Glutenin nesi var? - William D. Chey: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, glutenin ne olduğunu, hamura neden esneklik kazandırdığını ve buğday alerjisi, çölyak hastalığı ile çölyak dışı hassasiyetin nasıl ayrıldığını açıklıyor. Ayrıca belirtilerin alternatif nedenleri olarak fruktanları ve olumsuz beklentileri inceliyor; bazı durumlarda “buğday intoleransı” adının daha doğru olabileceğini öne sürüyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. gluten-free — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Bu birleşik sıfatı ambalajlarda, menülerde ve sağlık konuşmalarında tanımayı; bunun bir tedavi veya teşhis adı değil, gıda ya da ürünün gluten içermediğini belirten bir etiket olduğunu öğrenin. 2. sensitive not to wheat proteins, but sugars found in wheat and other foods called fructans. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Düzeltme bildiren not A, but B yapısının başlangıçta varsayılan nedeni daha kesin bir nedenle nasıl değiştirdiğini görün; böylece bilimsel açıklamalardaki karşıtlıkları takip edip açıkça kurabilirsiniz. 3. the nocebo effect. — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Olumsuz beklentilerin ürettiği veya şiddetlendirdiği belirtileri anlatan bu terimi anlayın, plasebo etkisinden ayırın ve inançlarla medya yayınlarının algılanan tepkileri etkileyebileceğine ilişkin ihtiyatlı iddiaları yorumlayın.
Bu derste
Maybe you've recently seen the phrase gluten-free on food packaging or takeout menus, Kelime
0:06Belki son zamanlarda gıda ambalajlarında veya paket servis menülerinde 'glütensiz' ibaresini görmüşsünüzdür,
gluten-free: “glüten içermeyen” anlamındaki gıda etiketi
Gluten-free, “glüten içermeyen” veya “glütensiz hazırlanmış” anlamına gelen birleşik bir sıfattır. Ambalajlarda ve menülerde bir yiyecek ya da içeceğin özelliğini kısaca belirten bir etiket olarak kullanılır. Bu yapıda isim + -free, sugar-free örneğinde olduğu gibi “o şey olmadan” anlamına gelir. Buradaki free, “ücretsiz” demek değildir.
Alıştırma
Ambalajda makarnanın glüten içermediği yazıyor. Doğal İngilizce etiketi tamamlayın: ____ pasta.
Cevabı göster
gluten-free
Next time someone starts telling you about their newfound freedom from gluten, Deyimler
0:20Bir dahaki sefere biri size glütenden yeni bulduğu özgürlükten bahsetmeye başladığında,
their newfound freedom from gluten: bir beslenme biçimini şakayla özgürleşme gibi sunmak
Newfound, “yakın zamanda kazanılmış veya keşfedilmiş” anlamına gelir; freedom from X ise kişiyi sınırlayan ya da rahatsız eden bir şeyden kurtulmayı anlatır. Bu nedenle ifade, glüteni kişinin kaçıp kurtulduğu şey olarak sunar. Burada ifade, şakacı bir abartmadır. Glütenden kaçınmayı dramatik bir özgürleşme gibi gösterir ve birinin yeni yaşam tarzını büyük sözlerle anlatmasını taklit eder. Siyasi veya hukuki bir özgürlükten söz etmez.
Alıştırma
Bu cümlede their newfound freedom from gluten esas olarak neyi anlatıyor?
- Yeni bir yasa glüten yeme hakkı oluşturmuştur.
- Birisi para ödemeden glüten almıştır.
- Glütenden kaçınmak, şakacı biçimde bir tür özgürleşme olarak anlatılmaktadır.
Cevabı göster
Glütenden kaçınmak, şakacı biçimde bir tür özgürleşme olarak anlatılmaktadır.
here are some questions you can ask and the well-informed answers that your friend,
0:25işte sorabileceğiniz bazı sorular ve bilinçli diyet seçimleri yapan mantıklı bir birey olan
being a reasonable individual making educated dietary choices Kalıp ifadeler
0:30ve asla en son diyet çılgınlığını körü körüne takip etmeyen
making educated dietary choices: güvenilir bilgiye dayanarak ne yiyeceğine karar vermek
making educated dietary choices ifadesinde make choices seçenekler arasında karar vermek anlamına gelir; dietary ise kararların yiyecek ve beslenmeyle ilgili olduğunu gösterir. Educated, choices sözcüğünü niteler. Seçimlerin ilgili bilgiye veya güvenilir verilere dayandığını belirtir; seçimlerin kendilerinin eğitim aldığı anlamına gelmez. make an educated choice kalıbı, birinin gerçekleri öğrendikten sonra karar verdiği farklı durumlarda kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi durum making educated dietary choices ifadesini en iyi gösterir?
- Biri bir öğün seçmeden önce güvenilir besin bilgilerini karşılaştırır.
- Biri her öğünü yalnızca ambalajı parlak olduğu için seçer.
- Biri hiçbir gerçeği kontrol etmeden moda olan bir diyeti taklit eder.
Cevabı göster
Biri bir öğün seçmeden önce güvenilir besin bilgilerini karşılaştırır.
by no means: güçlü ve tam olumsuzluk
by no means, “kesinlikle değil” veya “hiçbir şekilde” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada kişinin yalnızca en son diyet akımını takip ettiği düşüncesini güçlü biçimde reddeder. Sıradan not sözcüğünden daha güçlü ve vurgulu bir olumsuzluk bildirir. İfadenin tamamını tek bir olumsuzluk birimi olarak düşünün; means burada bir yöntemi anlatmaz.
Alıştırma
“Kesinlikle değil” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: This small mistake is ____ a reason to cancel the whole project.
Cevabı göster
by no means
the latest diet craze: kısa ömürlü bir diyet akımı
The latest diet craze, birdenbire çok popüler hâle gelen en yeni beslenme planı demektir. Burada craze, halkın yoğun fakat çoğu zaman kısa süren ilgisini anlatan bir isimdir; zihinsel hastalık veya gerçek anlamda kontrol kaybı demek değildir. Bu ifade şüpheci bir tutum taşır. Birinin yalnızca bir diet craze peşinden gitmediğini söylemek, gerekçeli bir seçim ile moda olan bir fikri taklit etmeyi karşılaştırır.
Alıştırma
Bu cümlede diet craze neyi düşündürüyor?
- Tek bir hasta için tıbben gerekli olan bir diyet
- Birinin zihinsel kontrolünü kaybetmesine neden olan yiyecek
- Kısa süreliğine çok popüler olan bir beslenme akımı
Cevabı göster
Kısa süreliğine çok popüler olan bir beslenme akımı
Gluten is an insoluble protein composite made up of two proteins named gliadin and glutenin. Notlar
0:40Glüten, gliadin ve glütenin adı verilen iki proteinden oluşan çözünmeyen bir protein bileşimidir.
insoluble protein composite: baş ismi bulma
Insoluble protein composite ifadesinde composite baş isimdir: birden fazla bileşenden oluşan bir malzeme olarak varlığın ne olduğunu adlandırır. Protein, bileşiğin türünü veya yapısını göstermek için ismi niteleyen bir isimdir; insoluble ise ilgili sıvıda çözünmeme özelliğini anlatır. Teknik isim dizilerini sağdan başlayarak okuyun: önce composite, sonra protein composite, son olarak insoluble protein composite. Böylece buradaki composite sözcüğünü sıfat olarak yorumlamazsınız.
Alıştırma
Insoluble protein composite ifadesinde varlığın ne olduğunu adlandıran baş isim hangisidir?
- protein
- composite
- insoluble
Cevabı göster
composite
made up of: Bir bütünü oluşturan parçaları belirtmek
made up of ifadesi “...den oluşan” anlamına gelir. Bu cümlede made up of two proteins, protein composite ifadesini niteleyen ve bileşenlerini belirten geçmiş zaman ortacı öbeğidir. A is made up of B yapısında A bütünü, B ise onu oluşturan parçaları gösterir. Burada gluten bütündür; gliadin ve glutenin ise onu oluşturan iki proteindir.
Alıştırma
Cümleyi be made up of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The committee is ____ five teachers and two parents.
Cevabı göster
made up of
What has gluten been doing for the previous entirety of human history? Anlatım akışı
0:56Glüten, insanlık tarihinin önceki tamamı boyunca ne yapıyordu?
for the previous entirety of human history: Abartılı bir zaman çerçevesi
for the previous entirety of human history zaman ifadesi, soruyu çok geniş bir zaman çerçevesine, yani anlatımın mevcut anından önceki insanlık tarihinin tamamına yerleştirir. Bu kapsamlı ifadeyi sona koymak, zaman ölçeğinin bir esprinin can alıcı noktası gibi etkili olmasını sağlar. Glutenin uzun süredir var olmasıyla insanların ona yönelik güncel kaygıları arasında bir karşıtlık hazırlar. Bu, kesin bir tarihsel dönem değil, retorik bir abartıdır.
Alıştırma
Sorunun sonundaki zaman ifadesinin temel söylem işlevi nedir?
- Kesin bir arkeolojik dönemi belirler.
- Glutenin yalnızca yakın zamanda ortaya çıktığını söyler.
- Açıklama için büyük ölçekli, mizahi bir hazırlık oluşturur.
Cevabı göster
Açıklama için büyük ölçekli, mizahi bir hazırlık oluşturur.
And why do you suddenly care about it? Ton ve niyet
1:00Ve neden aniden bunu umursamaya başladınız?
“And why do you suddenly care about it?”: kuşku içeren bir takip sorusu
Dilbilgisi açısından bu bir why sorusudur, ancak burada yalnızca bir neden sormaktan fazlasını yapar. Suddenly, dinleyicinin şimdiki ilgisini daha önce ilgilenmediği yönündeki örtük düşünceyle karşılaştırır; bu yüzden konuşmacı değişime kuşkuyla yaklaşıyor gibi duyulur. And, soruyu önceki konuşmaya bağlar ve onu devam eden bir itiraz gibi hissettirir. Nötr bir söyleyiş soruyu samimi kılabilirken suddenly ya da care üzerine ek vurgu yapmak alaycı veya iğneleyici bir ton yaratabilir.
Alıştırma
Bu soru, bu bağlamda büyük olasılıkla hangi tutumu ifade ediyor?
- Konuşmacı glütenin tarafsız bir tanımını soruyor.
- Konuşmacı, dinleyicinin aniden ilgi göstermesinden kuşku duyuyor.
- Konuşmacı konuyu görmezden gelmeye izin veriyor.
Cevabı göster
Konuşmacı, dinleyicinin aniden ilgi göstermesinden kuşku duyuyor.
Gluten is responsible for the elastic consistency of dough Notlar
1:03Glüten, hamurun elastik kıvamından
is responsible for: bir sonucun nedenini ifade etme
Be responsible for ifadesinden sonra bir isim veya -ing biçimi geldiğinde, bir sonucu “ortaya çıkarmak ya da üretmek” anlamına gelebilir. Burada gluten, hamurun esnek kıvamını oluşturan etkendir; cümle ahlaki bir suç yüklemez. Özne bir kişi ya da kuruluş olduğunda aynı yapı atanmış bir görevi de anlatabilir: Maya is responsible for the schedule. İfadenin neden-sonuç mu yoksa görev mi anlattığını çevresindeki isimlere bakarak belirleyin.
Alıştırma
Cümleyi “neden olur” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: A lack of sunlight ____ the plant's weak growth.
Cevabı göster
is responsible for
and the chewiness of foods made from wheat flour,
1:07ve buğday unundan yapılan yiyeceklerin çiğnenebilir dokusundan sorumludur,
elastic consistency of dough: hamurun esnek kıvamı
elastic consistency of dough ifadesinde temel isim consistency'dir ve hamurun fiziksel dokusu ya da kıvamı anlamına gelir. Elastic, hamurun esneyip yeniden eski biçimine dönebildiğini anlatır; of dough ise bu özelliğin hamura ait olduğunu belirtir. Yiyecek bağlamında consistency; koyuluk, yumuşaklık, sertlik ve pürüzsüzlük gibi özellikleri anlatabilir. Burada tekdüzelik ya da zaman içinde hep aynı şekilde davranmak anlamına gelmez.
Alıştırma
"the elastic consistency of dough" ifadesinde consistency ne anlama gelir?
- Hamurun fiziksel dokusu ya da kıvamı
- Hamuru her seferinde aynı şekilde yapma alışkanlığı
- Hamur hakkındaki bir ifadenin doğru olup olmadığı
Cevabı göster
Hamurun fiziksel dokusu ya da kıvamı
namely ...: kesin bir listeyi belirtmek
Namely, daha genel bir ifadenin kastettiği kesin adları veya öğeleri tanıtır. Burada problems genel kategoridir; namely sonrasındaki üç durum ise bu sorunların neler olduğunu belirtir. Genel ifade + namely + kesin tanımlama yapısı, bilgiyi genelden özele doğru düzenler. Yalnızca “olası bir örnek” değil, “daha kesin olarak” ya da “yani” anlamı verir.
Alıştırma
Cümleyi doğru tamamlayan sözcüğü seçin: The kit contains exactly two tools—____, a screwdriver and a wrench.
- for example
- namely
- meanwhile
Cevabı göster
namely
Wheat allergy is an uncommon condition that occurs when a person's immune system mounts an allergic response to wheat proteins, Notlar
1:21Buğday alerjisi, bir kişinin bağışıklık sisteminin buğday proteinlerine alerjik bir tepki vermesiyle ortaya çıkan, yaygın olmayan bir durumdur,
condition that occurs when: bir durumu ortaya çıktığı koşulla tanımlamak
Bu tanımda condition, açıklanan şeyin türünü belirtir. that occurs when... ilgi cümleciği condition sözcüğünü niteler ve durumun hangi koşulda ortaya çıktığını açıklar. X is a condition that occurs when + cümlecik kalıbı, bir durumun adını onu tanımlayan koşullara bağlar. when sözcüğünden sonra kendi öznesi ve fiili olan tam bir cümlecik kullanılır.
Alıştırma
Tanımı hedef kalıpla tamamlayın: A cramp is a painful ____ a muscle suddenly tightens.
Cevabı göster
condition that occurs when
the immune system mounts an allergic response to...: resmî bir tıbbi kalıp
Tıp İngilizcesinde the immune system mounts an allergic response to something, bağışıklık sisteminin o maddeye karşı düzenli bir alerjik tepki başlatıp oluşturması anlamına gelir. Burada mount, tırmanmak veya kurmak değil, başlatmak ya da oluşturmak anlamındadır. to ilgeci, tepkiyi tetikleyen şeyi belirtir. Tam cümlede wheat, wheat proteins ad öbeğinin bir parçasıdır; dolayısıyla bağışıklık tepkisi buğday proteinlerine yöneliktir.
Alıştırma
Resmî tıp cümlesini hedef ifadeyle tamamlayın: In a peanut allergy, the ____ peanut proteins.
Cevabı göster
immune system mounts an allergic response to
leading to mild problems and, in rare cases, Kalıp ifadeler
1:29hafif sorunlara ve nadir durumlarda,
in rare cases: düşük olasılıklı bir istisnayı belirtme
“In rare cases”, “az sayıdaki durumda” anlamına gelir. Burada rare, ciddi sonucun ne kadar seyrek meydana geldiğini anlatır; alışılmadık bir nesneyi anlatmaz. Bu cümlede ifade and sözcüğünden sonra araya girer ve daha ciddi sonuçtan önce virgüllerle ayrılır. Bu sonucun mümkün olduğunu, ancak olağan olmadığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “az sayıdaki durumda” anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: ____, the power may stay off for several days after a storm.
Cevabı göster
In rare cases
a potentially dangerous reaction called anaphylaxis. Kelime
1:32anafilaksi adı verilen potansiyel olarak tehlikeli bir reaksiyona yol açar.
anaphylaxis: yaşamı tehdit edebilen ciddi bir alerjik reaksiyon
Anaphylaxis, hızla başlayabilen ve yaşamı tehdit edebilen ciddi bir alerjik reaksiyondur. Küçük bir kaşıntılı bölge gibi hafif bir alerji belirtisinden çok daha ciddi ve daha özel bir durumdur. Bu cümlede called anaphylaxis, potansiyel olarak tehlikeli reaksiyonun tıbbi adını verir. Sözcük, yalnızca alerjinin varlığını değil, riskin düzeyini belirtir.
Alıştırma
Hangi açıklama anaphylaxis sözcüğüne en iyi uyar?
- Bir şeye dokunduktan sonra oluşan herhangi bir hafif cilt tahrişi.
- Büyük bir öğünden sonra görülen normal bir sindirim tepkisi.
- Hızla gelişebilen ve yaşamı tehdit edebilen ciddi bir alerjik reaksiyon.
Cevabı göster
Hızla gelişebilen ve yaşamı tehdit edebilen ciddi bir alerjik reaksiyon.
Celiac disease is an inherited disease in which eating foods with gluten Dilbilgisi
1:37Çölyak hastalığı, glütenli yiyecekler yemenin
leads to inflammation and damage of the lining of the small intestine. Notlar
1:42ince bağırsak astarında iltihaplanma ve hasara yol açtığı kalıtsal bir hastalıktır.
in which ... leads to ...: bir tanımda mekanizmayı açıklamak
In which, disease adını niteleyen bir ilgi cümleciğini başlatır. Burada in which, bu hastalıkta veya bu durumun içinde anlamına gelir; böylece disease adını, o durumda ne olduğuna ilişkin açıklamaya bağlar. İlgi cümleciğinin içinde eating foods with gluten, özne görevi gören bir -ing öbeğidir; leads to ise sonucu getirir. Başka bağlamlara aktarılabilecek kalıp a disease/process/situation in which X leads to Y biçimindedir.
Alıştırma
Tanımı, bu sürecin içinde anlamına gelen resmî edat + ilgi zamiri öbeğiyle tamamlayın: Photosynthesis is a process ____ plants use light energy to make sugar.
Cevabı göster
in which
leads to inflammation and damage: sonucu belirtmek
Leads to, sonuç olarak neden olur veya ortaya çıkarır anlamına gelir. Bu ifadede lead, birini bir yere götürmek anlamında değildir; lead to bir neden-sonuç kalıbıdır ve cümlenin daha önceki tekil öznesi nedeniyle lead, -s eki alır. Inflammation ve damage, sonuçları adlandıran iki bağlı isimdir. Daha genel kalıp X lead(s) to Y şeklindedir; to sonrasında bir isim veya -ing biçimi kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi lead to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: An untreated infection often ____ inflammation and tissue damage.
Cevabı göster
leads to
the lining of the small intestine: ince bağırsağın iç doku tabakası
Bu cümlede the lining of the small intestine, ince bağırsağın iç yüzeyini kaplayan doku tabakası anlamına gelir. Buradaki lining, “iç kaplama” veya “iç yüzey” anlamında anatomik bir isimdir; sıra oluşturma eylemi değildir. the lining of + organ kalıbı, bir organın iç yüzey tabakasını belirtir. Örneğin the lining of the stomach şeklinde kullanılabilir.
Alıştırma
Bu cümlede the lining of the small intestine ne anlama geliyor?
- İnce bağırsağın iç yüzeyindeki doku tabakası
- Karnın dış yüzeyi
- İnce bağırsağın yanında bekleyen bir sıra
Cevabı göster
İnce bağırsağın iç yüzeyindeki doku tabakası
This impairs intestinal function: normal çalışma yeteneğini azaltır
This, hemen önce sözü edilen iltihaplanma ve hasara gönderme yapar ve önceki durumun tamamını yeni bir sonucun nedeni olarak sunar. Cümle başında böyle bir zamir kullanmak, nedenin tamamını tekrarlamadan fikirleri birbirine bağlar. Impair intestinal function, bağırsakların normal çalışma yeteneğini azaltmak anlamına gelir. Impair, yetenek veya performanstaki azalmaya odaklanır; işlevin tamamen kaybolduğu ya da tam bir yıkım olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
İşlev azalmasını anlatan cümleyi impair fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Severe dehydration ____ kidney function.
Cevabı göster
impairs
leading to problems like belly pain, bloating, gas, diarrhea,
1:49karın ağrısı, şişkinlik, gaz, ishal,
weight loss, skin rash, bone problems like osteoporosis, Kelime
1:54kilo kaybı, deri döküntüsü, osteoporoz gibi kemik problemleri,
bone problems like osteoporosis: like ile örnek vermek
Burada like, “gibi” veya “örneğin” anlamına gelir. Genel kategori olan bone problems ile bu kategorinin belirli bir örneği olan osteoporosis arasında bağlantı kurar. Bu ifadede “sevmek” anlamına gelmez. “Kategori + like + örnek” yapısı açıklamalarda ve listelerde yaygındır. Genellikle bir veya birkaç örnek verir; listenin eksiksiz olduğunu belirtmez.
Alıştırma
"bone problems like osteoporosis" ifadesinde like ne işe yarar?
- Bütün kemik sorunlarının osteoporosis olduğunu söyler.
- Osteoporosis sözcüğünü bir kemik sorunu örneği olarak tanıtır.
- Kemik sorunlarının osteoporosis sözcüğünü sevdiğini söyler.
Cevabı göster
Osteoporosis sözcüğünü bir kemik sorunu örneği olarak tanıtır.
iron deficiency: demir eksikliğinin tıbbi ifadesi
Iron deficiency sağlık, beslenme ve tıp bağlamlarında kullanılan standart bir isim öbeğidir. Vücudun ihtiyaçlarını karşılayacak kadar kullanılabilir veya depolanmış demire sahip olmadığı anlamına gelir. Deficiency sözcüğündeki temel fikir, gerekli düzeyin altında olmaktır. Bu sözcük, bir şeyin ne kadar iyi çalıştığını anlatan efficiency değildir.
Alıştırma
Anemi olduğunu söylemeden düşük demir düzeyini anlatan resmi iki sözcüklü sağlık terimiyle cümleyi tamamlayın: The test showed ____.
Cevabı göster
iron deficiency
Untreated celiac disease increases the risk of developing certain types of cancer. Kalıp ifadeler
2:05Tedavi edilmeyen çölyak hastalığı, belirli kanser türlerine yakalanma riskini artırır.
increases the risk of developing: hastalık riskinin arttığını anlatmak
X increases the risk of developing Y, X'in Y'nin ortaya çıkma olasılığını artırdığı anlamına gelir. Sonucun kesin olduğunu değil, olasılığın yükseldiğini belirtir. Kalıp increase the risk of + isim veya fiilin -ing biçimidir. Burada developing certain types of cancer, “belirli kanser türlerine yakalanmak” anlamındadır; develop bir şeyi “geliştirmek” dışında “bir hastalığa yakalanmak” anlamına da gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki risk kalıbının aynısıyla tamamlayın: A poor diet ____ heart disease.
Cevabı göster
increases the risk of developing
Celiac disease is present in one in every 100 to 200 persons in the US. Kelime
2:12Çölyak hastalığı, ABD'de her 100 ila 200 kişiden birinde görülür.
present in one in every...: yaygınlığı anlatmak
Burada be present in, bir grupta bulunmak veya görülmek anlamına gelir. Bir etkinliğe katılmak anlamına gelmez. one in every 100 to 200 persons tahmini yaygınlığı belirtir: yaklaşık her 100 ila 200 kişide bir kişi. Payda bir aralık olduğu için tahmin yaklaşık %0,5 ile %1 arasındadır; her küçük grupta kesin olarak aynı sayıda vaka bulunduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
“This trait is present in one in every 250 adults” cümlesi ne anlama gelir?
- Bu özellik yalnızca 250 yetişkin bir araya geldiğinde ortaya çıkar.
- Yaklaşık her 250 yetişkinden biri bu özelliğe sahiptir.
- Her yetişkin bu özelliğe 250 kez sahiptir.
Cevabı göster
Yaklaşık her 250 yetişkinden biri bu özelliğe sahiptir.
When blood tests suggest the possibility of celiac, Dilbilgisi
2:17Kan testleri çölyak olasılığını gösterdiğinde,
When blood tests suggest the possibility of celiac: kan testlerinin çölyak olasılığına işaret etmesi
when yan cümlesi, tıbbi bir süreçte önce gelen koşulu verir: kan testleri önce çölyak hastalığını bir olasılık olarak gösterir, ana cümle ise tanının daha sonra nasıl doğrulandığını açıklar. Burada suggest, “tavsiye etmek” değil, “işaret etmek” veya “lehinde kanıt sunmak” anlamındadır. Suggest the possibility of yapısı belirsizliği özellikle korur: test sonucu bir olasılığı gündeme getirir, ancak kesin tanıyı koymaz.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: “When blood tests suggest the possibility of celiac, the diagnosis is confirmed with a biopsy.” when yan cümlesi bize ne anlatıyor?
- Kan testleri, çölyak hastalığı doğrulandıktan sonra tedavi önerir.
- Kan testi bulguları, tanı doğrulanmadan önce çölyak hastalığını bir olasılık olarak ortaya koyar.
- Kan testleri tanıyı kesin olarak kanıtlar.
Cevabı göster
Kan testi bulguları, tanı doğrulanmadan önce çölyak hastalığını bir olasılık olarak ortaya koyar.
the diagnosis is confirmed with a biopsy: tanının biyopsiyle doğrulanması
Edilgen yapı olan the diagnosis is confirmed, işlemi yapan kişiye değil, tanının kesinleşmesine odaklanır. with a biopsy ifadesinde with, tanıyı doğrulamak için kullanılan yöntemi belirtir. Biopsy, küçük bir doku örneğinin alınıp incelendiği biyopsi işlemidir; dolayısıyla ifade, biyopsiden elde edilen kanıtla tanının kesinleştirildiği anlamına gelir.
Alıştırma
“the diagnosis is confirmed with a biopsy” ifadesinde “with a biopsy” ne anlatır?
- Tanı ve biyopsi birlikte bir yere gider.
- Biyopsi yalnızca olası bir tanı önerir.
- Biyopsi, tanıyı doğrulamak için kullanılan yöntemdir.
Cevabı göster
Biyopsi, tanıyı doğrulamak için kullanılan yöntemdir.
The most effective treatment is a gluten-free diet, Kalıp ifadeler
2:24En etkili tedavi glütensiz bir diyettir,
which helps heal intestinal damage and improve symptoms. Dilbilgisi
2:27bu da bağırsak hasarını iyileştirmeye ve semptomları hafifletmeye yardımcı olur.
En etkili tedavi
The most effective treatment, mevcut seçenekler arasında en iyi sonucu veren tedavi demektir. Most effective, effective sıfatının en üstünlük derecesidir; bu nedenle önünde genellikle the bulunur. Kullanışlı bir kalıp The most effective treatment for + condition + is + treatment şeklindedir. Burada effective, tedavinin istenen sağlık sonucunu ne kadar iyi sağladığını değerlendirir.
Alıştırma
'En iyi sonucu veren tedavi' anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ for mild dehydration is oral rehydration.
Cevabı göster
The most effective treatment
which helps heal ... and improve ...: etkileri ekleyen which yan cümlesi
Virgül ve which, sınırlayıcı olmayan bir ilgi yan cümlesi başlatır. Which, a gluten-free diet ifadesine gönderme yapar ve helps fiilinin öznesidir. Yan cümle diyetin etkileri hakkında ek bilgi verir; hangi diyetin kastedildiğini belirlemez. Helps fiilinden sonra heal ve improve, paralel kullanılan yalın fiillerdir. İkisi de aynı diyetin desteklediği sonuçları anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle bir nesne hakkında ek bilgi vermek için virgül + which yan cümlesini doğru kullanır?
- The school opened a study center, who gives students a quiet place to work.
- The school opened a study center, which gives students a quiet place to work.
- The school opened a study center, which it gives students a quiet place to work.
Cevabı göster
The school opened a study center, which gives students a quiet place to work.
Some people don't have celiac disease or a wheat allergy Dilbilgisi
2:31Bazı insanların çölyak hastalığı veya buğday alerjisi yoktur
but still experience symptoms when they eat foods with gluten.
2:34ancak yine de glütenli yiyecekler yediklerinde semptomlar yaşarlar.
don't have A or B but still...: iki şeyi eledikten sonra devam eden sonuç
Bu cümlede don't have A or B, hem çölyak hastalığını hem de buğday alerjisini eler. Olumsuz bir yan cümlede or genellikle olumsuzluğun kapsamındaki seçenekleri bağlar; dolayısıyla iki durum da mevcut değildir. But still, bu elemelerden sonra beklenmedik görünse de geçerliliğini koruyan bir sonucu belirtir: belirtiler devam eder. Başka durumlarda da kullanılabilen don't/doesn't have A or B but still + fiil kalıbı, önce elenen açıklamaları, ardından devam eden bir gerçeği sunar.
Alıştırma
Hangi cümle hem ateşin hem de öksürüğün olmadığını, ancak kişinin kendisini hâlâ çok hasta hissettiğini ifade eder?
- She doesn't have a fever or a cough but still feels very ill.
- She doesn't have a fever or a cough, so she feels fine now.
- She doesn't have both a fever and a cough but still feels very ill.
Cevabı göster
She doesn't have a fever or a cough but still feels very ill.
These people have non-celiac gluten sensitivity. Kelime
2:38Bu kişilerin çölyak dışı glüten hassasiyeti vardır.
non-celiac gluten sensitivity: non-celiac ifadesinin elediği durum
non-celiac gluten sensitivity ifadesinde non-celiac, gluten sensitivity bölümünü niteler ve temel sınırı belirtir: bu durum çölyak hastalığı değildir. Tam terim, çölyak hastalığı ve buğday alerjisi elendikten sonra glüten içeren yiyeceklerin tüketilmesiyle ilişkilendirilen belirtiler için kullanılır. Bu iki durumdan birinin başka bir adı değildir; bu nedenle non-celiac terimin vazgeçilmez bir parçasıdır.
Alıştırma
Bir kişi glüten içeren yiyecekleri yedikten sonra belirtiler yaşıyor ve uygun bir değerlendirmeyle çölyak hastalığı ile buğday alerjisi eleniyor. Bu açıklamaya hangi terim uyar?
- celiac disease
- non-celiac gluten sensitivity
- wheat allergy
Cevabı göster
non-celiac gluten sensitivity
They experience painful gut symptoms and suffer from fatigue,
2:42Ağrılı bağırsak semptomları yaşarlar ve yorgunluktan,
brain fog, joint pain, or skin rash. Kelime
2:46beyin sisinden, eklem ağrısından veya deri döküntüsünden muzdarip olurlar.
brain fog: zihnin bulanıklaşması hissi
Brain fog, zihinsel olarak net hissedememeyi anlatan, sağlıkla ilgili gayriresmî ve mecazlı bir ifadedir. Odaklanmakta, bir şeyleri hatırlamakta veya hızlı düşünmekte zorlanmayı içerebilir; beyinde gerçekten sis olduğu anlamına gelmez. Bu belirti listesinde brain fog, kişinin bildirdiği bir deneyimi adlandırır; tek ve kesin bir tıbbi tanı değildir.
Alıştırma
Zihinsel olarak net hissedememeyi anlatan gayriresmî sağlık ifadesiyle cümleyi tamamlayın: After the fever, Maya could not focus and had ____.
Cevabı göster
brain fog
A gluten-free diet typically helps with these symptoms. Kalıp ifadeler
2:50Glütensiz bir diyet genellikle bu semptomlara iyi gelir.
helps with these: az önce sözü edilen şeylere yardımcı olmak
Help with + bir sorun, belirti veya görev, “onu ele almayı kolaylaştırmak” ya da “o konuda yardım sağlamak” anlamına gelir. helps with these symptoms ifadesinde with, iyileştirilen veya yönetilen şeyi tanıtır; ifade kesin bir iyileşme vaat etmez. These, daha önce sıralanan belirtilere gönderme yapar. This veya these sözcüklerini yalnızca dinleyen ya da okuyan kişi, durumdan veya önceki sözlerden neyin kastedildiğini anlayabiliyorsa kullanın.
Alıştırma
Cümleyi helps, gerekli edat ve iki soruna gönderme yapan sözcükle tamamlayın: Leo often forgets homework and loses notes. His new planner ____ problems.
Cevabı göster
helps with these
So how many people actually have this gluten sensitivity you speak of? Ton ve niyet
2:54Peki bahsettiğin bu glüten hassasiyetine gerçekte kaç kişi sahip?
this ... you speak of: resmî ve şakacı bir gönderme
gluten sensitivity you speak of ifadesinde you speak of, ilgi zamiri düşürülmüş bir ilgi cümleciğidir. gluten sensitivity ifadesini niteler ve “senin sözünü ettiğin” ya da “hakkında konuştuğun” anlamına gelir. this ... you speak of yapısında biraz resmî ve eski tarz olan ifade biçimi mesafe yaratır. Burada soru tamamen tarafsız değil, şakacı biçimde kuşkucu duyulur ve “sözünü ettiğin şu sözde gluten hassasiyeti” gibi bir ima taşır.
Alıştırma
Bu soruda you speak of nasıl bir etki yaratıyor?
- Konuşanın rahatsızlığın adını duymadığını gösterir.
- Konunun günlük konuşmada yasak olduğu anlamına gelir.
- Karşıdaki kişinin sözünü ettiği şeye, biraz resmî ve şakacı bir mesafeyle gönderme yapar.
Cevabı göster
Karşıdaki kişinin sözünü ettiği şeye, biraz resmî ve şakacı bir mesafeyle gönderme yapar.
but likely much more common than wheat allergy or celiac disease. Dilbilgisi
3:03ancak muhtemelen buğday alerjisi veya çölyak hastalığından çok daha yaygındır.
occurrence in the general population is unclear: nüfustaki sıklığın belirsiz olması
Burada occurrence, tek bir olayı değil, rahatsızlığın ne sıklıkla görüldüğünü anlatır. in the general population yalnızca hastaları veya seçilmiş bir yüksek risk grubunu değil, nüfusun genelini belirtir. is unclear, mevcut kanıtların bu sıklığı belirlemeye yetmediği anlamına gelir. Rahatsızlığın hiç görülmediği anlamına gelmez. İfadenin tamamı bilimsel ve sağlıkla ilgili açıklamalarda yaygın olan temkinli bir anlatımdır.
Alıştırma
Burada occurrence in the general population is unclear ne anlama geliyor?
- Rahatsızlık, yüksek risk grubu dışındaki kişilerde görülemez.
- Mevcut kanıtlar, rahatsızlığın genel nüfusta ne sıklıkla görüldüğünü göstermiyor.
- Araştırmacılar kesin oranı biliyor ama açıklamamayı seçmiş.
Cevabı göster
Mevcut kanıtlar, rahatsızlığın genel nüfusta ne sıklıkla görüldüğünü göstermiyor.
likely much more common than: güçlü ama temkinli bir karşılaştırma
likely much more common than ifadesinde likely, karşılaştırmanın kesin değil, muhtemel olduğunu gösterir. much, more common karşılaştırmasını güçlendirerek yaygınlık farkının büyük olduğunu belirtir. Kalıp (be) likely + much + karşılaştırma sıfatı + than + karşılaştırma noktası şeklindedir. Büyük bir farkı anlatırken iddiayı temkinli tutar.
Alıştırma
Temkinli karşılaştırmayı hedef ifadeyle tamamlayın: This reaction is ____ most people think.
Cevabı göster
likely much more common than
Diagnosis is based on the development of symptoms, Kalıp ifadeler
3:08Teşhis, semptomların gelişimine,
the absence of wheat allergy and celiac disease, Kalıp ifadeler
3:11buğday alerjisi ve çölyak hastalığının olmamasına
the absence of wheat allergy and celiac disease: iki hastalığın da bulunmadığını belirtmek
The absence of + isim yapısı, mevcut olmayan bir durumu, bulguyu veya özelliği belirtir. Bu cümlede ifade, hem buğday alerjisinin hem de çölyak hastalığının bulunmamasını tanısal açıklamadaki tek bir resmî unsur olarak ele alır. Burada gluten hassasiyeti değerlendirilirken bir dışlama koşulu sunar: adı geçen iki hastalık da mevcut değildir. Bu kalıp, resmî bir açıklamada bir şeyin bulunmadığını veya tespit edilmediğini kaydetmek gerektiğinde başka bağlamlarda da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi resmî isim öbeğiyle tamamlayın: The evaluation confirmed the ____.
Cevabı göster
absence of wheat allergy and celiac disease
and subsequent improvement on a gluten-free diet. Kalıp ifadeler
3:14ve ardından glütensiz bir diyetle durumun iyileşmesine dayanır.
Diagnosis is based on: tanının dayandığı kanıtları belirtme
Diagnosis is based on, tanının ardından gelen kanıtlar kullanılarak belirlendiği anlamına gelir. on edatı tanının kendisini değil, yargının dayanağını getirir. Edilgen be based on yapısı, dikkati tanıyı koyan kişiden çok kanıtlara veya ölçütlere yöneltir. Bu cümlede on sonrasındaki üç paralel isim öbeği üç ayrı kanıt sunar.
Alıştırma
Dayanak belirtmek için kullanılan şimdiki zaman hedef yapısıyla cümleyi tamamlayın: The score ____ three short tests.
Cevabı göster
is based on
subsequent improvement on a gluten-free diet: zaman sırası ve uygulanmakta olan tedavi
Subsequent improvement, çevresindeki tıbbi açıklamanın kurduğu sırada daha sonra gözlemlenen iyileşme demektir. Subsequent resmî bir zaman belirtecidir: bu iyileşmeyi daha önceki bir değerlendirme veya değişiklikle ilişkilendirir ancak tam olarak ne kadar sonra gerçekleştiğini söylemez. On a gluten-free diet, söz konusu beslenme planı uygulanırken demektir. On fiziksel bir yeri değil, gözlem sırasında uygulanmakta olan diyeti belirtir; ifade gözlemlenen bir zaman ilişkisini aktarır ve tek başına iyileşmeye yalnızca diyetin neden olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
The patient showed subsequent improvement on a gluten-free diet cümlesindeki ifade ne anlama gelir?
- Yazılı bir diyet planının üzerine yerleştirilen iyileşme
- Hasta glutensiz bir diyet uygularken gözlemlenen iyileşme
- Diyet başlamadan önce gerçekleşen iyileşme
Cevabı göster
Hasta glutensiz bir diyet uygularken gözlemlenen iyileşme
reliable test: sonuçlarına güvenilebilen test
There's no reliable blood or tissue test, bu durum hakkında güvenilir kanıt sağlayacak kadar sağlam bir kan ya da doku testi bulunmadığı anlamına gelir. Or ile bağlanan iki seçeneğin önündeki no, her iki kategoride de güvenilir bir seçenek olmadığını belirtir. Burada reliable bir kişiyi değil, test sözcüğünü niteler. A reliable test, sonuçlarına düzenli olarak güvenilebilen bir testtir; testin hiçbir zaman yanlış olamayacağı anlamına gelmez.
Alıştırma
Doktorların bu durum için henüz güvenebilecekleri bir testi olmadığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- There is no reliable test for the condition yet.
- There is no rapid test for the condition yet.
- There is no painless test for the condition yet.
Cevabı göster
There is no reliable test for the condition yet.
partly because gluten sensitivity isn't a single disease and has a number of different possible causes. Anlatım akışı
3:20kısmen glüten hassasiyetinin tek bir hastalık olmaması ve bir dizi farklı olası nedeninin olmasıdır.
isn't a single disease and has a number of ... causes: iki parçalı bir açıklama
Vurgulanan yan cümle gluten duyarlılığıyla ilgili iki bağlantılı gerçeği bir araya getirir: tek ve aynı yapıda bir hastalık değildir ve birkaç farklı nedeni olabilir. And ile bağlanan iki yüklem aynı özneyi paylaşır: gluten sensitivity isn't ... and gluten sensitivity has .... Cümlenin tamamında bu iki gerçek, tek bir güvenilir test geliştirmenin neden zor olduğunu açıklayan etkenlerin bir parçasıdır. A number of birkaç anlamına gelir; kesin bir sayı vermez.
Alıştırma
Vurgulanan yan cümle bu cümlede bilgiyi düzenleme açısından hangi görevi üstleniyor?
- Her vakanın nedeninin tamamen aynı olduğunu belirtir.
- Bilinen nedenlerin kesin sayısını verir.
- Tanının neden zor olduğunu açıklamaya yardımcı olan iki bağlantılı gerçek verir.
Cevabı göster
Tanının neden zor olduğunu açıklamaya yardımcı olan iki bağlantılı gerçek verir.
For example, it may be the case that gluten can activate the immune system in the small intestine Notlar
3:27Örneğin, glütenin ince bağırsaktaki bağışıklık sistemini aktive etmesi
For example, it may be the case that: olası bir açıklama sunmak
For example, ardından belirli bir örnek ya da olası bir mekanizma geleceğini gösterir. Açıklamayı genel bir tartışmadan belirli bir olasılığa geçirerek bilgiyi düzenler. it may be the case that, that sonrasında tam bir yan cümle getirir; may ise kesinlik derecesini düşürür. İfade bir bütün olarak sonraki iddiayı doğrulanmış bir sonuç değil, olası bir açıklama olarak sunar.
Alıştırma
“For example, it may be the case that” burada ne yapıyor?
- Mekanizmanın kesin olarak kanıtlandığını belirtir.
- Bağışıklık sisteminin etkinleştirilmesi için emir verir.
- Olası bir mekanizmayı örnek olarak sunar.
Cevabı göster
Olası bir mekanizmayı örnek olarak sunar.
gluten can activate the immune system: biyolojide activate
gluten can activate the immune system ifadesinde activate, bağışıklık sisteminin bir tepki başlatmasına veya tepkisini artırmasına neden olmak demektir. Fiil, makinelerin yanı sıra biyolojik sistemler için de doğal biçimde kullanılır: sistem kelimenin gerçek anlamıyla açılmaz, etkin hâle gelir. Bu ifade, tepkinin yararlı olup olmadığı konusunda tarafsızdır. Etkinleşmiş bir bağışıklık tepkisi vücudu koruyabilir, ancak iltihaplanmaya veya başka belirtilere de katkıda bulunabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, bağışıklık sisteminin güçlendiğini iddia etmeden bir maddenin sistemi tepki vermeye başlatabileceğini anlatır?
- The substance may suppress the immune system.
- The substance may strengthen the immune system.
- The substance may activate the immune system.
Cevabı göster
The substance may activate the immune system.
or cause it to become leaky. Dilbilgisi
3:33veya bağırsağın geçirgen hale gelmesine neden olması söz konusu olabilir.
cause it to become leaky: cause + nesne + to become + sıfat
cause + nesne + to become + sıfat yapısı, bir şeyin nesneyi yeni bir duruma soktuğunu belirtir. Burada it, ince bağırsağı ifade eder; leaky ise ortaya çıkan durumu adlandırır. cause fiilinden sonra nesne ve to alan mastar kullanılır: cause it to become; cause it become değil. Bu tıbbi bağlamda leaky, bağırsak bariyerinin daha geçirgen hâle gelmesini anlatan bir benzetmedir. Bağırsağın hasarlı bir boru gibi gerçekten sızdırdığı anlamına gelmez.
Alıştırma
cause + object + to become hedef yapısını tamamlayın: Very cold weather can cause the rubber ____ brittle.
Cevabı göster
to become
But sometimes people claiming gluten sensitivity are actually sensitive not to wheat proteins, Dilbilgisi
3:35Ancak bazen glüten hassasiyeti olduğunu iddia eden kişiler aslında buğday proteinlerine değil,
but sugars found in wheat and other foods called fructans. Kelime
3:41buğdayda ve fruktan adı verilen diğer gıdalarda bulunan şekerlere karşı hassastır.
sensitive not to A, but B: gerçek tetikleyiciyi düzeltme
not A, but B kalıbı beklenen bir açıklamayı düzeltir: A’yı reddeder ve B’yi daha doğru yanıt olarak sunar. Burada bazı kişiler için buğday proteinleri tetikleyici olarak reddedilirken, fruktan adı verilen şekerler gerçekte hassas oldukları şey olarak sunulur. Ana vurgu but sonrasındaki B’dedir. Sensitive, to edatıyla kullanılır. Cümlede ikinci to söylenmez, ancak anlamda vardır: sensitive not to wheat proteins, but (to) sugars. Özenli konuşma veya yazıda edatı tekrarlamak —sensitive not to A, but to B— paralel yapıyı daha açık hâle getirir.
Alıştırma
not ... but ... düzeltme yapısını tamamlayın: Lina is sensitive not to dairy, ____ to a preservative in the sauce.
Cevabı göster
but
sugars ... called fructans: fruktan adı verilen şekerler
Bu cümlede fructans, buğdayda ve başka gıdalarda doğal olarak bulunan şekerler şeklinde tanıtılıyor. Buradaki sugars, gıda biliminde belirli karbonhidratlar için kullanılan geniş anlamlı bir terimdir; yalnızca yiyeceğe eklenen sofra şekerini anlatmaz. found in wheat and other foods bu şekerlerin nerede bulunduğunu açıklar, called fructans ise adlarını verir. İsim + found in ... + called ... kalıbı, bir maddeyi tanıtıp tanımlamak için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümlede fructans nedir?
- Buğday gibi gıdalarda bulunan bir şeker grubu.
- Yalnızca buğdayda bulunan proteinler.
- Yiyeceklere eklenen sofra şekeri.
Cevabı göster
Buğday gibi gıdalarda bulunan bir şeker grubu.
The human intestine can't break down or absorb fructans, Kalıp ifadeler
3:46İnsan bağırsağı fruktanları parçalayamaz veya ememez,
can't break down or absorb: parçalayamamak veya emememek
Sindirim bağlamında break down, bir yiyeceği veya başka bir maddeyi daha küçük parçalara ayırmak anlamına gelir. Absorb ise bir maddenin bağırsaktan geçerek vücuda alınması anlamına gelir. can't, can't break down or absorb yapısındaki iki fiili de olumsuz yapar. Bu olumsuz yapıda or, bağırsağın yapamadığı iki şeyi bağlar: bağırsak fruktanları ne parçalayabilir ne de emebilir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “daha küçük parçalara ayırmak veya vücuda almak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: A digestive problem can make it hard to ____ certain nutrients.
Cevabı göster
break down or absorb
so they make their way to the large intestine or colon, Kalıp ifadeler
3:50bu yüzden bunlar kalın bağırsağa veya kolona doğru yola çıkarlar,
make their way to: bir yolu izleyerek bir yere ulaşmak
Make one's way to, “bir yere doğru ilerlemek ve sonunda oraya ulaşmak” anlamına gelir ve çoğu zaman yolu ya da hareket sürecini vurgular. Bu cümlede they, fructans sözcüğünü karşılar; bu yüzden iyelik belirleyicisi their kullanılır: make their way to the large intestine. Kalıp make + iyelik belirleyicisi + way + to + yer şeklindedir. İyelik belirleyicisi özneyle uyumlu olur: I make my way, we make our way ve it makes its way. Burada make, “yaratmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi make one's way to kalıbının geçmiş biçimiyle tamamlayın: After the show, we ____ the exit through the crowd.
Cevabı göster
made our way to
producing short-chain fatty acids and gases. Kelime
3:55kısa zincirli yağ asitleri ve gazlar üretirler.
they're fermented by bacteria: edilgen yapı
They're fermented by bacteria edilgen bir yapıdır: they are + fermented + by bacteria. Özne olan fructans eylemden etkilenir; by bacteria ise eylemi bakterilerin yaptığını belirtir. Ferment, mikroorganizmaların bir maddeyi parçalaması ya da dönüştürmesi ve çoğu zaman başka maddeler üretmesi anlamına gelir. Bu sözcük yalnızca yiyecek ve içecekler için kullanılmaz; bakterilerin bağırsaktaki bir maddeye yaptığı işlemi de anlatabilir.
Alıştırma
Hangi etken cümle “The carbohydrates are fermented by gut bacteria” ile aynı anlama gelir?
- Gut bacteria ferment the carbohydrates.
- Gut bacteria are fermented with the carbohydrates.
- The carbohydrates ferment without bacteria.
Cevabı göster
Gut bacteria ferment the carbohydrates.
short-chain fatty acids and gases: fermantasyonun iki ürünü
short-chain fatty acids ifadesi, kısa karbon zincirlerine sahip yağ asitleri için kullanılan bilimsel bir terimdir. Bu sindirim bağlamında gases, yakıt gazını değil, fermantasyon sırasında bağırsakta oluşan gazları ifade eder. and iki ürün türünü birbirine bağlar: short-chain fatty acids ve gases. short-chain nitelemesi yalnızca fatty acids ifadesine aittir; gases sözcüğünü nitelemez.
Alıştırma
Bu cümlede short-chain fatty acids and gases ifadesi neyi adlandırıyor?
- Bağırsakta kullanılan iki tür yakıttır.
- Fermantasyonun iki ürünüdür: kısa zincirli yağ asitleri ve bağırsak gazları.
- Gaz adı verilen tek bir yağ asidi türüdür.
Cevabı göster
Fermantasyonun iki ürünüdür: kısa zincirli yağ asitleri ve bağırsak gazları.
This leads to unpleasant symptoms in some people with bowel problems.
3:59Bu da bağırsak sorunları olan bazı kişilerde rahatsız edici semptomlara yol açar.
Another possible explanation behind gluten sensitivity is the nocebo effect. Notlar
4:04Glüten hassasiyetinin ardındaki bir diğer olası açıklama nocebo etkisidir.
Another possible explanation behind: yeni bir varsayım eklemek
Another, en az bir açıklamanın daha önce ele alındığını gösterir. Açıklamalar listesine bir tane daha ekler; possible ise konuşanın bunun kesin olduğunu iddia etmediğini gösterir. Another possible explanation behind X is Y kalıbında X açıklanması gereken olgu, Y ise önerilen neden veya açıklamadır. Behind, fiziksel olarak bir şeyin arkasında olmayı değil, olayın temelinde bulunmayı ifade eder. Bu ifade bir varsayımdan diğerine geçmeye yardımcı olur.
Alıştırma
Another possible explanation behind burada söylem içinde hangi görevi görür?
- Bir açıklamanın fiziksel konumunu tarif eder.
- Önceki bütün açıklamaları reddeder ve kesin bir sonuç verir.
- Daha önce ele alınan açıklamalara yeni ama belirsiz bir açıklama ekler.
Cevabı göster
Daha önce ele alınan açıklamalara yeni ama belirsiz bir açıklama ekler.
the nocebo effect: olumsuz beklentiler ve belirtiler
Nosebo etkisi, olumsuz beklentiler belirtilerin ortaya çıkmasına katkıda bulunduğunda veya belirtilerin daha kötü hissedilmesine yol açtığında görülür. Temel zincir şudur: olumsuz beklenti → kişinin deneyiminde gerçek bir değişim. Bu cümlede terim, glüten hassasiyeti için olası açıklamalardan biri olarak sunuluyor. Bir tıbbi testin değil, beklentiyle ilişkili bir etkinin adıdır. Ayrıca possible sözcüğü bunun her vakayı açıkladığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Nosebo etkisini en iyi hangi ifade açıklar?
- Bir laboratuvar testi vücuttaki bir noceboyu doğrudan tespit eder.
- Olumsuz beklentiler, gerçekten hissedilen belirtilere katkıda bulunabilir.
- Bir kişi başkalarını yanıltmak için belirtileri bilerek uydurur.
Cevabı göster
Olumsuz beklentiler, gerçekten hissedilen belirtilere katkıda bulunabilir.
This occurs when a person believes something will cause problems
4:09Bu, bir kişi bir şeyin sorunlara neden olacağına inandığında
and because of that belief, it does. Anlatım akışı
4:13ve sırf bu inanç yüzünden sorunlar gerçekten ortaya çıktığında meydana gelir.
because of that belief, it does: neden ve fiil öbeğinin yerine kullanım
Because of that belief, inancı ardından gelen sonucun nedeni olarak gösterir. Önceki “a person believes something will cause problems” düşüncesini sonuçla, yani sorunların gerçekten ortaya çıkmasıyla bağlar. it does içindeki it, something ifadesine gönderme yapar; does ise causes problems ifadesinin yerine geçer. Tam anlamı “because of that belief, it causes problems” şeklindedir. Bu kullanım bütün fiil öbeğini tekrarlamayı önler ve cümleyi beklentiden sonuca taşır.
Alıştırma
“because of that belief, it does” bölümünde “it does” ne anlama gelir?
- Hiçbir anlam eklemez ve her zaman silinebilir.
- İnanç fiziksel bir nesneye dönüşür.
- Söz konusu şey sorunlara yol açar.
Cevabı göster
Söz konusu şey sorunlara yol açar.
It's the opposite of the more well-known and much more fortuitous placebo effect. Notlar
4:16Daha iyi bilinen ve çok daha sevindirici olan plasebo etkisinin tam tersidir.
Karşıt kavramları It's the opposite of ile ilişkilendirmek
X is the opposite of Y kalıbı, X ile Y'nin anlam, özellik, etki veya sonuç bakımından birbirine karşıt olduğunu belirtir. Burada it, nocebo etkisini; Y ise plasebo etkisini ifade eder. Bu ifade yalnızca fiziksel yönler için kullanılmaz. İki terim veya olgunun ilişkisini hızlıca açıklamak için de kullanılabilir: Expansion is the opposite of contraction.
Alıştırma
Belirtilen ifadeyle sabit kalıbı tamamlayın: A decrease is ____ an increase.
Cevabı göster
the opposite of
more well-known and much more fortuitous placebo effect ifadesinin anlamı
Plasebo etkisi, bir tedavinin yalnızca belirli etkin maddesinden değil, olumlu beklentilerden veya tedavi ortamından kaynaklanan bir iyileşme olabilir. Bu cümlede, karşıt nocebo etkisini anlamak için daha tanıdık bir başvuru noktası olarak kullanılır. More well-known, plasebo etkisinin nocebo etkisinden daha çok bilindiğini belirtir. Much more fortuitous, plasebo sonucunu çok daha olumlu ve tesadüfle ilişkili olarak sunar. Fortuitous, bir şeyin tesadüfen gerçekleşmesi fikrini taşır; bu bağlamda o tesadüfi sonuç aynı zamanda şanslıdır.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan tanım ne anlama geliyor?
- Plasebo etkisi, sonucu garanti edilen etkin bir ilaçtır.
- Plasebo etkisi daha az bilinir ve belirtileri kötüleştirdiği söylenir.
- Plasebo etkisi daha çok bilinir ve çok daha olumlu, tesadüfle ilişkili bir sonuca sahipmiş gibi sunulur.
Cevabı göster
Plasebo etkisi daha çok bilinir ve çok daha olumlu, tesadüfle ilişkili bir sonuca sahipmiş gibi sunulur.
Given how much bad press gluten is getting in the media, Notlar
4:21Medyada glütenle ilgili ne kadar çok kötü haber çıktığı göz önüne alındığında,
Given how much: bir miktarı akıl yürütmenin temeli yapmak
Bu yan tümcenin başındaki Given, “göz önünde bulundurulduğunda” veya “dikkate alındığında” anlamına gelir. Konuşanın sonraki sonuç için temel kabul ettiği bilgiyi sunar; burada edilgen biçimde “verilmiş” anlamına gelmez. Given how much + sayılamayan isim + özne + fiil yapısında how much, miktarı veya dereceyi vurgular. Ardından gelen bölüm gömülü bir yan tümcedir; bu nedenle is gluten getting değil, gluten is getting biçimindeki düz cümle sırasını korur.
Alıştırma
Cümleyi Given how much ifadesiyle tamamlayın: ____ time we have left, we should begin now.
Cevabı göster
Given how much
get bad press: medyada olumsuz haberlerle anılmak
Bad press, haber medyasındaki olumsuz yayınları veya ilgiyi ifade eder. get bad press ifadesinde press, fiziksel baskı ya da basma eylemi değil, “basın” veya “medya” anlamındadır. Temel cümle gluten is getting bad press in the media şeklindedir. how much sonrasında how much bad press grubu özneden önce gelir ve how much bad press gluten is getting yapısını oluşturur. Bu, glütenin o anda medyada çok sayıda olumsuz haber aldığını ifade eder.
Alıştırma
“The airline is getting bad press” ne anlama gelir?
- Hava yolu şirketine fiziksel olarak baskı uygulanıyor.
- Hava yolu şirketi baskı ekipmanı satın alıyor.
- Hava yolu şirketi hakkında medyada olumsuz haberler çıkıyor.
Cevabı göster
Hava yolu şirketi hakkında medyada olumsuz haberler çıkıyor.
the nocebo response may play a role for some people who think they're sensitive to gluten. Kalıp ifadeler
4:25nocebo tepkisi glütene duyarlı olduğunu düşünen bazı insanlarda rol oynayabilir.
nocebo response may play a role: olası bir katkı etkeni
Burada play a role, bir karakteri canlandırmak değil, “bir etkiye katkıda bulunmak” veya “bir şeyi açıklamaya yardımcı olmak” anlamına gelir. Nocebo response, etkili olabilecek etkenlerden biri olarak sunulur. May, iddiayı kesin değil ihtiyatlı hâle getirir. Bu ifade, nocebo response'un soruna kesinlikle yol açtığını ya da her durumu açıkladığını söylemez. Etkilenen süreci veya sonucu belirtmek için play a role in + isim ya da -ing biçimi kullanılır; for some people iddiayı belirli bir grupla sınırlar.
Alıştırma
Hangi cümle uykuyu doğal biçimde olası bir katkı etkeni olarak sunar?
- An actor plays a role in the school musical.
- Sleep is the only possible cause of memory formation.
- Sleep may play a role in memory formation.
Cevabı göster
Sleep may play a role in memory formation.
For all these reasons: önceki nedenleri toplayıp sonuca geçmek
For all these reasons, daha önce belirtilen birkaç nedeni bir araya getirir ve anlatımı bu nedenlerin desteklediği sonuca taşır. For “-den dolayı” anlamı verir, all nedenleri bir grup olarak toplar, these ise önceki bilgilere gönderme yapar. Bu ifade yeni bir neden eklemez. Bir işaret görevi görür: gerekçeler bölümü bitmek üzeredir ve sırada genel sonuç vardır.
Alıştırma
For all these reasons bir argümanda genellikle ne yapar?
- Önceki nedenlerin önemsiz olduğunu gösterir.
- Önceki nedenleri bir araya getirir ve bunların desteklediği sonucu sunar.
- Henüz ele alınmamış yeni bir neden sunar.
Cevabı göster
Önceki nedenleri bir araya getirir ve bunların desteklediği sonucu sunar.
and other grains aren't exclusively due to gluten. Dilbilgisi
4:35ve diğer tahılları yediklerinde geliştirdikleri sorunların sadece glütenden kaynaklanmadığı açıktır.
aren't exclusively due to gluten: tek neden iddiasını reddetme
be due to X kalıbı, X'i bir neden olarak sunar. Exclusively bu iddiayı X ve başka hiçbir neden yok anlamıyla sınırlar. Aren't kullanıldığında cümle yalnızca bu tek neden iddiasını reddeder. Bu nedenle ifade, glütenin tek açıklama olmadığı anlamına gelir. Glüten yine de katkıda bulunabilir; bu kullanım başka nedenlere yer bırakır ve sonucu daha temkinli hâle getirir.
Alıştırma
aren't exclusively due to gluten ifadesini en doğru açıklayan seçenek hangisidir?
- Glüten nedenlerden biri olabilir, ancak mutlaka tek neden değildir.
- Glüten kesinlikle sorunların tek nedenidir.
- Glüten sorunlara hiçbir şekilde katkıda bulunamaz.
Cevabı göster
Glüten nedenlerden biri olabilir, ancak mutlaka tek neden değildir.
So a better name than non-celiac gluten sensitivity might be wheat intolerance. Anlatım akışı
4:39Bu yüzden çölyak dışı glüten hassasiyetinden daha iyi bir isim buğday intoleransı olabilir.
So a better name than A might be B: temkinli bir yeniden adlandırma
So, bu cümlenin önceki tartışmadan çıkarılan bir sonuç olduğunu gösterir. a better name than A might be B kalıbı önce A'yı daha az doğru bir etiket olarak ele alır, ardından B'yi olası bir iyileştirme olarak önerir. Nedenlerle ilgili bilgileri bir adlandırma önerisi biçiminde yeniden düzenler. Buradaki mantık şudur: sorunlar yalnızca glütenden kaynaklanmıyorsa buğday intoleransı daha geniş sorunu daha iyi tanımlayabilir. Might be öneriyi geçici ve temkinli tutar; bu, terminolojinin resmen değiştiğine dair bir duyuru değil, dikkatli bir öneridir.
Alıştırma
Cümlenin temel söylem işlevi nedir?
- Önceki kanıtlara dayanarak buğday intoleransının daha doğru bir etiket olabileceğini temkinli biçimde önerir.
- Çölyak dışı glüten duyarlılığı teriminin resmen yasaklandığını duyurur.
- İki etiketin resmî olarak tamamen aynı ve birbirinin yerine kullanılabilir olduğunu ilan eder.
Cevabı göster
Önceki kanıtlara dayanarak buğday intoleransının daha doğru bir etiket olabileceğini temkinli biçimde önerir.
Okay, so if instead of telling people you're gluten-free, Dilbilgisi
4:45Tamam, diyelim ki insanlara glütensiz beslendiğini söylemek yerine
you had to tell them you're wheat intolerant,
4:49onlara buğday intoleransın olduğunu söylemek zorunda kalsaydın,
insanlara glütensiz beslendiğini söylemek yerine buğday intoleransın olduğunu söylemek zorunda kalsaydın
Vurgulanan bölüm, hayalî bir değişimi ortaya koyar: Kişi, insanlara bir şey söylemek yerine başka bir şey söylemek zorunda kalacaktır. Instead of ifadesinden sonra ulaç, yani -ing biçimi gelir; bu nedenle telling, yerine başka bir eylem konan eylemi adlandırır. Buradaki had to geçmişte yaşanmış bir olayı anlatmaz. Varsayımsal if yan cümlesinde hayal edilen bir baskı veya zorunluluk bildirir; koşulun sonucu ise ardından gelen would sorusunda yer alır.
Alıştırma
take the bus ifadesini instead of + -ing biçiminde kullanarak cümleyi tamamlayın: If, ____, you had to walk home, would you leave early?
Cevabı göster
instead of taking the bus
would I still have to hear about it as often as I do now? Ton ve niyet
4:52yine de bunu şimdiki kadar sık duymak zorunda kalır mıydım?
Yine de bundan şimdi olduğu kadar sık söz edildiğini duymak zorunda kalır mıydım?: retorik bir yakınma
Would ile kurulan soru, önceki if yan cümlesinde hayal edilen değişikliğin sonucunu sorar. Yüzeyde konuşmacı, konu hakkında bir şeyler duymaya devam edip etmeyeceğini sorar; ancak bağlamda bu esas olarak retorik bir sorudur. Tam bir sıklık sayısı istemek yerine, konuyu bu kadar sık duymanın sinir bozucu olduğundan yakınır. Still have to, tekrarlanan deneyimi istenmeyen bir zorunluluk gibi sunar; as often as I do now ise hayal edilen durumu konuşmacının zaten yüksek bulduğu şu anki sıklıkla karşılaştırır. Hear about it, insanların o konuyu tartıştığını veya ondan söz ettiğini duymak anlamına gelir.
Alıştırma
Bir arkadaş aynı ödevi sürekli unutuyor. Bu soru esas olarak ne anlatıyor? If the class app sent reminders, would I still have to remind you as often as I do now?
- Konuşmacı, arkadaşının daha sık unutmasını istiyor.
- Konuşmacı, hatırlatmaların kesin sayısını soruyor.
- Konuşmacı daha fazla hatırlatma göndereceğine söz veriyor.
- Konuşmacı, hatırlatmaların zaten gereğinden fazla sık olduğundan yakınıyor.
Cevabı göster
Konuşmacı, hatırlatmaların zaten gereğinden fazla sık olduğundan yakınıyor.
Your gluten sensitivity sensitivity is coming off as wheat intolerance intolerance. Notlar
4:55Senin "glüten hassasiyetine" karşı olan hassasiyetin, "buğday intoleransına" karşı olan intoleransın gibi görünüyor.
sensitivity sensitivity ... intolerance intolerance: kelime tekrarlı oyun
Cümlede kelime oyunu yaratmak için sensitivity ve intolerance kasıtlı olarak tekrarlanır. gluten sensitivity içindeki sensitivity bir sağlık durumunun adıdır; ikinci sensitivity ise bu duruma ilişkin konuya karşı alıngan veya aşırı tepkili olma şeklindeki günlük anlamıyla kullanılır. Benzer şekilde, wheat intolerance bir sağlık etiketi olarak ele alınırken ikinci intolerance, bu konuya tahammül edememek veya tahammül etmek istememek anlamına gelir. Tekrar, tıbbi çağrışımlı etiketleri takılmalı bir karşılığa dönüştürür; iki yeni sağlık durumundan söz edilmez.
Alıştırma
Tekrarlanan kelimelerdeki şakayı oluşturan nedir?
- İkinci sensitivity ve intolerance, sağlık etiketlerine tepki verme veya onları tolere etme hakkındaki günlük anlamlarıyla kullanılır.
- İki kelime de aynı sağlık durumunu iki kez adlandırır.
- Konuşmacı yanlışlıkla yaptığı iki tekrarı düzeltiyor.
Cevabı göster
İkinci sensitivity ve intolerance, sağlık etiketlerine tepki verme veya onları tolere etme hakkındaki günlük anlamlarıyla kullanılır.
coming off as: birinin bıraktığı izlenim
Come off as + sıfat veya isim öbeği, “başkalarında belirli bir izlenim bırakmak” anlamına gelir. Birinin sözlerinin, davranışının veya tutumunun nasıl algılandığını anlatır; bu algı kişinin niyetinden farklı olabilir. Burada is coming off as, önceki tutumun bir tür tahammülsüzlük gibi göründüğünü söyler. Anlam bir izlenimle ilgilidir; come off fiilinin “yerinden çıkmak” şeklindeki fiziksel anlamıyla ilgili değildir.
Alıştırma
Cümleyi come off as ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Although Mia meant to sound confident, she ____ arrogant.
Cevabı göster
came off as