Mars'ta Bir Üs Kurmak Berbat Bir Fikir: Hadi Yapalım!: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.216 kelime 164 kel/dk

Video özeti: Mars projesi yaşam koşullarını, riskleri ve kurtarmanın yörüngesel sınırlarını inceler. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. set foot on Mars, Deyim ve Mecazi İfade olarak bir yere gerçekten ulaşmayı anlatır; varışa go to Mars sözünden fazla ağırlık verir. 2. Before we can grow anything, we will have to decontaminate the soil, Dil Bilgisi ve Cümle Kalıbı zorunlu adımın büyük hedeften önce geldiğini gösterir. 3. narrow travel window Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı verir: Uzay uçuşunda window, yörüngenin kalkışa izin verdiği kısa dönemdir; yardım bu yüzden her an yola çıkamaz.

Bu derste

From hostile deserts to lonely islands and the highest mountains,

0:00

Düşmanca çöllerden ıssız adalara ve en yüksek dağlara kadar,

wherever there is space to expand into,

0:04

genişleyecek alanın olduğu her yere,

humans do so. Dilbilgisi

0:06

insanlar giderler.

Dilbilgisi

Önceki bir eylemin yerine kullanılan do so

Bu cümlede do so, daha önce belirtilen mevcut alana doğru genişleme eyleminin yerine geçer. Do fiil görevini üstlenirken so daha önce söylenen eyleme gönderme yapar; böylece yazar fiil öbeğinin tamamını tekrarlamaz. do so yalnızca gönderme yaptığı eylem çevredeki cümleden veya bağlamdan açıkça anlaşılıyorsa kullanılır. Do, zamana veya dil bilgisi yapısına göre did so, will do so ya da can do so biçimini alabilir.

Alıştırma

Önceki eylemi tekrarlamamak için cümleyi do so ile tamamlayın: The guide asked us to wear helmets, and everyone agreed to ____.

Cevabı göster

do so

So, it's hardly surprising

0:08

Dolayısıyla, hiç de şaşırtıcı değil

that we're already making preparations to set foot on Mars Deyimler

0:09

Mars'a ayak basmak için çoktan hazırlıklara başlamış olmamız

Deyimler

set foot on Mars: bir yere fiziksel olarak ulaşmak

Set foot on Mars, Mars’a ulaşmak ve gezegenin yüzeyinde fiziksel olarak bulunmak anlamına gelir. Bu bir deyimsel ifadedir; yalnızca Mars’a doğru yolculuk etmeye veya onu gözlemlemeye değil, insanların gerçekten oraya varmasına odaklanır. Bu ifade, bir varışı çoğu zaman önemli, zor veya tarihî gösterir. Set foot tek başına “tarihte ilk kez” anlamına gelmez, ancak bağlam ona böyle bir dönüm noktası anlamı katabilir.

Alıştırma

Cümleyi “gezegenin yüzeyine bizzat ulaşmak” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Scientists hope humans will ____ Mars within this century.

Cevabı göster

set foot on

and to create the first permanent colony outside of Earth,

0:13

ve Dünya dışında ilk kalıcı koloniyi yaratmak,

maybe even terraform another planet and turn it into a second blue home.

0:16

belki de başka bir gezegeni dünyalaştırıp onu ikinci bir mavi yuvaya dönüştürmek.

But wait, before we can get to the nice future stuff,

0:22

Ama durun, güzel gelecek şeylerine geçmeden önce,

we first have to complete the second phase of colonization,

0:25

ilk olarak kolonizasyonun ikinci aşamasını tamamlamalıyız,

creating a semi-permanent outpost

0:28

yarı kalıcı bir ileri karakol oluşturarak

to prepare the ground for a larger human presence. Deyimler

0:30

daha büyük bir insan varlığı için zemin hazırlamalıyız.

Deyimler

prepare the ground for: sonraki aşama için koşulları oluşturmak

prepare the ground for burada mecaz anlamda kullanılır: ileri karakol, gelecekte daha geniş bir insan varlığı için gereken koşulları oluşturur. for ifadesinden sonraki öge gerçek bir zemini değil, ilerideki olay veya sonucu belirtir. prepare the ground for + isim öbeği yapısında, önceki bir eylem sonraki gelişmeyi kolaylaştırır veya mümkün kılar. Vurgu, sonraki aşamayı tamamlamakta değil, ona olanak sağlamaktadır.

Alıştırma

Cümleyi koşulları oluşturmak anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: These early talks could ____ a formal agreement.

Cevabı göster

prepare the ground for

But doing so will be gruesome.

0:34

Ancak bunu yapmak korkunç olacak.

Even for an expansionist species like us,

0:46

Bizim gibi yayılmacı bir tür için bile,

Mars is extreme.

0:49

Mars çok ekstrem.

At first glance, Anlatım akışı

0:51

İlk bakışta,

Mars seems familiar.

0:52

Mars tanıdık geliyor.

Anlatım akışı

At first glance: geçici bir ilk izlenimi belirtmek

At first glance, hızlı bir ilk bakış veya kısa bir değerlendirme sonucunda oluşan ilk izlenimi belirtir. Burada, daha dikkatli bir inceleme bu düşünceyi değiştirmeden önce Mars'ın tanıdık göründüğü izlenimini verir. Bir söylem belirteci olarak önce ilk görünümü sunar ve okuyucuyu bir düzeltmeye, sınırlamaya veya karşıtlığa hazırlar. Kesin bir sonucu değil, geçici bir izlenimi ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle, hızlı oluşan ilk izlenimi belirten bir ifadeyle başlayıp ardından bu izlenimi düzeltir?

  1. At first glance, the map looks simple, but several routes overlap.
  2. At first, the map was hard to read, but I learned the symbols.
  3. The legend lets you find each route at a glance.
Cevabı göster

At first glance, the map looks simple, but several routes overlap.

Polar ice caps, large valleys,

0:54

Kutup buzulları, büyük vadiler,

liquid water under its surface,

0:56

yüzeyinin altında sıvı su,

and a day barely longer than Earth's.

0:58

ve Dünya'nınkinden sadece biraz daha uzun olan bir gün.

The ideal place for us to go.

1:00

Gitmek için ideal bir yer.

Unfortunately,

1:03

Maalesef,

Mars is actually a cold radioactive desert

1:04

Mars aslında soğuk, radyoaktif bir çöldür

where the ground is poisonous and breathing is impossible.

1:07

toprağı zehirlidir ve nefes almak imkansızdır.

Mars is awful.

1:11

Mars korkunçtur.

You almost certainly don't want to go there.

1:13

Büyük ihtimalle oraya gitmek istemezsiniz.

The pioneers doing the hard work on Mars

1:16

Mars'ta bu zorlu işleri yapan öncüler

will have an intensely stressful life

1:18

son derece stresli bir hayata sahip olacaklar

filled with incredibly challenging problems never encountered before. Dilbilgisi

1:21

daha önce hiç karşılaşılmamış inanılmaz derecede zorlayıcı sorunlarla dolu.

Dilbilgisi

problems never encountered before: kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği

Problems never encountered before, problems that have never been encountered before ile aynı anlama gelir. Atılan sözcükler that have been ifadesidir ve encountered edilgen bir yapıda kullanılan geçmiş zaman ortacıdır. Eylemden etkilenen problems sözcüğüdür: insanlar bu sorunlarla daha önce karşılaşmamıştır. Kısaltılmış ilgi cümleciğini problems sözcüğünden sonra kullanmak, raporlarda, haberlerde ve açıklayıcı yazılarda sık görülen özlü bir betimleme oluşturur.

Alıştırma

Problems that have never been encountered before ifadesinin doğru kısaltılmış biçimi hangisidir?

  1. problems never encounter before
  2. problems never encountering before
  3. problems never encountered before
Cevabı göster

problems never encountered before

But there are plenty of people willing to do that work,

1:25

Ancak bu işi yapmaya gönüllü pek çok insan var,

and we have the technology to enable them to do it. Dilbilgisi

1:28

ve biz onların bunu yapmasını sağlayacak teknolojiye sahibiz.

Dilbilgisi

enable them to do it: enable + nesne + to mastarı

Enable them to do it ifadesinde enable fiilini önce them nesnesi, ardından to do mastarı izler. Kalıp enable + someone/something + to do something biçimindedir. Enable, bir kişiye eylem için gereken beceriyi, kaynakları veya koşulları sağlamak anlamına gelir. Burada teknoloji, them ile belirtilen kişilerin it ile belirtilen işi yapmasını mümkün kılar; bu, mutlaka izin vermek veya onları zorlamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Aracın ekibe işi bitirme becerisi kazandırdığını anlatmak için cümleyi enable kullanarak tamamlayın: The new tool will ____ the team ____ finish the task.

Cevabı göster

enable · to

For this video, Anlatım akışı

1:31

Bu video için,

we will assume there have been prior missions to Mars

1:32

Mars'a daha önce görevlerin yapıldığını varsayacağız

Anlatım akışı

For this video, we will assume: çalışma varsayımı belirlemek

For this video kapsamı sınırlar: ardından gelen ifade, bütün gerçek durumlar hakkında bir iddia değil, bu açıklama için kullanılan bir öncüldür. We will assume, tartışmanın devam edebilmesi için geçici olarak kabul edilen bir çalışma varsayımını tanıtır. Burada sonraki plan, daha önce Mars görevleri yapılmış gibi değerlendirilir; bu görevlerin gerçekten yapıldığı ileri sürülmez.

Alıştırma

Hangi cümle yalnızca mevcut sunum için geçerli olan geçici bir varsayımı açıkça belirtir?

  1. The materials became available during the presentation.
  2. For this presentation, we will assume that the materials are already available.
  3. We know that the materials are already available in every case.
Cevabı göster

For this presentation, we will assume that the materials are already available.

to scout out a good place for an outpost, Öbek fiiller

1:35

ileri karakol için iyi bir yer keşfetmek,

Öbek fiiller

scout out: seçimden önce aramak ve değerlendirmek

Scout out, seçim yapmadan önce bir yeri, seçeneği veya fırsatı arayıp incelemek anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede görevler yalnızca bir yeri görmekle kalmaz; çevreyi araştırır ve yerin bir ileri karakola uygun olup olmadığını değerlendirir. Nesne, öbek fiilin tamamından sonra gelebilir: scout out a good place. Nesne bir zamirse ortaya yerleştirilir: scout it out.

Alıştırma

Bir fotoğrafçı en iyi kamera konumunu arayıp değerlendirmek için erken geliyor. Bu eylemi hangi ifade anlatır?

  1. pass by
  2. scout out
  3. set up
  4. rule out
Cevabı göster

scout out

store resources and equipment,

1:37

kaynakları ve ekipmanları depolamak,

and that there's already a moon base that serves as a hub for Mars missions. Kalıp ifadeler

1:39

ve Mars görevleri için bir merkez işlevi gören bir ay üssünün çoktan bulunduğunu.

Kalıp ifadeler

serves as a hub for: bir şeyin merkezi olarak işlev görmek

“serves as a hub for Mars missions” ifadesindeki “serves as”, “olarak işlev görür” veya “rolünü üstlenir” anlamındadır. Burada yemek sunmak ya da birine hizmet etmek anlamına gelmez. “A hub for”, birbiriyle ilişkili çeşitli etkinlikleri birbirine bağlayan, düzenleyen veya destekleyen merkezi bir yerdir. İfade bir bütün olarak Ay üssünün Mars görevleri için ana bağlantı ve destek merkezi olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, burada öğrenilen ve “merkezi nokta olarak işlev görür” anlamına gelen beş kelimelik ifadeyle tamamlayın: The regional office ____ emergency operations across three counties.

Cevabı göster

serves as a hub for

The first major challenge for our outpost is the fact that Mars is very energy poor. Kelime

1:43

İleri karakolumuz için ilk büyük zorluk, Mars'ın enerji açısından çok fakir olması gerçeğidir.

Kelime

energy poor: kullanılabilir enerji kaynakları yetersiz

“Mars is very energy poor” cümlesinde “energy poor”, kullanılabilir enerjinin yeterli miktarda ve güvenilir biçimde elde edilmesinin zor olduğu anlamına gelir. Mars'ın parasal açıdan yoksul olduğunu ya da Mars'ta hiç enerji bulunmadığını anlatmaz. Kaynak + “poor” kalıbı, “water-poor” veya “data-poor” örneklerinde olduğu gibi “o kaynaktan çok az bulunması” demektir. Burada “poor”, kıtlığı veya düşük erişilebilirliği anlatır.

Alıştırma

“The desert research station is energy poor” cümlesinde “energy poor” ne anlama gelir?

  1. Hiçbir tür enerjiye sahip değildir.
  2. Araştırmacıları yorgun ve isteksizdir.
  3. Güvenilir ve kullanılabilir enerjiye erişimi sınırlıdır.
Cevabı göster

Güvenilir ve kullanılabilir enerjiye erişimi sınırlıdır.

Because of its distance from the sun,

1:49

Güneşe olan uzaklığından dolayı,

solar power is only 40% as effective as on Earth. Dilbilgisi

1:51

güneş enerjisi Dünya'dakinin sadece %40'ı kadar etkilidir.

Dilbilgisi

40% as effective as: bir referansla oransal karşılaştırma

Yüzde + as + sıfat + as kalıbı, ilk şeyin bir referans düzeyinin yüzde kaçına ulaştığını belirtir. Burada, söz konusu yerdeki güneş enerjisi Dünya'daki etkinliğinin %40'ına sahiptir; tam karşılaştırma as effective as it is on Earth biçimindedir ve it is söylenmez. Only, bu düzeyin düşük olduğunu vurgular. %100'ün altındaki bir değer daha az etkili olmayı, 100% as effective as ise eşit derecede etkili olmayı belirtir.

Alıştırma

Küçük bir filtre, standart filtrenin çıkardığı her 100 parçacığa karşılık 40 parçacık çıkarıyor. Bunu doğru ifade eden cümle hangisidir?

  1. The small filter is 40% less effective than the standard filter.
  2. The small filter is 40% as effective as the standard filter.
  3. The small filter is 40% more effective than the standard filter.
Cevabı göster

The small filter is 40% as effective as the standard filter.

But even this weakened sunlight is often obscured for days by enormous dust storms.

1:55

Fakat bu zayıflamış güneş ışığı bile genellikle devasa kum fırtınaları yüzünden günlerce engellenir.

Solar power alone will probably not be enough.

2:01

Muhtemelen sadece güneş enerjisi tek başına yeterli olmayacaktır.

Alternatives such as wind power and geothermal energy

2:04

Rüzgar gücü ve jeotermal enerji gibi alternatifler

are also unfeasible as there's hardly any atmosphere, Dilbilgisi

2:07

ayrıca uygulanabilir değildir, çünkü neredeyse hiç atmosfer yoktur,

Dilbilgisi

hardly any atmosphere: sıfıra yakın bir miktar

Hardly any + isim, tam olarak sıfır olması gerekmese de neredeyse hiç anlamına gelir. Atmosphere burada sayılamayan bir isimdir, bu yüzden any doğrudan önüne gelebilir. Bu cümlede ifade, hava miktarının tartışılan fikri destekleyemeyecek kadar az olduğunu vurgular. Hardly zaten ifadeye olumsuza yakın bir anlam verir; bu yüzden not gerekmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve neredeyse hiç anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After the outage, there was ____ light in the hallway.

Cevabı göster

hardly any

and Mars's interior is much too cold.

2:11

ve Mars'ın içi çok fazla soğuktur.

Initially,

2:14

Başlangıçta,

nuclear technology might be the only option.

2:15

nükleer teknoloji tek seçenek olabilir.

Since Mars doesn't have easily accessible radioactive elements,

2:18

Mars kolay erişilebilir radyoaktif elementlere sahip olmadığı için,

the nuclear fuel needs to come from Earth along with the reactor.

2:21

nükleer yakıtın reaktörle birlikte Dünya'dan gelmesi gerekir.

If we do set it up, Notlar

2:25

Eğer onu kurarsak,

Dilbilgisi

do set it up içindeki vurgulu do

Bu olumlu if yan cümlesinde do, yalın hâldeki set fiilinden önce gelen vurgu yardımcı fiilidir. “Gerçekten” veya “hakikaten” anlamını katar; ayrı bir eylem belirtmez ve cümleciği soruya dönüştürmez. Kurulum hâlâ varsayımsaldır, ancak konuşan kişi bu olasılığa özel bir ağırlık verir: gerçekten devam edip onu kurarlarsa. Başka durumlara aktarılabilen kalıp do/does/did + fiilin yalın hâlidir; bir eylemin gerçekten gerçekleştiğini doğrulamak, bir şüpheyi düzeltmek veya eylemi güçlü biçimde vurgulamak için kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi call fiilinin vurgulu biçimiyle tamamlayın: If you ____ tonight, leave a message.

Cevabı göster

do call

Öbek fiiller

set it up içinde nesnenin konumu

Set up, ayrılabilen bir öbek fiildir. Bir cihaz veya sistemle kullanıldığında onu çalışmaya hazır olacak şekilde kurmak, düzenlemek veya hazırlamak anlamına gelir. Burada it daha önce sözü edilen reaktörü belirtir; dolayısıyla set it up, reaktörü inşa edip kullanıma hazırlamak demektir. Nesne it gibi bir zamirse zamir set ile up arasına gelmelidir: set it up. Tam bir isim öbeği ise parçacıktan sonra veya iki parçanın arasında kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi set up ve it zamirini kullanarak tamamlayın: The camera is here; please ____ before the call.

Cevabı göster

set it up

it could power our small outpost for the first few years.

2:26

küçük ileri karakolumuza ilk birkaç yıl enerji sağlayabilir.

Unfortunately,

2:30

Ne yazık ki,

all that energy won't be very useful if we can't breathe.

2:31

nefes alamıyorsak tüm bu enerji pek işe yaramayacaktır.

Mars's atmosphere is only 1% as dense as Earth's, and mostly made up of CO2. Öbek fiiller

2:35

Mars'ın atmosferi Dünya'dakinin sadece %1'i kadar yoğundur ve çoğunlukla CO2'den oluşur.

Öbek fiiller

be made up of: bir bütünü oluşturan parçaları belirtmek

Burada is made up of, “-den oluşur” anlamına gelir. Mars's atmosphere bütündür, CO2 ise onun ana bileşenidir. Mostly, CO2'nin en büyük kısmı oluşturduğunu gösterir; tamamının CO2 olduğu anlamına gelmez. Bir şeyi nelerin oluşturduğunu anlatmak için bütün + be made up of + parçalar veya üyeler kalıbını kullanın. be fiili özneye göre değişir: is made up of, are made up of.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The school band is ____ students from four classes.

Cevabı göster

made up of

So, our habitats need to be pressurized

2:40

Yani, habitatlarımızın basınçlandırılması

and filled with an artificial atmosphere

2:43

ve yapay bir atmosferle doldurulması gerekecek

made of nitrogen and oxygen,

2:45

azot ve oksijenden oluşan,

which comes with more problems. Öbek fiiller

2:47

bu da daha fazla sorunu beraberinde getirir.

Öbek fiiller

comes with: ek bir koşul veya sonuç

Burada comes with, “ek bir özellik, koşul veya sonuç olarak beraberinde getirmek” anlamına gelir. Plan, sorunlarla birlikte fiziksel olarak gelmez; onu seçmek, ek sorunlarla da karşılaşmak demektir. X bir şeyle veya durumla bağlantılı olduğunda something comes with X kalıbını kullanın. İfade çoğu zaman X'i paketin bir parçası gibi sunar, ancak ilk şeyin X'e doğrudan neden olduğunu her zaman kanıtlamaz.

Alıştırma

“The new apartment comes with a higher monthly fee,” cümlesinde comes with ne anlama gelir?

  1. Daha yüksek ücret, daireyi kiralamanın ek bir koşuludur.
  2. Kiracı, daireyi görmeden önce ücreti öder.
  3. Daire, ücretle aynı yere gelir.
Cevabı göster

Daha yüksek ücret, daireyi kiralamanın ek bir koşuludur.

Corners and flat walls are weak points,

2:49

Köşeler ve düz duvarlar zayıf noktalardır,

so the habitats will have rounded and smooth shapes

2:51

bu yüzden habitatlar yuvarlak ve pürüzsüz şekillere sahip olacak

to handle the stress of great pressure differences between the interior and exterior. Kelime

2:54

iç ve dış kısımlar arasındaki büyük basınç farklarının yarattığı stresle başa çıkabilmek için.

Kelime

handle the stress: yapısal kuvvetlere dayanmak

Burada handle, “elle tutmak” değil, “güvenli biçimde dayanmak veya başa çıkmak” anlamına gelir. Yuvarlatılmış yapı, basınç farkının oluşturduğu kuvvetler altında işlevini korumalıdır. Buradaki stress, yapısal gerilmedir: bir malzeme veya yapıda oluşan birim alan başına iç kuvvettir. Bu nedenle handle the stress, bir tasarımın bu kuvvetlere bozulmadan dayanabilme özelliğini anlatır.

Alıştırma

“This frame can handle the stress caused by strong winds,” cümlesinde handle the stress ne anlama gelir?

  1. bir insanın kaygısını azaltmak
  2. yapıyı elleriyle tutmak
  3. dış basıncın tamamını ortadan kaldırmak
  4. yapısal kuvvetlere bozulmadan dayanmak
Cevabı göster

yapısal kuvvetlere bozulmadan dayanmak

The airlocks need to be very airtight and work perfectly every time.

2:59

Hava kilitlerinin hava geçirmez olması ve her seferinde kusursuz çalışması gerekir.

Without an extensive magnetosphere or a dense atmosphere,

3:04

Kapsamlı bir manyetosfer veya yoğun bir atmosfer olmadan,

half of all radiation coming from space reaches the ground.

3:07

uzaydan gelen tüm radyasyonun yarısı yere ulaşır.

A person on the surface would be subjected to 50 times the radiation Kelime

3:11

Yüzeydeki bir kişi 50 kat daha fazla radyasyona maruz kalır

that they would be on

3:15

maruz kalacağından

Earth.

3:16

Dünya'da.

Kelime

be subjected to: dayatılan bir şeyi yaşamak

Be subjected to, genellikle zararlı, rahatsız edici veya dayatılan bir şeyi “yaşamak ya da ona katlanmak zorunda bırakılmak” anlamına gelir. Burada, yüzeydeki bir kişinin Dünya'dakinin elli katı düzeyde radyasyon alacağını belirtir. Yapı be + subjected + to + isim öbeği şeklindedir. Bu resmî edilgen yapı, nedenden çok etkilenen kişi veya nesneye odaklanır ve deneyimin çoğu zaman gönüllü olmadığını düşündürür.

Alıştırma

Cümleyi be subjected to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: During the safety test, the samples were ____ extreme heat.

Cevabı göster

subjected to

Three years on the surface of Mars exceeds the radiation dose limits

3:16

Mars yüzeyinde üç yıl, radyasyon doz sınırlarını aşıyor

imposed on NASA astronauts for their entire career.

3:21

NASA astronotlarına tüm kariyerleri boyunca uygulanan.

This increases cancer risks significantly.

3:25

Bu kanser riskini ciddi oranda artırır.

To prevent that,

3:28

Bunu önlemek için,

we could shield our habitats with a thick layer of frozen CO2

3:29

habitatlarımızı kalın bir donmuş CO2 tabakasıyla kalkanlayabiliriz

that can be harvested directly from the atmosphere.

3:33

ki doğrudan atmosferden toplanabilir.

Covering the dry ice with a meter of dirt would further increase the level of protection.

3:36

Kuru buzu bir metrelik bir toprakla örtmek, koruma seviyesini daha da artıracaktır.

Sadly,

3:41

Ne yazık ki,

this means almost no windows.

3:41

bu neredeyse hiç pencere olmaması demektir.

From the inside, Anlatım akışı

3:44

İçeriden,

most living spaces will be windowless tunnels.

3:45

çoğu yaşam alanı penceresiz tüneller olacaktır.

From the outside,

3:48

Dışarıdan ise,

they'll look like burial mounds.

3:49

mezar höyüklerine benzeyecekler.

Anlatım akışı

From the inside ... From the outside: iki bakış açısını düzenlemek

“From the inside” ve “From the outside” birbirine paralel iki bakış açısı belirtecidir. İlki yaşam alanlarının içeriden nasıl hissedildiğini veya göründüğünü, ikincisi ise dışarıdan nasıl göründüğünü anlatır. Buradaki “from”, bir yerden dışarı doğru hareket etmeyi değil, “o gözlem konumundan veya bakış açısından” anlamını taşır. Aynı kalıbın tekrarı karşılaştırmayı açık hâle getirir: A bakış açısı ve A açıklaması; B bakış açısı ve B açıklaması.

Alıştırma

Cümleyi eşleşen “From the inside” ve “From the outside” bakış açısı belirteçleriyle tamamlayın: ____, the cabin feels warm and bright. ____, it looks small and plain.

Cevabı göster

From the inside · From the outside

All of this would still not hold back all the radiation, Öbek fiiller

3:51

Bütün bunlar yine de radyasyonun tamamını engellemeyecek,

Öbek fiiller

hold back: fiziksel bir tehdidi engellemek

Burada “hold back”, radyasyonun bir engeli geçmesini durdurmak veya ona direnmek anlamındadır. Yapı, hold back + durdurulan şey biçimindedir. Cümlede “not hold back all the radiation” dendiği için engel radyasyonun bir kısmını durdurabilir, ancak tamamını durduramaz. Bu, radyasyonun hiçbir kısmının durdurulmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede “hold back”, altyazıdakiyle aynı fiziksel engel anlamında kullanılmıştır?

  1. These walls can hold back the floodwater.
  2. They held back some details from the report.
  3. She had to hold back her laughter.
Cevabı göster

These walls can hold back the floodwater.

but reduce it just enough to be survivable for long periods of time. Dilbilgisi

3:54

fakat uzun süre hayatta kalabilmek için yeteri kadar azaltacaktır.

Dilbilgisi

just enough to be survivable: yalnızca gereken en düşük düzeye ulaşmak

just enough to be survivable ifadesinde just enough bir eşik belirtir: azaltma yalnızca hayatta kalmak için gereken en düşük dereceye ulaşır. Bu, tehlikenin ortadan kalktığı veya koşulların rahat olduğu anlamına gelmez. just enough to + fiil yapısı, “o sonucun oluşması için gereken dereceye kadar” anlamına gelir. Burada to be survivable, ancak mümkün hâle gelen sonucu belirtir.

Alıştırma

Cümlede just enough to be survivable ne anlatıyor?

  1. Tehlikeyi tamamen ortadan kaldırır.
  2. Yalnızca hayatta kalmak için gereken en düşük düzeye ulaşır.
  3. Koşulları herkes için rahat hâle getirir.
Cevabı göster

Yalnızca hayatta kalmak için gereken en düşük düzeye ulaşır.

It won't however,

3:58

Ancak yine de,

protect anyone who ventures outside.

3:59

dışarı çıkan kimseyi korumayacaktır.

So, remote controlled robots will be used for routine work on the surface,

4:02

Yani, uzaktan kontrollü robotlar yüzeydeki rutin işler için kullanılacak,

while our crew stays inside.

4:06

mürettebatımız ise içeride kalırken.

Staying inside is a good idea for another reason,

4:08

İçeride kalmak başka bir nedenden ötürü daha iyi bir fikirdir,

Mars dust.

4:11

Mars tozu.

It's much finer than dust on Earth,

4:12

Dünya'daki tozdan çok daha incedir,

so it could find its way into the gears or electronics of our machines. Deyimler

4:14

bu yüzden makinelerimizin dişlilerine veya elektronik aksamına girebilir.

Deyimler

find its way into: dolaylı veya beklenmedik biçimde girmek

find its way into ifadesinde cansız bir şey, sanki yolunu buluyormuş gibi anlatılır. İfade, bir yere yavaş yavaş, dolaylı biçimde veya beklenmedik şekilde girmek ya da ulaşmak anlamına gelir. Burada ifade toza bir amaç yüklemez. Küçük parçacıkların açıklıklardan geçip sonunda dişlilerin veya elektronik parçaların içine girebileceğini vurgular.

Alıştırma

The private email somehow found its way into a newspaper report cümlesine en uygun anlam hangisidir?

  1. E-postadaki bilgiler haberde dolaylı veya beklenmedik biçimde yer aldı.
  2. E-posta gazete ofisinin içinde yazıldı.
  3. E-posta gazete haberini bilinçli olarak aradı.
Cevabı göster

E-postadaki bilgiler haberde dolaylı veya beklenmedik biçimde yer aldı.

Because it's also very dry,

4:18

Aynı zamanda çok kuru olduğundan,

it's electrostatically charged,

4:20

elektrostatik olarak yüklüdür,

sticking to everything,

4:22

her şeye yapışır,

like spacesuits.

4:24

uzay giysileri gibi.

It will be impossible to avoid carrying lots of Mars dust into our habitats Dilbilgisi

4:25

Habitatlarımıza bol miktarda Mars tozu taşınmasını önlemek imkansız olacaktır

and into the lungs of our crew.

4:29

ve mürettebatımızın ciğerlerine de.

Dilbilgisi

avoid carrying: avoid + -ing yapısı

Avoid sözcüğünden sonra bir isim veya -ing biçimi gelir. avoid carrying ifadesinde carrying, engellenemeyen eylemi belirtir. Burada impossible to avoid carrying, Mars tozunun içeri taşınmasını önlemenin pratik bir yolu olmadığı anlamına gelir. Bir eylemi veya sonucu önlemekten söz ederken avoid + -ing kullanılır; standart İngilizcede bu anlamda avoid to carry denmez.

Alıştırma

Avoid sözcüğünden sonra carry fiilini doğru biçimde kullanın: Seal the container to avoid ____ dust into the clean room.

Cevabı göster

carrying

To make this even worse, Anlatım akışı

4:31

Bunu daha da kötü yapan şey,

Anlatım akışı

To make this even worse: olumsuz durumun ağırlaştığını belirtmek

To make this even worse, zaten kötü olan bir durumu daha ciddi hâle getiren yeni bir bilgiyi tanıtır. This, belirli bir isme değil, az önce anlatılan sorunun tamamına gönderme yapar. Cümlenin başında kullanıldığında dinleyiciye bir sonraki noktanın öncekiyle nasıl bağlantılı olduğunu gösterir: bu yalnızca yeni bir madde değil, sorunun ağırlaşmasıdır. Virgül, bu giriş ifadesini ardından gelen yeni bilgiden ayırır.

Alıştırma

To make this even worse, dinleyiciye ne anlatır?

  1. Konuşan kişi karşıt bir görüşe geçer.
  2. Sıradaki bilgi mevcut bir sorunu ağırlaştırır.
  3. Sıradaki bilgi nötr bir örnek verir.
Cevabı göster

Sıradaki bilgi mevcut bir sorunu ağırlaştırır.

Mars's soil is filled with very toxic perchlorate salts. Kültür

4:33

Mars toprağının çok zehirli perklorat tuzlarıyla dolu olmasıdır.

Kültür

perchlorate salts: zehirli kimyasal tuzlar

Perchlorate salts, perklorat iyonu içeren kimyasal bileşiklerdir. Buradaki salts, iyonik bileşiklerin bir sınıfını anlatan kimya terimidir; sıradan sofra tuzu anlamına gelmez. Bu ifade Mars toprağındaki tehlikeli maddenin adını verir. Bu cümledeki very toxic, bunun zararsız bir tuz değil, ciddi bir kirlenme ve maruz kalma riski olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede perchlorate salts ne anlama gelir?

  1. Topraktaki bir grup zehirli kimyasal bileşik
  2. Yemeğe eklenen sıradan sofra tuzu
  3. Toprağın altındaki donmuş su
  4. Zararsız bir Mars kayası türü
Cevabı göster

Topraktaki bir grup zehirli kimyasal bileşik

Constant exposure could be deadly.

4:37

Sürekli maruz kalmak ölümcül olabilir.

This problem can still be overcome though. Anlatım akışı

4:39

Fakat bu problemin üstesinden hâlâ gelinebilir.

Anlatım akışı

Cümle sonundaki though: sonradan eklenen karşıtlık

Cümlenin sonunda though, “yine de” veya “bununla birlikte” anlamına gelir. Mesajı önceki kötü haberin tersine çevirir: sorun tehlikelidir ama yine de çözülebilir. Burada though bir yan cümle başlatmaz. Tüm ifadeye sonradan eklenen kısa bir yorum yapar; bu nedenle asıl karşıtlık ancak sonda belirginleşir.

Alıştırma

“The hike was exhausting. The view was worth it, though.” cümlesinin sonundaki though ne işe yarar?

  1. Manzaranın görülmeye değmediğini söyler.
  2. Sonradan bir karşıtlık ekler: yorucu yürüyüşe rağmen manzara buna değmiştir.
  3. Yürüyüşe çıkmak için bir koşul sunar.
  4. Yürüyüşün neden yorucu olduğunu açıklar.
Cevabı göster

Sonradan bir karşıtlık ekler: yorucu yürüyüşe rağmen manzara buna değmiştir.

Spacesuits,

4:42

Uzay giysileri,

for example,

4:42

örneğin,

could be made in a way that they never truly enter the base,

4:43

üsse hiçbir zaman tam olarak girmeyecek şekilde yapılabilir,

but stay attached to the outside of the habitats.

4:46

ama habitatların dışına bağlı olarak kalabilir.

Okay,

4:49

Tamam,

great.

4:49

harika.

Now we've safely isolated humans in terms of energy and air Kalıp ifadeler

4:50

Şimdi insanları enerji ve hava açısından güvenle izole ettik

Kalıp ifadeler

in terms of: bir iddiayı tek bir yönle sınırlamak

In terms of, bir şeyi değerlendirirken veya tartışırken ele alınan belirli yönü gösterir. Burada insanların güvenli biçimde yalıtıldığı iddiasını enerji ve hava yönleriyle sınırlar; bu yüzden bütün ihtiyaçların karşılandığı anlamına gelmez. Geniş bir konuyu maliyet, güvenlik veya zaman gibi tek bir alana indirmek için in terms of + isim veya isim öbeği yapısını kullanın. Bu ifade “bakımından” anlamına gelir; “belirli terimler kullanarak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle olumlu değerlendirmeyi doğru biçimde maliyet yönüyle sınırlar?

  1. The plan works well in terms of cost.
  2. The plan works well because of cost.
  3. The plan works well instead of cost.
Cevabı göster

The plan works well in terms of cost.

and protected them from cancer,

4:54

ve onları kanserden koruduk,

we just need to feed them.

4:56

sadece onları beslememiz gerekiyor.

Water is easy to come by if a settlement is positioned near the Martian poles Öbek fiiller

4:58

Eğer bir yerleşim, kalın buz tabakalarına sahip olan

Öbek fiiller

easy to come by: “kolay elde edilebilir” anlamı

Easy to come by, bir şeyin bulunmasının veya elde edilmesinin kolay olduğu anlamına gelir. Kaynaklarla ilgili bu bağlamda come by “elde etmek” demektir; dolayısıyla cümle, Mars'ın kutupları yakınında suyun kolayca bulunabildiğini söyler. Yaygın X is easy, hard veya difficult to come by yapısı, X'in ne kadar kolay bulunabildiğini değerlendirir. Onu bulan veya elde eden insanlar olsa da elde edilen şey X konumunda yer alır.

Alıştırma

“Bulmak veya elde etmek” anlamındaki, derste öğrendiğiniz iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: In this town, fresh fruit is easy to ____ all year.

Cevabı göster

come by

with their thick layers of ice.

5:02

Mars kutuplarının yakınına kurulursa, su bulmak kolaydır.

Growing food is a different kind of challenge though.

5:04

Ancak yiyecek yetiştirmek farklı türden bir zorluktur.

Mars's soils are alkaline and lack the vital nitrogen compounds

5:07

Mars'ın toprakları alkalindir ve hayati azot bileşiklerinden yoksundur

that plants need to grow.

5:11

bitkilerin büyümesi için ihtiyaç duyduğu.

Before we can grow anything, Dilbilgisi

5:14

Bir şey yetiştirmeden önce,

we will have to decontaminate the soil,

5:15

toprağı arındırmamız gerekecek,

Dilbilgisi

Before we can A, we will have to B: bir ön koşulu ifade etmek

Before we can A, we will have to B, bir ön koşul belirtir. A daha sonra ulaşılacak hedeftir; B ise önce tamamlanması gereken adımdır. Asıl cümlede herhangi bir şey yetiştirmek A, toprağı kirleticilerden arındırmak ise B'dir. Before yan cümlesi önce henüz gerçekleştirilemeyen hedefi söyler, ana cümle de gerekli hazırlığı belirtir. Bu kalıp plan, proje ve süreçlerdeki bağımlılıkları açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Önce frenlerin kontrol edilmesi gerektiğini ve yolculuğun ancak bundan sonra başlayabileceğini doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Before we will can start the trip, we have to check the brakes.
  2. Before we can start the trip, we will have to check the brakes.
  3. We can start the trip before we will have to check the brakes.
Cevabı göster

Before we can start the trip, we will have to check the brakes.

which is difficult and expensive.

5:17

ki bu zor ve pahalıdır.

Then the soil can be fertilized using recycled biological waste.

5:20

Daha sonra toprak, geri dönüştürülmüş biyolojik atıklar kullanılarak gübrelenebilir.

All of this will take a lot of time and is very energy intensive. Kalıp ifadeler

5:24

Bütün bunlar çok zaman alacak ve çok yoğun enerji gerektiren işlerdir.

Kalıp ifadeler

energy intensive: yüksek enerji ihtiyacı

Energy intensive, çalışması veya tamamlanması için büyük miktarda enerji gereken bir süreç ya da etkinliği tanımlar. Bu cümlede bütün hazırlıkların enerji açısından maliyetini değerlendirir; işin zor, stresli veya yoğun hissedilmesini anlatmaz. Bu ifade, yöntemleri veya teknolojileri enerji ihtiyaçlarına göre karşılaştırmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve çok enerji gerektirmek anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Running an old data center is ____.

Cevabı göster

energy intensive

So,

5:28

Yani,

we might use aquaponics to raise fish and plants together, Kültür

5:29

balıkları ve bitkileri birlikte yetiştirmek için akuaponik kullanabiliriz,

Kültür

Aquaponics: balıkları ve bitkileri tek sistemde yetiştirmek

Aquaponics, yani akuaponik, genellikle balık gibi su hayvanlarını yetiştirmeyi bitkileri toprak yerine suda yetiştirmeyle birleştiren bir gıda üretim sistemidir. Balıkların atıkları bitkilere besin sağlar ve su bağlantılı sistemin içinde yeniden kullanılır. Bu nedenle cümlede raise fish and plants together ifadesi doğal biçimde kullanılabilir.

Alıştırma

Balık yetiştirmeyi topraksız bitki yetiştirmeyle birleştiren bağlantılı sistemin İngilizce adı hangisidir?

  1. Aquaculture
  2. Hydroponics
  3. Aquaponics
Cevabı göster

Aquaponics

making the astronauts' diets more varied and tasty at the same time.

5:32

böylece astronotların beslenmesini aynı zamanda daha çeşitli ve lezzetli hale getirebiliriz.

This will be an important psychological boost for our over-worked crew. Kalıp ifadeler

5:37

Bu da aşırı çalışan mürettebatımız için önemli bir psikolojik destek olacaktır.

Kalıp ifadeler

Psychological boost: ruh hâlini veya morali yükselten etki

Bu cümlede a psychological boost, mürettebatın ruh hâlini, güvenini veya moralini iyileştiren bir şeydir. Daha iyi yiyecekler zihinlerini gerçek anlamda güçlendirmez; yorucu çalışma sırasında onlara duygusal bir destek verir. a psychological boost kalıbı; iyi haberlerin, desteğin, başarının, rahatlığın veya hoş bir değişikliğin oluşturduğu olumlu zihinsel etkiyi anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

“The coach's message gave the team a psychological boost,” cümlesinde mesaj büyük olasılıkla ne yaptı?

  1. Takımın güvenini ve moralini artırdı.
  2. Takıma tıbbi tedavi sağladı.
  3. Takımın fiziksel gücünü artırdı.
Cevabı göster

Takımın güvenini ve moralini artırdı.

All of these things don't solve one fundamental problem though.

5:42

Yine de tüm bunlar temel bir sorunu çözmüyor.

Mars has only 38% of Earth's surface gravity,

5:45

Mars'ın yüzey yerçekimi Dünya'nınkinin sadece %38'idir,

which could cause muscle wasting,

5:49

ki bu da kas zayıflamasına neden olabilir,

bone loss,

5:51

kemik kaybına,

and cardiovascular problems.

5:52

ve kardiyovasküler sorunlara.

While this might be solved in the future by setting up rotating living spaces, Anlatım akışı

5:54

Gelecekte dönen yaşam alanları kurularak bu sorun çözülebilse de,

for now our crew has to live with low gravity Öbek fiiller

5:59

şimdilik mürettebatımız düşük yerçekimiyle yaşamak zorunda

Anlatım akışı

While ... in the future ... for now: gelecekteki olasılık ile bugünkü gerçekliğin karşılaştırılması

Burada While bir zaman dilimini değil, karşıtlığı belirtir. İlk yan cümle gelecekte mümkün olan bir çözümü sunar; for now ise dikkati şu anda geçerli olan duruma çevirir. Bu kalıp gelecekteki olasılığı bugünkü gerçeklikten ayırır: While X might happen in the future, for now Y. Uzun vadeli bir fikir bugünkü kararı veya kısıtlamayı henüz değiştirmediğinde kullanılır.

Alıştırma

Zaman karşıtlığı kalıbını While ve for now ile tamamlayın: ____ self-driving buses might become common in the future, ____ the town still needs human drivers.

Cevabı göster

While · for now

Öbek fiiller

live with low gravity: değiştirilemeyen bir durumu kabullenmek

live with low gravity ifadesindeki live with, aynı evi paylaşmak anlamına gelmez. Hemen değiştirilemeyen bir durumu kabul edip onunla baş etmeye devam etmek anlamına gelir. Düşük yer çekimi ideal olmasa da mürettebat bu koşullarda çalışmayı sürdürmek zorundadır. Yeniden kullanılabilen kalıp live with + sorun, kısıtlama veya sonuç şeklindedir. Genellikle durumu sevmek veya onaylamak yerine isteksizce kabullenme, uyum sağlama ya da katlanma anlamı taşır.

Alıştırma

The team has to live with a slow internet connection for a week cümlesinde live with ne anlama gelir?

  1. Durumu hemen ortadan kaldırmak
  2. Zor bir durumu kabul edip onunla baş etmeye devam etmek
  3. Başka biriyle aynı evde yaşamak
Cevabı göster

Zor bir durumu kabul edip onunla baş etmeye devam etmek

and exercise a lot to slow the degradation down. Öbek fiiller

6:01

ve bu bozulmayı yavaşlatmak için çok fazla egzersiz yapmalı.

Öbek fiiller

Ayrılabilen bir öbek fiil olarak slow ... down

Burada slow ... down, bir şeyin gerçekleşmesini veya ilerlemesini yavaşlatmak anlamına gelen, ayrılabilen tek bir öbek fiildir. the degradation isim öbeği nesnesi, slow fiili ile down parçacığının arasına girer. İki parça ayrıldığı için dinlerken tüm nesneyi aşıp down sözcüğünü yeniden slow ile ilişkilendirin. down, degradation için bir yön bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi, 'makinenin daha yavaş çalışmasını sağlamak' anlamındaki ayrılabilen öbek fiilin iki parçasıyla tamamlayın: Use the lower setting to ____ the machine ____.

Cevabı göster

slow · down

The crews will probably have to rotate every few years Kelime

6:05

Mürettebatın muhtemelen birkaç yılda bir rotasyona girmesi gerekecek

Kelime

rotate every few years: planlı mürettebat değişimi

Personel ve görev planlamasında rotate, farklı mürettebat ekiplerinin sırayla görev yapması; bir ekibin ayrılıp diğerinin görevi devralması anlamına gelir. Mürettebat üyelerinin kendi çevrelerinde dönmesi anlamına gelmez. Every few years, değişimin tekrarlandığı zaman aralığını belirtir: Mürettebat görevlendirmesinin her birkaç yıllık dönemden sonra değişmesi beklenir.

Alıştırma

Bir personel planında 'The emergency teams rotate every two weeks' cümlesi ne anlama gelir?

  1. Tüm acil durum ekipleri tam olarak aynı anda yer değiştirir.
  2. Bir acil durum ekibi iki hafta sonra kalıcı olarak değiştirilir.
  3. Farklı acil durum ekipleri, tekrar eden bir programa göre sırayla görev yapar.
Cevabı göster

Farklı acil durum ekipleri, tekrar eden bir programa göre sırayla görev yapar.

after being stuck indoors in tight spaces without windows

6:09

penceresiz dar alanlarda iç mekanda sıkışıp kaldıktan sonra

with the same people performing the same routines

6:12

aynı insanların aynı rutinleri yerine getirdiği

day in day out with little contact from the outside world Deyimler

6:15

dış dünyayla çok az bağlantısı olan günden güne

Deyimler

day in day out: günbegün tekrarlanan bir düzen

Day in day out, aynı faaliyet ya da durumun uzun süre boyunca her gün devam ettiğini anlatan kalıplaşmış bir deyimdir. Bu cümlede mürettebatın dış dünyayla sınırlı temasını tekrar eden bir günlük düzen olarak gösterir. In ve out sözcüklerinin birlikte kullanılması hareketi ya da konumu anlatmaz. Deyim, bağlama göre çoğu zaman tekdüzelik, zorluk veya yorgunluk hissi de katar.

Alıştırma

Uzun ve yorucu bir tekrarı vurgulayan kalıplaşmış deyimle cümleyi tamamlayın: She performs the same safety checks ____, with almost no change in her routine.

Cevabı göster

day in day out

and a lot to worry about.

6:18

ve endişelenecek çok şey varken.

Like Antarctic scientists or submarine staff, Anlatım akışı

6:21

Antarktika bilim insanları veya denizaltı personeli gibi,

they will undergo intense psychological screening Kalıp ifadeler

6:24

yoğun psikolojik taramalardan geçecekler

Kalıp ifadeler

undergo intense psychological screening: yoğun bir psikolojik değerlendirmeden geçmek

Undergo, bir süreci “yaşamak” veya “bir süreçten geçmek” anlamına gelir. Burada mürettebat adayları değerlendirilen kişilerdir; intense psychological screening ise zihinsel uygunluklarını ve duruma dayanma becerilerini ölçen kapsamlı ve sıkı bir dizi kontrolü ifade eder. Kalıp undergo + isim şeklindedir. undergo testing, undergo training, undergo treatment veya undergo an investigation gibi resmî ya da zorlu süreçler için kullanılır. Öznenin süreci yürüten taraf olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “bir tarama sürecinden geçmek” anlamındaki resmî fiille tamamlayın: Before joining the polar expedition, every applicant must ____ psychological screening.

Cevabı göster

undergo

to make sure they're mentally resilient enough to handle this lifestyle for several years.

6:27

bu yaşam tarzını birkaç yıl kaldırabilecek kadar zihinsel dirençli olduklarından emin olmak için.

Anlatım akışı

Like Antarctic scientists or submarine staff, ile kurulan karşılaştırma çerçevesi

Cümle başındaki Like Antarctic scientists or submarine staff ifadesi, ana bilgi verilmeden önce bir karşılaştırma çerçevesi kurar. Okuyucunun they ile belirtilen kişileri, uzun süre yalıtılmış ve yüksek baskılı ortamlarda çalışan daha tanıdık gruplar üzerinden anlamasını sağlar. Burada like, benzer anlamındaki bir edattır; hoşlanmak anlamındaki fiil değildir. Virgül karşılaştırma çerçevesinin bittiği yeri gösterir; ardından ana cümle onların neye tabi tutulacağını ve bunun nedenini açıklar. Baştaki bu karşılaştırma, bilinmeyen bir durumu daha tanıdık durumlarla ilişkilendirerek açıklar.

Alıştırma

Cümle başındaki Like Antarctic scientists or submarine staff, ifadesi cümlede ne yapıyor?

  1. Bir karşılaştırma çerçevesi kurarak they ile belirtilen kişilerin neden yoğun psikolojik değerlendirmeye ihtiyaç duyduğunu açıklamaya yardımcı olur.
  2. Antarktika bilim insanları ile denizaltı personelinin they ile belirtilen kişiler olduğunu söyler.
  3. Like sözcüğünü fiil olarak kullanıp onların Antarktika bilim insanlarından ve denizaltı personelinden hoşlandığını söyler.
Cevabı göster

Bir karşılaştırma çerçevesi kurarak they ile belirtilen kişilerin neden yoğun psikolojik değerlendirmeye ihtiyaç duyduğunu açıklamaya yardımcı olur.

Establishing the first real infrastructure on Mars will be extremely taxing work Kelime

6:32

Mars'ta ilk gerçek altyapıyı kurmak son derece zorlu bir iş olacak

Kelime

extremely taxing work: taxing sözcüğünün “çok zorlayıcı” anlamı

extremely taxing work ifadesinde taxing, çok fazla fiziksel veya zihinsel enerji harcatacak kadar zorlayıcı demektir. Vergilerle ilgili değildir. Extremely, dereceyi güçlendirir ve işin olağanüstü yorucu olmasının beklendiğini gösterir. Sıfat, a taxing task örneğindeki gibi isimden önce veya the task was taxing örneğindeki gibi be fiilinden sonra gelebilir. Bir kişiyi ciddi biçimde zorlayan işler, deneyimler, programlar ve dönemler için kullanılır.

Alıştırma

“Caring for patients through the night can be taxing work,” cümlesinde taxing ne anlama gelir?

  1. Hızlı ve zahmetsiz
  2. Vergi toplamakla bağlantılı
  3. Çok zorlayıcı ve yorucu
Cevabı göster

Çok zorlayıcı ve yorucu

that only a group of very determined and competent people can do.

6:36

ki sadece çok kararlı ve yetkin bir grup insan bunu yapabilir.

Luckily,

6:41

Neyse ki,

we have enough of these on Earth.

6:41

Dünya'da bunlardan yeterince var.

And there you have it. Kalıp ifadeler

6:44

Ve işte karşınızda.

Kalıp ifadeler

Açıklamayı bitiren there you have it

Burada there you have it, “sonuç işte bu” veya “açıklama burada tamamlanıyor” anlamına gelir. Konuşmacı küçük bir Mars üssünün ihtiyaçlarını sıralamayı yeni bitirmiştir ve bu ifadeyle listeyi doğal biçimde kapatır. Bu, bir yerde bir şeye sahip olmayı anlatan gerçek anlamlı bir cümle değil, kalıplaşmış bir kapanış ifadesidir. Az önce gösterilen sonuca, cevaba, tamamlanmış ürüne veya bulguya geri gönderme yapar.

Alıştırma

Dersteki ifadeyle kapanışı tamamlayın: After showing the finished model, the presenter says, “And ____.”

Cevabı göster

there you have it

A small Mars base that will survive for at least a few decades.

6:45

En az birkaç on yıl hayatta kalacak küçük bir Mars üssü.

As long as it's getting a constant supply of resources, Notlar

6:49

Sabit bir kaynak tedariği aldığı sürece,

Kalıp ifadeler

kesintisiz kaynak tedariki

Bu ifadede a constant supply of resources, ihtiyaç duyulan malzemelerin veya desteğin kesintisiz biçimde gelmeye devam etmesi ya da sürekli erişilebilir olması demektir. Constant, her seferinde miktarın tamamen aynı olmasını değil, tedarikin sürekliliğini ve güvenilirliğini anlatır. a constant supply of + isim kalıbı; su, enerji, yakıt, para, ham madde veya veri gibi bir sistemin sürekli ihtiyaç duyduğu şeyler için kullanılır.

Alıştırma

Uzak bir araştırma istasyonunun kesintisiz yakıt almaya devam etmesi gerekiyor. Bu fikri hangi cümle ifade eder?

  1. The station receives fuel at irregular times.
  2. The station needs a large supply of fuel once.
  3. The station needs a constant supply of fuel.
Cevabı göster

The station needs a constant supply of fuel.

parts, nuclear fuel,

6:52

parçalar, nükleer yakıt,

and crews from Earth.

6:54

ve Dünya'dan gelen mürettebatlar.

Dilbilgisi

Koşul bildiren As long as

Burada As long as, sürekli geçerli kalması gereken koşulu belirtir: Üs yalnızca Dünya’dan malzeme almaya devam ederse ayakta kalabilir. “Şu koşulla” veya “bu koşul yerine getirildiği sürece” anlamındadır; “aynı uzunlukta bir süre” anlamına gelmez. Koşul cümleciği ana ifadeden önce veya sonra gelebilir. Altyazıda noktadan sonra görünse de anlam bakımından önceki ifadeye bir koşul ekler.

Alıştırma

Cümleyi dersteki provided that anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The research station can stay open ____ fresh supplies arrive each month.

Cevabı göster

as long as

Unfortunately,

6:56

Ne yazık ki,

Mars and Earth are separated by millions of kilometers

6:57

Mars ve Dünya milyonlarca kilometre ile ayrılmış durumda

and orbital periods that leave only a narrow travel window every 2 years. Kültür

7:00

ve her 2 yılda bir sadece dar bir seyahat penceresi bırakan yörünge periyotlarıyla.

Kültür

dar bir yolculuk aralığı

Bu uzay yolculuğu bağlamında window, bir eylemin yapılabildiği sınırlı bir zaman aralığını ifade eder. A narrow travel window, gezegenlerin yörüngedeki konumlarının uygun olduğu kısa bir aralıkta uzay aracının yolculuğa başlayabileceği anlamına gelir. Bu ifade yolculuğun ne kadar sürdüğünü değil, yola çıkma fırsatını anlatır. Every 2 years, bu uygun aralığın ne sıklıkta tekrar oluştuğunu gösterir.

Alıştırma

Uzay yolculuğu planlamasında a narrow travel window ne anlama gelir?

  1. Yolculuğun başlayabileceği kısa bir dönem
  2. Uzay aracındaki küçük pencere
  3. Yolculuğun alacağı toplam süre
Cevabı göster

Yolculuğun başlayabileceği kısa bir dönem

If there's an emergency in the colony,

7:05

Kolonide bir acil durum olursa,

Earth wouldn't be able to help until the next travel window opens. Dilbilgisi

7:07

Dünya bir sonraki seyahat penceresi açılana kadar yardım edemez.

Dilbilgisi

wouldn't be able to ... until: belirli bir zamana kadar mümkün olmama

Wouldn't be able to help, varsayılan acil durumda yardım etmenin mümkün olmayacağı anlamına gelir. Would, öngörülen veya varsayımsal bir sonucu; be able to ise yeterliliği ifade eder. Until the next travel window opens, bu kısıtlamanın sona erdiği noktayı gösterir. Dünya bu noktadan önce yardım edemez; o anda veya sonrasında yardım mümkün hâle gelebilir. Bu ifade, yardımın o zamana kadar sürüp pencere açıldığında duracağı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle kurtarma ekibinin adaya pazartesiden önce ulaşamayacağı anlamına gelir?

  1. The rescue team would be able to reach the island until Monday.
  2. The rescue team wouldn't be able to reach the island until Monday.
  3. The rescue team wouldn't be able to stay on the island after Monday.
Cevabı göster

The rescue team wouldn't be able to reach the island until Monday.

Helpers may arrive on a planet filled with corpses.

7:11

Yardımcılar cesetlerle dolu bir gezegene varabilir.

Settling Mars will be the toughest challenge we have ever faced. Dilbilgisi

7:15

Mars'a yerleşmek bugüne kadar karşılaştığımız en zorlu görev olacak.

Dilbilgisi

the toughest challenge we have ever faced: bugüne kadar karşılaştığımız en zorlu görev

The toughest challenge, bir zorluğu karşılaştırmadaki diğer tüm zorluklardan daha zor olarak sıralamak için toughest üstünlük biçimini kullanır. We have ever faced, challenge sözcüğünü açıklar. Bu bir ilgi tümceciğidir ve nesne görevindeki isteğe bağlı that ilgi zamiri çıkarılmıştır: the toughest challenge that we have ever faced. Have ever faced geçmişten şimdiye kadar olan döneme bakar; bu nedenle karşılaştırma, tamamlanmış tek bir geçmiş dönemi değil, bugüne kadarki ilgili deneyimlerin tamamını kapsar.

Alıştırma

Cümleyi ever ve face fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: Of all our challenges up to now, this is the toughest one we ____.

Cevabı göster

have ever faced

It will be gruesome work to establish the infrastructure we need.

7:19

İhtiyacımız olan altyapıyı kurmak korkunç bir iş olacak.

But we're stubborn,

7:23

Ancak biz inatçıyız,

and we like extreme challenges.

7:24

ve ekstrem zorlukları seviyoruz.

If we push through phase 2 of colonization, Öbek fiiller

7:26

Eğer kolonizasyonun 2. aşamasını atlatırsak,

Öbek fiiller

push through: zorluğa rağmen devam etmek

Bu cümlede push through, zor bir aşama tamamlanana veya aşılana kadar çalışmayı sürdürmek anlamına gelir. phase 2, fiziksel olarak itilen bir şey değil, sürekli çabayla aşılması gereken bir engel gibi sunulur. Yapı, push through ifadesinden sonra zor bir aşama, süreç veya dönem getirilerek kullanılabilir. Yalnızca sonraki adıma geçmekten çok kararlılığı vurgular.

Alıştırma

“Zorluğa rağmen devam etmek” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: Despite the delays, the team decided to ____ the final testing phase.

Cevabı göster

push through

anything is possible.

7:29

her şey mümkündür.

Cities illuminating the dark Martian night,

7:31

Karanlık Mars gecesini aydınlatan şehirler,

a hub for travel between the planets,

7:33

gezegenler arası seyahatler için bir merkez,

industry setting foot in orbit, Deyimler

7:35

yörüngede ayak basan sanayi,

Deyimler

setting foot in orbit: bir alana girmeyi anlatan mecaz

Burada setting foot in orbit, kişileştirme içeren bir mecazdır. Bir endüstri gerçek anlamda adım atamaz; ifade, ticari faaliyetlerin yörünge uzayına girmeye ve orada varlık göstermeye başladığı anlamına gelir. Set foot in çoğu zaman bir yere veya alana ilk kez girmeyi belirtir. industry gibi soyut bir özneyle kullanıldığında fiziksel giriş anlamından yeni bir alana girme anlamına genişleyebilir.

Alıştırma

Bu cümlede setting foot in ne anlama geliyor? “The newspaper is setting foot in podcasting with a new weekly show.”

  1. Yeni bir alana girmeye ve katılmaya başlamak
  2. Fiziksel olarak bir yüzeye ayak basmak
  3. O alandaki tüm faaliyetleri durdurmak
Cevabı göster

Yeni bir alana girmeye ve katılmaya başlamak

terraforming,

7:37

dünyalaştırma,

a true multi-planetary future.

7:38

gerçek bir çok gezegenli gelecek.

Going to Mars is hard,

7:41

Mars'a gitmek zordur,

but worth it. Kalıp ifadeler

7:43

ama buna değer.

Kalıp ifadeler

worth it: sonuç maliyete değdiğinde

“Worth it”, sonucun veya elde edilen yararın harcanan çabayı, maliyeti, zorluğu ya da riski haklı çıkaracak kadar iyi olduğu anlamına gelir. Buradaki “it”, daha önce konuşulan zorlu eylemin veya durumun tamamına gönderme yapar. Temel yapı be worth it şeklindedir; “The concert was worth it.” buna bir örnektir. Bu ifade, harcanan veya katlanılan şeyler düşünüldükten sonra olumlu bir değerlendirme yapar.

Alıştırma

Sonucun yaşanan zorluğa değdiğini anlatan iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: “The wait was long, but the concert was ____.”

Cevabı göster

worth it

And if we're lucky,

7:44

Ve şanslıysak,

we might be around long enough to see it happening Kelime

7:45

bunun gerçekleştiğini görecek kadar uzun yaşayabilir

Kelime

be around: hâlâ hayatta veya orada olmak

Burada “be around”, ilgili gelecek zamanda hâlâ var olmak, hayatta olmak veya orada bulunmak anlamına gelir. “long enough to see it happening” ifadesi zamanla ilgili ipucunu verir; bu nedenle around yakındaki bir konumu anlatmaz. Başka bağlamlarda aynı ifade “be available” veya “be somewhere nearby” anlamına gelebilir. Hangi anlamın amaçlandığını belirlemek için çevredeki zaman ve olay ipuçlarını kullanın.

Alıştırma

Hangi cümlede “be around”, “gelecekteki bir olay gerçekleştiğinde hâlâ hayatta veya orada olmak” anlamına gelir?

  1. Let's hang around outside after the show.
  2. I hope I'll be around to meet my great-grandchildren.
  3. The pharmacy will be nearby when we arrive.
Cevabı göster

I hope I'll be around to meet my great-grandchildren.

and cheer on the people who take on these challenges Öbek fiiller

7:48

ve bu zorlukları üstlenen insanları destekleyebiliriz

Öbek fiiller

Cheer on: birinin çabasını etkin biçimde desteklemek

Cheer on, biri bir şeyi denerken, yarışırken veya zor bir iş yaparken onu etkin biçimde desteklemek ve cesaretlendirmek demektir. Burada destek, zorlukları kabul eden kişilere yöneliktir ve onların devam etmesine yardımcı olur. Cheer on ayrılabilen bir öbek fiildir: cheer on the people veya cheer the people on denebilir. Nesne bir zamirse ortaya gelir: cheer them on denir, cheer on them denmez.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “etkin biçimde cesaretlendirmek” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: We stood beside the track to ____ Maya during her first race.

Cevabı göster

cheer on

Öbek fiiller

Take on these challenges: zor görevleri üstlenmek

Take on these challenges ifadesindeki take on, zor bir işin, riskin veya sorunun sorumluluğunu isteyerek kabul etmek demektir. Burada fiziksel olarak bir şey alınmaz; kişiler zorlukların gerektirdiği şeylerle yüzleşmeyi kabul eder. Nesne, take on these challenges örneğinde olduğu gibi öbek fiilin tamamından sonra gelebilir. Nesne bir zamirse take it on kullanılır. Bir zorluğu take on etmek onu kabul etmeyi belirtir; zorluğun başarıyla tamamlandığını söylemez.

Alıştırma

Bir takımın zor bir görevi üstlenecek gönüllüye ihtiyacı var. Hangi cümle Lina'nın bunu kabul ettiğini söylüyor?

  1. Lina has overcome the challenge.
  2. Lina agrees to take on the challenge.
  3. Lina may face the challenge.
Cevabı göster

Lina agrees to take on the challenge.

for the benefit of us all. Kalıp ifadeler

7:51

hepimizin iyiliği için.

Kalıp ifadeler

for the benefit of us all: hepimizin yararı için

For the benefit of + kişi veya grup, “o kişi ya da grubun yarar görmesi veya yardım alması için” demektir. Burada us all, yarar sağlaması beklenen kişileri belirtir; böylece eylem, yalnızca onu yapanlara değil herkese hizmet eden bir şey olarak sunulur. Bu kalıpta benefit bir isimdir ve yararlanan kişiyi ya da grubu of getirir: for the benefit of us all. Yeniden kullanılabilecek kalıp for the benefit of + isim veya zamir biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi, benefit sözcüğünü isim olarak kullanan ve “yardım etmek için” anlamına gelen dört kelimelik resmî kalıpla tamamlayın: The new safety rules were introduced ____ everyone.

Cevabı göster

for the benefit of