Problemleri çözmek için sondan başa doğru ilerlemek - Maurice Ashley: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Bir satranç büyükustası, seçkin oyuncuların bütün olasılıkları onlarca hamle önceden hesaplayabildiği yönündeki yaygın inanışı sorguluyor. Satranç konumları, metin düzeltme, bakteri sorusu ve kart değiştirme oyunu üzerinden, bilinen sonuçtan başlayıp geriye doğru akıl yürütmenin karmaşık problemleri sadeleştirdiğini gösteriyor; sonunda bu yaklaşımı gençliği daha bilinçli değerlendirmekle ilişkilendiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. There's a myth — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik. Ardından sorgulayacağınız veya düzelteceğiniz yaygın bir inancı tanıtmayı öğrenin. Bu kısa açılış, önce dinleyicinin varsayımını ortaya koyup sonra onu kanıtlarla karşılaştırmaya imkân verir; bu nedenle yanlış bir kanıyı çürüten sunum, deneme ve açıklamalarda kullanışlıdır. 2. it pays to look backwards. — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler. it pays to yapısının mutlaka para kazanmak değil, bir eylemin yapılmaya değer olması ya da pratik yarar sağlaması anlamına geldiğini kavrayın. Özellikle ilk bakışta alışılmadık görünen bir yöntemin neden işe yaradığını açıklarken strateji önermek veya deneyimden ders çıkarmak için bu kalıbı kullanabilirsiniz. 3. your youth will not be wasted on you. — Deyimler ve mecazlı ifadeler. Konuşmacının “youth is wasted on the young” sözünü, son hedefi görebilen kişinin gençliğini akıllıca kullanabileceği sonucuna dönüştürmesini inceleyin. Böylece tanıdık bir sözü ve edilgen yapıyı uyarlayarak planlama ve yaşam seçimleri hakkındaki bir savı akılda kalıcı biçimde bitirmeyi öğrenebilirsiniz.
Bu derste
that grandmasters can see 10, 15, 20 moves ahead. Kalıp ifadeler
0:15büyükustaların 10, 15, 20 hamle ilerisini görebildiği söylenir.
There's a myth that...: yaygın bir yanlış inanışı tanıtmak
Burada myth, tanrılarla ilgili geleneksel bir öyküyü değil, yaygın biçimde inanılan ancak doğru olmayan bir düşünceyi ifade eder. that ile başlayan yan cümle bu inanışın içeriğini belirtir. Konuşmacı There's a myth that... ile başladığında önce iddiayı sunar ve ardından bir düzeltme ya da açıklama geleceğinin işaretini verir. Karşı çıkmayı düşündüğünüz yaygın bir yanlış inanışı tanıtmak için bu kalıbı kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Yaygın bir yanlış inanışı tanıtan, dersteki üç sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ that multitasking always saves time.
Cevabı göster
There's a myth
see ... moves ahead: sonraki adımları öngörmek
See 10, 15, 20 moves ahead, gelecekteki bir dizi satranç hamlesini zihinde hesaplamak ya da tahmin etmek demektir. Burada see “öngörmek”, moves “satranç hamleleri”, ahead ise fiziksel olarak önde olmayı değil, sıranın daha ilerisini ifade eder. Satranç dışında see several moves ahead, strateji, müzakere veya planlamada sonraki eylemleri ve sonuçlarını önceden görmeyi anlatabilir. Yalnızca geleceği düşünmeyi değil, birbirini izleyen adımları öngörmeyi ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle birinin sonraki stratejik eylemler zincirini öngörebildiğini söyler?
- A skilled negotiator plans the meeting ahead of time.
- A skilled negotiator can see several moves ahead.
- A skilled negotiator reviews the last meeting carefully.
Cevabı göster
A skilled negotiator can see several moves ahead.
And it's a great myth because I'm a grandmaster and it makes me look like a super freaking genius. Ton ve niyet
0:21Bu harika bir efsane çünkü ben bir büyükustayım ve bu beni inanılmaz bir dahi gibi gösteriyor.
makes me look like a super freaking genius: imaj ve mizahi vurgu
make + someone + look like + isim öbeği yapısında make, birini bir şeye bakmaya zorlamak değil, o kişi hakkında belirli bir izlenim oluşturmak anlamına gelir. Buradaki it, söz konusu efsaneye gönderme yapar; bu efsane, diğer insanlarda konuşmacının olağanüstü zeki olduğu izlenimini oluşturur. Konuşmacı gerçekten bir dâhi olduğunu ciddi biçimde iddia etmiyor. super ve gayriresmî pekiştirici freaking, genius sözünü bilerek abartarak görünürdeki övgüyü şakaya dönüştürüyor.
Alıştırma
Hangi yorum konuşmacının anlamını ve tonunu en iyi yansıtıyor?
- Efsane, konuşmacının dâhi olduğunu ciddi ve abartısız biçimde kanıtlar.
- Efsane, diğer insanlarda konuşmacının son derece zeki olduğu izlenimini oluşturur ve konuşmacı bu etkiyle ilgili şaka yapar.
- Efsane, konuşmacıyı son derece zeki bir kişiye bakmaya zorlar.
Cevabı göster
Efsane, diğer insanlarda konuşmacının son derece zeki olduğu izlenimini oluşturur ve konuşmacı bu etkiyle ilgili şaka yapar.
But the truth is in just the first four moves, Anlatım akışı
0:27Ancak gerçek şu ki sadece ilk dört hamlede bile
But the truth is: düzeltmeye geçiş
But the truth is, bir efsaneden, şakadan veya yüzeysel izlenimden konuşmacının gerçek durum olarak sunduğu bilgiye geçildiğini gösterir. Tek başına but kullanmaktan daha fazla iş yapar: Dinleyiciye önceki düşünceye bağlı kalmamasını ve gelecek düzeltmeye dikkat etmesini söyler. Ardından çoğu zaman tam bir yan cümle gelir ve that kullanılabilir ya da atılabilir: But the truth is (that).... Burada in just the first four moves, gerçeklere dayalı açıklamayı başlatır.
Alıştırma
Düzeltmeyi hedef kalıbın aynısıyla tamamlayın: People say this app is hard to use. ____ that the basic tools are simple.
Cevabı göster
But the truth is
there are 318 billion ways you could play. Dilbilgisi
0:30oynayabileceğiniz 318 milyar farklı yol vardır.
there are ... ways you could ...: olası seçenekleri saymak
There are + sayı + ways + özne + could + fiilin yalın hâli yapısı, kaç olası yöntem, yol veya seçenek bulunduğunu anlatır. Bu cümlede 318 milyar, olası oynama biçimlerinin sayısıdır. Buradaki could olası seçenekleri gösterir; geçmiş zamanı belirtmez. Ways you could play, ways in which you could play şeklinde anlaşılabilir. Bu nedenle ways sözcüğünden sonraki bölüm, bu yolların hangi eylemi içerdiğini açıklar.
Alıştırma
Cümleyi hedef yapıyla ve three sayı sözcüğüyle tamamlayın: ____ you could organize the books: by color, size, or topic.
Cevabı göster
There are three ways
Now, that would be cool if I could pull that off, Öbek fiiller
0:36Bunu başarabilseydim gerçekten çok havalı olurdu,
pull that off: zor bir işi başarmak
Pull something off, zor, pek olası görünmeyen veya etkileyici bir işi başarmak demektir. Bu cümlede that, az önce sözü edilen zor işi gösterir; dolayısıyla pull that off, o işi başarıyla yapabilmek anlamına gelir. Pull ... off ayrılabilen bir deyimsel fiildir ve burada tek bir anlam birimi olarak anlaşılmalıdır. Off aşağıya veya dışarıya doğru bir yönü anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi pull it off ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The robot project looked too hard, but Maya ____.
Cevabı göster
pulled it off
It's too much: birinin başa çıkabileceğinden fazlası
Bu cümlede It's too much, toplam miktarın ya da karmaşıklığın bir kişinin işleyebileceği sınırı aştığı anlamına gelir. Yalnızca “miktar fazla” demek yerine “Bütün bunlarla başa çıkamıyorum” şeklinde bir sınır belirtir. Yükün tam olarak ne olduğu bağlamdan anlaşılır. Aynı kalıp aşırı gelen bilgi, iş, baskı, maliyet, duygu veya davranış için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi yanıt, iş yükünün başa çıkabileceğiniz miktarı aştığını en açık şekilde ifade eder?
- There is plenty of time to finish.
- It's too much; I can't finish all of this today.
- It's a lot, but I can manage it.
Cevabı göster
It's too much; I can't finish all of this today.
So, we use different techniques to be able to look ahead. Dilbilgisi
0:42Bu yüzden ileriyi görebilmek için farklı teknikler kullanıyoruz.
to be able to look ahead: amaç ve gelecek planlamasını ifade etmek
Burada to be able to, tekniklerin sağlaması amaçlanan beceriyi belirtir. Mastar öbeği amaç sorusunu yanıtlar: teknikleri, bir şeyi yapabilelim diye kullanırız. look ahead burada mecazidir. Yalnızca gözleri öne çevirmek değil, daha sonra ne olabileceğini düşünmek ve önceden hazırlanmak ya da karar vermek anlamına gelir. can fiilinin mastar biçimi olmadığı için İngilizcede to can değil, to be able to kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “daha sonra ne olabileceğini düşünebilmemiz için” anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: We use a planning calendar ____.
Cevabı göster
to be able to look ahead
And some of these techniques include chunking,
0:45Bu tekniklerin bazıları kümeleme adı verilen yöntemleri içerir.
of a chess position and seeing what possibilities can come from just that group,
0:49belli bir grubunu alırsınız ve sadece o gruptan hangi olasılıkların doğabileceğine bakarsınız.
which means: Önceki fikri açıklamak
which means, az önce söylenen fikre geri dönerek onu daha açık biçimde açıklar. Bu cümlede which, chunking kavramına gönderme yapar; means'ten sonra gelen taking... ve seeing... gibi -ing yapıları da yöntemin ne içerdiğini anlatır. Bu yapı, soyut bir terimi somut bir sürece dönüştürür. Açıklamayı önceki fikre bağlı tutar; yeni bir konu başlatmaz.
Alıştırma
Bu cümlede which means ne işe yarıyor?
- Az önce söylenen fikri açıklar
- Yeni bir konu başlatır
- Fiziksel bir hareketi anlatır
Cevabı göster
Az önce söylenen fikri açıklar
which is going over a lot of positions that look very similarly and extrapolating truths from that. Notlar
0:54bu da birbirine çok benzeyen pek çok pozisyonu gözden geçirip oradan bazı gerçekleri ortaya çıkarmak demektir.
going over: birçok satranç pozisyonunu gözden geçirmek
Burada going over, go over fiilinin -ing biçimidir ve birçok satranç pozisyonunu dikkatle incelemek veya gözden geçirmek anlamına gelir. Pozisyonları fiziksel olarak üstünden geçmeyi değil, örüntüleri bulmak için incelemeyi anlatır. Nesne anlamı belirlemeye yardımcı olur: go over a plan, notes, rules, data veya positions bir planı, notları, kuralları, verileri ya da pozisyonları gözden geçirmek, kontrol etmek veya çalışmak demektir. Bu kullanım analizde, okul çalışmalarında ve hazırlıkta yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümlede go over materyali gözden geçirmek anlamında kullanılmıştır?
- Let's go over the key ideas before the quiz.
- The plane went over the mountain before the quiz.
- The hikers went over the bridge before the quiz.
Cevabı göster
Let's go over the key ideas before the quiz.
extrapolating truths from that: kanıttan örüntüleri dışa taşımak
extrapolate A from B kalıbı, B'yi bilinen kanıt olarak kullanıp ondaki örüntüyü doğrudan incelenen örneklerin ötesine taşıyarak A sonucuna varmak demektir. Buradaki that, çok sayıdaki benzer konuma gönderme yapar; truths ise mutlak felsefi gerçekleri değil, başka konumlarda da işe yarayabileceği düşünülen genel ilkeleri ifade eder. Bu ifade, yapılan işi resmî ve analitik bir akıl yürütme olarak sunar. Başka durumlara aktarılabilecek fikir; tekrarlanan örnekleri gözlemlemek, bir örüntü bulmak ve onu yeni örneklere dikkatle genişletmektir.
Alıştırma
Bu bağlamda extrapolating truths from that ne anlama gelir?
- Tekrarlanan benzer örneklerden daha geniş ilkeler çıkarmak
- Her örneğin diğerleriyle hiçbir bağlantısı olmadığını varsaymak
- Kanıtları incelemeden bir fikrin doğru olduğunu söylemek
Cevabı göster
Tekrarlanan benzer örneklerden daha geniş ilkeler çıkarmak
the stepping-stone method: ara aşamalarla ilerleme
Stepping stone, kelime anlamıyla bir yerden geçerken veya ilerlerken üzerine basılan taştır. the stepping-stone method ifadesinde ise bir sonraki aşamaya ve sonunda daha büyük hedefe ulaşmayı sağlayan ara aşama için kullanılan bir benzetmedir. stepping-stone içindeki kısa çizgi, iki sözcüğün method önünde birlikte tek bir niteleyici olarak çalıştığını gösterir. İfade, yönetilebilir ara noktalara dayanan bir yönteme ad verir; gerçek taşlardan söz etmez.
Alıştırma
Hangi cümle stepping stone ifadesini yararlı bir ara aşama benzetmesi olarak kullanıyor?
- The short course was a stepping stone to her first programming job.
- The award was a milestone marking ten years of service.
- The workers placed a stone beside the garden path.
Cevabı göster
The short course was a stepping stone to her first programming job.
freeze it in your mind, and go from there to guess the next position. Notlar
1:02zihninizde dondurmak ve oradan yola çıkarak bir sonraki pozisyonu tahmin etmektir.
freeze it in your mind: zihinsel bir görüntüyü sabit tutmak
Bu cümlede freeze it in your mind, mevcut satranç konumunu net ve değişmeyen bir zihinsel görüntü olarak tutmak anlamına gelir. It sözcüğü konuma gönderme yapar ve freeze mecazi anlamdadır; hiçbir şey fiziksel olarak soğutulmaz. Bu sabit zihinsel görüntü, daha sonra ne olabileceğini hayal etmek için bir başlangıç noktası sağlar. Daha genel olarak freeze an image or moment in your mind, bir görüntüyü veya anı hatırlamak, incelemek ya da ondan yola çıkarak akıl yürütmek için zihinde durdurmak demektir.
Alıştırma
Freeze the picture in your mind for a moment cümlesinde freeze the picture in your mind ne anlama gelir?
- Resim hakkında düşünmeyi bırakmak.
- Resmi fiziksel olarak soğutmak.
- Resmin net bir zihinsel görüntüsünü korumak.
Cevabı göster
Resmin net bir zihinsel görüntüsünü korumak.
go from there: belirlenmiş bir noktadan devam etmek
Bu cümlede go from there, az önce oluşturulan zihinsel görüntüyü akıl yürütmenin bir sonraki adımı için başlangıç noktası olarak kullanmak anlamına gelir. There fiziksel bir yere değil, süreçte ulaşılan o aşamaya gönderme yapar. do X, then go from there yapısı ilk adımı sonraki adımlara bağlar: önce X belirlenir veya tamamlanır, ardından onun sonucundan hareketle devam edilir.
Alıştırma
Cümleyi, ilk karardan hareketle devam etmek anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: We don't need every detail today. Let's choose a date first and ____.
Cevabı göster
go from there
that I love to solve these kind of chess puzzles is called retrograde analysis. Kelime
1:08kullanmayı en sevdiğim yöntemlerden biri geriye dönük analizdir.
retrograde analysis: bilinen bir sonuçtan geriye doğru akıl yürütme
Retrograde analysis, bilinen bir sonuçtan veya mevcut durumdan geriye doğru akıl yürüterek daha önce ne olmuş olması gerektiğini belirleme yöntemidir. Bir satranç bulmacasında mevcut konum ve kurallar, önceki hamleleri yeniden oluşturmak için kanıt olarak kullanılır. Bu, her türlü analizin genel adı değildir; temel fikir, akıl yürütmenin geriye doğru ilerlemesidir.
Alıştırma
Hangi durum retrograde analysis için en açık örnektir?
- Bir oyuncu açılış konumundan başlayıp gelecekteki birkaç olası hamleyi hesaplar.
- Çözen kişi bulmacanın son durumundan başlayıp eksik önceki hamleleri bulmak için geriye doğru ilerler.
- Bir öğrenci herhangi bir çıkarım yapmadan mevcut konumu kopyalar.
Cevabı göster
Çözen kişi bulmacanın son durumundan başlayıp eksik önceki hamleleri bulmak için geriye doğru ilerler.
is that in order to look ahead, it pays to look backwards. Notlar
1:16ileriye bakmak için aslında geriye bakmanın faydalı olduğunu bilmektir.
in order to look ahead: amaç belirtmek
In order to + fiilin yalın hâli bir amaç belirtir; bir eylemin neden yapıldığını açıklar. In order to look ahead, “sırada ne olacağını öngörmek amacıyla” demektir; cümlenin geri kalanı, geriye bakmayı bu amaca ulaşmanın yolu olarak sunar. Burada in order to tek bir yapıdır ve “doğru sıraya konmuş” anlamına gelmez. Amacı yalnızca to kullanmaya göre daha açık ifade eder ve biraz daha resmî duyulur.
Alıştırma
Cümleyi “amacıyla” anlamına gelen üç sözcüklü amaç yapısıyla tamamlayın: We checked the map twice ____ avoid getting lost.
Cevabı göster
in order to
it pays to look backwards: it pays to + fiil kalıbı
it pays to + fiilin yalın hâli kalıbında pay, “para ödemek” değil, “yarar veya iyi bir sonuç sağlamak” anlamına gelir. Buradaki it pays to look backwards, önceki bilgilere dönüp bakmanın ileriyi görmeye yardımcı olabileceği için buna değdiğini anlatır. Bu kalıp, deneyime dayalı pratik tavsiyeler vermek için kullanılır. Bir eylemin şimdi biraz çaba gerektirebileceğini, ancak daha sonra yararlı bir sonuç sağlama olasılığının yüksek olduğunu belirtir.
Alıştırma
Tavsiyeyi it pays to + fiil kalıbıyla tamamlayın: Before a long trip, ____ check the weather forecast.
Cevabı göster
it pays to
Why is this so useful?: anlatımın yönünü gösteren soru
Burada Why is this so useful?, konuşmacının kendi yanıtladığı retorik bir soru işlevi görür. Konuşmacı, dinleyicilerin aklına gelebilecek bir soruyu yanıt toplamak için değil, ardından gelecek açıklamayı tanıtmak için sorar. Bu soru konuşmanın akışını düzenler. this az önce tanıtılan yönteme gönderme yapar, why ise sırada nedenlerin olduğunu bildirir. Konuşmacı bir soru sorup ardından kendisi yanıtladığında, bir fikri sunmaktan o fikri açıklamaya geçtiğini fark edin.
Alıştırma
Bu konuşmada Why is this so useful? sorusunun temel söylem işlevi nedir?
- Konuşmacının yöntemin ne olduğunu unuttuğunu gösterir.
- Konuşmacının sırada yöntemin neden yararlı olduğunu açıklayacağını bildirir.
- Dinleyicileri yöntemin işe yarayıp yaramadığı konusunda oy vermeye çağırır.
Cevabı göster
Konuşmacının sırada yöntemin neden yararlı olduğunu açıklayacağını bildirir.
Mevcut olanı anlatan You've got
You've got ifadesinde You've, you have yapısının kısaltmasıdır. Burada ifade, düzende bulunan şeylere dikkat çeker: dinleyicinin incelemesi için satranç taşları oradadır. Vurgu, taşların kime ait olduğunda ya da onları edinme eyleminde değildir. Bu yapı, birine bir sahneyi, bir araç takımını veya seçenekler listesini anlatırken sıkça kullanılır. Özne olan you, durumu dinleyicinin bakış açısından sunar; bu nedenle tarafsız bir there are anlatımından daha doğrudan ve konuşma diline yakın gelebilir.
Alıştırma
Bu cümlede You've got ne işe yarıyor?
- Mevcut düzendeki satranç taşlarına dikkat çeker.
- Dinleyiciye satranç taşlarını şimdi toplamasını söyler.
- Dinleyicinin bütün satranç taşlarını satın aldığını söyler.
Cevabı göster
Mevcut düzendeki satranç taşlarına dikkat çeker.
Aşamalı gelişmeyi anlatan starts to evolve
Starts to evolve, bir şeyin yavaş yavaş gelişmeye veya değişmeye başlaması anlamına gelir. Burada position, satranç oyununun durumudur ve hamleler yapıldıkça taşların düzeni gelişmeye başlar. Evolve yalnızca biyolojik evrim için kullanılmaz. Planlar, hikâyeler, ilişkiler, fikirler ve durumlar zaman içinde biçim aldıklarında veya değiştiklerinde evolve edebilir. Sözcük bir süreci anlatır; tek başına sonucun daha iyi olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle starts to evolve ifadesini aşamalı gelişmeyi anlatmak için kullanıyor?
- The story starts to evolve as the writer adds new ideas.
- The lamp turns on when I press the switch.
- The balloon pops as soon as the pin touches it.
Cevabı göster
The story starts to evolve as the writer adds new ideas.
And then the game starts to go on and you see the chess position get a little simpler Dilbilgisi
1:32Sonra oyun devam eder ve satranç pozisyonunun biraz daha basitleştiğini
and a little bit simpler and less pieces on the board
1:36ve tahtadaki taşların daha da azalarak biraz daha basitleştiğini görürsünüz,
get a little simpler: değişimi anlatan get + sıfat yapısı
Burada get, “elde etmek” değil, “hâle gelmek” anlamına gelen bir bağ fiilidir. get + sıfat kalıbı bir durum değişikliğini anlatır; bu nedenle get simpler, “daha basit hâle gelmek” demektir. get a little simpler ifadesinde simpler karşılaştırma biçimidir ve a little değişimin küçük olduğunu gösterir. Bu bağlamda fikrin tekrarlanması, satranç konumunun adım adım basitleştiğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi get + a little + clear sözcüğünün karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: After the teacher adds a diagram, the explanation starts to ____.
Cevabı göster
get a little clearer
a game that I played in a tournament in Foxwoods,
1:42Foxwoods'daki bir turnuvada oynadığım bu oyunda,
it gets to something like this: yaklaşık bir duruma ulaşmak
Burada gets to, mutlaka “bir yere varır” değil, “gelişerek veya ilerleyerek bir noktaya gelir” anlamındadır. Bir süreçten sonra ulaşılan sonucu anlatır; it oyunu, this ise gösterilen satranç konumunu ifade eder. Something like this, “yaklaşık olarak bunun gibi bir biçim” demektir. Yani konuşmacı tamamen aynı değil, benzer bir sonuç gösterir. Yeniden kullanılabilir kalıp şudur: bir süreç veya durum + get to + bir aşama, nokta veya durum.
Alıştırma
Hangi cümlede get to, bir sürecin gelişerek yaklaşık bir duruma ulaşması anlamında kullanılmıştır?
- On her birthday, Maya gets to choose the movie.
- After several revisions, the design gets to something like its final form.
- After lunch, Maya gets to the library around two.
Cevabı göster
After several revisions, the design gets to something like its final form.
You don't see like some easy early checkmate. Kültür
1:50Öyle oyunun başlarında kolayca yapılmış bir şah mat göremezsiniz.
early checkmate: satranç oyununun başlangıcına yakın mat
Early checkmate, bir satranç oyununun başlangıcına yakın gerçekleşen mat anlamına gelir. Satrançta checkmate, şahın saldırı altında olduğu ve hiçbir yasal hamlenin onu kurtaramadığı son durumdur; bu nedenle oyun biter. Bu cümlede ifade, yetenekli oyuncuların başarıya ulaşmadan önce normalde fark edeceği basit bir erken mat tuzağını anlatır. Early, oyunu bitiren durumun ne zaman gerçekleştiğini gösterir.
Alıştırma
Satrançta early checkmate ne anlama gelir?
- Bir oyuncunun süresi dolduğu için biten bir oyun
- Oyunun başlangıcına yakın gerçekleşen bir mat
- Şahın hâlâ kaçabildiği bir şah çekme
Cevabı göster
Oyunun başlangıcına yakın gerçekleşen bir mat
Grandmasters see through all that stuff. Öbek fiiller
1:52Büyükustalar tüm bu hamlelerin ötesini görür.
see through: bir hileyi veya gizli gerçeği fark etmek
See through + nesne, inandırıcı görünen bir şeyin ardındaki gerçeği, hileyi veya gizli amacı fark etmek anlamına gelir. Burada bir öbek fiildir; şeffaf bir nesnenin içinden gerçekten bakmak anlamında değildir. Bu cümlede büyükustalar, all that stuff ifadesinin belirttiği basit tuzakları fark eder. Aynı yapı see through a lie, see through a trick, see through an excuse ve see through a disguise ifadelerinde de kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede see through, bir kandırmacanın ardındaki gerçeği fark etmek anlamında kullanılmıştır?
- Elena saw the project through and finished on time.
- Elena looked through the window during the storm.
- Elena saw through the fake story immediately.
Cevabı göster
Elena saw through the fake story immediately.
end game (genellikle endgame): satranç oyununun son aşaması
Burada end game, genellikle tahtada daha az taşın kaldığı basit bir satranç oyun sonu konumunu anlatır. Oyun bitmiş değildir; oyuncuların bu konumu hâlâ oynaması gerekir. Satranç terimi olan isim genellikle tek kelime olarak yazılır: endgame. Satranç dışında endgame, uzun bir planın son aşamasını veya nihai amacını da anlatabilir; ancak bu cümlede sözcüğün gerçek satranç anlamı kullanılmıştır.
Alıştırma
Bu satranç dersinde endgame ne anlama geliyor?
- Bir satranç oyununun başındaki açılış hamleleri
- Genellikle daha az taşın kaldığı bir satranç oyununun son aşaması
- Bir satranç oyunu tamamen bittikten sonraki an
Cevabı göster
Genellikle daha az taşın kaldığı bir satranç oyununun son aşaması
so that if we get to them, we know how to play them cold, Notlar
2:01öyle ki bunlarla karşılaştığımızda gözü kapalı nasıl oynayacağımızı biliriz.
so that if...: amaçtan sonra gelen koşul
so that, önceki bir eylemin amacını; if ise bu amacın içindeki olası bir koşulu belirtir. Yapı A so that if B, C şeklindedir: B gerçekleşirse C mümkün olsun diye şimdi A yapılır. if önemlidir. Bu oyun sonu konumlarına ulaşmanın kesin değil, olası olduğunu gösterir. Cümledeki them, daha önce sözü edilen oyun sonu konumlarını anlatır.
Alıştırma
Cümleyi amaç ve koşul yapısını kuran iki sözcüklü amaç bağlacıyla tamamlayın: We keep a spare key nearby ____ if we get locked out, we can still get inside.
Cevabı göster
so that
play them cold: önceden öğrenilen konumu hemen oynamak
Bu satranç bağlamında them, önceden öğrenilmiş oyun sonu konumlarını ifade eder. To play them cold, tahta başında planı yeniden bulmaya çalışmadan, önceden yapılan çalışma sayesinde bu konumları hemen oynamak demektir. Cold burada sıcaklıkla ilgili değildir. Bu, standart bir satranç terimi değil, anlamı bağlama bağlı bir söyleyiştir. İngilizcede cold, bir şeyi hemen yapabilme veya eksiksiz hatırlama ile ilgili ifadelerde mecaz anlamda kullanılabilir. Burada hemen oynayabilmek, hiç çalışmamış olmaktan değil, önceden edinilmiş ustalıktan kaynaklanır.
Alıştırma
Bu cümlede play them cold ne anlama geliyor?
- Konumları hiçbir yararlı bilgi olmadan ilk kez denemek.
- Konumlar çok iyi öğrenildiği için onları hemen oynamak.
- Taşları yalnızca tahta soğuduktan sonra hareket ettirmek.
Cevabı göster
Konumlar çok iyi öğrenildiği için onları hemen oynamak.
can steer the position: bir durumun gelişimini yönlendirmek
Steer sözcüğü gerçek anlamıyla bir aracın veya teknenin yönünü kontrol etmek demektir. Burada mecaz olarak kullanılır: can steer the position, hamleleri kullanarak mevcut konumun nasıl gelişeceğini yönlendirebilmek anlamına gelir. Ardından gelen to something this easy ifadesi hedeflenen sonucu belirtir. Aktarılabilir kalıp steer + nesne + toward/to + hedef şeklindedir. Bilinçli seçimleri yönü etkilemenin bir yolu olarak gösterir, ancak tam kontrol garantisi vermez.
Alıştırma
Bir tartışmayı yönlendirme anlamı vermek için cümleyi steer ile tamamlayın: The chairperson tried to ____ the conversation toward a clear decision.
Cevabı göster
steer
I already knew like 10 moves ago because I knew where we were going. Deyimler
2:15ben bunu yaklaşık 10 hamle öncesinden biliyordum çünkü nereye gittiğimizi biliyordum.
So, in this way: yöntemden sonuca
So, birazdan bir sonuç veya çıkarım geleceğini gösterirken in this way az önce açıklanan yönteme gönderme yapar. So, in this way, birlikte “dolayısıyla, o yöntemi kullanarak” anlamına gelir. Bu ifade, açıklamayı bir şeyin nasıl yapıldığından o yöntemin neyi mümkün kıldığına taşır. Burada anlamsız bir dolgu değil, belirli bir işlevi olan geçiş ifadesidir.
Alıştırma
En uygun bağlayıcıyı seçin: Save each photo in a folder named by year. ___, you can find old pictures more quickly.
- In this way
- By the way
- On the way
Cevabı göster
In this way
when you're dead: oyunda mecazi yenilgi
Bu oyun analizinde when you're dead, fiziksel olarak ölmüş olmak anlamına gelmez. Dead, oyun resmen bitmemiş olsa bile konumun umutsuz olduğunu ve yenilginin fiilen kesinleştiğini abartılı bir biçimde anlatır. when you're dead yan cümlesi, rakibin yenilgisinin belirgin hâle geldiği daha sonraki anı gösterir. Konuşmacının vurgusu, bu sonucu çok daha önceki hamlelerde öngörebilmiş olmasıdır.
Alıştırma
Samimi bir masa oyunu konuşmasında, konuşmacı "If we lose the queen now, we're dead" derken neyi kastediyor?
- Fiziksel zarar göreceğiz.
- Konumumuz umutsuz olacak, dolayısıyla kaybetmemiz neredeyse kesin.
- Oyun taşları çalışmayı bırakacak.
Cevabı göster
Konumumuz umutsuz olacak, dolayısıyla kaybetmemiz neredeyse kesin.
where we were going: olayların muhtemel yönü
Burada where we were going, gerçek bir yolculuk hedefini değil, satranç oyununun ilerlediği yönü ve muhtemel sonucunu anlatır. Konuşmacı, sonucu gerçekleşmeden önce tahmin edebiliyordu. know, see veya understand gibi fiillerden sonra where + özne + be going yapısı bir konuşmanın, planın, hikâyenin veya durumun ilerlediği yönü anlatabilir. Bu, cümle içine yerleştirilmiş bir wh yan cümlesi olduğu için düz cümle sırasını kullanır: where we were going; where were we going değil.
Alıştırma
Hangi cümle, konuşmacının tartışmanın muhtemel yönünü anladığını doğal biçimde ifade eder?
- I could see where was the discussion going.
- I could see where the discussion was walking.
- I could see where the discussion was going.
Cevabı göster
I could see where the discussion was going.
So, I want you to play along with me a few games. Öbek fiiller
2:26Bu yüzden benimle birkaç oyun oynamanızı istiyorum.
play along with me: katıl ve yönlendirmemi izle
Burada play along with me, oyunlara katılıp konuşmacının yönlendirmesini izlemeye yönelik samimi bir davettir. Along, etkinlik ilerlerken ona uyum sağlama ve iş birliği yapma anlamını ekler; tek başına veya yalnızca yakında oynamak anlamına gelmez. play along with + kişi yapısı, birini o kişinin yönlendirdiği bir gösteriye, hikâyeye veya eğlenceli alıştırmaya katılmaya davet etmek için de kullanılabilir.
Alıştırma
Play along with me while we make up a story cümlesinde konuşmacı sizden ne yapmanızı istiyor?
- Etkinliğe katılmak ve konuşmacının yönlendirmesini izlemek.
- Etkinliği reddedip sessizce izlemek.
- Konuşmacının yakınında tek başına oynamak.
Cevabı göster
Etkinliğe katılmak ve konuşmacının yönlendirmesini izlemek.
Take a look at + nesne
Take a look at, birini bir şeye bakmaya davet eder veya yönlendirir. Bu cümlede dinleyenin dikkatini this sentence üzerine çeker. Başka durumlarda da kullanılabilecek yapı take a look at + nesne biçimindedir. Bu ifade doğal ve eksiksiz bir yönerge oluşturur; buradaki take, bir şeyi fiziksel olarak taşımak anlamına gelmez.
Alıştırma
Yönergeyi hedef ifadeyle tamamlayın: ____ the diagram before you answer.
Cevabı göster
Take a look at
the second time around will realize that you missed the word the the first time around. Kalıp ifadeler
2:38ikinci seferde, ilk okuyuşta 'the' kelimesini kaçırdığınızı fark edecektir.
the second time around ... the first time around: ikinci ve ilk deneme
The second time around, ikinci tamamlanmış deneme veya deneyim sırasında; the first time around ise birincisi sırasında anlamına gelir. Burada aynı cümlenin iki okuması karşılaştırılır: gözden kaçan sözcük ancak sonraki okumada fark edilir. Yapı the + sıra sayısı + time around biçimindedir. Around burada fiziksel bir konumu anlatmaz; her deneme veya deneyimi bir tur olarak gösterir ve farklı turlarda olanları karşılaştırmaya yardımcı olur.
Alıştırma
Karşılaştırmayı iki hedef ifadeyle tamamlayın: The paper airplane failed to fly the ____, but it worked the ____.
Cevabı göster
first time around · second time around
It just ignores anything that breaks with its logical stream. Deyimler
2:46Mantık akışını bozan her şeyi görmezden gelir.
breaks with its logical stream: beklenen düşünce akışından sapmak
Bu cümlede breaks with, “sapmak” veya “izlememek” anlamına gelir. its insan zihnini, logical stream ise zihnin beklediği bağlantılı düşünce çizgisini anlatır; gerçek bir su akışı değildir. Bu ifade, beklenen ilerleyişin dışında kalan bilgilerin gözden kaçabileceğini söyler. Daha genel olarak break with, yerleşik bir kalıp, alışkanlık veya gelenekten ayrılmayı gösterebilir.
Alıştırma
Bu cümlede breaks with its logical stream ne anlama geliyor?
- Akıl yürütmeyi daha eksiksiz hâle getirir.
- Bir su akıntısına fiziksel olarak zarar verir.
- Zihnin beklediği mantıksal akıştan sapar.
Cevabı göster
Zihnin beklediği mantıksal akıştan sapar.
And so, you don't see the word the the first time,
2:50Ve bu yüzden ilk seferinde 'the' kelimesini görmezsiniz,
catch it: gözden kaçması kolay bir hatayı fark etmek
Burada catch, fiziksel olarak yakalamak değil, “fark etmek” veya “tespit etmek” anlamına gelir. It, cümlede tekrarlanan the sözcüğünü gösterir. Bu anlam hatalar, sıra dışı ayrıntılar veya kolayca gözden kaçabilecek şeyler için yaygındır: catch an error, catch a typo ya da Did you catch that? Ayrıntının başarıyla fark edildiğini vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede catch, “bir hatayı veya ayrıntıyı fark etmek” anlamında kullanılmıştır?
- I caught the ball with both hands.
- I caught a typo before sending the email.
- I caught the bus at seven.
Cevabı göster
I caught a typo before sending the email.
and then you get to brain and you get to the the and you say,
3:00ve sonra 'brain' kelimesine gelip 'the' ve 'the' kelimelerini görünce şöyle derdiniz:
"Whoa, there are two 'the's' in the sentence." Kelime
3:01"Vay canına, bu cümlede iki tane 'the' var."
two 'the's': alıntılanan bir sözcüğü çoğul yapmak
Burada the, tanımlık olarak kullanılmak yerine sözcüğün kendisi olarak anılıyor. two 'the's', the sözcüğünün iki kez geçtiği anlamına gelir. Bu yazımda alıntılanan sözcüğün ardından eklenen s çoğulu gösterir. İyelik eki değildir ve is anlamına gelmez. Biçem kılavuzları farklı kurallar kullanabilir; thes italik yazılarak two thes biçimi de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümledeki two 'the's' ne anlama geliyor?
- “the” sözcüğü iki kez geçiyor.
- “the is” ifadesi iki kez kısaltılıyor.
- Bir şey “the” sözcüğüne ait.
Cevabı göster
“the” sözcüğü iki kez geçiyor.
This is a really cool trick for proofreading papers. Kelime
3:04Bu, makalelerin redaksiyonunu yapmak için gerçekten harika bir numara.
proofreading papers: yazılı metindeki hataları kontrol etmek
for proofreading papers ifadesinde proofreading, for edatından sonra gelen ulaçtır ve yöntemin amacını belirtir: bir yazı tamamlanmadan veya teslim edilmeden önce küçük hataları kontrol etmek. Burada papers, kâğıt yaprakları değil; kompozisyonları, raporları veya diğer okul ve akademik yazıları ifade eder. proofread a paper ve a trick for proofreading papers, başka durumlarda da kullanılabilen kalıplardır.
Alıştırma
Hangi iş proofreading a paper olarak en iyi şekilde tanımlanır?
- Kompozisyonu daha kalın kâğıt yapraklarına basmak.
- Son taslaktaki yazım, noktalama ve klavye hatalarını kontrol etmek.
- Ana savı değiştirip her bölümü yeniden düzenlemek.
Cevabı göster
Son taslaktaki yazım, noktalama ve klavye hatalarını kontrol etmek.
and then there're like these silly mistakes. Kalıp ifadeler
3:08ve içinde böyle aptalca hatalar olur.
silly mistakes: küçük ve önlenebilir hatalar
Bu cümlede silly mistakes, yazım hataları veya eksik bir sözcük gibi küçük ve önlenebilir hatalar anlamına gelir. Silly, hataların gereksiz ya da biraz utandırıcı olduğunu anlatır; yazan kişiye doğrudan aptal denildiği anlamına gelmez. Bu ifade, ciddi olmayan ama yine de can sıkan hatalar için sık kullanılır. Genellikle “Doğrusunu biliyordum ama gözümden kaçtı” düşüncesini taşır.
Alıştırma
Hangi cümlede silly mistake, küçük ve önlenebilir bir hata anlamında kullanılmıştır?
- I lost one point because of a silly mistake in my calculation.
- The engineer discovered a dangerous structural failure and called it a silly mistake.
- She called the difficult research problem a silly mistake.
Cevabı göster
I lost one point because of a silly mistake in my calculation.
catch all of them: hepsini eksiksiz fark etmek
Burada catch, bir şeyi fiziksel olarak yakalamak değil, bir sorunu fark etmek veya bulmak anlamına gelir. Them, daha önce sözü edilen silly mistakes ifadesine gönderme yapar; bu nedenle catch all of them, o hataların her birini bulmak demektir. All of them, kapsamın tamamını vurgular. Nesne bir zamirse all of them veya them all; bir isim grubuyla ise all the mistakes veya all of the mistakes kullanılabilir.
Alıştırma
Raporda dört yazım hatası var. Hangi cümlede catch all of them, editörün her hatayı fark ettiğini anlatır?
- The editor fixed all of them.
- The editor caught all of them.
- The editor caught some of them.
Cevabı göster
The editor caught all of them.
go on to: sonraki konuya veya adıma geçmek
“let's go on to this problem” ifadesinde go on to bir geçişi belirtir. Konuşan kişi mevcut konuyu bırakıp dikkati bu probleme yöneltir; ifade probleme doğru yürümek anlamına gelmez. Bir sonraki konu veya görev için go on to + isim yapısını kullanın; “go on to the next question” buna örnektir. Bir sonraki farklı eylem için go on to + fiilin yalın hâlini kullanın; “go on to explain the answer” buna örnektir.
Alıştırma
Hangi cümle, tamamlanmış bir ısınmadan sonraki etkinliğe doğal biçimde geçer?
- We've finished the warm-up, so let's go on to the first experiment.
- We haven't finished the warm-up, so let's go on with it.
- Let's stop before the first experiment.
Cevabı göster
We've finished the warm-up, so let's go on to the first experiment.
that double every 24 hours: fiil olarak double
“That double every 24 hours”, Bacteria sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan cümleciğidir. Burada double bir fiildir: Her 24 saatlik dönemden sonra bakteri sayısı öncekinin iki katına çıkar. Bacteria çoğul olduğu için geniş zamandaki fiil biçimi doubles değil, double olur. Every 24 hours, tekrarlanan bir zaman aralığını belirtir. Miktar bir aralıktan sonra iki katına çıkar, sonraki aralıktan sonra tekrar iki katına çıkar. Bu nedenle her gün aynı sabit miktarı eklemekten değil, tekrar tekrar ikiyle çarpmaktan söz edilir.
Alıştırma
Cümleyi double sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: Under these conditions, the cell population ____ every six hours.
Cevabı göster
doubles
a lake it has infested: nesne görevindeki ilgi zamirini atma
a lake it has infested ifadesinde it has infested, lake sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan cümlesidir. Tam biçimi a lake that it has infested veya a lake which it has infested şeklindedir. İlgi yan cümlesinde it özne, lake ise has infested fiilinin anlaşılmasına rağmen söylenmeyen nesnesidir. Cümlenin amaçlanan anlamında it, daha önce sözü edilen bakteri topluluğunu istilayı gerçekleştiren tek bir bütün olarak gösterir. that veya which nesne görevinde olduğu için atılabilir. Böylece isim + özne + fiil düzeni oluşur: lake + it + has infested. Bu bölümün tamamını tek bir isim öbeği olarak okuyun; birbiriyle ilgisiz iki cümle olarak ayırmayın.
Alıştırma
Hangi cümlede bir isimden sonra nesne görevindeki ilgi zamiri atılmış doğal bir ilgi yan cümlesi kullanılmıştır?
- This is the book I borrowed it yesterday.
- This is the book I borrowed yesterday.
- This is the book borrowed me yesterday.
Cevabı göster
This is the book I borrowed yesterday.
half full: kapasitenin %50'si
Half full, bir şeyin kapasitesinin %50'sine ulaştığı anlamına gelir. Bu soruda was fiilinden sonra gelir ve gölün durumunu açıklar: göl, tamamen dolu seviyesinin yarısına ulaşmıştır. Half + sıfat kalıbı, bir durumun yarısına kadar gerçekleştiğini gösterebilir. Full ile kullanıldığında bir kabın veya alanın kapasitesinin yarısının dolu olduğunu doğal biçimde anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle deponun kapasitesinin %50'sine kadar dolu olduğunu doğal biçimde ifade eder?
- The tank has half fully.
- The tank is half full.
- The tank is a half full.
Cevabı göster
The tank is half full.
split it in half: bir şeyi iki eşit parçaya bölmek
Split it in half, bir şeyi iki eşit parçaya bölmek demektir. Buradaki it, 60 günlük süreyi ifade eder; yani konuşmacı fiziksel bir nesneyi kesmek yerine sayıyı ikiye bölüyor. Tekrar kullanılabilen kalıp split + nesne + in half şeklindedir. Fiziksel nesnelerin yanı sıra sayılar, zaman, masraflar veya işler için de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi split, it ve in half ile tamamlayın: We have one hour for two activities, so let's ____.
Cevabı göster
split it in half
do this problem backwards: sonuçtan başlangıca doğru çözmek
Bu cümlede do this problem backwards, bilinen son sonuçtan başlayıp adımları tersine çevirerek problemi çözmek demektir. Backwards, fiziksel hareketi değil akıl yürütmenin yönünü açıklar. Tekrar kullanılabilen ifade do veya solve a problem backwards şeklindedir. Başlangıç noktasını açıkça belirtmek için work backwards from + bilinen bir sonuç kullanın; örneğin work backwards from the total.
Alıştırma
Hangi yönerge, bilinen bir son sonuçtan başlayıp başlangıca doğru akıl yürütmeyi anlatır?
- Write the problem backwards, starting with the last letter.
- Walk backwards while solving the problem.
- Do the problem backwards, starting with the final result.
Cevabı göster
Do the problem backwards, starting with the final result.
right away: beklemeden, hemen
Right away, “hemen” ya da “beklemeden” demektir. Bu cümlede, problemi sondan başa çözmenin cevabı neredeyse anında verdiğini gösterir. Bu ifadede right anlamı güçlendirir; left sözcüğünün karşıtı olan sağ yönünü belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğin ve “beklemeden” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamla: The pipe is leaking, so turn off the water ____.
Cevabı göster
right away
start at the end: geriye doğru akıl yürütmeyi düzenlemek
you start at the end sözleri açıklamanın sırasını belirler: bilinen son durumu ilk bilgi olarak kullanır, sonra daha önceki durumlara ulaşmak için geriye doğru akıl yürütürsün. Buradaki the end, bir hikâyenin sonu değil, soruda verilen son sonuçtur: göl doludur. Bilinen bir sonuç daha önce ne olduğunu yeniden kurmaya yardım ettiğinde bu düzen kullanılabilir.
Alıştırma
Geriye doğru akıl yürütürken start at the end sana ne yapmanı söyler?
- Son sonucu görmezden gelmek ve rastgele tahmin etmek.
- En erken adımdan başlamak ve ilk sırayla devam etmek.
- Önce bilinen son sonucu kullanmak, sonra geriye doğru akıl yürütmek.
Cevabı göster
Önce bilinen son sonucu kullanmak, sonra geriye doğru akıl yürütmek.
one through six: iki ucu da kapsayan sayı aralığı
One through six, 1'de başlayıp 6'da biten kesintisiz bir aralığı belirtir. Amerikan İngilizcesinde through burada normalde iki ucu da kapsar; yani aralık 1, 2, 3, 4, 5 ve 6'dan oluşur. number + through + number kalıbı numaralı öğeleri, sayfaları, bölümleri, tarihleri veya adımları sıralamak için kullanılabilir. Burada through bir aralık belirtir; bir yerin içinden geçme hareketini anlatmaz.
Alıştırma
Amerikan İngilizcesinde Read pages one through six normalde hangi sayfaları kapsar?
- 2, 3, 4 ve 5. sayfalar
- 1, 2, 3, 4, 5 ve 6. sayfalar
- Yalnızca 1. ve 6. sayfalar
Cevabı göster
1, 2, 3, 4, 5 ve 6. sayfalar
face down: ön yüzün aşağı bakması
Burada face, “bir yöne bakmak veya o yöne çevrilmiş olmak” anlamında bir fiildir; down ise yönün aşağı olduğunu belirtir. Kartların baskılı ön yüzleri masaya dönüktür, bu yüzden değerleri görünmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp nesne + face + yön biçimindedir: Windows face east ve Labels face up aynı şekilde çalışır.
Alıştırma
“Baskılı yüzü masaya dönük” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle yönergeyi tamamlayın: Put each card ____ on the table.
Cevabı göster
face down
we're going to trade to see who has the highest number at the end. Dilbilgisi
4:10en sonunda kimde daha yüksek bir sayı olduğunu görmek için değiştireceğiz.
to see who has...: amacı gömülü bir soruyla anlatmak
Burada to see, “öğrenmek için” anlamındadır; dolayısıyla to see who has... takas yapmanın amacını açıklar. wh- yan cümlesi, öğrenilmek istenen sonucu belirtir. who has... içinde who, has fiilinin öznesidir. Bu gömülü soruda who + fiil sırası korunur ve does eklenmez. Kalıp, bir şey yapmak + to see/find out + wh- yan cümlesi biçiminde başka durumlara aktarılabilir.
Alıştırma
Takımın puanları neden sayacağını doğal biçimde açıklayan cümleyi seçin.
- We'll count the points to see who has the highest score.
- We'll count the points to see who the highest score has.
- We'll count the points to see who does has the highest score.
Cevabı göster
We'll count the points to see who has the highest score.
two sucks: “çok kötü” anlamındaki gündelik sucks
two sucks ifadesindeki sucks, “çok kötü, tatsız veya hayal kırıklığı yaratıcı” demenin gündelik bir yoludur. Konuşan kişi düşük sayı olan ikiyi aldığı için yakınıyor; suck burada “emmek” şeklindeki gerçek anlamında değildir. Two tek bir sayıyı veya kart değerini adlandırdığı için tekildir ve suck değil, sucks alır.
Alıştırma
Bu ifade resmî bir okul raporunda uygun mudur? “The new policy sucks.”
- Uygun
- Uygun değil
Cevabı göster
Uygun değil
probability says I'm going to do better." Notlar
4:22olasılık kuralları daha iyi bir sonuç elde edeceğimi söylüyor."
probability says: soyut bir düşüncenin sonuç bildirmesi
probability says ifadesinde soyut bir isim olan probability, konuşabilen bir insan gibi ele alınır. Buradaki says, gerçek anlamda konuşmak değil, “gösteriyor” veya “beklemeye yöneltiyor” demektir. Bu yapı, kanıt veya deneyim gibi soyut bir kaynağın says fiilinin öznesi olmasını ve bir sonucu doğrudan sunmasını sağlar. Bu cümledeki sonuç bir olasılıktır, garanti değildir.
Alıştırma
probability says I'm going to do better ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Daha yüksek sayıların bulunması daha iyi bir sonucu garanti ediyor.
- Olasılık, daha iyi bir sonuç almamın muhtemel olduğunu gösteriyor.
- Olasılık gerçekten benimle konuşuyor.
Cevabı göster
Olasılık, daha iyi bir sonuç almamın muhtemel olduğunu gösteriyor.
to do better: performansı veya sonucu iyileştirmek
to do better ifadesindeki do, belirli bir eylemi adlandırmak yerine genel performansı veya sonucu özetler. Better, bu performansı ya da sonucu bağlamdan anlaşılan bir ölçütle karşılaştırır. Burada konuşan kişi, elindeki sayıyı değiştirdikten sonra daha yüksek bir sayı almayı bekler. Aynı ifade okulda, işte, sporda, seçimlerde veya başka görevlerde daha iyi sonuçları anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrenilen ve “daha başarılı olmak” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: With more practice, I can ____ in the next presentation.
Cevabı göster
do better
Wrong answer: sert ve anında bir düzeltme
"Wrong answer", "That is the wrong answer" anlamına gelen kısaltılmış bir yanıttır. Burada dinleyicinin doğru olmasını beklediği seçeneği hemen reddeder ve "you're playing a grandmaster" bunun nedenini açıklar. Kısa ifade hızlı bir ters köşe yaratır. Tereddütlü değil, kesin ve otoriter duyulur.
Alıştırma
Örnekte "Wrong answer" ne yapıyor?
- Dinleyicinin beklediği seçeneği hemen reddeder ve bir açıklamaya zemin hazırlar.
- Dinleyiciden kibarca farklı bir oyun denemesini ister.
- Büyükustanın yanlış cevap verdiğini söyler.
Cevabı göster
Dinleyicinin beklediği seçeneği hemen reddeder ve bir açıklamaya zemin hazırlar.
You start from the back: sondan başlamak
Bu cümlede "start from the back", sıralı bir problemin son aşamasından veya son olasılığından başlamak anlamına gelir. Burada "the back", bir kişinin arkasındaki alanı değil, dizinin sonunu ifade eder. "start from + point" kalıbı, başlangıç noktası olarak kullanılan yeri veya aşamayı belirtir. Sondan başlamak, geriye doğru düşünerek problemi çözmenizi sağlar.
Alıştırma
Hangi cümlede "start from the back", sıralı bir problemin son aşamasından başlamak anlamında kullanılmıştır?
- To reconstruct the timeline, start from the back and examine the final event first.
- Please start from the back row when you hand out the papers.
- When unloading the truck, start from the back and move toward the cab.
Cevabı göster
To reconstruct the timeline, start from the back and examine the final event first.
work it out: akıl yürüterek cevabı bulmak
Bu cümlede work it out, problemi adım adım düşünerek cevaba veya doğru stratejiye ulaşmak demektir. it zamiri, bulmacanın doğru stratejisini anlatır; burada fiziksel egzersiz yapmak anlamına gelmez. it zamirinin neyi anlattığına bağlı olarak aynı ifade bir cevabı hesaplamak, bir durumu anlamak veya çözüm bulmak anlamına gelebilir.
Alıştırma
work out ve it ifadelerini doğru sıraya koyarak cümleyi tamamla: We have all the clues, so we can ____.
Cevabı göster
work it out
If I had ..., would I ...?: varsayımsal bir seçim hakkında akıl yürütmek
Bu soru, şimdiki zamana ait hayalî bir durumu düşünmek ve ardından gelecek seçimi incelemek için if + geçmiş biçim (had) ve would + fiilin yalın biçimini kullanır. Buradaki had durumu geçmiş zamana yerleştirmez; koşulun varsayımsal veya belirsiz olduğunu gösterir. If I had X, would I do Y? kalıbı, bir koşulu geçici olarak varsayıp muhtemel kararın hakkında akıl yürütürken kullanışlıdır.
Alıştırma
Varsayımsal cümleyi have fiilinin geçmiş biçimi ve would + join ile tamamla: If I ____ more free time, I ____ the school team.
Cevabı göster
had · would join
Of course not: vurgulu bir olumsuz cevap
“Of course not”, konuşanın daha önce bilinenlere dayanarak cevabın açıkça olumsuz olduğunu düşündüğünü belirtir. Burada söz konusu düşünceyi kesin bir şekilde reddeder; “I'm not dumb” ise konuşanın gerekçesini verir. Sadece“No” demeye göre daha fazla kesinlik taşır ve “cevap zaten belli olmalı” anlamını ima edebilir. Tonu yorumlarken bu ek güce dikkat edin; ifadeyi yalnızca düz anlamlı bir “hayır” olarak değerlendirmeyin.
Alıştırma
Bir arkadaşınız, özel fotoğrafını paylaşmayacağınıza söz verdikten sonra onu paylaşıp paylaşmayacağınızı soruyor. Hangi cevap güçlü bir olumsuzluk ifade eder ve cevabın zaten açık olması gerektiğini düşündürür?
- Of course not. I promised I wouldn't.
- Yes, of course. I'll post it tonight.
- Probably not, but I haven't decided.
Cevabı göster
Of course not. I promised I wouldn't.
What about the number five?: sıradaki öğeye geçmek
“What about + isim?” devam eden bir karşılaştırmaya veya akıl yürütme sürecine yeni bir öğe getirir. Önceki konuşma söylenmeyen soruyu sağladığı için konuşanın sorunun tamamını tekrarlaması gerekmez. Burada “the number five” incelenecek bir sonraki durum olur. Cümle yaklaşık olarak “Aynı soru beş sayısına nasıl uygulanır?” anlamına gelir; mutlaka “Beş sayısının nesi yanlış?” demek değildir.
Alıştırma
A ve B planlarını incelediniz ve aynı testi C planına uygulamak istiyorsunuz. Hangi cümle tartışmayı doğal bir şekilde sıradaki öğeye taşır?
- What is plan C about?
- What about plan C?
- What's wrong with plan C?
Cevabı göster
What about plan C?
Probably not either because you're not going to say yes if you have a six. Kalıp ifadeler
4:35Muhtemelen onda da etmezdim çünkü sende altı varsa değişmeyi kabul etmezdin.
Probably not either: ikinci bir olumsuz sonuç eklemek
Either, olumsuz bir ifadenin ardından gelir ve “o da değil” ya da “o da yapmaz” anlamını katar. Burada Probably not kısa bir olumsuz yargıdır; either bunu önceki olumsuz yargıya bağlar. Yani aynı olumsuz sonuç muhtemelen bu durum için de geçerlidir. Tekrarlanacak özne ve fiil, bağlamdan anlaşıldığı için düşürülür. Yeniden kullanılabilecek tam kalıp özne + olumsuz fiil + ... + either şeklindedir; Probably not either gibi kısa bir olumsuz yanıtta da kullanılabilir.
Alıştırma
“O da değil” anlamını veren kelimeyle cümleyi tamamlayın: Mia cannot attend, and Noah probably cannot attend ____.
Cevabı göster
either
say yes: bir öneriyi onaylamak veya kabul etmek
Bu cümlede, elinde altı olan kişinin önerilen anlaşmayı kabul etmeyeceği düşünülüyor. Bu nedenle say yes, yalnızca yes kelimesini söylemeyi değil, kabul etme kararını anlatır. Daha genel olarak say yes, bir seçime verilen açık bir yanıt olarak onayı ifade eder. Kabul edilen şey to ile belirtilebilir veya bağlamdan anlaşılıyorsa söylenmeyebilir.
Alıştırma
“Kabul etmek” anlamındaki vurgulanmış iki kelimelik ifadeyi kullanın: The offer is fair, so I will ____ to it.
Cevabı göster
say yes
Well, if five is not going to trade and six is not going to trade,
4:38Beş numara değiştirmeyecekse ve altı numara değiştirmeyecekse,
I'm not trading either because 5's and 6's don't trade.
4:41Ben de değiştirmeyeceğim çünkü 5'ler ve 6'lar değiştirmiyor.
is going to be like: beklenen bir tepkiyi aktarmak
Burada be like, birinin söylemesi, düşünmesi veya göstermesi beklenen tepkiyi aktaran gündelik bir kalıptır. four is going to be like ifadesinde konuşmacı, dördü olan kişinin içinden vereceği tepkiyi tahmin edip I'm not trading either diyerek canlandırır. Yapı, be like + canlandırılan içerik şeklindedir. Bu cümlede yaklaşık olarak “düşünecek veya söyleyecek” anlamına gelir; “benzeyecek” anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede be like ne işe yarıyor? When Dad sees the mess, he's going to be like, "What happened here?"
- Babanın söylemesi muhtemel sözleri veya tepkisini aktarır.
- Babanın birine benzeyeceğini söyler.
- Babanın dağınıklığı seveceğini söyler.
Cevabı göster
Babanın söylemesi muhtemel sözleri veya tepkisini aktarır.
So, you see what happens as we work backwards, Dilbilgisi
4:44Gördüğünüz gibi, geriye doğru düşündüğümüzde ne oluyor,
as we work backwards: eş zamanlı süreçleri bağlamak
Burada as, “-erken” veya “süreç ilerledikçe” anlamına gelir. Ne olduğunu görme ile geriye doğru düşünme eylemlerini birbirine bağlar; böylece gözlem, adım adım yürütülen akıl yürütme sırasında gelişir. Work backwards, bir sonuçtan veya sonraki bir adımdan başlayıp önceki adımlara doğru akıl yürütmek demektir. Bu cümlede as zaman ve süreci belirtir; because gibi neden bildirmez.
Alıştırma
Hangi cümlede as, iki sürecin birlikte ilerlediğini gösterir?
- As we work backwards from the final score, the mistake becomes easier to spot.
- Because we worked backwards, we found the mistake.
- Although we worked backwards, we did not find the mistake.
Cevabı göster
As we work backwards from the final score, the mistake becomes easier to spot.
the offer is definitely a one: takasta sunulan kart anlamındaki offer
Burada offer, takasta ortaya konan şeyi ifade eden bir isimdir. Bu kart oyunu bağlamında, takas için sunulan kartı belirtir; bir iş fırsatını veya yalnızca soyut bir öneriyi değil. A one tümleci, sunulan kartın üzerinde 1 yazan bir kart olduğunu belirtir; definitely ise güçlü bir kesinlik gösterir. Daha genel olarak the offer, bağlam açık olduğunda birinin önerdiği nesneyi veya koşulları ifade edebilir.
Alıştırma
"The offer is definitely a one" ifadesindeki "the offer" neyi ifade eder?
- Takas için ortaya konan kart
- Bir şirketin sunduğu iş fırsatı
- Takası yapan kişi
Cevabı göster
Takas için ortaya konan kart
thanks for your money: içten teşekkür değil, kazananın sataşması
Burada thanks for your money içten bir teşekkür değildir. Takası kabul edenler para kaybedeceği için kazanan kişi, sanki paralarını ona teslim etmişler gibi konuşur. Kibar bir teşekkür sözcüğü olan thanks şakayı yaratır: yüzeyde minnettar görünür, ama asıl amacı galibiyetini kutlamak ve kötü seçim yaptıkları için onlarla alay etmektir. Bağlam ve ton, sözü bir sataşmaya dönüştürür.
Alıştırma
Konuşan kişi bu bağlamda "thanks for your money" diyerek ne yapıyor?
- Seçimleri ona para kazandırdığı için onlarla alay etmek
- Ona daha sonra ödeme yapmalarını istemek
- Kendisine hediye verdikleri için onlara içtenlikle teşekkür etmek
Cevabı göster
Seçimleri ona para kazandırdığı için onlarla alay etmek
So, this retrograde analysis is used in different places.
4:55İşte bu geriye dönük analiz birçok farklı yerde kullanılıyor.
It's used to prove intoxications hours after an alleged DUI by Pennsylvania police officers, Notlar
5:00Pensilvanya polisleri tarafından, alkollü araç kullanma şüphesiyle geçen saatlerin ardından zehirlenmeyi kanıtlamak için kullanılıyor,
It's used to prove: be used to + fiil ile amaç belirtme
It's used to prove... ifadesinde it, retrograde analysis'e gönderme yapar. be used to + fiilin yalın hâli yapısı, bir şeyin belirli bir amaçla kullanıldığını belirtir; prove ise analizle ne yapılmasının amaçlandığını gösterir. Edilgen yapı, yöntemi kullanan kişilerden çok yöntemi ve işlevini öne çıkarır. Buradaki used to, geçmiş alışkanlığı anlatan used to değil, amaç belirten edilgen yapının bir parçasıdır.
Alıştırma
Cümleyi be used to yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: This sensor ____ detect smoke.
Cevabı göster
is used to
alleged DUI: henüz gerçek olarak kanıtlanmamış bir DUI iddiası
alleged DUI ifadesindeki alleged, DUI olayının bildirilmiş veya iddia edilmiş olduğunu ancak henüz gerçek olarak kanıtlanmadığını belirtir. İddianın yanlış olduğunu söylemez; suçlamanın kanıtlanmış bir gerçek gibi sunulmasını önler. DUI, driving under the influence ifadesinin kısaltmasıdır ve ABD'deki hukuk ve haber bağlamlarında genellikle alkol veya uyuşturucu etkisi altında araç kullanmayı ifade eder.
Alıştırma
The report describes an alleged DUI. cümlesindeki alleged okuyucuya ne anlatır?
- Haber, hiçbir suçlama olmadığını söylüyor.
- Haber, henüz kanıtlanmamış bir suçlamayı ele alıyor.
- Haber, DUI olayının kesinlikle gerçekleştiğini doğruluyor.
Cevabı göster
Haber, henüz kanıtlanmamış bir suçlamayı ele alıyor.
kind of cool: kind of ile olumlu bir değerlendirmeyi yumuşatmak
kind of cool ifadesinde kind of, cool sıfatından önce gelir ve olumlu değerlendirmenin gücünü azaltır. Biraz veya bir ölçüde anlamına gelir: konuşan kişi fikri havalı bulur, ancak övgüsünü rahat ve çok güçlü olmayan bir şekilde sunar. Derece bildiren bu kullanım kind of difficult ve kind of funny örneklerinde olduğu gibi sıfatlardan önce yaygındır. İfadenin tamamı ölçülü ve biraz çekinceli bir değerlendirme anlatır.
Alıştırma
This feature is kind of useful cümlesinde kind of ne yapar?
- Bir ölçüde useful demektir ve olumlu değerlendirmeyi yumuşatır.
- useful sözcüğünü hiç kullanışlı değil anlamına getirir.
- Özelliğin useful adlı bir nesne türü olduğunu söyler.
Cevabı göster
Bir ölçüde useful demektir ve olumlu değerlendirmeyi yumuşatır.
don't drink and ...: Don't drink and drive ifadesinin başlangıcı
Vurgulanan sözcükler, bilinen kamu güvenliği uyarısı Don't drink and drive ifadesinin başlangıcıdır. Bu altyazı satırı and sözcüğünden sonra bittiği için dil bilgisi yapısı ve mesaj drive ile devam eder. Uyarı, alkol aldıktan sonra araç kullanmamak gerektiği anlamına gelir. İçki içmek ile araç kullanmayı tehlikeli bir birleşim olarak bağlar; hiçbir zaman alkol içilmemesini söyleyen genel bir emir değildir.
Alıştırma
Yaygın trafik güvenliği uyarısını tamamlayın: For everyone's safety, don't drink and ____.
Cevabı göster
drive
But I find its use to be in a more interesting place, Dilbilgisi
5:16Ancak ben kullanımının daha ilginç bir yerde olduğuna inanıyorum,
I find its use to be ...: find + nesne + to be
I find its use to be ... ifadesinde find, “bulmak” değil, “değerlendirmek” veya “... olarak görmek” anlamına gelir. Kalıp find + nesne + to be + tümleç şeklindedir: its use nesnedir ve to be sonrasındaki sözcükler konuşanın değerlendirmesini belirtir. Bu kalıp, üzerinde düşünülmüş kişisel bir yargı sunar. Burada to be sonrasındaki yer ifadesi, konuşanın daha ilginç uygulamanın nerede bulunduğunu düşündüğünü gösterir.
Alıştırma
Şimdiki zamandaki bir yargıyı ifade etmek için cümleyi find + nesne + to be ile tamamlayın: I ____ this plan ____ practical.
Cevabı göster
find · to be
maybe the one of the most interesting uses is in Dilbilgisi
5:19belki de en ilginç kullanımlarından biri
one of the most interesting uses: one of + the + üstünlük derecesi + çoğul isim
One of the most interesting uses, one of + the + üstünlük derecesi + çoğul sayılabilir isim kalıbını izler. En ilginç kabul edilen kullanım grubundaki üyelerden birini ifade eder. one bir gruptan tek bir öğe seçtiği için üstünlük derecesinden sonraki isim çoğuldur: use değil, uses kullanılır. Ana fiil normalde tekil merkez sözcük one ile uyum gösterir; bu nedenle One of the uses is ... denir, One of the uses are ... denmez.
Alıştırma
Kitabın en eski kitaplardan biri olduğunu söylemek için one of + the + üstünlük derecesi yapısını kullanın: This is ____ books in the library.
Cevabı göster
one of the oldest
Film adı olarak The Curious Case of Benjamin Button
The Curious Case of Benjamin Button bir filmin adıdır. Bu nedenle, büyük harfle başlayan sözcüklerden oluşan ifadenin tamamını sıradan bir isim grubu olarak değil, tek bir özel ad olarak okumak gerekir. Hikâyede Benjamin normal şekilde yaşlanmak yerine zaman geçtikçe gençleşir. Bu kısa arka plan bilgisi, konuşmacının birini “living his life backwards” diye anlatmadan önce neden bu filmden söz ettiğini açıklar.
Alıştırma
Bu bağlamda The Curious Case of Benjamin Button neyi ifade ediyor?
- Benjamin Button vakası adlı bir analiz yöntemi.
- Yaşlanması ters yönde ilerleyen bir adamı anlatan film.
- Bir kart oyununun kuralı.
Cevabı göster
Yaşlanması ters yönde ilerleyen bir adamı anlatan film.
where Brad Pitt plays a guy who's living his life backwards. Notlar
5:26Brad Pitt hayatını geriye doğru yaşayan bir adamı canlandırıyor.
Brad Pitt plays a guy: play “canlandırmak” anlamında
Film, televizyon ve tiyatro bağlamında play + role, “o karakteri canlandırmak” anlamına gelir. Burada Brad Pitt oyuncudur; a guy ise onun canlandırdığı karakterin türünü belirtir. Rol, arada edat olmadan fiilin doğrudan nesnesi olur: an actor can play a doctor, a king, or Hamlet. Bir oyuncunun adıyla yakınındaki film adı, play fiilinin burada oyunculuk anlamında kullanıldığını gösterir.
Alıştırma
“Canlandırmak” anlamını vermek için cümleyi play fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: In the school play, Nina ____ a brave astronaut.
Cevabı göster
plays
living his life backwards: hayat evrelerinin ters sırada ilerlemesi
Bu cümlede living his life backwards, karakterin yaşlanmayı ve hayat evrelerini normaldekinin ters sırasıyla deneyimlemesi demektir. Backwards burada yürüyüş biçimini değil, hayatındaki zamanın yönünü anlatır. İngilizcede backwards, sırası tersine çevrilmiş bir diziyi mecazi olarak da anlatabilir. Sonraki aşamalar önceki aşamalardan önce geliyorsa bir hikâye, zaman çizelgesi veya süreç backwards ilerleyebilir.
Alıştırma
Burada living his life backwards ne anlama geliyor?
- Hayatının evreleri normaldekinin ters sırasıyla gerçekleşir.
- Gittiği her yerde geriye doğru yürür.
- Aynı günü tekrar tekrar yaşar.
Cevabı göster
Hayatının evreleri normaldekinin ters sırasıyla gerçekleşir.
And what this movie makes me think of is that great quote that, Öbek fiiller
5:31Bu filmin bana düşündürdüğü şey ise şu harika alıntı;
makes me think of: bir çağrışımı tetiklemek
make someone think of something yapısında ilk şey, o kişide bir anıyı veya çağrışımı tetikler. Burada the movie çağrışımı başlatan şey, me düşüncenin oluştuğu kişi, a great quote ise akla gelen şeydir. Yapı make + kişi + fiilin yalın hâli şeklindedir: makes me think denir, makes me to think denmez. Buradaki think of, “hatırlamak veya ilişkilendirmek” anlamındadır; “icat etmek” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi make + kişi + think of yapısıyla tamamlayın: This song ____ summer vacation.
Cevabı göster
makes me think of
that quote you often hear from people who are older
5:35yaşlı insanlardan sık sık duyduğunuz o söz,
“youth is wasted on the young”: gençliğin değerini tam olarak bilememek
“Youth is wasted on the young”, özellikle çelişkili duyulması amaçlanan bir özdeyiştir. Gençlerin gençliğin sunduğu zamana, enerjiye ve fırsatlara sahip olduklarını, ancak bunların değerini bilmek veya bunlardan tam olarak yararlanmak için yeterli deneyime sahip olmayabileceklerini anlatır. Gençliğin gerçekten atıldığı veya birine verildiği anlamına gelmez. “Something is wasted on someone” kalıbında kişi değerli bir şeye sahip olur ya da onu alır, fakat onu tam anlamıyla takdir edemez veya ondan yararlanamaz. Burada yaşça büyük kişiler, gençliklerine pişmanlıkla veya buruk bir mizahla bakarken bu sözü sıkça kullanır.
Alıştırma
Bu cümlede “youth is wasted on the young” ne anlama geliyor?
- Gençler, gençliğin avantajlarını tam olarak takdir edemeyebilir veya kullanamayabilir.
- Yaşlı insanlar kendi gençliklerini daha genç insanlara veriyor.
- Gençler bütün boş zamanlarını bilerek çöpe atıyor.
Cevabı göster
Gençler, gençliğin avantajlarını tam olarak takdir edemeyebilir veya kullanamayabilir.
your youth will not be wasted on you. Deyimler
5:45gençliğiniz sizin tarafınızdan ziyan edilmemiş olur.
“can see the end game”: uzun vadeli sonucu öngörmek
Bu cümlede “can see the end game”, oyun veya satranç imgesini kullanarak “bir planın ya da bir dizi seçimin sonunda nereye varacağını öngörebilmek” anlamına gelir. “See”, yalnızca gözle bakmak değil, anlamak veya önceden görmek demektir. Bu ifade nihai sonucu başa koyar: uzun vadeli sonucu zihninizde canlandırabildiğinizde, bunu şimdi yapacağınız seçimlere yön vermek için kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Bu cümlede “can see the end game” ne anlama geliyor?
- yalnızca şu anda olanları fark etmek
- uzun vadede ortaya çıkması muhtemel sonucu öngörmek
- bir satranç maçının son birkaç hamlesini izlemek
Cevabı göster
uzun vadede ortaya çıkması muhtemel sonucu öngörmek
your youth will not be wasted on you: gençliğini iyi değerlendirmek
Bu cümle “Youth is wasted on the young.” sözünü tersine çevirir. Burada your youth will not be wasted on you, genç olmanın değerini anlayıp bu dönemin sunduğu zamanı, enerjiyi ve fırsatları iyi kullanmak anlamına gelir. be wasted on someone yapısında on'dan sonraki kişi, bir şeyi alan ancak onun değerini bilmeyebilecek ya da onu iyi kullanamayabilecek kişidir. Başka birinin gençliğinizi sizin üzerinizde harcadığı anlamına gelmez. not olumsuzluğu, alışılmış eleştiriyi olumlu bir sonuca dönüştürür.
Alıştırma
“The opportunity won't be wasted on Lena” büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Lena fırsatı iyi değerlendirecek.
- Lena fırsatı elde edemeyecek.
- Lena fırsatı başka birine verecek.
Cevabı göster
Lena fırsatı iyi değerlendirecek.