Canlı Canlı Yenilmek (Skafizm) - İnsanlık Tarihinin En Kötü Cezaları: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Video, Mithridates'in kaderinden skafizmi yeniden kurar ve kültürel önyargılı olabilecek Plutarkhos anlatısının güvenilir tarih olup olmadığını sorgular. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “could be said to have been” ile temkinli yargı, edilgen aktarım ve geçmiş durumu birleştirip tarihsel yorumu kesin gerçek gibi sunmayın; dil bilgisi ve cümle kalıpları. 2. “got the upper hand” ifadesini çatışma veya müzakerede nihai zafer değil, geçici üstünlük bildiren bir deyim ve mecaz olarak anlayın. 3. “didn't go down well with” ile bir eylemin kötü karşılandığını söyleyin ve olumsuz tepkiyi kimin verdiğini belirtin; deyimler ve mecazlı ifadeler.
Bu derste
In terms of justice, the ancient Persian Empire could be said to have been harsh, but fair. Notlar
0:00Adalet açısından, eski Pers İmparatorluğu'nun sert ama adil olduğu söylenebilir.
In terms of justice: bir değerlendirmenin kapsamını sınırlamak
In terms of + bir isim veya isim öbeği, “bu belirli açıdan değerlendirildiğinde” anlamına gelir. Burada In terms of justice, değerlendirmenin kapsamını imparatorluğun adalet sisteminin işleyişiyle sınırlar. Bu giriş, önce kapsamı belirleyerek cümledeki bilgiyi düzenler. Böylece harsh, but fair ifadesinin imparatorluğun her yönü hakkında bir yargı olmadığı anlaşılır.
Alıştırma
Yargıyı tek bir yönle sınırlayan, dersteki üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ battery life, this phone is excellent.
Cevabı göster
In terms of
could be said to have been: geçmiş hakkında ihtiyatlı bir yargı
Could be said to have been, geçmişteki bir durumu ihtiyatlı biçimde anlatır. Could iddiayı yumuşatır; edilgen be said ise onu tartışmasız bir gerçek yerine makul bir yorum olarak sunar. Perfect infinitive yapısı to have been, durumu konuşma zamanından önceye yerleştirir. Bu nedenle ifade yaklaşık olarak “o zaman öyle olduğunu söylemek makuldür” anlamına gelir; “öyle olma yeteneğine sahipti” anlamına gelmez.
Alıştırma
Geçmiş bir durum hakkında ihtiyatlı yargı bildiren, dersteki altı kelimelik yapıyla cümleyi tamamlayın: Looking back, the first version ____ ahead of its time.
Cevabı göster
could be said to have been
Lex Talionis: göze göz, dişe diş
Lex Talionis, aynı türden karşılık verme ilkesinin Latince hukuk adıdır: bir haksızlığa, ona karşılık gelen ve orantılı bir sonuçla yanıt verilir. an eye for an eye, tooth for a tooth ifadesi Lex Talionis ile eş görevli açıklamadır ve bilinmeyen terimi hemen açıklar. İngilizcenin daha sonraki kullanımlarında an eye for an eye, aynı şekilde karşılık vermeyi daha geniş ve mecazi biçimde de anlatabilir; bu ifade tek başına modern bir hukuk sisteminin kelimesi kelimesine aynı zararı verdiğini göstermez.
Alıştırma
Bu cümlede Lex Talionis ifadesinden sonraki bölüm ne işe yarıyor?
- Kanundaki birbiriyle ilgisiz iki suç örneğini verir.
- Her modern mahkemenin tam olarak aynı fiziksel zararı vermesi gerektiğini söyler.
- Latince terimi eş değerli karşılık verme ilkesi olarak açıklar.
Cevabı göster
Latince terimi eş değerli karşılık verme ilkesi olarak açıklar.
and for the worst crimes you'd get the death penalty.
0:14ve en ağır suçlar için ölüm cezasına çarptırılırdınız.
meaning someone wouldn't be executed for their first offense.
0:18bu da birinin ilk suçunda idam edilmeyeceği anlamına geliyordu.
You're wondering how the death penalty will be meted out. Öbek fiiller
0:24Ölüm cezasının nasıl infaz edileceğini merak ediyorsunuz.
mete out: resmî biçimde ceza uygulamak
Mete out, bir şeyi ölçülü paylar hâlinde vermek, dağıtmak veya uygulamak anlamına gelir; özellikle punishment, penalties ve justice ile kullanılır. Give sözcüğünden daha resmîdir ve kullanım alanı daha dardır. Edilgen yapı olan the death penalty will be meted out içinde, uygulanan veya yerine getirilen şey cezadır. Meted sözcüğünden sonra out parçacığı kalır; etkilenen kişi punishment was meted out to the offenders örneğindeki gibi to ile eklenebilir.
Alıştırma
Cümleyi be sonrasında gereken iki sözcüklü mete out biçimiyle tamamlayın: After the hearing, the penalty was ____ to the company.
Cevabı göster
meted out
or maybe having molten gold poured down your throat,
0:29ya da Roma imparatoru Valerian'a yapıldığı gibi
as what might have happened to the Roman emperor Valerian?
0:32boğazınızdan erimiş altın dökülerek mi?
It's hard to say which would be worse: temkinli bir gömülü karşılaştırma
It's hard to say temkinli bir değerlendirme sunar: konuşan kişi bir cevabı güvenle seçemez. Bu ifade, sözcüklerin fiziksel olarak telaffuz edilmesinin zor olduğu anlamına gelmez. Gömülü yan cümle which would be worse karşılaştırmayı belirli tutar. Which, bilinen bir seçenek grubuna gönderme yaparken would sonucu varsayımsal bir değerlendirme olarak sunar. Bu yan cümle ayrı bir doğrudan soru olarak işlev görmek yerine say fiilinin içeriğini tamamlar.
Alıştırma
Cümleyi dersteki varsayımsal which yan cümlesiyle tamamlayın: Both options carry serious risks, so it's hard to say ____.
Cevabı göster
which would be worse
but today we think we have a Persian punishment that was the most brutal of them all.
0:37ama bugün hepsinden daha acımasız olduğunu düşündüğümüz bir Pers cezası var.
While the ancient Persians did have strict laws pertaining to matters of justice,
0:41Daha önce de dediğimiz gibi, eski Perslerin adalet meseleleriyle ilgili
that at times didn't stop them from being tremendously brutal. Dilbilgisi
0:46bu durum zaman zaman onların son derece acımasız olmalarını engellemiyordu.
stop them from being: stop + nesne + from + -ing
Stop + nesne + from + -ing, nesnenin belirttiği kişi veya şeyin bir eylemi gerçekleştirmesini ya da bir duruma girmesini veya o durumda kalmasını engellemek anlamına gelir. stop them from being içinde them etkilenen kişileri belirtir, from engellenmek istenen sonucu başlatır ve brutal sıfatından önce being kullanılması gerekir. Olumsuz didn't stop biçimi, önlemenin başarısız olduğunu gösterir: bir kısıtlama vardı, ancak acımasız davranışı engellemeye yetmedi. Bu kalıp genellikle bir kuralın, uyarının veya engelin amaçlanan etkiyi göstermediğini vurgular.
Alıştırma
Cümleyi stop someone from doing yapısıyla tamamlayın: The security cameras did not stop them ____ reckless.
Cevabı göster
from being
We'll give you a few more examples before we get to possibly the worst punishment of them all. Anlatım akışı
0:50Belki de hepsinin en kötüsü olan cezaya geçmeden önce size birkaç örnek daha vereceğiz.
before we get to: ana konudan önceki içeriği haber vermek
Bu cümlede before we get to, açıklamanın iki aşaması arasındaki sınırı gösterir: konuşmacı önce birkaç örnek daha verecek, ardından en kötü cezayı ele alacaktır. Get to fiziksel olarak bir yere varmak değil, bir konuya veya bölüme ulaşıp onu ele almaya başlamak anlamındadır. Bu kalıp dinleyicilerin sıralı bir planı takip etmesine yardımcı olur: do X before we get to Y, önce X’in gerçekleştiğini ve konuşmacının daha sonra Y’ye geçtiğini belirtir.
Alıştırma
Örnekler önce, ana mesele sonra gelecekse cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? We'll look at two short examples ___ the main issue.
- until we get to
- before we get to
- after we get to
Cevabı göster
before we get to
the death of a Persian judge called Sisamnes.
0:55Sisamnes adındaki Persli bir yargıcın ölümünü ele alalım.
Take, for example, X: bir iddiayı destekleyen örnek sunmak
Take, for example, daha geniş bir iddiayı açıklayan veya destekleyen belirli bir örneği sunar. Take burada consider anlamında bir emir kipidir; bu nedenle ifade dinleyicinin dikkatini örneğe yöneltir. Bir şeyi fiziksel olarak almak veya ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Bilgi düzeni, genel bir noktadan sonra Take, for example, ve bir isim öbeğinin gelmesi şeklindedir. Burada yargıcın ölümü, ağır cezalar hakkındaki daha geniş tartışmanın içinde kanıt olarak sunulur.
Alıştırma
Take, for example, bu cümlede hangi söylem görevini yerine getiriyor?
- Önceki genel noktayı destekleyen belirli bir örnek sunar.
- Dinleyiciye yargıcı fiziksel olarak kaldırmasını söyler.
- Konuşmacının tartışmayı bitirdiğini duyurur.
Cevabı göster
Önceki genel noktayı destekleyen belirli bir örnek sunar.
wanted to make an example out of him as a warning to others who might think about corrupting the courts. Deyimler
1:05mahkemeleri yozlaştırmayı düşünebilecek diğer kişilere bir uyarı olsun diye onu ibretlik yapmak istemişti.
Make an example out of him: başkalarına ibret olsun diye onu cezalandırmak
Bu cümlede “make an example out of him”, başkalarının aynı suçu işlemeye korkması için onu ağır veya dikkat çekici biçimde cezalandırmak anlamına gelir. Cezanın amacı yalnızca cezalandırılan kişiyi etkilemek değil, diğer insanlara da uyarı göndermektir. Buradaki “example”, hayran olunacak bir örnek değil, olumsuz bir ibret örneğidir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp “make an example out of someone”dır ve bir kişiyi caydırıcı cezanın hedefi yapmak anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi durum “make an example out of someone” ifadesine en uygundur?
- Yetkili biri, başkalarını caydırmak için bir kişiyi ağır biçimde cezalandırır.
- Biri, başka insanlara rol model olduğu için bir kişiyi över.
- Biri ceza vermeden bir hatayı özel olarak açıklar.
Cevabı göster
Yetkili biri, başkalarını caydırmak için bir kişiyi ağır biçimde cezalandırır.
It's said that judge was flayed from head to toe, Deyimler
1:09Söylenene göre yargıcın tepeden tırnağa derisi yüzülmüş
From head to toe: baştan ayağa
“From head to toe”, bütün vücut boyunca veya bir kişinin dış görünüşünün tamamında anlamına gelir. Bu cümlede, şiddet içeren eylemin yargıcın tüm vücudunu etkilediğini vurgular. İfade tam kapsamı veya bütünüyle kaplanmayı belirtir; genellikle hareketin gerçekten baştan aşağı doğru sırayla gerçekleştiğini anlatmaz. Kıyafetler ve sırılsıklam, çamur içinde, boyaya bulanmış ya da yaralı olma gibi durumlar için de doğal biçimde kullanılır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi “bütün vücut boyunca” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: After the sudden downpour, Maya was soaked ____.
Cevabı göster
from head to toe
and then his skin was used to make a chair.
1:12ve ardından derisi bir sandalye yapmak için kullanılmış.
anyone appointed from then on as a judge would have to spend some time sitting in that chair, Kalıp ifadeler
1:15o andan itibaren yargıç olarak atanan herkes bir süre o sandalyede oturmak zorundaydı;
As the tale goes: anlatılanı rivayet olarak çerçevelemek
As the tale goes, bilginin kaynağını çerçeveleyen bir ifadedir. “Nesilden nesile aktarılan hikâyeye göre” anlamına gelir ve ardından gelen iddiayı konuşanın doğruladığı bir gerçek olarak değil, geleneksel bir anlatının parçası olarak sunar. Burada as, anlatının nasıl aktarıldığını belirtir; goes ise “anlatılır” veya “hikâye şöyle devam eder” anlamındadır. Fiziksel hareket bildirmez.
Alıştırma
Hangi başlangıç, iddiayı doğrulanmış bir bilgi olarak değil, geleneksel bir hikâyenin parçası olarak sunar?
- I personally confirmed that a bell beneath the lake rings before a storm.
- As the tale goes, a bell beneath the lake rings before a storm.
- Official records prove that a bell beneath the lake rings before a storm.
Cevabı göster
As the tale goes, a bell beneath the lake rings before a storm.
from then on: geçmişteki bir başlangıç noktasından sonra devam etme
From then on, geçmişte daha önce belirlenmiş bir başlangıç noktasını işaretler ve onu izleyen dönemi de kapsar. Bu cümlede yeni zorunluluk önceki olaydan sonra başlar ve daha sonra yargıç olarak atanan kişilere uygulanır. From başlangıç sınırını belirler, then daha önce sözü edilen zamana gönderme yapar, on ise zaman çizgisini ileriye uzatır. Bu nedenle ifade yalnızca o tek anı belirtmez.
Alıştırma
Leo nisan ayında bütçe tutmaya başladı. O geçmiş başlangıç noktasından sonra tüm alışverişlerini kaydetmeye devam ettiğini gösteren ifadeyi seçin: “Leo began keeping a budget in April, and ___, he recorded every purchase.”
- from now on
- then
- from then on
Cevabı göster
from then on
so they would know what would happen if they were corrupt.
1:19böylece yozlaşırlarsa başlarına ne geleceğini bileceklerdi.
You can see this horrific spectacle in the paintings The Arrest of Sisamnes and Flaying of Sisamnes.
1:22Bu korkunç manzarayı Sisamnes'in Tutuklanışı ve Sisamnes'in Derisinin Yüzülmesi adlı tablolarda görebilirsiniz.
It's written that his wife became quite unhappy with one of her eunuchs.
1:31Karısının, hadımlarından birinden oldukça rahatsız olduğu yazılıdır.
So unhappy, in fact, that she ordered that he be killed three times. Dilbilgisi
1:34Öyle rahatsızmış ki, onun üç kez öldürülmesini emretmiş.
So unhappy, in fact, that: ara ifadeli bir sonuç yapısı
so + sıfat + that yan cümlesi, bir durumun yoğunluğunu ortaya çıkan sonuca bağlar. Burada so unhappy ... that she ordered ..., mutsuzluğunun that yan cümlesindeki eyleme yol açacak kadar yoğun olduğunu gösterir; cümle başı tek başına bir ünlem değildir. in fact vurgu katan bir ara ifadedir ve so...that yapısını bozmaz. Önceki bağlam, atılan she was bölümünü anlaşılır kılar. Bağımsız ve tarafsız bir cümlede tam biçim She was so unhappy, in fact, that.... olurdu.
Alıştırma
Parantez içindeki sözcükleri aynen kullanarak sonuç yapısını tamamlayın: The evidence was ____, in fact, ____ the jury reached a verdict in an hour. (so clear; that)
Cevabı göster
so clear · that
but then he was nursed back to health. Kalıp ifadeler
1:42ancak sonra iyileşmesi için bakımı yapılmış.
Nurse someone back to health: bakım vererek sağlığına kavuşturmak
Burada nurse, hastalık veya yaralanma sonrasında iyileşirken birine sürekli bakım vermek anlamına gelen bir fiildir. Kalıp nurse + kişi + back to health biçimindedir; back, hemşirelik mesleğini değil, önceki sağlıklı duruma dönüşü belirtir. Edilgen he was nursed back to health biçimi bakımı kimin verdiğini söylemez; hastaya ve başarılı iyileşmeye odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi nurse fiilinin geçmiş zamanıyla ve sabit iyileşme ifadesiyle tamamlayın: After months of patient care, Maya ____ her father ____.
Cevabı göster
nursed · back to health
We imagine he couldn't have been completely flayed as that resulted in certain death. Kalıp ifadeler
1:48Kesin ölümle sonuçlanacağı için tamamen yüzülemeyeceğini tahmin ediyoruz.
result in ... certain death: kesin ölümle sonuçlanmak
Result in ifadesinden sonra sonucu adlandıran bir isim öbeği gelir ve ifade “o sonuca yol açmak” anlamına gelir. Bu cümlede that, derinin tamamen yüzülmesi durumuna gönderme yapar; dolayısıyla yan cümle bunun kaçınılmaz olarak ölüme yol açacağını belirtir. Certain death, kaçınılmaz veya gerçekleşmesi kesin olan ölüm anlamına gelir. Burada certain, “kaçınılmaz” demektir; “belirli ama kimliği açıklanmamış bir” anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilir kalıp X + result in + Y şeklindedir; X neden, Y ise sonuçtur.
Alıştırma
Cümleyi “yol açmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Skipping the safety check could ____ serious problems.
Cevabı göster
result in
When he was better, then he was crucified, and the job was done.
1:52İyileştiğinde, bu kez çarmıha gerilmiş ve iş bitirilmiş.
We should say, however, that there are many versions of this tale. Anlatım akışı
1:56Ancak, bu hikayenin birçok versiyonu olduğunu söylemeliyiz.
We should say, however,: ancak belirtmeliyiz ki
We should say, sonraki ifadeyi anlatıcıların eklemeyi önemli gördüğü bir bilgi olarak çerçeveler. Should dinleyicilere bir emir vermez; konuşanların bir açıklama yapmanın gerekli olduğuna dair değerlendirmesini gösterir. However, önceki anlatının oluşturduğu izlenimle karşıtlık kurar. We should say, however, birlikte kullanıldığında anlatıyı kısa süreliğine durdurur ve bir sınırlama getirir: az önce anlatılan sürüm tek sürüm değildir.
Alıştırma
Bu cümlede başlangıçtaki ifade ne işe yarar? “We should say, however, that these figures are only estimates.”
- Hikâyenin her sürümünün aynı olduğunu iddia eder.
- Dinleyicilere doğrudan emir verir.
- Az önce söylenene önemli bir sınırlama getirir.
Cevabı göster
Az önce söylenene önemli bir sınırlama getirir.
stick with this one for now: şimdilik mevcut seçimle devam etmek
Bu cümlede stick with this one, başka bir seçeneğe geçmek yerine mevcut seçeneği kullanmaya veya kabul etmeye devam etmek demektir. this one daha önce konuşulan versiyonu belirtir; stick with burada fiziksel olarak yapışmak anlamına gelmez. for now kararı şu anla sınırlar: konuşan kişi bu seçimi geçici olarak sürdürür ve daha sonra değiştirme olasılığını açık bırakır. Aktarılabilir kalıp stick with + seçim, plan, konu veya kişi şeklindedir; alternatifler varken mevcut olanla devam etmeye karar verildiğinde kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi stick ve ona “mevcut seçimle devam etmek” anlamını kazandıran edatla tamamlayın: We have compared the other designs, but we'll ____ this one for now.
Cevabı göster
stick with
with these two executions in mind: bu iki infazı göz önünde bulundurarak
Cümle başındaki with these two executions in mind bir bilgi çerçevesi oluşturur. Dinleyiciden daha önce söz edilen iki infazı, ardından gelen soruyu değerlendirirken arka plan olarak kullanmasını ister. with + isim öbeği + in mind kalıbı, bir şeyi göz önünde bulundurmak veya hesaba katmak anlamına gelir. Sonraki yargıya yön vermesi gereken gerçekleri ya da kısıtları belirterek iletiyi düzenler; bilginin fiziksel olarak zihnin içinde bulunduğunu anlatmaz.
Alıştırma
“Herkesin güvenliğini göz önünde bulundurarak” anlamına gelen çerçeve ifadesini tamamlayın: ____ everyone's safety ____, the organizers canceled the hike.
Cevabı göster
With · in mind
Well, now we have to look at the story of a man called Mithridates.
2:04Şimdi Mithridates adındaki bir adamın hikayesine bakmamız gerekiyor.
He was a young Persian soldier who was put to death in 401 BC. Kalıp ifadeler
2:08O, MÖ 401 yılında idam edilen genç bir Pers askeriydi.
put to death: resmî idam
Bu cümlede was put to death, ‘idam edildi’ anlamına gelir: Bir otorite, ceza olarak askerin ölümüne kasıtlı biçimde neden olmuştur. Askerin yalnızca öldüğü anlamına gelmez. Etken yapı put + kişi + to death biçimindedir; örneğin They put him to death. Buradaki edilgen was put to death, askeri bilginin odağında tutar ve infazı gerçekleştirenleri belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi ‘idam edildi’ anlamındaki üç sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: The convicted traitor was ____ by order of the ruler.
Cevabı göster
put to death
It's said this man accidentally killed Cyrus the younger,
2:12Bu adamın yanlışlıkla Genç Kiros'u öldürdüğü söylenir;
the rebel who was intending to kill his older brother Arsaces,
2:15Kiros, tahtı miras alabilmek için
as this culminated in the Battle of Cunaxa. Kalıp ifadeler
2:22Kiros'un arkasında binlerce adam öldürüldü.
culminated in: nihai doruk noktasına ulaşmak
Burada culminated in, önceki askerî gelişmeleri sonunda Kunaksa Muharebesi'ne ulaşan bir süreç olarak sunar. in sonrasındaki isim öbeği bir yeri değil, belirleyici sonucu veya doruk noktasını belirtir. Yeniden kullanılabilir yapı özne + culminate in + sonuç veya olay biçimindedir. Geçmiş zamanlı bu anlatıda culminated, olay dizisinin tamamlanmış son noktasını gösterir; özne bir süreç veya olaylar dizisi olabilir.
Alıştırma
Cümleyi ‘nihai ve en önemli sonucuna ulaştı’ anlamındaki iki sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: Years of negotiations ____ a peace agreement.
Cevabı göster
culminated in
Cyrus's army got the upper hand after charging Artaxerxes's army. Deyimler
2:24Kiros'un ordusu, Artaxerxes'in ordusuna saldırdıktan sonra üstünlüğü ele geçirdi.
Get the upper hand: üstünlüğü ele geçirmek
Got the upper hand, bir çatışma veya rekabette karşı taraftan daha güçlü bir konuma geçmek demektir. Burada Kyros'un hücumu savaşın gidişatını kendi ordusunun lehine çevirdi. Bu deyim, o anda avantajın kimde olduğunu anlatır. Elin gerçek konumuyla ilgili değildir ve üstünlüğü ele geçirmek tek başına sonunda kazanmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi get the upper hand ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After revealing the stronger evidence, Nina ____ in the debate.
Cevabı göster
got the upper hand
In someone's sights: seçilmiş bir hedef
In his sights, tahtın Kyros'un seçtiği hedef hâline geldiğini anlatır. İfade, bir silahın nişangâhından hedefi hizalama görüntüsünden gelir; ancak burada mecazidir: Kyros'un peşinden gitmek istediği şey tahttı. Bu ifade başarıyı değil, hedefe odaklanmayı gösterir. Bir şey kişinin sights alanında olsa bile kişi onu hiçbir zaman elde edemeyebilir.
Alıştırma
Hangi cümle şirketin küçük rakibi bir eylem hedefi olarak seçtiği anlamına gelir?
- The smaller rival is in the company's sights.
- The smaller rival is within sight of the company's offices.
- The smaller rival has the company in its sights.
Cevabı göster
The smaller rival is in the company's sights.
Cyrus then went to attack his brother's personal bodyguard,
2:31Sonra Kiros, kardeşinin kişisel korumasına saldırmaya gitti,
a javelin just hit him and killed him on the spot. Deyimler
2:36bir cirit ona isabet etti ve onu oracıkta öldürdü.
out of nowhere: uyarısız ve ani bir olay
Out of nowhere, birinin ya da bir şeyin görünür bir uyarı olmadan aniden ortaya çıkmasını veya bir olayın ansızın gerçekleşmesini anlatan bir deyimdir. Burada cirit darbesini öngörülmeyen bir kesinti olarak sunar ve hikâyedeki dönüşü ani hâle getirir. Genellikle bir ortaya çıkışı ya da olayı niteleyen zarf işlevli bir ifadedir: biri appear out of nowhere yapabilir ya da bir şey happen out of nowhere olabilir. Buradaki nowhere gerçek bir çıkış yeri değildir; ifade, olayı gözlemcinin bakış açısından beklenmedik olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi hedef üç kelimelik deyimle tamamlayın: The sky was clear, but a powerful gust of wind came ____.
Cevabı göster
out of nowhere
on the spot: hemen gerçekleşen bir eylem veya sonuç
killed him on the spot ifadesinde on the spot, vurulduğu yerde hemen öldüğü, sonucun gecikmediği veya daha sonra ortaya çıkmadığı anlamına gelir. İfade zarf görevi görür ve killed fiiline hem zaman hem de yer bilgisi ekler. Başka eylem fiilleriyle kullanıldığında on the spot, bir kararın ya da sonucun hemen gerçekleştiğini de vurgulayabilir. Çabukluğun, yerin ya da her ikisinin öne çıkıp çıkmadığını bağlam belirler; burada asıl vurgu sonucun hemen gerçekleşmesidir.
Alıştırma
“The store manager approved my refund on the spot,” cümlesinde on the spot en doğal olarak ne anlama gelir?
- Hemen, o anda
- Belirlenemeyen bir yerden
- Birini utandırıcı bir soruyu yanıtlamaya zorlayarak
Cevabı göster
Hemen, o anda
We know this because the story was recorded by the Greek biographer Plutarch in his essay The Life of Artaxerxes.
2:44Bunu biliyoruz çünkü hikaye Yunan biyografi yazarı Plutarh tarafından Artaxerxes'in Hayatı adlı makalesinde kaydedilmiştir.
Another Greek writer called Ctesias told Plutarch
2:50Ctesias adındaki başka bir Yunan yazar Plutarh'a,
of the fate of the man that accidentally killed Cyrus with that javelin.
2:53Kiros'u o cirit ile yanlışlıkla öldüren adamın kaderini anlattı.
It's understandable that some people were perhaps a bit miffed with Mithridates. Kelime
2:59Bazı insanların Mithridates'e biraz öfkelenmiş olması anlaşılabilir.
ironik bir hafife alma olarak a bit miffed
Miffed, hafifçe kızmış ya da alınmış anlamına gelen gündelik bir sıfattır. miffed with Mithridates ifadesinde with, duygunun yöneldiği kişiyi belirtir. Perhaps ve a bit, ifadenin gücünü azaltır. Çevredeki olayın aşırı öfkeye yol açması bekleneceği için insanları yalnızca a bit miffed diye anlatmak kasıtlı bir hafife almadır. Bu, hafif kızgınlığın gerçek anlamda ölçülmesi değil, kuru ve karanlık bir mizah yaratır.
Alıştırma
Bu cümlede perhaps a bit miffed, bağlam içinde en güçlü olarak neyi düşündürür?
- İnsanlar hiçbir ironi olmadan yalnızca hafifçe kızmıştı.
- Anlatıcı, karanlık mizah yaratmak için çok daha güçlü bir öfkeyi kasıtlı olarak hafife alıyor.
- Anlatıcı, Mithridates'in herhangi bir tepkiye yol açıp açmadığından emin değil.
Cevabı göster
Anlatıcı, karanlık mizah yaratmak için çok daha güçlü bir öfkeyi kasıtlı olarak hafife alıyor.
“yeterli olurdu” anlamında would do
Burada do geçişsizdir ve bir eylemi gerçekleştirmek değil, yeterli, uygun veya kabul edilebilir olmak anlamına gelir. Özne olan Only the severest of punishments, gereksinimi karşılayan seçenektir. Would, bu yeterliliği hayal edilen bir durumda ya da geçmiş zamanlı anlatının içinde verilen bir yargı olarak sunar. Only katı bir alt sınır koyar: daha hafif hiçbir ceza kabul edilebilir olmazdı.
Alıştırma
İngilizce cümleyi “yeterli olurdu” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: For one night, a clean sofa ____.
Cevabı göster
would do
That's Where Scaphism Comes In: ilgili çözümü tanıtmak
“That’s where X comes in”, az önce belirtilen bir ihtiyaç, sorun veya eksik ile X arasında bağlantı kurar ve X’i ilgili çözüm ya da katkı sağlayan etken olarak tanıtır. Burada son derece ağır bir cezaya ihtiyaç vardır ve skafizm bu ihtiyacı karşılayan yöntem olarak sunulur. “Where” fiziksel bir yeri değil, açıklamadaki bir noktayı belirtir; “comes in” ise bir şeyin önem kazandığı veya rol oynamaya başladığı anlamına gelir. Bu kalıp, X’in neden tam bu noktada tanıtıldığını dinleyiciye gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “that's where X comes in” kalıbıyla tamamlayın: The standard backup cannot handle a week-long outage. ____ a satellite link ____.
Cevabı göster
That's where · comes in
This is how Plutarch describes the very unusual kind of death penalty.
3:07Plutarh bu çok sıra dışı idam cezasını şöyle tarif ediyor.
A Bit Dated: biraz eski tarz dil
Burada “dated”, dilin daha eski bir döneme özgü göründüğünü ve artık tam anlamıyla güncel duyulmadığını belirten bir sıfattır. Dile bir takvim tarihi eklendiği anlamına gelmez. “A bit” eleştirinin şiddetini azaltır. Konuşmacı ifadeyi doğrudan eskimiş diye nitelemek yerine, başka sözlerle anlatmayı yalnızca biraz eski tarz olan bir dile karşı makul bir yaklaşım olarak sunar.
Alıştırma
Bir iş arkadaşı “The instructions use a bit of dated language.” diyor. Ne demek istiyor?
- Dilde birkaç takvim tarihi bulunuyor.
- Dil biraz eski tarz geliyor.
- Dil tamamen yanlış ve kullanılamaz durumda.
Cevabı göster
Dil biraz eski tarz geliyor.
So, two boats of equal size were put on top of each other and nailed together.
3:15Şöyle ki, eşit büyüklükte iki tekne üst üste konur ve birbirine çivilenirdi.
so that the prisoner could be fastened in them Dilbilgisi
3:22ve elleri, ayakları ile başı dışarıda kalacak şekilde
so that the prisoner could be fastened: kiplik edilgen yapıyla amaç anlatımı
Bu cümlede so that, deliklerin açılma amacını belirtir. 「so that + özne + could + fiilin yalın hâli」 kalıbı, geçmişteki bir eylemin yaratmayı amaçladığı imkânı gösterir; yalnızca sonradan ortaya çıkan bir sonucu anlatmaz. Could be fastened, 「could + be + past participle」 yapısında kiplik edilgen bir ifadedir. Mahkûmu kimin sabitleyeceğini belirtmeden, tasarımın mahkûmun sabitlenmesini mümkün kıldığına odaklanır. Buradaki could izin değil, sağlanan imkân anlamındadır.
Alıştırma
Amaç cümlesini so that ve drive fiilinin kiplik edilgen biçimiyle tamamlayın: The entrance was widened ____ delivery trucks ____ through safely.
Cevabı göster
so that · could be driven
sticking out: bir sınırın dışına uzanmak
Buradaki sticking out, teknenin sınırını aşarak dışarı uzanmak anlamındadır; dolayısıyla eller, ayaklar ve baş dışarıdan görünür durumdadır. Stick out bu kullanımda geçişsizdir: dışarı uzanan şeyler dilbilgisel öznedir. -ing biçimi, with his hands, feet, and head sticking out yapısında sabitleme sırasında eşlik eden konumu anlatır. Stick out ayrıca 「göze çarpmak」 anlamına da gelebilir, ancak burada gerçek ve mekânsal anlamıyla kullanılmıştır.
Alıştırma
Cümleyi 「dışarı uzanmak」 anlamındaki stick out öbek fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: A loose wire was ____ from the back of the monitor.
Cevabı göster
sticking out
Geçici bir durum değerlendirmesi için “So far, so good”
“So far, so good”, işlerin şu ana kadar tatmin edici biçimde ilerlediği anlamına gelir. “So far” zaman aralığını şimdiki ana kadar sınırlar; bu nedenle ifade bundan sonra ne olacağına dair kesin bir şey söylemez. Burada bu durum değerlendirmesi karanlık bir ironi taşır: planlandığı gibi tamamlanan yalnızca hazırlık aşamasıdır ve asıl acı henüz başlamamıştır. Bu yüzden ifade bağlama göre temkinli biçimde olumlu, erken söylenmiş veya ironik duyulabilir.
Alıştırma
Temkinli bir ilerleme değerlendirmesi için kullanılan standart ifadeyi tamamlayın. İş şimdiye kadar iyi gitti, ancak henüz bitmedi: ____, ____.
Cevabı göster
So far · so good
He was left there with the hot sun shining on his face.
3:31Yakıcı güneşin yüzüne vurduğu o yerde bırakılmıştı.
His body was baking hot inside the floating tomb.
3:34Bedeni, o yüzen mezarın içinde fırın gibi pişiyordu.
Then, they force-fed Mithridates milk and honey,
3:37Daha sonra Mithridates'e zorla süt ve bal yedirdiler,
Soon, his honey-covered face was covered in flies that were feasting on him and the honey. Kalıp ifadeler
3:44Çok geçmeden, balla kaplı yüzü, onunla ve balla ziyafet çeken sineklerle doldu.
İştahla veya bol miktarda yemek için “Feast on”
“Feasting on him and the honey” ifadesinde “feast on”, bir şeyi iştahla veya büyük miktarda yemek ya da tüketmek anlamına gelir. “On” edatı tüketilen şeyi belirtir; “him and the honey” ise iki nesneyi birbirine bağlar. Nötr “eat” fiiliyle karşılaştırıldığında “feast on”, beslenmeyi bol ve açgözlü gösterir. Normalde keyifli bir ziyafeti çağrıştırırken burada yiyenlerin sinek olması ve tüketilen şeylerden birinin insan olması bu çağrışımı rahatsız edici hâle getirir.
Alıştırma
Cümleyi “feast on” ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the championship game, the hungry players ____ a huge meal.
Cevabı göster
feasted on
He was then force-fed more and more until his belly was distended, Dilbilgisi
3:49Karnı şişene kadar ona zorla daha fazla yedirildi,
more and more until ... was distended: aşamalı artış ve bitiş noktası
Bu cümlede more and more, yedirilen miktarın sürekli arttığını gösterir. Tek seferlik ek bir miktardan ziyade devam eden bir birikim sürecini anlatır. Until bu sürecin bitiş noktasını tanıtır: Karnı distended, yani olağan dışı biçimde şişmiş bir duruma ulaştı. Artışın o noktaya kadar sürdüğü anlaşılır; sonrasında da sınırsızca devam ettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi more and more ... until kalıbı ve tired sözcüğüyle tamamlayın: The hikers became ____ they stopped for a rest.
Cevabı göster
more and more tired until
and he had produced quite the pile of excrement. Dilbilgisi
3:53ve epeyce büyük bir dışkı yığını üretmişti.
quite the pile of excrement: değerlendirme içeren vurgu
Quite the + isim öbeği, vurgu ve değerlendirme içeren bir kalıptır. Burada quite the pile yalnızca belirli bir yığını değil, dikkat çekecek veya şaşırtacak kadar büyük bir yığını ifade eder. Bu ifade, anlatıcının miktara kara mizah içeren bir abartıyla tepki vermesini sağlar. Daha genel olarak, quite the achievement veya quite the surprise örneklerinde olduğu gibi birini ya da bir şeyi ismin belirttiği türün çarpıcı bir örneği olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi quite the + isim kalıbı ve challenge sözcüğüyle tamamlayın: Finishing the project alone was ____.
Cevabı göster
quite the challenge
creeping things and vermin and spring out of the corruption and the rottenness of the excrement.
3:57sürünen yaratıklar ve haşerat, dışkının çürümüşlüğünden ve kokuşmuşluğundan fırlıyordu.
while his flesh was slowly being eaten, too, from the outside. Dilbilgisi
4:04bu arada eti de dışarıdan yavaşça yeniyordu.
was slowly being eaten: geçmişte devam eden edilgen yapı
was slowly being eaten yapısında was geçmiş zamanı, being devam eden görünüşü, eaten ise edilgen çatıyı kuran geçmiş zaman ortacını gösterir. Et, eylemi yapan değil, eyleme maruz kalan unsurdur. Bu yapı, yeme eylemini while ile belirlenen geçmiş anda sürmekte olan bir süreç olarak sunar. Being kaldırıldığında was eaten kalır; bu da genellikle olayın devamını vurgulamak yerine onu basit bir geçmiş zaman olayı veya gerçeği olarak sunar.
Alıştırma
Müfettişler geldiğinde köprünün edilgen bir sürecin ortasında olduğunu en iyi gösteren cümle hangisidir?
- When the inspectors arrived, the bridge was repaired.
- When the inspectors arrived, the bridge had been repaired.
- When the inspectors arrived, the bridge was being repaired.
Cevabı göster
When the inspectors arrived, the bridge was being repaired.
This slow devouring by insects and vermin,
4:08Böcekler ve haşarat tarafından bu yavaş yavaş yenilme işleminin
At that point, poor young Mithridates with the bad javelin shot,
4:12O noktada, cirit atışı kötü olan zavallı genç Mithridates,
eaten alive: gerçek acı ve mecazi saldırı
eaten alive ifadesinde eaten edilgen ortaçtır; alive ise yenme sırasında kurbanın durumunu anlatan bir tamamlayıcıdır. Bu hikâyede ifade gerçek anlamdadır: kurban hâlâ hayattayken yenir; yeme işi bittikten sonra hayatta kaldığı söylenmez. Eat someone alive mecazi olarak da kullanılabilir. Gayriresmî dilde birine acımasızca saldırmak, onu eleştirmek, yenmek veya ezmek anlamına gelir; fiziksel yeme mi yoksa güçlü bir abartı mı olduğu bağlamdan anlaşılır.
Alıştırma
“If she goes into that debate unprepared, the other candidates will eat her alive,” cümlesinde eat her alive ne anlama gelir?
- Zor soruları yanıtlamasına yardım edecekler.
- Onu acımasızca eleştirecek veya yenecekler.
- Onu gerçekten, hâlâ hayattayken yiyecekler.
Cevabı göster
Onu acımasızca eleştirecek veya yenecekler.
There was another description of this by a 12th century Byzantine chronicler called Joannes Zonaras.
4:18Joannes Zonaras adındaki 12. yüzyıl Bizanslı vakanüvisi tarafından yapılan başka bir tasvir daha vardı.
Embellished the tale: dramatik veya doğrulanmamış ayrıntılar eklemek
To embellish a tale, bir olayı yeniden anlatırken canlı, dramatik veya muhtemelen uydurulmuş ayrıntılar eklemek demektir. Bu cümlede temel hikâye aynıdır; ancak eklenen ayrıntılar sonraki anlatımı daha işlenmiş ve muhtemelen daha az güvenilir hâle getirir. Fiil geçişlidir: Bir konuşmacı tale, story veya account gibi bir anlatıyı embellish edebilir ve çoğu zaman ek ayrıntılar kullanır. Burada fiziksel bir nesneyi süslemek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: The basic events were true, but to make the account sound more exciting, the speaker ____ with several invented details.
Cevabı göster
embellished the tale
Word for word: tam ifadeyi aynen aktarmak
Word for word, bir ifadeyi özetlemek veya başka sözcüklerle anlatmak yerine tam olarak aynı sözcüklerle aktarmak anlamına gelen bir zarf ifadesidir. Burada virgüllerle ayrılarak sonucun nasıl sunulduğunu açıklar. Sonuç zaten çeviri hâlinde olduğundan, buradaki iddia çevrilmiş sürümün sözcüklerinin aynen aktarılmasıyla ilgilidir. Bu ifade tek başına, çevrilen her sözcüğün özgün dildeki bir sözcüğe bire bir karşılık geldiğini kanıtlamaz.
Alıştırma
Cümleyi “tam olarak aynı ifadeyi kullanarak” anlamındaki üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The reporter read the statement ____ instead of summarizing it.
Cevabı göster
word for word
Flies, wasps, and bees, attracted by the sweetness, Dilbilgisi
4:30Tatlılığın cezbettiği sinekler, yaban arıları ve arılar,
settle on his face and all such parts of him as project outside the boats,
4:32yüzüne ve vücudunun teknelerden dışarı taşan tüm kısımlarına konar,
Kısaltılmış edilgen cümlecik olarak“attracted by the sweetness”
“attracted by the sweetness” öbeği “Flies, wasps, and bees” ifadesini niteler. Edilgen anlamlı bir geçmiş ortaç öbeğidir: Böcekler tatlılık tarafından çekilen taraftır. Bu öbek, “which are attracted by the sweetness” ilgi cümleciğinin kısaltılmış hâlidir. Çekimli ana fiil “settle” olduğundan, “attracted” cümlenin ana zamanını taşımaz ve ayrı bir ana yargı oluşturmaz.
Alıştırma
Parantez içindeki ilgi cümleciğini kısaltarak boşluğu doldurun: The moths, ____, gathered around the lamp. (which were attracted by the light)
Cevabı göster
attracted by the light
and miserably torment and sting the wretched man.
4:37ve zavallı adamı sefil bir şekilde eziyet edip sokarlar.
“Dışarı atmak” veya “yaymak” anlamındaki“throws off”
Burada “throws off”, öznesi “his belly” olan çekimli ana fiildir ve “dışarı atar”, “boşaltır” ya da “salar” anlamına gelir. “Liquid excrements” nesnesi, fiili bu fiziksel salım anlamıyla sınırlar; kelimenin gerçek anlamında bir fırlatma söz konusu değildir. Bu ifade eski tarzdadır. Öbek fiilin anlamını seçerken yaygın “kurtulmak” veya “hatalı hâle getirmek” anlamlarını otomatik olarak kullanmak yerine özneyle nesneyi birlikte değerlendirin.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: “The furnace throws off a lot of heat.” “throws off” ne anlama geliyor?
- Isı yayar veya dışarı verir.
- Bir hastalıktan kurtulur.
- Bir hesaplamayı yanlış hâle getirir.
Cevabı göster
Isı yayar veya dışarı verir.
rotting away: yavaş yavaş çürüyüp yok olmak
rotting away ifadesinde rot çürümek demektir; away ise sürecin görünüşüne ilişkin bir anlam katar: çürüme, et ciddi biçimde yok olana veya tükenene kadar yavaş yavaş devam eder. Away başka bir yere doğru hareketi göstermez. “Fiil + away” kalıbı çoğu zaman azalma ya da yok olmanın süregelen bir süreç olduğunu anlatır. Burada fiziksel bozulmayı uzun ve birikimli gösterir; yalnızca the flesh is rotting demekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Cümleyi rot away ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The abandoned wooden floor slowly ____ in the damp.
Cevabı göster
rotted away
a lingering and horrible death: uzun süren korkunç bir ölme süreci
a lingering and horrible death ifadesinde lingering, death sözcüğünü niteler ve ölüm gerçekleşene kadar ölme sürecinin uzun süre devam ettiğini belirtir. Çoğu zaman uzun süren acıyı ima eder; ölen kişinin bir yerde kalması anlamına gelmez. Horrible, konuşanın bu ölümü dehşet verici bulduğu yargısını ekler; and ise lingering ve horrible sözcüklerini aynı ölümün iki ayrı niteliği olarak bağlar. Yeniden kullanılabilir eşdizim a lingering death biçimidir ve ciddi tarihî, tıbbi ve edebî anlatımlarda yaygındır.
Alıştırma
Ölme sürecinin uzun sürdüğü anlamına gelen sıfatla yerleşik eşdizimi tamamlayın: The old account describes the prisoner's ____ death after weeks of illness.
Cevabı göster
lingering
just one case of scaphism throughout history?
4:58tarih boyunca sadece tek bir skafizm vakası mı var?
Başka bir şey kalıp kalmadığını denetleyen“Is that it?”
Bu soruda Is that it?, “Hepsi bu mu?” ya da “Başka bir şey yok mu?” anlamına gelir. Burada bilinen tek vakanın tarih boyunca görülen vakaların tamamı olup olmadığı denetlenir; bir şeyin ne olduğu sorulmaz. Bu kalıp bir listenin, görevin, açıklamanın veya olayın miktar ya da tamamlanma durumunu kontrol edebilir. Ses tonuna ve bağlama göre şaşkınlık, inanmama veya hayal kırıklığı da ifade edebilir.
Alıştırma
“But, is that it, just one case ...?” cümlesinde konuşan kişi neyi kontrol ediyor?
- Vakanın yakın zamanda gerçekleşip gerçekleşmediği
- Vakanın tanımlanıp tanımlanamayacağı
- Tek bir vakanın toplamın tamamı olup olmadığı
Cevabı göster
Tek bir vakanın toplamın tamamı olup olmadığı
Well, it seems like the one case everyone talks about is the one we just described.
5:00Görünüşe göre herkesin konuştuğu tek vaka, az önce anlattığımız vaka.
Although most sources call scaphism an ancient form of punishment,
5:04Ancak çoğu kaynak skafizmi, sanki defalarca yaşanmış gibi
Tekrarlanan olaylar için“Time and again”
Time and again, “tekrar tekrar” veya “birçok ayrı seferde” anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Bu cümlede as if it happened time and again, kaynakların skafizmi yalnızca tek ve yalıtılmış bir vakada belgelenmiş bir şey olarak değil, tekrar tekrar uygulanmış gibi sunduğunu anlatır. İfadenin tamamı sıklık bildiren bir zarf öbeği olarak çalışır. Yalnızca bir kez daha gerçekleşmeyi anlatabilen again sözcüğünden daha güçlüdür.
Alıştırma
Cümleyi dersteki “tekrar tekrar” anlamına gelen üç sözcüklü deyimle tamamlayın: “I have reminded the team ____, but the same mistake keeps happening.”
Cevabı göster
time and again
We did find an excerpt from a book called The History of Christian Martyrdom.
5:10Hristiyan Şehitliği Tarihi adlı bir kitaptan bir alıntı bulduk.
In that book, it's written that a bishop called Marcus in 363 AD destroyed a pagan temple,
5:13O kitapta, MS 363 yılında Marcus adındaki bir piskoposun putperest bir tapınağı yıktığı,
This didn't go down well with the Roman emperor Julian the Apostate. Deyimler
5:20Bu, Roma imparatoru Dönek Julian'ın hiç hoşuna gitmedi.
didn't go down well with: olumsuz karşılanma
Didn't go down well with, bir şeyin “biri tarafından olumlu karşılanmadığı” anlamına gelir. Özne, değerlendirilen eylem, fikir, haber veya davranıştır; with ifadesinden sonraki kişi ya da grup ise tepkiyi veren taraftır. Buradaki olumsuz biçim, belirli bir duyguyu doğrudan adlandırmadan hoşnutsuzluk veya öfke ima eder. Bu cümlede ifade deyimsel anlamdadır; aşağı doğru hareket etmeyi veya yutmayı anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi hedef deyimin olumsuz biçimiyle tamamlayın: The surprise fee increase ____ subscribers.
Cevabı göster
didn't go down well with
and left him there to be feasted on by insects.
5:27ve onu böceklerin ziyafet çekmesi için orada bıraktığı yazılıdır.
There's actually quite the debate about scaphism on the WikiTalk page,
5:34Aslında WikiTalk sayfasında skafizm hakkında epey bir tartışma var;
with some editors questioning the veracity of Plutarch and asking for other sources. Kelime
5:38bazı editörler Plutarh'ın doğruluğunu sorguluyor ve başka kaynaklar istiyor.
questioning the veracity of Plutarch: bir anlatının gerçekliğini sorgulamak
Questioning the veracity of Plutarch, Plutarkhos'un anlatısının doğru olup olmadığını sorgulamak demektir. Veracity, gerçek veya doğru sözlü olma niteliğidir; dolayısıyla ifade kişinin var olup olmadığını değil, bir kaynağın söylediklerinin gerçekliğini hedef alır. Dil bilgisi bakımından questioning, with ifadesinden sonra gelen ve bazı editörlerin ne yaptığını açıklayan bir -ing ortacıdır. Başka durumlarda kullanılabilen resmî kalıp question the veracity of + iddia, anlatı, kaynak veya tanıklık biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi “doğru olup olmadığından şüphe etmek” anlamındaki resmî hedef ifadeyle tamamlayın: The fact-checkers began to ____ the anonymous report.
Cevabı göster
question the veracity of
Plutarch did indeed write that account of scaphism, Dilbilgisi
5:42Plutarh gerçekten de o skafizm açıklamasını yazdı,
Vurgulu did indeed write: geçmişteki bir olguyu doğrulama
Bu olumlu cümlede did, vurgu yapan bir yardımcı fiildir. Ardından geçmiş zaman biçimi wrote değil, yalın biçim write gelir. Cümle, Plutarkhos'un bu anlatıyı gerçekten yazdığını, bu olguya özel bir vurgu yaparak belirtir. Indeed doğrulamayı daha da güçlendirir. Burada did indeed write aynı zamanda ödünleyici bir işlev görür: daha sonraki but cümlesi neden yazıldığını veya ne kadar güvenilir olduğunu sorgulamadan önce anlatının varlığını kabul eder.
Alıştırma
Cümleyi vurgulu did, indeed ve include fiilinin yalın biçimiyle tamamlayın: Some readers doubted the detail, but the original report ____ it.
Cevabı göster
did indeed include
but some historians believe he may have done so to demonize the Persians Dilbilgisi
5:44ancak bazı tarihçiler bunu Persleri şeytanlaştırmak
and make his own culture look better. Dilbilgisi
5:48ve kendi kültürünü daha iyi göstermek için yapmış olabileceğine inanıyor.
May have done so to demonize: geçmişteki bir amacı temkinli biçimde çıkarma
May have + geçmiş zaman ortacı, geçmişteki bir eyleme ilişkin olası bir açıklamayı gerçek olarak ileri sürmeden sunar. Burada done, have sonrasında gereken geçmiş zaman ortacıdır ve may have done izin değil, belirsizlik ifade eder. Do so daha önce sözü edilen write that account eyleminin yerini alarak tekrarını önler. Ardından gelen amaç mastarı to demonize the Persians, bu eylemin şüphe edilen nedenini belirtir. Birlikte may have done so to + fiil, geçmişteki olası bir amacı kısa ve temkinli biçimde öne sürer.
Alıştırma
Örnekte may have done so to demonize ne anlatıyor?
- Tarihçilerin Plutarkhos'un amacını kesin olarak bildiğini kanıtlar.
- Persleri şeytanlaştırmanın, Plutarkhos'un anlatıyı yazmaktaki amacı olabileceğini temkinli biçimde öne sürer.
- Plutarkhos'un Persleri eleştiren bir anlatı yazmak için izni olduğunu söyler.
Cevabı göster
Persleri şeytanlaştırmanın, Plutarkhos'un anlatıyı yazmaktaki amacı olabileceğini temkinli biçimde öne sürer.
make + nesne + look + sıfat yapısı
make his own culture look better ifadesinde make, sebep olunan bir sonucu gösterir: his own culture nesnedir, look yalın fiil biçimindedir ve better oluşan izlenimi tanımlar. Yapı make + nesne + look + sıfat şeklindedir. Buradaki better, nesnel bir iyileşmeyi değil, görünüşü veya algıyı anlatır. Persleri kötü göstermek, karşılaştırma yoluyla Yunan kültürünün daha iyi görünmesini sağlamış olabilir.
Alıştırma
Cümleyi made, it, look ve bigger sözcüklerini doğru sıraya koyarak tamamlayın: "The room was still small, but the mirrors ____."
Cevabı göster
made it look bigger
We'll never really know what happened to Mithridates,
5:50Mithridates'e tam olarak ne olduğunu asla bilemeyeceğiz,
the prevailing story: hâkim anlatı
Prevailing, şu anda baskın veya en yaygın kabul gören anlamına gelir. The prevailing story, o anda en çok kabul gören anlatıdır. Bu sözcük bir inancın mevcut konumunu belirtir; onun doğru olduğunun kanıtlandığını göstermez. Konuşmacı önce gerçekte ne olduğunu hiçbir zaman bilemeyeceğimizi söylediği için bu ifade, söz konusu anlatıyı günümüzün başlıca açıklaması olarak sunarken yanlış olabileceği veya ileride değişebileceği ihtimalini açık bırakır.
Alıştırma
"That is the prevailing story," cümlesinde prevailing büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Doğru olduğu şüpheye yer bırakmayacak biçimde kanıtlanmış anlatı
- Şu anda en yaygın kabul gören anlatı
- Bir yarışmayı kazanan hikâye
Cevabı göster
Şu anda en yaygın kabul gören anlatı
Perhaps he was the only man to ever get the full dose of scaphism, Deyimler
5:55Belki de skafizmi tam dozuyla yaşayan tek adam oydu,
the full dose of scaphism: bütün eziyeti yaşamayı anlatan bir metafor
Bu cümlede the full dose of scaphism, cezanın baştan sona ve tam şiddetiyle bütünüyle yaşanması anlamına gelir. Dose sözcüğü tıp dilinden ödünç alınmıştır; ancak burada gerçek bir ilaç ya da resmî bir ölçü birimi yoktur. Bu metafor, korkunç bir deneyimi birine ölçülerek verilen bir madde gibi gösterir. Kuru ve karanlık bir mizah katarken kişinin sürecin yalnızca bir bölümünü değil, tamamını yaşamış olabileceğini vurgular.
Alıştırma
“After one week on the campaign, Maya got the full dose of public criticism.” cümlesindeki the full dose of public criticism ne anlama gelir?
- Eleştiri adlı ölçülü bir ilaç verildi.
- Eleştiriyi tüm yoğunluğuyla yaşadı.
- Eleştirilerin çoğu başlamadan önce kaçtı.
Cevabı göster
Eleştiriyi tüm yoğunluğuyla yaşadı.
or maybe old Plutarch was an ancient publisher of fake news. Anlatım akışı
5:59ya da belki ihtiyar Plutarh eski bir yalan haber yayıncısıydı.
an ancient publisher of fake news: mizahi bir modern etiket
an ancient publisher of fake news ifadesi, Plutarkhos'u kendi döneminde var olmayan modern bir medya etiketiyle bilinçli olarak tanımlar. Espriyi yaratan zaman uyuşmazlığıdır; bu gerçek bir meslek unvanı değildir. Önceki olasılığın ardından or maybe daha keskin bir alternatif açıklama getirir: belki de kaynağın kendisi güvenilmez veya taraflıydı. İfade, sonucu kuşkucu bir mizahla düzenler; Plutarkhos'un her şeyi bilerek uydurduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Konuşmacı antik bir yazara “a publisher of fake news” diyerek ne yapıyor?
- Yazarın antik bir haber sektöründeki doğrulanmış unvanını veriyor.
- Yazarın anlatısının güvenilmez olabileceğini şakayla belirtmek için bilinçli olarak modern bir etiket kullanıyor.
- Yazarın her ayrıntıyı bilerek uydurduğunu kanıtlıyor.
Cevabı göster
Yazarın anlatısının güvenilmez olabileceğini şakayla belirtmek için bilinçli olarak modern bir etiket kullanıyor.
So, did we find the worst punishment of all time?
6:03Peki, tüm zamanların en kötü cezasını bulduk mu?
Also, check out the brand new channel called I Am.
6:05Ayrıca, I Am adlı yepyeni kanala da göz atın.
Real stories come to life as they're told from the perspective of the people who lived it.
6:08Gerçek hikayeler, onları yaşayan insanların bakış açısından anlatılarak hayat buluyor.