Sevgisiz Ebeveynler Kendinden Nefret Eden Çocukları Nasıl Yaratır?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
856 kelime 164 kel/dk

Video özeti: Bu anlatı, bakım verenlere bağımlı bir çocuğun sevgisizliği kendisinin kötü olduğuna kanıt sayabildiğini, utancı yetişkinliğe taşıdığını ve bu sonucu sorgulayarak iyileşmeye başlayabildiğini açıklar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “at the mercy of” — Deyimler ve mecazi ifadeler: sonuç başka biri ya da dış güççe belirlenirken tam bağımlılığı anlatmak. 2. “not so much, ... as” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: ilk açıklamayı daha doğru, dengeli bir karşıtlıkla düzeltmek. 3. “take on board” — Öbek fiiller: özellikle Britanya İngilizcesinde bir düşünceyi ciddi biçimde değerlendirip kabul etmek; bir şeyi gerçekten araca almak değil.

Bu derste

A central fact about early childhood

0:04

Erken çocuklukla ilgili temel bir gerçek,

is that babies are born into the world entirely at the mercy of others. Deyimler

0:07

bebeklerin bu dünyaya tamamen başkalarının insafına kalmış bir şekilde doğmalarıdır.

Deyimler

at the mercy of: birinin insafına kalmak

At the mercy of, başınıza gelecekleri etkileyebilecek bir kişiye ya da güce tamamen bağımlı olmak ve sonucu neredeyse hiç kontrol edememek demektir. Bu cümlede bebeklerin hayatta kalması ve iyiliği, bakımlarını üstlenen kişilerin onlara nasıl davrandığına ve baktığına tamamen bağlıdır. Mercy, bakımlarını üstlenen kişilerin şimdiden merhamet gösterdiği anlamına gelmez; bebeklerin gücünün olmadığını vurgular.

Alıştırma

"During the storm, the hikers were at the mercy of the weather" cümlesinde at the mercy of neyi vurgular?

  1. Havanın yürüyüşçülere iyilik göstermesi
  2. Yürüyüşçülerin ne olduğu üzerinde çok az kontrolü olması
  3. Bir tur rehberinin yürüyüşçülere güvenle rehberlik etmesi
  4. Yürüyüşçülerin havayı takip etmeyi seçmesi
Cevabı göster

Yürüyüşçülerin ne olduğu üzerinde çok az kontrolü olması

They have no native strength,

0:11

Doğal bir güçleri,

intelligence,

0:13

zekaları,

or utility.

0:14

veya işlevsellikleri yoktur.

They cannot fight or complain,

0:15

Savaşamaz veya şikayet edemezler,

walk away or argue their case. Kalıp ifadeler

0:17

çekip gidemez veya dertlerini anlatamazlar.

Kalıp ifadeler

argue their case: kendi görüşünü savunmak

Argue your case, kendi görüşünü, talebini veya iddianı savunmak için nedenler ve kanıtlar sunarak başkalarının bunu kabul etmesini sağlamaya çalışmak demektir. Buradaki case, bir kişinin tarafını veya iddiasını belirtir; hukuki bir dava ya da eşya konulan bir kutu değildir. Bu cümlede babies cannot argue their case, bebeklerin neye ihtiyaç duyduklarını açıklayamadıkları veya kendi çıkarlarını savunamadıkları anlamına gelir. İfade, yalnızca biriyle tartışmayı değil, gerekçelere dayanarak kendini savunmayı anlatır.

Alıştırma

"The manager let Leo argue his case" cümlesinde argue his case ne anlama gelir?

  1. Leo hiçbir açıklama yapmadan gitti
  2. Leo eşyalarını bir kutuya koydu
  3. Leo müdürle kavga etti
  4. Leo görüşünü savunmak için nedenler sundu
Cevabı göster

Leo görüşünü savunmak için nedenler sundu

Their survival depends solely on their capacity

0:19

Hayatta kalmaları yalnızca

to look up from their cots with vast innocent beautiful eyes

0:22

beşiklerinden kocaman, masum, güzel gözlerle bakıp

and charm their parents into caring for them. Dilbilgisi

0:27

anne babalarını kendilerine bakmaları için etkileme kapasitelerine bağlıdır.

Dilbilgisi

charm someone into doing something: cazibeyle birine bir şey yaptırmak

charm someone into doing something yapısında charm, cazibe, sıcaklık veya sevimlilik yoluyla birinin gönlünü kazanıp ona bir şey yaptırmak anlamında kullanılan bir fiildir. Burada bebeklerin masum bakışları, anne babalarının onlara bakmasını sağlayan unsur olarak sunulur. Yapı charm + kişi + into + fiilin -ing biçimidir. Into burada fiziksel hareket göstermez; bu etkinin yol açtığı eylemi tanıtır. Bu nedenle care değil caring doğrudur.

Alıştırma

Cümleyi charm ve into sözcüklerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: Her friendly confidence ____ the interviewer ____ giving her a second chance.

Cevabı göster

charmed · into

It's their power to attract love

0:29

Onların sevgiyi çekme güçleridir

that ensures they will be fed and clothed,

0:31

beslenip giydirilmelerini,

protected and kept alive.

0:34

korunmalarını ve hayatta kalmalarını sağlayan.

In exchange for this nurture, Kalıp ifadeler

0:36

Bu bakımın karşılığında,

young children readily offer their parents or caregivers

0:38

küçük çocuklar anne babalarına veya bakıcılarına seve seve

unconditional admiration.

0:41

koşulsuz bir hayranlık sunarlar.

Kalıp ifadeler

In exchange for: karşılığında

In exchange for, başka bir şeyin karşılığı olarak verilen, yapılan veya kabul edilen şeyi tanıtır. Gerçek bir takası anlatabilir; ancak burada bakım ile çocukların hayranlığını bir alışverişin iki tarafıymış gibi çerçeveler. Yapı in exchange for + isim, zamir veya fiilin -ing biçimidir. Bir karşılık ilişkisi anlatır; bu ifadede exchange, change anlamına gelmez.

Alıştırma

'I watered her plants in exchange for using her parking space,' cümlesinde in exchange for nasıl bir ilişki ifade eder?

  1. İlk eylem tesadüfi bir sonuç doğurur.
  2. Her kişi, diğerinin sunduğu şeye karşılık bir şey sunar.
  3. Bir eylem diğerinin yerini alır ve karşılığında hiçbir şey verilmez.
Cevabı göster

Her kişi, diğerinin sunduğu şeye karşılık bir şey sunar.

They naturally adore and are boundlessly impressed by those

0:44

Doğal olarak o kişilere tapar ve onlardan sınırsızca etkilenirler;

who pick them up and bathe them,

0:47

kendilerini kucaklayan ve yıkayan,

warm their milk and change their sheets.

0:49

sütlerini ısıtan ve çarşaflarını değiştirenlere.

They are in awe at these giant people

0:51

Bu devasa insanlara huşu duyarlar,

who know how to turn on a washing machine

0:54

çamaşır makinesini nasıl çalıştıracağını bilen

and kick a ball over a tree.

0:56

ve bir topu ağacın üzerinden nasıl aşıracağını bilen.

There is at this stage

0:58

Bu aşamada

no innate desire whatever

1:00

hiçbir içgüdüsel arzu yoktur

to question or doubt figures of authority.

1:01

otorite figürlerini sorgulamak veya onlardan şüphe etmek için.

Given what is at stake, Notlar

1:05

İşin ucunda ne olduğu düşünüldüğünde,

it follows that small children are instinctively

1:06

küçük çocukların içgüdüsel olarak şu duruma

hugely sensitive to how well they are doing

1:09

son derece duyarlı olmaları kaçınılmazdır:

at getting their admired protectors on their side. Deyimler

1:12

hayran oldukları koruyucularını kendi taraflarına çekme konusunda ne kadar başarılı olduklarına.

Anlatım akışı

Given X, it follows that Y: öncülden sonuca

Baştaki Given what is at stake ifadesi, olası sonuçların ciddi olduğu öncülünü ortaya koyar. Ardından gelen it follows that, konuşmacının bu öncülün mantıksal sonucu olarak sunduğu yargıyı belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp Given X, it follows that Y şeklindedir. İki ifadeyi yalnızca yan yana getirmek yerine, kanıt veya koşullardan sonuca geçişi açıkça gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle önce bir öncül sunup ardından hedef kalıpla mantıksal bir sonuç bildirir?

  1. Given that the roads are icy, it follows that the school should open late.
  2. The roads are icy, and the school usually opens at eight.
  3. Although the roads are icy, the school should open late.
Cevabı göster

Given that the roads are icy, it follows that the school should open late.

Deyimler

what is at stake: tehlikede olan önemli şey

What is at stake, bir durumda kaybedilebilecek, zarar görebilecek, kazanılabilecek veya karara bağlanabilecek önemli şeyi ifade eder. Burada çocuğun hayatta kalmasını ve bakımının sürmesini anlatır; gerçek bir tahta kazık veya kumar bahsi değildir. What is at stake wh yan cümlesi, understand what is at stake ve given what is at stake örneklerinde olduğu gibi fiil veya edatlardan sonra bir isim birimi olarak kullanılabilir.

Alıştırma

Bir kasaba tek kliniğini kapatıp kapatmamaya karar veriyor. Residents understand what is at stake cümlesindeki what is at stake neyi ifade eder?

  1. Sakinlerin kaybedebileceği veya kararla belirlenecek önemli şeyler
  2. Kliniğin dışındaki tahta kazık
  3. Bir kumar bahsine yatırılan para miktarı
Cevabı göster

Sakinlerin kaybedebileceği veya kararla belirlenecek önemli şeyler

Deyimler

get someone on your side: birinin desteğini kazanmak

Burada getting their admired protectors on their side, çocukların hayran oldukları ve güvendikleri yetişkin koruyucuların desteğini kazanmaları demektir. Side fiziksel bir konum değil, destek veren bir tarafı temsil eder. get + someone + on + iyelik sıfatı + side yapısı, desteği bir sonuç olarak sunar: kişi, başka birinin kendisini desteklemesini sağlar veya onu buna ikna eder. Bu cümlede çocuklar, koruyucularının kendilerine yardım etmeye ve onları korumaya devam etmesini sağlamaya çalışır.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın koçun desteğini kazanmayı başardığı anlamına gelir?

  1. Maya stood beside the coach.
  2. Maya was on the coach's side.
  3. Maya got the coach on her side.
Cevabı göster

Maya got the coach on her side.

If they feel they are loved,

1:15

Sevildiklerini hissederlerse,

they can relax into themselves

1:16

rahatlayıp kendileri olabilirler

and get on with the many other pressing priorities of early childhood, Öbek fiiller

1:18

ve erken çocukluğun diğer pek çok acil önceliğiyle ilgilenebilirler:

Öbek fiiller

get on with + görev: başlamak veya devam etmek

Burada get on with, yapılması gereken bir işe yönelmek, onu sürdürmek veya onunla ilgilenmek demektir. Nesnesi olan the many other pressing priorities bir kişiyi değil, görevleri ve ihtiyaçları adlandırır; dolayısıyla ifade bu önceliklerde ilerlemeyi anlatır. Bir kişi gecikmek veya dikkatinin dağılmasına izin vermek yerine işe başladığında ya da devam ettiğinde get on with + görev veya etkinlik kullanılır. Nesne bir kişiyse aynı sözler genellikle görevdeki ilerlemeyi değil, kişiler arasındaki ilişkiyi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede get on with bir görevle ilgilenmeye başlamak veya devam etmek anlamında kullanılmıştır?

  1. I get on with my new neighbors.
  2. Do you get on with your brother?
  3. We should get on with the report before lunch.
Cevabı göster

We should get on with the report before lunch.

working out how to eat solids,

1:22

katı gıdaları nasıl yiyeceklerini,

figuring out what a plug socket is,

1:25

prizin ne olduğunu,

how a button functions,

1:27

bir düğmenin nasıl çalıştığını,

what words are and how soap bubbles form.

1:29

kelimelerin ne anlama geldiğini ve sabun köpüklerinin nasıl oluştuğunu çözmek gibi.

But if love is in more restricted supply, Deyimler

1:32

Ancak sevgi daha sınırlıysa,

the picture grows a whole lot more complicated.

1:34

tablo çok daha karmaşık bir hal alır.

Deyimler

love is in more restricted supply: sınırlı bir kaynak olarak sevgi

Burada sevgi, daha fazla veya daha az miktarda bulunabilen bir kaynak olarak ele alınıyor. In restricted supply, çocuğun erişebildiği sevginin sınırlı olduğu anlamına gelir; sevginin gerçekten depolandığı, ölçüldüğü veya karneyle dağıtıldığı anlamına gelmez. More sözcüğü karşılaştırmalı bir kıtlık belirtir: burada sevgi, karşılaştırma yapılan duruma göre daha az erişilebilirdir. Bu kaynak benzetmesi zaman, para, ilgi veya bakım gibi soyut şeyler için de kullanılabilir.

Alıştırma

Bir kaynağın yalnızca sınırlı miktarda mevcut olduğunu göstermek için bu cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The clinic delayed the program because funding was ...

  1. in high demand
  2. available without limits
  3. in restricted supply
Cevabı göster

in restricted supply

There are childhoods in which,

1:37

Öyle çocukluklar vardır ki,

for a variety of reasons,

1:39

çeşitli nedenlerden dolayı,

parents fail to be charmed as they might be.

1:41

ebeveynler olmaları gerektiği gibi büyülenmezler.

They leave the baby to scream,

1:44

Bebeği çığlık atması için kendi haline bırakırlar,

they shout at one another,

1:46

birbirlerine bağırırlar,

there might be violence and hysteria,

1:47

şiddet ve histeri,

lethargic despair and terror.

1:50

uyuşuk bir umutsuzluk ve dehşet olabilir.

The young child knows instinctively it is in grave danger

1:52

Küçük çocuk içgüdüsel olarak bilir ki,

if the situation is not somehow corrected

1:55

durum bir şekilde düzeltilmezse büyük bir tehlike içindedir,

in extremis, Kelime

1:58

en kötü ihtimalle,

it may be left on a hillside to die.

1:59

ölmek üzere bir yamaca terk edilebilir.

Kelime

in extremis: aşırı tehlike için resmî bir ifade

In extremis, İngilizcede aşırı bir kriz, çoğu zaman ölüme yakın bir durum için kullanılan resmî bir Latince ifadedir. Bu cümlede çocuğun terk edilme ihtimalini yalnızca çok kötü veya rahatsız edici bir durum olarak değil, hayatı tehdit eden en kötü durum olarak gösterir. İfade, bir olayın gerçekleştiği koşulları belirten bir zarf açıklaması gibi işlev görür. Resmî tonu, cümlenin gündelik konuşmadan çok ciddi bir analiz veya yorum gibi duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Hayatı tehdit eden durumdaki bir hastayı anlatan resmî bir raporda bu cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The patient was admitted ...

  1. in extremis
  2. in a relaxed mood
  3. at an early stage
Cevabı göster

in extremis

At this point,

2:02

Bu noktada,

our biology initiates a desperate yet darkly logical process. Anlatım akışı

2:03

biyolojimiz çaresiz ama karanlık bir şekilde mantıklı olan bir süreç başlatır.

Anlatım akışı

desperate yet darkly logical ifadesindeki yet

Yet, zıt yönlere gidiyormuş gibi görünen iki betimlemeyi birbirine bağlar. Desperate, süreci bir ihtiyaca verilen aşırı bir tepki olarak sunar; darkly logical ise bunun yine de anlaşılabilir bir hayatta kalma mantığı izlediğini belirtir. Darkly, değerlendirmeye farklı bir ton katar: bu mantığın rahatsız edici veya trajik sonuçları vardır. İfade, süreci akıllıca olduğu için övmez; zararlı bir şeyin çocuğun sınırlı bakış açısından yine de anlamlı olabileceğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, karşıt iki yargıyı aynı anda doğru olarak sunmak için yet kullanır?

  1. The decision was painful and therefore necessary.
  2. The decision was painful because it was necessary.
  3. The decision was painful yet necessary.
Cevabı göster

The decision was painful yet necessary.

The young child starts to try a lot harder.

2:08

Küçük çocuk çok daha fazla çabalamaya başlar.

It redoubles its efforts to charm, Kalıp ifadeler

2:11

Büyülemek için çabalarını iki katına çıkarır,

to be good,

2:13

uslu olmak,

to do what could be expected of it,

2:14

kendisinden bekleneni yapmak,

to smile,

2:16

gülümsemek,

to ingratiate itself. Kelime

2:17

ve yaranmak için.

Kalıp ifadeler

redoubles its efforts to + fiil

Redouble one’s efforts to + fiil, daha önce çabaladıktan sonra gösterilen çabayı büyük ölçüde artırmak anlamına gelir. Burada redoubles its efforts to, çocuğun daha da büyük bir kararlılıkla yaptığı eylemleri sıralamaya başlar. Redouble vurguludur, matematiksel değildir: çabanın tam olarak iki katına çıkması gerekmez. One’s, özneye göre her efforts, their efforts veya its efforts biçiminde değişir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için redouble one’s efforts to ifadesinin uygun bir biçimini kullanın: After the first test, Lena ____ understand the material before the final.

Cevabı göster

redoubled her efforts to

Kelime

to ingratiate itself: bilerek birinin gözüne girmek

Burada to ingratiate itself, çocuğun hoş veya yardımsever davranarak kendisini başkasına bilerek sevdirmeye çalışması demektir. Dönüşlü zamir itself, the young child ifadesine gönderme yapar. Daha tam kalıp ingratiate oneself with someone şeklindedir. Bu sıralı eylemler içinde kimin onayının arandığı belirtilmez, çünkü bu kişi bağlamdan anlaşılır. Fiil çoğu zaman yalnızca nazik olmayı değil, birinin gözüne girmek için hesaplı veya aşırı bir çabayı ima eder.

Alıştırma

Cümleyi “müdürün gözüne bilerek girmek” anlamındaki resmî dönüşlü fiil öbeğiyle tamamlayın: Maya praised every proposal to ____ with the director.

Cevabı göster

ingratiate herself

It wonders what may be wrong with itself

2:19

Kendisinde neyin yanlış olabileceğini merak eder,

to explain the parental disapproval and harm

2:21

ebeveynin hoşnutsuzluğunu ve verdiği zararı açıklamak için

and doesn't feel any alternative

2:24

ve başka bir alternatif hissetmez,

but to search in its own character and behavior for answers.

2:26

cevapları kendi karakterinde ve davranışlarında aramaktan başka.

At the same time,

2:30

Aynı zamanda,

the child resists what might,

2:32

çocuk, direniş gösterir,

from an adult perspective,

2:33

yetişkin bakış açısıyla

seem like the obvious move,

2:35

en bariz hamle gibi görünen şeye,

to get annoyed with and blame the adults

2:37

sinirlenip yetişkinleri suçlamaya,

in the vicinity who are not looking after it as they should.

2:39

kendisine gerektiği gibi bakmayan etrafındaki.

But such a bold thought does not belong

2:42

Fakat böylesine cesur bir düşünce ait değildir

to the defenselessness of the early years.

2:44

ilk yılların savunmasızlığına.

We are in no position to mount a challenge to our protectors Kalıp ifadeler

2:47

Koruyucularımıza meydan okuyacak bir konumda değilizdir,

when we can hardly reach the door handle,

2:50

kapı koluna zar zor yetişebildiğimiz bir dönemde,

let alone turn on a tap. Anlatım akışı

2:52

bırakın bir musluğu açmayı.

Kalıp ifadeler

be in no position to do something: bir şeyi yapabilecek konumda olmamak

Be in no position to do something, bir şeyi yapmak için gereken yetenek, yetki, kaynak, bilgi veya uygun koşullardan yoksun olmak demektir. Buradaki position mecazidir; fiziksel bir yeri değil, kişinin içinde bulunduğu durumu anlatır. Bu cümlede küçük çocukların fiziksel gücü sınırlıdır ve kendilerini koruyan kişilere bağımlıdırlar; bu nedenle onlara meydan okumaları gerçekçi değildir. İfade, eylemi mevcut koşullarda imkânsız veya mantıksız gösterir.

Alıştırma

Bir komite üyesi kanıtları görmediği için sorumlu bir yargıda bulunamıyor. Bu pratik sınırlamayı en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. I am in no position to judge the case without seeing the evidence.
  2. I have no right to judge the case without seeing the evidence.
  3. I do not want to judge the case without seeing the evidence.
Cevabı göster

I am in no position to judge the case without seeing the evidence.

Kalıp ifadeler

mount a challenge to: ciddi bir karşı çıkış başlatmak

mount a challenge to ifadesinde mount, “binmek” değil, “örgütleyip başlatmak” anlamına gelir. İfadenin tamamı bir kişiye, otoriteye, karara veya sisteme karşı ciddi bir muhalefet başlatmak demektir. Buradaki challenge bir oyun daveti veya kışkırtma değildir. Cümle, çok küçük çocukların kendilerini koruyan kişileri sorgulayacak veya onlara direnecek güç ve bağımsızlığa sahip olmadığını anlatır.

Alıştırma

“Ciddi bir muhalefet başlatmak” anlamındaki resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The smaller party plans to ____ the proposed law in court.

Cevabı göster

mount a challenge to

Anlatım akışı

let alone: daha güçlü bir ikinci aşama

Let alone, ilk ögeden daha zor, daha az olası veya daha uç olan ikinci bir öge ekler. İlk bölüm zaten karşılanamayan düşük bir eşik belirler; ikinci bölüm de düşünceyi daha güçlü hâle getirir. Yaygın kalıp cannot/hardly A, let alone B biçimindedir. Burada kapı koluna zar zor yetişmek daha düşük eşiktir; musluğu açmak ise daha da erişilemez bir beceri olarak sunulur. Bu kullanımda let alone bir bağlayıcıdır; bir şeyi rahat bırakma talimatı değildir.

Alıştırma

Dersteki iki sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: Leo has never driven a car, ____ a bus.

Cevabı göster

let alone

We need to have our own front door key and bank account

2:54

Kendi evimizin anahtarına ve banka hesabımıza sahip olmamız gerekir,

before cynicism is a realistic option.

2:57

kinizmin gerçekçi bir seçenek olabilmesi için.

It is far more intuitive to wonder why we are horrid Dilbilgisi

3:00

Neden korkunç biri olduğumuzu merak etmek çok daha sezgiseldir,

than to complain of being unfairly and unkindly treated.

3:03

haksız yere ve nezaketsizce muamele gördüğümüzden şikayet etmektense.

Dilbilgisi

far more intuitive to ... than to ...: … yapmak, … yapmaktan çok daha doğal

far more + adjective + to do A than to do B kalıbı, bir sıfatın iki eyleme ne ölçüde uyduğunu karşılaştırır. Burada intuitive, “doğal gelen veya hemen anlaşılabilen” demektir: kötü muameleye uğramaktan şikâyet etmek yerine kişinin kendisinin neden kötü olduğunu sorgulaması çok daha doğal gelir. Far, more sözcüğünü güçlendirir ve “çok daha büyük ölçüde” anlamına gelir; fiziksel uzaklık bildirmez. Than sözcüğünün iki yanında paralel mastar öbekleri vardır: to wonder ... than to complain .... Bu paralellik karşılaştırmayı açık ve yeniden kullanılabilir hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi far more + adjective + to ... than to kalıbıyla tamamlayın: When the instructions are unclear, it is ____ ask a question ____ guess.

Cevabı göster

far more sensible to · than to

Small children,

3:07

Küçük çocuklar,

therefore,

3:08

bu nedenle,

naturally turn injury done to them Dilbilgisi

3:09

doğal olarak kendilerine yapılan zararı

into dislike of themselves.

3:10

kendilerinden nefret etmeye dönüştürürler.

Dilbilgisi

turn injury done to them into dislike of themselves: kendilerine verilen zararı öz hoşnutsuzluğa dönüştürmek

Turn A into B, “A’yı B’ye dönüştürmek” demektir. Burada injury, başka insanlardan gelen duygusal zararı; dislike of themselves ise bunun sonucunda oluşan kişinin kendinden hoşlanmamasını anlatır. Cümle, çocukların zararı içselleştirip kendileri hakkında olumsuz bir görüşe dönüştürdüğünü söyler; kendilerine bilerek zarar verdiklerini söylemez. injury done to them ifadesindeki done to them, edilgen ilgi cümleciği injury that is done to them yapısının kısaltılmış biçimidir. Bu yapı, zararın çocuklara başkaları tarafından verildiğini ve ardından kendilerinden hoşlanmamaya dönüştüğünü gösterir.

Alıştırma

Cümleyi turn A into B ile tamamlayın: The workshop helped us ____ feedback given by readers ____ a clearer final draft.

Cevabı göster

turn · into

They ask not so much, Dilbilgisi

3:12

Şunu pek sormazlar,

"Why does my parent fail to care for me?"

3:14

"Neden ebeveynim bana bakmıyor?"

as "How might I have failed this admirable person?"

3:17

bunun yerine şunu sorarlar: "Bu hayranlık uyandıran kişiyi nerede hayal kırıklığına uğrattım?"

Dilbilgisi

not so much A as B: A'dan çok B

not so much A as B yapısı, iki açıklama arasındaki ağırlık noktasını yeniden belirler. Genellikle A'nın tamamen yanlış olduğunu söylemez; B'nin durumu anlamanın daha doğru veya daha önemli yolu olduğunu belirtir. Bu cümlede A, ebeveynin çocuğa bakmaktaki başarısızlığıyla ilgili sorudur; B ise çocuğun kendisinin ebeveyni hayal kırıklığına uğratmış olabileceğiyle ilgili sorudur. Yapı, dinleyicinin dikkatini ebeveyni suçlamaktan uzaklaştırıp çocuğun kendini suçlamasını temel yorum olarak öne çıkarır.

Alıştırma

Vurguyu A'dan B'ye kaydıran iki parçalı yapıyla cümleyi tamamlayın: The problem is ____ the price ____ the long wait.

Cevabı göster

not so much · as

They hate themselves

3:20

Kendilerinden nefret ederler

rather than doubt those who should be protecting them.

3:22

kendilerini koruması gerekenlerden şüphe etmek yerine.

Shame replaces anger.

3:25

Öfkenin yerini utanç alır.

It feels,

3:26

Bu durum hissettirir,

on balance, Anlatım akışı

3:27

genel olarak,

like the safer option.

3:28

daha güvenli bir seçenek gibi.

Anlatım akışı

on balance: her şey hesaba katıldığında

On balance, tüm cümle hakkında yorum yapan ve dinleyiciye sonuca nasıl ulaşıldığını gösteren bir ifadedir: Konuşan kişi ilgili etkenleri değerlendirmiş ve şimdi genel bir yargı sunmaktadır. Burada safer option ifadesini mutlak bir iddia hâline getirmek yerine sınırlar. Utancın bedelleri veya istisnaları olsa bile genel olarak daha güvenli hissettirdiği anlatılır.

Alıştırma

“İlgili tüm etkenleri değerlendirdikten sonra” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: ____, the cheaper plan is still the better choice.

Cevabı göster

On balance

A vicious spiral of self-hatred Deyimler

3:30

Kendinden nefret etmenin kısır bir döngüsü

then sets in. Öbek fiiller

3:32

sonra başlar.

Deyimler

a vicious spiral of self-hatred: kendinden nefretin yıkıcı sarmalı

Bu cümlede a vicious spiral, kendi kendini besleyen ve giderek kötüleşen zararlı bir süreci anlatır. Her sonuç, aşağı doğru ilerleyen bir sarmal gibi, bir sonraki kötüleşme adımının nedeni olur. of self-hatred, sarmalın neden oluştuğunu belirtir: kişinin kendini suçlaması veya kendinden hoşlanmaması, bunu sürdürmesi için yeni nedenler yaratır. Buradaki vicious, fiziksel olarak şiddetli ya da vahşi değil, zararlı ve kendini güçlendiren demektir.

Alıştırma

Bu cümlede a vicious spiral of self-hatred neyi anlatır?

  1. Kendinden nefreti sürekli artıran, kendi kendini güçlendiren bir süreç
  2. Hızla kaybolan tek bir öfkeli düşünce
  3. Şiddet yanlısı birinin çizdiği fiziksel bir sarmal
Cevabı göster

Kendinden nefreti sürekli artıran, kendi kendini güçlendiren bir süreç

Öbek fiiller

Öbek fiil sets in

Sets in, genellikle rahatsız edici ve sürmesi muhtemel bir durumun başlayıp yerleşmesi anlamına gelir. Burada özne the vicious spiral olduğu için ifade, bu kalıbın başlayıp etkisini göstermeye başladığını anlatır. Set in bu anlamda geçişsizdir: durumun kendisi set in olur; bir kişi onu set in yapmaz. Sets biçimi tekil özne a vicious spiral ile uyumludur.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için set in ifadesinin doğru biçimini kullanın: Yesterday, after several hours without rest, deep fatigue ____.

Cevabı göster

set in

The unloved growing child

3:33

Sevilmeden büyüyen çocuk

wonders constantly about their faults.

3:35

sürekli kendi kusurlarını merak eder.

Their parent may be alcoholic,

3:38

Ebeveyni alkolik,

narcissistic,

3:40

narsisistik,

sadistic or depressed.

3:41

sadist veya depresif olabilir.

They may never cook a proper meal

3:42

Asla düzgün bir yemek pişirmeyebilirler

or shout intemperately from their bedroom.

3:44

veya yatak odalarından ölçüsüzce bağırabilirler.

But none of that matters in the slightest. Dilbilgisi

3:47

Ancak bunların zerre kadar önemi yoktur.

Dilbilgisi

none of that matters in the slightest: bunun hiçbir önemi yok

None of that matters tam bir olumsuz ifadedir: that sözcüğünün gönderme yaptığı gerçeklerin konuşulan sonuç üzerinde hiçbir etkisi yoktur. In the slightest, “en küçük ölçüde bile” anlamına gelir. none gibi olumsuz bir sözcükten sonra gelerek olumsuzluğu güçlendirir; bu nedenle bütün ifade “bunların hiçbir önemi yok” demektir, “biraz önemi var” demek değildir.

Alıştırma

Cümleyi “en küçük ölçüde bile” anlamındaki vurgulu ifadeyle tamamlayın: The small scratch doesn't affect how the phone works ____.

Cevabı göster

in the slightest

The parent cannot be envisaged Dilbilgisi

3:49

Ebeveyn tahayyül edilemez

as anything other than substantially impressive.

3:51

son derece etkileyici olandan başka bir şey olarak.

Dilbilgisi

cannot be envisaged as anything other than X: yalnızca X olarak düşünülebilmek

Be envisaged as, “bir şey olarak hayal edilmek veya anlaşılmak” anlamına gelir. Edilgen yapı, kimin baktığına değil, ebeveynin nasıl görüldüğüne odaklanır. Cannot ... anything other than X, iki sınırlamayı birleştirerek “yalnızca X” anlamını oluşturur. Burada ebeveyn, oldukça etkileyici biri dışında hiçbir şekilde anlaşılamaz; daha basit bir ifadeyle, epey etkileyici biri olarak görülmek zorundadır.

Alıştırma

Örnek cümlenin anlamına en yakın seçenek hangisidir?

  1. Ebeveyn yalnızca oldukça etkileyici biri olarak görülebilir.
  2. Ebeveyn yalnızca oldukça etkileyici şeyler hayal edebilir.
  3. Ebeveyn oldukça etkileyici biri olarak görülemez.
Cevabı göster

Ebeveyn yalnızca oldukça etkileyici biri olarak görülebilir.

To explain the lack of love

3:54

Sevgi eksikliğini açıklamak için,

from the paragons of parenthood, Kelime

3:55

bu mükemmel ebeveynlik örneklerinden gelen,

it must be that the child is an awful person. Dilbilgisi

3:57

çocuğun korkunç bir insan olması gerektiği düşünülür.

Kelime

İronik bir övgü olarak paragons of parenthood

A paragon of something, bir konuda neredeyse kusursuz bir örnek olarak görülen kişidir. Bu nedenle paragons of parenthood, kelime anlamıyla ebeveynlerin nasıl davranması gerektiğini gösteren ideal örnekler demektir. Buradaki övgü ironiktir. İfade, ebeveynleri yalnızca çocuğun akıl yürütmesi bu idealize edilmiş görüntüye dayandığı için kusursuz gösterir; konuşan kişi onları gerçekten onaylamaz.

Alıştırma

Yukarıdaki cümlede the paragons of parenthood ne anlatıyor?

  1. Ebeveynler özel bir değerlendirme içermeyen sıradan örneklerdir.
  2. Ebeveynler gerçekten ebeveynlik dersi vermektedir.
  3. Ebeveynler kusursuz örnekler olarak betimlenir, ancak bu betimleme ironiktir.
Cevabı göster

Ebeveynler kusursuz örnekler olarak betimlenir, ancak bu betimleme ironiktir.

Dilbilgisi

Güçlü çıkarım için it must be that

it must be that + yan cümle yapısında must güçlü bir çıkarımı belirtir: konuşan kişi, bilinenlere dayanarak yan cümlenin en ikna edici açıklama olduğuna inanır. Baştaki it belirli bir şeye gönderme yapmaz; that ile başlayan yan cümleyi sunar. Burada anlam, tek açıklamanın çocuğun berbat biri olması gerektiğidir. Bu yapı bir zorunluluk getirmez veya birinin berbat biri olmak zorunda olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi güçlü çıkarım bildiren dört sözcüklü kalıpla tamamlayın: The office is dark and the door is locked. ____ everyone has gone home.

Cevabı göster

It must be that

They must be stupid and mean,

4:00

Aptal ve kaba olmalılar,

selfish and slow,

4:02

bencil ve yavaş,

physically repulsive,

4:04

fiziksel olarak itici,

and irritating and shallow.

4:06

ayrıca sinir bozucu ve sığ.

As childhood gets left behind, Öbek fiiller

4:08

Çocukluk geride bırakıldıkça,

much of this dynamic is forgotten.

4:10

bu dinamiğin çoğu unutulur.

Öbek fiiller

gets left behind: değişimi öne çıkaran edilgen yapı

Burada gets left behind, get ile kurulan edilgen bir yapıdır. Kişi büyüdükçe çocukluğun bugünkü yaşamından yavaş yavaş uzaklaşması anlatılır. Get burada “elde etmek” anlamına gelmez; öznenin yaşadığı değişimi öne çıkarır. Leave behind, gerçek anlamda başkalarıyla birlikte ilerlemeyen bir kişi ya da nesneyi veya mecaz anlamda geçmişte kalan bir şeyi anlatabilir. Bu cümlede mecaz anlam vardır: çocukluk geçmişin bir parçası olur ve onunla bağlantılı zihinsel dinamik daha sonra unutulabilir.

Alıştırma

“As the town changes, some old traditions get left behind,” cümlesinde get left behind ne anlama gelir?

  1. Kasaba ilerlerken onlar geçmişte kalır.
  2. Fiziksel olarak kasabadan daha yavaş yürürler.
  3. Kasabadan bir şey alırlar.
Cevabı göster

Kasaba ilerlerken onlar geçmişte kalır.

The adolescent and young adult

4:12

Ergen ve genç yetişkin

overlooks exactly what went on.

4:14

tam olarak ne olup bittiğini göz ardı eder.

They cannot necessarily think clearly of the early years

4:16

İlk yılları mutlaka net bir şekilde düşünemezler

and parental figures may be keen that they never do so.

4:20

ve ebeveyn figürleri bunu asla yapmamaları konusunda hevesli olabilirler.

The former child can't tell anymore Kelime

4:23

O eski çocuk artık anlayamaz

that their feeling of shame

4:25

utanç duygusunun

has specific origins.

4:27

belirli kökenleri olduğunu.

Kelime

can't tell anymore: artık ayırt edememek

Burada tell, “bilgi vermek” değil, “ayırt etmek”, “değerlendirmek” veya “kanıtlardan anlamak” demektir. Can't tell anymore, eskiden açık olabilecek bir farkın veya nedenin artık belirlenemediğini anlatır. Bu cümlede kişi, utancının belirli kökenleri olduğunu artık fark edememektedir. Bu kullanımda tell, bilgiyi alan bir kişiye ihtiyaç duymaz. Ardından sıklıkla that yan cümlesi, whether yan cümlesi veya bir karşılaştırma gelir: You can tell that..., I can't tell whether... ve tell A from B. Anymore, bu yeteneğin veya netliğin daha önce var olduğunu ancak şimdi kaybolduğunu ekler.

Alıştırma

Hangi cümlede tell “kanıtlardan anlamak veya değerlendirmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. Please tell Mia the news.
  2. He told us a funny story.
  3. I can tell from the sky that it will rain.
Cevabı göster

I can tell from the sky that it will rain.

It can feel like something they might have been born with,

4:29

Bu, doğuştan sahip olunabilecek bir şeymiş gibi hissedilebilir,

a natural phenomenon,

4:31

doğal bir fenomen,

like bad weather or the flu.

4:33

kötü hava veya grip gibi.

Liberation awaits us when we dare to take on board Öbek fiiller

4:35

Özgürlük, göze aldığımızda bizi bekliyor

a highly implausible idea,

4:38

son derece mantıksız gelen bir fikri kabul etmeyi,

Öbek fiiller

Take on board: bir fikri ciddiyetle değerlendirmek

Bu cümlede take on board, bir fikri anlamak, ciddi biçimde değerlendirmek ve düşünce biçiminizi etkilemesine izin vermek anlamına gelir. Buradaki fikir soyuttur; herhangi bir şey gemiye veya araca gerçek anlamda taşınmamaktadır. Nesne, buradaki gibi ifadenin tamamından sonra gelebilir: take on board an idea. Ayrıca take ile on board arasına da girebilir: take an idea on board. Bu ifade tavsiye, geri bildirim, gerçekler veya alışılmadık bakış açılarıyla sık kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede take on board, “bilgiyi ciddiyetle değerlendirip ona göre karşılık vermek” anlamında kullanılmıştır?

  1. We took the editor's comments on board and rewrote the final section.
  2. We took the camping gear on board before the ferry left.
  3. We put the editor's comments on the notice board.
Cevabı göster

We took the editor's comments on board and rewrote the final section.

that our self-hatred,

4:41

kendimize olan nefretimizin,

far from being inevitable, Dilbilgisi

4:42

kaçınılmaz olmaktan çok uzak,

is an internalization of early deprivation

4:44

erken dönemdeki yoksunluğun bir içselleştirmesi olduğunu

and that far from needing to revere and admire

4:48

ve yüceltmek ve hayranlık duymak yerine

those who denied us love,

4:50

bizden sevgiyi esirgeyenlere,

we are in a position to understand,

4:52

anlama konumunda olduğumuzu,

to question,

4:54

sorgulama,

to be annoyed

4:56

sinirlenme

and to mourn what we did not receive.

4:56

ve alamadıklarımızın yasını tutma.

Dilbilgisi

Far from being ... far from needing to: bir varsayımı güçlü biçimde reddetmek

far from being inevitable yapısı, öz nefretin kaçınılmaz olduğu varsayımını reddeder. far from needing to revere and admire ise saygı ve hayranlık göstermenin gerekli olduğu varsayımını reddeder. Aynı yapının tekrarlanması iki olumsuzlamaya paralel ağırlık verir ve gerçekte mümkün olan şeye ilişkin karşıt sonucu hazırlar. Kalıp far from + isim veya -ing biçimidir. “Hiç de değil” anlamına gelir ve gerçekliğin reddedilen düşünceden çok farklı, hatta ona karşıt olduğunu sık sık belirtir. Basit bir not kullanımından daha güçlü ve tartışmacıdır.

Alıştırma

Cümleyi vurgulu far from + -ing yapısıyla tamamlayın: ____ the problem, the quick fix created three new errors.

Cevabı göster

Far from solving

We are not so despicable after all.

4:59

Düşündüğümüz kadar aşağılık değiliz aslında.

We've just,

5:02

Biz sadece,

till now,

5:03

şimdiye kadar,

lacked any better ideas to explain

5:04

açıklayacak daha iyi fikirlerden yoksunduk

why we didn't manage to charm

5:06

neden büyülemeyi başaramadığımızı,

those who should have loved us from the start. Dilbilgisi

5:08

bizi en başından beri sevmesi gerekenleri.

Dilbilgisi

should have loved us: gerçekleşmemiş bir geçmiş beklentisi

Should have + fiilin üçüncü hâli, geçmişe dönüp beklenen ya da doğru olan şeyi belirtir ve bunun gerçekleşmediğini ima eder. Burada should have loved us, o kişilerin bizi en başından sevmekle sorumlu olduğunu ama bu sevgiyi vermediğini anlatır. Bu yapı, geçmişte olması beklenen durumla gerçeği birbirinden ayırır. Değerlendirmenin odağını onları etkileyememiş olmamızdan, onların yerine getirmediği sorumluluğa kaydırır. Geleceğe yönelik bir tavsiye değildir ve bizi gerçekten sevdikleri anlamına gelmez.

Alıştırma

Yerine getirilmemiş geçmiş bir görevi anlatmak için should have ile love fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: Those who raised us ____ us from the start.

Cevabı göster

should have loved

How to overcome your childhood

5:13

"Çocukluğunuzu Nasıl Aşarsınız",

is a book that teaches us how character is developed,

5:15

karakterin nasıl geliştiğini öğreten bir kitaptır,

the concept of emotional inheritance,

5:18

duygusal miras kavramını,

the formation of our concepts of being good or bad,

5:21

iyi veya kötü olma kavramlarımızın oluşumunu,

and the impact of parental styles of love

5:24

ve ebeveyn sevgi stillerinin etkisini

on the way we choose adult partners.

5:27

yetişkin partnerlerimizi seçme şeklimiz üzerindeki.