Yoga Topu | Tam Bölüm | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
583 kelime 152 kel/dk

Video özeti: Babası evden çalışırken kendini tekrar tekrar Bluey ile Bingo’nun oyunlarının içinde bulur. Bingo, onun bazen fazla sert oynadığını söyleyince aile, eğlenceyi sona erdirmeden Bingo’nun kendi sınırını açıkça nasıl belirtebileceğini birlikte çalışır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. your nappies. — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: nappies sözcüğünün Avustralya ve Britanya İngilizcesinde “bebek bezi” için kullanılan gündelik ifade olduğunu; Amerikan İngilizcesinde ise çoğunlukla diapers dendiğini fark edin. Böylece Bluey’deki aile konuşmalarını daha rahat takip edebilir ve ev eşyalarının bölgesel adlarını ayırt edebilirsiniz. 2. gets me every time. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bir şey birini every time “get” ettiğinde, onu her defasında etkilediğini, ikna ettiğini veya pes ettirdiğini anlayın. İfadeyi bir bütün olarak öğrenmek, kişiyi “elde etmek” gibi yanıltıcı bir sözcüğü sözcüğüne yorumdan kaçınmanızı ve karşı koyamadığınız bir bakışı ya da ricayı anlatmanızı sağlar. 3. No one's in trouble. — Konuşma edimbilimi ve tutum: Hassas bir geri bildirimden önce bu güven verici cümleyi kullanarak konuşmanın ceza amacı taşımadığını belirtin. Ailede veya sınıfta yaşanan bir anlaşmazlık sırasında savunmacı tepkiyi azaltıp kişinin sorunu sakin biçimde açıklamasına alan açabilirsiniz.

Bu derste

Mum.

0:06

Anne.

Dad.

0:11

Baba.

Bingo.

0:17

Bingo.

Bluey.

0:22

Bluey.

Can you play games with us?

0:30

Bizimle oyun oynar mısın?

No time for games, squirt. Notlar

0:32

Oyun için zamanım yok ufaklık.

Ton ve niyet

No time for...: bir etkinliğin beklemesi gerektiğini hızlıca söyleme yolu

No time for + isim veya -ing biçimi, There is no time for... ya da I don't have time for... anlamına gelen kısaltılmış bir konuşma kalıbıdır. Bu cümlede konuşan kişi şu anda oyun oynanamayacağını söylüyor. Bu ifade, zamanın var olmadığı anlamına gelmez. Daha acil bir şey olduğu için bir etkinliği hızlıca devre dışı bırakır.

Alıştırma

Cümleyi No time for ve argue fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: “The bus is leaving now. ____—let's go.”

Cevabı göster

No time for arguing

Kelime

squirt: bir çocuk için sevecen ama takılmacı bir hitap

Burada squirt, bir yetişkinin bir çocuğa seslenirken kullandığı, ufaklık ya da küçük gibi çok samimi bir hitaptır. Bir baba kendi çocuğuyla konuştuğu için ciddi bir hakaretten çok sevecen ve hafifçe takılan bir ifade gibi duyulur. Anlamı ilişkiye ve ses tonuna bağlıdır: squirt, child sözcüğünün tarafsız bir eş anlamlısı değildir. Sözcük gerçek anlamıyla küçük bir sıvı fışkırmasını veya az miktarda sıvıyı da anlatabilir, ancak buradaki anlamı bu değildir.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Resmî bir toplantıda bir yönetici, işe yeni alınmış yetişkin bir iş arkadaşına “Good job, squirt.” diyor.

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

I'm working from home today. Kalıp ifadeler

0:34

Bugün evden çalışıyorum.

Kalıp ifadeler

working from home: evden çalışmak

Working from home, normal iş yerine gitmek yerine işi evde yapmak anlamına gelir. Burada from home, çalışılan yeri veya çalışma düzenini belirtir; evden uzaklaşmak anlamına gelmez. I'm working from home today cümlesindeki şimdiki zaman, bunun bugüne ait bir çalışma düzeni olduğunu gösterir. Düzenli bir alışkanlığı anlatmak için I work from home denir.

Alıştırma

Evden çalışmak anlamındaki üç kelimelik ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Because the office is closed, I'm ____ today.

Cevabı göster

working from home

One sec, I just got to pop downstairs. Notlar

0:35

Bir saniye, hemen aşağıya inmem lazım.

Kalıp ifadeler

One sec: birinden kısa süre beklemesini istemek

One sec, one second ifadesinin kısaltılmış ve gündelik biçimidir. Bir yanıtın başında kullanıldığında, siz duraklarken veya bir şey yaparken karşınızdaki kişiden kısa bir süre beklemesini ister. Genellikle bir an bekle anlamına gelir; tam olarak ölçülmüş bir saniye demek değildir. Ardından gelen bölüm, neden duraklamanız gerektiğini açıklayabilir.

Alıştırma

Bir an bekle anlamındaki iki kelimelik gündelik ifadeyle yanıtı tamamlayın: ____, I need to check the address.

Cevabı göster

One sec

Kelime

pop downstairs: kısa süreliğine aşağı inmek

Pop downstairs ifadesindeki pop, “hızlıca gidip kısa süre sonra dönmek” anlamına gelen günlük bir fiildir. Konuşan kişi aşağı inme işinin kısa süreceğini ve genellikle yakında geri döneceğini ima eder. Downstairs, upstairs ve out gibi yön bildiren sözcüklerle to kullanılmaz: pop downstairs denir, pop to downstairs denmez.

Alıştırma

Cümleyi “kısa süreliğine aşağı inmek” anlamındaki günlük ifadeyle tamamlayın: The parcel is in the lobby, so I'll ____ and get it.

Cevabı göster

pop downstairs

Okay, I'm back.

0:42

Tamam, geri döndüm.

Is this yours?

0:44

Bu sizin mi?

Yeah, play the elevator game.

0:45

Evet, asansör oyunu oyna.

I told you, kid,

0:47

Sana söyledim çocuk,

no time for elevator game.

0:48

asansör oyunu için zamanım yok.

It's a work day today.

0:50

Bugün iş günü.

I found another one.

0:56

Bir tane daha buldum.

Again.

0:58

Tekrar.

Sorry, kids.

0:59

Özür dilerim çocuklar.

I got loads of work on. Kalıp ifadeler

0:59

Bir sürü işim var.

Kalıp ifadeler

got loads of work on: çok fazla güncel iş yükü olmak

Got loads of work on, “yapılacak veya hâlihazırda devam eden çok fazla işe sahip olmak” demektir. Loads of, “çok” demenin günlük bir yoludur; sondaki on ise işi konuşanın mevcut sorumluluklarının bir parçası olarak gösterir. Tam ve standart bir cümlede İngiliz İngilizcesi konuşanları yaygın olarak I've got loads of work on der. Bu ifade kişinin meşgul olduğunu açıklar; on burada mekânsal bir anlam taşımaz.

Alıştırma

Şu anda çok fazla işiniz olduğunu söylemenin en doğal, günlük İngiliz İngilizcesi biçimi hangisidir?

  1. I've got loads of work on at the moment.
  2. I've got loads of works on at the moment.
  3. I've got loads of work above at the moment.
Cevabı göster

I've got loads of work on at the moment.

Doot! I just can't play the elevator game.

1:01

Doot! Asansör oyununu oynayamıyorum.

You are playing it. This episode of Bluey is called Yoga Ball. Ton ve niyet

1:04

Oynuyorsun işte. Bluey'nin bu bölümünün adı Yoga Topu.

Ton ve niyet

You are playing it: o anki gerçekle birini düzeltmek

Bu konuşmada You are playing it yalnızca tarafsız bir durum bildirimi değildir. Konuşan kişi, o anda gerçekleşen şeye dikkat çekerek karşısındakinin oynamadığı ya da oynamaya vakti olmadığı iddiasına karşı çıkar. Düz bir bildirme cümlesi, No veya You're wrong demeden de düzeltme işlevi görebilir. Şimdiki zaman yapısı are playing, gözle görülen ve sürmekte olan eylemi kanıt olarak sunar.

Alıştırma

Konuşan kişi burada You are playing it. diyerek ne yapıyor?

  1. Karşısındaki kişinin zaten oyuna katıldığını göstererek onun sözünü düzeltmek.
  2. Karşısındaki kişinin daha sonra oynamak isteyip istemediğini sormak.
  3. Oyunun kurallarını açıklamak.
Cevabı göster

Karşısındaki kişinin zaten oyuna katıldığını göstererek onun sözünü düzeltmek.

Now Bingo.

1:19

Şimdi Bingo.

Hey.

1:25

Hey.

Don't even think about it. Ton ve niyet

1:27

Aklınızdan bile geçirmeyin.

Ton ve niyet

Don't even think about it: biri harekete geçmeden önce verilen sert uyarı

Don't even think about it, “Bunu yapmayı aklından bile geçirme” anlamına gelen sert bir uyarıdır; doğal etkisi “Buna kesinlikle izin yok” ifadesine yakındır. Birine kelimenin tam anlamıyla düşünmeyi bırakmasını söylemekten çok, bir plan eyleme dönüşmeden önce onu durdurur. Even, yasağı düşüncenin kendisine kadar genişleterek uyarıyı güçlendirir. Bu yüzden Don't do it ifadesinden daha sert ve daha çatışmacıdır.

Alıştırma

Değerlendirin: Bir müşteri sıradan bir istekte bulunuyor. Don't even think about it uygun ve kibar bir ret midir?

  1. Hayır. Sıradan ve kibar bir ret için fazla serttir.
  2. Evet. Yalnızca konuşanın talebi değerlendirmek için zamana ihtiyacı olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster

Hayır. Sıradan ve kibar bir ret için fazla serttir.

Hey! Hey!

1:29

Hey! Hey!

Push.

1:31

İtin.

You little rats. Kelime

1:35

Sizi küçük fareler.

Kelime

You little rats.: gerçek bir niteleme değil, şakacı bir azarlama

Aile içinde oyun oynanan bu bağlamda You little rats. sahte bir öfke ifade eder: konuşan kişi çocuklara gerçekten kemirgen demek yerine şakayla karışık küçük yaramazlar diye seslenir. Little, bu sözü küçük çocuklara takılan şakacı bir lakap gibi gösterir; ancak tek başına rat sözcüğünü zararsız hâle getirmez. Şakacı yorum, kişiler arasındaki ilişki, durum ve ses tonuyla oluşur.

Alıştırma

Bir babanın çocuklarıyla neşeyle oynadığı bir sahnede You little rats. büyük olasılıkla ne ifade eder?

  1. Onlara küçük yaramazlar demek gibi şakacı bir azarlama.
  2. Ne kadar zeki olduklarına dair resmî bir övgü.
  3. Çocukların kemirgen olduğuna dair ciddi bir iddia.
Cevabı göster

Onlara küçük yaramazlar demek gibi şakacı bir azarlama.

Why do you sit on a giant green ball?

1:39

Neden dev gibi yeşil bir topun üstünde oturuyorsun?

Because I wrecked my back changing your nappies. Notlar

1:42

Çünkü altınızı değiştirirken belimi mahvettim.

Kelime

wrecked my back: yaralanmayı güçlü ve gündelik biçimde anlatmak

Wrecked my back ifadesinde wreck, ciddi biçimde zarar vermek veya incitmek anlamına gelir. Ciddi yıkım fikrini bir vücut bölümüne uygular; dolayısıyla konuşan kişi belini ya da sırtını çok ağrıttığını veya incittiğini anlatır. Wrecked, hurt sözcüğünden daha güçlü ve çarpıcıdır. Günlük konuşmada abartı olabilir; bu yüzden cümle tek başına kalıcı bir hasarı kanıtlamaz.

Alıştırma

Maya ağır bir kanepeyi kaldırdıktan sonra I wrecked my back. diyor. Ne demek istiyor?

  1. Arkasındaki bir nesneyi yok etmiş.
  2. Beli ya da sırtı çok ağrıyor veya incinmiş.
  3. Belini ya da sırtını tamamen onarmış.
Cevabı göster

Beli ya da sırtı çok ağrıyor veya incinmiş.

Kültür

nappies: Britanya ve Avustralya İngilizcesinde “bebek bezi”

nappies, nappy sözcüğünün çoğuludur ve bir bebeğin giydiği emici bezi ifade eder. changing your nappies ifadesinde konuşan kişi, bebeklerin ıslak veya kirli bezlerini değiştirmekten söz eder; kıyafetlerini değiştirmekten ya da peçeteden söz etmez. Nappy, Britanya ve Avustralya İngilizcesinde günlük kullanılan sözcüktür. Amerikan İngilizcesinde aynı nesne için genellikle diaper kullanılır; bu nedenle aile konuşmalarını dinlerken bölgesel sözcüğü tanımak önemlidir.

Alıştırma

Hangi cümlede bir bebeğin bezini anlatmak için Avustralya İngilizcesindeki yaygın sözcük kullanılmıştır?

  1. Please pack some clean napkins in the baby bag.
  2. Please pack some clean nappies in the baby bag.
  3. Please pack some clean diapers in the baby bag.
Cevabı göster

Please pack some clean nappies in the baby bag.

Boing, boing, boing, boing, boing.

1:45

Boing, boing, boing, boing, boing.

I want a turn doing that. Kalıp ifadeler

1:48

Bunu yapmak için sıra bana da gelsin istiyorum.

Kalıp ifadeler

a turn doing that: bir etkinliği yapmak için bir fırsat

A turn, insanların bir etkinliği paylaştığı veya sırayla yaptığı durumlarda bir kişinin bir kez yapma fırsatıdır. a turn doing that ifadesinde doing that, konuşan kişinin denemek istediği etkinliği belirtir; turn burada yön değiştirme anlamına gelmez. Kullanışlı bir kalıp want veya have a turn + -ing biçimidir: I want a turn playing ve Can I have a turn using it? Buna karşılık, It's my turn to + fiilin yalın hâli, o anki sıranın konuşan kişide olduğunu belirtir.

Alıştırma

İsteği tamamlamak için a turn ve use fiilinin -ing biçimini kullanın. Arkadaşınızda kamera var. Can I have ____?

Cevabı göster

a turn using the camera

Boing, boing, boing,

1:51

Boing, boing, boing,

boing, boing, boing, boing.

1:53

boing, boing, boing, boing.

Okay, now beat it. Deyimler

1:57

Tamam, şimdi ikileyin.

Deyimler

beat it: gitmek için sert bir emir

Beat it, “git buradan” veya “uzaklaş” anlamına gelen kalıplaşmış ve gündelik bir emirdir. Bu cümlede it bir nesneyi göstermez, beat de “vurmak” anlamına gelmez. İki sözcük birlikte bir deyim oluşturur. Bu emir, karşıdaki kişiye gitmesini söyleyerek etkileşimi bitirir. Ses tonuna ve ilişkiye bağlı olarak çoğunlukla sabırsızlık, kızgınlık veya şaka yollu sertlik gösterir.

Alıştırma

“Okay, now beat it,” cümlesinde konuşan kişi karşısındakine ne yapmasını söylüyor?

  1. Bulunduğu yerden ayrılmak.
  2. Bir nesneye vurmak.
  3. Müziği hızlandırmak.
Cevabı göster

Bulunduğu yerden ayrılmak.

I've got to get to work. Kalıp ifadeler

1:57

İşe gitmeliyim.

Kalıp ifadeler

get to work: çalışmaya başlamak

Bu cümlede get to work, “çalışmaya başlamak” veya “işe geri dönmek” anlamına gelir. Konuşan kişi zaten evdedir ve orada çalışmaktadır; bu nedenle get bir ofise gitmeyi anlatmaz. Bu ifade, çalışmama durumundan işi gerçekten yapma durumuna geçmeye odaklanır. Bağlam önemlidir: “How do you get to work?” gibi bir soruda get to work, “iş yerine ulaşmak” anlamına gelebilir.

Alıştırma

“Çalışmaya başlamak” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The break is over, so let's ____.

Cevabı göster

get to work

No, not yet.

2:01

Hayır, henüz değil.

Bluey.

2:04

Bluey.

Oh, so then Mixed Up Murphy says.

2:06

Ah, ve sonra Kafası Karışık Murphy der ki.

Would smoothie banana you like? Dilbilgisi

2:08

İster smoothie muz musun?

Dilbilgisi

Would smoothie banana you like? ile Would you like a banana smoothie? arasındaki söz dizimi

“Would smoothie banana you like?” normal soru düzenini bilerek karıştırır. Bu cümle, Mixed Up Murphy'nin kelimeleri birbirine karıştıran bir karakter olduğunu gösterir; tuhaflık da espriyi oluşturur. Taklit edilecek standart bir İngilizce soru değildir. Kibarca bir şey ikram etmek için Would + özne + like + isim öbeği? düzenini kullanın: “Would you like a banana smoothie?” Özne olan you, would kelimesinin hemen ardından gelir; ikram edilen şey ise like kelimesinden sonra gelir. İsim öbeğinde banana, smoothie türünü belirttiği için smoothie kelimesinden önce gelir.

Alıştırma

Muzlu smoothie'yi kibarca ikram etmek için normal İngilizce kelime düzenini kullanan soru hangisidir?

  1. Would a banana smoothie you like?
  2. Would you like a banana smoothie?
  3. Would smoothie banana you like?
Cevabı göster

Would you like a banana smoothie?

Oh Ball-E,

2:13

Ah Ball-E,

you need to sleep.

2:13

uyuman lazım.

You must be so tired. Dilbilgisi

2:15

Çok yorulmuş olmalısın.

Dilbilgisi

You must be so tired. cümlesindeki must be

“You must be so tired.” cümlesinde must, konuşanın bildiklerine veya gördüklerine dayanarak ulaştığı güçlü bir sonucu ifade eder. Buradaki anlam “Yorgun olduğundan çok eminim”dir; “Yorgun olmak zorundasın” değildir. Mevcut bir durum hakkında yüksek güvenli çıkarım yapmak için özne + must be + sıfat veya isim yapısını kullanabilirsiniz. So, tired kelimesinin derecesini güçlendirir ve kişinin çok yorgun olduğunu düşündüğünüzü gösterir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız on iki saatlik vardiyasını yeni bitirdi. Hangi cümle arkadaşınızın mevcut durumu hakkında güçlü ve emin bir çıkarım yapar?

  1. You must be exhausted.
  2. You might be exhausted.
  3. You must get some rest.
Cevabı göster

You must be exhausted.

That big daddy's been sitting on you all day. Dilbilgisi

2:17

Şu koca baba bütün gün senin üzerine oturdu.

Dilbilgisi

daddy's been sitting: şimdiye kadar devam eden bir eylem

daddy's been sitting ifadesindeki 's, has sözcüğünün kısaltmasıdır; dolayısıyla tam biçim daddy has been sitting olur. Bu bir iyelik eki değildir. 's işaretinden sonra been gelmesi, burada yalnızca has açılımının mümkün olduğunu gösterir. Has been + -ing, present perfect continuous yapısıdır. Oturma eyleminin geçmişte başlayıp belirli bir süre boyunca şimdiye kadar devam ettiğini anlatır; all day ise sürenin uzunluğunu belirtir. İfade ayrıca bu uzun süreli eylemi şu anki durumla ilişkilendirir.

Alıştırma

Cümleyi wait fiilinin kısaltılmamış present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: Mia ____ for the bus since eight o'clock.

Cevabı göster

has been waiting

Oh Ball-E,

2:20

Ah Ball-E,

which tattoo should I get? Dilbilgisi

2:22

hangi dövmeyi yaptırsam?

Dilbilgisi

Which tattoo should I get?: seçim yapmak için yardım isteme

Which tattoo should I get? sorusu, bilinen veya görünen seçenekler arasından bir dövme önermesini karşıdaki kişiden ister. Which tattoo seçilecek şeyi belirtir; should tavsiye istemek için kullanılır ve get burada o dövmeyi seçmek veya yaptırmak anlamına gelir. Doğrudan soru kalıbı Which + isim + should + özne + fiilin yalın biçimi? şeklindedir. Bu doğrudan bir soru olduğu için should, I öznesinden önce gelir.

Alıştırma

Birkaç ceket arasında seçim yapıyor ve bir arkadaşınızdan tavsiye istiyorsunuz. Hangi cümle doğru bir doğrudan sorudur?

  1. Which jacket should I get?
  2. Which should jacket I get?
  3. Which jacket I should get?
Cevabı göster

Which jacket should I get?

Do you like the unicorn

2:24

Tek boynuzlu atı mı seversin

or... or the rainbow?

2:25

yoksa... gökkuşağını mı?

Well Bingo.

2:28

Şey Bingo.

My name is Larn.

2:30

Benim adım Larn.

Well Larn,

2:31

Pekala Larn,

I really think you should get the

2:33

Bence kesinlikle yaptırmalısın...

There it is.

2:34

İşte geldi.

Out.

2:41

Dışarı.

Can we play delivery chair?

2:42

Teslimat sandalyesi oynayabilir miyiz?

No.

2:43

Hayır.

Oh, please.

2:44

Ah, lütfen.

Oh, don't use your please face. Deyimler

2:46

Ah, o lütfen yüzünü yapmayın.

Deyimler

don't use your please face: yalvaran bir yüz ifadesi için eğlenceli bir etiket

Bu cümlede please face, o anda oluşturulmuş eğlenceli bir ifadedir. Birinin izin isterken takındığı yalvaran veya özellikle sevimli yüz ifadesine ad verir; please adlı özel bir yüz türü değildir. use your sözleri, bu yüz ifadesini bilinçli bir ikna taktiği olarak sunar. Bu nedenle don't use your please face, “o yüzü yaparak beni ikna etmeye çalışma” demektir. İngilizcede sad face veya serious face örneklerinde olduğu gibi, bir ifadeyi adlandırmak için face sözcüğünün önüne anlaşılır bir etiket getirilebilir.

Alıştırma

Bu cümlede “your please face” ne anlama geliyor?

  1. Adı kelimenin tam anlamıyla “Please” olan bir yüz
  2. Kusursuz görgüyü gösteren resmî bir ifade
  3. Birini ikna etmek için kullanılan yalvaran ve özellikle sevimli bir yüz ifadesi
Cevabı göster

Birini ikna etmek için kullanılan yalvaran ve özellikle sevimli bir yüz ifadesi

All right.

2:50

Pekala.

Yeah, Bingo delivery chair.

2:51

Evet, Bingo teslimat sandalyesi.

That please face gets me every time. Deyimler

2:53

Bu lütfen yüzü beni her seferinde kandırıyor.

Deyimler

gets me every time: her seferinde güçlü bir tepki yaratır

“That please face gets me every time” cümlesinde get, “elde etmek” veya “anlamak” değil, “güçlü biçimde etkilemek” anlamındadır. Yalvaran yüz ifadesi, konuşan kişiyi tekrar tekrar yumuşatıp taviz vermeye yöneltir. Daha genel olan X gets me every time kalıbı, X'in her defasında güçlü bir tepki yarattığını belirtir. Tepkinin ne olduğunu bağlam gösterir: bir şey insanı duygulandırabilir, güldürebilir, korkutabilir veya hayır demesini zorlaştırabilir.

Alıştırma

Cümleyi “üzerimde her zaman güçlü bir duygusal etki yaratır” anlamındaki dört kelimelik ifadeyle tamamla: That final scene ____.

Cevabı göster

gets me every time

Now I need to get these two packages delivered. Dilbilgisi

2:56

Şimdi bu iki paketi teslim etmem gerekiyor.

Dilbilgisi

get these two packages delivered: get + nesne + geçmiş zaman ortacı

get + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısı, nesnenin bir eyleme maruz kalmasını ayarlamak veya sağlamak anlamına gelir. Burada these two packages, delivered eyleminden etkilenen nesnedir; dolayısıyla konuşan kişi paketlerin varış yerine ulaşmasını sağlamalıdır. Bu yapı, sonucun tamamlanmasına odaklanır. Konuşan kişinin teslimatı bizzat yaptığı anlamına gelmez; aynı yapı get my phone repaired ve get the form signed ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

get + object + past participle yapısını ve my phone / repair sözcüklerini kullanarak cümleyi tamamlayın: My phone is broken, so I need to ____.

Cevabı göster

get my phone repaired

But first I need to stamp them. Anlatım akışı

2:59

Ama önce onları damgalamam lazım.

Anlatım akışı

But first: önce yapılması gereken bir adımı tanıtmak

But first, ana planı kısa süreliğine durdurup daha önce gerçekleşmesi gereken bir adımı tanıtır. First sırayı belirtirken but, konuşan kişinin yapmak üzere olduğu şeyden önceki adıma geçtiğini gösterir. Buradaki but güçlü bir karşıtlık belirtmez. Talimatlarda veya planlarda But first çoğunlukla “ondan önce bunun yapılması gerekiyor” anlamına gelir.

Alıştırma

Dışarı çıkmak üzeresiniz, ancak ondan önce arka kapıyı kilitlemeniz gerekiyor. Bu önceki adımı hangi cümle açıkça tanıtır?

  1. But first, I need to lock the back door.
  2. But perhaps, I need to lock the back door.
  3. But yesterday, I need to lock the back door.
Cevabı göster

But first, I need to lock the back door.

Stamp, stamp.

3:01

Damga, damga.

Okay, now I need to deliver these to hm,

3:05

Tamam, şimdi bunları şuraya teslim etmeliyim hımm,

let's see.

3:08

bakalım.

Oh, Mogadishu.

3:09

Ah, Mogadişu.

Okay, here's one package.

3:11

Tamam, işte birinci paket.

Oh, marked fragile. Kelime

3:13

Ah, kırılabilir diye işaretlenmiş.

Kelime

marked fragile: kırılabilir uyarısı taşıyan eşya

marked fragile, paketin veya eşyanın üzerine kırılabilir olduğunu belirten bir işaret ya da etiket konduğunu anlatan kısaltılmış edilgen bir ifadedir. Tam bir cümlede eksik özne ve fiil It is marked fragile. şeklinde düşünülebilir. Burada marked fiziksel bir etikete veya yazılı uyarıya, fragile ise kolayca zarar görebilecek bir eşyaya işaret eder. Eşyanın zaten kırılmış olduğu anlamına gelmez ve bu cümlede bir kişinin duygusal hassasiyetinden söz etmez.

Alıştırma

marked fragile koli hakkında ne bildiriyor?

  1. Kolinin üzerinde kolayca zarar görebileceğini belirten bir uyarı etiketi var.
  2. Zaten kırılmış.
  3. Sahibinin duygularını anlatıyor.
Cevabı göster

Kolinin üzerinde kolayca zarar görebileceğini belirten bir uyarı etiketi var.

Okay, well I better be careful then. Dilbilgisi

3:14

Tamam, o zaman dikkatli olsam iyi olur.

Dilbilgisi

I better be careful: I'd better ifadesinin günlük konuşma biçimi

I better be careful, I'd better be careful ifadesinin günlük konuşmada kullanılan kısaltılmış biçimidir. Standart yapı had better + fiilin yalın hâlidir: I'd better + be careful. Mevcut durumda dikkatli olmanın akıllıca ya da gerekli olduğunu, aksi hâlde bir sorun çıkabileceğini anlatır. Burada uyarı, konuşanın bir şeyi dikkatle tutması için neden oluşturur. Better, had better kalıbının parçasıdır; iki farklı dikkat düzeyini karşılaştırmaz.

Alıştırma

Şu anda dikkatli olmanın akıllıca olduğunu söylemek için had better yapısının standart biçimini kullanan cümle hangisidir?

  1. I better being careful.
  2. I'd better to be careful.
  3. I'd better be careful.
Cevabı göster

I'd better be careful.

And here's the second package.

3:18

Ve işte ikinci paket.

Okay, delivery over.

3:22

Tamam, teslimat bitti.

Now I've got to get back to work. Kalıp ifadeler

3:24

Şimdi işime dönmeliyim.

Kalıp ifadeler

get back to work: bir kesintiden sonra işe dönmek

Get back to work, bir ara, dikkat dağınıklığı veya başka bir işle ilgilendikten sonra çalışmaya devam etmek demektir. Bu cümlede konuşan kişi, şu anda yaptığı şeyi bırakıp işine devam etmesi gerektiğini söylüyor. Back, daha önceki bir etkinliğe veya duruma dönüşü belirtir. Bu ifade mutlaka ofise ya da başka bir fiziksel yere geri dönmek anlamına gelmez; evden çalışan biri de get back to work diyebilir.

Alıştırma

Bir ekip öğle yemeğini bitirdi ve aynı raporu yazmaya devam edecek. Önceki işlerine yeniden başladıklarını açıkça belirten cümle hangisidir?

  1. After lunch, the team is going back to the office to collect a package.
  2. After lunch, the team is getting back to work on the same report.
  3. After lunch, the team is getting to work on a new report.
Cevabı göster

After lunch, the team is getting back to work on the same report.

Oh, come on.

3:25

Ah, hadi ama.

One more.

3:26

Bir tane daha.

No.

3:27

Hayır.

Can we just quickly play that game where we run down the hall Dilbilgisi

3:31

Sadece koridordan aşağı koştuğumuz ve senin şey dediğin oyunu çabucak oynayabilir miyiz...

and you sing "Da-na-na-na"

3:34

ve "Da-na-na-na" diye şarkı söylersin

And you roll the ball down the hall

3:36

Ve sen topu koridordan aşağı yuvarlıyorsun

and we jump out of the way. Kalıp ifadeler

3:39

ve biz zıplayarak yoldan çekiliyoruz.

Dilbilgisi

that game where ...: oyunu içinde olanlarla tanımlamak

That game where ... önce bir oyunu işaret eder, ardından where'den sonraki yan cümleyle oyunda ne olduğunu veya oyunun nasıl oynandığını açıklar. Örnekte bu hareketler, konuşan kişinin hangi oyunu kastettiğini belirler. Burada where fiziksel bir yer sormaz. Günlük konuşmada bir isimle bağlantılı durumu tanıtabilir: that game where ..., that thing where ... veya the part where .... Bu yapı, adını bilmediğinizde ya da hatırlayamadığınızda özellikle kullanışlıdır.

Alıştırma

Herkesin sırayla resim çizdiği bir oyunun adını hatırlamıyorsunuz. Hangi soru oyunu kurallarıyla doğal biçimde tanımlar?

  1. Where is that game that everyone takes turns drawing?
  2. What's that game who everyone takes turns drawing?
  3. What's that game where everyone takes turns drawing?
Cevabı göster

What's that game where everyone takes turns drawing?

Kalıp ifadeler

jump out of the way: hızla kenara sıçramak

Jump out of the way, hareket eden bir şeyin size çarpmaması veya yolunu kapatmamanız için hızla güvenli bir yana sıçramak demektir. Out of the way, hareketin sonucunu anlatır: artık nesnenin ilerlediği hat üzerinde değilsinizdir. Buradaki way gerçek anlamda bir yol değil, bir şeyin izlediği güzergâhtır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: A box slid toward Mia, so she ____.

Cevabı göster

jumped out of the way

Oh, you mean Raiders? Notlar

3:40

Oh, Raiders'ı mı diyorsun?

Kültür

Raiders? ve filmdeki dev kaya göndermesi

Burada Raiders, oyunun kısa adı ve Raiders of the Lost Ark filmine yapılan bir göndermedir. Filmin başlarına yakın ünlü bir sahnede Indiana Jones, üzerine doğru yuvarlanan dev bir kayadan kaçar. Koridorda büyük bir top yuvarlamak ve yolundan sıçrayarak çekilmek, bu görüntüyü bir oyuna dönüştürür. Dolayısıyla Raiders burada sıradan anlamıyla “akıncılar” demek değildir ve bir spor takımına da gönderme yapmaz.

Alıştırma

Bu konuşmada oyuna neden Raiders deniyor?

  1. Raiders adlı bir spor takımını izlemeyi planlıyorlar.
  2. Yuvarlanan top oyunu, Raiders of the Lost Ark filmindeki dev kayadan kaçış sahnesini taklit eder.
  3. Raiders, İngilizcede “koridor” anlamına gelen sıradan kelimedir.
Cevabı göster

Yuvarlanan top oyunu, Raiders of the Lost Ark filmindeki dev kayadan kaçış sahnesini taklit eder.

Ton ve niyet

Belirli bir tahmini doğrulamak için You mean X?

You mean X?, X'in diğer kişinin kastettiği şey olup olmadığını kısaca kontrol etmenin bir yoludur. Konuşanın zaten belirli bir tahmini vardır ve bunu doğrulatmak ister; buradaki tahmin Raiders'dır. Bu kalıpta mean, “atıfta bulunmak” veya “kastetmek” anlamına gelir; “kötü davranmak” ya da “bir tanımı olmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir arkadaşınız "Bring the book with the red cover." diyor. Kitabın sözlük olduğunu düşünüyorsunuz. Hangi yanıt belirli tahmininizi kontrol eder?

  1. Which dictionary do you mean?
  2. You mean the dictionary?
  3. What do you mean?
Cevabı göster

You mean the dictionary?

Yeah, Raiders.

3:42

Evet, Raiders.

Yeah, Raiders.

3:43

Evet, Raiders.

All right.

3:44

Pekala.

Maybe a quick game. Ton ve niyet

3:45

Belki kısa bir oyun.

Ton ve niyet

“Maybe a quick game.” ile sınırlı bir kabul

Bu cevapta bazı sözcükler söylenmeden bırakılmıştır; düşüncenin daha tam hâli Maybe we can play a quick game. gibi olabilir. Bu bağlamda yalnızca tarafsız bir belirsizlik ifadesi değil, sınırlı bir kabul işlevi görür. Maybe, verilen sözü temkinli ve biraz isteksiz gösterirken quick oyunun ne kadar süreceğini sınırlar. Birlikte kullanıldıklarında konuşmacının süresiz oynamayı kabul etmeden biraz taviz vermesini sağlarlar.

Alıştırma

Maybe a quick game. bir isteğe cevap olarak büyük olasılıkla nasıl bir tutum ifade eder?

  1. Mümkün olduğunca uzun süre oynamaya coşkulu bir evet.
  2. Oynamayı tamamen reddetme.
  3. Yalnızca kısa bir oyun için temkinli bir evet.
Cevabı göster

Yalnızca kısa bir oyun için temkinli bir evet.

Hooray.

3:46

Yaşasın.

Not too quick though. Ton ve niyet

3:47

Ama çok da kısa olmasın.

Ton ve niyet

Not too quick though: cümle sonundaki though ile hafif bir çekince eklemek

Not too quick, eksik düşüncenin konuşmadan anlaşıldığı kısaltılmış, yani eksiltili bir yanıttır. Eksik kısım Don't make it too quick. şeklinde anlaşılabilir. Burada etkinliğin hızlı yapılması kabul edilir, ancak aşırı erken bitmemesi istenir. Cümle sonundaki though burada ‘ancak’ veya ‘yine de’ anlamı taşır. Tam bir ödünleme yan cümlesi başlatmak yerine önceki öneriye hafif bir çekince ekler; böylece karşı çıkış daha az sert duyulur.

Alıştırma

Bir arkadaşınız "Let's make the meeting quick." diyor. Siz de "Not too quick though." diye yanıtlıyorsunuz. Yanıtınız ne anlama gelir?

  1. Toplantının kısa sürmesi uygundur, ama aşırı kısa olmamalıdır.
  2. Toplantı hemen bitmek zorundadır.
  3. Toplantı yapmayı tamamen reddediyorum.
Cevabı göster

Toplantının kısa sürmesi uygundur, ama aşırı kısa olmamalıdır.

I want you to play for this long. Kelime

3:50

Bu kadar uzun oynamanı istiyorum.

Kelime

play for this long: this ile gösterilen süreye işaret etmek

play for this long ifadesinde for, oynama eyleminin ne kadar sürdüğünü belirtir. This long, ‘bu uzunlukta bir süre’ demektir: this bir nesneyi değil, gösterilmekte olan veya paylaşılan durumdan zaten anlaşılan zaman miktarını işaret eder. Tam süre bir el hareketiyle, zamanlayıcıyla veya devam eden bir eylemle gösterilebilir. Böyle bir görsel ya da ortak referans olmadan yalnızca altyazıya bakarak kaç saniye veya dakika kastedildiği anlaşılamaz.

Alıştırma

Konuşan kişi "I want you to play for this long," derken bir zamanlayıcıyla süre gösteriyor. this long neyi ifade eder?

  1. Dinleyenin seçtiği herhangi bir süre
  2. Zamanlayıcının gösterdiği süre
  3. Oyun ekipmanının fiziksel uzunluğu
Cevabı göster

Zamanlayıcının gösterdiği süre

Okay, fair enough. Ton ve niyet

3:52

Tamam, adil.

Ton ve niyet

fair enough: Makul Bir Görüşü Kabul Etmek

“Fair enough”, karşınızdaki kişinin gerekçesinin, talebinin veya görüşünün makul olduğunu kabul ettiğinizi belirten kalıplaşmış bir yanıttır. “Okay, fair enough.” cümlesinde konuşan kişi karşı çıkmayı bırakır ve söyleneni kabul eder. Bu ifade çoğunlukla coşkulu bir onaydan çok sakin bir taviz bildirir. Kelimesi kelimesine “yeterince adil” anlamındaki bir sıfat grubu olarak değil, başka birinin görüşüne verilen yanıt olarak anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “I need to leave early because my train is at six.” diyor. Hangi yanıt gerekçeyi sakin bir şekilde makul kabul eder?

  1. That's not fair. Stay longer.
  2. Fair enough. Let's go now.
  3. That's enough. Stop explaining.
Cevabı göster

Fair enough. Let's go now.

Hooray.

3:53

Yaşasın.

You ready?

3:57

Hazır mısınız?

Yeah.

3:59

Evet.

Okay, go.

4:00

Tamam, başla.

Again.

4:07

Tekrar.

Again.

4:14

Tekrar.

Okay, game over. Kalıp ifadeler

4:24

Tamam, oyun bitti.

Kalıp ifadeler

game over: Bitmiş veya Devam Edemez Durumda

“Game over”, bir oyunun sona erdiğini belirten kalıplaşmış bir ifadedir. “Okay, game over.” cümlesinde over, “üstünde” değil “bitmiş” anlamındadır. Oyunların dışında bir planın, fırsatın veya durumun artık devam edemeyeceğini ya da kurtarılamayacağını anlatmak için mecaz olarak kullanılabilir. Bu mecazî kullanım kesin ve çoğu zaman dramatik duyulur.

Alıştırma

“If the backup fails too, it's game over for the project.” cümlesinde game over ne anlama gelir?

  1. Proje yalnızca kısa süreliğine durdurulmuştur.
  2. Proje devam edemez.
  3. Proje başarıyla tamamlanmıştır.
Cevabı göster

Proje devam edemez.

I have to do some work.

4:26

Biraz iş yapmam lazım.

Walk it off, sport. Deyimler

4:28

Yürü biraz geçer, ufaklık.

Deyimler

Walk it off: hafif rahatsızlığı yürüyerek atlatmak

Walk it off, “hafif bir ağrı ya da tutulmanın geçmesi için yürümeye veya hareket etmeye devam et” demektir. Buradaki it rahatsızlığı, off ise hareketle onu geçirme sonucunu anlatır. Ayrıca “muhtemelen iyisin; bunun yüzünden durma” tavrını taşır. Yaralanmaya ve ses tonuna göre teşvik edici ya da acıyı küçümseyen bir ifade gibi gelebilir.

Alıştırma

Değerlendirin: Bir kişi başını çarpmış, başı dönüyor ve dengeli biçimde ayakta duramıyor. Ona “Walk it off” demek uygun mudur?

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

Hey Bingo.

4:49

Hey Bingo.

Oh, what's the matter? Kalıp ifadeler

4:51

Ah, sorun nedir?

Kalıp ifadeler

What's the matter?: birinin şu anki durumunu sormak

What's the matter?, birinin üzgün, hasta, endişeli veya genel olarak iyi değilmiş gibi görünmesinin nedenini sormanın kalıplaşmış bir yoludur. Buradaki matter, fiziksel “madde” değil, “sorun” veya “sıkıntı” anlamındadır. Soru, kişinin şu anki durumuna veya sıkıntısına odaklanır. Belirli bir olayın gerçekleştiğini zaten bildiğinizi varsaymaz.

Alıştırma

Bir arkadaşınızın alışılmadık derecede sessiz olduğunu fark ediyorsunuz. Belirli bir olayın gerçekleştiğini varsaymadan şu anki sorununu sormak istiyorsunuz. Hangi soru bu odağa en uygundur?

  1. What are you looking for?
  2. What's the matter?
  3. What happened?
Cevabı göster

What's the matter?

Daddy's playing too rough with me. Kalıp ifadeler

4:53

Babam benimle çok sert oynuyor.

Kalıp ifadeler

playing too rough with me: oyun sırasında aşırı güç kullanmak

Playing rough with someone, biriyle oynarken itmek veya güreşmek gibi güçlü fiziksel hareketler kullanmak demektir. Buradaki rough, bir nesnenin yüzeyini değil, oyunun nasıl oynandığını anlatır. Too rough, gücün veya şiddetin konuşanın rahat ya da güvenli bulduğu düzeyi aştığını belirtir. With me, bu şekilde oynanan kişiyi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki üç kelimelik kalıpla tamamlayın: You're ____ with your little cousin. Please be gentler.

Cevabı göster

playing too rough

Yeah, he does play too rough sometimes, Dilbilgisi

4:56

Evet, bazen gerçekten çok sert oynuyor,

doesn't he?

4:59

değil mi?

Dilbilgisi

does play ... doesn't he?: vurgunun ardından doğrulama

Yeah, aynı fikirde olunduğunu gösterir. he does play içindeki does vurgulu yardımcı fiildir; ifadenin gerçekten doğru olduğunu ya da konuşanın güçlü biçimde katıldığını vurgular. Şimdiki zaman uyumunu does taşıdığı için play, plays değil, yalın fiil biçiminde kalır. Sondaki doesn't he?, dinleyiciden bu yargıyı doğrulamasını veya paylaşmasını ister. Olumlu bir ana cümle olumsuz bir soru eki alır ve bu bölümde does yardımcı fiili ile he zamiri tekrarlanır. does play ... doesn't he? birlikte kullanıldığında konuşanın ifadeyi güçlü biçimde kabul ettiği ve karşısındakinin de katılmasını beklediği anlaşılır.

Alıştırma

Cümleyi vurgulu does ve ona uyan olumsuz soru ekiyle tamamlayın: Leo ____ enjoy science, ____?

Cevabı göster

does · doesn't he

Yes.

5:00

Evet.

Did you use your big girl bark? Deyimler

5:01

Büyük kız havlamanı kullandın mı?

Deyimler

use your big girl bark: çocuklara kararlı konuşmayı anlatan sevecen bir benzetme

Bir çocuğa yöneltilen bu soruda use your big girl bark, 'açık ve kararlı bir sesle konuş' anlamına gelir. Bark, güçlü bir sesi köpek havlamasına benzeten eğlenceli bir mecazdır; big girl ise çocuğu cesur ve bağımsız davranmaya teşvik eder. Soru, çocuktan gerçekten köpek taklidi yapmasını istemez. Oyunun fazla sert olduğunu veya karşısındaki kişinin durması gerektiğini açıkça söyleyip söylemediğini sorar.

Alıştırma

Yetişkin, 'Did you use your big girl bark?' diye sorarken çocuğu ne yapmaya teşvik ediyor?

  1. Sessiz kalıp başka birinin konuşmasını beklemek.
  2. Gerçekten köpek sesi çıkarmak.
  3. Sınırını belirtmek için açık ve kararlı bir ses kullanmak.
Cevabı göster

Sınırını belirtmek için açık ve kararlı bir ses kullanmak.

No.

5:03

Hayır.

Because I don't have a very good big girl bark.

5:04

Çünkü benim o kadar iyi bir büyük kız havlamam yok.

Really?

5:08

Gerçekten mi?

Show me.

5:09

Bana göster.

Oh, that's all right. Ton ve niyet

5:11

Ah, o fena değildi.

Ton ve niyet

that's all right: sorun olmadığını söyleyerek birini rahatlatmak

Burada that's all right, 'sorun değil' veya 'rahatsız olmadım' anlamına gelen rahatlatıcı bir cevaptır. Bir özrü kabul etmek veya küçük bir sorun yüzünden endişelenen kişiyi sakinleştirmek için kullanılabilir. Bu ifade, bir sözün doğru olup olmadığını değerlendirmekten çok iletişimsel bir işlev görür. Bu kullanımda all right, durumun kabul edilebilir olduğunu belirtir.

Alıştırma

Bir iş arkadaşı 'Sorry, I spilled a little water.' diyor. Hangi cevap özrü doğal biçimde kabul edip onu rahatlatır?

  1. That's right. The answer is twelve.
  2. That's all right. It will dry quickly.
  3. All right, let's begin the meeting.
Cevabı göster

That's all right. It will dry quickly.

Just do it bigger.

5:12

Sadece biraz daha büyük yap.

Bigger.

5:15

Daha büyük.

Woah.

5:17

Vay canına.

There it is.

5:18

İşte bu kadar.

Come on, let's go talk to your dad. Ton ve niyet

5:20

Hadi, gidip babanla konuşalım.

Ton ve niyet

Come on, let's go... ile destekleyici biçimde teşvik etme

Bu cümlede Come on bir şikâyet değil, harekete geçmek için nazik bir teşviktir. Karşıdaki kişiyi tereddüdünü aşmaya yönlendirir. Let's, let us ifadesinin kısaltılmış biçimidir; yani konuşan kişi de eyleme katılır. Come on, let's + fiilin yalın hâli yapısı, emir vermek yerine destekleyici bir şekilde birini birlikte atılacak sonraki adıma yönlendirebilir.

Alıştırma

Bir çocuk öğretmeniyle konuşacağı için gergin. Siz de onunla gideceksiniz. Hangi cümle destekleyici bir teşvik sunar?

  1. Why haven't you talked to your teacher yet?
  2. Go talk to your teacher by yourself.
  3. Come on, let's go talk to your teacher.
Cevabı göster

Come on, let's go talk to your teacher.

Go away.

5:26

Git buradan.

What's up?

5:31

Ne oldu?

You're in trouble.

5:32

Başın belada.

No one's in trouble. Ton ve niyet

5:34

Kimsennin başı belada değil.

Ton ve niyet

No one's in trouble ile konuşma öncesinde güven verme

No one's, no one is ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Burada be in trouble, yalnızca çözülmesi gereken bir sorunun olması değil, yanlış bir şey yaptığı için suçlanma veya cezalandırılma durumuyla karşı karşıya olmak demektir. Zor bir konuşmadan önce No one's in trouble demek, azarlanma korkusunu ortadan kaldırır. İnsanlara amacın birini cezalandırmak değil, konuşup durumu anlamak olduğu konusunda güven verir.

Alıştırma

Bir öğretmen, konuşmanın kimseyi cezalandırmak için yapılmadığı konusunda sınıfa güven vermek istiyor. En uygun cümle hangisidir?

  1. No one's in trouble. We just need to understand what happened.
  2. Everyone is in trouble, so explain yourselves.
  3. No one's having trouble with the assignment.
Cevabı göster

No one's in trouble. We just need to understand what happened.

Bingo just has something she'd like to tell Dad. Ton ve niyet

5:36

Sadece Bingo'nun Babaya söylemek istediği bir şey var.

That's all.

5:39

Hepsi bu.

Ton ve niyet

just ... she'd like to ... That's all: rahatsız edici bir konuya yumuşak giriş yapmak

Just, konuyu sınırlı ve başa çıkılması kolay bir şey olarak sunarken she'd like to (= she would like to), Bingo'nun niyetini she wants to ifadesinden daha yumuşak biçimde anlatır. Bu ifadeler birlikte, söylenecek şeyi bir saldırı gibi göstermeden babayı geri bildirime hazırlar. That's all gerginliği bir kez daha azaltır: burada, bu girişin arkasında daha büyük bir çatışma olmadığı anlamına gelir. Mesajın önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Küçük ama dile getirmesi biraz rahatsız edici olabilecek bir yoruma en yumuşak ve doğal giriş hangisidir?

  1. Mia just has something she'd like to tell you. That's all.
  2. Mia has a serious complaint and wants an answer now.
  3. Mia demands that you listen to everything she says.
Cevabı göster

Mia just has something she'd like to tell you. That's all.

Sometimes you play a bit too rough with me. Ton ve niyet

5:42

Bazen benimle biraz fazla sert oynuyorsun.

Ton ve niyet

Sometimes ... a bit too rough: yumuşak ama açık geri bildirim vermek

Sometimes iddianın kapsamını sınırlar: sorun her zaman değil, bazı durumlarda yaşanır. A bit eleştiriyi yumuşatır. Too rough yine de açık bir sınır koyar. Too, oyunun rahat veya güvenli hissettiren düzeyi aştığını anlatır. Böylece yumuşatıcı ifadeler sorunu ortadan kaldırmadan geri bildirimin daha kolay kabul edilmesini sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle, sorunun her zaman yaşandığını iddia etmeden açık bir sınır koyar?

  1. Sometimes you speak a bit too loudly for me.
  2. Your voice is in the room.
  3. You are always unbearably loud.
Cevabı göster

Sometimes you speak a bit too loudly for me.

Oh, Bingo.

5:46

Ah, Bingo.

Really?

5:47

Gerçekten mi?

Oh, sorry, Buster.

5:48

Ah, özür dilerim ufaklık.

I didn't realize. Ton ve niyet

5:50

Fark etmemiştim.

Ton ve niyet

I didn't realize: daha önce fark edilmeyen bir sorunu kabul etmek

I didn't realize, “Bunun daha önce farkında değildim ama şimdi anlıyorum” demektir. Geçmiş zamandaki didn't realize, önceki farkındalık eksikliğini gösterir; bu cevapta kişi sorunu inkâr etmek yerine yeni bilgiyi kabul eder. Bir geri bildirimden sonra kullanıldığında özür dileyen bir ton taşıyabilir ve konuşanın kendi dikkatsizliğini kabul ettiğini gösterebilir. Neden öyle davrandığını açıklar, ancak tek başına eksiksiz bir özür değildir.

Alıştırma

Biri davranışınızın onu rahatsız ettiğini söylüyor. Hangi cevap geri bildirimi anladığınızı ve sorumluluk aldığınızı en iyi gösterir?

  1. That never happened, so you're wrong.
  2. I didn't realize. I'm sorry, and I'll be more careful.
  3. I knew, but I didn't care.
Cevabı göster

I didn't realize. I'm sorry, and I'll be more careful.

I think I just forget that you're a bit younger than your sister. Notlar

5:51

Sanırım ablana göre biraz daha küçük olduğunu unutuyorum.

Ton ve niyet

I think I just forget that...: nedeni daha yumuşak biçimde açıklamak

I think I just forget that... yapısında I think, nedeni kesin bir iddia olarak değil, konuşanın kendi değerlendirmesi olarak sunar. Buradaki just, “yalnızca, basitçe” anlamındadır ve açıklamayı daha az sert yapar; “az önce” anlamına gelmez. Geniş zamandaki forget, ardından gelen gerçeği tekrar tekrar gözden kaçırma eğilimini gösterir. Bu ifade süregelen bir dikkatsizliği açıklar, ancak bunun etkileriyle ilgili sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Açıklamayı bu dersteki düşünceli ve yumuşatıcı başlangıcın aynısıyla tamamlayın: I've been giving you too many tasks. ____ this is your first week.

Cevabı göster

I think I just forget that

Dilbilgisi

a bit younger than: karşılaştırmayı yumuşatmak

a bit younger than your sister ifadesinde younger than yaş karşılaştırmasını kurar, a bit ise farkın küçük olduğunu gösterir. Böylece karşılaştırma yumuşar: kişi daha gençtir, ancak arada büyük bir yaş farkı yoktur. Tekrar kullanılabilen kalıp a bit + sıfatın karşılaştırma biçimi + than + karşılaştırılan ögedir. Burada a bit, your sister ifadesini değil younger sözcüğünü niteler.

Alıştırma

Cümleyi a bit ve light sözcüğünün karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: The blue bag is ____ the black one.

Cevabı göster

a bit lighter than

I'm only four.

5:54

Ben sadece dört yaşındayım.

Yeah, not six like me.

5:56

Evet, benim gibi altı değil.

But Dad,

5:57

Ama Baba,

we don't want you to stop playing with us. Ton ve niyet

5:59

bizimle oynamayı bırakmanı istemiyoruz.

Ton ve niyet

we don't want you to stop playing: asıl sınırı açıklamak

Bu cümle, bir sorun dile getirildikten sonra dinleyeni rahatlatır. Asıl sınırı açıklar: konuşanlar karşılarındaki kişinin hâlâ onlarla oynamasını ister, dolayısıyla verilen geri bildirim tam bir reddetme değildir. Kalıp don't want + kişi + to stop + V-ing şeklindedir. Olumsuzluk want sözcüğüne uygulanır: konuşanlar karşılarındaki kişinin bırakmasını istemez. Burada stop playing etkinliği sona erdirmek demektir; bu yüzden cümle oynamaya devam etme yönünü gösterir.

Alıştırma

Bir takım arkadaşınız sık sık geç kalıyor, ancak yine de antrenmanlara katılmasını istiyorsunuz. Bu sınırı en açık biçimde belirten yanıt hangisidir?

  1. We don't want you to start coming to practice; just arrive on time.
  2. We want you to stop coming to practice because you are often late.
  3. We don't want you to stop coming to practice; we just need you to arrive on time.
Cevabı göster

We don't want you to stop coming to practice; we just need you to arrive on time.

Oh, okay.

6:02

Ah, tamam.

I'm just going to get better Kalıp ifadeler

6:02

Ben sadece biraz daha pratik yapacağım

at using my big girl bark.

6:04

büyük kız havlamamı kullanma konusunda.

Kalıp ifadeler

get better at using: pratik yaparak bir beceride gelişmek

Get better at, bir beceri veya etkinlikte gelişmek anlamına gelir. Buradaki get better at using, bir şeyi kullanma konusunda daha becerikli olmak demektir. At bir edat olduğu için ardından bir isim veya fiilin -ing biçimi gelir: get better at + isim/fiil-ing. Burada fiilin yalın hâli use değil, using kullanılmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi get better at + fiil-ing yapısıyla tamamlayın: With regular practice, you'll ____ the new editing software.

Cevabı göster

get better at using

Okay, well let's practice.

6:07

Tamam, o zaman pratik yapalım.

Okay.

6:08

Tamam.

So tell me, Ton ve niyet

6:10

Peki söyle bakalım,

is this rough okay?

6:11

bu sertlik iyi mi?

Ton ve niyet

So tell me, is this rough okay?: oyun sırasında sınırı kontrol etmek

So tell me, karşıdaki kişiyi kendi değerlendirmesini söylemeye davet eder. Is this rough okay? ise oyundaki güç düzeyinin karşıdaki kişi için kabul edilebilir olup olmadığını sorar; onun yerine karar vermez. Burada rough, bir yüzeyin dokusunu değil, fiziksel oyunun şiddetini anlatır. This rough ifadesinin anlaşılması için gösterilen bir hareket gerekir. Başka durumlara aktarılabilecek iletişim yöntemi, hareketten etkilenen kişiye şiddetin uygun olup olmadığını sormaktır.

Alıştırma

Cümleyle ilgili şu ifadeyi değerlendirin: Konuşan kişi, mevcut sert oyun düzeyinin uygun olup olmadığına karşıdaki kişinin karar vermesine izin veriyor.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

Boing.

6:13

Boing.

Yes, that's okay.

6:14

Evet, bu iyi.

Okay, how about this rough? Ton ve niyet

6:16

Tamam, peki bu sertliğe ne dersin?

Ton ve niyet

Başka bir dereceyi denemek için how about this rough? kullanımı

Burada How about...? başka bir seçenek sunar ve karşı taraftan bunun kabul edilebilir olup olmadığına karar vermesini ister. Bir durumun nasıl gittiğine dair bilgi sormaz; konuşan kişi farklı bir sertlik derecesini denemektedir. This rough, “bu kadar sert” veya “bu derecede sert” anlamına gelir ve karşı tarafın görebileceği ya da hissedebileceği bir gösterime dayanır. Daha genel olarak How about, bir seçenek önermek için bir isim öbeği, -ing biçimi veya we + fiil ile kullanılabilir: How about Friday? How about taking a break? How about we stop here?

Alıştırma

Şu anki masa çok gürültülü. Hangi cümle nazikçe farklı bir seçenek önerir?

  1. We are taking the table by the window.
  2. How about a quieter table by the window?
  3. Why is this table so noisy?
Cevabı göster

How about a quieter table by the window?

Boing.

6:18

Boing.

Yes, that's okay.

6:18

Evet, bu da iyi.

Okay, what about this?

6:20

Tamam, peki ya bu?

Boing. Ruff!

6:22

Boing. Hav!

Okay, too rough. Ton ve niyet

6:24

Tamam, bu çok sert.

Ton ve niyet

Too rough: kabul edilebilir sınırın ötesinde

Too + sıfat, bir derecenin kabul edilebilir veya uygun sınırı aştığını ve sorun oluşturduğunu belirtir. Bu nedenle too rough, very rough ifadesinden daha fazlasını anlatır: sertlik artık kabul edilebilir değildir. Cümlede That's gibi özne ve fiil söylenmez, çünkü o anki durum neyin kastedildiğini açıkça gösterir. Hızlı bir geri bildirim olarak yalnızca Too rough demek de doğrudan bir sınır koyabilir.

Alıştırma

Hangi cümle oyunun yoğunluğunun kabul edilebilir bir sınırı aştığını açıkça söylüyor?

  1. This game is too rough for the younger children.
  2. This game is very rough, but everyone wants to keep playing.
  3. This game is rough enough for the older children.
Cevabı göster

This game is too rough for the younger children.

Now I know.

6:26

Şimdi öğrendim.

All right,

6:28

Pekala,

now clear out you lot. Notlar

6:29

şimdi hepiniz dışarı çıkın.

Öbek fiiller

clear out: ayrılmaya yönelik doğrudan bir emir

Bu cümlede clear out, 'bu yerden ayrılmak' veya 'çekip gitmek' anlamındadır. Burada nesne almayan bir öbek fiildir; ayrılması gerekenler doğrudan hitap edilen kişilerdir. Bu kullanımda clear sözcüğü tek başına 'temizlemek' olarak anlaşılmamalıdır. Emir cümlesinde özne olan you söylenmez; now ise emrin hemen yerine getirilmesi gerektiğini hissettirir.

Alıştırma

Hangi cümlede clear out 'bu yerden ayrılmak' anlamına gelir?

  1. Please clear the table after dinner.
  2. We need to clear out the garage this weekend.
  3. The guard shouted, 'Clear out now!'
Cevabı göster

The guard shouted, 'Clear out now!'

Kelime

you lot: bir gruba gündelik biçimde hitap etmek

You lot, bir grubun tamamına hitap etmenin gündelik bir yoludur ve 'hepiniz' ya da çoğul 'you' anlamına gelir. Buradaki lot, 'çok sayıda' miktarını değil, bir insan grubunu ifade eder. Özellikle Britanya ve Avustralya İngilizcesinde yaygındır. Sözcükler tek başına samimi ya da şakacı duyulabilir; ancak clear out gibi sert bir emirle kullanıldığında sabırsızlık veya küçümseyici bir 'sizler' havası katabilir.

Alıştırma

Hangi cümle grubun tamamına gündelik biçimde doğrudan hitap ederek herkesin öğle yemeğini bitirip bitirmediğini sorar?

  1. Have a lot of you finished lunch?
  2. Have you lot finished lunch?
  3. Has your group finished lunch?
Cevabı göster

Have you lot finished lunch?

I've got to...

6:30

Benim...

hey,

6:31

hey,

where's my ball?

6:32

topum nerede?

I'll just be a second. Kalıp ifadeler

6:34

Sadece bir saniye sürecek.

Kalıp ifadeler

I'll just be a second: çok kısa bekleteceğine söz vermek

I'll just be a second, konuşanın yalnızca çok kısa bir süreye ihtiyacı olacağına dair gündelik bir sözdür. Genellikle kısa süreliğine uzaklaşmadan veya hızlı bir işi bitirmeden önce kullanılır. Buradaki a second tam olarak bir saniyelik bir ölçüm değildir. Just, beklenen gecikmeyi küçük göstererek dinleyeni rahatlatır. Bu tür bir durumda tekrar kullanılabilen be a second kalıbı “çok kısa sürmek” anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi just ve gündelik be a second ifadesini kullanarak tamamlayın: I need to get my coat. I'll ____.

Cevabı göster

just be a second

Oh my,

6:38

Aman Tanrım,

how rude. Ton ve niyet

6:40

ne kadar kaba.

Ton ve niyet

How rude!: nezaketsiz davranışı değerlendirmek

How rude!, How + sıfat yapısıyla kurulan bir ünlemdir ve How rude that was! şeklinde anlaşılır. Birinin sözlerini veya davranışlarını sosyal açıdan nezaketsiz olarak doğrudan değerlendirir ve bu değerlendirmeyi vurgular. Buradaki rude görgü kurallarıyla ilgilidir. Bir nesnenin yüzeyinin pürüzlü veya düzensiz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, bir görgü ihlalini değerlendirmek için How rude! ifadesini doğal biçimde kullanır?

  1. How rude! This towel has an uneven texture.
  2. How rude! He kept interrupting the speaker.
  3. How rude! The suitcase weighs twenty kilos.
Cevabı göster

How rude! He kept interrupting the speaker.

Can't you see that I'm on the toilet? Ton ve niyet

6:41

Tuvalette olduğumu görmüyor musun?

Ton ve niyet

Can't you see that...?: sitem içeren retorik soru

Can't you see that + yan cümle, burada olumsuz soru biçiminde kullanılan retorik bir çıkıştır; görme yetisi hakkında gerçek bir soru değildir. Konuşan kişi that'ten sonraki yan cümlede anlatılan durumu apaçık sayar ve karşısındakinin bunu çoktan fark etmiş olmasını bekler. Bu varsayım nedeniyle kalıp rahatsızlık veya suçlama iletir; kabaca Bunu fark etmen gerekirdi anlamına gelir. Bu cümlede ayrıca karşıdakine rahatsız etmeyi bırakması veya konuşana mahremiyet tanıması gerektiğini sert biçimde bildirir.

Alıştırma

Hangi cümlede Can't you see that...? açık bir durumu fark etmeyen birini suçlamak için kullanılmıştır?

  1. Could you tell me whether the screen is visible?
  2. Can't you see that I'm trying to concentrate?
  3. Can you see the mountains from your window?
Cevabı göster

Can't you see that I'm trying to concentrate?