Ota Bağımlı mıyım?: İngilizce çalışma notları

Lazy Owl

Öğrenme zorluğu
783 kelime 173 kel/dk

Video özeti: Kişisel bir anlatı, esrar kullanımının merak, özgüven ve rahatlama getiren başlangıcından duygusal dengesizliğe, ertelenen sorunlara, bozulan dikkate ve bağımlılığa uzanan süreci izliyor; anlatıcının alışkanlığının bağımlılığa dönüşüp dönüşmediğini sorgulamasıyla sona eriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. might have been — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Modal perfect yapısının geçmişteki bir olay hakkındaki belirsizliği nasıl ifade ettiğini anlayabilirsiniz. Açılışta bu yapı, anlatıcının içim sayısını doğrulanmış bir gerçek olarak vermediğini, bulanık bir anıyı yeniden kurduğunu gösterir ve daha ilk anda düşünsel fakat tam güvenilir olmayan bir bakış açısı oluşturur. 2. the very fabric of my daily life. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bir şeyin gündelik yaşamın yapısına dokunduğunu anlatan kumaş metaforunu tanıyabilirsiniz. Bu imgeyi, artık ikincil olmayan; rutinleri, beklentileri ve sıradan deneyimleri biçimlendiren bir alışkanlığı, ilişkiyi ya da kurumu betimlemek için kullanabilirsiniz. 3. Am I addicted? — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Kısacık bir son sorunun bütün anlatıyı çözümsüz tek bir meselede nasıl topladığını görebilirsiniz. Burada soru, önceki haz, kendini haklı çıkarma, sorunlardan kaçınma ve kontrol kaybının ayrı deneyimler değil, olası bağımlılık belirtileri olarak yeniden değerlendirilmesini sağlar.

Bu derste

It might have been my 13th hit when the phone rang. Notlar

0:01

Telefon çaldığında muhtemelen 13. fırtımı çekiyordum.

Dilbilgisi

might have been: geçmişe yönelik belirsiz bir olasılık

Burada might have been, konuşanın geçmişteki bir durumdan emin olmadığını gösterir: söz konusu çekiş on üçüncü çekiş olabilir, ancak konuşan bunu hatırlayamıyor veya doğrulayamıyor. Yapı might have + geçmiş zaman ortacı biçimindedir. be ile might have been olur. have been yapısı zamanı geçmişe taşır; might be ise genellikle şimdiye veya geleceğe ait bir olasılığı anlatır.

Alıştırma

Geçmiş hakkında belirsiz bir tahmin ifade etmek için cümleyi might ve be fiilinin tamamlanmış biçimiyle tamamlayın: The lights were off, so everyone ____ asleep.

Cevabı göster

might have been

Kelime

my 13th hit: esrar içme bağlamında bir nefes

Esrar içme bağlamındaki bu kullanımda hit, dumanı veya buharı bir kez içine çekme eylemi anlamına gelen, sayılabilen ve gayriresmî bir isimdir. Bu nedenle my 13th hit, konuşanın on üçüncü kez içine çekmesini ifade eder; fiziksel bir darbe değildir. A hit kesin olarak ölçülmüş bir doz değildir. Anlamı joint, weed, smoking veya take a hit gibi çevredeki ipuçlarından gelir; okurken ya da dinlerken bu ipuçlarını kullanın.

Alıştırma

'After one hit from the joint, he started coughing,' cümlesinde hit ne anlama gelir?

  1. başarılı bir şarkı
  2. fiziksel bir darbe
  3. dumanın bir kez içine çekilmesi
Cevabı göster

dumanın bir kez içine çekilmesi

It was my childhood friend on the other side.

0:04

Hattın diğer ucunda çocukluk arkadaşım vardı.

She asked if we could talk, Dilbilgisi

0:06

Benimle konuşup konuşamayacağını sordu,

just for a minute. Ton ve niyet

0:08

sadece bir dakikalığına.

Dilbilgisi

asked if we could talk: Dolaylı Evet-Hayır Sorusunda Sözcük Dizimi

asked if we could talk ifadesinde asked bir soruyu aktarır; if ise evet ya da hayırla yanıtlanabilen sorunun içeriğini başlatır. Burada, konuşmanın mümkün olup olmadığını öğrenmek istediği anlatılır. asked if sonrasında düz cümle dizimi kullanılır: özne + kiplik yardımcı fiili ya da fiil. Bu nedenle we could talk denir, could we talk denmez. Soru dizimi doğrudan soruda kullanılır: Could we talk?

Alıştırma

Hangi cümle, asked if sonrasında bir evet-hayır sorusunu doğru biçimde aktarır?

  1. Leo asked if was I ready.
  2. Leo asked was I ready if.
  3. Leo asked if I was ready.
Cevabı göster

Leo asked if I was ready.

Ton ve niyet

just for a minute: Bir İsteği Yumuşatmak

Bu istekte just for a minute, konuşmayı kısa ve karşı taraf için az zahmetli gösterir. Temel işlevi, konuşanın karşı tarafın fazla zamanını almayacağı konusunda onu rahatlatmaktır. Buradaki minute çoğu zaman yaklaşık bir süredir; tam olarak altmış saniyelik bir söz değildir. just for + kısa bir süre kalıbı, bölünmeyi küçük göstererek isteği yumuşatabilir.

Alıştırma

"Can I talk to you just for a minute?" cümlesinde just for a minute ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Konuşmanın tam olarak altmış saniye süreceğini vaat eder.
  2. İsteği kısa ve az zahmetli gösterir.
  3. Konuşanın sohbet etmek istemediğini gösterir.
Cevabı göster

İsteği kısa ve az zahmetli gösterir.

I wanted to say yes,

0:09

Evet demek istedim,

but I hesitated.

0:11

ama tereddüt ettim.

I tried to piece my brain cells together, Deyimler

0:13

Beyin hücrelerimi toparlamaya çalıştım,

but it was impossible.

0:15

ama imkânsızdı.

Deyimler

piece my brain cells together: düşünceleri toparlamaya yönelik esprili bir benzetme

Yaygın piece something together kalıbı, ayrı parçaları veya ipuçlarını birleştirerek bir bütün oluşturmak anlamına gelir. Burada konuşan kişi, beyin hücrelerini yeniden birleştirilmesi gereken dağınık parçalarmış gibi esprili biçimde anlatır. İfade, beyni fiziksel olarak onarmayı değil, yeniden odaklanıp düşünceleri toparlamaya çalışmayı anlatır. Son cümlecik, bu girişimin başarısız olduğunu gösterir.

Alıştırma

Örnekte piece my brain cells together ne anlama geliyor?

  1. Hasarlı beyin dokusunu fiziksel olarak onarmak.
  2. Bilimsel bir deney için beyin hücrelerini dizmek.
  3. Düşüncelerini düzenleyip yeniden odaklanmaya çalışmak.
Cevabı göster

Düşüncelerini düzenleyip yeniden odaklanmaya çalışmak.

I was too baked, Kelime

0:18

Çok kafam güzeldi,

Kelime

too baked: esrarın güçlü etkisi altında olmayı anlatan gayriresmî argo

Esrarla ilgili bu bağlamda baked, kenevirin güçlü etkisi altında olmayı anlatan son derece gayriresmî bir argo sözcüktür: çok kafa bulmuş, zihni bulanıklaşmış veya yavaş tepki veren bir durumda olmak. was sözcüğünden sonra sıfat olarak kullanılır; fırında pişmiş anlamına gelmez. too baked ifadesindeki too, derecenin içinde bulunulan durum için aşırı olduğunu belirtir; yani kişi net düşünemeyecek veya normal hareket edemeyecek kadar esrarın etkisindedir.

Alıştırma

Esrarla ilgili samimi bir bağlamda "She was too baked to drive" ne anlama gelir?

  1. Sıcak hava araba kullanmayı güvensiz hâle getirmişti.
  2. Araç kullanamayacak kadar uzun süre fırında yemek pişirmişti.
  3. Esrar onu güvenli biçimde araç kullanamayacak kadar güçlü etkilemişti.
Cevabı göster

Esrar onu güvenli biçimde araç kullanamayacak kadar güçlü etkilemişti.

and I wanted to go back to the laughter and the fun.

0:19

ve kahkaha ile eğlenceye geri dönmek istedim.

So, I hum and I haw and I grunt. Deyimler

0:22

Bu yüzden, kem küm ettim ve homurdandım.

Deyimler

hum and I haw: hum and haw deyiminin paralel fiillere ayrılmış biçimi

Hum and haw; tereddüt etmek, belirsiz konuşmak veya net bir cevap vermeyi geciktirmek anlamına gelen bir deyimdir. Cümle, her fiilin önüne I getirerek I hum and I haw biçiminde ritmik bir paralellik kurar, ancak deyimsel anlam değişmez. Buradaki asıl nokta iki gerçek ses değildir. Fiiller birlikte, kişinin rahatsız biçimde zaman kazandığını ve açık bir tutum almak istemediğini gösterir.

Alıştırma

Bu bağlamda hum and haw ne anlama geliyor?

  1. Konuşan kişi sessizce bir şarkı söylüyor.
  2. Konuşan kişi hemen kabul ediyor.
  3. Konuşan kişi net bir cevap vermek yerine tereddüt ediyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi net bir cevap vermek yerine tereddüt ediyor.

I didn't say yes, Ton ve niyet

0:26

Evet demedim,

and I didn't say no.

0:27

ve hayır da demedim.

Ton ve niyet

I didn't say yes ... I didn't say no: açık bir tutum almaktan kaçınmak

Dengeli iki olumsuz ifade, mümkün olan iki net cevabı da dışarıda bırakır: konuşan kişi ne kabul etmiş ne de reddetmiştir. I didn't say ifadesinin tekrarlanması iki tarafı paralel tutar ve herhangi bir taahhütte bulunulmadığını açıkça gösterir. Bu, I didn't answer ifadesinden daha belirgindir. Konuşan kişi bir şeyler söylemiş olabilir, ancak evet ya da hayır yönünde tutum almaktan kaçınmıştır.

Alıştırma

Cümle konuşma sırasında hangi davranışı anlatıyor?

  1. Konuşan kişi isteği açıkça reddediyor.
  2. Konuşan kişi açık bir taahhütte bulunmaktan kaçınıyor.
  3. Konuşan kişi isteği açıkça kabul ediyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi açık bir taahhütte bulunmaktan kaçınıyor.

After a few seconds of silence,

0:30

Birkaç saniyelik sessizliğin ardından,

she hung up. Öbek fiiller

0:32

telefonu kapattı.

Öbek fiiller

hung up: telefon görüşmesini sonlandırmak

Burada hung up, kişinin telefon görüşmesini sonlandırdığını anlatır. Hung, hang fiilinin geçmiş zaman biçimidir; hang up bir öbek fiil olarak bütünüyle anlam taşır, bu yüzden hang fiilinin fiziksel “asmak” anlamıyla kelime kelime yorumlanmaz. Nesne olmadan She hung up tam bir cümledir. She hung up the phone da denebilir.

Alıştırma

Cümleyi hang up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After saying goodbye, Nina ____.

Cevabı göster

hung up

It was the last time I talked to her. Anlatım akışı

0:35

Onunla konuştuğum son andı.

Anlatım akışı

the last time I talked to her: son bir olayı işaretlemek

It was the last time I talked to her cümlesinde, the last time I talked to her o konuşmayı son konuşma olarak belirler: sonrasında başka bir konuşma olmamıştır. Bu ifade, sıradan bir geçmiş olayı anlatının bitiş noktasına dönüştürerek bilgiyi düzenler. Dinleyici o anı yalnızca bugüne en yakın konuşma olarak değil, kesin bir son duygusuyla yeniden yorumlar.

Alıştırma

It was the last time I talked to her cümlesinde the last time dinleyiciye ne anlatır?

  1. Sonrasında onunla başka bir konuşma olmadı.
  2. Bu yalnızca bugüne en yakın konuşmaydı ve daha fazlası bekleniyordu.
  3. Bu konuşma diğer bütün konuşmalardan daha uzun sürdü.
Cevabı göster

Sonrasında onunla başka bir konuşma olmadı.

She disappears from my life forever. Anlatım akışı

0:37

Hayatımdan sonsuza dek kayboldu.

Anlatım akışı

She disappears: anlatı şimdiki zamanı

She disappears ifadesinde geçmişte gerçekleşmiş bir olay, İngilizcedeki simple present ile anlatılır. Buna anlatı şimdiki zamanı ya da tarihî şimdiki zaman denir: önemli bir anı ön plana çıkarır ve hikâye ilerlerken olay sanki göz önünde gerçekleşiyormuş gibi hissettirir. Gerçek zaman çizgisi konuşanın şimdiki zamanına geçmemiştir. Geçmişe ait bir anı anlatılırken çevredeki bağlam, disappears kullanımının olayı canlı göstermek için seçildiğini ve olayın şu anda gerçekleştiği anlamına gelmediğini gösterir.

Alıştırma

Geçmiş zaman çerçevesi zaten açık olan bir hikâyede She disappears burada ne yapar?

  1. Onun alışkanlık olarak düzenli biçimde ortadan kaybolduğunu söyler.
  2. Onun tam konuşma anında kaybolmakta olduğunu kanıtlar.
  3. Geçmişteki bir olayı, göz önünde gerçekleşen bir dönüm noktası gibi sunar.
Cevabı göster

Geçmişteki bir olayı, göz önünde gerçekleşen bir dönüm noktası gibi sunar.

As much as I tried, Dilbilgisi

0:41

Ne kadar çabalasam da,

I never met her again.

0:42

onunla bir daha hiç karşılaşmadım.

Dilbilgisi

As much as I tried: ödünleme bildiren yan cümle

Burada As much as I tried, çok uğraşmış olmama rağmen veya ne kadar uğraştıysam da anlamındadır. Bir ödünleme ilişkisi kurar: çaba belirli bir sonuç beklentisi yaratır, ancak I never met her again bunun tersi olan sonucu verir. Kalıp As much as + özne + fiil şeklindedir ve ardından güçlü duygunun ya da çabanın değiştiremediği bir sonuç gelir. Bu kullanımda much dereceyi belirtir, fakat yan cümlenin tamamı miktar karşılaştırması yapmak yerine ödünleme işlevi görür.

Alıştırma

Hangi cümlede as much as, örnekteki gibi ödünleme bildirmek için kullanılmıştır?

  1. As much as I wanted to help, I couldn't stay.
  2. I don't have as much free time as you.
  3. The parcel weighed as much as ten kilograms.
Cevabı göster

As much as I wanted to help, I couldn't stay.

I keep wondering if it was me talking or weed talking that night. Deyimler

0:44

O gece konuşan ben miydim yoksa ot muydu, hâlâ merak ediyorum.

Deyimler

me talking or weed talking: etkinin bir konuşmacı gibi sunulması

“me talking or weed talking” ifadesinde konuşmacı, weed sanki onun aracılığıyla konuşabiliyormuş gibi bir anlatım kullanır. İşitilebilen iki sesi karşılaştırmaz; sözlerinin kendi sağlıklı değerlendirmesinden mi yoksa uyuşturucunun etkisinden mi kaynaklandığını sorgular. “Is that me talking, or X talking?” kalıbı bir duyguyu, önyargıyı, maddeyi veya dürtüyü kişinin sözlerini yönlendiren güç olarak sunabilir. Burada kişisel irade ve sorumlulukla ilgili kuşkuyu ifade eder.

Alıştırma

“Was that me talking, or was it my fear talking?” ne anlama gelir?

  1. Korkumun ayrı bir sesle konuştuğunu duydum.
  2. Fear adlı birinden konuşmasını istiyordum.
  3. Korkum söylediklerimi etkilemiş olabilir.
Cevabı göster

Korkum söylediklerimi etkilemiş olabilir.

And would that make any difference at all? Kalıp ifadeler

0:49

Peki bu herhangi bir şeyi değiştirir miydi?

Kalıp ifadeler

make any difference at all: etkiyi vurgulayarak sorgulamak

“Make a difference”, “bir sonucu veya durumu etkilemek” anlamına gelir. Bir soruda “any difference”, herhangi bir etkinin olup olmadığını sorar; cümle sonundaki “at all” ise bunu “en küçük bir fark bile” anlamıyla güçlendirir. Bu ifade çoğu zaman kuşku belirtir: konuşmacı cevabın hayır olabileceğini düşünür. “At all” temel soruyu değiştirmez, ancak kuşkucu vurguyu güçlendirir.

Alıştırma

Bu notta vurgulanan beş sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: Would one more day ____?

Cevabı göster

make any difference at all

When I lit my first joint, Kelime

0:53

İlk cıgaramı yaktığımda,

Kelime

lit my first joint: light fiilinin geçmişi ve joint kelimesinin uyuşturucu bağlamındaki anlamı

Bu yan cümlede lit, light fiilinin düzensiz geçmiş zaman biçimidir ve fiil olarak bir şeyin tutuşturulduğunu anlatır. My first joint bu fiilin nesnesidir. Uyuşturucuyla ilgili bu bağlamda joint, sarılmış bir esrar sigarasıdır. Dolayısıyla lit my first joint, konuşan kişinin ilk esrar sigarasını yaktığı anlamına gelir; buradaki lit, parlak, heyecan verici veya harika anlamında değildir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi light fiilinin düzensiz geçmiş biçimi ve sarılmış esrar sigarasını anlatan gayriresmî isimle tamamlayın: At the party, he ____ and then put it out.

Cevabı göster

lit a joint

it was all for the thrill of it. Kalıp ifadeler

0:54

hepsi heyecan içindi.

Kalıp ifadeler

all for the thrill of it: tek amaç olarak heyecan

Burada all for, bir eylemin bütünüyle tek bir nedenden kaynaklandığını; for the thrill of it ise etkinliğin kendisinin yarattığı heyecan için yapıldığını anlatır. İfade bir bütün olarak para, zorunluluk veya başka bir pratik sonuç yerine heyecanın konuşan kişinin amacı olduğunu belirtir. Sondaki it, fiziksel bir nesneye değil, daha önce sözü edilen eylem veya deneyime gönderme yapar. The thrill of it ifadesini “o şeyi yapmanın heyecanı” anlamında tek bir bütün olarak düşünün.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “tamamen etkinliğin kendi heyecanı için” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: They entered the race with no interest in the prize; it was ____.

Cevabı göster

all for the thrill of it

To unwind, Anlatım akışı

0:56

Rahatlamak,

to explore,

0:57

keşfetmek,

and to discover new realms of sensory experience. Kalıp ifadeler

0:58

ve duyusal deneyimin yeni dünyalarını keşfetmek için.

Anlatım akışı

To unwind, to explore, and to discover: paralel amaç ifadeleri

To unwind, to explore, and to discover, to + fiil yapısındaki üç paralel mastar öbeğinden oluşur. Her öbek bir amaç ya da motivasyon belirtir; to sözcüğünün tekrarı üç düşünceye eşit ağırlık verir ve bilinçli bir ritim yaratır. Burada bu sıralama, tek başına tam bir cümle olmak yerine önceki düşünceyi sürdürür. Bu yapı, birden fazla gerekçeyi veya hedefi açıkça düzenleyebilir; ögeler aynı dil bilgisel düzeyde tutulmalıdır.

Alıştırma

Üç amacı sıralamak için aynı açık paralel yapıyı kullanan cümle hangisidir?

  1. We came listening, to learn, and sharing ideas.
  2. We came to listen, learning, and to share ideas.
  3. We came to listen, to learn, and to share ideas.
Cevabı göster

We came to listen, to learn, and to share ideas.

Kalıp ifadeler

new realms of sensory experience: yüksek üsluplu bir metafor

new realms of sensory experience ifadesinde realms, ülkeler ya da fiziksel topraklar değil, deneyimin soyut alanları veya kapsamları anlamına gelir. İfade, daha önce bilinmeyen duyum ya da algı türlerine gönderme yapar. discover ve realms sözcükleri bu duyumları keşfedilmemiş bir bölge gibi çerçeveler. Bu yüksek ve edebî anlatım, deneyimi maceralı ve önemli gösterir; dolayısıyla konuşanın deneyimi nasıl idealize ettiğini veya gerekçelendirdiğini de ortaya koyabilir.

Alıştırma

new realms of sensory experience bu cümlede nasıl bir etki yaratır?

  1. Duyuların kesin bir bilimsel ölçümünü verir.
  2. Yeni kurulmuş ülkeleri belirtir.
  3. Bilinmeyen duyumları keşfedilmemiş bir bölge gibi sunar.
Cevabı göster

Bilinmeyen duyumları keşfedilmemiş bir bölge gibi sunar.

But I didn't run head first with a blindfold into it. Deyimler

1:01

Ancak gözü kapalı bir şekilde bodoslama atlamadım.

Deyimler

run head first with a blindfold into it: pervasız davranma mecazı

Konuşmacı iki tehlike görüntüsünü birleştiriyor: bir yere baş önde girmek ve bunu gözleri bağlıyken yapmak. Burada ikisi de mecazdır; ifade, yeterli bilgi veya hazırlık olmadan ve riske dikkat etmeden bir duruma hızla girmek anlamına gelir. Cümlede didn't bulunduğu için konuşmacı bu tanımlamayı reddediyor. Duruma körü körüne veya pervasızca yaklaşmadığını söylüyor. Gerçek anlamda koşmaktan söz etmiyor; it daha önce konuşulan durumu belirtiyor.

Alıştırma

Konuşmacı bu cümledeki olumsuz mecazla ne anlatıyor?

  1. Duruma pervasızca veya körü körüne girmediğini söylüyor.
  2. Duruma hazırlıksız ve risklerin farkında olmadan girdi.
  3. Duruma dâhil olmayı tamamen reddetti.
Cevabı göster

Duruma pervasızca veya körü körüne girmediğini söylüyor.

I was calculated. Kelime

1:05

Hesaplı davranıyordum.

Kelime

I was calculated: amaçlanan anlam ve doğal kullanım

Bu bağlamda calculated, «kasıtlı ve planlı» anlamı verilmek istenen bir sıfat olarak kullanılıyor. Konuşmacı, dürtüsel davranmak yerine eylemi ve risklerini değerlendirdiğini söylüyor; birinin kendisi üzerinde matematiksel bir hesaplama yaptığını söylemiyor. Calculated, bir kişiden çok eylem, karar, risk, tepki veya yaklaşımı nitelemek için kullanılır. I was calculated burada bağlam sayesinde anlaşılır, ancak tuhaf biçimde kişiliksiz duyulabilir veya edilgen bir fiil yapısına benzeyebilir. I was careful and deliberate daha açık ve tarafsızdır; My approach was calculated ise bilinçli planlama anlamını daha güçlü biçimde korur.

Alıştırma

Bu bağlamda I was calculated ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Birisi değerimi belirlemek için matematik kullandı.
  2. Riskleri değerlendirdikten sonra kasıtlı biçimde hareket ettim.
  3. Hiçbir planım veya durumun farkında olmadan hareket ettim.
Cevabı göster

Riskleri değerlendirdikten sonra kasıtlı biçimde hareket ettim.

I did my homework and read everything I could find about the substance I take in. Notlar

1:06

Ödevimi yaptım ve aldığım madde hakkında bulabildiğim her şeyi okudum.

Deyimler

did my homework: önceden araştırdım

Burada did my homework, “okul ödevimi yaptım” değil, “konuyu önceden dikkatle araştırdım” anlamına gelir. Ardından gelen read everything I could find sözleri, bu araştırmanın neleri kapsadığını gösterir. Tekrar kullanılabilen kalıp do one's homework şeklindedir: karar vermeden, görüş bildirmeden veya harekete geçmeden önce ilgili gerçekleri öğrenmek. Bu cümlede konuşmacı, seçimini bilgiye dayalı ve bilinçli bir karar olarak sunar.

Alıştırma

“You should do your homework before choosing a college.” cümlesinde do your homework büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Karar vermeden önce bir okul ödevini bitirmek.
  2. Seçimi senin yerine başka birine bırakmak.
  3. Karar vermeden önce seçenekleri dikkatle araştırmak.
Cevabı göster

Karar vermeden önce seçenekleri dikkatle araştırmak.

Kelime

the substance I take in: vücuda almayı anlatan nötr bir ifade

Bu cümlede the substance, önceki bağlama göre esrarı ifade eder. Substance geniş kapsamlı ve nötr bir isimdir; I take in ise substance sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan cümlesidir. Nesne konumundaki that ilgi zamiri atılmıştır: the substance (that) I take in. Burada take in, “vücuda almak” veya “tüketmek” anlamına gelir; “anlamak” anlamında değildir. Marijuana veya drug yerine substance seçilmesi, anlatımı daha soyut ve daha az doğrudan etiketleyici hâle getirerek konuşmacıya klinik ya da mesafeli bir ton kazandırır.

Alıştırma

“The doctor asked me to list every substance I take in.” cümlesinde substance I take in büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Odaya taşıdığım her nesne.
  2. Vücuduma giren her madde.
  3. Anladığım her bilgi parçası.
Cevabı göster

Vücuduma giren her madde.

I knew what I was doing.

1:11

Ne yaptığımı biliyordum.

And with that,

1:13

Ve bununla,

I embarked on the ride. Deyimler

1:14

yolculuğa çıktım.

Deyimler

embarked on the ride: bir deneyime yolculuk gibi başlamak

Burada embarked on, “başladım” veya “yola çıktım” anlamındadır. The ride gerçek bir yolculuk ya da eğlence parkı oyuncağı değildir; bütün deneyimi çoktan başlamış bir yolculuk olarak temsil eder. Bu benzetme başlangıcı önemli gösterir ve heyecanı, ani değişimleri ve konuşanın beklediğinden daha az kontrole sahip olmasını ima eder. Genel olarak embark on, önemli bir deneyimin başlangıcını bir yolculuğa çıkmak gibi gösterebilir.

Alıştırma

Özgün cümlede "I embarked on the ride" temel olarak ne anlama gelir?

  1. Yolculuk gibi hissettiren bir deneyime başladım.
  2. Deneyimi hemen sona erdirdim.
  3. Kısa bir yolculuk için gerçek bir araca bindim.
Cevabı göster

Yolculuk gibi hissettiren bir deneyime başladım.

I never thought life could unfold this way, Deyimler

1:16

Hayatın bu şekilde gelişebileceğini hiç düşünmemiştim,

not even in my wildest expectations. Deyimler

1:19

en çılgın beklentilerimde bile.

Deyimler

life could unfold this way: hayatın zaman içinde gelişmesi

Burada unfold mecazdır. Katlanmış bir nesnenin yavaş yavaş açılması gibi, life unfolds da olayların zamanla gelişmesi ve yönlerinin ya da sonuçlarının giderek belirginleşmesi demektir. Life could unfold this way, konuşanın hayatının bu belirli yolu izleyerek gelişebileceği anlamına gelir. İfade yalnızca ani bir değişime veya nihai sonuca değil, ortaya çıkmakta olan sürece odaklanır. Could, bu yolu konuşanın daha önce hiç düşünmediği bir olasılık olarak sunarken this way şu anda yaşanan hayat yolunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi bu notta “zamanla gelişmek” anlamında kullanılan fiille tamamlayın: No one knew how the negotiations would ____.

Cevabı göster

unfold

Deyimler

not even in my wildest expectations: aşırı şaşkınlık

Not even, olumsuzluğu en uç noktaya taşır: sonuç, konuşanın en cesur ve en geniş kapsamlı beklentilerinin bile dışındadır. Buradaki wildest, “en cesur” veya “en uç” anlamındadır; hayvanlarla ya da doğayla ilgili gerçek anlamdaki “vahşi”yi anlatmaz. İfade, “Bunun olabileceğini hiç hayal etmemiştim” demek için abartı kullanır. Bir beklenti listesini gerçek anlamda bildirmek yerine güçlü bir şaşkınlık aktarır.

Alıştırma

Kaynak cümlede not even in my wildest expectations ne anlama geliyor?

  1. Konuşan sonucun ne olacağını önemsemiyordu.
  2. Konuşan tam olarak bu sonucu bekliyordu.
  3. Konuşan böyle bir sonucu hiç hayal etmemişti.
Cevabı göster

Konuşan böyle bir sonucu hiç hayal etmemişti.

Things appeared in more colors,

1:22

Nesneler daha renkli görünüyordu,

sound burst forth with more vibrancy. Deyimler

1:24

sesler daha canlı bir şekilde patlıyordu.

Deyimler

sound burst forth with more vibrancy: canlı duyusal betimleme

Burst forth, sesi aniden ve güçlü biçimde dışarı fırlıyormuş gibi sunar. Bu mecazi bir anlatımdır; fiziksel olarak hiçbir şey patlamaz. With more vibrancy, sesin öncekinden daha canlı, zengin veya belirgin algılandığını söyler. Bu ifade, algıdaki değişimi dramatik bir duyusal görüntüye dönüştürür; yalnızca ses seviyesinin arttığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki sözcüklü edebî fiil öbeği ve canlı enerjiyi belirten isimle tamamlayın: After the quiet opening, the music ____ with more ____.

Cevabı göster

burst forth · vibrancy

Everything got better.

1:27

Her şey daha iyi hale geldi.

be it food or sex, Dilbilgisi

1:29

ister yemek olsun ister seks,

Dilbilgisi

be it food or sex: resmî be it A or B kalıbı

Be it A or B, whether it is A or B ya da hangisi olursa olsun anlamına gelen kalıplaşmış ve resmî bir yapıdır. Bu cümlede food ve sex iki seçenek olarak verilir ve çevredeki ifadenin her ikisi için de geçerli olduğu anlatılır. be it sözcük dizilişi, günümüze kadar kalmış bir dilek kipi yapısıdır; talimat veya emir değildir. Yapı üç ya da daha fazla seçeneğe de genişletilebilir: be it A, B, or C.

Alıştırma

Cümleyi resmî be it A or B kalıbıyla tamamlayın: The rule applies in every setting, ____ public or private.

Cevabı göster

be it

you just couldn't believe it.

1:30

inanamıyordunuz.

How can something listed as drugs bring in so much positivity? Kelime

1:33

Uyuşturucu olarak listelenen bir şey nasıl bu kadar pozitiflik getirebilirdi?

Kelime

listed as drugs: listed as ile kategori belirtme

Listed as, bir şeyin belirli bir statü veya kategori altında kaydedildiğini ya da sunulduğunu belirtir; genellikle bir liste, veri tabanı, kural veya resmî sistem söz konusudur. something listed as drugs ifadesinde listed, kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğindeki geçmiş zaman ortacıdır: something [that is] listed as drugs. as ile başlayan bölüm kategoriyi belirtir; dolayısıyla anlam yalnızca bir şeyi listeye yazmaktan ibaret değildir. Soru, drugs biçimindeki dış sınıflandırmayı konuşanın hissettiği positivity ile karşı karşıya getirir. Bu karşıtlık konuşanın şüphesini açıklar, ancak olumlu bir his tek başına hukuki veya tıbbi bir sınıflandırmanın yanlış olduğunu göstermez.

Alıştırma

Resmî bir kayda göre tek bir maddenin kontrollü uyuşturucu kategorisinde olduğunu en doğal biçimde hangi cümle ifade eder?

  1. The substance is listed among the report's positive effects.
  2. The substance is written like a controlled drug.
  3. The substance is listed as a controlled drug.
Cevabı göster

The substance is listed as a controlled drug.

And if something makes us feel better and quiets our pain, Anlatım akışı

1:37

Ve eğer bir şey bizi daha iyi hissettirip acımızı dindiriyorsa,

why shouldn't we do it?

1:40

neden yapmamalıyız ki?

Anlatım akışı

Retorik öz savunma olarak if ... why shouldn't we do it?

if yan cümlesi önce olumlu bir koşul sunar: bir şey kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlar ve acımızı dindirir. Ardından why shouldn't we do it? sorusu, bu faydayı eylemi desteklemek için tek başına yeterliymiş gibi gösterir. Bu, tarafsız biçimde bilgi isteyen bir soru değil, retorik bir sorudur. Düşünceyi bir öz savunma olarak düzenler: konuşan kişi hemen hissedilen rahatlamaya odaklanıp olası bedelleri belirtmeyerek eylemi açıkça makulmüş gibi gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede if-clause + why shouldn't we...? kalıbı nasıl bir işlev görür?

  1. Acıya neyin yol açtığına ilişkin olgusal bir açıklama ister.
  2. Belirtilen tek bir faydayı, olası riskleri söylemeden eyleme geçmek için retorik bir nedene dönüştürür.
  3. Eylemin güvenli olduğuna dair eksiksiz kanıt sunar.
Cevabı göster

Belirtilen tek bir faydayı, olası riskleri söylemeden eyleme geçmek için retorik bir nedene dönüştürür.

How can we get addicted to having good things? Dilbilgisi

1:42

İyi şeylere sahip olmaya nasıl bağımlı olabiliriz?

Dilbilgisi

get addicted to having: to + fiilin -ing biçimi

Get addicted to, bir şeye bağımlı hâle gelmek veya onu yapmayı durduramamak anlamına gelir. get addicted to having good things ifadesinde to bir edattır; bu nedenle ardından bir isim ya da fiilin -ing biçimi gelir: have değil, having kullanılır. Burada having good things, düşüncenin nasıl çerçevelendiğini de gösterir. Bağımlılığı olumlu şeylerden masumca zevk almakmış gibi göstererek konuşan kişinin riski küçümsemesine yardımcı olur.

Alıştırma

check sözcüğünü doğru biçime getirin: People can get addicted to ____ their phones every few minutes.

Cevabı göster

checking

I used to be someone who would freak out when speaking up, Notlar

1:46

Eskiden konuşmam gerektiğinde paniğe kapılan biriydim,

Dilbilgisi

I used to be: artık değişmiş bir geçmiş durum

Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte geçerli olup artık geçerli olmayan bir durumu veya eskiden tekrarlanıp artık düzenli olmayan bir davranışı anlatır. Burada I used to be, konuşanın eskiden nasıl biri olduğunu açıklar ve bugünkü hâliyle karşıtlık kurar. Used to sonrasında fiilin yalın hâli kullanılır; bu yüzden be değişmeden kalır. Bu, geçmişteki bir durumu anlatan yapıdır; bir amaç için kullanılmış olmayı belirten edilgen used değildir.

Alıştırma

Cümleyi used to ve be fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: I ____ afraid of flying, but now I travel often.

Cevabı göster

used to be

Öbek fiiller

would freak out: geçmişte tekrarlanan yoğun bir tepki

Freak out, aşırı kaygılanmak, korkmak, sarsılmak veya sakinliğini koruyamamak anlamına gelen gündelik bir deyimsel fiildir. When speaking up bağlamında, kişinin fikrini söylerken çok gerilmesi veya paniğe kapılması anlamına gelir. Would, used to ile oluşturulan geçmiş zaman çerçevesinin içindedir. Bu tepkinin tipik ve tekrarlanan bir tepki olduğunu gösterir: Konuşan kişi her söz aldığında paniğe kapılırdı. Burada would istek veya gönüllülük belirtmez.

Alıştırma

Before every presentation, she would freak out, cümlesinde would freak out ne anlama gelir?

  1. Sunumları daha heyecanlı hâle getirmeye istekliydi.
  2. Her sunumdan önce tekrar tekrar aşırı kaygılanırdı.
  3. Bir sunumdan önce sakin bir şekilde ayrılmayı seçti.
Cevabı göster

Her sunumdan önce tekrar tekrar aşırı kaygılanırdı.

Öbek fiiller

when speaking up: sessiz kalmak yerine görüşünü dile getirmek

Burada speak up, sessiz kalmak yerine düşündüğünü söylemek, ihtiyacını dile getirmek veya bir endişeyi belirtmek anlamına gelir. Bu bağlamda asıl anlamı daha yüksek sesle konuşmak değildir. When speaking up, kısaltılmış bir zaman yan cümlesidir. Örtük öznesi paniğe kapılan kişiyle aynıdır; dolayısıyla “o kişi fikrini söylediğinde” anlamına gelir.

Alıştırma

Burada spoke up ne anlama geliyor? “During the meeting, Maya finally spoke up about the safety risk.”

  1. Sessiz kalmak yerine endişesini dile getirdi.
  2. İnsanlar duyabilsin diye yalnızca sesini yükseltti.
  3. Görüş belirtmeden toplantıyı bitirdi.
Cevabı göster

Sessiz kalmak yerine endişesini dile getirdi.

but then bits and pieces of anxiety were stripped away, Notlar

1:49

ama sonra kaygımın parçaları birer birer sökülüp atıldı,

Kalıp ifadeler

bits and pieces of anxiety: kaygının dağınık parçalar olarak tasviri

Bits and pieces küçük, dağınık veya eksik parçalar anlamına gelir. Soyut bir isim olan anxiety ile kullanıldığında mecazidir: Kaygı, ayrı parçalardan oluşuyormuş gibi tasvir edilir. Bu parçaların “were stripped away” olması, kaygının bir anda tamamen yok olmak yerine parça parça azaldığını düşündürür.

Alıştırma

Burada bits and pieces ne anlama geliyor? “After waking up, Leo remembered only bits and pieces of his dream.”

  1. Rüyanın tamamını değil, dağınık birkaç bölümünü hatırladı.
  2. Rüyanın tamamını en ince ayrıntısına kadar hatırladı.
  3. Rüyada görünen fiziksel nesneleri saydı.
Cevabı göster

Rüyanın tamamını değil, dağınık birkaç bölümünü hatırladı.

Öbek fiiller

were stripped away: aşamalı giderilmeyi anlatan edilgen mecaz

were stripped away, strip away fiilinin edilgen biçimidir. Edilgen yapı, değişime kimin ya da neyin yol açtığına değil, bits and pieces of anxiety ifadesinin yok oluşuna odaklanır. Burada strip away mecazidir: kaygı, azar azar kaldırılan bir katman veya örtü gibi düşünülür. Bu yüzden ifade fiziksel bir yüzeyin soyulmasını değil, kaygının azalmasını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi strip away fiilinin doğru edilgen biçimiyle tamamlayın: As the facts became clear, several layers of doubt ____.

Cevabı göster

were stripped away

and in its place arrived confidence. Dilbilgisi

1:53

ve yerini özgüven aldı.

Dilbilgisi

in its place arrived confidence: yer ifadesini başa alan devrik yapı

in its place, kaygının daha önce bulunduğu yeri ifade eder ve aynı zamanda onun yerine başka bir şeyin geçtiğini gösterir. Bu ifade başa getirilince önce boşalan yer, sonra da o yeri dolduran şey sunulur. Ardından fiil isim özneden önce gelir: confidence arrived yerine arrived confidence kullanılır. Bu yer bildiren devrik yapı cümleye daha canlı ve edebî bir ritim verir; özgüven sanki kaygının yerine geçmek üzere sahneye çıkar.

Alıştırma

Hangi cümlede in its place arrived confidence ile aynı, yer ifadesini başa alan devrik yapı kullanılmıştır?

  1. An old windmill stood at the edge of the field.
  2. At the edge of the field stood an old windmill.
  3. Did an old windmill stand at the edge of the field?
Cevabı göster

At the edge of the field stood an old windmill.

Words would pour out from my lips as if they were always meant to be spoken. Notlar

1:56

Kelimeler, sanki hep söylenmek için yaratılmışlar gibi dudaklarımdan dökülüyordu.

Deyimler

Words would pour out from my lips: sözlerin rahatça dökülmesi

Bu metaforda words, bir kaptan dökülen sıvı gibi ele alınır. Words would pour out from my lips, konuşan kişinin hızlı, kesintisiz ve neredeyse hiç çaba harcamadan konuşabildiğini belirtir; gerçek anlamda dökülen bir şey yoktur. Bu anlatı kullanımında would, sözlerin akıcı biçimde çıkmasını gelecekteki bir olay olarak değil, anlatılan durumda tekrarlanan veya tipik olan bir deneyim olarak sunar. From my lips, sözlerin doğrudan konuşanın ağzından aktığı görüntüsünü güçlendirir.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?

  1. Konuşan kişinin sözleri hızlı ve rahatça döküldü.
  2. Konuşan kişi birkaç kelimeyi bile söylemekte zorlandı.
  3. Konuşan kişi ağzından gerçek anlamda sıvı döktü.
Cevabı göster

Konuşan kişinin sözleri hızlı ve rahatça döküldü.

Dilbilgisi

as if they were always meant to be spoken: hayali bir kader hissi

As if bir izlenim ya da hayali bir karşılaştırma sunar: sözler sanki doğal olarak söylenmeye aitmiş gibi hissedilir. Bu, birinin onları söylemeyi gerçekten planladığını veya kaderin bunu belirlediğini iddia etmez. Were meant to be spoken edilgen yapıdadır: words, söylenmesi amaçlanan veya söylenmeye yazgılı şeyler olarak sunulur. They çoğul olduğu için were burada olağan çoğul uyumudur; bu biçim tek başına as if I were yapısındaki tekil ve gerçek dışı were değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, kesinleşmiş bir gerçek yerine öznel bir izlenim sunmak için as if ... were meant to ... yapısını kullanıyor?

  1. The author's notes confirmed that the letters were to be released years later.
  2. The old letters read as if they were meant to be found years later.
  3. The old letters were difficult to read after so many years.
Cevabı göster

The old letters read as if they were meant to be found years later.

Man, how I loved conversations. Dilbilgisi

2:01

Dostum, sohbet etmeyi ne kadar da sevmiştim.

Dilbilgisi

Ünlem yapısında How I loved ...!

how I loved conversations ifadesinde how, duygunun çok yüksek bir derecede olduğunu belirtir. Cümleciği ünlem hâline getirerek konuşanın duygusunun gücünü vurgular; soru sormaz. Kalıp how + özne + fiil şeklindedir ve normal bildirme cümlesi sırasını korur: I, loved sözcüğünden önce gelir. I loved conversations ifadesine göre daha duygulu ve geçmişe dönük bir etki yaratır.

Alıştırma

Hangi cümlede how, bir duygunun gücünü belirten ünlem olarak kullanılmıştır?

  1. How did I miss this place?
  2. How I missed this place!
  3. I wondered how I missed this place.
Cevabı göster

How I missed this place!

Making friends was so much easier, Dilbilgisi

2:04

Arkadaş edinmek çok daha kolaydı,

Dilbilgisi

Özne görevindeki gerund öbeği Making friends

Making friends bir gerund, yani isim-fiil öbeğidir. -ing biçimi etkinliğin bir isim gibi işlev görmesini sağlar ve öbeğin tamamı was fiilinin öznesidir. “Arkadaş edinme etkinliği” anlamına gelir; ilerleyen zaman fiil biçimi değildir. Özne bu tek etkinlik olduğu için standart özne-yüklem uyumu tekildir: friends çoğul olsa da Making friends was ... kullanılır. Bir etkinliği adlandıran gerund öbekleri genellikle tekil fiil alır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için make new friends ifadesini gerund öbeğine dönüştürün: ____ takes courage in a new city.

Cevabı göster

Making new friends

and mingling became the sport I excel at. Notlar

2:06

ve sosyalleşmek başarılı olduğum spor haline geldi.

Deyimler

Mingling became the sport I excel at: sosyalleşmeyi bir beceri sporuna benzetmek

Mingling, sosyal bir ortamda dolaşıp farklı insanlarla konuşmak anlamına gelir. Konuşmacı buna sport derken gerçek bir spor etkinliğinden söz etmez; bunu pratik yapılarak geliştirilebilen ve ustalaşılabilen bir faaliyet olarak sunar. Bunun the sport I excel at hâline geldiğini söylemek, ifadeye özgüven ve hafif bir mizah katar. Sosyalleşmeyi yeni bir güçlü yön olarak gösterdiği için bu benzetme, konuşmacının insanlarla iletişim kurma becerisindeki veya rahatlığındaki değişimi vurgular.

Alıştırma

Cümlenin temel anlamı nedir?

  1. Konuşmacı sosyal etkinlikleri resmî yarışmalara dönüştürdü.
  2. Konuşmacı sosyalleşme konusunda çok becerikli hâle geldi.
  3. Konuşmacı gerçek bir spor için antrenman yapmaya başladı.
Cevabı göster

Konuşmacı sosyalleşme konusunda çok becerikli hâle geldi.

Kalıp ifadeler

Excel at: ilgi cümleciğinde at edatını korumak

Excel at, bir etkinlikte, beceride veya konuda özellikle başarılı olmak anlamına gelir. Ardından bir isim ya da -ing biçimi gelir: excel at chess; excel at explaining ideas. Burada I excel at, sport sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Daha açık yapı the sport that I excel at şeklindedir. İlgi sözcüğü that düşürülür, ancak sport anlam bakımından at edatının nesnesi olduğu için at sonda kalır.

Alıştırma

Hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Even under pressure, Priya seems to ____ explaining complex plans clearly.

Cevabı göster

excel at

The introvert in me was floored. Notlar

2:09

İçimdeki içe dönük kişi yere serilmişti.

Kalıp ifadeler

The introvert in me: kişiliğinizin içe dönük yanı

the X in me kalıbı bir özelliği, rolü veya eğilimi konuşanın kişiliğinin bir yönü olarak sunar. Burada The introvert in me, konuşanın içe dönük yanını ifade eder; konuşanın içinde fiziksel olarak başka bir insan bulunduğu anlamına gelmez. Bu anlatım, özellikle diğer yanların farklı tepki verebileceği durumlarda, kişinin bir yanının belirli bir şekilde tepki verdiğini göstermek için kullanışlıdır. X genellikle the optimist, the perfectionist veya the child gibi kolayca tanınabilen bir insan tipini adlandıran isimdir.

Alıştırma

'The optimist in me still expects a good outcome,' cümlesinde 'The optimist in me' ne anlama gelir?

  1. Konuşanın fiziksel olarak içinde bulunan başka bir iyimser kişi
  2. Konuşanla birlikte yaşayan biri
  3. Konuşanın kişiliğindeki iyimser yan
Cevabı göster

Konuşanın kişiliğindeki iyimser yan

Deyimler

was floored: tamamen şaşkına dönmek

be floored deyiminde floored, tamamen şaşırmak veya afallamak anlamına gelir. Şaşkınlık iyi ya da kötü bir şeyden kaynaklanabilir; hangisi olduğunu bağlam gösterir. Burada was, tekil özne The introvert in me ile uyumludur ve tepkinin geçmişte olduğunu gösterir. Kimse gerçekten düşmemiş veya yere devrilmemiştir.

Alıştırma

'I was floored by the final price.' cümlesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Son fiyat karşısında tamamen şaşkına döndüm.
  2. Fiyatı gördükten sonra zemin döşedim.
  3. Yorgun olduğum için yere uzandım.
Cevabı göster

Son fiyat karşısında tamamen şaşkına döndüm.

This transformation was something else. Deyimler

2:11

Bu dönüşüm bambaşka bir şeydi.

Deyimler

Bu dönüşüm gerçekten bambaşkaydı

Bu cümlede something else, dönüşümün son derece çarpıcı, etkileyici veya güçlü olduğunu anlatan deyimsel bir değerlendirmedir. Başka bir nesneye gönderme yapmaz. İfadenin tam duygusu bağlama ve vurguya göre değişir. Burada dönüşümün ne kadar büyük olduğunu güçlü biçimde hayranlıkla vurguluyor; başka bir durumda aynı ifade bir şeyin tuhaf veya başa çıkılması zor olduğunu da gösterebilir.

Alıştırma

Olumlu bir değerlendirmede 'The final design was something else' cümlesi en yakın olarak ne anlama gelir?

  1. Son tasarım eskisiyle tamamen aynıydı.
  2. Son tasarım ayrı bir fiziksel nesneydi.
  3. Son tasarım olağanüstü etkileyiciydi.
Cevabı göster

Son tasarım olağanüstü etkileyiciydi.

And when I said life got better, Ton ve niyet

2:14

Ve hayat güzelleşti dediğimde,

I meant it.

2:16

gerçekten öyle demek istemiştim.

Ton ve niyet

I meant it: Ciddiydim

when I said life got better, konuşanın daha önce söylediği bir şeyi yeniden gündeme getirir. I meant it, konuşanın bu ifadeye gerçekten inandığını ve abartmadığını ya da sadece nezaketen söylemediğini doğrular. Buradaki it, hayatın daha iyiye gittiği yönündeki önceki ifadenin tamamına gönderme yapar. Meant it, daha önce söylenmiş sözlerde samimiyeti anlatır; bir eylemi yapmaya niyetli olmayı anlatmaz.

Alıştırma

'I promised to call tonight, and I meant it' cümlesinde I meant it ne yapar?

  1. Verilen sözü bir soruya dönüştürür.
  2. Önceki sözün samimi olduğunu doğrular.
  3. Konuşanın ilgisiz başka bir planı olduğunu söyler.
Cevabı göster

Önceki sözün samimi olduğunu doğrular.

I was killing it at work. Deyimler

2:18

İşimde harikalar yaratıyordum.

Deyimler

was killing it at work: işte olağanüstü iyi performans göstermek

Kill it, “olağanüstü iyi performans göstermek” veya “etkileyici biçimde başarılı olmak” anlamına gelen gayriresmî bir deyimdir. Bu cümlede it, deyimin sabit bir parçasıdır; bir şeyi öldürmekten ya da ona zarar vermekten söz edilmez. Was killing it geçmişte devam eden zamanı kullanır ve güçlü performansı geçmişte bir süre boyunca devam eden bir durum olarak sunar. At work, konuşanın çok iyi olduğu alanın iş olduğunu belirtir.

Alıştırma

“Maya is killing it in her new role” ne anlama gelir?

  1. Maya yeni görevinde olağanüstü iyi performans gösteriyor.
  2. Maya iş yerinde bir şeye zarar veriyor.
  3. Maya yeni görevinden ayrılmaya çalışıyor.
Cevabı göster

Maya yeni görevinde olağanüstü iyi performans gösteriyor.

My brain kept pouring out great stuff. Deyimler

2:20

Beynim durmadan harika şeyler üretiyordu.

Deyimler

kept pouring out great stuff: harika fikirler durmadan akıp geliyordu

Pour out, kelime anlamıyla bir şeyin bir kaptan dışarı akmasını anlatır. Burada ise bir mecazdır: beyin, birçok iyi fikir veya yaratıcı çalışma üreten bir kaynak gibi gösterilir; great stuff da bu sonuçları samimi ve ayrıntıya girmeden adlandırır. Keep + -ing, bir eylemin devam ettiğini veya tekrar tekrar gerçekleştiğini belirtir. Bu nedenle kept pouring out, fiziksel bir dökme eylemini değil, iyi sonuçların kesintisiz akışını vurgular.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için keep fiilinin geçmiş zaman biçimini ve ardından pour out ifadesinin -ing biçimini kullanın: During the brainstorming session, her mind ____ useful ideas.

Cevabı göster

kept pouring out

Ideas came in waves. Deyimler

2:22

Fikirler dalgalar halinde geliyordu.

Deyimler

Ideas came in waves: fikirlerin dalga dalga gelmesi

Ideas came in waves cümlesinde came in waves mecaz anlamdadır: fikirler düzenli bir hızda veya bir anda topluca değil, art arda gelen kümeler ya da yoğun dönemler hâlinde ortaya çıktı. Bir dönem ile sonraki arasında kısa aralar olabilir. X comes/came in waves kalıbı; ağrı, duygu, mesaj veya ziyaretçi gibi şeylerin ayrı dalgalar hâlinde gelmesini ya da yeniden ortaya çıkmasını anlatabilir. Buradaki waves gerçek deniz dalgaları anlamına gelmez.

Alıştırma

“After the product launch, support calls came in waves.” cümlesinde “came in waves” ne anlama gelir?

  1. Aramalar okyanusu aşarak geldi.
  2. Bütün aramalar tam olarak aynı anda geldi.
  3. Aramalar birkaç yoğun grup hâlinde geldi ve aralarda daha sakin dönemler vardı.
Cevabı göster

Aramalar birkaç yoğun grup hâlinde geldi ve aralarda daha sakin dönemler vardı.

Creativity felt effortless.

2:24

Yaratıcılık zahmetsiz hissettiriyordu.

So, I kept smoking. Dilbilgisi

2:27

Bu yüzden içmeye devam ettim.

Dilbilgisi

kept smoking: devam eden eylem için keep + -ing

I kept smoking cümlesinde kept, keep fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve ardından -ing biçimindeki smoking gelir. keep + -ing kalıbı bir eylemi sürdürmek veya tekrar tekrar yapmak anlamına gelir; dolayısıyla konuşan kişi durmak yerine sigara içmeye devam etmiştir. Burada kept, “sakladı” veya “sahip oldu” anlamına gelmez. Bu yapı, anlatıda sigara içmeyi tek seferlik bir eylem değil, devam eden veya tekrarlanan bir davranış olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi play fiilini keep + -ing yapısının geçmiş zamanıyla kullanarak tamamlayın: Even after the rain started, the children ____ in the park.

Cevabı göster

kept playing

I smoked in good times, Anlatım akışı

2:30

İyi zamanlarda içtim,

and I smoked in bad times.

2:32

ve kötü zamanlarda içtim.

Anlatım akışı

in good times ... in bad times: her durumu kapsayan paralel karşıtlık

in good times ve in bad times, aynı dil bilgisel konumlarda yer alan zıt koşulları adlandırır. I smoked ifadesinin tekrarı iki yarıya belirgin bir paralel yapı verir ve karşıtlığı fark etmeyi kolaylaştırır. Bu iki uç birlikte kullanıldığında iddianın kapsamı genişler: hayat iyi de gitse kötü de gitse sigara içiliyordu. Burada iki belirli dönem değil, her türlü durumda süren bir alışkanlık anlatılır.

Alıştırma

Bu cümledeki paralel karşıtlık neyi vurguluyor? Maya stood by me in good times, and she stood by me in bad times.

  1. Birbiriyle ilgisiz iki dönemi karşılaştırıyor.
  2. Her türlü durumda beni destekledi.
  3. Yalnızca hayat iyi giderken beni destekledi.
Cevabı göster

Her türlü durumda beni destekledi.

On sleepless nights and in anxious hours,

2:34

Uykusuz gecelerde ve kaygılı saatlerde,

smoking helped.

2:37

içmek iyi geliyordu.

All I needed was a cozy spot to kick back, Notlar

2:39

Tek ihtiyacım olan, arkama yaslanacak rahat bir yer,

Dilbilgisi

All I needed was: gerekenlerin tamamı veya asgari koşul

All I needed was + bir isim öbeği, “İhtiyacım olanların tamamı ... idi” ya da daha doğal biçimde “Yalnızca ... ihtiyacım vardı” anlamına gelir. All I needed ifadesinin tamamı öznedir; all, was'tan sonra gelen ismi tek başına nitelemez. Bu kalıp, az ama yeterli bir koşula dikkat çeker. was'tan sonraki bölüm tek bir öge olmak zorunda değildir; All I needed was time and a quiet room örneğinde olduğu gibi gerekenlerin tamamını listeleyebilir.

Alıştırma

Açık bir planın gereken tek şey olduğunu göstermek için cümleyi All we needed was ile tamamlayın: ____ a clear plan.

Cevabı göster

All we needed was

Öbek fiiller

to kick back: samimi bir ifadeyle rahatlamak

Bu cümlede kick back, “rahatlamak ve dinlenmek” anlamına gelir; çoğu zaman rahat bir konuma geçip yorucu hiçbir şey yapmama düşüncesini taşır. Kelime anlamıyla “geriye doğru tekmelemek” değildir. to kick back mastar yapısı, cozy spot ifadesinin amacını açıklar: konuşanın rahatlayabileceği bir yerdir. a place/spot to + fiil kalıbı, bir yerin ne için olduğunu belirtir.

Alıştırma

“After the long hike, we sat by the lake and kicked back.” cümlesindeki kick back ne anlama gelir?

  1. Birine yasa dışı ödeme yaptık.
  2. Rahatladık.
  3. Bir şeyi geriye doğru tekmeledik.
Cevabı göster

Rahatladık.

a good song,

2:41

iyi bir şarkı,

and a good puff to declutter my mind and chase anxiety away. Notlar

2:42

ve zihnimi temizleyip kaygıyı uzaklaştıracak sağlam bir fırttı.

Kelime

good puff: tatmin edici bir çekiş

Sigara içme veya elektronik sigara kullanma bağlamında a puff, dumanı ya da buharı bir kez içe çekme eylemidir. Burada a good puff, konuşanın gözünde dolu dolu ya da tatmin edici bir çekiş anlamına gelir; çekilen maddenin tam olarak ne olduğu bağlamdan anlaşılmalıdır. Good, bu çekişin sağlıklı, güvenli veya ahlaki açıdan iyi olduğu anlamına gelmez. Bu bağlamın dışında puff, küçük bir hava, duman veya buhar üflemesini ya da bulutunu da ifade edebilir; dolayısıyla amaçlanan anlamı çevredeki kelimeler belirler.

Alıştırma

Sigara içme veya elektronik sigara kullanma bağlamı açık olduğunda a good puff ne anlama gelir?

  1. Yumuşak ve kabarık bir nesne.
  2. Sağlıklı bir nefes egzersizi.
  3. Dumanın veya buharın dolu dolu bir kez içe çekilmesi.
Cevabı göster

Dumanın veya buharın dolu dolu bir kez içe çekilmesi.

Deyimler

declutter my mind: Zihni gereksiz düşüncelerden arındırıp düzenlemek

Declutter genellikle fiziksel bir alandaki gereksiz eşyaları kaldırarak o alanı daha kullanışlı hâle getirmek anlamına gelir. Burada my mind, eşyalarla dolu bir alanmış gibi ele alınır. Declutter my mind, dikkati dağıtan düşünceleri azaltıp geriye kalanları düzenleyerek daha berrak düşünmek demektir. Bu fiziksel bir temizlik değil, bir benzetmedir.

Alıştırma

Declutter ve my mind ile kurulan benzetmeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Writing tomorrow's tasks down helps me ____ before bed.

Cevabı göster

declutter my mind

Deyimler

chase anxiety away: Kaygının geri çekilmesini sağlamak

chase + nesne + away yapısında chase, nesnenin gitmesini sağlamayı anlatır; away ise uzaklaşma veya kaybolma sonucunu belirtir. Anxiety fiziksel bir şey olmadığı için chase anxiety away, kaygıyı uzaklaştırılabilecek bir şeymiş gibi ele alır. Burada kaygıyı hafifletmek veya geçici olarak dağıtmak anlamına gelir; gerçekten bir şeyin peşinden koşmak ya da kalıcı bir iyileşmeyi garanti etmek değildir.

Alıştırma

Anxiety sözcüğünü nesne olarak kullanan chase ... away yapısıyla cümleyi tamamlayın: A calming routine can ____ for a while.

Cevabı göster

chase anxiety away

Life was easier with it.

2:47

Onunla hayat daha kolaydı.

A few months down the road, Kalıp ifadeler

2:50

Birkaç ay sonra,

Kalıp ifadeler

A few months down the road: daha sonraki bir zaman noktası

Bu cümlede A few months down the road, “birkaç ay sonra” anlamına gelir. Anlatıyı, daha önce söz edilen zamandan ileri taşır; bir yol boyunca hareket etmeyi anlatmaz. Bu ifade, birkaç ay süren bir dönemi değil, zaman çizelgesinde yaklaşık birkaç ay sonraki bir noktayı belirtir. Geçmiş zamanla anlatılan bir hikâyede referans noktası da geçmişte olabilir; bu nedenle down the road her zaman bugünden sonraki geleceği anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümledeki zaman ifadesi ne anlama geliyor? We can review the plan again a few months down the road.

  1. Planı birkaç ay önce gözden geçirdik.
  2. Planı birkaç ay sonra yeniden gözden geçirebiliriz.
  3. Planı birkaç ay boyunca sürekli gözden geçirmeliyiz.
Cevabı göster

Planı birkaç ay sonra yeniden gözden geçirebiliriz.

it seemed to me that I smoked more,

2:52

bana daha çok içiyormuşum gibi geldi,

not from greed, Anlatım akışı

2:55

açgözlülükten değil,

but out of necessity.

2:56

ama ihtiyaçtan.

Anlatım akışı

not from greed, but out of necessity: belirtilen nedeni düzeltme

not from A, but out of B kalıbı önce bir nedeni reddeder, ardından başka bir nedeni konuşanın gerçek açıklaması olarak sunar. Burada greed reddedilir ve yerine necessity konur. Bilgi bakımından asıl vurgu but sonrasındadır. Bu karşıtlık iki nedeni yalnızca sıralamaz; olası bir yorumu düzeltir ve cümleyi konuşanın davranışını gerekçelendirmesi gibi gösterebilir. Out of necessity, “gerekli olduğu için” anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi not from ... but out of ... kalıbıyla tamamlayın: He stayed silent ____ indifference, ____ respect for her privacy.

Cevabı göster

not from · but out of

Too many problems on my plate at the same time, Deyimler

2:58

Aynı anda baş etmem gereken çok fazla problemim vardı,

Deyimler

problems on my plate: sorumluluğumdaki sorunlar

On my plate; görevleri, sorumlulukları veya sorunları bir kişinin taşıdığı ve ilgilenmesi gereken şeyler gibi anlatır. Bu cümlede problems on my plate, gerçek bir tabaktaki yiyecekleri değil, şu anda konuşanın sorumluluğunda olan sorunları ifade eder. İyelik sözcüğü sorumlu kişiyi gösterir: on my/your/her plate. Too many ... at the same time ise sorumlulukların aynı anda biriktiğini ve yükün aşırı hâle geldiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi have a lot on one's plate ile tamamlayın ve iyelik sözcüğünü konuşana göre değiştirin: I can't lead another project; I already ____.

Cevabı göster

have a lot on my plate

and quick solutions are hard to come by. Deyimler

3:01

ve hızlı çözümler bulmak zordu.

Deyimler

are hard to come by: bulunması veya elde edilmesi zor

Be hard to come by, genellikle bir şey az bulunduğu için onu bulmanın, elde etmenin veya ona rastlamanın zor olması demektir. Burada quick solutions are hard to come by, hızlı çözümlerin kolayca bulunamadığını anlatır. Az bulunan şey özne olur: Quick solutions are hard to come by. Bu yapıda come by, bir yerden geçmek veya ziyarete gelmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi be hard to come by ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: In this remote area, reliable internet ____.

Cevabı göster

is hard to come by

So, I smoked.

3:03

Ben de içtim.

It didn't solve my problems,

3:05

Bu sorunlarımı çözmedi,

but it certainly calmed my nerves and made me feel like the solutions were just a bit down the road. Notlar

3:07

ama kesinlikle sinirlerimi yatıştırdı ve çözümlerin biraz ileride olduğunu hissettirdi.

Kalıp ifadeler

calmed my nerves: kaygıyı yatıştırmak

Calm someone's nerves, bir kişinin kaygısını, gerginliğini veya korkusunu azaltmak anlamına gelir. Buradaki calmed my nerves, bir şeyin konuşanın endişesini azalttığını anlatır; nerves vücuttaki sinir liflerini değil, gerginlik duygusunu ifade eder. Bu, İngilizcede doğal bir sözcük birlikteliğidir. Günlük konuşmada calm my nerves, calm my nervousness ifadesinden genellikle daha doğal ve yerleşiktir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The quiet music ____ before the interview.

Cevabı göster

calmed my nerves

Deyimler

just a bit down the road: yakın gelecek

Down the road gerçek anlamıyla bir yolun daha ilerisini belirtebilir, ancak burada gelecekteki bir zamanı ifade eden zaman metaforudur. Just a bit, bu geleceğin oldukça yakın görünmesini sağlar. Çözümler gerçekten bir yolun üzerinde değildir. Konuşan kişi zaman içindeki ilerlemeyi bir yolda ilerlemek gibi düşünür ve kesin bir zaman vermeden yanıtların yakında ortaya çıkacağına dair umudunu ifade eder.

Alıştırma

“A reliable fix may be just a bit down the road,” cümlesinde just a bit down the road ne anlama gelir?

  1. Düzeltme zaten tamamlandı.
  2. Düzeltme yakındaki bir sokakta duruyor.
  3. Düzeltme yakın gelecekte kullanıma sunulabilir.
Cevabı göster

Düzeltme yakın gelecekte kullanıma sunulabilir.

I might have been wrong.

3:12

Yanılmış olabilirim.

Weed started to become the very fabric of my daily life. Deyimler

3:15

Ot, günlük yaşamımın ta kendisi olmaya başladı.

Deyimler

the very fabric of my daily life: temel yapıyı anlatan bir benzetme

the very fabric of my daily life ifadesinde fabric mecaz anlamda kullanılır: günlük hayat dokunmuş bir şey gibi düşünülür ve esrar bu hayatın temel yapısının bir parçası hâline gelmiştir. Very burada fabric sözcüğünü güçlü biçimde vurgular. Konuşmacı, esrarın artık ara sıra kullanılan bir şey olmadığını, günlük alışkanlıklarının içine derinden yerleştiğini anlatır.

Alıştırma

Orijinal cümlede the very fabric of my daily life ne anlama geliyor?

  1. Günlük hayatın temel ve derinden bütünleşmiş bir parçası hâline gelmişti.
  2. Yalnızca çok nadir kullanılan bir şeydi.
  3. Her gün kullanılan bir kumaş parçasıydı.
Cevabı göster

Günlük hayatın temel ve derinden bütünleşmiş bir parçası hâline gelmişti.

Without it, Dilbilgisi

3:19

O olmadan,

food doesn't taste as good,

3:20

yemeklerin tadı o kadar güzel gelmiyor,

and conversations just seem to drag on forever. Öbek fiiller

3:22

ve sohbetler sonsuza kadar uzuyormuş gibi hissettiriyor.

Dilbilgisi

Without it, food doesn't taste as ...: eksik bir koşul belirlemek

Without it, eksik bir koşul belirlemek için cümlenin başına yerleştirilen bir edat öbeğidir: o yoksa. Burada it, esrarı ifade eder. Ana cümle bu yokluğun sonucunu verir. doesn't taste as good ifadesindeki karşılaştırmanın diğer tarafı bağlamdan anlaşılır: yemek, esrar olmadığında olduğu zamanki kadar lezzetli gelmez. Aktarılabilir kalıp, Without + isim, zamir veya -ing biçimi ve ardından bir sonuç cümleciğidir.

Alıştırma

Hangi cümle without kullanarak eksik bir koşulu doğru biçimde belirtip ardından sonucunu veriyor?

  1. Unless enough sleep, I can't focus.
  2. Without I sleep enough, I can't focus.
  3. Without enough sleep, I can't focus.
Cevabı göster

Without enough sleep, I can't focus.

Öbek fiiller

seem to drag on forever: bir şeyin gereğinden uzun sürdüğünü hissetmek

Bu cümlede drag on, özellikle sohbet gibi bir olayın makul veya hoş hissedilenden daha uzun sürmesi anlamına gelir. Bir şeyi fiziksel olarak sürüklemekten söz etmez. Seem to bunun konuşanın öznel algısı olduğunu gösterir; forever ise abartıdır. Sohbet gerçekten sonsuz değildir, ancak aşırı uzun ve sıkıcı gelmektedir.

Alıştırma

Dersin aşırı uzun geldiğini göstermek için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The final lecture ____.

Cevabı göster

seemed to drag on forever

Sometimes I come down, Öbek fiiller

3:26

Bazen ayılıyordum,

Öbek fiiller

come down: uyuşturucunun verdiği yüksek ruh hâlinin azalması

Burada come down, uyuşturucunun yol açtığı yüksek ruh hâlinin azalmasını yaşamak ve daha normal, zihnin daha açık olduğu bir duruma doğru dönmek anlamına gelir. Değişimi yaşayan kişi öznedir: I come down. Önceki uyuşturucu bağlamı, fiziksel olarak aşağı hareket etme anlamını değil bu deyimsel anlamı seçtirir. Etkinin azalması sırasında hoş olmayan sonuçlar yaşanabilir, ancak come down esas olarak yüksek ruh hâlinden çıkmayı anlatır.

Alıştırma

Esrarın etkileriyle ilgili bir anlatıda 'I started to come down' ne anlama gelir?

  1. Merdivenlerden aşağı inmeye başladım.
  2. Başka bir kişiyi daha az gergin hâle getirmeye çalıştım.
  3. Uyuşturucunun yol açtığı yüksek ruh hâlim azalmaya başlıyordu.
Cevabı göster

Uyuşturucunun yol açtığı yüksek ruh hâlim azalmaya başlıyordu.

and all I saw was a bunch of empty laughter that doesn't mean anything. Deyimler

3:28

ve tek gördüğüm hiçbir anlam ifade etmeyen boş bir kahkaha yığını oluyordu.

Deyimler

a bunch of empty laughter: gerçek duygu veya anlam taşımayan kahkaha

a bunch of empty laughter ifadesinde empty mecaz anlamdadır: Kahkaha gerçekten vardır, ancak gerçek bir duygu, tatmin veya anlam taşımaz. Bir yerin ya da kabın fiziksel olarak boş olduğu anlamına gelmez. A bunch of günlük ve resmiyetten uzak bir miktar ifadesidir. Laughter sözcüğünü bir yığın nesne gibi sunmak, tepkiyi tekdüze ve önemsenmeye değmez gösterir; bu cümlede konuşan kişi görünürdeki mutluluğu gerçek değil, içi boş olarak değerlendirir.

Alıştırma

Bu cümlede a bunch of empty laughter ne anlama geliyor?

  1. Kalabalık bir grup içten bir sevinçle gülüyordu.
  2. Oda boştu, bu yüzden kimse kahkaha duyamıyordu.
  3. İnsanlar gülüyordu ama kahkahaları samimiyetsiz ve anlamsız geliyordu.
Cevabı göster

İnsanlar gülüyordu ama kahkahaları samimiyetsiz ve anlamsız geliyordu.

I started to lose my ability to concentrate. Kalıp ifadeler

3:32

Konsantre olma yeteneğimi kaybetmeye başladım.

Kalıp ifadeler

lose one's ability to concentrate: ability + to'lu mastar

Lose one's ability to do something, bir kişinin bir eylemi yapamaz hâle gelmesi veya o eylemi yapma kapasitesinin azalması demektir. Bu cümlede kaybedilen kapasite my ability to concentrate ifadesidir; started to lose ise yeteneğin mutlaka tamamen yok olduğunu değil, gerilemenin başladığını gösterir. Ability sözcüğünden sonra eylemi belirtmek için to'lu mastar kullanılır: ability to concentrate. İyelik belirleyicisini kişiye göre my ability, her ability veya their ability şeklinde değiştirin.

Alıştırma

Cümleyi lose one's ability to concentrate ifadesinin to'lu mastar biçimiyle tamamlayın ve iyelik biçimini she ile eşleştirin: After several sleepless nights, she began ____.

Cevabı göster

to lose her ability to concentrate

Work got affected in bits and pieces. Kalıp ifadeler

3:35

İşim ufak tefek parçalar halinde etkilenmeye başladı.

Kalıp ifadeler

in bits and pieces: ayrı ve bağlantısız parçalar hâlinde

In bits and pieces burada zarf işlevi gören bir ifadedir. İş üzerindeki etkinin tek seferde bütünlüklü bir değişim olarak değil, dağınık bölümlerde veya farklı zamanlarda ortaya çıktığını anlatır. Bu cümlede ifade, aşamalı bir gelişimi de düşündürebilir; ancak temel fikir parçalanmışlıktır. Süreç yalnızca yavaş değil, aynı zamanda düzensiz veya eksiktir.

Alıştırma

Hangi cümlede in bits and pieces, işin birbirinden ayrı ve kesintili zaman dilimlerinde yapıldığını gösterir?

  1. I assembled the shelf piece by piece in the numbered order.
  2. I drafted the report in bits and pieces whenever I had a few free minutes.
  3. I improved my pronunciation bit by bit through daily practice.
Cevabı göster

I drafted the report in bits and pieces whenever I had a few free minutes.

Ideas would still arrive in dozens,

3:38

Fikirler hâlâ düzinelerce geliyordu,

but I would just leave them there.

3:40

ama ben onları sadece orada bırakıyordum.

Too much fog in my brain, Deyimler

3:42

Beynimde çok fazla sis vardı,

Deyimler

Too much fog in my brain: belirsiz düşünme için bir mecaz

Fog in my brain bir mecazdır. Gerçek sis görmeyi zorlaştırdığı gibi, buradaki sis de düşünceleri oluşturmayı veya takip etmeyi zorlaştırır; kişi zihinsel olarak yavaş, odaklanamamış veya kafası karışmış hisseder. Too much fog in my brain, açıkça söylenmiş bir fiili olmayan, konuşma diline ait bir cümle parçasıdır. Bağlamda kişinin durumunu kısaca açıklar ve düşüncelerinin fazla bulanık olduğu anlamına gelir.

Alıştırma

Kişi Too much fog in my brain derken büyük olasılıkla neyi kastediyor?

  1. Alışılmadık derecede hızlı ve net düşünebiliyordum.
  2. Düşüncelerim bulanıktı ve onları düzenlemek zordu.
  3. Çevremde hava sisliydi.
Cevabı göster

Düşüncelerim bulanıktı ve onları düzenlemek zordu.

and I kept making excuses and pumping the brakes. Notlar

3:44

ve sürekli bahaneler uydurup frene basıyordum.

Kalıp ifadeler

kept making excuses: harekete geçmemek için sürekli nedenler ileri sürmek

Keep + -ing, bir eylemin sürdüğünü veya tekrar tekrar gerçekleştiğini anlatır. Geçmiş zamanda kept making excuses, konuşanın harekete geçmemek ya da bir sorunla ilgilenmemek için sürekli nedenler ileri sürdüğünü belirtir. Make excuses kalıplaşmış bir sözcük birlikteliğidir. Fiziksel olarak bahane oluşturmak anlamına gelmez; genellikle nedenlerin sorumluluktan veya eylemden kaçınmak için kullanıldığını düşündürür. Özne I olduğu için burada öz eleştiri havası vardır.

Alıştırma

Cümleyi keep + -ing yapısının geçmiş zamanı ve make excuses ifadesiyle tamamlayın: Even after three reminders, he ____ for missing the deadline.

Cevabı göster

kept making excuses

Deyimler

pumping the brakes: ilerlemeyi yavaşlatmak veya dizginlemek

Pump the brakes, kelime anlamıyla bir aracın frenlerine tekrar tekrar basıp bırakmaktır. Burada sürüşten gelen bir mecazdır: pumping the brakes, özgürce ilerlemek yerine süreci yavaşlatmak, geciktirmek veya dizginlemek demektir. kept making excuses and pumping the brakes sıralı yapısında pumping, kept tarafından yönetilen başka bir -ing biçimidir. Konuşan gerçek bir sürüşü anlatmıyor; işleri sürekli geride tuttuğunu kabul ediyor.

Alıştırma

Bir ekip, sözleşmeyi kimse incelemeden imzalamaya hazırdır. Hangi cümle doğal biçimde yavaşlamalarını ve yeniden düşünmelerini ister?

  1. Let's pump the brakes and review the contract first.
  2. Let's sign the contract now and review it later.
  3. Let's cancel the contract and end the negotiations.
Cevabı göster

Let's pump the brakes and review the contract first.

And there were no solutions down the road.

3:48

Ve ileride hiçbir çözüm yoktu.

I didn't solve any of them,

3:50

Hiçbirini çözmedim,

and I shouldn't be so surprised.

3:52

ve o kadar da şaşırmamalıyım.

All I did was sweep them aside with weed, Notlar

3:55

Tek yaptığım onları otla kenara süpürmek oldu,

Dilbilgisi

All I did was + fiilin yalın hâli: yapılan tek eylem

All I did was ... “yaptığım tek şey ... oldu” anlamına gelir. Konuşanın eylemini sınırlı gösterir ve çoğu zaman yapılanın yeterli olmadığını kabul etmek ya da tam olarak ne olduğunu açıklamak için kullanılır. Bu yapıda did geçmiş zamanı zaten gösterir. Bu nedenle was sonrasındaki fiil genellikle yalın hâldedir: All I did was sweep; swept ya da sweeping değil.

Alıştırma

Parantezdeki fiilin yalın hâlini kullanarak cümleyi tamamlayın: All Nina did was ____ the broken link. (report)

Cevabı göster

report

Deyimler

sweep them aside with weed: sorunları çözmek yerine onlardan kaçmak

sweep something aside ifadesi, kelime anlamıyla bir şeyi kenara süpürmeyi anlatabilir. Burada mecazidir: konuşan kişi sorunlarla ilgilenmek yerine onları dikkatinin dışına iter. Them, söz konusu edilen sorunları ifade eder. With weed, kaçınma aracı olarak esrar kullanıldığını belirtir. Bu imge geçici bir kaçışı anlatır: sorunlar göz önünden uzaklaştırılır, ancak çözülmez.

Alıştırma

“The manager swept the concerns aside” ne anlama gelir?

  1. Yönetici kaygıları bir süpürgeyle fiziksel olarak temizledi.
  2. Yönetici görüşmeyi nötr ve pratik bir nedenle erteledi.
  3. Yönetici kaygılarla ilgilenmek yerine onları görmezden geldi.
Cevabı göster

Yönetici kaygılarla ilgilenmek yerine onları görmezden geldi.

and they poured into an ugly avalanche. Deyimler

3:57

ve sonra çirkin bir çığ gibi döküldüler.

Deyimler

poured into an ugly avalanche: birikimin kontrolden çıkması

Bu ifade, zorlukların birikip sonunda ezici bir krize dönüşmesini canlı bir mecazla anlatır. Poured, büyüyen bir kütleye sürekli bir akış olduğu izlenimini verirken avalanche hız, güç ve kontrol kaybını çağrıştırır. Burada ugly, görünüşün çirkin olduğunu değil, sonucun kötü, karmaşık ve acı verici olduğunu belirtir. İfadenin bütünü sabit bir İngilizce deyim değil, yaratıcı bir imgedir.

Alıştırma

Bu cümlede poured into an ugly avalanche ne anlama geliyor?

  1. Birkaç zorluk birikip başa çıkılamaz hâle geldi.
  2. Gerçek bir kar duvarı binanın içine girdi.
  3. Küçük bir zorluk hızla çözüldü.
Cevabı göster

Birkaç zorluk birikip başa çıkılamaz hâle geldi.

It didn't help that my emotions went out of control. Anlatım akışı

4:00

Duygularımın kontrolden çıkması da işe yaramadı.

Anlatım akışı

It didn't help that ...: durumu kötüleştiren bir etken eklemek

It didn't help that ... zaten zor olan bir durumu daha da kötüleştiren başka bir olguyu ekler. Bu kalıp önce mevcut bir sorun olduğunu varsayar, ardından that yan cümlesindeki bilgiyi ek bir olumsuz etken olarak sunar. Genellikle belirli bir şeyin yardım etmeyi reddettiği anlamına gelmez. Bilgiyi düzenleyen bir kalıptır: it, yeni neden ya da koşulu taşıyan that yan cümlesine ileriye dönük gönderimde bulunur.

Alıştırma

İkinci bir olumsuz etken ekleyen hedef kalıbı tam olarak kullanarak cümleyi tamamlayın: The roads were already icy. ____ the streetlights had stopped working.

Cevabı göster

It didn't help that

One minute I would laugh like an idiot, Anlatım akışı

4:03

Bir an aptal gibi gülüyor,

and the next I'd be down in the dumps. Deyimler

4:05

hemen ardından dibe vuruyordum.

Anlatım akışı

One minute ... and the next ...: iki durum arasında hızlı geçiş

One minute ... and the next ... iki zıt durumu art arda verir ve değişimin çok hızlı olduğunu vurgular. Burada gülmekten keyifsiz hissetmeye geçişi düzenler. Bu kalıpta one minute tam olarak altmış saniye demek değildir. “Bir an” anlamına gelir; the next ise “bir sonraki anda” demektir. Her ifade kendi cümleciğini başlatır ve bu kalıp ruh hâli, davranış, hava veya koşullardaki ani değişimleri anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi tam One minute ... and the next ... kalıbıyla tamamlayın: ____ the room was quiet, and ____ it was full of shouting.

Cevabı göster

One minute · the next

Deyimler

be down in the dumps: üzgün veya moralsiz hissetmek

Be down in the dumps üzgün, cesareti kırılmış veya moralsiz hissetmek anlamına gelen gündelik bir deyimdir. The dumps burada gerçek bir çöplüğü anlatmaz; bu nedenle ifade bir bütün olarak anlaşılmalıdır. Bu cümlede I'd be down in the dumps, konuşanın keyifsiz ruh hâlini anlatır ve önceki cümlecikteki gülme durumuyla karşıtlık oluşturur.

Alıştırma

“Maya has been down in the dumps since her team lost” İngilizce cümlesi ne anlama gelir?

  1. Maya enerjik ve neşeli hissediyor.
  2. Maya kendini üzgün ve moralsiz hissediyor.
  3. Maya çöpü dışarı çıkarıyor.
Cevabı göster

Maya kendini üzgün ve moralsiz hissediyor.

I mean, to be fair, Ton ve niyet

4:08

Yani, dürüst olmak gerekirse,

Ton ve niyet

to be fair: dengeleyici bir nokta eklemek

To be fair, bir değerlendirmeyi daha dengeli göstermek için bir olgu veya bakış açısı ekleyen söylem belirtecidir. Genellikle hukuki adaletten değil, “diğer tarafı da hesaba katarsak” anlamından söz eder. Burada savunmaya geçişi yumuşatır: konuşan kişi sonraki iddiayı eleştiriyi azaltması gereken makul bir nokta olarak sunar. Bu ifade adil görünme çabasını gösterir, ancak savunmanın gerçekten ikna edici olduğunu garanti etmez.

Alıştırma

Eleştiriyi daha dengeli kılan bir olguyu eklemek için en uygun ifade hangisidir? ____, the restaurant was short-staffed that night.

  1. To be honest
  2. Fair enough
  3. To be fair
Cevabı göster

To be fair

it's not like I can't stop. Ton ve niyet

4:10

duramayacağımdan değil.

Ton ve niyet

It's not like I can't stop: örtük bir iddiayı reddetmek

It's not like + yan cümle, birinin varsaydığı düşünülen fikri reddetmenin veya önemsiz göstermenin gündelik bir yoludur. Burada reddedilen yan cümle I can't stop olduğundan, dıştaki not yüzeyde “durabilirim” iddiasını oluşturur. Bu, I can stop demenin tarafsız bir karşılığı değildir. Kalıp savunmacı duyulur ve konuşan kişinin gerçekten durabildiğini kanıtlamak yerine bir kaygıyı küçümsemek için kullanılabilir.

Alıştırma

“It's not like I can't stop” ifadesinde konuşan kişi yüzeyde ne iddia ediyor?

  1. Konuşan kişi durmanın imkânsız olduğunu söylüyor.
  2. Konuşan kişi başka birinden durmasını istiyor.
  3. Konuşan kişi duramadığı fikrini reddediyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi duramadığı fikrini reddediyor.

I can.

4:12

Durabilirim.

But if I pull the plug now, Deyimler

4:13

Ama eğer şimdi fişi çekersem,

Deyimler

pull the plug: devam eden bir şeyi tamamen sona erdirmek

Burada pull the plug, “devam eden bir etkinliği veya planı tamamen durdurmak” anlamına gelen bir deyimdir. Gerçek bir elektrik fişini çekmekten söz edilmez. Now, varsayılan kararın hemen alınacağını vurgular. Neyin sona erdirildiğini belirtmek için pull the plug on + isim kullanılır: pull the plug on the project. Altyazıda nesne bağlamdan anlaşıldığı için ifade tek başına kullanılmıştır.

Alıştırma

“Projeyi tamamen sona erdirmek” anlamındaki bu dersin deyimiyle cümleyi tamamlayın: After three failed trials, the company decided to ____ on the project.

Cevabı göster

pull the plug

things would be too much to handle. Kalıp ifadeler

4:16

başa çıkılacak çok fazla şey olur.

Kalıp ifadeler

too much to handle: kişinin kapasitesini aşmak

Too much to handle, toplam miktarın, zorluğun veya duygusal baskının bir kişinin başa çıkma kapasitesini aştığını belirtir. Burada handle, “başa çıkmak veya yönetmek” anlamında bir fiildir; tutulan bir parçayı ifade eden isim değildir. Yaygın kalıp be + too much to handle şeklindedir. Too much genel yükün aşırı olduğunu, to handle ise bu yükün hangi kapasiteyi aştığını belirtir.

Alıştırma

Bu dersteki ifadeyi aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: With three urgent deadlines today, the workload is ____.

Cevabı göster

too much to handle

And what if without it, Dilbilgisi

4:18

Ya onsuz,

would I be back to who I used to be?

4:20

eskiden olduğum kişiye dönersem?

Dilbilgisi

what if without it: endişe verici bir olasılığı dile getirmek

Burada what if kaygı uyandıran bir olasılığı gündeme getirir; without it ise “az önce sözü edilen şey artık mevcut olmasaydı” anlamına gelir. Konuşan kişi nesnel bir tahmin istemez; güvendiği bir şeyi kaybettiğini hayal eder ve eski hâline dönmekten korkar. İfade, konuşma dilindeki What if without it... parçasının ardından yeniden başlatılan would I be...? sorusundan oluşur. Bunu kopyalanacak standart bir dil bilgisi kalıbı olarak değil, konuşurken şekillenen bir öz sorgulama olarak anlayın. Tam ve yeniden kullanılabilir kalıp What if + özne + fiil...? şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle, desteği kaybetme endişesini ifade etmek için what if ve without yapılarını doğal biçimde kullanıyor?

  1. What if I can't manage without this support?
  2. Without this support, I always feel completely confident.
  3. How long have I had this support?
Cevabı göster

What if I can't manage without this support?

A certified hermit? Kelime

4:22

Tescilli bir keşişe?

Kelime

A certified hermit?: mizahi ve abartılı bir etiket

Hermit, başkalarından uzakta yaşayan birini; gündelik kullanımda ise sosyal temastan kaçınan birini anlatabilir. Burada certified resmi bir belgeye işaret etmez; etiketi “tam anlamıyla” veya “gerçek bir” anlamında güçlendirir. İsim öbeği tek başına kişinin kendine yönelttiği bir soru olarak kullanılmıştır ve kabaca Would I be a total hermit? demektir. Çok yalnızlaşma endişesini kişinin kendisiyle alay ettiği bir tonla birleştirir.

Alıştırma

Bu bağlamda A certified hermit? ifadesindeki certified ne anlama geliyor?

  1. Bir makam tarafından resmi olarak ruhsatlandırılmış
  2. Yalnız yaşamak üzere geçici olarak işe alınmış
  3. Mizahi bir abartı olarak tamamen veya kesinlikle
Cevabı göster

Mizahi bir abartı olarak tamamen veya kesinlikle

It would be okay to be alone,

4:24

Yalnız kalmak sorun olmazdı,

I guess. Ton ve niyet

4:26

sanırım.

Ton ve niyet

Cümle sonundaki I guess: bir yargıyı yumuşatma

Bu cümlenin sonundaki I guess, bir olguyu gerçekten tahmin etme girişimini anlatmaz. It would be okay ifadesinin kesinliğini azaltır ve düşünceyi “Tam emin olmasam da muhtemelen sorun olmazdı” anlamına yaklaştırır. Ana ifadenin ardından geldiği için sonradan eklenmiş bir çekince gibi duyulur. Burada tereddütlü bir kabullenişi veya kişinin kendini rahatlatma çabasını gösterebilir: Konuşan kişi yalnız kalmayı kabul etmeye çalışır, ancak tamamen ikna olmuş gibi görünmez.

Alıştırma

Hangi cümlede cümle sonundaki I guess, gerçek anlamda tahminden çok tereddütlü bir kabulleniş gösterir?

  1. I think the meeting starts at nine.
  2. We can cancel the trip, I guess, if no one wants to go.
  3. I guessed the answer by looking at the clues.
Cevabı göster

We can cancel the trip, I guess, if no one wants to go.

But again,

4:28

Ama diğer yandan,

being alone and smoking is still a lot more fun.

4:29

yalnız olmak ve içmek hâlâ çok daha eğlenceli.

But am I all about fun? Kalıp ifadeler

4:33

Ama benim için her şey eğlenceden mi ibaret?

Kalıp ifadeler

Am I all about fun?: be all about kalıbı

Tekrar kullanılabilen kalıp be all about + isim veya -ing biçimidir. Adı geçen düşüncenin bir kişinin, etkinliğin veya şeyin ana odağı, amacı ya da ayırt edici özelliği olduğunu belirtir. Burada fun sözcüğünün konuşan kişinin temel ilgi alanı olup olmadığı sorgulanır; konuşan kişinin fun hakkında her şeyi bilip bilmediği sorulmaz. Düz cümle I am all about fun. olurdu. Evet-hayır sorusunda am, I sözcüğünün önüne geçer: Am I all about fun? all sözcüğü iddiayı güçlü hâle getirir; bu nedenle soru, fun kavramının gerçekten konuşan kişinin tüm odağı olup olmadığını sorar.

Alıştırma

Başkalarına yardım etmenin takımın merkezi önceliği olduğunu göstermek için cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: This team is ____ helping others.

Cevabı göster

all about

A fabricated type of fun? Kelime

4:35

Uydurma türden bir eğlenceden mi?

Kelime

A fabricated type of fun?: eğlencenin gerçekliğini sorgulamak

Burada fabricated, eğlencenin gerçek olmadığı değerlendirmesiyle birlikte, kasıtlı olarak uydurulmuş veya yapay biçimde kurulmuş anlamına gelir. Bir şeyin yalnızca yapılmış olduğunu belirten tarafsız bir anlam taşımaz. İsim öbeği tek başına şüpheci bir soru olarak kullanılır. Kabaca, bunun yalnızca uydurulmuş bir eğlence türü olup olmadığını sorar. Böylece deneyimi yeniden tanımlar ve onun gerçekliğini sorgular.

Alıştırma

Hangi cümlede fabricated, uydurulmuş ve bu nedenle güvenilmez anlamındadır?

  1. The investigation uncovered fabricated evidence.
  2. The workshop delivered fabricated steel frames.
  3. The factory ordered manufactured steel frames.
Cevabı göster

The investigation uncovered fabricated evidence.

I mean,

4:38

Demek istediğim,

I know the good and I know the bad. Anlatım akışı

4:39

iyiyi de biliyorum, kötüyü de biliyorum.

I know what helped,

4:41

Neyin yardımcı olduğunu biliyorum,

and I know what harmed.

4:43

ve neyin zarar verdiğini biliyorum.

Anlatım akışı

the good ... the bad / what helped ... what harmed: dengeli paralellik

Tekrarlanan I know... kalıbı iki dengeli karşıtlık kurar: the good / the bad ve what helped / what harmed. Aynı kalıbın korunması olumlu ve olumsuz taraflara eşit ağırlık verir. Sıralama, deneyimin genel değerlendirmesinden onun somut etkilerine ilerler. Bu paralellik, karmaşık bir deneyimi dağınık bir liste yerine kısa ve bilinçli bir özete dönüştürür.

Alıştırma

Hangi cümle, karşıt sonuçlara eşit ağırlık vermek için aynı kalıbı tekrarlar?

  1. I know what we gained, and I know what we lost.
  2. I know that the meeting ended after lunch.
  3. I know the schedule changed, so I called the team.
Cevabı göster

I know what we gained, and I know what we lost.

But if I'm not sure about who I am, Anlatım akışı

4:45

Ama eğer kim olduğumdan emin değilsem,

what do I know?

4:48

ben ne biliyorum ki?

Anlatım akışı

if I'm not sure ... what do I know?: koşuldan retorik soruya geçiş

if yan tümcesi önce belirli bir belirsizlik kurar: konuşan kişi kim olduğundan emin değildir. Ana soru sonra bu belirsizliği genişletir: insanın kendisiyle ilgili böylesine temel bir bilgisi sağlam değilse, bildiği diğer her şey de kuşkulu görünür. Buradaki what do I know? retorik bir sorudur. Bilinen gerçeklerin listelenmesini istemez; konuşan kişinin belki de hiçbir şeyden emin olamayacağını ima eder. Bu koşul-artı-soru kalıbı, tek bir kuşkunun daha geniş bir güven duygusunu nasıl sarstığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, tek bir belirsizliğin daha geniş bir güveni zayıflattığını koşul ve ardından gelen retorik soruyla gösterir?

  1. If I cannot trust my own memory, please tell me where I put my keys.
  2. If I cannot trust my own memory, I will write the appointment down.
  3. If I cannot trust my own memory, what can I be certain of?
Cevabı göster

If I cannot trust my own memory, what can I be certain of?

What do I even know about anything? Ton ve niyet

4:51

Herhangi bir şey hakkında ne biliyorum ki?

Ton ve niyet

What do I even know about anything?: even ile öz kuşkuyu güçlendirmek

Bu soruda even, ana fiil olan know sözcüğünden önce gelir ve odağı ona yöneltir. Konuşan kişi yalnızca ne kadar bilgi sahibi olduğunu sormaz; even, artık herhangi bir şey bilme ihtimalinin bile kuşkulu veya şaşırtıcı geldiğini düşündürür. Soru retorik olduğu ve anything kapsamı çok genişlettiği için cümle yoğun bir öz kuşku aktarır: konuşan kişi bu noktada gerçekten herhangi bir şey bildiğini iddia edebilir mi? Benzer sorularda even, konuşan kişinin kuşku duymaya başladığı en temel ihtimali vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle, temel bir ihtimalin doğru olup olmadığını sorgulamak için even kullanır?

  1. Do I even understand the first step?
  2. I even understand the first step.
  3. Even numbers are easy to recognize.
Cevabı göster

Do I even understand the first step?

Am I addicted? Anlatım akışı

4:54

Bağımlı mıyım?

Anlatım akışı

Kapanış niteliğinde bir öz değerlendirme olarak Am I addicted?

Am I addicted? dil bilgisi açısından evet ya da hayırla cevaplanan bir sorudur, ancak burada kapanış niteliğinde bir öz değerlendirme işlevi görür. Konuşmacı, önceki kendini haklı çıkarma çabalarını ve kontrolü kaybettiğine dair işaretleri, başka birinden yalnızca nesnel bilgi istemek yerine tek bir temel soruda toplar. Sorunun kısalığı kapanışı düzenler: sorunu adlandırır, daha önce sunulan kanıtlara geri döndürür ve yargıyı çözümsüz bırakır. Böylece sondaki kısa bir soru, uzun bir düşünme sürecini dinleyicinin üzerinde düşünmeye devam etmesi istenen tek bir soruda toplayabilir.

Alıştırma

Hangi kullanım Am I addicted? sorusunu önceki işaretleri öz değerlendirmede toplayan kısa bir kapanış sorusuna en iyi şekilde dönüştürür?

  1. Herhangi bir davranıştan söz etmeden önce konuşmacı “Am I addicted?” ifadesini yalnızca sözlük tanımı sormak için kullanır.
  2. Alışkanlığın tamamen kontrol altında olduğunu gösterdikten sonra konuşmacı “Am I addicted?” ifadesini neşeli bir kutlama olarak kullanır.
  3. Hayatını ele geçirmeye başlayan bir alışkanlığı anlattıktan sonra konuşmacı “Am I addicted?” diyerek bitirir.
Cevabı göster

Hayatını ele geçirmeye başlayan bir alışkanlığı anlattıktan sonra konuşmacı “Am I addicted?” diyerek bitirir.

Hey everyone.

4:59

Herkese merhaba.

Thank you for watching this video.

5:00

Bu videoyu izlediğiniz için teşekkür ederim.

If you enjoy our content,

5:02

İçeriğimizden keyif alıyorsanız,

consider subscribing to my channel for more.

5:04

daha fazlası için kanalıma abone olmayı düşünebilirsiniz.

Also, join our Discord community where we post exclusive content.

5:06

Ayrıca, özel içerikler yayınladığımız Discord topluluğumuza da katılın.

And if you'd like to support the channel and help us create even better content,

5:11

Ve kanalı desteklemek ve daha da iyi içerikler üretmemize yardımcı olmak isterseniz,

please consider becoming a patron on our Patreon page.

5:15

lütfen Patreon sayfamızda bir patron olmayı düşünün.

Your support means the world to us and helps us keep the channel going.

5:19

Desteğiniz bizim için dünyalara bedel ve kanalı ayakta tutmamıza yardımcı oluyor.

Thanks again,

5:23

Tekrar teşekkürler,

and see you in the next video.

5:24

ve bir sonraki videoda görüşmek üzere.