda bu ifade, sonucu hemen açıklamayıp merak oluşturma işlevi de görebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede find out henüz bilinmeyen bir bilgiyi öğrenmek anlamında kullanılmıştır?
- She found her glasses beside the lamp.
- Please find the blue folder on the desk.
- We'll find out who won after the judges announce the result.
Cevabı göster
We'll find out who won after the judges announce the result.
To understand why our hearing gets worse with age, Anlatım akışı
1:18İşitmemizin yaşla birlikte neden kötüleştiğini anlamak için,
it's useful to know a little about how the ear works in the first place. Kalıp ifadeler
1:21öncelikle kulağın nasıl çalıştığı hakkında biraz bilgi sahibi olmak faydalıdır.
To understand why..., it's useful to know...: önce hedef, sonra arka plan
Cümlenin başındaki To understand why our hearing gets worse with age, açıklamanın cevaplayacağı soruyu ortaya koyar ve dinleyicinin anlayacağı hedefi belirler. Bu bölümü tek başına, tamamlanmış bir “bir şeyi anlamak için” talimatı gibi ele almayın. İkinci bölüm olan it's useful to know... bu soruyu yanıtlamaya yardımcı olacak arka plan bilgisini tanıtır. Bu, açıklamayı düzenleyen bir kalıptır: önce ele alınacak sorun söylenir, ardından gerekli temel bilgi verilir. it's useful to know içindeki it biçimsel öznedir; asıl içerik to know tarafından taşınır.
Alıştırma
Hangi cümle önce anlaşılacak soruyu ortaya koyuyor, sonra yararlı arka plan bilgisi veriyor?
- The road is icy because the temperature fell overnight.
- To understand why the road is icy, it's useful to know how cold it was overnight.
- You need to drive slowly because the road is icy.
Cevabı göster
To understand why the road is icy, it's useful to know how cold it was overnight.
in the first place: temel başlangıç noktasına dönmek
Bu cümlede in the first place, en temel başlangıç noktasına dönmek veya sonraki sorulara geçmeden önce temeli anlamak anlamına gelir. Kulağın normalde nasıl çalıştığını bilmenin, sonraki açıklamalar için yararlı bir temel oluşturduğunu gösterir. Burada place fiziksel bir yeri belirtmez. İfadenin tamamı kalıplaşmış bir yapıdır ve bir şeyin ilk nedenine ya da başlangıçtaki durumuna dönmek için de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle bir kararın ilk nedenini doğal biçimde sorar?
- Why did you choose this route at first?
- Why did you choose this route in first place?
- Why did you choose this route in the first place?
Cevabı göster
Why did you choose this route in the first place?
an ear, nose and throat surgeon at the Royal National ENT Hospital in London, Kültür
1:27Londra'daki Royal National KBB Hastanesi'nde kulak, burun ve boğaz cerrahı,
an ear, nose and throat surgeon: tek bir tıp uzmanlığı
An ear, nose and throat surgeon ifadesinde üç vücut bölümü adı birlikte, surgeon sözcüğünü niteleyen yerleşik bir tıp uzmanlığı adı oluşturur. İfade; kulak, burun ve boğazla ilgili hastalıkları tedavi eden ve ameliyat yapan bir cerrahı anlatır. Bu uzmanlık alanı genellikle ENT olarak kısaltılır. Surgeon sözcüğü önemlidir: yalnızca herhangi bir sağlık çalışanını değil, cerrahi eğitim almış bir doktoru belirtir. Bu tanıtımda söz konusu unvan, kişinin konuyla ilgili tıbbi uzmanlığını gösterir.
Alıştırma
An ear, nose and throat surgeon hangi alanda uzmandır?
- İnsanların sesleri nasıl tanıdığını inceleyen bir bilim insanı.
- Genel göz muayeneleri yapan bir hemşire.
- Cerrahi eğitim almış ve kulak, burun ve boğaz hastalıklarını tedavi eden bir doktor.
Cevabı göster
Cerrahi eğitim almış ve kulak, burun ve boğaz hastalıklarını tedavi eden bir doktor.
giving a beginners class to BBC Radio 4 program Inside Health.
1:31BBC Radio 4 programı Inside Health'te yeni başlayanlar için bir ders veriyor.
is split up into: bir bütünü parçalara ayırmak
Be split up into, bir bütünün daha küçük parçalara veya kategorilere ayrıldığını belirtir. Cümlede the ear bütünü, three main parts ise ayrılma sonucunda oluşan bölümleri ifade eder. Burada split up, bilginin nasıl düzenlendiğini anlatır; kulağın fiziksel olarak parçalandığı anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp whole + be + split up into + number or list of parts şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi tam hedef ifade is split up into ile tamamlayın: The workshop ____ three short sessions.
Cevabı göster
is split up into
outer ear, middle ear ve inner ear: dış, orta ve iç kulak
Outer ear, middle ear ve inner ear, kulağın dıştan içe doğru sıralanan üç ana bölgesinin standart adlarıdır. Outer, middle ve inner, ear sözcüğünden önce gelen sıfatlardır. Bütün içindeki göreli konumu gösterdikleri için anatomik adlarda outside ear veya inside ear değil, outer ear ve inner ear kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle kulağın üç bölgesi için standart İngilizce adları kullanıyor?
- The three regions are the outside ear, the centre ear, and the inside ear.
- The three regions are the outer ear, the middle ear, and the inner ear.
- The three regions are the upper ear, the middle ear, and the lower ear.
Cevabı göster
The three regions are the outer ear, the middle ear, and the inner ear.
The outer ear is the bit that you see, on the side of your head. Kelime
1:48Dış kulak başınızın yan tarafında gördüğünüz kısımdır.
bit that you see: gündelik Britanya İngilizcesinde “kısım”
bit that you see ifadesinde bit, “kısım” anlamına gelir. that you see yan cümlesi hangi kısmın kastedildiğini, yani görünen kısmı belirtir. Bu, özellikle Britanya İngilizcesinde yaygın olan gündelik ve resmiyetten uzak bir kullanımdır. Anatomi açıklamasını daha az teknik gösterir; burada “az miktar” ya da bilgisayar verisi birimi anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede bit bir nesnenin belirli bir kısmı anlamındadır?
- Wait a bit before opening the door.
- The blue bit that spins is broken.
- The computer stores a bit of data.
Cevabı göster
The blue bit that spins is broken.
call that the pinna: call + nesne + ad
call that the pinna ifadesindeki call, “telefon etmek” değil, “bir şeye ad vermek” anlamındadır. That, adlandırılan görünür dış kulak kısmıdır; the pinna ise onun anatomik adıdır. Kullanılabilir kalıp call + nesne + ad şeklindedir: önce adlandırılan şey, ardından ona verilen ad gelir ve araya as konmaz.
Alıştırma
“the control panel” adını kullanarak cümleyi call + nesne + ad kalıbıyla tamamlayın: We ____ this group of buttons ____.
Cevabı göster
call · the control panel
Think of that as ...: bir benzetme kurmak
Think of A as B, dinleyiciyi A'yı tanıdık bir B aracılığıyla anlamaya davet eder. Bu cümlede that dış kulağı gösterir ve satellite dish karşılaştırma unsurunu sağlar. Bu kalıp açıklamayı düzenler: önce karşılaştırmayı sunar, ardından ortak özelliği açıklar. A'nın gerçekten B olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Cümleyi think of A as B benzetme kalıbıyla tamamlayın: For a simple model, ____ the firewall ____ a security guard.
Cevabı göster
think of · as
It collects the sounds and it funnels them in towards the sense organ. Kelime
1:54Sesleri toplar ve duyu organına doğru yönlendirir.
satellite dish: ses toplamayı anlatan bir benzetme
Satellite dish, sinyalleri alan çanak biçimli bir antendir. Burada dış kulak için bir benzetme olarak kullanılır: her ikisi de gelen sinyalleri toplar ve içeri doğru yönlendirir. Sonraki cümle, sesleri toplayıp yönlendirdiğini söyleyerek ortak işlevi açıklar. Konu uydu televizyonuna geçmemiştir ve kulak gerçekten bir uydu çanağı değildir.
Alıştırma
Satellite dish bu açıklamada nasıl bir işlev görüyor?
- Kulağın uydu televizyonu sinyali alabileceğini söyler.
- Dış kulağın ses toplama işlevini bir antenin işlevine benzetir.
- Dış kulak ile antenin gerçekten aynı nesne olduğunu söyler.
Cevabı göster
Dış kulağın ses toplama işlevini bir antenin işlevine benzetir.
funnels them in towards: fiil olarak funnel
Burada funnel, aracı ifade eden isim değil, fiildir. To funnel something, dağınık bir akışı toplamak ve onu daha dar bir yola ya da bir hedefe doğru yönlendirmek demektir. funnels them in towards ifadesinde them sesleri belirtir, in içeriye doğru hareketi gösterir ve towards seslerin hedefe ulaştığını kesin olarak söylemeden duyu organının yönünü bildirir. Aynı fiil; su, hava, insan, para veya bilgi akışları bir araya getirilip belirli bir yöne sevk edildiğinde de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede funnel, “bir akışı yoğunlaştırıp bir hedefe doğru yönlendirmek” anlamında fiil olarak kullanılmıştır?
- We poured the oil through a funnel.
- The tank has a wide metal funnel.
- The gutters funnel rainwater towards the storage tank.
Cevabı göster
The gutters funnel rainwater towards the storage tank.
gets transmitted to: get ile kurulan edilgen yapı
Gets transmitted to, get + geçmiş zaman ortacı + to kalıbına sahiptir. Bu bir edilgen yapıdır: özne aktarımın gerçekleştiği şeydir, hedef ise to sözcüğünden sonra gelir. Cümle, eylemi yapanı belirtmek yerine sürecin bir sonraki aşamasına odaklanır. Burada gets, “alır” veya “elde eder” anlamına gelmez. Edilgen yapının kurulmasına yardımcı olur ve transmitted geçmiş zaman ortacı biçiminde kalır.
Alıştırma
Cümleyi transmit fiilinin get ile kurulan edilgen biçimi ve hedef edatıyla tamamlayın: The signal ____ the receiver each time you press the button.
Cevabı göster
gets transmitted to
The middle ear's main job is to amplify those sounds. Notlar
2:00Orta kulağın asıl görevi bu sesleri yükseltmektir.
main job is to: temel işlevi belirtme
A's main job is to + fiilin yalın hâli kalıbında job, ücretli bir meslek değil, en önemli işlev veya sorumluluk anlamına gelir. Burada ifade, orta kulağın temel olarak ne yaptığını açıklar. Bu kalıbı bir kişinin, vücut bölümünün, makine parçasının, uygulamanın veya sistemin temel amacını açıklamak için kullanabilirsin. to sonrasındaki fiil yalın hâlde kalır: is to amplify, is to protect, is to carry.
Alıştırma
Bir parçanın temel işlevini açıklamak için hedef kalıbı doğru kullanan cümle hangisidir?
- The filter's main job is to remove dust from the air.
- The filter's main job to remove dust from the air.
- The filter's main job is removing to dust from the air.
Cevabı göster
The filter's main job is to remove dust from the air.
amplify those sounds: sesleri güçlendirme
Amplify those sounds, zaten var olan sesleri daha kolay duyulabilmeleri için güçlendirmek demektir. Amplify, ses veya sinyallerle ilgili bilimsel ve teknik açıklamalarda sık kullanılan, kesin anlamlı bir fiildir. Bu fiil, var olan bir etkiyi veya nüfuzu daha güçlü ya da belirgin hâle getirmeyi de anlatabilir. Bütün bu kullanımlarda ortak fikir, zaten var olan bir şeyi artırmaktır.
Alıştırma
Hangi cümlede amplify doğal biçimde ‘var olan bir sesi güçlendirmek’ anlamında kullanılmıştır?
- The hearing aid can amplify to quiet sounds.
- The hearing aid can amplify quiet sounds into silence.
- The hearing aid can amplify quiet sounds.
Cevabı göster
The hearing aid can amplify quiet sounds.
That's done by having an eardrum,
2:04Bu iş, duyduğunuz gürültünün titreşimine uyumlu bir şekilde titreşen
which catches it and then vibrates sympathetically to the vibration of the noise that you heard. Kelime
2:06ve sesi yakalayan kulak zarı vasıtasıyla yapılır.
vibrates sympathetically to: başka bir titreşime tepki olarak titreşmek
Fizik ve akustikte vibrate sympathetically to a vibration, bir cismin başka bir titreşimin etkisiyle ona karşılık veren bir titreşime başlaması demektir. Buna sempatik titreşim denir ve çoğu zaman bir rezonans türüdür. Buradaki sympathetically, şefkat ya da acıma değil, titreşimler arasındaki fiziksel tepki ilişkisini anlatır. Kulak zarı aldığı ses titreşimine tepki verir.
Alıştırma
Hangi cümlede sympathetically örnektekiyle aynı fiziksel anlamda kullanılmıştır?
- The nurse spoke sympathetically to the worried child.
- The untouched guitar string began to vibrate sympathetically when the same note was played nearby.
- She listened sympathetically as her friend described the problem.
Cevabı göster
The untouched guitar string began to vibrate sympathetically when the same note was played nearby.
And then that's passed on to the three smallest bones in the body, Öbek fiiller
2:11Daha sonra bu, vücuttaki en küçük üç kemiğe aktarılır:
passed on to: sonraki alıcıya aktarmak
Pass something on to someone or something, bir şeyi bir sonraki alıcıya ya da aşamaya göndermek, vermek veya aktarmak demektir. Edilgen be passed on to yapısında aktarılan şey özne olur. 'that's passed on' ifadesinde that's, that is anlamına gelir ve that ses titreşimini gösterir. On, titreşimin bir zincir boyunca ilerlemeye devam ettiği anlamını katar; to ise bir sonraki alıcıyı, yani en küçük üç kemiği tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi pass on to ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: After approval, the request was ____ the finance team.
Cevabı göster
passed on to
The ear is made up of outer, middle, and inner parts. Öbek fiiller
2:16Kulak dış, orta ve iç kısımlardan oluşur.
is made up of: bir bütünün parçalarını anlatmak
Be made up of, “-den oluşmak” veya “bu parçalara sahip olmak” anlamına gelir. Bu cümlede kulak bütündür; dış, orta ve iç bölümler ise onu oluşturan parçalardır. whole + be + made up of + components yapısını kullanın. Made up of burada sabit bir bütündür; up çıkarılırsa yapı ve genellikle anlam değişir.
Alıştırma
Cümleyi “-den oluşur” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The course ____ eight short units.
Cevabı göster
is made up of
Specific parts of the body, your ears, eyes, tongue, nose, and skin,
2:21Vücudun belirli bölümleri; kulaklarınız, gözleriniz, diliniz, burnunuz ve deriniz,
sense organs: dış dünyadan bilgi alan organlar
Sense organs, dış dünyadan bilgi alan vücut organlarıdır. Gözler, kulaklar, burun, dil ve deri bunlara örnektir. Burada sense, görme veya işitme gibi fiziksel bir algılama yeteneğidir; “anlam”, “iyi muhakeme” ya da “sağduyu” değildir. Sense organ tekil, sense organs çoğuldur.
Alıştırma
Derste geçen iki sözcüklü çoğul biyoloji terimini kullanın: The eyes and ears are ____.
Cevabı göster
sense organs
acts like a satellite dish: işlev karşılaştırması
Bu cümlede acts like a satellite dish şekilleri değil, işlevleri karşılaştırır. Bir uydu anteni sinyalleri toplar; benzer biçimde dış kulak da sesi toplar ve içeri yönlendirir. Davranış veya işlev karşılaştırmak için act like + isim öbeği kullanılır. Özne, like sözcüğünden sonra gelen şeye gerçekten dönüşmez.
Alıştırma
İşlev karşılaştırmasını act like ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: In cold weather, this fabric ____ a shield by blocking the wind.
Cevabı göster
acts like
The verb funnel means to move or direct something through a narrow space.
2:37Funnel (huni gibi yönlendirmek) fiili, bir şeyi dar bir alandan hareket ettirmek veya yönlendirmek anlamına gelir.
the eardrum amplifies the sounds before transmitting them to tiny hairs in the inner ear, Dilbilgisi
2:42kulak zarı, sesleri iç kulaktaki minik tüylere iletmeden önce yükseltir,
Once in the middle ear: sürecin kısaltılmış aşama ifadesi
Burada once, 'bir kez' değil, 'o aşamaya gelindiğinde' anlamındadır. Süreç bağlamına göre Once in the middle ear, Once the sounds are in the middle ear ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Bu kısa giriş, sounds are sözlerini tekrarlamadan açıklamayı sonraki aşamaya taşır. Kısa bir aşama işareti olarak çalışır; ancak eksik bırakılan öznenin bağlamdan kolayca anlaşılması gerekir.
Alıştırma
Hangi cümle Once in the middle ear ifadesinin amaçlanan anlamını açıkça belirtir?
- The eardrum enters the middle ear once and amplifies the sounds.
- Once the sounds are in the middle ear, the eardrum amplifies them.
- The middle ear amplifies the sounds only once.
Cevabı göster
Once the sounds are in the middle ear, the eardrum amplifies them.
before transmitting them to: before + -ing ile eylemleri sıralama
Before + -ing iki eylemi kısa ve bağlantılı biçimde anlatır: ana cümledeki eylem önce, -ing biçimindeki eylem ise daha sonra gerçekleşir. Bu cümlede kulak zarı önce sesleri güçlendirir, sonra iletir. Transmitting fiilinin örtük öznesi, amplifies fiilinin öznesiyle aynı olan the eardrum ifadesidir. Them, the sounds ifadesine gönderme yapar; to tiny hairs in the inner ear ise hedefi belirtir.
Alıştırma
Aynı cihazın iki eylemi de yaptığını göstermek için before + -ing yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The sensor checks the readings before transmitting them to the control unit.
- The sensor checks the readings before the control unit transmitting them.
- The sensor checks the readings before transmit them to the control unit.
Cevabı göster
The sensor checks the readings before transmitting them to the control unit.
which then sends electrical signals to the brain. Kelime
2:47bunlar da daha sonra beyne elektrik sinyalleri gönderir.
electrical signals: bilimsel bir sözcük birlikteliği
Electrical signals, elektriksel etkinlik yoluyla bilgi taşıyan sinyallerdir. Burada ifade, iç kulaktan beyne doğru gönderilen bilgiyi anlatır; yol veya trafik sinyali anlamına gelmez. Electrical sözcüğü signals sözcüğünü niteler. Send electrical signals to ve carry electrical signals to gibi birleşimler; sinirler, sensörler ve elektronik sistemlerle ilgili bilimsel açıklamalarda yaygındır.
Alıştırma
Bu dersteki iki sözcüklü ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Nerves carry ____ to the brain.
Cevabı göster
electrical signals
one that can go wrong at any stage. Öbek fiiller
2:53herhangi bir aşamada ters gidebilecek bir sistemdir.
go wrong: bir şeyde sorun çıktığında
Bu cümlede go wrong, “bir sorun çıkması” veya “beklendiği gibi çalışmamaya başlamak” anlamına gelir. İşitme sistemi herhangi bir aşamada arızalanabilir; burada fiziksel olarak yanlış yöne gitme anlamı yoktur. Bu ifade geniş anlamlıdır ve günlük İngilizcede yaygındır. Bir planı, süreci, makineyi, durumu veya vücut sistemini anlatabilir. Küçük bir sorundan tam bir başarısızlığa kadar farklı durumları belirtebildiği için sorunun ciddiyetini bağlam gösterir.
Alıştırma
Cümleyi go wrong ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: If anything ____ during the installation, call the support team.
Cevabı göster
goes wrong
Here, James Gallagher, presenter of BBC Radio 4's Inside Health,
2:55Burada, BBC Radio 4'ün Inside Health programının sunucusu James Gallagher,
asks Nish Mehta when problems tend to start.
3:00Nish Mehta'ya sorunların genellikle ne zaman başladığını soruyor.
thinking about age-related hearing loss. Kelime
3:04yaşa bağlı işitme kaybını düşünerek geçireceğiz.
age-related hearing loss: kısa çizgili birleşik sıfat
Age-related hearing loss, “yaşla ilişkili işitme kaybı” anlamına gelir. Age-related, hearing loss ifadesinden önce kullanılan birleşik bir sıfattır. Kısa çizgi, age ve related sözcüklerinin hearing loss ifadesini birlikte nitelediğini gösterir. Related bir bağlantıyı belirtir; mutlaka tek bir neden olduğu anlamına gelmez. Bu terim, işitme kaybının tek nedeninin yaş olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki kısa çizgili terimle tamamlayın: The clinic offers support for ____ in older adults.
Cevabı göster
age-related hearing loss
Wear and tear of your hearing starts from around the age of eight. Deyimler
3:08İşitme duyunuzun yıpranması yaklaşık sekiz yaşından itibaren başlar.
Wear and tear: normal kullanımdan kaynaklanan kademeli yıpranma
Wear and tear, normal kullanımla zaman içinde biriken kademeli hasarı veya yıpranmayı anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede işitmedeki değişiklikler, şaşırtıcı derecede erken başlayabilen ve zamanla biriken bir yıpranma olarak sunulur; ifade wear ve tear sözcüklerinin iki ayrı eylemi anlamına gelmez. Bu ifade eklemler, makineler, giysiler, mobilyalar ve binalar için de kullanılabilir. Temel fikir, günlük kullanımdan kaynaklanan birikimli yıpranmadır; tek bir ani kazanın verdiği hasar değildir.
Alıştırma
Normal kullanımdan kaynaklanan kademeli hasarı anlatan kalıplaşmış ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The museum floor shows some ____ after years of visitors.
Cevabı göster
wear and tear
Okay? So, Okay, so we're doomed already! Deyimler
3:12Gerçekten mi? Yani, tamam, o zaman çoktan mahvolduk!
we're doomed already!: abartılı bir tepki
We're doomed already! ifadesindeki be doomed, kötü bir sonucun kaçınılmaz olduğunu veya bundan kaçınma umudunun çok az olduğunu anlatır. Already, sözde felaketin beklenenden çok daha erken gerçekleşmiş olduğu duygusunu ekler. Bu sahnede konuşan kişi, endişe verici gibi duyulan bir bilgiyi bilerek abartıp şakaya dönüştürür. Bu, gerçek bir tıbbi sonuç değil, gayriresmî ve dramatik bir tepkidir.
Alıştırma
we're doomed already! ifadesini abartılı bir şaka olarak kullanmayı en çok hangi durum destekler?
- Kısa bir piknik için bir atıştırmalığı unuttuktan sonra bir arkadaş gülerek şöyle der: 'We're doomed already!'
- Ciddi bir acil durum bilgilendirmesi sırasında bir doktor şöyle der: 'We're doomed already!'
- Küçük bir yazım hatası hakkındaki resmî raporda yazar şöyle belirtir: 'We're doomed already!'
Cevabı göster
Kısa bir piknik için bir atıştırmalığı unuttuktan sonra bir arkadaş gülerek şöyle der: 'We're doomed already!'
on a downward spiral: Giderek kötüleşmek
on a downward spiral olmak, devam eden bir kötüleşme sürecinde olmak demektir. İfade, aşağı doğru dönerek inme görüntüsünü çağrıştırır; ancak genellikle gerçek bir sarmalı değil, bir durumu anlatır. Çoğu zaman bir sorunun başka bir soruna yol açtığını ve kötüleşmeyi durdurmanın zorlaştığını düşündürür. Burada işitme kaybını çoktan başlamış bir kötüleşme süreci olarak sunar.
Alıştırma
Ciddi ve sürekli bir gerilemeyi anlatmak için on a downward spiral ifadesini en doğru kullanan cümle hangisidir?
- Sales rose every month, so the business is on a downward spiral.
- One quiet morning put the business on a downward spiral.
- After months of falling sales and rising debt, the business is on a downward spiral.
Cevabı göster
After months of falling sales and rising debt, the business is on a downward spiral.
But we've got a lot of redundancy in the system. Kelime
3:16Ama sistemde çok fazla yedekliliğimiz (redundancy) var.
redundancy in the system: Sisteme yerleştirilmiş yedek kapasite
Teknik veya biyolojik bir sistemde redundancy, gereken asgari düzeyin ötesindeki ek kapasite, yinelenen parçalar veya alternatif yollar anlamına gelir. Bir parça hasar görür ya da arızalanırsa başka bir parça veya kullanılmayan kapasite sistemin çalışmaya devam etmesini sağlayabilir. Burada işitme sistemindeki yedeklilik, belirli bir kaybın hemen tam bir arızaya yol açmaması demektir. Bu, çalışanların işlerini kaybetmesiyle ilgili değil, koruyucu bir yedek kapasiteyle ilgilidir.
Alıştırma
Hangi cümlede redundancy, sisteme yerleştirilmiş yedek kapasite anlamında kullanılmıştır?
- The backup pump provides redundancy in the cooling system.
- The firm announced redundancies after closing two offices.
- The report repeats the same sentence, creating unnecessary redundancy.
Cevabı göster
The backup pump provides redundancy in the cooling system.
is partly based on the genetics that you're born with Notlar
3:21kısmen doğuştan sahip olduğunuz genetiğe
born with: bir özelliğe doğuştan sahip olmak
Be born with + isim, bir özelliğe, yeteneğe veya duruma doğumdan itibaren sahip olmak anlamına gelir. Burada the genetics that you're born with, doğduğunuzda zaten taşıdığınız kalıtsal genetik özellikleri ifade eder. With, kişinin doğuştan sahip olduğu şeyi belirtir; biriyle birlikte doğmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi born with ile tamamlayın: Mia was ____ a natural sense of rhythm.
Cevabı göster
born with
and then partly based on the environment that you're exposed to. Kelime
3:24kısmen de maruz kaldığınız çevreye bağlıdır.
partly based on ... and partly based on ...: iki etkeni ayrı ayrı belirtme
partly based on ifadesinin iki kullanımı paralel öbekler oluşturur. İlki işitmedeki gerileme hızını genetik özelliklere, ikincisi ise çevreye bağlar. Partly, her birinin etkenlerden yalnızca biri olduğunu, dolayısıyla hiçbirinin tek neden olarak sunulmadığını gösterir. Yeniden kullanılabilecek kalıp X is partly based on A and partly based on B şeklindedir. İki etkeni açıkça düzenler; A ve B’nin tam olarak yüzde 50’şer katkıda bulunduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
İki boşluğu da partly based on ile tamamlayın: The plan is ____ cost and ____ safety.
Cevabı göster
partly based on · partly based on
exposed to: dış bir etkenin etkisi altında kalmak
be exposed to + isim yapısında isim, çevrede bir kişi ya da nesnenin temas ettiği ve onu etkileyebilecek unsuru belirtir. Burada exposed to, bir şeyin kişiye gösterilmesini değil, kişinin tekrar tekrar ya da sürekli olarak içinde kaldığı çevresel etkiyi anlatır. Bu etki gürültü veya kimyasallar gibi zararlı; diller ya da yeni fikirler gibi nötr veya yararlı olabilir.
Alıştırma
Cümleyi açıklamadaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Over many years, the workers were ____ loud noise.
Cevabı göster
exposed to
So, someone who has really strong genetics to protect them from hearing,
3:28Yani, işitme duyusunu koruyan çok güçlü bir genetiği olan
but spends their life on a pneumatic drill, Kültür
3:31ancak hayatını havalı matkapla geçiren birinin
spends their life on a pneumatic drill: uzun yıllar pnömatik matkap kullanmak
Pneumatic drill, basınçlı havayla çalışan ve genellikle yol yüzeylerini ya da betonu kırmak için kullanılan güçlü bir alettir. Bu iş bağlamında on a pneumatic drill, matkabın üstünde durmayı değil, onu kullanmayı veya onunla çalışmayı anlatır. Spends their life bilinçli bir abartıdır. Kişinin bu işi uzun yıllar yaptığını ve çok yüksek gürültüye uzun süre maruz kaldığını göz önünde canlandırır.
Alıştırma
Vurgulanan ifade bu bağlamda ne anlama geliyor?
- Hayatları boyunca pnömatik matkabın üstünde dururlar.
- Uzun yıllar pnömatik matkap kullanırlar.
- Matkap kullanmadan basınçlı havanın nasıl hareket ettiğini incelerler.
Cevabı göster
Uzun yıllar pnömatik matkap kullanırlar.
may have a much faster decline than someone the other side.
3:33işitme kaybı, diğer taraftaki birine göre çok daha hızlı olabilir.
You can imagine that your brain is doing so much computation behind the scenes Deyimler
3:36Beyninizin arka planda ne kadar çok hesaplama yaptığını
behind the scenes: gözlerden uzakta yapılan işler
Behind the scenes, bir işin veya işlemin insanların göremediği ya da fark etmediği bir yerde gerçekleştiğini belirtir. Burada beynin, siz bilinçli olarak fark etmeden karmaşık hesaplamaları otomatik biçimde yapmasını anlatır. İfade tiyatro ve sinemadaki sahne arkasından gelir, ancak çoğu zaman mecaz anlamda kullanılır. Gerçek bir sahne olmasa da bir kişinin, kuruluşun veya sistemin görünmeyen çalışmalarını anlatabilir.
Alıştırma
Bu cümledeki deyimi tamamlayın: The audience enjoyed the show, but most of the work happened behind ____.
Cevabı göster
the scenes
just to listen to someone speaking and understand the words that they're saying.
3:39sadece konuşan birini dinlemek ve söylediği kelimeleri anlamak için bile tahmin edebilirsiniz.
So, whilst hearing is going, the brain tends to increase its listening effort. Kelime
3:43Dolayısıyla, işitme duyusu kaybolurken beyin genellikle dinleme çabasını artırma eğilimindedir.
whilst hearing is going: zayıflamakta olan bir yeti
Whilst, while sözcüğünün ağırlıklı olarak Britanya İngilizcesinde kullanılan biçimidir. Burada zaman ilişkisi kurar: kişinin işitme yetisi zayıflarken beyin, dinlemek için daha fazla çaba harcar. Hearing is going, işitme yetisinin yavaş yavaş bozulduğu veya zayıfladığı anlamına gelen gündelik bir deyimdir. is going biçimi, zayıflamayı devam eden bir süreç olarak gösterir; işitmenin çoktan tamamen kaybolduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
'Her hearing is going' gündelik konuşmada ne anlama gelir?
- İşitme yetisini çoktan tamamen kaybetti.
- İşitme yetisi giderek kötüleşiyor.
- İşitme testi yaptırmaya gidiyor.
Cevabı göster
İşitme yetisi giderek kötüleşiyor.
listening effort: sesi anlamanın gerektirdiği zihinsel çalışma
Listening effort, beynin konuşmayı veya başka sesleri duymak ve anlamak için yaptığı zihinsel çalışmadır. Bu cümlede listening effort düzeyinin artması, işitmek zorlaştıkça beynin daha fazla dikkat ve düşünme kaynağı kullanması anlamına gelir. Bu, yalnızca daha dikkatli dinlemeyi seçmek değildir. Zayıf veya net olmayan bir ses, dinleyen kişi hâlâ anlayabiliyor olsa bile beynin daha fazla çalışmasına neden olabilir ve bu ek çalışma yorucu olabilir.
Alıştırma
İşitmeyle ilgili bir konuşmada listening effort ne anlama gelir?
- Sesleri anlamak için gereken zihinsel çalışma
- Biri konuşurken kibarca beklemeyi seçmek
- Duyulan seslerin yüksekliği
Cevabı göster
Sesleri anlamak için gereken zihinsel çalışma
And so, often, it's a very slow process for you to realize that you're struggling with hearing. Kalıp ifadeler
3:48İşte bu nedenle işitme güçlüğü çektiğinizi fark etmeniz çoğu zaman çok yavaş işleyen bir süreçtir.
You're struggling with hearing: işitmekte zorlanmak
struggle with + isim veya -ing biçimi, bir sorunla, görevle ya da alanla başa çıkmakta zorlanmak anlamına gelir. Burada you're struggling with hearing, sesleri net biçimde duymanın zorlaştığını anlatır; gerçek anlamda bir mücadeleyi ifade etmez. Struggle gerçek veya devam eden bir güçlüğe işaret eder, ancak mutlaka tamamen yapamamak anlamına gelmez.
Alıştırma
struggle with ifadesini doğru biçimde kullanın: After the update, Maya is ____ the new software.
Cevabı göster
struggling with
Wear and tear of our hearing starts as young as eight. Kalıp ifadeler
3:54İşitmemizin yıpranması (wear and tear) sekiz yaş gibi çok erken bir dönemde başlar.
as young as eight: şaşırtıcı derecede küçük bir yaş
Burada as young as eight, “şaşırtıcı derecede küçük bir yaş olan sekiz yaşında” ya da “sekiz yaşında bile” anlamına gelir. İşitmedeki yıpranmanın başlaması için sekiz yaşın beklenmedik ölçüde küçük olduğunu vurgular; bir kişinin gençliğini sekiz sayısıyla karşılaştırmaz. as young as + yaş yapısı, insanlar için düşük bir yaş sınırını vurgular. children as young as five örneğindeki gibi çoğul bir isimle sıkça kullanılır ve o yaştaki insanların bile kapsandığını veya etkilendiğini gösterir.
Alıştırma
Şaşırtıcı derecede küçük bir yaşı vurgulayan yapıyla cümleyi tamamlayın: Children ____ five can join the nature club.
Cevabı göster
as young as
Wear and tear means the damage that comes from ordinary everyday use.
3:57Wear and tear, sıradan günlük kullanımdan kaynaklanan hasar anlamına gelir (yıpranma).
When Nish says this, James exclaims, "We're doomed."
4:02Nish bunu söylediğinde, James "We're doomed (Mahvolduk)" diye haykırır.
An informal way of saying, "We're destined to fail." Kalıp ifadeler
4:05"Başarısız olmaya mahkumuz" demenin gayri resmi bir yoludur.
destined to fail: kaçınılmaz olarak sunulan başarısızlık
We're destined to fail cümlesinde be destined to + fiilin yalın hâli, başarısızlığı kader ya da koşullar tarafından belirlenmiş görünen bir sonuç olarak sunar. Konuşan kişi başarısızlığı yalnızca olası değil, neredeyse kaçınılmaz sayar. Yapı be destined to do something şeklindedir: is destined to win, were destined to meet. Bir isimle be destined for kullanılır; örneğin destined for failure.
Alıştırma
Hangi cümle başarısızlığı neredeyse kaçınılmaz olarak sunar?
- The launch may fail.
- The launch is likely to fail.
- The launch is destined to fail.
Cevabı göster
The launch is destined to fail.
From the age of eight, our hearing is on a downward spiral,
4:08Sekiz yaşından itibaren işitme duyumuz downward spiral (aşağı doğru bir sarmal) içindedir,
Human hearing has evolved with redundancy in the system,
4:16İnsan işitme duyusu sistemdeki redundancy (yedeklilik/fazlalık) ile evrimleşmiştir,
a technical phrase meaning that there are many ways to achieve the same outcome,
4:20bu aynı sonuca ulaşmanın birçok yolu olduğunu,
so that a backup system can take over if other systems fail. Dilbilgisi
4:24böylece diğer sistemler başarısız olursa bir yedek sistemin devralabileceğini ifade eden teknik bir terimdir.
so that a backup system can take over: yedek güvence amacını belirtmek
Bu cümlede so that, sistemde yedeklilik bulunmasının amacını veya hedeflenen güvenceyi belirtir: yedek bir sistemin görevi devralmasını mümkün kılar. Yapı so that + özne + fiil şeklindedir ve amaç bir şeyi yapabilme durumuyla ilgiliyse sık sık can veya could kullanılır. Burada take over, başka bir sistemin yaptığı işi üstlenmeye başlamak demektir. if yan cümlesi bunun gerçekleşme koşulunu verir: diğer sistemlerin arızalanması.
Alıştırma
Hangi cümle yedek bir düzenlemenin amacını so that ile belirtir?
- We keep a spare pump while the main pump is working.
- We keep a spare pump because the main pump failed yesterday.
- We keep a spare pump so that it can take over if the main pump fails.
Cevabı göster
We keep a spare pump so that it can take over if the main pump fails.
compensate for: bir zayıflığı veya sorunu dengelemek
Compensate for, bir zayıflığın, kaybın veya sorunun olumsuz etkisini azaltmak ya da dengelemek demektir. Burada beyin, iç kulağa ulaşan daha zayıf ses sinyalinin etkisini dengelemek için daha fazla çalışır. Dengelenen şey for sözcüğünden sonra gelir: compensate for + sorun. Bu ifade, sorunun mutlaka tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez; başka bir eylem veya özellik sorunun etkisini azaltmaya yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi compensate fiilinin doğru iki sözcüklü kalıbıyla tamamlayın: A clear diagram can help ____ missing details in the written instructions.
Cevabı göster
compensate for
And there are other ways hearing loss can be helped as well,
4:34İşitme kaybına yardımcı olabilecek başka yollar da var;
including hearing aids, surgery, or even just removing extra earwax.
4:37bunlara işitme cihazları, ameliyat veya sadece fazla kulak kirini çıkarmak dâhildir.
Not a job I would like very much: istemediğini hafif ve esprili biçimde söylemek
Not a job I would like very much. konuşmada kullanılan eksiltili bir cümledir. Kastedilen tam cümle That's not a job I would like very much şeklindedir: bu iş konuşan kişiye cazip gelmez. Konuşan kişi tepkisini sert bir yargı yerine hafif bir kişisel tercih olarak sunar. Hoş olmayan bir bağlamda bu ölçülü ifade mizahi bir hafifletme yaratabilir: kişi aslında o işi hiç yapmak istemediğini ima eder.
Alıştırma
Rahat bir sohbette Not a job I would like very much. büyük olasılıkla ne anlatır?
- Konuşan kişi o işi yapmamayı tercih eder.
- Konuşan kişi resmî olarak bu işin değersiz olduğuna hükmediyor.
- Konuşan kişi bu işe nasıl başvuracağını soruyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi o işi yapmamayı tercih eder.
After that fascinating journey into the world of hearing,
4:44İşitme dünyasına yapılan o büyüleyici yolculuğun ardından,
I think it's time to reveal the answer to your question, Neil. Anlatım akışı
4:46sanırım sorunun cevabını açıklamanın zamanı geldi, Neil.
it's time to reveal the ...: duyuru aşamasına geçmek
it's time to reveal the ... ifadesindeki yapı it's time to + fiilin yalın hâlidir ve bir şeyi yapmak için uygun zamanın geldiğini belirtir. Reveal, gizlenmiş, bekletilmiş veya henüz duyurulmamış bir bilgiyi ortaya çıkarmak anlamına gelir. Bu ifade konuşmayı da düzenler: hazırlık ya da tartışmanın bittiğini ve konuşan kişinin cevaba veya sonuca geçtiğini gösterir. Bu nedenle program, ders, sunum veya oyunda yeni bir aşamaya geçiş işareti olarak kullanılabilir.
Alıştırma
Sunucunun geçiş cümlesini vurgulanan yapıyla tamamlayın: The votes have been counted, so ____ winner.
Cevabı göster
it's time to reveal the
I asked you, "Which is the smallest bone in the body?"
4:50Sana "Vücuttaki en küçük kemik hangisidir?" diye sormuştum,
didn't I?: geçmişte söylediğiniz bir şeyi onaylatma
didn't I?, olumlu geçmiş zaman cümlesi I said the anvil sonuna eklenen olumsuz bir soru eklentisidir. Konuşan kişi, söylediği şeyi doğru hatırladığını karşısındaki kişiye onaylatır; bu ifade o şeyi söylemediği anlamına gelmez. Soru eklentisindeki yardımcı fiil ve özne, ana cümleyle eşleşir. said basit geçmiş zamanda ve özne I olduğu için did + not birleşerek didn't olur ve ardından I gelir: I said ..., didn't I?
Alıştırma
Cümleyi, basit geçmiş zamanlı ana cümleyle eşleşen standart olumsuz soru eklentisiyle tamamlayın: I locked the door, ____?
Cevabı göster
didn't I
You did, but I'm afraid you obviously weren't listening in biology class Ton ve niyet
5:04Öyle dedin ama korkarım ki biyoloji dersinde belli ki dinlemiyormuşsun,
I'm afraid: kötü bir haberi veya düzeltmeyi nazikçe açıklama
Burada I'm afraid, istenmeyen bir bilgiden önce kullanılan nazik bir yumuşatma ifadesidir: konuşan kişi karşısındakini düzeltip onun yanıldığını söylemek üzeredir. Anlamı ne yazık ki veya bunu söylediğim için üzgünüm ifadesine yakındır; korkuyorum anlamına gelmez. Yaygın kalıp I'm afraid + cümlecik şeklindedir. Verilen bilginin doğruluğunu değiştirmez; yalnızca girişin daha az sert duyulmasını sağlar.
Alıştırma
Bir resepsiyon görevlisinin ziyaretçiye bugün boş randevu kalmadığını nazikçe söylemesi gerekiyor. Hangi cümlede I'm afraid kötü haberi yumuşatmak için kullanılmıştır?
- I'm afraid when the lights go out.
- I'm afraid there are no appointments left today.
- I'm afraid of crowded waiting rooms.
Cevabı göster
I'm afraid there are no appointments left today.
in fact: bir düzeltmeyi veya daha kesin bir gerçeği belirtme
in fact bir söylem belirtecidir: Dinleyiciye, ardından gelen bilginin önceki bir düşünceyi düzelttiğini, açıklığa kavuşturduğunu veya daha kesin hâle getirdiğini gösterir. Burada kesin cevabın stirrup bone, yani üzengi kemiği olduğunu belirtir. Bu cümledeki gibi tümcenin içinde kullanıldığında ara söz işlevi görür ve virgüllerle ayrılır. Cümle başında da kullanılabilir; bu durumda arkasından genellikle virgül gelir.
Alıştırma
İkinci cümleye başlamak için en uygun ifadeyi seçin: I thought the museum closed at four. It stays open until six.
- In practice
- In fact
- For example
Cevabı göster
In fact
specific parts of the body like your ears and eyes,
5:17kulaklarınız ve gözleriniz gibi, dünyayı deneyimlemenizi sağlayan
To funnel means to move or direct something through a narrow space.
5:23To funnel (huniyle aktarmak), bir şeyi dar bir alandan hareket ettirmek veya yönlendirmek anlamına gelir.
And a funnel, the noun, is a cone-shaped tool which does this.
5:26İsim olan funnel (huni) ise bunu yapan koni şeklinde bir araçtır.
Wear and tear refers to the damage that comes from using something everyday.
5:31Wear and tear, bir şeyi her gün kullanmaktan kaynaklanan hasarı ifade eder (aşınma ve yıpranma).
you mean we're going to be defeated or fail.
5:37yenileceğimizi ya da başarısız olacağımızı kastetmiş olursunuz.
And a downward spiral is a situation which continuously gets worse and worse.
5:40Downward spiral (aşağı doğru sarmal), durumun sürekli olarak giderek kötüleşmesidir.
redundancy in the system refers to having more than one way to achieve an objective,
5:46redundancy in the system (sistemde yedeklilik), bir hedefe ulaşmak için birden fazla yola sahip olmayı ifade eder,
so that a backup can take over if other methods fail.
5:51böylece diğer yöntemler başarısız olursa bir yedek devreye girebilir.
You'll be sad to hear that once again our 6 Minutes are up. Notlar
5:54Bir kez daha 6 Dakikamızın dolduğunu duymak sizi üzecek.
You'll be sad to hear: küçük bir kötü haberi şakacı biçimde sunma
You'll be sad to hear that ... normalde dinleyicinin hoşuna gitmeyebilecek bir haberi vermek için kullanılır. Bu cümledeki tek kötü haber programın süresinin dolmasıdır; bu yüzden ciddi görünen çerçeve, sorunun kendisinden bilinçli olarak daha büyük gösterilir. Bu uyumsuzluk samimi bir mizah yaratır. Sunucu her dinleyicinin gerçekten üzgün olduğunu bildiğini iddia etmez; ifade, dinleyicilerin programın devam etmesini istediğini şakacı bir şekilde ima eder.
Alıştırma
Bu programın kapanışında You'll be sad to hear nasıl bir etki yaratıyor?
- Dinleyicileri ciddi bir acil durum konusunda uyarır.
- Programın bitmesini şakacı bir şekilde hayal kırıklığı yaratan bir haber gibi gösterir.
- Her dinleyicinin gerçekten üzgün olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster
Programın bitmesini şakacı bir şekilde hayal kırıklığı yaratan bir haber gibi gösterir.
our 6 Minutes are up: ayrılan sürenin bittiğini söylemek
İngilizcede bir zaman dilimi için be up kullanıldığında, o sürenin bittiği anlatılır. Buradaki our 6 Minutes are up, programa ayrılan altı dakikanın sona erdiği anlamına gelir; up yukarı yönünü belirtmez. be biçimi, zaman ifadesinin tekil veya çoğul olmasına uyar: Time is up, ancak Your ten minutes are up denir. Bu yapı, belirlenen süre bittiği için bir etkinliğin durması gerektiğini duyurmak için sıkça kullanılır.
Alıştırma
Duyuruyu be up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Your five minutes ____.
Cevabı göster
are up
Why not ...? içindeki not head over to: samimi bir davet
Why not + fiilin yalın hâli şeklindeki tam yapıda not head over to, samimi bir önerinin parçasıdır. Why not head over to our website? ifadesi “Neden internet sitemize gitmiyor veya siteyi ziyaret etmiyorsunuz?” anlamına gelir. Burada head, vücut bölümü olan başı belirten isim değil, yönelmek veya gitmek anlamındaki fiildir. Head over to, bir yere rahat bir şekilde gitme veya uğrayıp bakma hissi veren konuşma diline ait bir ifadedir. Hedef gerçek bir yer veya buradaki gibi bir internet sitesi olabilir. Hedeften önce to korunmalıdır.
Alıştırma
Hangi cümle kütüphaneye gitmek için doğal ve samimi bir davette bulunur?
- Why not head over the library after lunch?
- Why not head over to the library after lunch?
- Why not heading over to the library after lunch?
Cevabı göster
Why not head over to the library after lunch?
to try the quiz and worksheet for this episode.
6:01bu bölümün testini ve çalışma sayfasını deneyebilirsiniz.