İkili kelime grupları (binomials) nedir? – Mini İngilizce Dersi: İngilizce çalışma notları
British Council | English
Video özeti: Bu ders, ikili kalıplarda iki sözcüğün sabit bir sırayla ve doğal bir vurgu düzeniyle nasıl birleştiğini açıklıyor. Zamanla ilgili örnekler üzerinden anlam, uyak, aliterasyon ve tekrarın ifadeleri nasıl deyimsel kıldığı gösteriliyor; ardından sonuç ne olursa olsun deneyimleri paylaşma davetiyle bitiriliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Sooner or later, — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Bu sabit sıralı ifadeyi iki zamanı bire bir karşılaştırmak yerine “er ya da geç” veya “sonunda” anlamıyla kavrayacaksınız. Gelecekte bir olayın ya da değişimin mutlaka gerçekleşeceğini veya bir yükümlülüğün kaçınılmaz hâle geleceğini doğal biçimde öngörürken kullanabileceksiniz. 2. binomial pairs. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Genellikle sabit bir sıra ve belirgin bir vurgu düzeniyle, bağlaç ya da edat aracılığıyla geleneksel olarak bağlanan iki sözcüğü adlandıran dilbilim terimini öğreneceksiniz. Böylece dil bilgisine uygun görünse bile sözcükleri ters çevirmenin ifadeyi neden doğallıktan uzaklaştırdığını ayırt edebileceksiniz. 3. good or bad, win or lose, — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Birbirine paralel iki seçenek çiftinin olası bütün sonuçları nasıl kapsadığını fark edeceksiniz. Bu kısa kalıbı, bir davetin, kararın veya tutumun koşullar ne olursa olsun geçerli olduğunu belirtmek ve dengeli, akılda kalıcı bir ritim yaratmak için kullanabileceksiniz.
Bu derste
My friends always tell me, "Gabriel, you're boring.
0:00Arkadaşlarım bana her zaman şunu söyler: "Gabriel, çok sıkıcısın.
Sooner or later, you're going to have to live a little. Notlar
0:03Er ya da geç biraz hayatını yaşaman gerekecek.
Sooner or later: “er ya da geç” anlamındaki kalıplaşmış ifade
Sooner or later, kesin zaman bilinmese de bir olayın sonunda gerçekleşmesinin beklendiğini belirtir. Bu cümlede, ardından gelen zorunluluğun zaman çerçevesini kurar; daha erken bir zamanla daha geç bir zamanı karşılaştırmaz. Bu, sözcük sırası sabit olan ikili bir ifadedir: alışılmış sıra sooner or later şeklindedir, later or sooner değildir. Cümlede zaman zarfı görevi görür ve çoğunlukla cümlenin başında ya da sonunda kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “zamanı bilinmese de kaçınılmaz olarak” anlamına gelen üç sözcüklü sabit ifadeyle tamamlayın: ____, we'll need to replace this battery.
Cevabı göster
Sooner or later
be going to have to + fiilin yalın hâli: beklenen bir gelecek zorunluluğu
Be going to have to + fiilin yalın hâli, gelecekte bir zorunluluğun ortaya çıkmasının beklendiğini belirtir. Örnekte you're, you are kısaltmasıdır; dolayısıyla tam yapı you are going to have to live şeklindedir. Have to burada “sahip olmak” değil, bir gereklilik veya koşullar nedeniyle “zorunda olmak” anlamındadır. Özneye göre yalnızca be değişir: I’m going to have to, she’s going to have to ve they’re going to have to. İkinci to sözcüğünden sonra fiilin yalın hâli kullanılır. Bu yapı, zorunluluğu çoğu zaman mevcut durumun olası bir sonucu olarak gösterdiği için kararlı bir uyarı veya öğüt gibi duyulabilir.
Alıştırma
İlerideki köprü zaten kapalı. Cümleyi, gelecekteki zorunluluğu şu anda gördüğümüz durumun sonucu olarak sunan dört sözcüklü yapıyla tamamlayın: We're ____ take a different road.
Cevabı göster
going to have to
live a little: rahatlamak ve hayatın tadını çıkarmak
Live a little, birine rahatlamasını, hayatın tadını çıkarmasını veya yeni ve eğlenceli bir şey denemesini söylemenin samimi bir yoludur. Kısa bir süre hayatta kalmak anlamına gelmez. Bu cümlede konuşan kişi, karşısındakini daha az temkinli olmaya nazikçe teşvik ediyor. İfade cesaret verici gelebilir; ancak kişinin fazla ciddi veya dikkatli olmasıyla hafifçe alay da edebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede live a little, birini eğlenmeye teşvik etmek için doğal biçimde kullanılmıştır?
- You've studied all week—come to the picnic and live a little!
- The doctor said the patient might live a little longer.
- With more water, the plant may live a little longer.
Cevabı göster
You've studied all week—come to the picnic and live a little!
getting on: yaşın ilerlemesi
Burada be getting on, “yaşı ilerlemek” veya “artık genç olmamak” anlamına gelir. be + getting yapısı, bu değişimin yavaş yavaş gerçekleştiğini gösterir. Bu yorum ayrıca zamanın geçtiğini ve kişinin yeni deneyimleri sürekli ertelememesi gerektiğini ima eder. Yaşla ilgili bu anlam, özellikle samimi Britanya İngilizcesinde yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümlede getting on, “yaşı ilerlemek” anlamında kullanılmıştır?
- My uncle is getting on, but he still hikes every weekend.
- My uncle is getting on well with his new teammates.
- My uncle is getting on the bus at the next stop.
Cevabı göster
My uncle is getting on, but he still hikes every weekend.
now or never: harekete geçmek için son fırsat
Now or never, iki seçenek sunan kalıplaşmış bir ifadedir: hemen harekete geçmek gerekir, yoksa fırsat kaybedilir. It's now or never cümlesinde içinde bulunulan an son gerçek fırsat olarak sunulur ve böylece aciliyet yaratılır. Sözcük sırası sabittir: now or never denir, never or now denmez. Bir karar veya eylem fırsat kaybedilmeden ertelenemiyorsa It's now or never kalıbını olduğu gibi kullanabilirsin.
Alıştırma
Şimdi harekete geçmek veya fırsatı kaybetmek anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamla: Registration closes in one minute, so it's ____.
Cevabı göster
now or never
Slow and steady doesn't always win the race. Kalıp ifadeler
0:08Yavaş ve emin adımlarla gitmek her zaman yarışı kazandırmaz.
Slow and steady: istikrarlı ilerleme
Slow and steady, hızlı olmayan ancak kontrollü, güvenilir ve sürekli bir çalışma biçimini anlatan kalıplaşmış bir sıfat ikilisidir. Buradaki steady, hareketsiz değil, tutarlı ve devamlı demektir. Bu ifade Slow and steady wins the race atasözünü hatırlatır. Cümleye doesn't always eklenmesi, bu yaklaşımın başarıyı garanti ettiği düşüncesini sorgular.
Alıştırma
Hızlı olmayan ama tutarlı biçimde devam eden ilerlemeyi anlatan yaygın ifadeyi hangi cümle kullanıyor?
- Her slow and steady progress helped her finish the long project.
- Her slow and still progress helped her finish the long project.
- Her steady and slow progress helped her finish the long project.
Cevabı göster
Her slow and steady progress helped her finish the long project.
a bore: başkalarını sıkan kişi
Burada a bore, başkalarının sıkıcı veya dinlemesi yorucu bulduğu bir kişiyi anlatan sayılabilen bir isimdir. be a bore yapısında bore tek bir kişiyi adlandırdığı için a tanımlığı gerekir. Bu ifade kişinin başkaları üzerinde yarattığı etkiyi anlatır; kişinin kendisinin sıkıldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede a bore, başkalarını sıkan bir kişiyi adlandırmak için kullanılmıştır?
- The long announcement was boring.
- Everyone thought Leo was a bore because he repeated the same story for an hour.
- The children were bored while they waited.
Cevabı göster
Everyone thought Leo was a bore because he repeated the same story for an hour.
forever and ever: ‘çok uzun süre’ anlamını güçlü biçimde vurgulamak
Forever and ever, “çok uzun süre” veya “hiç bitmeden” anlamına gelen kalıplaşmış bir vurgu ifadesidir. forever sözüne and ever eklemek, ifadeyi daha duygulu ve dramatik yapar. Bu cümlede durumun ne kadar uzun sürebileceği abartılır. İfadenin gerçek anlamda sonsuzluğu belirtmesi gerekmez.
Alıştırma
The wait seemed to go on forever and ever cümlesindeki ifade büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Bekleyiş tekrar tekrar yaşandı.
- Bekleyiş son derece uzun geldi.
- Bekleyişin kesin ve sonsuz bir süresi vardı.
Cevabı göster
Bekleyiş son derece uzun geldi.
Now and then: “ara sıra” demek
“Now and then”, “bazen” veya “ara sıra” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bir şeyin olduğunu, ancak sık olmadığını anlatır. İfadeyi bir bütün olarak anlayın; “şimdi” ve “sonra” diye iki ayrı zamana işaret etmez. Bu cümlede risk almanın ne sıklıkla gerekli olabileceğini belirtir. Cümlenin başında kullanıldığında ardından genellikle virgül gelir; cümlenin sonunda da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “ara sıra” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: I visit that little bookshop ____.
Cevabı göster
now and then
You've got to + yalın fiil: konuşmada gereklilik
“You've got to + fiilin yalın hâli”, bir şeyin gerekli olduğunu söylemenin konuşma dilindeki yaygın bir yoludur. Anlamı “you have to” ifadesine yakındır. Bu cümlede güçlü bir tavsiye verir: bazen risk almak gereklidir. “Have got to” yapısını bir bütün olarak ele alın. Burada got, “aldı” veya “elde etti” anlamına gelmez ve to'dan sonra fiilin yalın hâli take gelir.
Alıştırma
Bu dersteki konuşma diline ait gereklilik yapısını aynen kullanın: ____ check both ways before you cross the road.
Cevabı göster
You've got to
take risks: belirsizliği kabul etmeyi anlatan doğal eşdizim
Take risks, sonucu belirsiz olan ve kayıp ya da başarısızlık getirebilecek şeyleri yapmayı seçmek için kullanılan doğal bir fiil–isim eşdizimidir. Bu cümlede, bazen bu belirsizliği kabul edip yine de harekete geçmek gerektiğini anlatır. Risk burada sayılabilen bir isimdir. Tek ve belirli bir riskli eylem için take a risk, genel olarak risklerden veya birden fazla riskten söz ederken take risks kullanılır. do risks ve make risks doğal İngilizce değildir.
Alıştırma
take ve risk sözcüğünün çoğul biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: To find a better way, we sometimes have to ____.
Cevabı göster
take risks
I started practising my binomial pairs. Kelime
0:18İkili kelime gruplarımı (binomial pairs) çalışmaya başladım.
binomial pairs: alışılmış bağlantı ve sıraya sahip iki sözcüklü kalıplar
Burada binomial pairs, iki sözcüğün bir bağlaçla, bazen de bir edatla bağlandığı ifadeler için kullanılan bir dil öğrenme terimidir. Sözcükler genellikle now or never ve sooner or later örneklerinde olduğu gibi alışılmış bir sırayla birlikte kullanılır. Binomial matematikte de kullanılan bir terim olabilir, ancak burada o anlamda değildir. Cümlede İngilizce sözcük birleşimlerini çalışmaktan söz edilmektedir.
Alıştırma
İki temel sözcüğü bir bağlaçla bağlanan ve normalde bu sırayla kullanılan binomial pair hangisidir?
- very quickly
- now or never
- open the window
Cevabı göster
now or never
consist of: bir bütünün parçalarını belirtmek
Consist of, bir bütünün of sonrasında belirtilen parçalardan oluştuğunu anlatır. Özne bütünü, of sonrasındaki isim grubu ise parçaları belirtir. Örnekte binomial pairs bütündür, two words ise parçalardır. Herhangi bir bütünün neleri içerdiğini açıklamak için aynı yapıyı kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi consist of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The science club ____ twelve members.
Cevabı göster
consists of
is also fixed: sıra normalde değiştirilemez
Burada is fixed, sözcük sırasının belirlenmiş olduğunu ve normalde değiştirilemeyeceğini anlatır. Fixed bir kuralı veya düzenlemeyi belirtir; bir şeyin tamir edildiğini değil. Also sözcüğü, bunun sözü edilen ilk özellik değil, öncekine eklenen başka bir özellik olduğunu gösterir.
Alıştırma
The word order is fixed cümlesinde fixed ne anlama gelir?
- Duyulması zordur.
- Normalde değiştirilemez.
- Tamir edilmiştir.
Cevabı göster
Normalde değiştirilemez.
we don't say: İngilizce bir ifadeyi nazikçe düzeltmek
İngilizce dersinde we don't say + ifade, o ifadenin İngilizcede alışılmış ya da standart biçim olmadığını belirtir. Buradaki we, yalnızca odadaki kişileri değil, genel olarak İngilizce kullanıcılarını ve ortak kullanım alışkanlıklarını ifade eder. Bu kalıp, doğrudan “Yanlış söylüyorsun” demeden ifadeyi düzeltir. We don't say X; we say Y. örneğindeki gibi, çoğu zaman ardından daha doğal biçim verilir.
Alıştırma
Bir İngilizce dersinde “We don't say X” genellikle ne anlama gelir?
- İngilizce konuşanlar fiziksel olarak X'i telaffuz edemez.
- Yalnızca odadaki kişilerin X demesi yasaktır.
- X bu bağlamda alışılmış ya da standart biçim değildir.
Cevabı göster
X bu bağlamda alışılmış ya da standart biçim değildir.
sound natural: ifadeyi sound + sıfat ile değerlendirmek
Burada sound, “duyulduğunda öyle görünmek” anlamına gelen bir bağ fiildir. sound natural ifadesinde natural, bir cümlenin veya ifadenin bıraktığı izlenimi anlatır: sözler normal ve doğal İngilizce gibi gelir. Bu yapıda sound, özneyi onun tanımına bağladığı için ardından natural sıfatı gelir.
Alıştırma
Cümleyi sound + natural sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: After one small edit, the sentence should ____.
Cevabı göster
sound natural
super idiomatic: İngilizcede çok doğal ve yerleşik
super idiomatic ifadesinde super, “çok” veya “son derece” anlamı veren gayriresmî bir pekiştiricidir. Idiomatic ise dilin İngilizcedeki tanıdık ve doğal kalıplara uyduğunu anlatan bir sıfattır. Burada idiomatic, ifadenin mutlaka bir idiom içermesi gerektiği anlamına gelmez. Bir eşdizim veya cümle, İngilizce konuşanların o düşünceyi normalde bu şekilde ifade etmesi nedeniyle idiomatic olabilir.
Alıştırma
“The wording is super idiomatic” ne anlama gelir?
- İfade yalnızca resmî akademik yazıya uygundur.
- İfade tam olarak bir tane mecazlı deyim içerir.
- İfade kulağa çok doğal gelir ve İngilizcenin yaygın kullanımına uyar.
Cevabı göster
İfade kulağa çok doğal gelir ve İngilizcenin yaygın kullanımına uyar.
and while they won't make you the life and soul of the party, Notlar
0:54ve sizi partinin en eğlenceli kişisi yapmasalar da,
the life and soul of the party: partiye neşe katan kişi
The life and soul of the party, sosyal bir buluşmadaki en canlı ve eğlenceli kişiyi, yani başkalarını konuşturan, güldüren veya etkinliklere katan kişiyi anlatır. Buradaki life ve soul sözcükleri gerçek anlamlarında kullanılmaz. Bu cümlede deyim make you ifadesinden sonra gelir ve kişinin neye dönüşeceğini belirtir. Konuşmacı şakacı bir abartı kullanır: Bu ifadeleri öğrenmek yararlıdır, ancak sizi otomatik olarak her partinin sosyal merkezi yapmaz.
Alıştırma
Leah herkesi birbiriyle tanıştırıyor, komik hikâyeler anlatıyor ve konukları dans ettiriyor. Onu en iyi hangi cümle anlatır?
- Leah is the life and soul of the party.
- Leah is waiting for the party to end.
- Leah is the host of the party.
Cevabı göster
Leah is the life and soul of the party.
while they won't ... they will: faydayı vurgulamadan önce sınırlamayı kabul etmek
while they won't ..., they will ... yapısında while, zaman değil, ödünleme ve karşıtlık bildirir. İlk yan cümle bir sınırlamayı kabul eder; ikinci yan cümle ise geriye kalan yararlı sonucu vurgulamak için will kullanır. Bu kalıp dengeli bir iddia kurmaya yardımcı olur: while X won't do A, it will do B. won't/will paralelliği, sınırlamadan faydaya geçişi takip etmeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
Hangi cümle bir sınırlamayı kabul edip ardından bir faydayı vurgulamak için while ... won't ..., ... will ... yapısını kullanıyor?
- While I was reading the guide, my sister made some tea.
- While the guide is open, the screen will stay bright.
- While the guide won't answer every question, it will help you get started.
Cevabı göster
While the guide won't answer every question, it will help you get started.
make you sound natural: make + nesne + yalın fiil + sıfat
Make you sound natural ifadesinde make, “bir sonuca yol açmak” anlamına gelir. Buradaki yapı make + nesne + fiilin yalın hâli + sıfattır: you nesne, sound fiilin yalın hâli, natural ise bıraktığınız izlenimi anlatan sıfattır. Etken yapıdaki make fiilinden sonra to olmadan fiilin yalın hâli kullanılır: make you sound doğrudur, make you to sound değildir. Sound burada bağ fiili olduğu için naturally zarfı değil, natural sıfatı kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için make, your voice ve sound ifadelerini doğru sırayla kullanın: A good microphone can ____ clearer.
Cevabı göster
make your voice sound
go through: maddeleri tek tek gözden geçirmek
Bu sınıf cümlesinde go through, bir grup şeyi sırayla gözden geçirmek veya açıklamak anlamına gelir. Them, daha önce sözü edilen maddelere gönderme yapar; yani konuşan kişi her birini ele almayı önerir. Go through, anlamı nesnesine ve bağlama göre değişen bir öbek fiildir. Burada bir yerin içinden geçmek veya zor bir olay yaşamak anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir öğretmen “Let's go through the answers one by one.” diyor. Sınıf ne yapacak?
- Fiziksel bir alanın içinden geçmek.
- Zor bir deneyim yaşamak.
- Cevapları sırayla gözden geçirmek.
Cevabı göster
Cevapları sırayla gözden geçirmek.
Let's have a look at some binomial pairs relating to time. Kalıp ifadeler
1:02Zamanla ilgili bazı ikili kelime gruplarına bir göz atalım.
have a look at: bakmaya yönelik dostça bir davet
Have a look at, bir şeye kısaca bakmak veya onu incelemek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Have bu ifadenin bir parçasıdır; burada sahip olmak anlamına gelmez. Let's have a look at... dostça bir davet işlevi görür ve sonraki konuyu doğal biçimde tanıtır. Genellikle Look at... emrinden daha az doğrudan duyulur.
Alıştırma
Hangi cümle grubu bir sonraki resme bakmaya doğal biçimde davet eder?
- Let's have a look to the next picture.
- Let's have a look at the next picture.
- Let's look for the next picture.
Cevabı göster
Let's have a look at the next picture.
relating to: bir ismin konusunu belirtmek
Burada relating to time, some binomial pairs ifadesinden sonra gelir ve hangi çiftlerden söz edildiğini belirtir: zaman konusuyla bağlantılı çiftler. Böylece isim öbeğinin kapsamını belirli bir konuyla sınırlar. Relating to, “...ile ilgili” veya “...hakkında” anlamına gelir. Bu yapıda to bir edattır; bu yüzden arkasından relating to school veya relating to this topic örneklerindeki gibi bir isim ya da isim öbeği gelir.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrenilen ve “...ile ilgili” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We discussed several questions ____ health.
Cevabı göster
relating to
Sooner or later, you're going to have to live a little.
1:09Sooner or later, you're going to have to live a little. (Er ya da geç biraz hayatını yaşaman gerekecek.)
Eventually, I'm going to have to start living a little.
1:15Eninde sonunda biraz hayatımı yaşamaya başlamam gerekecek.
This one's cool because sooner and later rhyme.
1:18Bu kalıp harika çünkü sooner ve later kafiyeli.
if you don't... now, you'll never...: acil bir uyarıda bulunmak
if yan cümlesi bir koşul verir: eylemi şimdi yapmamak. Bu yan cümlede şimdiki biçim don't do kullanılırken ana cümlede gelecekteki sonucu belirtmek için you'll (you will) ile never kullanılır. Bu kalıp, sonucu güçlü bir uyarıya veya ikna ifadesine dönüştürür. Never, fırsatın kaybedilmesini kesin bir sonuç olarak sunduğu için won't veya may not ifadelerinden daha fazla aciliyet yaratır.
Alıştırma
if you don't... now, you'll never... kalıbının temel etkisi nedir?
- Geçmişte tamamlanmış bir eylemi anlatır.
- Eylemin herhangi bir zamanda yapılabileceğini tarafsız biçimde söyler.
- Mevcut fırsat kaçırılırsa eylemin daha sonra yapılmasının imkânsız olacağı konusunda güçlü bir uyarı verir.
Cevabı göster
Mevcut fırsat kaçırılırsa eylemin daha sonra yapılmasının imkânsız olacağı konusunda güçlü bir uyarı verir.
because the consonant sound on now and never repeats.
1:33çünkü now ve never kelimelerindeki ünsüz sesi tekrarlanır.
Slow and steady doesn't always win the race.
1:46Slow and steady doesn't always win the race. (Yavaş ve emin adımlarla gitmek her zaman yarışı kazandırmaz.)
slow and steady wins the race: istikrarlı çaba hakkında bir atasözü
“Slow and steady wins the race” bir atasözüdür. İlerleme hızlı olmasa bile sabırlı ve istikrarlı çabanın başarıya ulaştırabileceğini anlatır. “The race” yalnızca gerçek bir yarışı değil, uzun vadeli herhangi bir hedefi temsil edebilir. Bu söz yaygın biçimde bilindiği için konuşanlar bazen özgün öğüdü sorgulamak veya sözle oynamak amacıyla “doesn’t always” eklemek gibi değişiklikler yapar. Bu etkinin anlaşılması için özgün atasözünü bilmek gerekir.
Alıştırma
Sabırlı ve istikrarlı çaba hakkındaki tanınmış atasözünü tamamlayın: Slow and steady ____.
Cevabı göster
wins the race
means that doing something consistently over time Dilbilgisi
1:51bir şeyi zaman içinde istikrarlı bir şekilde yapmanın
doing something consistently over time ifadesinin gerund özne olarak kullanımı
“Doing”, eylemi cümlenin hakkında konuşabileceği bir şey veya etkinlik hâline getirir. “Doing something consistently over time” ifadesinin tamamı bir gerund öbeğidir ve “that” yan cümlesinde “is” fiilinin öznesi olarak kullanılır. “Consistently” düzenli ve istikrarlı bir biçimde demektir. “Over time” belirli bir süre boyunca veya zaman geçtikçe anlamına gelir; “izin verilen süreden fazla” demek değildir. İfadenin tamamı alışkanlıklardan, yöntemlerden ve aşamalı sonuçlardan söz etmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle uzun vadeli bir etkinliği tek bir fikir olarak sunmak için özne görevinde bir -ing öbeğini doğru kullanır?
- She practises consistently over time builds confidence.
- Practising consistently over time builds confidence.
- Practise consistently over time builds confidence.
Cevabı göster
Practising consistently over time builds confidence.
Next up: sıradaki ögeye geçiş
Next up; bir liste, ders, program veya sunumdaki bir sonraki ögeyi duyuran, günlük konuşmaya özgü bir geçiş ifadesidir. Burada dinleyiciye, konuşanın “forever and ever” ifadesine geçtiğini bildirir. Bu ifade sunucuya benzer bir anlatım havası taşır: Bir şeyin yalnızca sırada olduğunu söylemekle kalmaz, önceki ögeden şimdi gelecek ögeye geçildiğini de gösterir. Up, bu kalıplaşmış geçiş ifadesinin parçasıdır ve “yukarı doğru” anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir sunucu bir gösteriyi tanıttı. Sıradaki gösteriyi doğal biçimde tanıtan cümle hangisidir?
- Üst kata yürümemiz gerekiyor.
- Sırada Maya var.
- Gösteri dün sona erdi.
Cevabı göster
Sırada Maya var.
ever and ever and ever and ever and ever and ever and ever and ever.
1:59ever and ever and ever and ever and ever and ever and ever and ever.
You can't be a bore forever and ever.
2:02You can't be a bore forever and ever. (Sonsuza dek sıkıcı biri olamazsın.)
I can't spend my whole life being boring. Dilbilgisi
2:07Bütün hayatımı sıkıcı biri olarak geçiremem.
spend my whole life being: spend + süre + -ing kalıbı
spend my whole life being boring ifadesinde spend fiilinden sonra bir süre, my whole life, ve ardından -ing biçimi, being, gelir. spend + süre + -ing kalıbı, o süreyi bir şey yaparak ya da bir durumda kalarak geçirmek demektir. Zaman ifadesinden sonra to be değil being kullanılır: spend my whole life being boring. Zaman ifadesi spend the afternoon reading veya spend the weekend being quiet örneklerindeki gibi değişebilir.
Alıştırma
spend + süre + -ing kalıbını tamamlamak için be fiilinin -ing biçimini kullanın: I don't want to spend the whole weekend ____ bored.
Cevabı göster
being
Repeating ever makes it sound long and unending.
2:20Ever kelimesini tekrarlamak, ona uzun ve bitmeyen bir his katar.
Now and then, you've got to take risks.
2:27Now and then, you've got to take risks. (Arada bir risk alman lazım.)
These binomial pairs are great for talking about processes, Kalıp ifadeler
2:39Bu ikili kelime grupları süreçlerden,
great for talking about: be great for + -ing yapısı
Be great for + isim veya fiilin -ing biçimi, bir şeyin belirli bir amaç için çok yararlı ya da uygun olduğunu anlatır. Burada bu sözcük çiftlerinin süreçler hakkında konuşurken yararlı olduğu söyleniyor. For bir edattır; bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır: great for talking about. Great for talk about veya great for to talk about kullanılmaz.
Alıştırma
Cümleyi talk fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: This chart is great for ____ about changes.
Cevabı göster
talking
learning a new sport, learning a new language.
2:47yeni bir spor veya yeni bir dil öğrenmekten bahsetmek için harikadır.
over to you: sırayı karşıdaki kişiye devretmek
Over to you, sırayı devretmek için kullanılan bir ifadedir. Karşıdaki kişiye artık konuşma, cevap verme veya sonraki adımı atma sırasının onda olduğunu bildirir. So, over to you cümlesinde konuşan kişi kendi bölümünü bitirir ve dinleyeni katılmaya davet eder. Buradaki over fiziksel bir hareketi anlatmaz.
Alıştırma
Sunumu yapan kişi sözünü bitirdi ve sırada Alex'in konuşmasını istiyor. Hangi cümle uygundur?
- That's my part. I'll keep speaking, Alex.
- That's my part. Please wait outside, Alex.
- That's my part. Over to you, Alex.
Cevabı göster
That's my part. Over to you, Alex.
Now it's time for a little show and tell. Notlar
2:50Şimdi küçük bir show and tell (göster ve anlat) zamanı.
it's time for + isim öbeği
It's time for + isim öbeği yapısı, bir etkinliğin, olayın, öğünün veya programdaki bir bölümün şimdi başlaması gerektiğini bildirir. Bu cümlede a little show and tell, başlayacak etkinliğin adıdır. for sözcüğünden sonra fiilin yalın biçimi değil, bir isim veya isim öbeği gelir.
Alıştırma
Adı verilen etkinliğin başlaması gerektiğini bildirmek için bir sözcük girin: It's time ____ the next activity.
Cevabı göster
for
show and tell: gösterme ve açıklama etkinliği
Show and tell, İngilizce konuşulan birçok ülkedeki ilkokullarda yapılan bir etkinliktir. Bir çocuk gruba bir nesne gösterir ve onun ne olduğunu, neden önemli olduğunu veya arkasındaki hikâyeyi anlatır. Bu cümlede show and tell, birazdan başlayacak gösterme ve açıklama bölümünün adıdır. Birbiriyle ilgisiz iki komut değil, yerleşik tek bir etkinlik adıdır.
Alıştırma
Hangi durum tipik bir show and tell örneğidir?
- İki arkadaş özel mesajlarla yazışır.
- Bir çocuk sınıfa bir deniz kabuğu gösterir ve onu nereden bulduğunu açıklar.
- Bir sınıf sessizce yazım sınavını tamamlar.
Cevabı göster
Bir çocuk sınıfa bir deniz kabuğu gösterir ve onu nereden bulduğunu açıklar.
Share your stories in the chat ile izleyiciyi katılmaya davet etmek
Share your stories in the chat bir emir cümlesidir: you öznesi söylenmez ve Share, izleyicinin yapması istenen eylemi doğrudan belirtir. Katılmaya yönelik doğrudan ama samimi bir davettir. Buradaki chat, canlı yayın, video etkinliği veya çevrim içi dersteki ortak yazılı etkileşim alanıdır; özel bir konuşma değildir. Stories kişisel deneyimleri veya örnekleri de anlatabilir; mutlaka kurgusal hikâyeler olması gerekmez.
Alıştırma
Konuşmacı izleyicilerden ne yapmalarını istiyor?
- İnternet dışında kurgusal bir hikâye yazmaları.
- Bir arkadaşlarıyla özel bir konuşma başlatmaları.
- Deneyimlerini etkinliğin ortak sohbet alanında paylaşmaları.
Cevabı göster
Deneyimlerini etkinliğin ortak sohbet alanında paylaşmaları.
good or bad, win or lose, share them. Kalıp ifadeler
2:54iyi veya kötü (good or bad), kazanmak veya kaybetmek (win or lose), hepsini paylaşın.
good or bad, win or lose: iki olasılığı da kapsayan çiftler
good or bad ve win or lose ifadelerinin her biri, iki zıt olasılığı yan yana getirir. share them ifadesinden önce bu çiftler “hangi taraf geçerli olursa olsun” anlamına gelir: iyi veya kötü hikâyeler ile kazanma veya kaybetme deneyimlerinin tümü paylaşılabilir. Bu kalıpta or iki durumu da kapsar; dinleyenden birini seçmesini istemez. Ana eylem iki durumda da aynı kalıyorsa bu kısa biçim, daha uzun whether ... or ... kalıbıyla aynı işi görür.
Alıştırma
Hangi cümle iki durumu da kapsayan aynı A or B kalıbını kullanıyor?
- Would you like tea or coffee?
- Put the red book or the blue book on the shelf.
- Rain or shine, the game will continue.
Cevabı göster
Rain or shine, the game will continue.