Sevgisiz Ebeveynler Kendinden Nefret Eden Çocukları Nasıl Yaratır?: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Bu anlatı, bakım verenlere bağımlı bir çocuğun sevgisizliği kendisinin kötü olduğuna kanıt sayabildiğini, utancı yetişkinliğe taşıdığını ve bu sonucu sorgulayarak iyileşmeye başlayabildiğini açıklar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “at the mercy of” — Deyimler ve mecazi ifadeler: sonuç başka biri ya da dış güççe belirlenirken tam bağımlılığı anlatmak. 2. “not so much, ... as” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: ilk açıklamayı daha doğru, dengeli bir karşıtlıkla düzeltmek. 3. “take on board” — Öbek fiiller: özellikle Britanya İngilizcesinde bir düşünceyi ciddi biçimde değerlendirip kabul etmek; bir şeyi gerçekten araca almak değil.
Bu derste
is that babies are born into the world entirely at the mercy of others. Deyimler
0:07bebeklerin bu dünyaya tamamen başkalarının insafına kalmış bir şekilde doğmalarıdır.
at the mercy of: birinin insafına kalmak
At the mercy of, başınıza gelecekleri etkileyebilecek bir kişiye ya da güce tamamen bağımlı olmak ve sonucu neredeyse hiç kontrol edememek demektir. Bu cümlede bebeklerin hayatta kalması ve iyiliği, bakımlarını üstlenen kişilerin onlara nasıl davrandığına ve baktığına tamamen bağlıdır. Mercy, bakımlarını üstlenen kişilerin şimdiden merhamet gösterdiği anlamına gelmez; bebeklerin gücünün olmadığını vurgular.
Alıştırma
"During the storm, the hikers were at the mercy of the weather" cümlesinde at the mercy of neyi vurgular?
- Havanın yürüyüşçülere iyilik göstermesi
- Yürüyüşçülerin ne olduğu üzerinde çok az kontrolü olması
- Bir tur rehberinin yürüyüşçülere güvenle rehberlik etmesi
- Yürüyüşçülerin havayı takip etmeyi seçmesi
Cevabı göster
Yürüyüşçülerin ne olduğu üzerinde çok az kontrolü olması
argue their case: kendi görüşünü savunmak
Argue your case, kendi görüşünü, talebini veya iddianı savunmak için nedenler ve kanıtlar sunarak başkalarının bunu kabul etmesini sağlamaya çalışmak demektir. Buradaki case, bir kişinin tarafını veya iddiasını belirtir; hukuki bir dava ya da eşya konulan bir kutu değildir. Bu cümlede babies cannot argue their case, bebeklerin neye ihtiyaç duyduklarını açıklayamadıkları veya kendi çıkarlarını savunamadıkları anlamına gelir. İfade, yalnızca biriyle tartışmayı değil, gerekçelere dayanarak kendini savunmayı anlatır.
Alıştırma
"The manager let Leo argue his case" cümlesinde argue his case ne anlama gelir?
- Leo hiçbir açıklama yapmadan gitti
- Leo eşyalarını bir kutuya koydu
- Leo müdürle kavga etti
- Leo görüşünü savunmak için nedenler sundu
Cevabı göster
Leo görüşünü savunmak için nedenler sundu
to look up from their cots with vast innocent beautiful eyes
0:22beşiklerinden kocaman, masum, güzel gözlerle bakıp
and charm their parents into caring for them. Dilbilgisi
0:27anne babalarını kendilerine bakmaları için etkileme kapasitelerine bağlıdır.
charm someone into doing something: cazibeyle birine bir şey yaptırmak
charm someone into doing something yapısında charm, cazibe, sıcaklık veya sevimlilik yoluyla birinin gönlünü kazanıp ona bir şey yaptırmak anlamında kullanılan bir fiildir. Burada bebeklerin masum bakışları, anne babalarının onlara bakmasını sağlayan unsur olarak sunulur. Yapı charm + kişi + into + fiilin -ing biçimidir. Into burada fiziksel hareket göstermez; bu etkinin yol açtığı eylemi tanıtır. Bu nedenle care değil caring doğrudur.
Alıştırma
Cümleyi charm ve into sözcüklerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: Her friendly confidence ____ the interviewer ____ giving her a second chance.
Cevabı göster
charmed · into
young children readily offer their parents or caregivers
0:38küçük çocuklar anne babalarına veya bakıcılarına seve seve
In exchange for: karşılığında
In exchange for, başka bir şeyin karşılığı olarak verilen, yapılan veya kabul edilen şeyi tanıtır. Gerçek bir takası anlatabilir; ancak burada bakım ile çocukların hayranlığını bir alışverişin iki tarafıymış gibi çerçeveler. Yapı in exchange for + isim, zamir veya fiilin -ing biçimidir. Bir karşılık ilişkisi anlatır; bu ifadede exchange, change anlamına gelmez.
Alıştırma
'I watered her plants in exchange for using her parking space,' cümlesinde in exchange for nasıl bir ilişki ifade eder?
- İlk eylem tesadüfi bir sonuç doğurur.
- Her kişi, diğerinin sunduğu şeye karşılık bir şey sunar.
- Bir eylem diğerinin yerini alır ve karşılığında hiçbir şey verilmez.
Cevabı göster
Her kişi, diğerinin sunduğu şeye karşılık bir şey sunar.
They naturally adore and are boundlessly impressed by those
0:44Doğal olarak o kişilere tapar ve onlardan sınırsızca etkilenirler;
to question or doubt figures of authority.
1:01otorite figürlerini sorgulamak veya onlardan şüphe etmek için.
at getting their admired protectors on their side. Deyimler
1:12hayran oldukları koruyucularını kendi taraflarına çekme konusunda ne kadar başarılı olduklarına.
Given X, it follows that Y: öncülden sonuca
Baştaki Given what is at stake ifadesi, olası sonuçların ciddi olduğu öncülünü ortaya koyar. Ardından gelen it follows that, konuşmacının bu öncülün mantıksal sonucu olarak sunduğu yargıyı belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp Given X, it follows that Y şeklindedir. İki ifadeyi yalnızca yan yana getirmek yerine, kanıt veya koşullardan sonuca geçişi açıkça gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle önce bir öncül sunup ardından hedef kalıpla mantıksal bir sonuç bildirir?
- Given that the roads are icy, it follows that the school should open late.
- The roads are icy, and the school usually opens at eight.
- Although the roads are icy, the school should open late.
Cevabı göster
Given that the roads are icy, it follows that the school should open late.
what is at stake: tehlikede olan önemli şey
What is at stake, bir durumda kaybedilebilecek, zarar görebilecek, kazanılabilecek veya karara bağlanabilecek önemli şeyi ifade eder. Burada çocuğun hayatta kalmasını ve bakımının sürmesini anlatır; gerçek bir tahta kazık veya kumar bahsi değildir. What is at stake wh yan cümlesi, understand what is at stake ve given what is at stake örneklerinde olduğu gibi fiil veya edatlardan sonra bir isim birimi olarak kullanılabilir.
Alıştırma
Bir kasaba tek kliniğini kapatıp kapatmamaya karar veriyor. Residents understand what is at stake cümlesindeki what is at stake neyi ifade eder?
- Sakinlerin kaybedebileceği veya kararla belirlenecek önemli şeyler
- Kliniğin dışındaki tahta kazık
- Bir kumar bahsine yatırılan para miktarı
Cevabı göster
Sakinlerin kaybedebileceği veya kararla belirlenecek önemli şeyler
get someone on your side: birinin desteğini kazanmak
Burada getting their admired protectors on their side, çocukların hayran oldukları ve güvendikleri yetişkin koruyucuların desteğini kazanmaları demektir. Side fiziksel bir konum değil, destek veren bir tarafı temsil eder. get + someone + on + iyelik sıfatı + side yapısı, desteği bir sonuç olarak sunar: kişi, başka birinin kendisini desteklemesini sağlar veya onu buna ikna eder. Bu cümlede çocuklar, koruyucularının kendilerine yardım etmeye ve onları korumaya devam etmesini sağlamaya çalışır.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın koçun desteğini kazanmayı başardığı anlamına gelir?
- Maya stood beside the coach.
- Maya was on the coach's side.
- Maya got the coach on her side.
Cevabı göster
Maya got the coach on her side.
and get on with the many other pressing priorities of early childhood, Öbek fiiller
1:18ve erken çocukluğun diğer pek çok acil önceliğiyle ilgilenebilirler:
get on with + görev: başlamak veya devam etmek
Burada get on with, yapılması gereken bir işe yönelmek, onu sürdürmek veya onunla ilgilenmek demektir. Nesnesi olan the many other pressing priorities bir kişiyi değil, görevleri ve ihtiyaçları adlandırır; dolayısıyla ifade bu önceliklerde ilerlemeyi anlatır. Bir kişi gecikmek veya dikkatinin dağılmasına izin vermek yerine işe başladığında ya da devam ettiğinde get on with + görev veya etkinlik kullanılır. Nesne bir kişiyse aynı sözler genellikle görevdeki ilerlemeyi değil, kişiler arasındaki ilişkiyi anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede get on with bir görevle ilgilenmeye başlamak veya devam etmek anlamında kullanılmıştır?
- I get on with my new neighbors.
- Do you get on with your brother?
- We should get on with the report before lunch.
Cevabı göster
We should get on with the report before lunch.
what words are and how soap bubbles form.
1:29kelimelerin ne anlama geldiğini ve sabun köpüklerinin nasıl oluştuğunu çözmek gibi.
love is in more restricted supply: sınırlı bir kaynak olarak sevgi
Burada sevgi, daha fazla veya daha az miktarda bulunabilen bir kaynak olarak ele alınıyor. In restricted supply, çocuğun erişebildiği sevginin sınırlı olduğu anlamına gelir; sevginin gerçekten depolandığı, ölçüldüğü veya karneyle dağıtıldığı anlamına gelmez. More sözcüğü karşılaştırmalı bir kıtlık belirtir: burada sevgi, karşılaştırma yapılan duruma göre daha az erişilebilirdir. Bu kaynak benzetmesi zaman, para, ilgi veya bakım gibi soyut şeyler için de kullanılabilir.
Alıştırma
Bir kaynağın yalnızca sınırlı miktarda mevcut olduğunu göstermek için bu cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The clinic delayed the program because funding was ...
- in high demand
- available without limits
- in restricted supply
Cevabı göster
in restricted supply
The young child knows instinctively it is in grave danger
1:52Küçük çocuk içgüdüsel olarak bilir ki,
if the situation is not somehow corrected
1:55durum bir şekilde düzeltilmezse büyük bir tehlike içindedir,
in extremis: aşırı tehlike için resmî bir ifade
In extremis, İngilizcede aşırı bir kriz, çoğu zaman ölüme yakın bir durum için kullanılan resmî bir Latince ifadedir. Bu cümlede çocuğun terk edilme ihtimalini yalnızca çok kötü veya rahatsız edici bir durum olarak değil, hayatı tehdit eden en kötü durum olarak gösterir. İfade, bir olayın gerçekleştiği koşulları belirten bir zarf açıklaması gibi işlev görür. Resmî tonu, cümlenin gündelik konuşmadan çok ciddi bir analiz veya yorum gibi duyulmasını sağlar.
Alıştırma
Hayatı tehdit eden durumdaki bir hastayı anlatan resmî bir raporda bu cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The patient was admitted ...
- in extremis
- in a relaxed mood
- at an early stage
Cevabı göster
in extremis
our biology initiates a desperate yet darkly logical process. Anlatım akışı
2:03biyolojimiz çaresiz ama karanlık bir şekilde mantıklı olan bir süreç başlatır.
desperate yet darkly logical ifadesindeki yet
Yet, zıt yönlere gidiyormuş gibi görünen iki betimlemeyi birbirine bağlar. Desperate, süreci bir ihtiyaca verilen aşırı bir tepki olarak sunar; darkly logical ise bunun yine de anlaşılabilir bir hayatta kalma mantığı izlediğini belirtir. Darkly, değerlendirmeye farklı bir ton katar: bu mantığın rahatsız edici veya trajik sonuçları vardır. İfade, süreci akıllıca olduğu için övmez; zararlı bir şeyin çocuğun sınırlı bakış açısından yine de anlamlı olabileceğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, karşıt iki yargıyı aynı anda doğru olarak sunmak için yet kullanır?
- The decision was painful and therefore necessary.
- The decision was painful because it was necessary.
- The decision was painful yet necessary.
Cevabı göster
The decision was painful yet necessary.
It redoubles its efforts to charm, Kalıp ifadeler
2:11Büyülemek için çabalarını iki katına çıkarır,
redoubles its efforts to + fiil
Redouble one’s efforts to + fiil, daha önce çabaladıktan sonra gösterilen çabayı büyük ölçüde artırmak anlamına gelir. Burada redoubles its efforts to, çocuğun daha da büyük bir kararlılıkla yaptığı eylemleri sıralamaya başlar. Redouble vurguludur, matematiksel değildir: çabanın tam olarak iki katına çıkması gerekmez. One’s, özneye göre her efforts, their efforts veya its efforts biçiminde değişir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için redouble one’s efforts to ifadesinin uygun bir biçimini kullanın: After the first test, Lena ____ understand the material before the final.
Cevabı göster
redoubled her efforts to
to ingratiate itself: bilerek birinin gözüne girmek
Burada to ingratiate itself, çocuğun hoş veya yardımsever davranarak kendisini başkasına bilerek sevdirmeye çalışması demektir. Dönüşlü zamir itself, the young child ifadesine gönderme yapar. Daha tam kalıp ingratiate oneself with someone şeklindedir. Bu sıralı eylemler içinde kimin onayının arandığı belirtilmez, çünkü bu kişi bağlamdan anlaşılır. Fiil çoğu zaman yalnızca nazik olmayı değil, birinin gözüne girmek için hesaplı veya aşırı bir çabayı ima eder.
Alıştırma
Cümleyi “müdürün gözüne bilerek girmek” anlamındaki resmî dönüşlü fiil öbeğiyle tamamlayın: Maya praised every proposal to ____ with the director.
Cevabı göster
ingratiate herself
to explain the parental disapproval and harm
2:21ebeveynin hoşnutsuzluğunu ve verdiği zararı açıklamak için
but to search in its own character and behavior for answers.
2:26cevapları kendi karakterinde ve davranışlarında aramaktan başka.
in the vicinity who are not looking after it as they should.
2:39kendisine gerektiği gibi bakmayan etrafındaki.
We are in no position to mount a challenge to our protectors Kalıp ifadeler
2:47Koruyucularımıza meydan okuyacak bir konumda değilizdir,
be in no position to do something: bir şeyi yapabilecek konumda olmamak
Be in no position to do something, bir şeyi yapmak için gereken yetenek, yetki, kaynak, bilgi veya uygun koşullardan yoksun olmak demektir. Buradaki position mecazidir; fiziksel bir yeri değil, kişinin içinde bulunduğu durumu anlatır. Bu cümlede küçük çocukların fiziksel gücü sınırlıdır ve kendilerini koruyan kişilere bağımlıdırlar; bu nedenle onlara meydan okumaları gerçekçi değildir. İfade, eylemi mevcut koşullarda imkânsız veya mantıksız gösterir.
Alıştırma
Bir komite üyesi kanıtları görmediği için sorumlu bir yargıda bulunamıyor. Bu pratik sınırlamayı en iyi hangi cümle ifade eder?
- I am in no position to judge the case without seeing the evidence.
- I have no right to judge the case without seeing the evidence.
- I do not want to judge the case without seeing the evidence.
Cevabı göster
I am in no position to judge the case without seeing the evidence.
mount a challenge to: ciddi bir karşı çıkış başlatmak
mount a challenge to ifadesinde mount, “binmek” değil, “örgütleyip başlatmak” anlamına gelir. İfadenin tamamı bir kişiye, otoriteye, karara veya sisteme karşı ciddi bir muhalefet başlatmak demektir. Buradaki challenge bir oyun daveti veya kışkırtma değildir. Cümle, çok küçük çocukların kendilerini koruyan kişileri sorgulayacak veya onlara direnecek güç ve bağımsızlığa sahip olmadığını anlatır.
Alıştırma
“Ciddi bir muhalefet başlatmak” anlamındaki resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The smaller party plans to ____ the proposed law in court.
Cevabı göster
mount a challenge to
let alone: daha güçlü bir ikinci aşama
Let alone, ilk ögeden daha zor, daha az olası veya daha uç olan ikinci bir öge ekler. İlk bölüm zaten karşılanamayan düşük bir eşik belirler; ikinci bölüm de düşünceyi daha güçlü hâle getirir. Yaygın kalıp cannot/hardly A, let alone B biçimindedir. Burada kapı koluna zar zor yetişmek daha düşük eşiktir; musluğu açmak ise daha da erişilemez bir beceri olarak sunulur. Bu kullanımda let alone bir bağlayıcıdır; bir şeyi rahat bırakma talimatı değildir.
Alıştırma
Dersteki iki sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: Leo has never driven a car, ____ a bus.
Cevabı göster
let alone
We need to have our own front door key and bank account
2:54Kendi evimizin anahtarına ve banka hesabımıza sahip olmamız gerekir,
It is far more intuitive to wonder why we are horrid Dilbilgisi
3:00Neden korkunç biri olduğumuzu merak etmek çok daha sezgiseldir,
than to complain of being unfairly and unkindly treated.
3:03haksız yere ve nezaketsizce muamele gördüğümüzden şikayet etmektense.
far more intuitive to ... than to ...: … yapmak, … yapmaktan çok daha doğal
far more + adjective + to do A than to do B kalıbı, bir sıfatın iki eyleme ne ölçüde uyduğunu karşılaştırır. Burada intuitive, “doğal gelen veya hemen anlaşılabilen” demektir: kötü muameleye uğramaktan şikâyet etmek yerine kişinin kendisinin neden kötü olduğunu sorgulaması çok daha doğal gelir. Far, more sözcüğünü güçlendirir ve “çok daha büyük ölçüde” anlamına gelir; fiziksel uzaklık bildirmez. Than sözcüğünün iki yanında paralel mastar öbekleri vardır: to wonder ... than to complain .... Bu paralellik karşılaştırmayı açık ve yeniden kullanılabilir hâle getirir.
Alıştırma
Cümleyi far more + adjective + to ... than to kalıbıyla tamamlayın: When the instructions are unclear, it is ____ ask a question ____ guess.
Cevabı göster
far more sensible to · than to
turn injury done to them into dislike of themselves: kendilerine verilen zararı öz hoşnutsuzluğa dönüştürmek
Turn A into B, “A’yı B’ye dönüştürmek” demektir. Burada injury, başka insanlardan gelen duygusal zararı; dislike of themselves ise bunun sonucunda oluşan kişinin kendinden hoşlanmamasını anlatır. Cümle, çocukların zararı içselleştirip kendileri hakkında olumsuz bir görüşe dönüştürdüğünü söyler; kendilerine bilerek zarar verdiklerini söylemez. injury done to them ifadesindeki done to them, edilgen ilgi cümleciği injury that is done to them yapısının kısaltılmış biçimidir. Bu yapı, zararın çocuklara başkaları tarafından verildiğini ve ardından kendilerinden hoşlanmamaya dönüştüğünü gösterir.
Alıştırma
Cümleyi turn A into B ile tamamlayın: The workshop helped us ____ feedback given by readers ____ a clearer final draft.
Cevabı göster
turn · into
as "How might I have failed this admirable person?"
3:17bunun yerine şunu sorarlar: "Bu hayranlık uyandıran kişiyi nerede hayal kırıklığına uğrattım?"
not so much A as B: A'dan çok B
not so much A as B yapısı, iki açıklama arasındaki ağırlık noktasını yeniden belirler. Genellikle A'nın tamamen yanlış olduğunu söylemez; B'nin durumu anlamanın daha doğru veya daha önemli yolu olduğunu belirtir. Bu cümlede A, ebeveynin çocuğa bakmaktaki başarısızlığıyla ilgili sorudur; B ise çocuğun kendisinin ebeveyni hayal kırıklığına uğratmış olabileceğiyle ilgili sorudur. Yapı, dinleyicinin dikkatini ebeveyni suçlamaktan uzaklaştırıp çocuğun kendini suçlamasını temel yorum olarak öne çıkarır.
Alıştırma
Vurguyu A'dan B'ye kaydıran iki parçalı yapıyla cümleyi tamamlayın: The problem is ____ the price ____ the long wait.
Cevabı göster
not so much · as
rather than doubt those who should be protecting them.
3:22kendilerini koruması gerekenlerden şüphe etmek yerine.
on balance: her şey hesaba katıldığında
On balance, tüm cümle hakkında yorum yapan ve dinleyiciye sonuca nasıl ulaşıldığını gösteren bir ifadedir: Konuşan kişi ilgili etkenleri değerlendirmiş ve şimdi genel bir yargı sunmaktadır. Burada safer option ifadesini mutlak bir iddia hâline getirmek yerine sınırlar. Utancın bedelleri veya istisnaları olsa bile genel olarak daha güvenli hissettirdiği anlatılır.
Alıştırma
“İlgili tüm etkenleri değerlendirdikten sonra” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: ____, the cheaper plan is still the better choice.
Cevabı göster
On balance
a vicious spiral of self-hatred: kendinden nefretin yıkıcı sarmalı
Bu cümlede a vicious spiral, kendi kendini besleyen ve giderek kötüleşen zararlı bir süreci anlatır. Her sonuç, aşağı doğru ilerleyen bir sarmal gibi, bir sonraki kötüleşme adımının nedeni olur. of self-hatred, sarmalın neden oluştuğunu belirtir: kişinin kendini suçlaması veya kendinden hoşlanmaması, bunu sürdürmesi için yeni nedenler yaratır. Buradaki vicious, fiziksel olarak şiddetli ya da vahşi değil, zararlı ve kendini güçlendiren demektir.
Alıştırma
Bu cümlede a vicious spiral of self-hatred neyi anlatır?
- Kendinden nefreti sürekli artıran, kendi kendini güçlendiren bir süreç
- Hızla kaybolan tek bir öfkeli düşünce
- Şiddet yanlısı birinin çizdiği fiziksel bir sarmal
Cevabı göster
Kendinden nefreti sürekli artıran, kendi kendini güçlendiren bir süreç
Öbek fiil sets in
Sets in, genellikle rahatsız edici ve sürmesi muhtemel bir durumun başlayıp yerleşmesi anlamına gelir. Burada özne the vicious spiral olduğu için ifade, bu kalıbın başlayıp etkisini göstermeye başladığını anlatır. Set in bu anlamda geçişsizdir: durumun kendisi set in olur; bir kişi onu set in yapmaz. Sets biçimi tekil özne a vicious spiral ile uyumludur.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için set in ifadesinin doğru biçimini kullanın: Yesterday, after several hours without rest, deep fatigue ____.
Cevabı göster
set in
none of that matters in the slightest: bunun hiçbir önemi yok
None of that matters tam bir olumsuz ifadedir: that sözcüğünün gönderme yaptığı gerçeklerin konuşulan sonuç üzerinde hiçbir etkisi yoktur. In the slightest, “en küçük ölçüde bile” anlamına gelir. none gibi olumsuz bir sözcükten sonra gelerek olumsuzluğu güçlendirir; bu nedenle bütün ifade “bunların hiçbir önemi yok” demektir, “biraz önemi var” demek değildir.
Alıştırma
Cümleyi “en küçük ölçüde bile” anlamındaki vurgulu ifadeyle tamamlayın: The small scratch doesn't affect how the phone works ____.
Cevabı göster
in the slightest
as anything other than substantially impressive.
3:51son derece etkileyici olandan başka bir şey olarak.
cannot be envisaged as anything other than X: yalnızca X olarak düşünülebilmek
Be envisaged as, “bir şey olarak hayal edilmek veya anlaşılmak” anlamına gelir. Edilgen yapı, kimin baktığına değil, ebeveynin nasıl görüldüğüne odaklanır. Cannot ... anything other than X, iki sınırlamayı birleştirerek “yalnızca X” anlamını oluşturur. Burada ebeveyn, oldukça etkileyici biri dışında hiçbir şekilde anlaşılamaz; daha basit bir ifadeyle, epey etkileyici biri olarak görülmek zorundadır.
Alıştırma
Örnek cümlenin anlamına en yakın seçenek hangisidir?
- Ebeveyn yalnızca oldukça etkileyici biri olarak görülebilir.
- Ebeveyn yalnızca oldukça etkileyici şeyler hayal edebilir.
- Ebeveyn oldukça etkileyici biri olarak görülemez.
Cevabı göster
Ebeveyn yalnızca oldukça etkileyici biri olarak görülebilir.
it must be that the child is an awful person. Dilbilgisi
3:57çocuğun korkunç bir insan olması gerektiği düşünülür.
İronik bir övgü olarak paragons of parenthood
A paragon of something, bir konuda neredeyse kusursuz bir örnek olarak görülen kişidir. Bu nedenle paragons of parenthood, kelime anlamıyla ebeveynlerin nasıl davranması gerektiğini gösteren ideal örnekler demektir. Buradaki övgü ironiktir. İfade, ebeveynleri yalnızca çocuğun akıl yürütmesi bu idealize edilmiş görüntüye dayandığı için kusursuz gösterir; konuşan kişi onları gerçekten onaylamaz.
Alıştırma
Yukarıdaki cümlede the paragons of parenthood ne anlatıyor?
- Ebeveynler özel bir değerlendirme içermeyen sıradan örneklerdir.
- Ebeveynler gerçekten ebeveynlik dersi vermektedir.
- Ebeveynler kusursuz örnekler olarak betimlenir, ancak bu betimleme ironiktir.
Cevabı göster
Ebeveynler kusursuz örnekler olarak betimlenir, ancak bu betimleme ironiktir.
Güçlü çıkarım için it must be that
it must be that + yan cümle yapısında must güçlü bir çıkarımı belirtir: konuşan kişi, bilinenlere dayanarak yan cümlenin en ikna edici açıklama olduğuna inanır. Baştaki it belirli bir şeye gönderme yapmaz; that ile başlayan yan cümleyi sunar. Burada anlam, tek açıklamanın çocuğun berbat biri olması gerektiğidir. Bu yapı bir zorunluluk getirmez veya birinin berbat biri olmak zorunda olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi güçlü çıkarım bildiren dört sözcüklü kalıpla tamamlayın: The office is dark and the door is locked. ____ everyone has gone home.
Cevabı göster
It must be that
gets left behind: değişimi öne çıkaran edilgen yapı
Burada gets left behind, get ile kurulan edilgen bir yapıdır. Kişi büyüdükçe çocukluğun bugünkü yaşamından yavaş yavaş uzaklaşması anlatılır. Get burada “elde etmek” anlamına gelmez; öznenin yaşadığı değişimi öne çıkarır. Leave behind, gerçek anlamda başkalarıyla birlikte ilerlemeyen bir kişi ya da nesneyi veya mecaz anlamda geçmişte kalan bir şeyi anlatabilir. Bu cümlede mecaz anlam vardır: çocukluk geçmişin bir parçası olur ve onunla bağlantılı zihinsel dinamik daha sonra unutulabilir.
Alıştırma
“As the town changes, some old traditions get left behind,” cümlesinde get left behind ne anlama gelir?
- Kasaba ilerlerken onlar geçmişte kalır.
- Fiziksel olarak kasabadan daha yavaş yürürler.
- Kasabadan bir şey alırlar.
Cevabı göster
Kasaba ilerlerken onlar geçmişte kalır.
They cannot necessarily think clearly of the early years
4:16İlk yılları mutlaka net bir şekilde düşünemezler
and parental figures may be keen that they never do so.
4:20ve ebeveyn figürleri bunu asla yapmamaları konusunda hevesli olabilirler.
can't tell anymore: artık ayırt edememek
Burada tell, “bilgi vermek” değil, “ayırt etmek”, “değerlendirmek” veya “kanıtlardan anlamak” demektir. Can't tell anymore, eskiden açık olabilecek bir farkın veya nedenin artık belirlenemediğini anlatır. Bu cümlede kişi, utancının belirli kökenleri olduğunu artık fark edememektedir. Bu kullanımda tell, bilgiyi alan bir kişiye ihtiyaç duymaz. Ardından sıklıkla that yan cümlesi, whether yan cümlesi veya bir karşılaştırma gelir: You can tell that..., I can't tell whether... ve tell A from B. Anymore, bu yeteneğin veya netliğin daha önce var olduğunu ancak şimdi kaybolduğunu ekler.
Alıştırma
Hangi cümlede tell “kanıtlardan anlamak veya değerlendirmek” anlamında kullanılmıştır?
- Please tell Mia the news.
- He told us a funny story.
- I can tell from the sky that it will rain.
Cevabı göster
I can tell from the sky that it will rain.
It can feel like something they might have been born with,
4:29Bu, doğuştan sahip olunabilecek bir şeymiş gibi hissedilebilir,
Liberation awaits us when we dare to take on board Öbek fiiller
4:35Özgürlük, göze aldığımızda bizi bekliyor
Take on board: bir fikri ciddiyetle değerlendirmek
Bu cümlede take on board, bir fikri anlamak, ciddi biçimde değerlendirmek ve düşünce biçiminizi etkilemesine izin vermek anlamına gelir. Buradaki fikir soyuttur; herhangi bir şey gemiye veya araca gerçek anlamda taşınmamaktadır. Nesne, buradaki gibi ifadenin tamamından sonra gelebilir: take on board an idea. Ayrıca take ile on board arasına da girebilir: take an idea on board. Bu ifade tavsiye, geri bildirim, gerçekler veya alışılmadık bakış açılarıyla sık kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede take on board, “bilgiyi ciddiyetle değerlendirip ona göre karşılık vermek” anlamında kullanılmıştır?
- We took the editor's comments on board and rewrote the final section.
- We took the camping gear on board before the ferry left.
- We put the editor's comments on the notice board.
Cevabı göster
We took the editor's comments on board and rewrote the final section.
is an internalization of early deprivation
4:44erken dönemdeki yoksunluğun bir içselleştirmesi olduğunu
Far from being ... far from needing to: bir varsayımı güçlü biçimde reddetmek
far from being inevitable yapısı, öz nefretin kaçınılmaz olduğu varsayımını reddeder. far from needing to revere and admire ise saygı ve hayranlık göstermenin gerekli olduğu varsayımını reddeder. Aynı yapının tekrarlanması iki olumsuzlamaya paralel ağırlık verir ve gerçekte mümkün olan şeye ilişkin karşıt sonucu hazırlar. Kalıp far from + isim veya -ing biçimidir. “Hiç de değil” anlamına gelir ve gerçekliğin reddedilen düşünceden çok farklı, hatta ona karşıt olduğunu sık sık belirtir. Basit bir not kullanımından daha güçlü ve tartışmacıdır.
Alıştırma
Cümleyi vurgulu far from + -ing yapısıyla tamamlayın: ____ the problem, the quick fix created three new errors.
Cevabı göster
Far from solving
those who should have loved us from the start. Dilbilgisi
5:08bizi en başından beri sevmesi gerekenleri.
should have loved us: gerçekleşmemiş bir geçmiş beklentisi
Should have + fiilin üçüncü hâli, geçmişe dönüp beklenen ya da doğru olan şeyi belirtir ve bunun gerçekleşmediğini ima eder. Burada should have loved us, o kişilerin bizi en başından sevmekle sorumlu olduğunu ama bu sevgiyi vermediğini anlatır. Bu yapı, geçmişte olması beklenen durumla gerçeği birbirinden ayırır. Değerlendirmenin odağını onları etkileyememiş olmamızdan, onların yerine getirmediği sorumluluğa kaydırır. Geleceğe yönelik bir tavsiye değildir ve bizi gerçekten sevdikleri anlamına gelmez.
Alıştırma
Yerine getirilmemiş geçmiş bir görevi anlatmak için should have ile love fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: Those who raised us ____ us from the start.
Cevabı göster
should have loved
is a book that teaches us how character is developed,
5:15karakterin nasıl geliştiğini öğreten bir kitaptır,
the formation of our concepts of being good or bad,
5:21iyi veya kötü olma kavramlarımızın oluşumunu,