Ölmeden önce... | Candy Chang: İngilizce çalışma notları
TED
Video özeti: New Orleanslı bir sanatçı, yaşadığı kaybın onu terk edilmiş bir evin duvarını komşuların hedeflerini yazabildiği kamusal bir kara tahtaya dönüştürmeye nasıl yönelttiğini anlatıyor. Fikir dünya çapında yayılıyor ve ortak alanların düşünmeye, bağ kurmaya ve gerçekten önemli olanı daha net görmeye yardımcı olabileceğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. get caught up in the day-to-day — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu ifadenin, günlük işler ve dikkat dağıtıcı unsurlar içinde kaybolup daha büyük öncelikleri gözden kaçırmayı anlattığını kavrayın; yoğunluk, bakış açısını koruma veya iş-yaşam dengesi hakkında konuşurken doğal biçimde kullanın. 2. "Before I die, I want to" — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Bu açık uçlu kalıpla kişisel bir istek ya da yaşam hedefi ifade edin. before yan cümlesi yaşam süresini bir sınır olarak belirlerken tamamlanmamış mastar bölümü, somut bir plandan son derece kişisel bir umuda kadar farklı ifadelerle sürdürülebilir. 3. as individuals and as a community. — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: as A and as B paralel yapısının bireysel ve kolektif kimliği nasıl bağladığını fark edin; bir değerin, sorunun veya sorumluluğun aynı anda her iki düzeyde de geçerli olduğunu göstermek için kullanın.
Bu derste
There are a lot of ways that people around us help improve our lives. Dilbilgisi
0:16Etrafımızdaki insanların hayatımızı iyileştirmemize yardımcı olduğu pek çok yol vardır.
help improve: help + fiilin yalın hâli
help improve ifadesinde help fiilinden sonra doğrudan improve fiilinin yalın hâli gelir. help + fiilin yalın hâli kalıbı, bir eylemin gerçekleşmesine veya bir sonucun ortaya çıkmasına katkıda bulunmak anlamına gelir. Burada çevremizdeki insanlar hayatımızın daha iyi olmasına katkı sağlıyor. help to improve da dil bilgisi açısından doğrudur. help sonrasında to çoğu zaman kullanılmaz; bu yüzden help improve kısa ve doğal bir yapıdır. to zorunluymuş gibi eklemeyin.
Alıştırma
Cümleyi help + improve fiilinin yalın hâliyle tamamlayın: These small changes can ____ the neighborhood.
Cevabı göster
help improve
We don't bump into every neighbor, so a lot of wisdom never gets passed on. Öbek fiiller
0:21Her komşuyla karşılaşmıyoruz, bu yüzden pek çok bilgelik asla aktarılmıyor.
bump into: biriyle tesadüfen karşılaşmak
Burada bump into every neighbor, önceden plan yapmadan her komşuyla tesadüfen karşılaşmak anlamına gelir. Bu ifade karşılaşmanın rastlantı olduğunu gösterir; komşulara fiziksel olarak çarpmak demek değildir. Bump into, bump into a table örneğindeki gibi çarpışma bağlamında gerçek anlamıyla da kullanılabilir. Beklenmedik şekilde karşılaşmak ile fiziksel olarak çarpmak anlamlarını ayırmak için nesneye ve duruma bakın.
Alıştırma
Hangi cümle karşılaşmanın tesadüfen gerçekleştiğini anlatır?
- I walked past my science teacher at the market.
- I arranged to meet my science teacher at the market.
- I bumped into my science teacher at the market.
Cevabı göster
I bumped into my science teacher at the market.
gets passed on: bilginin başkalarına aktarılması
Gets passed on, get + past participle yapısıyla kurulan bir get edilgenidir. Özne olan wisdom aktarılan şeydir; bu nedenle never gets passed on, bu bilgeliğin başka insanlara hiç ulaşmaması demektir. Etken kalıp pass something on şeklindedir. Get edilgeni, dikkati paylaşımı yapan kişiden uzaklaştırıp bilginin kişiden kişiye aktarılmaya devam edip etmediğine yöneltir.
Alıştırma
Cümleyi ‘aktarmak’ anlamındaki pass on ifadesinin get edilgeniyle tamamlayın: Useful advice often ____ from one teammate to another.
Cevabı göster
gets passed on
Though we do share the same public spaces. Dilbilgisi
0:26Yine de aynı kamusal alanları paylaşıyoruz.
Though we do share: ödünleme ve vurgulu do
Though bir ödünleme kurar: önceki düşünceyle çelişiyor gibi görünen bir gerçeği kabul eder. Burada kamusal alanların paylaşıldığı kabul edilir, ancak bu durum komşuların çoğu zaman buluşup bilgi alışverişinde bulunamadığı yönündeki düşünceyi geçersiz kılmaz. Olumlu cümlede do + fiilin yalın hâli vurgu katar. Do share, ‘gerçekten paylaşıyoruz’ ya da ‘aksini düşünebilirsiniz ama paylaşıyoruz’ demektir. Buradaki though yan cümlesi konuşmada sonradan eklenmiş bir düşünce olarak sunulur; eksiksiz bir yazılı cümlede ise normalde bir ana cümleye bağlanır.
Alıştırma
Hangi cümle komşuların nadiren buluştuğunu belirtip ardından gerçekten bir bahçeyi paylaştıklarını kabul ederek vurgular?
- We rarely meet, though we do share a garden.
- We rarely meet, so we do not share a garden.
- We rarely meet, because we shared a garden yesterday.
Cevabı göster
We rarely meet, though we do share a garden.
So over the past few years, I've tried ways to share more with my neighbors in public space, Dilbilgisi
0:29Bu yüzden geçtiğimiz birkaç yıl boyunca, kamusal alanda komşularımla daha fazlasını paylaşmanın yollarını denedim,
over the past few years, I've tried: şu ana kadar uzanan present perfect
Over the past few years, birkaç yıl önce başlayıp şu ana kadar gelen dönemi ifade eder. Buradaki over, bir şeyin üstünde olmayı değil, “bir dönem boyunca” anlamını taşır. Bu dönem şimdiki zamana kadar uzandığı için ifade genellikle İngilizcedeki present perfect yapısıyla kullanılır: have/has + fiilin üçüncü hâli. I've tried, I have tried ifadesinin kısaltmasıdır ve denemeleri konuşanın şu ana kadarki deneyiminin bir parçası olarak sunar. Denemeleri, değişimleri veya biriken deneyimleri anlatmak için over the past + zaman dilimi + present perfect kalıbını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için try fiilinin present perfect biçimini kullanın: Over the past few years, I ____ several ways to save energy.
Cevabı göster
have tried
And these projects came from questions I had like Anlatım akışı
0:38Ve bu projeler aklımdaki bazı sorulardan ortaya çıktı; örneğin
And these projects came from questions I had like ...: kaynaktan örneklere geçiş
These projects came from questions I had bölümü kaynağı açıklar: Projeler, konuşanın üzerinde düşündüğü sorulardan doğmuştur. Böylece konuşanın oluşturduğu şeylerle onları harekete geçiren fikirler arasında bağlantı kurulur. Sondaki like, konuşma dilinde örnek vermeyi başlatan ve burada “örneğin” anlamına gelen bir işarettir. Dinleyicilere sonraki satırlarda belirli soruların sıralanacağını bildirir; böylece konuşma kaynaktan örneklere geçer. Buradaki like, “sevmek” anlamına gelmez.
Alıştırma
And these projects came from questions I had like ... ifadesinin konuşmadaki temel görevi nedir?
- Projelerin zaten tamamlandığını duyurmak
- Konuşanın bütün soruları sevdiğini söylemek
- Projelerin kaynağını açıklamak ve örnek sorulara geçmek
Cevabı göster
Projelerin kaynağını açıklamak ve örnek sorulara geçmek
how much are my neighbors paying for their apartments?
0:41komşularım daireleri için ne kadar ödüyor?
How can we lend and borrow more things without knocking on each other's doors at a bad time? Notlar
0:45Kötü bir zamanda birbirimizin kapısını çalmadan nasıl daha fazla eşya ödünç alıp verebiliriz?
lend ve borrow: Zıt yönler
Lend ve borrow, bir şeyin geçici olarak kullanılmasını anlatır ancak hareketi zıt bakış açılarından gösterir. Lend, bir şeyi sınırlı bir süre kullanması için başka birine vermek; borrow ise başkasına ait bir şeyi sınırlı bir süreliğine alıp kullanmak demektir. Yaygın yapılar lend someone something, lend something to someone ve borrow something from someone biçimindedir. Sorudaki lend and borrow, eşya paylaşımının hem verme hem de alma yönünü kapsar.
Alıştırma
Her sözcüğü bir kez kullanarak cümleyi lend ve borrow ile tamamlayın: Priya owns the calculator. She can ____ it to Noah, and Noah can ____ it from her.
Cevabı göster
lend · borrow
without knocking ... at a bad time: Uygunsuz bir kesintiden kaçınmak
Without + fiilin -ing biçimi, ana eylem gerçekleşirken başka bir eylemden kaçınıldığını gösterir. Buradaki without knocking on each other's doors, insanları doğrudan ziyaret etmek zorunda kalmadan eşya paylaşma amacını anlatır. At a bad time, karşı tarafın meşgul olduğu veya iletişim kurmanın uygunsuz olacağı bir zamanı ifade eder. Buradaki kaygı kapı çalmanın her zaman yanlış olması değil, zamansız bir rahatsızlıktan kaçınmaktır.
Alıştırma
Hangi cümle, komşunuzdan yardım isterken onu uygunsuz bir zamanda rahatsız etmekten kaçınmak istediğinizi doğal biçimde ifade eder?
- I want to ask my neighbor for help without calling them at a bad time.
- I want to ask my neighbor for help by calling them when they are busy.
- I want to ask my neighbor for help without call them at a bad time.
Cevabı göster
I want to ask my neighbor for help without calling them at a bad time.
and gain a better understanding of our landscape? Kalıp ifadeler
0:56nasıl daha fazla paylaşabilir ve çevremizi nasıl daha iyi anlayabiliriz?
gain a better understanding of our landscape: yaşadığımız çevreyi daha iyi anlamak
Gain a better understanding of something, bir şeyi daha derinlemesine veya daha açık biçimde anlamaya başlamak demektir. Burada gain, soyut ad öbeği a better understanding ile kullanılır; fiziksel bir nesne edinmek anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilir kalıp gain a better understanding of + konu biçimindedir. Bu soruda our landscape, konuşmacının insanların daha iyi anlamasını istediği konudur.
Alıştırma
Cümleyi gain ile başlayan beş sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The interviews helped us ____ the residents' concerns.
Cevabı göster
gain a better understanding of
And how can we share more of our hopes for our vacant storefronts, Kültür
0:59Peki, boş vitrinlerimiz için umutlarımızı nasıl daha fazla paylaşabiliriz,
vacant storefronts: boş durumdaki cadde dükkânları
Vacant storefronts, caddeye bakan ve şu anda kiracısı ya da faaliyet gösteren bir işletmesi bulunmayan perakende veya ticari alanlardır. Vacant, bu alanların o anda kullanılmadığını anlatır; tek başına harap oldukları veya kalıcı olarak terk edildikleri anlamına gelmez. Bu topluluk bağlamında ifade, ticaret caddesindeki boş alanlara ve mahalle sakinlerinin bu alanların gelecekte neye dönüşmesini umduğuna işaret eder. Storefront bir dükkânın sokağa bakan ön cephesi anlamına gelebilir; ancak şehircilik ve emlak dilinde çoğu zaman zemin kattaki dükkân alanının tamamını da ifade eder.
Alıştırma
Daha güçlü terk edilmişlik anlamını eklemeden vacant storefronts ifadesini en açık biçimde anlatan durum hangisidir?
- Birkaç dükkân alanı yıllar önce terk edilmiş ve şimdi ciddi biçimde bakımsız kalmıştır.
- Faaliyette olan birkaç mağaza, çalışma saatleri sona erdiği için kapılarını kilitlemiştir.
- Cadde seviyesindeki birkaç dükkân alanının kiracısı yoktur, ancak alanlar temizdir ve kiralanmaya hazırdır.
Cevabı göster
Cadde seviyesindeki birkaç dükkân alanının kiracısı yoktur, ancak alanlar temizdir ve kiralanmaya hazırdır.
so our communities can reflect our needs and dreams today? Anlatım akışı
1:04böylece topluluklarımız bugünkü ihtiyaçlarımızı ve hayallerimizi yansıtabilir?
so our communities can reflect our needs and dreams today: eylemden amaçlanan sonuca
so ile başlayan yan cümle, önerilen eylemle ulaşılmak istenen sonucu verir; burada so, so that anlamındadır. Boş dükkânlarla ilgili umutları paylaşmak, topluluğun sakinlerin şu anki ihtiyaçlarını ve hayallerini göstermesini sağlayacak bir yol olarak sunulur. Eylem + so + özne + can/could + fiil yapısı, mesajı insanların ne yapabileceğinden bu eylemle oluşturmak istedikleri daha büyük değişime taşır. Burada reflect, “göstermek veya yansıtmak” anlamındadır; “bir görüntüyü geri yansıtmak” anlamında değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede so, bir eylemden topluluk için amaçlanan sonuca geçiş yapar?
- We asked residents for ideas because the new library already reflected their priorities.
- We asked residents for ideas so the new library could reflect their priorities.
- The new library reflected residents' priorities, so we asked them for more ideas.
Cevabı göster
We asked residents for ideas so the new library could reflect their priorities.
I am in love with New Orleans: bir yere duyulan güçlü sevgi
Be in love with, yalnızca bir kişiye değil, bir yere, etkinliğe veya nesneye duyulan güçlü sevgiyi de anlatabilir. Buradaki nesne New Orleans olduğu için ifade, romantik bir ilişkiyi değil, konuşanın şehre duyduğu derin ve coşkulu bağlılığı gösterir. Duygusal açıdan like ifadesinden daha güçlüdür. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp be + in love with + isim veya -ing biçimidir.
Alıştırma
Bu ifadenin doğru olup olmadığına karar verin: “I'm in love with this city,” cümlesinde in love with mutlaka romantik aşkı anlatmalıdır.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
My soul is always soothed by the giant live oak trees Kelime
1:14Ruhum, yüzlerce yıldır aşıklara, sarhoşlara ve hayalperestlere gölge sağlayan
“soothed by”: Bir kaynağın sağladığı nazik duygusal teselli
be soothed by yapısında soothed, daha sakin hâle gelmek ve duygusal olarak teselli bulmak anlamına gelir. Ağaçlar bir hastalığı tedavi etmiyor; varlıkları konuşan kişiye iç huzuru veriyor. Edilgen be soothed by + kişi, ses, yer veya şey yapısı önce rahatlatıcı etkiyi öne çıkarır, sonra bu etkinin kaynağını by sözcüğünden sonra belirtir. My soul ve always ifadeleri cümleye düşünceli ve edebî bir ton verir.
Alıştırma
Şu cümlede soothed by ne anlama gelir: “The child was soothed by her grandmother’s quiet voice”?
- Ses çocuğun sakinleşmesini ve teselli bulmasını sağladı.
- Çocuk sesin yolundan çekildi.
- Ses çocuğu tıbben iyileştirdi.
Cevabı göster
Ses çocuğun sakinleşmesini ve teselli bulmasını sağladı.
shading lovers, drunks, and dreamers for hundreds of years.
1:19devasa yaprak dökmeyen meşe ağaçlarıyla her zaman huzur buluyor.
And I trust a city that always makes way for music. Deyimler
1:23Ve müziğe her zaman yer açan bir şehre güveniyorum.
“makes way for”: Yer veya fırsat yaratmak
Make way for + isim, birinin veya bir şeyin geçebilmesi için kenara çekilmek anlamına gelebilir. Bu cümlede mecazidir: şehir, müziğin kamusal yaşamda yer alabilmesi için ona alan ve fırsat sağlar. Öznenin fiziksel olarak hareket eden bir kişi olması gerekmez. Yerler, planlar, alışkanlıklar ve eski sistemler de yeni bir şeyin gelmesine veya eskisinin yerini almasına izin verdiklerinde make way for yapısını kullanabilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The old warehouse was demolished to ____ a neighborhood park.
Cevabı göster
make way for
I feel like every time someone sneezes, New Orleans has a parade. Anlatım akışı
1:26Sanki biri ne zaman hapşırsa New Orleans'ta bir geçit töreni oluyormuş gibi hissediyorum.
every time someone sneezes ... has a parade: mizahi abartı
every time kalıbı normalde bir olayın başka bir olayı düzenli olarak tetiklediğini gösterir. Ancak burada bir hapşırığın şehir çapında bir geçit törenine yol açması açıkça gerçek dışıdır. Bu nedenle vurgulanan bölüm, geçit törenlerinin sıklığıyla ilgili gerçek anlamlı bir iddia değil, mizahi bir abartıdır. Birinin hapşırması gibi küçücük bir olay, geçit töreni gibi büyük bir kutlamayla karşı karşıya getirilir. Bu karşıtlık, New Orleans'ı geçit törenlerinin, müziğin ve kutlamaların şehrin karakterinde önemli bir yer tuttuğu bir yer olarak hızla tanıtır.
Alıştırma
Vurgulanan bölüm cümlede ne yapıyor?
- Geçit törenlerinin insanları neden hapşırttığını açıklar.
- Hapşırmalarla geçit törenleri arasında gerçek anlamlı bir kural verir.
- New Orleans'ın ne kadar sık kutlama yaptığını mizahi biçimde abartır.
Cevabı göster
New Orleans'ın ne kadar sık kutlama yaptığını mizahi biçimde abartır.
The city has some of the most beautiful architecture in the world,
1:32Şehir, dünyadaki en güzel mimarilerden bazılarına sahip,
but it also has one of the highest amounts of abandoned properties in America. Notlar
1:35ama aynı zamanda Amerika'daki en yüksek terk edilmiş mülk sayılarından birine de sahip.
but it also has: karşıt bir gerçek eklemek
but it also has ifadesinde but, sıradaki gerçeğin önceki övgüyle karşıtlık oluşturduğunu gösterir. also has, olumsuz gerçeğin aynı şehre ait olduğunu ve güzel mimariyle bir arada bulunduğunu belirtir; burada also yalnızca bir başka olumlu özelliği eklemez. İfade bir bütün olarak konuşmacının önce olumlu bir özelliği kabul edip ardından ciddi bir soruna geçmesini sağlar. Bu kalıp, bir yeri, fikri veya durumu tek yönlü değil, karmaşık bir şekilde sunmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Övgüyle açıkça karşıtlık oluşturan ikinci bir gerçeği ekleyen dört kelimelik hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The neighborhood has beautiful old houses, ____ a serious shortage of affordable homes.
Cevabı göster
but it also has
one of the highest amounts of ... in: en yüksek grupta yer alma
One of the highest ... bir şeyin en yüksek değerlere sahip grup içinde olduğunu belirtir; tek başına en yüksek olduğunu söylemez. Burada şehrin terk edilmiş mülk sayısının Amerika'daki yerler arasında üst sıralarda olduğu anlatılıyor. Yapı one of the + en üstünlük derecesi + çoğul isim + of ... şeklindedir. one of bir gruptan bir üyeyi seçtiği için en üstünlük derecesinden sonraki isim çoğul olur. one of the highest numbers, rates veya levels buna örnektir.
Alıştırma
Hangi cümle, ilçenin boş ev sayısı bakımından üst grupta olduğunu ancak tek başına en yüksek sayıya sahip olduğunu iddia etmeden doğal biçimde anlatır?
- The county has the highest number of empty homes in the state.
- The county has one of the highest numbers of empty homes in the state.
- The county has one of the highest amounts of empty homes in the state.
Cevabı göster
The county has one of the highest numbers of empty homes in the state.
and I thought about how I could make it a nicer space for my neighborhood. Dilbilgisi
1:41ve burayı mahallem için nasıl daha güzel bir alan haline getirebileceğimi düşündüm.
make it a nicer space for ...: make + nesne + tamamlayıcı
Make it a nicer space ifadesinde make + nesne + nesne tamamlayıcısı yapısı kullanılır. It değiştirilen yerdir; a nicer space ise sonucu, yani o yerin neye dönüşeceğini belirtir. Burada make üretmek değil, bir şeyi başka bir duruma getirmek anlamındadır. For my neighborhood, iyileştirilmiş alandan yararlanması amaçlanan kişileri veya topluluğu gösterir. Aynı yapı make it safer ve make it a welcoming place ifadelerinde de görülür.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için make + it + bir isim tamamlayıcısı yapısını ve safer, space, visitors sözcüklerini kullanın: We added brighter lights to ____.
Cevabı göster
make it a safer space for visitors
And I also thought about something that changed my life forever. Kalıp ifadeler
1:45Ve aynı zamanda hayatımı sonsuza dek değiştiren bir şeyi de düşündüm.
changed my life forever: kalıcı bir dönüm noktası
Changed my life forever, bir şeyin büyük bir değişime yol açtığını ve etkilerinin daha sonra da uzun süre devam ettiğini anlatır. Buradaki forever kalıcı etkiyi vurgular; sözcüğün gerçek anlamıyla kanıtlanabilir bir “sonsuza kadar” demek olması gerekmez. change someone's life forever yapısı, hayatı o andan itibaren farklı hâle getiren bir dönüm noktasını, kişiyi veya deneyimi anlatmaya başlarken sıkça kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi change my life forever ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Getting that scholarship ____.
Cevabı göster
changed my life forever
lost someone I loved very much: ölümden nazikçe söz etme yolu
Bu yas bağlamında lost someone I loved very much, konuşanın çok sevdiği birinin öldüğü anlamına gelir. Buradaki lost bir örtmecedir; konuşanın o kişiyi yanlışlıkla bir yerde kaybettiği veya onu bulamadığı anlamına gelmez. Bu ifade, ölümü çıplak bir gerçek olarak söylemek yerine konuşanın kalıcı kaybını ve yasını öne çıkarır. Ölümle ilgili anlam çevredeki bağlamdan gelir; lose someone başka bağlamlarda farklı anlamlara gelebilir.
Alıştırma
Yasla ilgili kişisel bir anlatıda I lost someone I loved very much büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Konuşanın çok sevdiği biri öldü.
- Konuşan birkaç saatliğine bir arkadaşıyla konuşmayı bıraktı.
- Konuşan, sevdiği kişinin nerede durduğunu bulamadı.
Cevabı göster
Konuşanın çok sevdiği biri öldü.
Her name was Joan and she was a mother to me. Kelime
1:55Adı Joan'dı ve benim için bir anne gibiydi.
a mother to me: biyolojik anne olmak zorunda olmayan, anne benzeri bir rol
Bu cümlede a mother to me, Joan'ın ilgi, destek veya duygusal yakınlık yoluyla konuşanın hayatında anneye benzer bir rol üstlendiği anlamına gelir. Bu ifade tek başına Joan'ın konuşanın biyolojik annesi olduğunu söylemez. to me sözleri ilişkiyi konuşanın kişisel deneyimi açısından çerçeveler; Joan'ın o kişinin hayatında ne ifade ettiğini gösterir. Aynı kalıp, birinin belirli bir kişi için taşıdığı rolü veya önemi anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümle Elena'nın anneye benzer bir rol üstlendiğini, ancak konuşanın biyolojik annesi olmak zorunda olmadığını anlatır?
- Elena became a mother when her daughter was born.
- Elena was a mother to me when I first lived on my own.
- Elena met my mother when I first lived on my own.
Cevabı göster
Elena was a mother to me when I first lived on my own.
made me feel deep gratitude for...: make + nesne + fiilin yalın hâli
Made me feel, ettirgen make + nesne + fiilin yalın hâli kalıbını kullanır: bir şey benim bir duygu yaşamama neden oldu. Made zaten geçmiş zamanı taşıdığı için feel yalın hâlde kalır; başına to getirilmez ve felt biçimine dönüştürülmez. Deep gratitude, feel fiilinden sonra gelen ve güçlü bir minnettarlık duygusunu anlatan bir isim öbeğidir. for edatı minnettarlığın neye yönelik olduğunu belirtir; burada konuşanın sahip olduğu zamanı gösterir.
Alıştırma
Cümleyi made + me + yalın hâldeki feel + deep gratitude ile tamamlayın: The nurses' kindness ____ for their care.
Cevabı göster
made me feel deep gratitude
and brought clarity to the things that are meaningful to my life now. Kalıp ifadeler
2:19ve şu an hayatımda anlamlı olan şeylere netlik kazandırdı.
brought clarity to: bir şeyi daha anlaşılır hâle getirmek
Bring clarity to something, bir şeyi anlamayı, değerlendirmeyi veya düzenlemeyi kolaylaştırmak demektir. Brought, bring fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Buradaki clarity fiziksel saydamlığı değil, zihinsel veya kavramsal netliği anlatır. Cümle, kişinin hayatında hangi şeylerin önemli olduğunu daha açık biçimde anlamasını ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: The updated schedule ___ the order of the project tasks.
- brought clarity for
- brought clear to
- brought clarity to
Cevabı göster
brought clarity to
But I struggle to maintain this perspective in my daily life. Kalıp ifadeler
2:29Ancak bu bakış açısını günlük hayatımda korumakta zorlanıyorum.
struggle to maintain this perspective: bir düşünce biçimini korumakta zorlanmak
Struggle to + fiilin yalın hâli, kişi çabalasa da bir eylemi yapmanın zor olduğunu anlatır. struggle to maintain içinde maintain, “aynı durumda tutmak veya sürdürmek” demektir. This perspective, az önce sözü edilen bir şeye bakma veya onu düşünme biçimini ifade eder. İfadenin tamamı, kişinin günlük hayatında bu düşünce biçimini korumakta zorlandığını anlatır; maintain burada “tamir etmek” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: During long meetings, I ___ my focus.
- struggle to maintain
- struggle maintaining to
- struggle with maintain
Cevabı göster
struggle to maintain
I feel like it's easy to get caught up in the day-to-day Deyimler
2:34Günden güne koşturmacaya kapılmanın
get caught up in the day-to-day: günlük işlere fazlasıyla kapılmak
Get caught up in something, bir şeye o kadar kapılmak veya onunla o kadar fazla uğraşmak demektir ki diğer konular daha az ilgi görür. Burada fiziksel olarak yakalanmak anlamına gelmez. The day-to-day, rutin görev ve sorumlulukları ifade eder. Get caught up in the day-to-day ifadesinin bütünü, günlük ihtiyaçların daha geniş bir bakış açısını veya daha önemli öncelikleri geri plana itmesini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede get caught up in, işlere gereğinden fazla kapılmak anlamında kullanılmıştır?
- I caught up on my emails before lunch.
- I got caught up in emails and forgot to eat lunch.
- I was caught in the rain on my way to lunch.
Cevabı göster
I got caught up in emails and forgot to eat lunch.
and forget what really matters to you. Dilbilgisi
2:37ve sizin için neyin gerçekten önemli olduğunu unutmanın kolay olduğunu hissediyorum.
isim yan cümleciği olarak what really matters to you
What really matters to you bir isim yan cümleciğidir. What, “... olan şey veya şeyler” anlamını da taşır; bu nedenle yan cümleciğin tamamı “sizin için gerçekten önemli olan şeyler” demektir. Cümlede bu yan cümlecik forget fiilinin nesnesidir. Matters, “önemlidir” anlamına gelen üçüncü tekil şahıs fiilidir. Yan cümlecik, what does really matter to you gibi soru söz dizimini değil, what really matters to you biçimindeki düz cümle söz dizimini kullanır.
Alıştırma
Cümleyi, “sizin için gerçekten önemli olan şeyler” anlamına gelen dersteki tam what yan cümleciğiyle tamamlayın: When life gets busy, remember ____.
Cevabı göster
what really matters to you
turned ... into ...: bir değişime neden olmak
Turn A into B, A’yı B’ye dönüştürmek veya A’ya yeni bir biçim, durum ya da kullanım kazandırmak demektir. Bu cümlede değişimi gerçekleştiren kişi I, A olan bölüm the side of this abandoned house ve B olan sonuç a giant chalkboard ifadesidir. Yapı turn + nesne + into + sonuç şeklindedir. Turned geçmiş zaman biçimidir. Aynı yapı hem fiziksel değişiklikler hem de soyut sonuçlar için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi turn A into B yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The team ____ an unused office ____ a quiet study room.
Cevabı göster
turned · into
and stenciled it with a fill-in-the-blank sentence, Kelime
2:46ve üzerine şablonla boşluk doldurmacalı bir cümle yazdım,
fill-in-the-blank sentence: anlamı ve kısa çizgi kullanımı
A fill-in-the-blank sentence, bir kişinin tamamlaması için bir veya daha fazla boşluk bırakılmış cümledir. Burada tamamlanmış bir mesaj değildir; insanları kendi sözcüklerini eklemeye davet eder. Fill-in-the-blank, sentence sözcüğünden önce gelen birleşik bir niteleyicidir; bu nedenle sözcükler kısa çizgilerle bağlanır. Buradaki blank, beyaz rengi değil, cevap için bırakılan boş yeri ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümlede fill-in-the-blank bir ismin önünde niteleyici olarak doğru kullanılmıştır?
- This is a fill-in-the-blank question.
- Please fill-in-the-blank with one word.
- This is a fill in the blank question.
Cevabı göster
This is a fill-in-the-blank question.
Before I die, I want to ...: yaşam hedefleri için açık uçlu bir kalıp
Before I die, konuşanın yaşamı sona ermeden önceki süreyi sınır olarak belirleyen bir zaman yan tümcesidir. before geleceğe gönderme yaptığında İngilizcede bu yan tümcede normal olarak will die değil, geniş zaman biçimi die kullanılır. I want to ifadesinde to'dan sonra normal olarak fiilin yalın biçimi gerekir. Burada cümle bilinçli olarak to'da bırakılır ve başka birinin bir dilek ya da yaşam hedefi ekleyebileceği açık bir kalıp oluşturulur. Ölümden söz edilmesi düşünmeye yöneliktir; tehdit değildir ve ölümün yakın olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi burada öğretilen yaşam hedefi kalıbıyla tam olarak tamamlayın: Before I ____, I ____ visit every continent.
Cevabı göster
die · want to
So anyone walking by can pick up a piece of chalk, Notlar
2:53Böylece yoldan geçen herhangi biri eline bir tebeşir alıp,
anyone walking by: anyone sözcüğünü niteleyen bir ortaç grubu
anyone walking by ifadesinde walking by, anyone sözcüğünü niteleyen bir şimdiki zaman ortaç grubudur. anyone who is walking past that place ile aynı anlamdadır ve o yerden geçmekte olan herkesi belirtir. Walking by ana fiil grubu değildir. Ana cümlenin fiil grubu can pick up ifadesidir. İngilizcede kimlerin kastedildiğini belirtmek için bu tür kısaltılmış ilgi tümceleri sıkça anyone sözcüğünden sonra getirilir.
Alıştırma
Parantez içindeki sözcükleri burada öğretilen kısaltılmış -ing niteleyicisiyle yeniden yazın: Anyone ____ will receive a number. (who is waiting outside)
Cevabı göster
waiting outside
pick up a piece of chalk: fiziksel bir nesneyi kaldırmak
Burada pick up, fiziksel bir nesneyi bir yüzeyden ya da daha aşağıdaki bir yerden kaldırmak anlamına gelir. A piece of chalk kaldırılan nesnedir. Pick up'ın birkaç anlamı vardır; bu yüzden doğru anlamı seçmek için nesneye ve duruma bakılır. Chalk, book veya coin gibi somut bir nesneyle kullanıldığında genellikle onu elle alıp kaldırma hareketini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede pick up fiziksel bir nesneyi kaldırma anlamında doğal kullanılmış ve zamir doğru yere yerleştirilmiştir?
- Please pick up it from the floor.
- Please pick it up from the floor.
- Please pick it from the floor up.
Cevabı göster
Please pick it up from the floor.
reflect on their lives: hayat üzerine derinlemesine düşünmek
Reflect on their lives ifadesi, kişinin kendi deneyimleri, seçimleri ve yaşam yönü üzerine dikkatlice düşünüp daha derin bir anlayış kazanması anlamına gelir. Yalnızca olayları hatırlamaktan daha fazlasını anlatır. Reflect on + konu kalıbında on, dikkatlice düşünülen konuyu tanıtır. Buradaki reflect zihinsel bir eylemdir; bir yüzeyin ışığı veya görüntüyü yansıtması anlamına gelmez.
Alıştırma
Reflect sözcüğünü doğru kalıpta kullanarak cümleyi tamamlayın: After the project, we took ten minutes to ____ what we had learned.
Cevabı göster
reflect on
and share their personal aspirations in public space. Kelime
2:58ve kişisel hedeflerini kamusal alanda paylaşabilir.
personal aspirations: uzun vadeli umutları ve hedefleri anlatan resmî ifade
Personal aspirations, bir kişinin zaman içinde peşinden gitmek istediği umutları, idealleri veya yaşam yönlerini ifade eder. Bu cümlede söz konusu amaçlar, anlık istekler değil, kişi için anlamlı ve kişisel hedefler olarak sunulur. Buradaki aspiration, umut veya ideal anlamındadır. Hava ya da başka maddelerin içeri çekilmesiyle bağlantılı tıbbi aspiration kullanımından farklıdır.
Alıştırma
Bu cümlede personal aspirations büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Bir kişiye verilen talimatlar
- Bir kişinin uzun vadeli umutları ve idealleri
- Bir kişinin anlık ihtiyaçları
Cevabı göster
Bir kişinin uzun vadeli umutları ve idealleri
I didn't know what to expect from this experiment, Kalıp ifadeler
3:02Bu deneyden ne bekleyeceğimi bilmiyordum,
I didn't know what to expect: ne olacağı konusundaki belirsizlik
I didn't know what to expect, kişinin ne olacağı veya sonucun nasıl çıkacağı konusunda net bir fikri olmadığını anlatır. Belirsizlik ifade eder; mutlaka kaygı veya olumsuz bir beklenti anlamına gelmez. What to expect, know fiilinin nesnesi olarak kullanılan iç içe geçmiş bir soru sözcüğü + to-infinitive yapısıdır. Doğrudan soru olmadığı için soru cümlesi söz dizimini kullanmaz.
Alıştırma
Ne olacağını bilmemeyi anlatan tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: It was my first day at the new school, so ____.
Cevabı göster
I didn't know what to expect
but by the next day the wall was entirely filled out Öbek fiiller
3:05ama ertesi gün duvar tamamen dolmuştu
was entirely filled out: bütün boşluklar tamamlanmıştı
was entirely filled out ifadesinde was + filled out edilgen yapıyı kurar: eksik bilgileri başka insanlar eklemiştir. Entirely, doldurulabilecek boşluklardan hiçbirinin eksik kalmadığını belirtir. Fill out genellikle bilgi ekleyerek bir formu, anketi veya soru grubunu tamamlamak anlamına gelir. Burada duvar büyük bir doldurma formu gibi kullanılır. Bu nedenle ifade, duvarın şeklinin değiştiğini değil, üzerindeki tüm yazılabilir soruların veya boşlukların tamamlandığını anlatır.
Alıştırma
Bu bağlamda “the wall was entirely filled out” ne anlama gelir?
- İnsanlar duvarın önündeki alanı nesnelerle doldurmuştu.
- İnsanlar duvarı fiziksel olarak büyütmüştü.
- İnsanlar duvardaki doldurulabilir tüm boşlukları tamamlamıştı.
Cevabı göster
İnsanlar duvardaki doldurulabilir tüm boşlukları tamamlamıştı.
kept growing: süren değişim için keep + -ing
Keep + fiil-ing, bir eylemin, sürecin veya değişimin devam ettiğini belirtir. Kept, keep fiilinin geçmiş zaman biçimidir; bu nedenle kept growing, büyümenin belli bir süre boyunca devam ettiğini anlatır. Grow yalnızca canlıların büyümesini anlatmaz. Burada içerik miktarının, katılımın veya erişimin artmaya devam ettiği anlamına gelir.
Alıştırma
Tam olarak iki sözcükle tamamlayın: keep fiilinin geçmiş biçimi + clap fiilinin -ing biçimi. The audience ____ after the band left the stage.
Cevabı göster
kept clapping
And I'd like to share a few things that people wrote on this wall. Kalıp ifadeler
3:11Ben de insanların bu duvara yazdığı birkaç şeyi paylaşmak istiyorum.
I'd like to share: paylaşılacak içeriği kibarca tanıtmak
I'd like to share, I would like to share ifadesinin kısaltılmış biçimidir ve bir şeyi paylaşma niyetini kibarca anlatır. Bu cümlede konuşmacının göstermek üzere olduğu içeriği nazikçe tanıtır; I want to share ifadesinden daha yumuşak duyulur. Ayrıca bir sunumda geçiş ifadesi olarak kullanılır: önceki açıklamadan belirli örneklere veya bilgilere geçileceğini gösterir.
Alıştırma
Bir sunumda dinleyicilere vermek istediğin bilgiyi en doğal biçimde tanıtan cümle hangisidir?
- I'd like to share three results from our survey.
- I'd like share three results from our survey.
- I'd like sharing three results from our survey.
Cevabı göster
I'd like to share three results from our survey.
"Before I die, I want to be tried for piracy." Kelime
3:17"Ölmeden önce korsanlıktan yargılanmak istiyorum."
be tried for piracy: try fiilinin hukuki anlamı
be tried for piracy ifadesinde try, mahkemenin bir kişi hakkındaki davayı görüp karara bağlaması anlamına gelen hukuki bir fiildir. Bu ifade, korsanlık suçu işlediği iddiasıyla mahkemede yargılanmak demektir; korsanlık yapmayı denemek anlamına gelmez. be tried edilgen yapıdadır, çünkü kişi mahkemenin eylemine maruz kalan taraftır; for piracy ise işlendiği iddia edilen suçu belirtir. Duvar yazısında ciddi bir ceza davasını hayattaki bir dilek gibi sunmak beklenmedik bir mizah etkisi yaratır.
Alıştırma
“The defendant will be tried for piracy” ne anlama gelir?
- Sanık korsanlık yapmaya çalışacak.
- Mahkeme, sanığın korsanlık suçu işlediği iddiasıyla ilgili davayı görecek.
- Sanık korsanlarla ilgili bir oyunu test edecek.
Cevabı göster
Mahkeme, sanığın korsanlık suçu işlediği iddiasıyla ilgili davayı görecek.
"Before I die, I want to straddle the International Dateline." Kültür
3:27"Ölmeden önce Uluslararası Tarih Çizgisi'nin iki yanında durmak istiyorum."
straddle the International Dateline: Uluslararası Tarih Değiştirme Çizgisi'nin iki yanında durmak
Burada straddle, bir sınırın üzerinde, vücudun bir kısmı bir tarafta, diğer kısmı karşı tarafta olacak şekilde durmak demektir. Konuşan kişi Uluslararası Tarih Değiştirme Çizgisi'ni ayaklarının arasında hayal eder; onu bir şeymiş gibi sürmekten söz etmez. Uluslararası Tarih Değiştirme Çizgisi, geçildiğinde takvim tarihinin bir gün değiştiği varsayımsal bir sınırdır. Bu coğrafi özellik dileği sıra dışı kılar: konuşan kişi karşılıklı iki taraftaki farklı tarihler arasında durmak ister.
Alıştırma
Bu dilekte “straddle the International Dateline” ne anlama gelir?
- Çizgiyi iki ayağının arasında tutup iki tarafına birden basmak
- Çizgiyi bir hayvanmış gibi sürerek üzerinde ilerlemek
- Çizgiyi geçmeden yanında ilerlemek
Cevabı göster
Çizgiyi iki ayağının arasında tutup iki tarafına birden basmak
"Before I die, I want to sing for millions."
3:33"Ölmeden önce milyonlar için şarkı söylemek istiyorum."
"Before I die, I want to live off the grid." Deyimler
3:41"Ölmeden önce şebekeden bağımsız yaşamak istiyorum."
live off the grid: elektrik şebekesine bağlı olmadan yaşamak
Live off the grid, kamusal elektrik şebekesine bağlı olmadan yaşamak demektir. Bağlama göre kişinin suyunu ve diğer temel hizmetlerini de kendisinin sağlamasını ifade edebilir. Bu ifade, genellikle uzak bir yerdeki ya da kendi kendine yeten bir evde sürdürülen uzun süreli bir yaşam biçimini anlatır. Otomatik olarak internetsiz yaşamak veya toplumla bütün iletişimi kesmek anlamına gelmez.
Alıştırma
“Kamusal elektrik şebekesine bağlı olmadan yaşamak” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: After installing solar panels and a private well, the family decided to ____.
Cevabı göster
live off the grid
"Before I die, I want to hold her one more time."
3:48"Ölmeden önce ona bir kez daha sarılmak istiyorum."
"Before I die, I want to be someone's cavalry." Deyimler
3:55"Ölmeden önce birinin kurtarıcısı olmak istiyorum."
be someone's cavalry: zamanında yetişen yardım mecazı
Burada cavalry, kritik bir anda yetişen kurtarıcıların görüntüsünü çağrıştırır. Bu nedenle be someone's cavalry, biri ciddi bir sıkıntıdayken onun yardımına koşan kişi olmak demektir. Konuşan kişi bu kurtarma görüntüsünü kişisel bir hedefe dönüştürüyor. Anlam mecazidir; gerçekten atlı bir asker olma isteğini ifade etmez.
Alıştırma
Bu cümlede be someone's cavalry ifadesi büyük olasılıkla ne anlama geliyor?
- Gerçek anlamda atlı bir asker olmak
- Bir kriz sırasında yardıma yetişen kişi olmak
- Birine ata binmeyi öğretmek
Cevabı göster
Bir kriz sırasında yardıma yetişen kişi olmak
"Before I die, I want to be completely myself." Ton ve niyet
4:00"Ölmeden önce tamamen kendim olmak istiyorum."
be completely myself: gerçek benliğimi bütünüyle göstermek
be fiilinden sonra gelen myself, konuşan kişinin sahip olmak istediği kimliği veya durumu, yani gerçek benliğiyle yaşayıp kendini ifade etmesini anlatır. Konuşan kişiye geri yönelen bir eylemi anlatmaz. Completely bu düşünceyi güçlendirir. Konuşan kişi kimliğinin bazı yönlerini saklamayı veya başkalarının beklentilerini karşılamak için kendini değiştirmeyi bırakmak istiyor; bu nedenle ifade tam bir öz kabul anlamı taşır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki tam üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: My family accepts every part of me, so at home I can ____.
Cevabı göster
be completely myself
So this neglected space became a constructive one Anlatım akışı
4:09Böylece bu ihmal edilmiş alan yapıcı bir alana dönüştü
neglected space became a constructive one: bir dönüşümü özetlemek
Bu cümle iki durumu karşı karşıya getirir: neglected alanın önceki hâlini, became a constructive one ise yeni ve olumlu işlevini anlatır. Bu kısa önce-sonra yapısı, yeni bir olay eklemek yerine projenin sonucunu özetler. Burada one, tekil ve sayılabilen space isminin yerini alır; dolayısıyla a constructive one, a constructive space anlamına gelir. Constructive, alanın hâlâ inşa edildiği anlamına gelmez; artık yararlı veya olumlu faaliyetleri desteklediğini anlatır.
Alıştırma
neglected space became a constructive one kalıbı bilgiyi düzenlerken temel olarak ne yapar?
- İnşaatçıların alanı hâlâ inşa ettiğini söyler.
- İhmal edilmiş bir alanın olumlu amaçla kullanılan bir yere dönüşmesini özetler.
- İlk alanla ilgisi olmayan ikinci bir alanı tanıtır.
Cevabı göster
İhmal edilmiş bir alanın olumlu amaçla kullanılan bir yere dönüşmesini özetler.
and people's hopes and dreams made me laugh out loud, Öbek fiiller
4:13ve insanların umutları ve hayalleri beni kahkahalarla güldürdü,
tear up, uh and they consoled me during my own tough times. Kelime
4:17ağlattı ve kendi zor zamanlarımda beni teselli ettiler.
laugh out loud, tear up: paralel iki duygusal tepki
Laugh out loud ve tear up, made me yapısından sonra paralel biçimde gelen iki fiil grubudur. Sesli biçimde gülmek ve gözlerin yaşarması gibi iki görünür tepkiyi anlatırlar. Bu iki tepkinin yan yana kullanılması, insanların mesajlarının güçlü ve çeşitli duygular uyandırdığını gösterir. Bu duygusal bağlamda tear up, gözleri dolmak veya ağlamak üzere olmak anlamına gelir. Bir şeyi parçalara ayırarak yırtmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi okuyun: The memories made me laugh out loud and tear up. Hedefteki iki ifade neyi anlatıyor?
- Tek bir duygusal tepki: gülmeyi bırakmaya çalışmak
- Kâğıtla ilgili iki eylem: onu sesli okumak ve yırtmak
- İki duygusal tepki: sesli biçimde gülmek ve gözleri dolmak
Cevabı göster
İki duygusal tepki: sesli biçimde gülmek ve gözleri dolmak
consoled me: zor bir dönemde duygusal destek
Consoled me, “zor bir dönemde bana duygusal destek verdiler ve sıkıntımı hafiflettiler” anlamına gelir. Consoled, console fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve yapı console + kişi şeklindedir. Bu fiil genellikle derin üzüntü, kayıp veya ciddi zorluklar için uygundur ve comfort fiilinden biraz daha resmî ya da edebî duyulur. Burada console bir fiildir; kontrol birimi veya oyun cihazı anlamındaki isim değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede console, “acı veren bir dönemde duygusal destek vermek” anlamında fiil olarak kullanılmıştır?
- Her teammates consoled her after the painful loss.
- The technician replaced the console beside the monitor.
- The new game console was already sold out.
Cevabı göster
Her teammates consoled her after the painful loss.
It's about understanding our neighbors in new and enlightening ways.
4:23Bu, komşularımızı yeni ve aydınlatıcı yollarla anlamakla ilgili.
It's about making space for reflection and contemplation Kalıp ifadeler
4:27Bu, yansıtma ve derinlemesine düşünme için alan yaratmak
making space for reflection and contemplation: düşünme ve derin tefekkür için alan açmak
Make space for something, bir şeyin gerçekleşebilmesi için bilinçli olarak yeterli yer, zaman, dikkat veya destekleyici koşul oluşturmak demektir. Burada space çoğunlukla mecazidir: ifade, reflection ve contemplation için imkân yaratmayı anlatır; ancak sessiz düşünme amacıyla tasarlanmış gerçek bir yeri de çağrıştırabilir. Reflection çoğu zaman deneyimler veya seçimler üzerine dikkatle düşünmeyi, contemplation ise sakin, uzun süreli ve derin düşünmeyi ifade eder. İkisinin birlikte kullanılması, hemen tepki vermek yerine durup düşünmeyi vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede make space for, zaman veya destekleyici koşullar yaratma anlamında mecazi olarak kullanılmıştır?
- There is enough space between the chairs.
- We moved the bike to make space for the stroller.
- The workshop makes space for honest questions.
Cevabı göster
The workshop makes space for honest questions.
It's about ... It's about ... It's about ...: tekrarla bir tanım oluşturmak
Üç kez tekrarlanan It's about... başlangıçları paralel bir yapı oluşturur: her biri aynı ana düşüncenin başka bir yönünü sunar. Sıralama kişisel bağdan diğer insanları anlamaya, oradan düşünmeye ve ortak değerlere ilerler; böylece dinleyici gelişimi takip edebilir. Burada It's about..., yalnızca “konu şudur...” değil, “gerçekten önemli olan veya buna anlam kazandıran şudur...” demektir. Aynı başlangıcı tekrarlamak noktaları birbirinden ayırır, vurgular ve konuşmaya bilinçli bir ritim verir.
Alıştırma
Örnekte It's about... ifadesinin tekrarlanmasının temel etkisi nedir?
- Konuşmacının üç bilgi hatasını düzelttiğini gösterir.
- Ortak amacı olmayan, ilgisiz üç konu sunar.
- Tek bir ana düşünceyi aşamalar hâlinde tanımlar ve parçaya güçlü bir ritim kazandırır.
Cevabı göster
Tek bir ana düşünceyi aşamalar hâlinde tanımlar ve parçaya güçlü bir ritim kazandırır.
as we grow and change: as ile “zaman geçtikçe” anlamı
Burada as, “-dıkça” veya “zaman geçtikçe” anlamındadır. as we grow and change yan cümlesi devam eden bir zaman çerçevesi sunar: başka bir durum, bizim büyüyüp değişmemizle birlikte gelişir. Başka cümlelere aktarılabilen kalıp ana cümle + as + özne + fiildir. Burada grow yalnızca fiziksel olarak büyümek değil, olgunlaşmak veya gelişmek anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümlede as temel olarak “-dıkça” veya “zaman geçtikçe” anlamındadır?
- As a guide, Leo knows the trail well.
- The landscape gradually changed as the train moved north.
- As the road was closed, we took another route.
Cevabı göster
The landscape gradually changed as the train moved north.
I made this last year and started receiving hundreds of messages
4:37Bunu geçen yıl yaptım ve yüzlerce mesaj almaya başladım,
from passionate people who wanted to make a wall with their community.
4:41kendi topluluklarıyla bir duvar yapmak isteyen tutkulu insanlardan.
So my Civic Center colleagues and I made a toolkit
4:44Bunun üzerine, Şehir Merkezi'ndeki meslektaşlarımla birlikte bir araç kiti hazırladık
and now walls have been made in countries around the world Dilbilgisi
4:47ve artık dünyanın dört bir yanındaki ülkelerde duvarlar yapılıyor,
have been made in countries around the world: edilgen present perfect
Have been made, present perfect’in edilgen biçimidir: have + been + geçmiş zaman ortacı. Çoğul özne walls eylemden etkilenen ögedir; bu nedenle cümle, duvarları ve ortaya çıkan sonucu öne çıkarır, onları kimin yaptığını değil. Burada present perfect, şimdiki zamandan geçmişe bakar: benzer duvarlar şu andan önce farklı ülkelerde yapılmıştır ve dünya çapındaki bu sonuç bugün de önemlidir. Bir projenin, ürünün veya fikrin nasıl yayıldığını anlatırken bu yapı, şimdiye kadar üretilmiş ya da benimsenmiş olanı vurgular.
Alıştırma
Cümleyi make fiilinin edilgen present perfect biçimiyle tamamlayın: Thousands of these tools ____ in community workshops around the world.
Cevabı göster
have been made
and beyond: tamamlanmamış bir listenin kapsamını genişletme
And beyond, bir listenin sonunda kullanılarak kapsamın adı verilen örneklerden daha ileriye uzandığını belirtir. Bu listede ülkeler bulunduğu için ifade, “ve listede adı geçmeyen diğer ülkeler ya da yerler” anlamına gelir. Burada beyond sözcüğünün bir nesneye ihtiyacı yoktur; çünkü önceki liste referans alınacak kapsamı verir. Bu ifade, listenin yalnızca örneklerden oluştuğunu ve eksiksiz olmadığını gösterir.
Alıştırma
Yer listesinin eksiksiz olmadığını göstermek için and beyond ifadesini doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?
- The program is and beyond.
- The program serves and beyond the schools.
- The program serves schools in Brazil, Chile, Peru, and beyond.
Cevabı göster
The program serves schools in Brazil, Chile, Peru, and beyond.
Together we've shown how powerful ... can be: ortak bir sonuca varmak
Together we've shown... önceki örnekleri tek bir ortak sonuca dönüştürür. Together, kanıtları birlikte elde edilmiş bir başarı olarak sunarken present perfect yapıdaki we've shown, daha önce gösterilenleri konuşmacının şu anda vardığı sonuca bağlar. how powerful our public spaces can be yan cümlesi, örneklerin neyi gösterdiğini belirtir ve bu alanların yaratabileceği etkinin derecesini vurgular. Burada powerful, fiziksel olarak güçlü değil, önemli toplumsal etkiler yaratabilecek anlamındadır.
Alıştırma
Bu cümlenin konuşmadaki temel işlevi nedir?
- Kamusal alanların büyük bir fiziksel güce sahip olduğunu iddia etmek
- Daha önce sunulan örneklerden genel bir sonuç çıkarmak
- Birbiriyle ilgisiz yerlerden oluşan yeni bir liste sunmak
Cevabı göster
Daha önce sunulan örneklerden genel bir sonuç çıkarmak
if we're given the opportunity to have a voice Ton ve niyet
5:04ve birbirimizle daha fazlasını paylaşma fırsatı verilirse,
and share more with one another.
5:07kamusal alanlarımızın ne kadar güçlü olabileceğini birlikte gösterdik.
given the opportunity to have a voice: katılma fırsatı elde etmek
Be given the opportunity to + fiil, bir şeyi yapma fırsatının sunulması anlamına gelen edilgen bir kalıptır. Bu if yan cümlesinde insanlar söz konusu fırsatı alan taraftır. Have a voice mecaz anlamlıdır. Görüşlerini ifade edebilmek, sesini duyurabilmek ve kişiyi etkileyen tartışmalara ya da kararlara katılabilmek demektir. Bu nedenle ifade, yalnızca fiziksel olarak ses çıkarabilmeyi değil, anlamlı bir katılımı anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede have a voice, bir karara katılma veya onu etkileme fırsatına sahip olmak anlamındadır?
- The actor has a warm voice in the final scene.
- Please lower your voice during the meeting.
- Residents should have a voice in how the new library is designed.
Cevabı göster
Residents should have a voice in how the new library is designed.
Two of the most valuable things we have are time Dilbilgisi
5:13Sahip olduğumuz en değerli iki şey zamandır
Two of the most valuable things we have are...: en önemli iki önceliği belirtmek
two of + the + en üstünlük yapısı + çoğul isim kalıbı, en iyi ya da en önemli sayılan bir gruptan iki öğe seçer. Burada Two of the most valuable things we have öznenin tamamıdır; time and our relationships with other people ise bu iki öğeyi belirtir. Öznenin çekirdeği çoğul sayı bildiren Two olduğu için fiil is değil are olur. we have bölümünde ilgi zamiri that düşürülmüştür: things (that) we have.
Alıştırma
Hangi cümle iki öğeyi belirtmek için two of + the + en üstünlük yapısı + çoğul isim kalıbını doğru kullanır?
- Two of the most useful skill for this job is patience and clear communication.
- Two of the most useful skills for this job are patience and clear communication.
- Two most useful of the skills for this job are patience and clear communication.
Cevabı göster
Two of the most useful skills for this job are patience and clear communication.
In our age of increasing distractions, Anlatım akışı
5:19Giderek artan dikkat dağınıklığı çağımızda,
In our age of increasing distractions: geniş bir toplumsal arka plan oluşturmak
In our age of increasing distractions, cümle başında kullanılan bir arka plan çerçevesidir. Ardından gelen iddiayı geniş bir toplumsal eğilimin içine yerleştirir; böylece dinleyici sonraki noktayı yalnızca kişisel bir görüş olarak değil, modern koşullara verilen bir yanıt olarak anlar. Burada age, kişinin yaşı değil, çağ veya tarihsel dönem anlamına gelir. increasing distractions, insanların dikkati için yarışan şeylerin arttığı anlamındadır.
Alıştırma
Hangi cümle geniş bir toplumsal arka plan oluşturmak için In our age of... kalıbını doğal biçimde kullanır?
- In our age is constant connectivity, quiet time can be hard to protect.
- At my age of constant connectivity, quiet time can be hard to protect.
- In our age of constant connectivity, quiet time can be hard to protect.
Cevabı göster
In our age of constant connectivity, quiet time can be hard to protect.
it's more important than ever to find ways to maintain perspective Kalıp ifadeler
5:22bakış açımızı korumanın yollarını bulmak
more important than ever: önemi yeni bir zirvede
More important than ever, “şimdi önceki herhangi bir zamandan daha önemli” demektir. than ever içindeki ever, bugüne kadarki ilgili tüm zamanları kapsar; karşılaştırmanın daha açık biçimi than ever before’dur ve “sonsuza kıyasla daha önemli” anlamına gelmez. Mevcut durum bir niteliği yeni bir zirveye taşıdığında “karşılaştırma derecesindeki sıfat + than ever” kalıbı kullanılır; safer than ever ve more necessary than ever gibi. Burada ifade, bakış açısını korumanın yollarını bulmaya şu anda duyulan ihtiyacı güçlü biçimde vurgular.
Alıştırma
“Şimdi önceki herhangi bir zamandan daha önemli” anlamındaki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: Because online scams are harder to spot, checking links carefully is ____.
Cevabı göster
more important than ever
maintain perspective: dengeli bir genel bakışı korumak
Maintain perspective, özellikle stres veya güçlü duygular bir sorunu olduğundan daha büyük gösterebilecekken, bir durumu dengeli ve ölçülü biçimde görmeye devam etmek demektir. Maintain, bu açık yargıyı sürdürmeyi vurgular. Buradaki perspective, önem derecesine ve büyük resme ilişkin soyut bir bakıştır; sanat veya fotoğrafçılıktaki görsel perspektif değildir.
Alıştırma
Stresli bir durumda dengeli bir genel yargıyı korumaya devam etmeyi en iyi hangi cümle ifade eder?
- Even under pressure, she tries to maintain perspective.
- The cost comparison puts the delay into perspective.
- She keeps the small mistake in perspective.
Cevabı göster
Even under pressure, she tries to maintain perspective.
and remember that life is brief and tender. Anlatım akışı
5:25ve hayatın kısa ve narin olduğunu hatırlamak her zamankinden daha önemlidir.
life is brief and tender: kısa ve duygulu bir kapanış
Bu iki sıfat, konuşmacının mesajını akılda kalıcı tek bir yargıda toplar. Brief, hayatın sınırlı bir süre devam ettiğini belirtir; tender ise hayatı kolay kesilen bir yiyecek olarak değil, narin, incinebilir ve özen gösterilmeye değer bir şey olarak sunar. Brief ve tender birlikte yalnızca hayatın sona erdiğini söylemekle kalmaz. İnsanları hayata ve ilişkilerine değer vermeye çağıran yumuşak ve düşündürücü bir kapanış oluşturur.
Alıştırma
Life is brief and tender ifadesi burada ne anlama geliyor?
- Hayat kısadır ve yiyecek yenebilecek kadar yumuşaktır.
- Hayat basit, açık ve kolayca tahmin edilebilirdir.
- Hayat kısa, kırılgan ve özenle davranılmaya değerdir.
Cevabı göster
Hayat kısa, kırılgan ve özenle davranılmaya değerdir.
Death is something that we're often discouraged to talk about or even think about, Ton ve niyet
5:29Ölüm, sık sık hakkında konuşmaktan, hatta düşünmekten caydırıldığımız bir şeydir,
we're often discouraged to talk about or even think about: dış baskı ve anlamı güçlendirme
Bu cümlede edilgen yapı we're often discouraged, toplumsal tutumların veya diğer insanların bize ölüm hakkında konuşmamamız gerektiğini hissettirdiği anlamına gelir. Yalnızca üzülmeyi veya özgüven kaybetmeyi değil, dışarıdan gelen caydırmayı anlatır. Talk about or even think about yapısı anlamı aşamalı olarak güçlendirir. Konuşmak daha kamusal bir eylemdir; even ise tabunun kişisel düşünceye kadar uzandığını gösterir.
Alıştırma
Toplumsal kuralların insanları ölüm hakkında konuşmaktan sık sık kaçındırdığını en doğal biçimde hangi cümle ifade eder?
- People are often disappointed to talk about death.
- People are often reluctant to talk about death.
- People are often discouraged from talking about death.
Cevabı göster
People are often discouraged from talking about death.
but I've realized that preparing for death is one of the most empowering things you can do. Dilbilgisi
5:33ancak ölüm için hazırlanmanın, yapabileceğiniz en güçlendirici şeylerden biri olduğunu fark ettim.
preparing for death is one of the most...: -ing grubunu özne olarak kullanmak
Preparing for death, isim gibi kullanılan bir -ing grubudur. Burada eylemin tamamı is fiilinin öznesidir. Eylem tek bir şey olarak görüldüğü için are değil, tekil is kullanılır. Doing X is one of the most + adjective + plural noun + ... kalıbı, bir eylemi konuşanın değerlendirebileceği bir şeye dönüştürür. Buradaki empowering, kişiye daha fazla kontrol duygusu, güven veya harekete geçme gücü vermek demektir; yalnızca fiziksel olarak güçlendirmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, -ing grubunu tekil özne olarak one of the most... things yapısıyla doğru biçimde kullanıyor?
- Building an emergency fund is one of the most practical things you can do for your future.
- Building an emergency fund are one of the most practical things you can do for your future.
- Build an emergency fund is one of the most practical thing you can do for your future.
Cevabı göster
Building an emergency fund is one of the most practical things you can do for your future.
Thinking about death clarifies your life. Kelime
5:39Ölüm hakkında düşünmek hayatınızı netleştirir.
clarifies your life: öncelikleri ve yaşam yönünü netleştirmek
Clarifies, daha açık hâle getirmek anlamına gelen geçişli bir fiildir. clarifies your life ifadesinde life soyut bir nesnedir: ölüm üzerine düşünmek önceliklerinizi, değerlerinizi ve yönünüzü anlamayı kolaylaştırabilir. Bu ifade hayatınızı temizlemek veya mutlaka daha az yoğun hâle getirmek anlamına gelmez. Odak, gerçekten neyin önemli olduğunu daha açık anlamaktır.
Alıştırma
Hangi cümlede clarify, soyut bir düşünceyi veya önceliği anlamayı kolaylaştırmak anlamında kullanılmıştır?
- Writing down my goals helped clarify my priorities.
- Canceling two appointments helped simplify my schedule.
- Giving away unused clothes helped simplify my closet.
Cevabı göster
Writing down my goals helped clarify my priorities.
Our shared spaces can better reflect what matters to us as individuals and as a community. Anlatım akışı
5:45Ortak alanlarımız bireyler ve bir topluluk olarak bizim için neyin önemli olduğunu daha iyi yansıtabilir.
Our shared spaces can better reflect what matters to us: mekânları değerlerle ilişkilendirmek
“Our shared spaces”, parklar, sokaklar ve topluluk tesisleri gibi insanların birlikte kullandığı yerleri ifade eder. Burada shared, “ortak kullanılan” demektir; “başkasına verilen” veya “başkalarının görmesi için paylaşılan” anlamına gelmez. Reflect burada mecaz anlamda kullanılır: Bir alan, kullanıcılarının değer verdiği şeyleri gösterebilir veya somutlaştırabilir. Konuşmacı shared spaces ile what matters to us arasında bağ kurarak fiziksel tasarımdan, tasarımın ifade edebileceği değerlere ve önceliklere geçer. Better, alan ile bu değerler arasındaki uyumun geliştirilebileceğini gösterir.
Alıştırma
Vurgulanan bölüm nasıl bir ilişki kuruyor?
- İnsanlar bütün özel alanları halka vermelidir.
- Ortak kullanım alanları yalnızca ışığı fiziksel olarak yansıttığında önemlidir.
- Ortak kullanım alanları, insanların önemsediği değerleri ve öncelikleri ifade edebilir.
Cevabı göster
Ortak kullanım alanları, insanların önemsediği değerleri ve öncelikleri ifade edebilir.
as individuals and as a community: iki paralel bakış açısı
Burada as, “... olarak” veya “... sıfatıyla” anlamına gelir. İki as öbeği paraleldir: as individuals insanları tek tek bireyler olarak ele alırken as a community aynı insanları bir bütün olarak ele alır. As sözcüğünün tekrarı iki bakış açısını açık ve dengeli hâle getirir. Düşünceyi bireysel düzeyden grup düzeyine genişletir. Bu bağlamda community, ortak bir yer ve kamusal yaşam aracılığıyla birbirine bağlı insanları ifade eder; özellikle çevrim içi bir topluluk anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen as A and as B yapısındaki ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: We need to consider the issue ____.
Cevabı göster
as individuals and as a community
And with more ways to share our hopes, fears, and stories, Dilbilgisi
5:51Ve umutlarımızı, korkularımızı ve hikayelerimizi paylaşmanın daha fazla yolu ile,
With more ways to...: bir koşul veya kaynak sunmak
Bu cümlede with more ways to share..., “daha fazla yöntem kullanılabilir olduğunda” veya “daha fazla yönteme sahip olarak” anlamına gelir. Buradaki with, birisiyle birlikte olmayı anlatmaz. Bu ifade, sonraki sonucu mümkün kılan bir koşulu veya kaynağı sunar. to share our hopes, fears, and stories mastar yapısı, bu yöntemlerin ne için olduğunu açıklar. Cümle başındaki with ifadesi arka plan bilgisi verdiği için normalde ardından sonucu belirten tam bir ana cümle gelir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir kaynağı sunmak ve ardından sonucu belirtmek için cümle başındaki with ifadesini doğru kullanır?
- With a map on my phone.
- With I have a map on my phone, I can find the museum easily.
- With a map on my phone, I can find the museum easily.
Cevabı göster
With a map on my phone, I can find the museum easily.
the people around us can not only help us make better places, Dilbilgisi
5:55etrafımızdaki insanlar sadece daha iyi yerler yaratmamıza yardımcı olmakla kalmaz,
they can help us lead better lives.
5:59aynı zamanda daha iyi yaşamlar sürmemize de yardımcı olabilirler.
not only..., they can...: daha güçlü ikinci bir noktaya ilerlemek
Not only, ilk yararın mesajın yalnızca bir parçası olduğunu belirtir ve dinleyiciye ek bir noktanın geleceğini bildirir. Burada insanların daha iyi yerler oluşturmasına yardım etmekten, onların daha iyi hayatlar sürmesine yardım etmek gibi daha geniş bir sonuca geçilir; böylece fikir önem bakımından güçlenir. Yaygın eşleşme not only X but also Y biçimindedir. Konuşma tarzındaki bu cümlede but also çıkarılmış ve yeni bir cümlecik olan they can help us lead better lives ikinci noktayı vermiştir. Her iki bölümdeki help us + fiil tekrarı, tam eşleşme olmasa da iki fikri birbirine bağlar.
Alıştırma
Hangi cümle bir yararı not only ile doğal biçimde sunup ardından daha güçlü ikinci bir yarara geçer?
- The program not only saves time.
- The program only not saves time—it makes the work safer.
- The program not only saves time—it makes the work safer.
Cevabı göster
The program not only saves time—it makes the work safer.