Aspirin nasıl keşfedildi - Krishna Sudhir: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
635 kelime 136 kel/dk

Video özeti: Bu animasyonlu tıp tarihi, aspirinin eski söğüt kabuğu tedavilerinden kimyasal senteze ve biyolojik mekanizmalarının keşfine, ardından ağrı, iltihap ve kan pıhtılarına karşı günümüzdeki kullanımına uzanan gelişimini anlatırken ciddi riskleri ve olası yeni kullanım alanlarını da ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. scraped the bark off — Öbek fiiller: scrape something off ifadesinin bir yüzeydeki katmanı ya da maddeyi kazıyarak çıkarmayı anlattığını öğrenin. off sözcüğünün yalnızca kazıma eylemini değil, yüzeyden ayrılma ve işlemin tamamlanması sonucunu da kattığını ayırt edin. 2. which in turn form blood clots. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: in turn ifadesinin çok aşamalı bilimsel açıklamada bir sonraki sonucu nasıl sunduğunu izleyin: bazı kimyasallar trombositlerin kümelenmesine, trombositler de ardından pıhtı oluşmasına yol açar. Nedensellik zincirlerini açıkça kurmak için bu yapıyı kullanın. 3. its humble beginnings in a scraping of willow bark. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: humble beginnings ifadesini, gösterişsiz bir başlangıçla daha sonraki büyük başarıları karşılaştıran bir mecaz olarak anlayın. Aspirinin günümüzdeki önemini sade kökenine bağlayan etkili bir sonuç oluşturmak için kullanın.

Bu derste

4,000 years ago, Anlatım akışı

0:07

4.000 yıl önce,

the ancient Sumerians made a surprising discovery. Kalıp ifadeler

0:09

eski Sümerler şaşırtıcı bir keşif yaptılar.

Anlatım akışı

4,000 years ago: hikâyenin başındaki zaman işareti

Cümlenin başındaki 4,000 years ago, ardından gelen her şeyin zamanını belirler. Bu ifade arka plan bilgisidir; the ancient Sumerians made a surprising discovery ise ana olaydır. “Zaman ifadesi + virgül + ana olay” yapısı, dinleyicinin bir olayı zaman çizelgesine hızla yerleştirmesine yardımcı olur. Tarih, biyografi ve bilim anlatılarında sık kullanılır.

Alıştırma

Bu cümlede 4,000 years ago ne işe yarar?

  1. Keşfin 4.000 yıl sürdüğünü söyler.
  2. Bu keşfi daha sonraki bir keşifle karşılaştırır.
  3. Keşfi tarihsel bir zaman çizelgesine yerleştirir.
Cevabı göster

Keşfi tarihsel bir zaman çizelgesine yerleştirir.

Kalıp ifadeler

made a surprising discovery: make a discovery eşdizimi

Make a discovery, “önceden bilinmeyen bir şeyi keşfetmek” anlamına gelen yerleşik bir eşdizimdir. Örnekteki made, make fiilinin geçmiş zaman biçimidir; “üretti” anlamına gelmez. Surprising sıfatı discovery sözcüğünü niteler. Aynı eşdizim important, new veya unexpected gibi başka sıfatlarla da kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi make a surprising discovery ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the experiment, the team ____.

Cevabı göster

made a surprising discovery

If they scraped the bark off a particular kind of tree and ate it, Notlar

0:12

Belirli bir tür ağacın kabuğunu kazıyıp yediklerinde,

Öbek fiiller

scraped the bark off: scrape X off kalıbı

Scrape X off, X’i bir yüzeyden sürterek veya bir kenarla kazıyarak çıkarmak demektir. scraped the bark off ifadesinde the bark, X’tir; off ise sonucu, yani kabuğun ağaçtan ayrıldığını gösterir. Her iki öge de söyleniyorsa scrape + çıkarılan şey + off + yüzey sırası kullanılır: scrape the ice off the window. Yüzey zaten belliyse söylenmeyebilir: scrape the ice off.

Alıştırma

scrape fiilini geçmiş zamanda kullanın ve scrape + the ice + off sırasını koruyun: Before driving, Maya ____ the windshield.

Cevabı göster

scraped the ice off

their pain disappeared.

0:16

acıları yok oluyordu.

Dilbilgisi

If they scraped ... and ate it, their pain disappeared: geçmişte koşul ve sonuç

if yan cümlesi koşulun tamamını verir: önce ağaç kabuğunu kazıyıp çıkarırlar, sonra onu yerler. scraped ve ate fiilleri aynı yan cümlede birbirine bağlanmıştır; bu yüzden iki eylem de koşulun parçasıdır. Ana cümle olan their pain disappeared sonucu verir. Her iki cümlede de simple past kullanıldığı için cümle geçmişteki bir koşul-sonuç ilişkisini aktarır. Bu tür tarihsel anlatımlarda if, “bu koşul her gerçekleştiğinde” anlamında düşünülebilir; tek başına şimdi ya da gelecekle ilgili gerçek dışı bir varsayım göstermez.

Alıştırma

Hangi cümle aynı geçmiş koşuldan geçmiş sonuca giden yapıyı korur?

  1. If the campers heard the bell, they returned to the cabin.
  2. If the campers hear the bell, they will return to the cabin.
  3. If the campers had heard the bell, they would have returned to the cabin.
Cevabı göster

If the campers heard the bell, they returned to the cabin.

Little did they know that what they'd found was destined to influence the future course of medicine. Notlar

0:18

Buldukları şeyin tıp tarihinin gelecekteki akışını etkileyecek bir kaderi olduğundan haberleri yoktu.

Dilbilgisi

Little did they know that: anlatıda önceden sezdirme için devrik yapı

Little did they know that ... ardından gelen olgunun gerçekleşeceğinden hiç haberleri olmadığını anlatır. Buradaki little olumsuz anlam taşır ve cümlenin başına getirildiği için İngilizcede özne ile yardımcı fiilin yeri değişir: Little + did + özne + fiilin yalın hâli. did sonrasında knew değil, know kullanılır. Bu yapı, anlatıcının kişilerin o sırada bilmediği bir sonucu sonradan biliyor olarak geçmişe bakmasını sağlar. O zamanki sınırlı farkındalık ile daha sonra ortaya çıkan önemli sonucu karşılaştırdığı için anlatıda önceden sezdirme işlevi görür.

Alıştırma

Düşünceyi anlatısal devrik yapıyla yeniden yazın. she had no idea ifadesinin devrik biçimini kullanın: ____ that the forgotten sketch would later become the museum's logo.

Cevabı göster

Little did she know

Kalıp ifadeler

destined to influence: kaçınılmaz olarak sunulan bir sonuç

Be destined to + fiilin yalın hâli bir sonucu kaderde yazılı veya görünüşte kaçınılmaz olarak sunar. was destined to influence ifadesinde influence, to sonrasında gelen fiilin yalın hâlidir; geçmiş zaman biçimi was ise bakış açısını daha önceki bir zamana yerleştirir. Burada anlatıcı tarihin daha sonraki bir noktasından geçmişe bakar. İfade yalnızca ne olacağını bildirmekle kalmaz, gelecekteki etkiye tarihsel bir kaçınılmazlık veya kader duygusu da katar.

Alıştırma

Bir biyografi yazarı, buluşun sonraki etkisini sanki kaçınılmazmış gibi sunmak istiyor. Hangi cümle bu tona en iyi uyar?

  1. The invention transformed communication.
  2. The invention was destined to transform communication.
  3. The invention was likely to transform communication.
Cevabı göster

The invention was destined to transform communication.

Kelime

future course of medicine ifadesindeki course

future course of medicine ifadesindeki course, tıbbın zaman içinde gelişirken izlediği yol veya yön demektir. İfade, tıbbın o andan sonra nasıl gelişeceğini anlatır. Burada course, soyut bir “izlenen yol” anlamındadır; okul dersi ya da bir tedavi kürü değildir. Aynı anlam the course of history ve the course of events ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

Örnekteki “the future course of medicine” ne anlama geliyor?

  1. tıbbın gelecekte nasıl gelişeceği
  2. gelecekte verilecek bir tıp dersi
  3. planlanmış bir tıbbi tedavi kürü
Cevabı göster

tıbbın gelecekte nasıl gelişeceği

What the Sumerians had discovered was a precursor to the medicine known today as aspirin. Notlar

0:25

Sümerlerin keşfettiği şey, bugün aspirin olarak bilinen ilacın bir öncüsüydü.

Dilbilgisi

What the Sumerians had discovered was ... ile bir şeyi tanımlama

“What the Sumerians had discovered”, tüm cümlenin öznesi olarak kullanılan bir what yan cümlesidir. “the thing that the Sumerians had discovered”, yani “Sümerlerin keşfettiği şey” anlamına gelir. Buradaki what, the thing that fikrini zaten içerdiğinden önüne başka bir isim getirilmez. Ardından gelen was, bu özneyi keşfin ne olduğunu belirten ifadeye bağlar. Yeniden kullanılabilen What + özne + fiil + be + kimlik açıklaması kalıbı önce bilinmeyen bir şeyi sunar, ardından onun ne olduğunu açıklar.

Alıştırma

Parantez içindeki sözcükleri What + özne + fiil kalıbına göre düzenleyerek cümleyi tamamlayın: (the hikers / find) ____ was an ancient map.

Cevabı göster

What the hikers found

Kelime

a precursor to: daha sonra gelene bağlı olan önceki bir biçim

Bu cümlede a precursor to, daha sonraki bir şeyin gelişimiyle bağlantılı daha erken bir keşif ya da biçim anlamına gelir. Sümerlerin keşfi aspirinin kendisi değildi; ondan önce gelmiş ve bugün aspirin dediğimiz ilacın öncüsü olmuştu. a precursor to + isim kalıbı kullanılır. Precursor, gelişimsel ya da haber verici bir bağ taşır; yalnızca bir şeyin diğerinden önce gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi a precursor to ile tamamlayın: This mechanical calculator was ____ the modern computer.

Cevabı göster

a precursor to

Kalıp ifadeler

known today as aspirin: güncel adı veren kısaltılmış bir ilgi cümleciği

Known today as aspirin, the medicine hakkında ek bilgi verir. Bu, edilgen bir ilgi cümleciğinin kısaltılmış biçimidir: the medicine known today as aspirin, the medicine that is known today as aspirin ile aynı anlama gelir. be known as + ad veya kimlik kalıbı, bir şeyin nasıl adlandırıldığını belirtir. Today, geçmişteki bir şeyden ya da eski bir addan söz ederken bunun güncel ad olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi known today as ile tamamlayın: The disease once called consumption is ____ tuberculosis.

Cevabı göster

known today as

Aspirin's active ingredient is found commonly in willow trees and other wild plants, Kelime

0:31

Aspirinin etken maddesi genellikle söğüt ağaçlarında ve diğer yabani bitkilerde bulunur,

Kelime

Aspirin's active ingredient: etkiyi oluşturan madde

İlaç bağlamında active ingredient, amaçlanan tedavi etkisini oluşturan maddeyi ifade eder. Aspirin's active ingredient ifadesinde iyelik biçimi Aspirin's ilacı belirtir; active ingredient ise ilacın etkisinden sorumlu kısmı adlandırır. Buradaki active, hareket eden veya enerjik anlamına gelmez. Ürüne biçim, tat veya renk veren ya da onu koruyan ancak temel tıbbi etkiyi sağlamayan diğer bileşenlerden ayrım yapar.

Alıştırma

Bir ilaç etiketindeki active ingredient ne anlama gelir?

  1. Amaçlanan tıbbi etkiyi oluşturan madde
  2. Miktarı en fazla olan bileşen
  3. Yalnızca ilaca renk vermek için kullanılan bileşen
Cevabı göster

Amaçlanan tıbbi etkiyi oluşturan madde

which is how it came to infuse the medical traditions of Sumer, Notlar

0:37

ki bu da onun Sümer,

Anlatım akışı

which is how it came to infuse: bir gerçeği sonucun mekanizmasına bağlamak

Bu cümlede which, önceki gerçeğin tamamına gönderme yapar: söz konusu madde söğüt ağaçlarında ve diğer yabani bitkilerde yaygındır. Which is how bu gerçeği, sonraki gelişmenin gerçekleşmesini sağlayan araç veya yol olarak sunar. Came to infuse zaman içinde ortaya çıkan bir gelişmeyi anlatır: madde ve onun kullanımı Sümer'in tıp geleneklerine derinden yerleşmiştir. Gerçek + which is how + sonuç kalıbı, bir gerçek başka bir sonuca götüren süreci açıkladığında kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle bir gerçeği daha sonraki sonucun mekanizmasına bağlamak için which is how kullanıyor?

  1. The seeds reached the island, although no one knows how.
  2. The seeds float downriver, which is how they reach new habitats.
  3. The seeds need sunlight, which is why they grow slowly in the shade.
Cevabı göster

The seeds float downriver, which is how they reach new habitats.

ancient Egypt, ancient Greece,

0:41

eski Mısır, antik Yunan

and other cultures.

0:43

ve diğer kültürlerin tıbbi geleneklerine nasıl nüfuz ettiğini açıklar.

Kelime

came to infuse the medical traditions of ...: aşamalı ve derin etki

Burada came to infuse, “zamanla bir şeyin içine yayılıp onun parçası hâline gelmek” anlamındadır. Infuse mecazi kullanılmıştır: Madde veya uygulama bir geleneğin içine gerçekten dökülmemiş, tıbbi düşünce ve uygulamaları derinden etkilemiştir. Come to + fiilin yalın hâli, değişimi daha sonra ortaya çıkan ve çoğu zaman yavaş yavaş oluşan bir sonuç olarak sunar. Yeniden kullanılabilir kalıp something came to infuse a culture, tradition, or system şeklindedir.

Alıştırma

Örnekte came to infuse the medical traditions of ... ne anlama geliyor?

  1. Bu kültürlerin yaptığı her ilacın içine gerçek anlamda döküldü.
  2. Daha önceki bütün tıbbi uygulamaların birden yerini aldı.
  3. Zamanla bu tıp geleneklerine yayıldı ve onların derin bir parçası hâline geldi.
Cevabı göster

Zamanla bu tıp geleneklerine yayıldı ve onların derin bir parçası hâline geldi.

Around 400 BC,

0:46

MÖ 400 civarında,

Hippocrates,

0:48

Hipokrat,

thought of as the father of modern medicine, Notlar

0:49

modern tıbbın babası olarak kabul edilir,

Kalıp ifadeler

thought of as: aktarılan bir görüş veya itibar

Thought of as, “olarak kabul edilen” veya “olarak görülen” anlamına gelir. Burada anlatılan kişi Hipokrat'tır ve ifade, insanların onun tıptaki yerini genel olarak nasıl gördüğünü aktarır. Dil bilgisi açısından thought, kısaltılmış ve ek bilgi veren bir ilgi cümleciğindeki geçmiş zaman ortacıdır: Hippocrates, who is thought of as ... ifadesi Hippocrates, thought of as ... biçimine kısalır. Yeniden kullanılabilir kalıp be thought of as + isim öbeğidir.

Alıştırma

Cümleyi “olarak kabul edilen” anlamına gelen üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The community garden is widely ____ a shared classroom.

Cevabı göster

thought of as

Kültür

tarihsel bir unvan olarak the father of modern medicine

Bu cümlede the father of modern medicine tarihsel bir unvandır. Father sözcüğü mecaz anlamda kullanılır: Hipokrat'ı modern tıbbın şekillenmesine yardımcı olan kurucu bir kişi olarak gösterir; gerçek anlamda bir baba olduğunu söylemez. the father of + alan, fikir veya icat kalıbı, onun kuruluşu ya da gelişimiyle yaygın biçimde ilişkilendirilen bir erkeği tanımlar. Bu kalıp, o kişinin alandaki her şeyi tek başına yarattığını değil, öneminin geniş ölçüde kabul edildiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleye hangi yorum uygundur?

  1. Hipokrat modern doktorların biyolojik babasıydı.
  2. Hipokrat modern tıbbın önemli kurucu kişilerinden biri olarak kabul edilir.
  3. Hipokrat bütün modern tıbbi tedavileri tek başına yarattı.
Cevabı göster

Hipokrat modern tıbbın önemli kurucu kişilerinden biri olarak kabul edilir.

first recommended chewing willow bark for pain relief Notlar

0:52

ilk olarak ağrı kesici için söğüt kabuğu çiğnemeyi

Kalıp ifadeler

for pain relief: amacı for + isim ile belirtmek

For pain relief, söğüt kabuğu çiğnemenin amacını belirtir: amaçlanan sonuç ağrının azalmasıdır. Relief bir isimdir ve pain relief yaygın bir isim öbeğidir. for + isim öbeği yapısı, bir eylemin veya nesnenin ne amaçla kullanıldığını belirtebilir. Burada for pain relief ile to relieve pain birbirine yakın anlamdadır, ancak dil bilgisi yapıları farklıdır.

Alıştırma

Amaç bildiren ifadeyi pain relief isim öbeğiyle tamamlayın: This gel is used ____.

Cevabı göster

for pain relief

and making willow leaf tea to ease the pain of childbirth. Kalıp ifadeler

0:56

ve doğum sancısını hafifletmek için söğüt yaprağı çayı yapmayı önermiştir.

Dilbilgisi

recommended chewing ... and making ...: paralel -ing etkinlikleri

Recommend fiilinden sonra, önerilen etkinliği belirtmek için doğrudan -ing biçimi gelebilir: recommend doing something. Burada recommended fiilinden sonra iki etkinlik grubu gelir: chewing willow bark ve making willow leaf tea. Etkinlikler and ile bağlandığı ve aynı dil bilgisel görevi taşıdığı için paralel biçimler kullanılır: chewing ... and making .... Standart Amerikan İngilizcesinde bu anlam için recommend to do something normalde kullanılmaz.

Alıştırma

Carry water ve wear a hat ifadelerinin -ing biçimlerini kullanarak cümleyi tamamlayın: The guide recommended ____ and ____.

Cevabı göster

carrying water · wearing a hat

Kalıp ifadeler

to ease the pain of childbirth: amacı ve ağrının azaltılmasını ifade etmek

To ease the pain of childbirth, amaç bildiren bir mastar öbeğidir: söğüt yaprağı çayının neden hazırlandığını açıklar. Ease the pain of ... adı belirtilen bir nedenden kaynaklanan ağrıyı daha hafif hâle getirmek demektir. Ease, ağrıyı azaltmayı anlatır; tamamen ortadan kaldırmayı şart koşmaz. Of childbirth ağrının kaynağını belirtir.

Alıştırma

Ease sözcüğünü fiil olarak, of sözcüğünü de ağrının kaynağını belirtmek için kullanın: A cold pack can ____ a minor ankle injury.

Cevabı göster

ease the pain of

But it took over 2,000 years for us to comprehensively investigate its potential. Notlar

1:01

Ancak potansiyelini kapsamlı bir şekilde incelememiz 2.000 yıldan fazla zaman aldı.

Dilbilgisi

It took over 2,000 years for us to ...: geçen süreyi anlatan yapı

"It took + süre + for someone + to do something" yapısı, bir eylemin gerçekleşmesi veya tamamlanması için gereken süreyi belirtir. Bu cümlede over 2,000 years geçen süreyi, for us araştırmayı yapan kişileri, to ile başlayan mastar ise eylemi gösterir. It biçimsel öznedir; asıl olay for + kişi + to ile başlayan mastar yapısında yer alır. But bir karşıtlık kurar ve araştırmadan önceki şaşırtıcı derecede uzun gecikmeyi vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede "It took + time + for someone + to do something" yapısı doğru kullanılmıştır?

  1. It took six months that the team repaired the bridge.
  2. It took for the team six months repair the bridge.
  3. It took six months for the team to repair the bridge.
Cevabı göster

It took six months for the team to repair the bridge.

Kalıp ifadeler

to comprehensively investigate its potential: potansiyelini kapsamlı biçimde araştırmak

To comprehensively investigate its potential, bir şeyin neler yapabileceğini veya hangi amaçlarla kullanılabileceğini sistemli ve geniş kapsamlı biçimde incelemek demektir. Comprehensively, investigate fiilini niteler; bu nedenle odak, hızlı bir bakıştan veya sınırlı bir testten daha geniş bir incelemededir. Potential burada henüz tamamen bilinmeyen veya kanıtlanmamış olası değer, yetenek ya da kullanım alanı anlamındaki bir isimdir. Potansiyeli araştırmak, kanıt toplama ve analiz etme sürecidir; olasılıkların zaten gerçeğe dönüştüğünü belirtmez.

Alıştırma

Bir araştırma ekibi yeni bir malzemenin tüm olası kullanım alanlarını dikkatle inceliyor. Hangi cümle bu çalışmayı en iyi anlatır?

  1. The team says the material has potential.
  2. The team is realizing the material's potential.
  3. The team is comprehensively investigating the material's potential.
Cevabı göster

The team is comprehensively investigating the material's potential.

In the mid 18th century,

1:07

18. yüzyılın ortalarında,

an Englishman named Edward Stone ran 5 years of experiments Kalıp ifadeler

1:09

Edward Stone adında bir İngiliz 5 yıl süren deneyler yaptı

Kalıp ifadeler

ran 5 years of experiments: gerçekleştirmek anlamındaki run

ran 5 years of experiments ifadesindeki ran, “koştu” değil, “yürüttü” veya “gerçekleştirdi” anlamına gelir. Run an experiment/run experiments, bir testi planlayıp uygulamayı anlatan ve araştırma bağlamında sık kullanılan bir kelime eşleşmesidir. Buradaki 5 years of experiments, muhtemelen bir dizi deneyden oluşan beş yıllık deneysel çalışmayı anlatır. Tek bir deneyin beş yıl boyunca aralıksız çalıştığı anlamına gelmek zorunda değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede run, örnektekiyle aynı araştırma anlamında kullanılmıştır?

  1. The team ran three experiments to test the new battery.
  2. The colors ran when the shirt got wet.
  3. Maya ran three miles before breakfast.
Cevabı göster

The team ran three experiments to test the new battery.

showing that willow bark,

1:14

ve gösterdi ki, söğüt kabuğu

crushed into a powder and eaten, Dilbilgisi

1:15

toz haline getirilip yendiğinde,

could cure a fever.

1:17

ateşi iyileştirebilirdi.

Dilbilgisi

crushed into a powder and eaten: kısaltılmış edilgen açıklama

Crushed into a powder and eaten, willow bark ifadesini açıklayan ve past participle yapısında olan iki bağlı öbektir. İkisi de edilgendir: eylemler kabuğa uygulanır. Yapı, “willow bark, which was crushed into a powder and eaten, ...” biçiminde genişletilebilir. Kısa anlatım which was bölümünü atarak cümleyi daha özlü yapar. Bu kısaltılmış edilgen yapı, bir şeyin nasıl hazırlandığını, değiştirildiğini veya işlendiğini eklemek için sık kullanılır. Into a powder, ezme işleminin sonucunun toz olduğunu belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede isme edilgen bir açıklama eklemek için birbirine bağlı past participle öbekleri kullanılmıştır?

  1. The scientist sealed the bags and stored them in a freezer.
  2. The samples, sealing bags and storing a freezer, stayed fresh.
  3. The samples, sealed in bags and stored in a freezer, stayed fresh.
Cevabı göster

The samples, sealed in bags and stored in a freezer, stayed fresh.

It took nearly another 70 years

1:20

Yaklaşık 70 yıl daha geçmesi gerekti,

for a German pharmacist,

1:22

Alman bir eczacı olan

Johann Buchner,

1:24

Johann Buchner'in

to finally identify and purify the substance that made all this possible, Notlar

1:25

tüm bunları mümkün kılan maddeyi sonunda tanımlayıp saflaştırması için,

a compound called salicin. Kelime

1:31

salisin adlı bir bileşiği.

Kalıp ifadeler

identify and purify: araştırma sürecinde eş görevli adımlar

Identify, maddenin tam olarak ne olduğunu belirlemek; purify ise istenmeyen maddeleri gidererek hedef maddenin saflığını artırmak demektir. İki fiil and ile eş görevli olarak bağlanır ve aynı nesneyi, the substance ifadesini, paylaşır. Bu araştırma sürecinde anlatım önce kimlik belirlemeyi, ardından saflaştırmayı sunar; and eylemleri bağlar, sıralama ise sürecin anlatılışından gelir.

Alıştırma

Araştırmacıların bir bileşiğin ne olduğunu belirlediklerini ve ardından yabancı maddeleri giderdiklerini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. They purified the active compound without determining what it was.
  2. They identified the active compound and recorded its color.
  3. They identified and purified the active compound.
Cevabı göster

They identified and purified the active compound.

Dilbilgisi

the substance that made all this possible: işlev belirten bir ilgi cümleciği

That made all this possible, the substance ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciğidir. That, made fiilinin öznesidir; dolayısıyla cümlecik maddenin ne yaptığını, yani az önce anlatılan her şeyi mümkün kıldığını belirtir. Cümlecik içinde make + nesne + sıfat yapısı made + all this + possible biçiminde görülür. Bu yapı, bir şeyi yalnızca adı ya da görünüşüyle değil, işleviyle tanımlamayı sağlar.

Alıştırma

Bir olayı neyin mümkün kıldığını açıklamak için ilgi cümleciğini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. They found the key that made the rescue possible.
  2. They found the key that the rescue team had lost.
  3. They found the key, so the rescue began.
Cevabı göster

They found the key that made the rescue possible.

Kelime

a compound called salicin: isim + called + ad

a compound called salicin ifadesinde called salicin, bileşiğin adını belirtir. Bu, kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir: a compound that is called salicin. İsim + called + ad kalıbı, bilimsel bir metin yeni bir terimi tanıtırken sık kullanılır. Önce compound ile şeyin genel türünü, ardından salicin ile özel adını verir.

Alıştırma

Hangi cümle keratin sözcüğünü bir proteinin adı olarak doğal biçimde tanıtır?

  1. The team studied a protein and called the laboratory.
  2. The team studied a protein called keratin.
  3. The team called the protein unusual.
Cevabı göster

The team studied a protein called keratin.

By then, Anlatım akışı

1:35

O zamana kadar,

doctors were routinely using willow bark and other salicin-rich plants like the herb meadowsweet Notlar

1:36

doktorlar rutin olarak söğüt kabuğu ve keçi sakalı gibi salisin açısından zengin diğer bitkileri kullanıyorlardı

Anlatım akışı

By then: daha önce belirtilen zaman noktasına bağlanma

By then, bir şeyin daha önce belirtilen zamana gelindiğinde zaten doğru ya da gerçekleşmiş olduğunu anlatır. Önceden kurulmuş bir zaman noktasına geri gönderme yapar; tek başına belirli bir tarih vermez. Cümlenin başındaki By then, tarih anlatısını o zamana taşır ve doktorların düzenli kullanımının o noktada zaten yerleşmiş olduğunu gösterir. Var olan bir durumu veya devam eden bir uygulamayı da anlatabildiği için past perfect kullanılması şart değildir.

Alıştırma

İkinci cümleyi, ‘daha önce belirtilen o zamana kadar’ anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The bus arrived at noon. ____, everyone was ready to leave.

Cevabı göster

By then

Kelime

salicin-rich plants: X-rich birleşik sıfatı

Salicin-rich, “çok miktarda salisin içeren” demektir. Salicin-rich birleşik bir sıfattır ve bir bütün olarak plants ismini önünde niteler. Yeniden kullanılabilen kalıp X-rich + isim biçimindedir; protein-rich foods ve nutrient-rich soil buna örnektir. Standart ve özenli yazıda, -rich ile biten birleşik bir niteleyici isimden önce geldiğinde genellikle kısa çizgiyle yazılır.

Alıştırma

Cümleyi “çok miktarda protein içeren” anlamındaki X-rich birleşik sıfatıyla tamamlayın: The hikers packed ____ snacks.

Cevabı göster

protein-rich

to ease pain, Kalıp ifadeler

1:43

ağrıyı,

fever,

1:44

ateşi

and inflammation.

1:44

ve iltihabı hafifletmek için.

Kalıp ifadeler

were routinely using: geçmişteki bir dönemde düzenli bir uygulama

Were routinely using ifadesinde geçmişte devam eden zaman yapısı, etkinliği geçmişteki bir dönemin içine yerleştirir; routinely ise bunun normal bir uygulama olarak tekrarlandığını gösterir. Birlikte, doktorların o dönemde tek seferlik bir kullanım değil, düzenli bir uygulama yaptığını anlatırlar. Bu ifade, anlatı başka bir olaya veya gelişmeye geçmeden önce tekrarlanan uygulamayı arka plan bilgisi olarak da sunabilir.

Alıştırma

Hangi cümle geçmişteki bir dönem boyunca düzenli olarak yapılan bir faaliyeti anlatır?

  1. During the winter outbreak, nurses were routinely recording each patient's temperature.
  2. Next winter, nurses will start recording patients' temperatures.
  3. On Tuesday, one nurse recorded a patient's temperature once.
Cevabı göster

During the winter outbreak, nurses were routinely recording each patient's temperature.

Kalıp ifadeler

to ease pain, fever, and inflammation: bir belirti listesini yöneten tek fiil

Bu ifadede ease, “bir belirtinin şiddetini azaltmak” anlamına gelen geçişli bir fiildir. pain, fever ve inflammation eş görevli üç doğrudan nesnedir; tek bir ease fiili üçünü de yönetir. to ease ... mastar grubu amacı belirtir: bir ilacın, bitkinin veya tedavinin ne için kullanıldığını açıklar. Yeniden kullanılabilecek kalıp to ease + bir belirti veya belirti listesidir.

Alıştırma

Hastalığı iyileştirdiğini iddia etmeden bir ilacın birden fazla belirtiyi azalttığını söyleyen cümle hangisidir?

  1. This medicine can ease from pain, fever, and inflammation.
  2. This medicine can ease pain, fever, and inflammation.
  3. This medicine can cure the disease by easing its symptoms.
Cevabı göster

This medicine can ease pain, fever, and inflammation.

But identifying the exact compound suddenly opened up the possibility of manipulating its form. Notlar

1:46

Ancak kesin bileşiği tanımlamak, birdenbire onun formunu değiştirme olasılığını ortaya çıkardı.

Öbek fiiller

suddenly opened up the possibility of + -ing: yeni bir olasılığın önünü açmak

Opened up the possibility of, “bir şeyin gerçekleşmesi için yeni bir fırsat yarattı” anlamına gelir. Burada tam bileşiğin belirlenmesi, biçiminin değiştirilmesini yeni bir seçenek hâline getirdi. Open up fiziksel bir açılmayı değil, mecazî bir anlamı taşır; suddenly ise yeni olasılığın keşfin doğrudan sonucu olarak ortaya çıktığını gösterir. of bir edat olduğu için ardından isim veya -ing biçimi gelir: the possibility of manipulating. Yeniden kullanılabilecek kalıp özne + open up the possibility of + isim/-ing şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi open up the possibility of kalıbıyla tamamlayın: Better batteries could ____ storing solar energy overnight.

Cevabı göster

open up the possibility of

Kelime

manipulating its form: manipulate fiilinin tarafsız teknik kullanımı

Burada manipulating its form, bileşiğin bulunduğu biçimi teknik yöntemlerle bilinçli olarak değiştirmek veya kontrol etmek anlamına gelir. Nesne bir madde olduğu için manipulate burada tarafsızdır; bir insanı haksız biçimde kontrol etmek anlamına gelmez. Its, compound sözcüğüne gönderme yapar. Form, doldurulan bir belgeyi değil, bileşiğin belirli durumunu veya düzenini ifade eder.

Alıştırma

Bu ifadenin doğru olup olmadığına karar verin: “The software lets researchers manipulate the image data,” cümlesinde manipulate tarafsız bir teknik terimdir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

In 1853,

1:53

1853'te,

a French chemist managed to chemically synthesize the compound, Kalıp ifadeler

1:55

Fransız bir kimyager bileşiği kimyasal olarak sentezlemeyi başardı,

Kalıp ifadeler

managed to chemically synthesize: zorluğun ardından başarı

Managed to + fiilin yalın hâli, birinin zor veya çaba gerektiren bir şeyi gerçekten başardığını belirtir. Burada kimyager bileşiği gerçekten sentezlemiştir; ifade yalnızca yeteneği değil, tamamlanmış bir başarıyı bildirir. Chemically, synthesize fiilini niteler ve bileşiğin hangi yöntemle üretildiğini açıklar. managed to chemically synthesize örneğinde olduğu gibi, bir zarf to ile fiilin yalın hâli arasına doğal biçimde gelebilir.

Alıştırma

Birkaç başarısız deneyden sonra ekibin sonunda başarıya ulaştığını açıkça belirten cümle hangisidir?

  1. The team tried to synthesize the compound.
  2. The team could synthesize the compound.
  3. The team managed to synthesize the compound.
Cevabı göster

The team managed to synthesize the compound.

creating a substance called acetylsalicylic acid. Notlar

1:59

asetilsalisilik asit adı verilen bir madde yarattı.

Dilbilgisi

creating a substance ...: sonucu gösteren bir -ing yan cümlesi

-ing yan cümlesi creating a substance called acetylsalicylic acid, önceki ana cümledeki eylemin sonucunu verir. "and this created a substance called acetylsalicylic acid." biçiminde açılabilir. Burada creating çekimli bir fiil olmadığı için bu yan cümle ana cümleye bağlıdır ve tek başına ayrı bir cümle olamaz. Bu bağlamda önceki eylemin ne ürettiğini anlatır; amaç bildirmez.

Alıştırma

Hangi cümlede ilk olayın doğrudan sonucunu göstermek için virgül ve bir -ing yan cümlesi kullanılmıştır?

  1. Working carefully, the scientist mixed the two solutions.
  2. The scientist mixed the two solutions to test the reaction.
  3. The two solutions reacted, producing a blue gas.
Cevabı göster

The two solutions reacted, producing a blue gas.

Kelime

acetylsalicylic acid: aspirinin kimyasal adı

Acetylsalicylic acid, yaygın olarak aspirin diye bilinen bileşiğin kimyasal adıdır. a substance called acetylsalicylic acid ifadesinde called, maddenin adını tanıtır; acetylsalicylic acid ifadesinin tamamı ise tek bir bileşiği adlandırır. Bilim veya tıp metinlerinde ifadenin tamamını teknik bir ad olarak tanımak cümleyi takip etmek için yeterlidir; terimin her parçasını baştan çözümlemeniz gerekmez.

Alıştırma

"The medicine contains acetylsalicylic acid," cümlesinde acetylsalicylic acid neyi adlandırır?

  1. Yaygın olarak aspirin diye bilinen kimyasal bileşik
  2. Aspirini ilk hazırlayan bilim insanı
  3. Asitleri test etmek için kullanılan bir laboratuvar yöntemi
Cevabı göster

Yaygın olarak aspirin diye bilinen kimyasal bileşik

Then in 1897,

2:03

Ardından 1897'de,

the pharmaceutical company Bayer found a new method Kültür

2:04

ilaç şirketi Bayer yeni bir yöntem buldu

Kültür

the pharmaceutical company Bayer: kategori açıklaması ve şirketin özel adı

Bu isim öbeğinde the pharmaceutical company, Bayer'ın ne tür bir kuruluş olduğunu belirtir; Bayer ise şirketin özel adını verir. Dolayısıyla Bayer burada bir kişiyi değil bir şirketi ifade eder. Öbeğin tamamı found fiilinin öznesidir. İngilizcede, okuyucuya tanımadığı bir varlık hakkında gerekli kısa bilgiyi vermek için bir kategori veya rol ifadesi özel adla birlikte kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümleyi okuyun: The software company Adobe released an update. Baştaki isim öbeği neyi anlatır?

  1. Adobe güncellemenin adıdır.
  2. Adobe bir yazılım şirketidir.
  3. Adobe yazılım satın almış bir kişidir.
Cevabı göster

Adobe bir yazılım şirketidir.

and began marketing the compound as a pain reliever called aspirin. Notlar

2:08

ve bileşiği aspirin adı altında bir ağrı kesici olarak pazarlamaya başladı.

Kalıp ifadeler

began marketing the compound as: market X as Y kalıbı

Burada market bir fiildir. market X as Y yapısında X üründür; Y ise ürünü tanıtıp satarken sunulan kimlik, kullanım amacı veya imajdır. Şirket bileşiği bir ağrı kesici olarak konumlandırdı. Began marketing, bu pazarlama faaliyetinin başladığını gösterir; begin fiilinden sonra -ing biçimi gelebilir. Buradaki market, alışveriş yapılan yer veya alım satım sistemi anlamındaki isim değildir.

Alıştırma

market X as Y kalıbını tek sözcükle tamamlayın: The company marketed the device ____ a low-cost tool for schools.

Cevabı göster

as

Kelime

a pain reliever called aspirin: aspirin adlı bir ağrı kesici

Pain reliever, ağrıyı azaltan bir ilaç ya da ürünü ifade eden sayılabilen bir birleşik addır. Ana ad reliever'dır; pain ise neyin hafifletildiğini belirtir. Called aspirin, that was called aspirin anlamına gelen kısaltılmış bir ilgi tümceciğidir. Ağrı kesicinin adını belirtir. Tüm ad öbeği “aspirin adlı ağrıyı azaltan bir ilaç” anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede pain reliever, ağrıyı azaltan bir ürünü adlandırmak için kullanılmıştır?

  1. This medicine relieves pain quickly.
  2. This pain reliever can help with a mild headache.
  3. This medicine can provide pain relief.
Cevabı göster

This pain reliever can help with a mild headache.

This was widely recognized as one of the first synthetic pharmaceutical drugs. Notlar

2:13

Bu, ilk sentetik farmasötik ilaçlardan biri olarak geniş çapta kabul gördü.

Dilbilgisi

was widely recognized as one of the first ... drugs: ilk ... ilaçlardan biri olarak yaygın biçimde kabul edildi

Was widely recognized as, birçok kişinin özneyi belirli bir konuma sahip olarak kabul ettiğini veya tanımladığını belirten edilgen bir yapıdır. Widely, geniş bir uzlaşma olduğu düşüncesini güçlendirir. Burada as ifadesinden sonra one of the first synthetic pharmaceutical drugs gelir. One of ifadesinden sonra ad çoğul olur: drugs. One of the first, “en eski gruptaki üyelerden biri” demektir; mutlaka tek ve mutlak ilk ilaç anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi be widely recognized as ifadesinin uygun biçimiyle tamamlayın: The museum ____ one of the city's most important cultural sites.

Cevabı göster

is widely recognized as

Kelime

first synthetic pharmaceutical drugs: kimyasal olarak sentezlenmiş ilk ilaçlar

Bu ifadede synthetic, doğal bir kaynaktan doğrudan elde edilmek yerine insanların yönlendirdiği kimyasal sentez yoluyla üretilmiş demektir. Sahte anlamına gelmez. Pharmaceutical, drugs sözcüğünü niteleyerek bunların tıbbi amaçla kullanılan ilaçlar olduğunu belirtir. one of the first + çoğul isim yapısı, erken dönemdeki bir grubun üyelerinden biri anlamına gelir; mutlaka tek ve mutlak ilk örnek demek değildir.

Alıştırma

Örnekte synthetic pharmaceutical drugs ne anlama geliyor?

  1. Güvensiz ve etkisiz olduğu kesin olan ilaçlar
  2. Gerçek ürünleri taklit etmek için yanlış etiketlenen bazı eski ilaçlar
  3. Kimyasal sentez yoluyla üretilen en eski ilaçlardan bazıları
Cevabı göster

Kimyasal sentez yoluyla üretilen en eski ilaçlardan bazıları

Originally,

2:18

Başlangıçta,

aspirin was just Bayer's brand name, Kelime

2:19

aspirin sadece Bayer'in marka adıydı,

Kelime

Bayer's brand name: Bayer'in ticari ürün adı

Burada Bayer's brand name, Bayer'in ürününü tanımlamak ve pazarlamak için kullandığı ticari ad anlamına gelir. Bayer's biçimindeki iyelik yapısı, adı şirkete bağlar. Bir brand name ürünü piyasada tanımlar; maddenin jenerik veya kimyasal adından farklıdır. Cümledeki just, o dönemde aspirin adının yalnızca bu sınırlı marka adı statüsüne sahip olduğunu vurgular.

Alıştırma

Bir şirket bir ilacı ClearRelief adıyla satıyor, ancak etkin maddesinin farklı bir bilimsel adı var. ClearRelief nedir?

  1. Ürünü tanımlamak için kullanılan ticari ad
  2. Etkin maddenin bilimsel adı
  3. Hastalara ne kadar almaları gerektiğini söyleyen talimatlar
Cevabı göster

Ürünü tanımlamak için kullanılan ticari ad

A for acetyl, Kültür

2:22

A asetil için,

and spir for meadowsweet,

2:23

ve spir de keçi sakalı (meadowsweet) için,

Kültür

A for acetyl, and spir for meadowsweet: aspirin adının kökeni

Bu, aspirin adının kökenini kısaca açıklayan bir ifadedir. A for acetyl, a harfinin acetyl sözcüğünden alındığını belirtir. spir for meadowsweet ise spir bölümünü, sonraki satırda meadowsweet için verilen botanik adı Spiraea ile ilişkilendirir. Buradaki for, “... için” değil, “...i temsil eden” veya “...den gelen” anlamındadır. Bu, özel bir adın bölümlerinin nereden geldiğini açıklayan etimolojik bir sözcük yapımıdır; insanlar günlük kullanımda aspirin sözcüğünü normalde bu parçalara ayırmaz.

Alıştırma

aspirin adının bu açıklamasında for neyi gösteriyor?

  1. meadowsweet bitkisinin amacını gösterir.
  2. Adın her bölümünün kaynağını gösterir.
  3. aspirin ilacının kim için olduğunu gösterir.
Cevabı göster

Adın her bölümünün kaynağını gösterir.

whose botanical name is Spiraea ulmaria. Dilbilgisi

2:25

ki bunun botanik adı Spiraea ulmaria'dır.

Dilbilgisi

whose botanical name is ...: sahiplik bildiren whose

Whose bir ilgi cümleciği başlatır ve sahiplik ya da aitlik bildirir. Burada önceki meadowsweet sözcüğüne gönderme yapar; bu nedenle whose botanical name, “bu bitkinin botanik adı” demektir. Whose sözcüğünden hemen sonra sahip olunan şeyi belirten botanical name ad öbeği gelir. Ayrıca its eklenmez; whose its botanical name is ... dil bilgisi açısından yanlıştır.

Alıştırma

Cümleyi sahiplik bildiren ilgi sözcüğüyle tamamlayın: The scientist studied a tree ____ leaves turn red in winter.

Cevabı göster

whose

Soon aspirin became synonymous with acetylsalicylic acid. Kalıp ifadeler

2:30

Kısa süre sonra aspirin, asetilsalisilik asit ile eşanlamlı hale geldi.

Kalıp ifadeler

became synonymous with: aynı anlama gelmeye veya aynı şeyi temsil etmeye başlamak

Become synonymous with, başka bir şeyle aynı anlama ya da kimliğe sahipmiş gibi görülmeye başlamak demektir. Burada became, zaman içindeki bir değişimi gösterir: aspirin adı, acetylsalicylic acid için kullanılmaya başlanmıştır. Bu yapı ayrıca bir kişiyi, yeri veya markayı bir özellikle, o özelliği temsil edecek kadar güçlü biçimde ilişkilendirebilir. Fiziksel bir değişimi değil, dil kullanımını veya toplumdaki algıyı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki hedef ifadeyle tamamlayın: Over time, the brand ____ dependable service.

Cevabı göster

became synonymous with

As its influence grew, Anlatım akışı

2:35

Etkisi büyüdükçe,

Anlatım akışı

As its influence grew: değişen bir durumu arka plan olarak sunmak

Burada as, “bir değişim gelişirken” veya “değişimle birlikte” anlamına gelir. As its influence grew yan cümlesi, değişen arka planı vermek için başa yerleştirilmiştir; ana cümlenin de aynı dönemde gerçekleşen başka bir gelişmeyi sunması beklenir. Bu yapı bilgiyi “arka plandaki eğilim + ona eşlik eden gelişme” biçiminde düzenler. Değişimler arasında bir ilişki olduğunu düşündürebilir, ancak because kadar doğrudan bir neden bildirmez.

Alıştırma

“As ticket sales grew, the theater added more shows” cümlesindeki başlangıç yan cümlesinin işlevi nedir?

  1. Bilet satışlarını tiyatroyla karşılaştırır.
  2. Artan bilet satışlarını değişen bir arka plan olarak sunarken tiyatronun daha fazla gösteri eklediğini belirtir.
  3. Tiyatronun bilet satışları başlamadan önce daha fazla gösteri eklediğini söyler.
Cevabı göster

Artan bilet satışlarını değişen bir arka plan olarak sunarken tiyatronun daha fazla gösteri eklediğini belirtir.

aspirin was found to ease not just pain, Dilbilgisi

2:37

aspirinin sadece ağrıyı değil,

but also many inflammation-related problems, Kelime

2:40

aynı zamanda iltihapla ilgili birçok sorunu da hafiflettiği bulundu,

Dilbilgisi

found to ease not just ..., but also ...: kapsamı genişletmek

Was found to ease, araştırma veya gözlemin aspirinin bir şeyi hafifletebildiğini gösterdiğini belirtir. Burada ease fiildir ve pain onun ilk nesnesidir. Not just A, but also B, B’yi eklerken etkinin yalnızca A ile sınırlı olmadığını vurgular. A ve B dil bilgisel açıdan paralel olmalıdır; burada pain ve many inflammation-related problems, ease fiilinin nesneleridir.

Alıştırma

Cümleyi not just ..., but also ... ile tamamlayın: The museum displays ____ paintings, ____ historical letters.

Cevabı göster

not just · but also

Kelime

inflammation-related problems: X-related bileşik sıfatı

inflammation-related problems ifadesinde inflammation-related, problems adından önce gelen bileşik bir sıfattır. İltihapla bağlantılı sorunlar anlamına gelir; related bir bağlantıyı belirtir, mutlaka kanıtlanmış bir nedeni değil. Kalıp, stress-related illness örneğindeki gibi X-related + ad yapısıdır. Kısa çizgi, X ile related sözcüklerinin tek bir niteleyici olarak birlikte çalıştığını gösterir.

Alıştırma

stress + related kullanarak bileşik bir sıfat oluşturun: The clinic treats many ____ sleep problems.

Cevabı göster

stress-related

like rheumatoid arthritis, Kelime

2:42

romatoid artrit,

Kelime

like rheumatoid arthritis: belirli bir hastalık örneği

Bu ifadede like, “örneğin” anlamına gelir ve rheumatoid arthritis ifadesini belirli bir örnek olarak verir. Rheumatoid arthritis, yani romatoid artrit, bağışıklık sisteminin yanlışlıkla eklemlere saldırıp iltihaplanmaya yol açtığı uzun süreli bir hastalıktır. Bu ad, eklem iltihabını genel olarak belirten arthritis sözcüğünden daha özeldir. Çevresindeki açıklamada bu örnek, aspirinin yalnızca sıradan ağrı için değil, iltihapla ilgili sorunlarda kullanılan bir ilaç olarak da ele alındığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede rheumatoid arthritis doğru kullanılmıştır?

  1. Rheumatoid arthritis is a specific disease that can cause inflamed joints.
  2. I had rheumatoid arthritis for ten minutes after running.
  3. Rheumatoid arthritis is another name for every kind of joint pain.
Cevabı göster

Rheumatoid arthritis is a specific disease that can cause inflamed joints.

pericarditis, Kelime

2:44

perikardit,

which inflames the fluid-filled sac around the heart, Kelime

2:45

ki bu kalbin etrafındaki sıvı dolu keseyi iltihaplandırır,

Kelime

pericarditis, which ...: tıbbi bir terimi hemen açıklamak

Pericarditis, kalbin etrafındaki sıvı dolu kesenin iltihaplanmasının tıbbi adıdır. Virgül ve which yan cümlesi, bilinmeyen bu terimi hemen daha gündelik sözcüklerle açıklar: cümle bu hastalığı söz konusu keseyi iltihaplandıran bir durum olarak sunar. Bu, bilimsel metinlerde yaygın bir yapıdır: önce teknik ad verilir, ardından virgül, which ve bir açıklama eklenir. Burada which, pericarditis sözcüğüne gönderme yaparak bilgi ekler; başka bir hastalık tanıtmaz ve soru sormaz.

Alıştırma

pericarditis, which inflames the fluid-filled sac around the heart ifadesindeki which yan cümlesinin görevi nedir?

  1. Hastalığın vücudun hangi bölümünü etkilediğini hemen açıklar.
  2. Okuyucudan iki hastalık arasında seçim yapmasını ister.
  3. İlgisiz ikinci bir hastalık tanıtır.
Cevabı göster

Hastalığın vücudun hangi bölümünü etkilediğini hemen açıklar.

Kelime

the fluid-filled sac around the heart ifadesini çözümleme

Bu isim öbeğinde sac, yani açıklanan şey, baş isimdir. fluid-filled, sac sözcüğünden önce gelen ve “sıvıyla dolu” anlamına gelen birleşik bir sıfattır; around the heart ise kesenin nerede olduğunu belirten bir ilgeç öbeğidir. Benzer tıbbi açıklamaları çözümlemek için önce baş ismi bulun, sonra ayrıntıları ekleyin: the sac → the fluid-filled sac → the fluid-filled sac around the heart.

Alıştırma

“an air-filled cave beneath the cliff” öbeğinin doğru çözümlemesi hangisidir?

  1. Baş isim cave sözcüğüdür; air-filled içeriğini, beneath the cliff ise konumunu açıklar.
  2. Baş isim cliff sözcüğüdür; air-filled cave uçurumun ne içerdiğini açıklar.
  3. Baş isim air sözcüğüdür; filled cave bir eylemi, beneath the cliff ise havayı açıklar.
Cevabı göster

Baş isim cave sözcüğüdür; air-filled içeriğini, beneath the cliff ise konumunu açıklar.

and Kawasaki disease, Kültür

2:49

ve Kawasaki hastalığı gibi,

where blood vessels become inflamed. Kelime

2:51

ki burada kan damarları iltihaplanır.

Kültür

Kawasaki disease ifadesini tıbbi ad olarak anlamak

Kawasaki disease bir sağlık durumunun tam adıdır. Kawasaki, baş isim olan disease sözcüğünden önce kullanılan bir özel addır; burada “Kawasaki adlı bir yerden gelen hastalık” anlamına gelmez. Bu hastalık, onu ilk tanımlayan Japon çocuk doktoru Tomisaku Kawasaki'nin adıyla anılır. İki sözcüğü tek bir tıbbi ad olarak görmek cümleyi açık hâle getirir: iltihaplı kan damarlarıyla ilişkilendirilen şey bir yer değil, hastalıktır.

Alıştırma

“The doctor is checking the child for Kawasaki disease.” cümlesindeki doğru yorum hangisidir?

  1. Japonya'daki Kawasaki şehrinde başlayan her hastalık anlamına gelir.
  2. İltihaplanmış tek bir kan damarının adıdır.
  3. Kawasaki disease, bir doktorun soyadına dayanan yerleşik bir tıbbi addır.
Cevabı göster

Kawasaki disease, bir doktorun soyadına dayanan yerleşik bir tıbbi addır.

Kelime

blood vessels become inflamed: durum değişikliği için become + sıfat

blood vessels become inflamed ifadesinde become, blood vessels öznesini inflamed sıfatına bağlar. Bu, damarların iltihaplı bir duruma geçtiği, yani iltihap geliştirdiği anlamına gelir. become + sıfat kalıbı bir durum değişikliğine odaklanır. Nesnel ve tıbbi açıklamalarda, bir şeyin önceden içinde olmadığı bir duruma sonradan girmesini anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi become ve inflamed sıfatıyla tamamlayın: After repeated irritation, the tissue may ____.

Cevabı göster

become inflamed

Yet, Anlatım akışı

2:55

Ancak,

despite aspirin's medical value,

2:55

aspirinin tıbbi değerine rağmen,

at this point,

2:58

bu noktada,

scientists still didn't actually know how it worked. Dilbilgisi

2:59

bilim insanları hala onun tam olarak nasıl çalıştığını bilmiyorlardı.

Anlatım akışı

Yet, despite aspirin's medical value: ödünleme ilişkisi kurmak

Yet, önceki bilgilerin oluşturabileceği beklentiden farklı bir yöne geçildiğini gösterir. Despite aspirin's medical value, ana cümlenin tersini düşündürebilecek bir gerçeği önce sunar. Bu iki başlangıç ögesi birlikte karşıtlığı vurgular: aspirin tıbbi açıdan değerliydi, ancak onunla ilgili önemli bir gerçek hâlâ bilinmiyordu. Despite + isim öbeği, ödünleme bildiren arka plan bilgisini kurar; ana cümle ise şaşırtıcı sonucu verir. Yet, despite ... ile başlamak, bilimsel açıklamayı kanıtlanmış bir yarardan ilacın nasıl çalıştığına ilişkin çözülmemiş bir soruya taşır.

Alıştırma

Hangi cümlede despite ödünleme ilişkisi kurmak için doğru kullanılmıştır?

  1. Yet, although the promising results, the team remained cautious.
  2. Yet, despite the promising results, the team remained cautious.
  3. Yet, despite the results were promising, the team remained cautious.
Cevabı göster

Yet, despite the promising results, the team remained cautious.

Dilbilgisi

know how it worked: gömülü soruda düz cümle sırası

how it worked, know fiilinin tamamlayıcısı olan gömülü bir soru yan cümlesidir. Bir şeyin nasıl çalıştığına ilişkin bilinmeyen bilgiyi ifade eder, ancak birine doğrudan soru sormaz. Gömülü soruda bildirme cümlesi sırası kullanılır: how + özne it + fiil worked. Soru devrikliği yapılmaz. Bu nedenle doğrudan soru How did it work? şeklindedir; ancak know sonrasında know how it worked denir, know how did it work denmez.

Alıştırma

Doğrudan soruyu gömülü soruya dönüştürün: How did the machine work? The engineer explained ____.

Cevabı göster

how the machine worked

In the 1960s and 70s,

3:03

1960'larda ve 70'lerde,

Swedish and British scientists changed that. Kalıp ifadeler

3:05

İsveçli ve İngiliz bilim insanları bunu değiştirdi.

Kalıp ifadeler

changed that: that ile önceki duruma gönderme

Buradaki that, önceki cümledeki durumun tamamına gönderme yapar: Bilim insanları hâlâ onun nasıl çalıştığını bilmiyordu. Changed that, sonraki bilimsel çalışmaların bu anlayış eksikliğini sona erdirdiği veya değiştirdiği anlamına gelir; belirli bir fiziksel nesnenin değiştirildiği anlamına gelmez. Konuşanlar ve yazarlar, daha önce belirtilen bir olguyu, sorunu veya durumu tekrarlamadan özetlemek için sık sık that kullanır. Anlamını bulmak için geriye bakın ve mantıken değiştirilebilecek durumu belirleyin.

Alıştırma

Okuyun: The clinic had no weekend appointments. A new scheduling system changed that. Buradaki that neye gönderme yapıyor?

  1. Yalnızca klinik
  2. Kliniğin hafta sonu randevularının olmaması
  3. Yeni randevu planlama sistemi
Cevabı göster

Kliniğin hafta sonu randevularının olmaması

They showed that the drug interrupts the production of certain chemicals called prostaglandins, Notlar

3:09

İlacın, prostaglandinler adı verilen belirli kimyasalların üretimini durdurduğunu gösterdiler,

Kalıp ifadeler

interrupts the production of ...: üretim sürecini aksatmak

interrupt the production of X yapısında interrupt fiilinin doğrudan nesnesi production sözcüğüdür. of ile başlayan bölüm neyin üretildiğini belirtir. Burada ilaç, üretilmiş kimyasallara sonradan etki etmek yerine bu kimyasalları oluşturan sürece etki eder. Bu kalıp bir mekanizmayı açıklamak için kullanılır: bir neden, bir şeyin yapılma ya da üretilme sürecini aksatır.

Alıştırma

“The treatment interrupts the production of the hormone.” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Hormona yeni bir ad verir.
  2. Hormon üretildikten sonra onu taşır.
  3. Hormonu üreten süreci aksatır.
Cevabı göster

Hormonu üreten süreci aksatır.

Kelime

chemicals called prostaglandins: called ile ad belirtme

certain chemicals called prostaglandins ifadesinde called prostaglandins, chemicals isminden sonra gelir ve bu kimyasalların adını belirtir. Called, kısaltılmış bir edilgen ilgi cümleciğinde kullanılan geçmiş zaman ortacıdır: chemicals that are called prostaglandins. Bu yapı önce chemicals genel kategorisini verir, ardından daha özel terim olan prostaglandins sözcüğünü tanıtır. Yeni bilimsel sözcükleri tanıtan açıklamalarda yaygındır.

Alıştırma

that are called yapısını tek sözcüklük kısaltılmış yapıyla değiştirin: The lab studies signaling molecules ____ cytokines.

Cevabı göster

called

which control the transmission of pain sensations and inflammation. Dilbilgisi

3:15

ki bunlar ağrı hissinin ve iltihabın iletimini kontrol eder.

Dilbilgisi

which control ...: sınırlayıcı olmayan bir açıklama eklemek

Which, çoğul prostaglandins (prostaglandinler) ismine gönderme yapan, sınırlayıcı olmayan bir ilgi cümleciği başlatır. Bu cümlecik, söz konusu maddelerin ağrı duyularının iletimini ve iltihabı kontrol ettiğini ek bilgi olarak verir. Tam cümlede which önündeki virgül, bu bölümün yalnızca bazı prostaglandinleri seçen bir bilgi değil, ek bir açıklama olduğunu gösterir. Which çoğul bir isme gönderme yaptığı için fiil controls değil control olur.

Alıştırma

Daha önce belirlenmiş proteins hakkında sınırlayıcı olmayan açıklamayı doğru biçimde ekleyen cümle hangisidir?

  1. These proteins, which regulate body temperature, are essential to the body.
  2. These proteins, which regulates body temperature, are essential to the body.
  3. These proteins, which they regulate body temperature, are essential to the body.
Cevabı göster

These proteins, which regulate body temperature, are essential to the body.

In 1982,

3:20

1982'de,

that discovery won the researchers a Nobel Prize in medicine. Dilbilgisi

3:21

bu keşif araştırmacılara tıp alanında bir Nobel Ödülü kazandırdı.

Dilbilgisi

won the researchers a Nobel Prize: win + kişi + ödül

Burada won, “birinin bir şey almasını sağladı” anlamına gelir; “birini yendi” anlamına gelmez. Cümle win + person + thing çift nesne yapısını kullanır: the researchers ödülü alan kişilerdir, a Nobel Prize ise aldıkları ödüldür. Özne, ödüle yol açan bir başarı, eylem veya eser olabilir. Örneğin bir keşif, onu yapan araştırmacılara ödül kazandırabilir.

Alıştırma

Cümleyi win + person + thing yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Her science project ____ a scholarship.

Cevabı göster

won her

Over time, Anlatım akışı

3:27

Zamanla,

research has also uncovered aspirin's risks. Kalıp ifadeler

3:28

araştırmalar aspirinin risklerini de ortaya çıkardı.

Anlatım akışı

Kademeli değişime geçiş ifadesi olarak Over time

Over time, “zaman geçtikçe” anlamına gelir. Bir değişimin veya yeni bir anlayışın tek bir anda değil, belli bir süre içinde yavaş yavaş geliştiğini belirtir. Cümlenin başında zaman geçişi görevi görür. Açıklamayı daha sonraki bir aşamaya taşır ve okuru devam eden araştırmalarla birikmiş bilgilere hazırlar.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz “zaman geçtikçe” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: ____, the neighborhood became quieter as more trees grew.

Cevabı göster

Over time

Kalıp ifadeler

Research has uncovered ...: daha önce belirsiz olan gerçekleri ortaya çıkarmak

Burada uncover mecaz anlamda kullanılır: Daha önce açık olmayan gerçekleri keşfetmek veya ortaya çıkarmak demektir. Research, araştırmacıların çalışmalarını ve bulgularını temsil eden soyut bir öznedir; dolayısıyla cümle, araştırmanın gerçek anlamda bir örtüyü kaldırdığını söylemez. Has uncovered yapısındaki present perfect, belli bir süre içinde yapılan keşifleri bugün bilinenlerle ilişkilendirir. Also ise riskleri, daha önce söz edilen bilgilere eklenen başka bir bulgu olarak sunar.

Alıştırma

Yeni keşfedilmiş bir tehlike hakkındaki akademik raporda en doğal cümle hangisidir?

  1. Research has uncovered previously unknown risks.
  2. Research has covered the risks with a lid.
  3. A research has uncovered risks that everyone already knew.
Cevabı göster

Research has uncovered previously unknown risks.

Overconsumption can cause bleeding in the intestines and the brain. Kelime

3:31

Aşırı tüketim bağırsaklarda ve beyinde kanamalara neden olabilir.

Kelime

Overconsumption can cause: sağlık riskini belirten resmî kalıp

Overconsumption, bir şeyi güvenli veya uygun düzeyden daha fazla tüketmek ya da kullanmak demektir. over- ön eki consumption sözcüğüne “gereğinden fazla” anlamını katar ve sağlık bilgilerinde sık kullanılan resmî bir isim oluşturur. overconsumption can cause + zararlı sonuç kalıbı, olası bir riski ifade eder. Can kesinlik değil olasılık bildirirken cause aşırı alımla sağlık sonucunu birbirine bağlar.

Alıştırma

“Gereğinden fazla tüketme” anlamındaki isimle resmî sağlık uyarısını tamamlayın: ____ of sugary drinks can cause tooth decay.

Cevabı göster

Overconsumption

It can also trigger Reye's syndrome, Kalıp ifadeler

3:35

Ayrıca Reye sendromunu da tetikleyebilir,

Kalıp ifadeler

can also trigger Reye's syndrome: “tetiklemek” anlamındaki trigger

Sağlık dilinde trigger, bir hastalığı, belirtiyi veya tepkiyi “tetiklemek”, yani başlamasına yol açmak demektir. Burada It sözcüğünün işaret ettiği şey Reye sendromunu tetikleyebilir; trigger bunun tek neden olduğunu iddia etmez. Can sonucun bir olasılık olduğunu gösterir, also ise bunu daha önce belirtilen bir riske ekler. Yeniden kullanılabilecek kalıp something can trigger + condition or reaction şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümlede trigger, “fiziksel veya duygusal bir tepkiyi tetiklemek” anlamında kullanılmıştır?

  1. A loud noise can record a fear response.
  2. A loud noise can trigger a fear response.
  3. A loud noise can explain a fear response.
Cevabı göster

A loud noise can trigger a fear response.

a rare but often fatal illness that affects the brain and liver in children with an infection. Kelime

3:38

bu, enfeksiyon geçiren çocuklarda beyni ve karaciğeri etkileyen nadir fakat genellikle ölümcül bir hastalıktır.

Kelime

a rare but often fatal illness: nadir ama çoğu zaman ölümcül bir hastalık

Rare, hastalığın ne kadar seyrek görüldüğünü; fatal ise ölüme yol açabileceğini belirtir. Often, bu sonucun her vakada değil ama sıkça ortaya çıktığını söyler. But, düşük görülme sıklığı ile ciddi sonuçları karşı karşıya getirir. rare but often + sıfat yapısı, bir şeyin ne sıklıkta gerçekleştiğini sonucunun ne kadar ciddi olabileceğinden ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi ifade a rare but often fatal illness sözünün anlamına en uygundur?

  1. Hastalık seyrek görülür ama sıkça ölüme yol açar.
  2. Hastalık seyrek görülür ve her vaka kesinlikle ölüme yol açar.
  3. Hastalık yaygındır ama hiçbir zaman ölüme yol açamaz.
Cevabı göster

Hastalık seyrek görülür ama sıkça ölüme yol açar.

And in the late 20th century,

3:45

Ve 20. yüzyılın sonlarında,

aspirin's success had been overshadowed by newer painkillers with fewer side effects, Notlar

3:47

aspirinin başarısı, daha az yan etkisi olan daha yeni ağrı kesicilerin gölgesinde kalmıştı,

Deyimler

aspirin's success had been overshadowed by: aspirinin başarısı … tarafından gölgede bırakılmıştı

Burada had been overshadowed by mecaz anlamdadır: daha yeni ağrı kesiciler daha fazla ilgi çekmiş ve aspirinin önceki başarısını daha az öne çıkan bir hâle getirmiştir. Bu, aspirinin ortadan kalktığı veya artık işe yaramadığı anlamına gelmez. Had been overshadowed, past perfect yapısında edilgen bir biçimdir. 20. yüzyılın sonlarındaki bir noktadan geriye bakarak, bu önem kaybının o zamana kadar zaten gerçekleşmiş olduğunu anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir başarının ortadan kalktığını veya silindiğini söylemeden daha az ilgi gördüğünü anlatır?

  1. Her achievement was overshadowed by the later controversy.
  2. Her achievement received more attention after the later controversy.
  3. Her achievement was removed from the official record.
Cevabı göster

Her achievement was overshadowed by the later controversy.

Kelime

daha az yan etkisi olan daha yeni ağrı kesiciler

painkiller “ağrı kesici”, side effects ise ilacın beklenen etkisinin dışında ortaya çıkan “yan etkiler” demektir. newer painkillers with fewer side effects, karşılaştırılan ilaçlardan daha yeni olan ve yan etki sayısı ya da çeşidi daha az bulunan ağrı kesicileri anlatır. fewer, sayılabilen çoğul side effects ile kullanılır; karşılaştırılan şey yan etkilerin sayısı veya türleridir, her birinin ne kadar ciddi olduğu değil.

Alıştırma

Cümleyi doğru karşılaştırma sözcüğüyle tamamlayın: The new medicine caused ____ side effects than the old one.

Cevabı göster

fewer

like acetaminophen and ibuprofen.

3:52

asetaminofen ve ibuprofen gibi.

But in the 1980s,

3:56

Ancak 1980'lerde,

further discoveries about aspirin's benefits revived interest in it. Kalıp ifadeler

3:57

aspirinin faydaları hakkındaki yeni keşifler ona olan ilgiyi yeniden canlandırdı.

Kalıp ifadeler

Yeni keşifler aspirine olan ilgiyi yeniden canlandırdı

revived interest in it, aspirine olan ilginin zayıfladıktan veya azaldıktan sonra geri dönmesi demektir. Revive, ilginin yeniden ortaya çıkmasını anlatır; bu nedenle yalnızca interest increased demekten daha özeldir. Bu cümlede further discoveries about aspirin's benefits, yeniden ilgi oluşmasına neden olan öznedir; it ise aspirin'e gönderme yapar. revive interest in + kişi, konu veya şey kalıbı; araştırma, medya ya da olaylar bir konuya yeniden dikkat çektiğinde kullanılabilir.

Alıştırma

Dikkatin azaldıktan sonra geri döndüğünü göstermek için revived interest in kullanan cümle hangisidir?

  1. The new exhibition revived interest in the overlooked painter.
  2. The new exhibition increased interest in the overlooked painter.
  3. The new exhibition sparked interest in the overlooked painter.
Cevabı göster

The new exhibition revived interest in the overlooked painter.

In fact,

4:02

Aslında,

the 1982 Nobel Prize winners also demonstrated that aspirin slows production of thromboxanes, Kalıp ifadeler

4:03

1982 Nobel Ödülü sahipleri ayrıca aspirinin tromboksanların üretimini yavaşlattığını da gösterdiler,

chemicals that cause clumping of platelets, Kelime

4:10

bunlar, trombositlerin kümelenmesine neden olan,

Kalıp ifadeler

aspirin slows production of thromboxanes: daha düşük hız, tamamen durma değil

aspirin slows production of thromboxanes ifadesinde slows, bir şeyin hızını azaltmak anlamında kullanılan bir fiildir. Production, tromboksanların üretilme sürecini adlandırır; dolayısıyla ifade onların daha yavaş üretildiğini belirtir. Üretimin sona erdiğini söylemez. Yeniden kullanılabilen slow(s) the production of + isim kalıbı, daha düşük bir hızda devam eden süreci anlatır. Production genel anlamda kullanıldığında, altyazıdaki gibi the atılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle üretimin devam ettiğini ancak hızının düştüğünü belirtir?

  1. The treatment stops the production of the hormone.
  2. The treatment slows the production of the hormone.
  3. The treatment interrupts the production of the hormone.
Cevabı göster

The treatment slows the production of the hormone.

Kelime

cause clumping of platelets: bilimsel neden ve süreç yapısı

cause clumping of platelets ifadesinde cause, bir şeyin gerçekleşmesine yol açmak anlamına gelir. Clumping, küçük şeylerin bir grup hâlinde toplanması sürecidir; of platelets ise neyin toplandığını belirtir. Burada kimyasal maddeler trombositlerin bir araya gelmesine yol açar. Yapı cause + süreç ismi + of + etkilenen şey biçimindedir. Doğrudan bir fiille cause + şey + to + fiil olarak yeniden ifade edilebilir: cause platelets to clump. İsim biçimi, bir şeyin nasıl işlediğini anlatan bilimsel açıklamalarda yaygındır.

Alıştırma

Yeniden yazılan cümleyi clumping sözcüğünün fiil biçimiyle tamamlayın: The chemical causes platelets to ____.

Cevabı göster

clump

which in turn form blood clots. Anlatım akışı

4:13

ve ardından kan pıhtıları oluşturan kimyasallardır.

Anlatım akışı

which in turn...: neden-sonuç zincirindeki bir sonraki sonucu bağlamak

Burada in turn, “bir sonraki sonuç olarak” veya “zincirin bir sonraki aşamasında” anlamına gelir. Kan pıhtılarının oluşmasının, ayrı bir düşüncenin başlangıcı değil, az önce açıklanan sonucun devamı olduğunu gösterir. İlgi zamiri which, bu yan cümleyi hemen önce sözü edilen çoğul öğeye bağlar. which in turn birlikte kullanıldığında açıklama bir zincir hâlinde düzenlenir: bir olay gerçekleşir ve onun sonucu bir sonraki olaya yol açar.

Alıştırma

Neden-sonuç zincirindeki bir sonraki sonucu belirten iki kelimelik ifadeyi yazın: Heavy rain flooded the main road, which ____ delayed the school bus.

Cevabı göster

in turn

A landmark clinical trial showed that aspirin reduced heart attack risk by 44% in participants who took the drug. Notlar

4:16

Dönüm noktası niteliğindeki bir klinik araştırma, aspirinin bu ilacı alan katılımcılarda kalp krizi riskini %44 oranında azalttığını gösterdi.

Kelime

A landmark clinical trial: özellikle etkili bir tıbbi deney

a landmark clinical trial ifadesinde landmark, “tarihsel açıdan önemli” veya “çok etkili” anlamına gelen bir sıfattır. Deneyin önemli bir referans noktası hâline geldiğini ve sonraki araştırmaları, anlayışı veya sağlık hizmetlerini etkilediğini anlatır. Clinical trial, insanlarda bir tıbbi tedaviyi veya başka bir sağlık müdahalesini sınayan planlı bir çalışmadır. Landmark deneyin etkisini anlatır; tek başına deneyin büyüklüğünü, tasarımını veya kesin kalitesini göstermez.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: Çok sayıda katılımcısı olan her klinik deney otomatik olarak a landmark clinical trial diye adlandırılabilir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Kalıp ifadeler

aspirin reduced heart attack risk by 44%: by azalma miktarını belirtir

reduce ... by + miktar, bir şeyin başlangıç düzeyine göre ne kadar azaldığını belirtir. Bu cümlede aspirin reduced heart attack risk by 44%, katılımcıların kalp krizi riskinin başlangıç düzeyine göre %44 azaldığı anlamına gelir; kalan riskin %44 olduğu anlamına gelmez. Bu yapı araştırma sonuçlarında, istatistiklerde ve raporlarda sık kullanılır. Bir şeyin ne kadar azaldığını belirtir; azalma sonrasındaki son düzeyi belirtmez.

Alıştırma

Hataların son hata düzeyinin %15 olduğunu değil, %15 azaldığını doğru bildiren cümle hangisidir?

  1. The update reduced errors to 15%.
  2. The update reduced errors by 15%.
  3. The update reduced errors at 15%.
Cevabı göster

The update reduced errors by 15%.

Today,

4:25

Bugün,

we prescribe it to people at risk of heart attack or stroke Kalıp ifadeler

4:26

kalp krizi veya felç riski taşıyan kişilere bunu reçete ediyoruz

Kalıp ifadeler

prescribe it to people at risk of heart attack or stroke: tedaviyi ve alıcıyı belirtme yapısı

prescribe something to someone, bir sağlık uzmanının bir kişiye o ilaç veya tedaviyi resmî olarak yazması anlamına gelir. Cümlede it, daha önce söz edilen ilaç veya tedavinin yerini tutar; to people ise reçeteyi alan kişileri belirtir. at risk of heart attack or stroke, people sözcüğünü niteler ve bu kişilerin bu olayları yaşama olasılığının daha yüksek olduğunu belirtir. Bu ifade, kişinin olayı daha önce yaşadığını söylemez. Bütün yapı, tedavinin kime yönelik olduğunu belirtmek için kullanılır.

Alıştırma

prescribe something to someone ve at risk of + olası bir durumu doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The specialist prescribed the inhaler to children at risk of severe asthma attacks.
  2. The specialist recommended the inhaler to children at risk of severe asthma attacks.
  3. The specialist prescribed the inhaler to children at risk severe asthma attacks.
Cevabı göster

The specialist prescribed the inhaler to children at risk of severe asthma attacks.

because it cuts the likelihood of clots forming in the arteries that supply the heart and brain. Notlar

4:29

çünkü kalp ve beyne kan sağlayan arterlerde pıhtı oluşma olasılığını azaltıyor.

Anlatım akışı

because ...: tıbbi bir eylemin nedenini belirtmek

because ile başlayan yan cümle, ilacın risk altındaki kişilere neden reçete edildiğini açıklar. Ana cümle reçete etme eylemini sunar; because yan cümlesi ise ilacın nasıl yardımcı olduğunu anlatarak nedeni verir. Böylece eylem + because + neden düzeni kurulur. Buradaki neden yalnızca başka bir olay değil, bir etki mekanizmasıdır: pıhtı oluşma olasılığının azalması, ilacı reçete etme kararını destekler.

Alıştırma

Hangi cümle doktorların bir tedaviyi önerme nedenini açıkça belirtir?

  1. Doctors recommend the treatment because it lowers the risk of infection.
  2. Doctors recommend the treatment although it lowers the risk of infection.
  3. Doctors recommend the treatment before it lowers the risk of infection.
Cevabı göster

Doctors recommend the treatment because it lowers the risk of infection.

Kalıp ifadeler

cuts the likelihood of clots forming: olasılığı azaltmak

cuts the likelihood of clots forming ifadesinde cut mecaz anlamda kullanılır ve azaltmak demektir. İfade, pıhtı oluşumunun daha düşük bir olasılık hâline geldiğini söyler; pıhtı oluşmasının imkânsız olduğunu söylemez. Kalıp cut the likelihood of + isim veya bir olayı adlandıran -ing yapısıdır. Burada clots forming, olasılığı azaltılan olayı, yani pıhtı oluşumunu adlandırır.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama geliyor? Regular backups cut the likelihood of permanently losing important files.

  1. Kalıcı dosya kaybını imkânsız hâle getirirler.
  2. Kalıcı dosya kaybını daha düşük bir olasılık hâline getirirler.
  3. Önemli dosyaları daha küçük parçalara bölerler.
Cevabı göster

Kalıcı dosya kaybını daha düşük bir olasılık hâline getirirler.

Kelime

the arteries that supply the heart and brain: supply fiilinin tıbbi anlamı

Tıp İngilizcesinde an artery supplies an organ yapısı, bir atardamarın o organa kan taşıdığı anlamına gelir. Arteries ismi tıbbi bağlamı sağladığı için taşınan şey, yani blood, açıkça söylenmeyebilir: supply the heart and brain, “kalbe ve beyne kan taşımak” demektir. that supply the heart and brain ilgi cümleciği, hangi atardamarlardan söz edildiğini belirtir. Supply temel biçimdedir çünkü öznesi arteries çoğuldur; tek bir artery ile supplies kullanılırdı.

Alıştırma

the arteries that supply the heart and brain ifadesinde supply ne anlama gelir?

  1. Kanın kalbe ve beyne ulaşmasını engellerler.
  2. Kalbe ve beyne kan taşırlar.
  3. Kalbe ve beyne tıbbi malzeme satarlar.
Cevabı göster

Kalbe ve beyne kan taşırlar.

Even more intriguingly, Anlatım akışı

4:36

Daha da ilginç olanı,

Anlatım akışı

Even more intriguingly: daha düşündürücü bir noktaya geçiş

Even more intriguingly, sıradaki noktayı daha önce söylenen bir şeyden daha merak uyandırıcı veya düşündürücü olarak sunan, cümle başında kullanılan bir değerlendirme ifadesidir. Even more aşamalı bir ilerleme kurarken intriguingly konuşanın değerlendirmesini ifade eder. Bu ifade bilgi akışını düzenler ve dikkati yönlendirir. Yeni noktanın daha önemli olduğunu veya daha güçlü kanıtlarla desteklendiğini ileri sürmez.

Alıştırma

Daha önceki bir sonuç zaten şaşırtıcıydı. Daha da düşündürücü olan ikinci bir sonucu en iyi hangi cümle tanıtır?

  1. Even more intriguingly, the birds changed their route before the storm arrived.
  2. For example, the birds changed their route before the storm arrived.
  3. More importantly, the birds changed their route before the storm arrived.
Cevabı göster

Even more intriguingly, the birds changed their route before the storm arrived.

there's a growing body of research that suggests aspirin reduces the risk of getting and dying from cancer, Notlar

4:38

aspirinin kansere yakalanma ve kanserden ölme riskini azalttığını öne süren giderek büyüyen bir araştırma kitlesi var,

especially colorectal cancer.

4:45

özellikle kolorektal kanserde.

Kalıp ifadeler

there's a growing body of research that suggests: kanıtları temkinli biçimde sunma

Burada a growing body of research, birçok çalışmadan gelen ve giderek artan bir araştırma birikimini ifade eder. Body fiziksel bir beden değil, bir araya getirilmiş bir bütün anlamındadır. That suggests, araştırmaları ardından gelen iddiayı destekleyen kanıtlar olarak sunar. İfade temkinlidir: kanıtlar artmaktadır, ancak cümle iddianın kanıtlandığını söylemez. Bu kalıp, kesinlik iddiasında bulunmadan bir araştırma eğilimini özetler.

Alıştırma

there's a growing body of research that suggests... ifadesinin verdiği anlamı en iyi hangi cümle açıklar?

  1. Tek bir çalışma iddiayı hiçbir kuşkuya yer bırakmadan kanıtladı.
  2. Giderek daha fazla araştırma bu iddiaya işaret ediyor, ancak iddia kesin olarak sunulmuyor.
  3. Araştırmacılar iddiayı incelemeyi bıraktı.
Cevabı göster

Giderek daha fazla araştırma bu iddiaya işaret ediyor, ancak iddia kesin olarak sunulmuyor.

Dilbilgisi

risk of getting and dying from cancer: of sonrasında paralel -ing biçimleri

risk of yapısından sonra gerçekleşebilecek olayı adlandırmak için -ing biçimi kullanılabilir. Burada getting ve dying, aynı of sözcüğünü paylaşan paralel iki ulaçtır. Tam olarak ifade edilen anlam getting cancer ve dying from cancer şeklindedir. Cancer sözcüğü getting'den sonra söylenmese de anlaşılır; from ise dying ile birlikte kullanılır. Yeniden kullanılabilir kalıp risk of A-ing and B-ing şeklindedir ve iki eylem de -ing biçiminde kalır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için fall ve get injured ifadelerinin -ing biçimlerini kullanın: Better lighting reduces the risk of ____ and ____ on the stairs.

Cevabı göster

falling · getting injured

This might be due to aspirin's antiplatelet effects. Notlar

4:48

Bu, aspirinin antiplatelet etkilerinden kaynaklanıyor olabilir.

Kalıp ifadeler

might be due to: belirsiz bir neden önermek

might be due to yapısında due to bir neden sunar, might ise bu nedenin yalnızca bir olasılık olduğunu gösterir. Bu cümlede aspirinin etkileri, kanıtlanmış bir neden değil, olası bir açıklama olarak sunulur. Bu tür temkinli anlatım bilimsel açıklamalarda yaygındır. Makul ancak henüz kesinleşmemiş bir neden sunarken kiplik fiili + be due to yapısını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Olası ancak doğrulanmamış bir nedeni belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The sudden delay ____ a network problem.

Cevabı göster

might be due to

Kelime

aspirin's antiplatelet effects: aspirinin pıhtı azaltıcı etkisi

Antiplatelet etkiler, trombositlerin birbirine yapışma yeteneğini azaltır; böylece kan pıhtılarının oluşma olasılığı düşer. Bu cümlede aspirin's antiplatelet effects, aspirinin oluşturduğu pıhtı azaltıcı etki anlamına gelir. anti- ön eki 'karşı' veya 'azaltan' anlamına gelir; platelet ise pıhtılaşmaya katılan küçük bir kan bileşeni olan trombosittir. Burada effects fizyolojik etkileri ifade eder; kendiliğinden yan etkiler anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu tıbbi bağlamda antiplatelet effects ifadesinin en doğru anlamı nedir?

  1. trombosit kümelenmesini azaltan etkiler
  2. trombositlerle ilgisi olmayan istenmeyen etkiler
  3. trombosit üretimini artıran etkiler
Cevabı göster

trombosit kümelenmesini azaltan etkiler

By reducing platelet activity, Dilbilgisi

4:52

Trombosit aktivitesini azaltarak,

aspirin may decrease the levels of a certain protein that helps cancer cells spread. Notlar

4:54

aspirin, kanser hücrelerinin yayılmasına yardımcı olan belirli bir proteinin seviyelerini düşürebilir.

Dilbilgisi

By reducing ...: by + -ing ile bir yöntemi açıklamak

By reducing platelet activity, ana cümledeki sonucun hangi yöntem veya mekanizmayla ortaya çıktığını göstermek için by + fiilin -ing biçimini kullanır. Burada trombosit aktivitesini azaltmak, aspirinin protein düzeylerini düşürebilmesinin yoludur. By bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: by reducing doğrudur, by reduce değildir. Cümle başındaki by + -ing ifadesinden sonra genellikle ana cümleden ayırmak için virgül kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi check fiili ve by + -ing kullanarak tamamlayın: The lab reduced errors ____ every sample twice.

Cevabı göster

by checking

Kalıp ifadeler

may decrease the levels of: ölçülebilir bir azalmanın olası olduğunu belirtmek

May decrease the levels of, bir şeyin ölçülebilir miktarının veya yoğunluğunun azalabileceği anlamına gelir. May kesinlik değil olasılık bildirirken decrease the levels of değişebilecek ölçülebilir miktarı belirtir. Bu ifade, etkinin kesin olduğunu iddia etmeden olası bir düşüşü bildirdiği için bilimsel ve tıbbi açıklamalarda yaygındır. May sözcüğünden sonra fiilin yalın biçimi decrease kullanılır.

Alıştırma

Bir araştırmada yalnızca ön kanıtlar vardır. Hangi cümle bulguyu uygun bir ihtiyatla bildirir?

  1. The chemical level cannot change after treatment.
  2. The treatment definitely eliminates the chemical from the blood.
  3. Early results suggest the treatment may decrease the levels of the chemical in the blood.
Cevabı göster

Early results suggest the treatment may decrease the levels of the chemical in the blood.

Dilbilgisi

a certain protein that helps cancer cells spread: ilgi cümleciği ve help + nesne + fiilin yalın hâli

“That helps cancer cells spread” ilgi cümleciği, “a certain protein” ifadesini niteler ve proteinin ne yaptığını açıklar. Cümlecikte “that” proteini belirtir ve özne görevindedir; bu yüzden tekil özneyle uyumlu “helps” fiili kullanılır. “Help + nesne + fiilin yalın hâli” kalıbı, bir eylemi kolaylaştırmak veya mümkün kılmak anlamına gelir. Burada “cancer cells” nesne, “spread” ise fiilin yalın hâlidir. “Help” ile “to spread” de kullanılabilir, ancak “to” olmadan kurulan biçim çok yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümle bir molekülün işlevini açıklamak için ilgi cümleciğini ve “help + nesne + fiilin yalın hâli” kalıbını doğru kullanır?

  1. A molecule that helps the body fight infection was discovered.
  2. A molecule helps that the body fight infection was discovered.
  3. A molecule that help the body fights infection was discovered.
Cevabı göster

A molecule that helps the body fight infection was discovered.

These discoveries have transformed aspirin from a mere pain reliever to a potentially life-saving treatment. Notlar

5:00

Bu keşifler aspirini sadece bir ağrı kesici olmaktan çıkarıp potansiyel olarak hayat kurtaran bir tedaviye dönüştürdü.

Dilbilgisi

have transformed aspirin from A to B: transform X from A to B yapısı

“Transform X from A to B”, X’i bir durumdan, rolden veya kullanımdan başka birine dönüştürmek anlamına gelir. X’i “transform” fiilinden sonra getirin; başlangıç noktası A için “from”, yeni sonuç B için “to” kullanın. Bu cümlede iki isim öbeği aspirinin rolündeki büyük değişimi çerçeveler: Aspirin önceden yalnızca bir ağrı kesici olarak görülüyordu, ancak bu keşifler artık onun hayat kurtarabilecek bir tedavi olarak görülmesini destekliyor. Present perfect “have transformed”, bu değişimi günümüzle ilişkilendirir.

Alıştırma

Cümleyi “transform X from A to B” kalıbındaki iki edatla tamamlayın: The program transformed the park ____ an unsafe space ____ a welcoming playground.

Cevabı göster

from · to

Kelime

a mere pain reliever: mere ile “bundan fazlası değil” anlamı

Mere bir isimden önce “yalnızca” veya “bundan fazlası değil” anlamına gelir. a mere pain reliever ifadesinde, ilacı tarafsız biçimde tanımlamak yerine ağrı giderici rolünü sınırlı bir konum olarak gösterir. from X to Y yapısı, küçümsenen bu başlangıç noktasını kullanarak yeni rolü çok daha önemli gösterir. Burada mere yalnızca “sıradan” demek değildir; aspirine sadece ağrı kesici demenin onun daha geniş değerini küçümseyeceğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi, “bundan fazlası değil” anlamını verecek şekilde mere kullanarak tamamlayın; böylece sonraki başarı şaşırtıcı görünsün: The idea began as ____ sketch, but it became a bestselling game.

Cevabı göster

a mere

Kelime

potentially life-saving treatment: olası fayda, garanti değil

Potentially, life-saving ifadesini niteler; bu nedenle tedavi hayat kurtarabilir, ancak cümle bunun kesinlikle olacağını söylemez. Bu ifade, güçlü bir olası faydayı kesinliğe getirilen açık bir sınırla birleştirir. Life-saving, life ve saving sözcüklerinden oluşan birleşik bir sıfattır. Treatment sözcüğünden önce kısa çizgi, iki sözcüğün birlikte tek bir niteleyici olarak çalıştığını gösterir.

Alıştırma

Garanti vermeden “hayat kurtarma olasılığı olan” anlamını vermek için cümleyi potentially ve life-saving kullanarak tamamlayın: The team is testing a ____ treatment, but the results are not yet certain.

Cevabı göster

potentially life-saving

Today,

5:07

Bugün,

we consume about 100 billion aspirin tablets each year, Kalıp ifadeler

5:08

her yıl yaklaşık 100 milyar aspirin tableti tüketiyoruz,

Kalıp ifadeler

consume about ... each year: yaklaşık yıllık miktar bildirmek

Bu istatistikte consume, büyük bir grubun bir şeyi toplam olarak kullanması veya alması anlamına gelir. Aspirin tabletlerini tek bir kişinin eylemi olarak değil, genel bir miktar olarak sunar. about + sayı kalıbı bir tahmini belirtirken each year bu toplamın zaman aralığını gösterir. Bu nedenle 100 billion, kesin bir sayım ya da birkaç yılın toplamı değil, yaklaşık bir yıllık değerdir.

Alıştırma

İstatistik cümlesini consume, about ve each year kullanarak tamamlayın: The town ____ 30 million liters of water ____.

Cevabı göster

consumes about · each year

and researchers continue searching for new applications. Kalıp ifadeler

5:12

ve araştırmacılar yeni uygulamalar aramaya devam ediyor.

Kalıp ifadeler

continue searching for new applications: yeni pratik kullanım alanları aramaya devam etmek

Continue searching, aramanın hâlâ sürdüğünü belirtir. Burada continue fiilini -ing biçimindeki searching izler; search for ise araştırmacıların bulmayı umduğu şeyi belirtir. Araştırma ve ürün geliştirme bağlamlarında applications, bir ilacın, malzemenin, keşfin veya teknolojinin pratik kullanım alanları anlamına gelir. Burada new applications, yeni başvuru formları değil, bir şeyin yeni kullanım biçimleridir.

Alıştırma

Researchers continue searching for new applications for the material cümlesinde applications sözcüğü büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. yeni pratik kullanım alanları
  2. yeni yazılım uygulamaları
  3. bir iş veya program için teslim edilen yeni başvuru formları
Cevabı göster

yeni pratik kullanım alanları

Already,

5:17

Şimdiden,

aspirin's versatility has transformed modern medicine, Kalıp ifadeler

5:17

aspirinin çok yönlülüğü modern tıbbı dönüştürdü,

which is astounding considering its humble beginnings in a scraping of willow bark. Notlar

5:21

ki söğüt kabuğunun kazınmasıyla başlayan mütevazı başlangıcı düşünüldüğünde bu şaşırtıcıdır.

Kalıp ifadeler

aspirin's versatility has transformed ...: değişimin nedeni olarak soyut bir nitelik

aspirin's versatility ifadesindeki iyelik yapılı isim öbeği soyut bir niteliği adlandırır: Aspirin birçok farklı amaca hizmet edebilir. Öbeğin tamamı has transformed yapısının öznesidir; bu nedenle cümle, niteliğin kendisini değişimin arkasındaki güç olarak sunar. Soyut bir ismin özne olduğu bu yapı, kısa ve resmî özetlerde yaygındır. Has transformed present perfect zamanındadır: Değişim şimdiki zamandan önce gelişmiştir ve modern tıp üzerindeki etkisi hâlâ önemlidir.

Alıştırma

Hangi cümle soyut bir niteliği değişimin öznesi ve nedeni olarak doğal biçimde kullanır?

  1. The camera's versatility has changed how the crew works.
  2. The camera versatile has changed how the crew works.
  3. The camera's versatility has been changed how the crew works.
Cevabı göster

The camera's versatility has changed how the crew works.

Dilbilgisi

which is astounding considering ...: bir sonucu arka planıyla değerlendirmek

Which yalnızca modern medicine ifadesine değil, önceki iddianın tamamına gönderme yapar. Which is astounding konuşanın değerlendirmesini ekler: Bu sonucun bütünü şaşırtıcıdır. Considering, “bu arka planı hesaba kattığımızda” anlamına gelir ve değerlendirmeyi güçlendiren bir arka plan bilgisi sunar. Mütevazı bir başlangıç ile daha sonraki büyük etki arasındaki karşıtlık, sonucu daha da şaşırtıcı gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, vurgulanan kalıpta “bu arka planı hesaba katmak” anlamına gelen sözcükle tamamlayın: Lina reached the final, which is impressive ____ how little time she had to prepare.

Cevabı göster

considering

Deyimler

humble beginnings in a scraping of willow bark: söğüt kabuğundan gelen mütevazı başlangıç

Humble beginnings, küçük, basit veya pek dikkat çekmeyen bir başlangıç noktasını anlatan yaygın bir mecazi ifadedir. Burada humble, beginnings sözcüğünü niteler; bir şeyin mütevazı bir kişiliği olduğu anlamına gelmez. its humble beginnings in a scraping of willow bark ifadesi, bu başlangıç noktasını söğüt kabuğundan kazınmış az miktarda malzemeye bağlar. Basit bir doğal kaynak ile konunun daha sonra modern tıpta kazandığı önem arasındaki çarpıcı karşıtlığı vurgular.

Alıştırma

Dersimizdeki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Although it now serves thousands of readers, the library grew from ____ in a single rented room.

Cevabı göster

humble beginnings

TED-Ed is a non-profit.

5:27

TED-Ed kar amacı gütmeyen bir organizasyondur.

If you value our work,

5:29

Çalışmalarımıza değer veriyorsanız,

please consider supporting it on patreon.com/teded.

5:30

lütfen patreon.com/teded adresinden destek olmayı düşünün.