Stoacılık Neden Önemlidir: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
1.186 kelime 171 kel/dk

Video tanıtımı: Bu deneme, Seneca'nın mektupları üzerinden Stoacılığın kayıp, yas ve yaşamın en kötü olasılıklarıyla doğrudan yüzleşerek nasıl sakinlik aradığını ve kişinin katlanması gerekenlere nasıl dikkatli bir sınır koyduğunu açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. `at the heart of` — Deyimler ve mecazi ifadeler: bir çabanın, savın veya sistemin en merkezi bölümünü anlatan kalp mecazını kavrayın. 2. `weigh up` — Phrasal verbler: önemli bir karardan önce koşulları, riskleri ve yararları karşılaştırın. 3. `whether or not` — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: iki olasılığı açıkça belirtin ve dolaylı seçimi koşul anlamından ayırın.

Bu derste

Stoicism is a philosophical school that began in ancient Greece and was later dominant in ancient Rome Kültür

0:01

Stoacılık, antik Yunan'da başlayan ve daha sonra antik Roma'da hakim olan felsefi bir okuldur,

and which continues to have hugely urgent and important things to teach us

0:07

ve hala bize öğreteceği son derece acil ve önemli şeyleri vardır;

about calm, resilience, and emotional stability.

0:12

sakinlik, dayanıklılık ve duygusal istikrar hakkında.

Kültür

Stoicism bir felsefe okuludur

Stoicism, Antik Yunan'da başlayan ve Antik Roma'da özellikle etkili hâle gelen bir felsefe okulunun adıdır. Zorluklara açık bir muhakeme, özdenetim, dayanıklılık ve duygusal dengeyle karşılık vermenin pratik yollarını öğretir. Burada büyük harfle başlayan ad, devamındaki öğütlerin düşünsel çerçevesini oluşturur; yalnızca duyguları saklamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede Stoicism neyin adıdır?

  1. Her duyguyu saklama alışkanlığı
  2. Antik Roma'daki bir okul binası
  3. İyi yaşamayı ve zorluklarla yüzleşmeyi ele alan bir felsefe okulu
Cevabı göster

İyi yaşamayı ve zorluklarla yüzleşmeyi ele alan bir felsefe okulu

Its ideas should be at the heart of any attempt to remain serene Deyimler

0:15

Onun fikirleri, sakin kalma çabasının merkezinde yer almalıdır,

Deyimler

at the heart of: merkezî ve en önemli konumda

At the heart of, “bir şeyin en önemli veya en merkezi kısmında” anlamına gelir. Burada Stoacı fikirlerin sakin kalma çabalarının yalnızca herhangi bir yerinde bulunması değil, bu çabaların temel dayanaklarından biri olması gerektiğini anlatır. Tekrar kullanılabilen kalıp X is at the heart of Y biçimindedir. X, Y içindeki temel ilkeyi, nedeni, kişiyi veya meseleyi belirtir.

Alıştırma

“En merkezi ve en önemli kısım” anlamına gelen deyimle cümleyi tamamlayın: Trust is ____ every strong friendship.

Cevabı göster

at the heart of

in the face of a turbulent, Kalıp ifadeler

0:20

çalkantılı,

unpredictable,

0:22

öngörülemez,

and often mean-minded world.

0:23

ve çoğu zaman kötü niyetli bir dünyayla yüzleşirken.

Kalıp ifadeler

in the face of + bir zorluk

In the face of, zor veya tehdit edici bir şeyle “karşı karşıya kalındığında” ya da “başa çıkarken” anlamına gelir. Burada baskının kaynağı çalkantılı, öngörülemez ve kötü niyetli dünyadır; ifade gerçek bir yüzden söz etmez. Yapı in the face of + isim öbeği şeklindedir. Genellikle önce zor durumu tanıtır, ardından kişinin bu zorluğa rağmen ne yaptığını, neye inandığını veya neyi sürdürdüğünü gösterir.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____ a sudden power outage, the hospital staff stayed calm.

Cevabı göster

in the face of

Arguably, the greatest and certainly the most prolific Stoic philosopher Kültür

0:26

Tartışmasız en büyük ve kesinlikle en üretken Stoacı filozof

was the Roman author and statesman Seneca,

0:30

Romalı yazar ve devlet adamı Seneca'ydı,

who was born in 4 BC in Spain

0:32

MÖ 4'te İspanya'da doğdu

and died in 65 AD in Rome.

0:35

ve MS 65'te Roma'da öldü.

Kültür

Filsuf Stoa... penulis dan negarawan Romawi Seneca

Stoic philosopher ve Roman author and statesman ifadeleri Seneca'yı hem Stoacı bir filozof hem de Romalı bir kamu figürü olarak tanıtır: eserler yazdı ve devlet adamı olarak görev yaptı. Stoacılık, burada ona bağlanan düşüncelerin ait olduğu felsefi gelenektir. MÖ 4 ile MS 65 tarihleri Seneca'yı antik Roma dünyasına yerleştirir. Bugünkü İspanya'da doğmuş ve Roma'da ölmüştür. Bu nedenle Seneca modern bir yazar olarak anlaşılmamalıdır.

Alıştırma

Bu cümlede Seneca'yı doğru tanımlayan seçenek hangisidir?

  1. Felsefeyle bağlantısı olmayan Romalı bir askerî komutan
  2. Roma hakkında yazan modern bir İspanyol romancı
  3. Antik Romalı bir yazar, devlet adamı ve Stoacı filozof
Cevabı göster

Antik Romalı bir yazar, devlet adamı ve Stoacı filozof

A lot of Seneca's thought is known to us from the letters he wrote to his friends,

0:38

Seneca'nın düşüncelerinin çoğunu, arkadaşlarına sıkıntılı zamanlarında

giving them counsel at times of trouble.

0:42

öğüt vermek için yazdığı mektuplardan biliyoruz.

Seneca had a friend called Lucilius,

0:45

Seneca'nın Lucilius adında bir arkadaşı vardı,

a civil servant working in Sicily.

0:47

Sicilya'da çalışan bir memurdu.

One day,

0:49

Bir gün,

Lucilius learned of a lawsuit against him,

0:50

Lucilius kendisine karşı açılan bir davadan haberdar oldu,

which threatened to end his career

0:52

bu dava kariyerini bitirme

and disgrace his good name.

0:54

ve iyi adını lekeleme tehdidi taşıyordu.

He wrote to Seneca in a panic.

0:56

Panik içinde Seneca'ya yazdı.

"You may expect that I'm going to advise you to picture a happy outcome

0:58

"Sana mutlu bir son hayal etmeni

and to rest in the allurements of hope," Deyimler

1:02

ve umudun cazibesine sığınmanı tavsiye edeceğimi bekleyebilirsin,"

Deyimler

Edebî bir metafor olarak “rest in the allurements of hope”

Burada rest in, uyumak anlamına gelmez. Umut, birinin durup kendini güvende hissedebileceği rahat bir yer gibi tasvir edilir. The allurements of hope, umudun çekici ve ayartıcı vaatleridir. İfade bir bütün olarak, hoş bir iyimserliğe dayanıp teselli bulmak anlamına gelir; ayrıca bu tesellinin kişiyi gerçeklerle yüzleşmekten uzaklaştırabileceğini ima eder.

Alıştırma

Bu cümlede "rest in the allurements of hope" ne anlama geliyor?

  1. Umutlu hissettikten sonra uyumaya gitmek
  2. Rahatlatıcı ama ayartıcı umutlara dayanmak
  3. Umudun pratik faydalarını sıralamak
Cevabı göster

Rahatlatıcı ama ayartıcı umutlara dayanmak

replied the philosopher.

1:04

diye yanıtladı filozof.

"But I'm going to conduct you to peace of mind Deyimler

1:06

"Ancak seni iç huzuruna

through another route,

1:09

başka bir yoldan götüreceğim,"

Deyimler

“conduct you to peace of mind through another route” ifadesindeki yolculuk metaforu

Burada conduct, birine resmî bir üslupla rehberlik etmek veya yol göstermek anlamına gelir. Peace of mind bir varış noktası, another route ise oraya ulaşmanın farklı bir yolu olarak ele alınır. Yolculuk metaforu, konuşmacının yöntem değişikliğini düzenler: hedef yine iç huzurudur, ancak yöntem dinleyicinin bekleyebileceği rahatlatıcı yaklaşım olmayacaktır.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “rehberlik etmek” anlamına gelen resmî fiille tamamlayın: The counselor will ____ you to peace of mind through another route.

Cevabı göster

conduct

which culminated in the advice, Kalıp ifadeler

1:10

bu yol şu öğütle zirveye ulaştı:

Kalıp ifadeler

culminated in: nihai bir sonuca ulaşmak

Culminate in something, bir sürecin veya olaylar dizisinin önemli nihai sonucuna ulaşması demektir. Burada önceki tartışma, ardından gelen tavsiyeye doğru ilerler. Kalıp culminate in + sonuç şeklindedir. Geçmiş zamandaki culminated in, önceki gelişmeleri sonuçlarına bağlar; yalnızca bir şeyin durduğunu söylemekten daha güçlüdür.

Alıştırma

Cümleyi culminate fiilinin geçmiş zaman biçimi ve sabit edatıyla tamamlayın: Months of planning ____ a successful festival.

Cevabı göster

culminated in

"If you wish to put off all worry, Öbek fiiller

1:12

"Tüm endişelerini bir kenara bırakmak istiyorsan,

assume that what you fear may happen Dilbilgisi

1:14

gerçekleşmesinden korktuğun şeyin

is certainly going to happen."

1:17

kesinlikle gerçekleşeceğini varsay."

Öbek fiiller

put off all worry İfadesinin Eski Kullanımı

Bu eski kullanımda put off all worry, endişe yaşanmasını geciktirmek veya endişeyi uzakta tutmak anlamına gelir. Buradaki düşünce, korkulan sonucu kesin kabul ederek endişeyi oluşturan belirsizliği ortadan kaldırmaktır. Put off ifadesinin temel “ertelemek” anlamı burada bir duyguya genişletilir: worry, gelişi engellenebilecek bir şey gibi ele alınır. Bu, korkulan sorunla ilgili harekete geçmeyi ertelemek anlamına gelmez.

Alıştırma

Günümüzün sıradan konuşma dilinde I put off all worry, endişelenmeyi bıraktığımı söylemenin en açık ve doğal yolu mudur?

  1. Evet
  2. Hayır
Cevabı göster

Hayır

Dilbilgisi

assume that [what you fear may happen] is certainly going to happen yapısındaki tümce katmanları

assume that ifadesinden sonra gelen bölüm, varsayımın içeriğini verir. Bu içeriğin içinde what you fear may happen, 'gerçekleşebileceğinden korktuğun olay' anlamına gelir. Bu what yan tümcesinin tamamı is certainly going to happen bölümünün öznesidir. İlk happen, what yan tümcesinin içindedir; ikincisi ise bu olayla ilgili dıştaki yargıya aittir. May olasılık bildirirken, certainly going to aynı olasılığı bilinçli olarak kesin bir şey gibi ele alır.

Alıştırma

Cümlenin iki katmanının nasıl çalıştığını hangi açıklama doğru gösteriyor?

  1. İçteki yan tümce korkulan olayı mümkün olarak sunar; dıştaki varsayım ise bu olayı kesin olarak ele alır.
  2. İki happen kullanımı, korkulan iki farklı olayı anlatır.
  3. İçteki yan tümce olayın kesin olduğunu, dıştaki yan tümce ise yalnızca mümkün olduğunu söyler.
Cevabı göster

İçteki yan tümce korkulan olayı mümkün olarak sunar; dıştaki varsayım ise bu olayı kesin olarak ele alır.

This is an essential Stoic idea.

1:20

Bu temel bir Stoacı fikirdir.

We must always try to picture the worst that could happen

1:23

Her zaman olabilecek en kötü şeyi hayal etmeye çalışmalı

and then remind ourselves that the worst is survivable.

1:26

ve sonra en kötü şeyin hayatta kalınabilir olduğunu kendimize hatırlatmalıyız.

The goal is not to imagine that bad things don't unfold, Dilbilgisi

1:30

Amaç kötü şeylerin olmayacağını hayal etmek değil,

it's to see that we are far more capable of enduring them Dilbilgisi

1:33

onlara katlanma konusunda şu an düşündüğümüzden

than we currently think.

1:37

çok daha yetenekli olduğumuzu görmektir.

Dilbilgisi

Düzeltme kalıbı The goal is not to A; it's to B

The goal is not to A; it's to B kalıbı, amaçla ilgili yanlış bir düşünceyi düzeltir. İlk bölüm A’yı reddeder, ikinci bölüm ise onun yerine B’yi koyar. Burada not to imagine... reddedilen amaç, to see... ise gerçek amaçtır. it zamiri daha önce söylenen goal ifadesine gönderme yapar. Bu kalıp B’ye daha güçlü bir vurgu verir ve düzeltmeyi açık hâle getirir; A ve B’yi eşit derecede geçerli iki seçenek olarak sunmaz.

Alıştırma

Yeni cümleyi gerçek amacı tanıtan, kısaltma içeren iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The goal is not to avoid every mistake; ____ learn from each one.

Cevabı göster

it's to

Dilbilgisi

far more capable of ... than: ... konusunda ...den çok daha yetkin

far more capable of enduring them than we currently think ifadesi, gerçek dayanma gücümüzü bu güç hakkında şu anda düşündüklerimizle karşılaştırır. Far karşılaştırmayı büyük ölçüde güçlendirir; fiziksel mesafeyi değil, “çok daha yüksek bir derecede” anlamını verir. Them daha önce sözü edilen kötü şeyleri belirtir. Capable sözcüğünden sonra of + isim veya -ing biçimi kullanılır: capable of enduring. Than ile başlayan yan cümle, karşılaştırma ölçütünü, yani şu anda ne kadar yetkin olduğumuzu düşündüğümüzü verir. Bu yapı, birinin sandığından çok daha fazlasıyla başa çıkabildiğini anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi far more capable of ... than yapısıyla tamamlayın: After months of training, Nia is ____ finishing the long race ____ she was last year.

Cevabı göster

far more capable of · than

To calm Lucilius down, Öbek fiiller

1:39

Lucilius'u sakinleştirmek için,

Öbek fiiller

calm someone down: birini sakinleştirmek

Calm Lucilius down, “Lucilius'un korkusunu veya endişesini azaltıp sakinleşmesine yardım etmek” anlamına gelir. Burada down, güçlü duygunun seviyesinin azalmasını gösterir; onu üzmek anlamına gelmez. Calm someone down ayrılabilen bir öbek fiildir. Örnekte olduğu gibi, isim türündeki nesne calm ile down arasına doğal olarak gelebilir. Zamir ise mutlaka ortaya gelmelidir: calm him down denir, calm down him denmez.

Alıştırma

Cümleyi calm ... down ile tamamlayın ve zamiri doğru yere koyun: Leo was upset, so I tried to ____.

Cevabı göster

calm him down

Seneca advised him to make himself entirely at home Deyimler

1:40

Seneca ona kendisini aşağılanma, yoksulluk ve süregelen işsizlik fikriyle

with the idea of humiliation, poverty, and ongoing unemployment,

1:43

tamamen rahat hissetmesini tavsiye etti,

Deyimler

make himself entirely at home with an idea: bir düşünceye tamamen alışıp onu kabullenmek

Burada make himself entirely at home with, kişinin bir düşünceye tamamen alışması ve onu zihinsel olarak kabul edebilecek duruma gelmesi anlamındadır. Home gerçek bir yer değil, aşinalık bildiren bir benzetmedir. İfadenin nesneleri aşağılanma, yoksulluk ve işsizliktir; dolayısıyla cümle bu deneyimlerin hoş olduğunu söylemez. Korkutucu ihtimalleri artık yabancı gelmeyene kadar bilinçli biçimde hayal edip kabullenmeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi make oneself entirely at home with ifadesinin uygun biçimiyle tamamlayın: Last week, before the final match, Lina ____ the possibility of losing.

Cevabı göster

made herself entirely at home with

but to learn to see that these were,

1:48

ama doğru bir bakış açısıyla bunların,

from the right perspective,

1:50

her şeyin sonu olmadığını

not the end of everything.

1:51

görmeyi öğrenmesini söyledi.

"If you lose this case,

1:54

"Bu davayı kaybedersen,

can anything more severe happen to you Dilbilgisi

1:55

sürgüne gönderilmekten veya hapse atılmaktan daha kötü

than being sent into exile or led to prison?"

1:57

ne gelebilir ki başına?"

Dilbilgisi

Can anything more severe happen ... than being ...?: en kötü sonucu sorgulamak

can anything more severe happen ... than ... sorusu, kötü bir sonucun ulaşabileceği üst sınırı belirlemek için kullanılır. Başka bir deyişle, belirtilen sonuçlardan daha kötüsünün mümkün olup olmadığını sorar. Than sözcüğünden sonra gelen being sent into exile ve (being) led to prison, sonuçları adlandıran edilgen -ing ifadeleridir. İkinci being tekrarlanmayıp anlaşılır durumda bırakılmıştır; bu nedenle sent ve led paralel geçmiş zaman ortacı biçimleridir ve yeni yan cümleler başlatmaz.

Alıştırma

Soruyu than ve send fiilinin edilgen -ing biçimiyle tamamlayın: Can anything worse happen to us ____ home early?

Cevabı göster

than being sent

asked the philosopher,

2:00

diye sordu filozof,

who had himself survived bankruptcy

2:01

kendisi de iflastan

and 8 years of exile in Corsica.

2:04

ve Korsika'da 8 yıllık sürgünden sağ çıkmıştı.

"Hope for that which is utterly just Dilbilgisi

2:06

"Tamamen adil olanı umut et

and prepare yourself for that which is utterly unjust."

2:09

ve tamamen adaletsiz olana kendini hazırla."

Dilbilgisi

Hope for that which ... prepare yourself for that which: umut etmek… ve hazırlanmak…

Cümlede iki paralel emir kullanılır: Hope for ... ve prepare yourself for .... Aynı yapının tekrarlanması iki tepkiyi dengeler: tamamen adil bir sonucu umut etmeye devam etmek, ama sonucun tamamen adaletsiz olması ihtimaline de hazırlanmak. Burada that which, “olan şey” ya da what anlamına gelir. Her fiil öbeğinden sonra sonucu resmî bir biçimde tanıtır. Bu hukuk bağlamında just “adil”, unjust ise “adaletsiz” demektir.

Alıştırma

Dengeli cümleyi dersteki iki fiil öbeğiyle tamamlayın: ____ that which is utterly just and ____ that which is utterly unjust.

Cevabı göster

Hope for · prepare yourself for

Seneca gave Lucilius a meditation

2:14

Seneca, Lucilius'a

to mull over in the luxury of his home Öbek fiiller

2:16

şimdi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu lüks evinde

Öbek fiiller

mull over: uzun uzun düşünüp değerlendirmek

Mull over, bir konu hakkında dikkatlice düşünmek anlamına gelen bir öbek fiildir. Genellikle bir karar vermeden veya görüş oluşturmadan önce bir süre düşünmeyi anlatır. Cümlede a meditation to mull over, Lucilius'un yavaş ve ciddi biçimde değerlendirmesi gereken bir düşünce konusu demektir. Burada over, öbek fiilin bir parçasıdır; bir şeyin üzerinde bulunma konumunu anlatmaz. Nesne, mull over the offer örneğindeki gibi öbeğin ardından veya mull the offer over örneğindeki gibi iki parçanın arasında gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki “dikkatlice değerlendirmek” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: I need a few days to ____ the offer before I decide.

Cevabı göster

mull over

that he was now in danger of losing. Kalıp ifadeler

2:18

üzerine düşünmesi için bir meditasyon verdi.

Kalıp ifadeler

in danger of + -ing kalıbı: in danger of losing

Be in danger of + -ing, bir eylem ya da olayın gerçekleşmesine yönelik gerçek bir risk bulunduğunu anlatır. Burada kişi evi kaybedebilir; evin içindeyken fiziksel tehlikede olduğu söylenmiyor. of sözcüğünden sonra -ing biçimi gelir: in danger of losing doğrudur, in danger of lose değildir. Bu kalıp bir şeyi kaybetme, bir fırsatı kaçırma veya zarar görme riskini anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi in danger of ve lose fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: If the shop cannot pay its bills, it is ____ its building.

Cevabı göster

in danger of losing

"I may become a poor man.

2:20

"Fakir bir adam olabilirim.

I shall then be one among many.

2:22

O zaman birçoklarından biri olacağım.

I may be exiled.

2:25

Sürgüne gönderilebilirim.

I shall then regard myself as born in the place Kalıp ifadeler

2:26

O zaman kendimi gönderileceğim yerde

to which I shall be sent.

2:29

doğmuş gibi kabul edeceğim.

Kalıp ifadeler

Regard A as B kalıbı: regard myself as born

Regard A as B, A’yı B olarak düşünmek veya sınıflandırmak anlamına gelir. Burada myself A, born ise B’dir. Konuşan kişi, gönderileceği yeri doğum yeri olarak kabul etmeyi seçiyor. Gerçek doğum kaydının değiştiğini ileri sürmüyor; düşünme biçimini değiştiriyor. as sonrasındaki tümleç, A’ya verilen kimliği, niteliği veya durumu belirtir. Bu tümleç bir isim öbeği, sıfat ya da ortaç olabilir: regard her as a leader, regard the plan as risky, regard himself as defeated.

Alıştırma

regard A as B kalıbını tamamlayın: The players ____ Mia ____ a dependable leader.

Cevabı göster

regard · as

They may put me in chains.

2:31

Beni zincire vurabilirler.

What then?

2:33

Ne olmuş yani?

Am I free from bonds now?

2:34

Şimdi bağlardan özgür müyüm?

Behold this clogging burden of a body Deyimler

2:36

Doğanın beni zincillediği

to which nature has fettered me."

2:38

bu bedenin engelleyici yüküne bak."

Deyimler

Bir mecaz olarak clogging burden of a body ... nature has fettered me

Burada clogging birini geri tutmak veya hareketini engellemek anlamına gelir; burden ise bedeni ağır bir yük olarak sunar. Fettered, zincirlenmiş veya kısıtlanmış demektir. Bu sözcükler birlikte genişletilmiş bir mecaz oluşturur: Konuşan kişi insan bedenini özgürlüğü sınırlayan bir şey olarak görür. Nature has fettered me gerçek zincirleri veya tıbbi bir olguyu anlatmaz. Yalnızca bir bedene sahip olmanın kişiye kaçınılmaz sınırlar getirdiğini ifade eder ve yakındaki chains ile bonds imgelerini sürdürür.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan betimleme ne anlama geliyor?

  1. Konuşan kişinin bedeni gerçekten tıkalı bir geçitte kapalı kalmış.
  2. Doğa, konuşan kişiyi fiziksel olarak daha güçlü yapmış.
  3. Beden, özgürlüğü sınırlayan ağır bir kısıtlama olarak betimleniyor.
Cevabı göster

Beden, özgürlüğü sınırlayan ağır bir kısıtlama olarak betimleniyor.

Seneca tells us

2:41

Seneca bize der ki,

that we must grow familiar with and hold before us at all times, Notlar

2:42

sadece plan yapmayı sevdiğimiz,

Kalıp ifadeler

grow familiar with: zamanla aşina olmak

Grow familiar with, zamanla, düşünerek veya tekrar tekrar deneyimleyerek bir şeye giderek daha aşina olmak demektir. Grow, familiar sıfatından önce bağlayıcı fiil olarak çalışır; bu nedenle fiziksel büyümeyi değil, bir durum değişikliğini anlatır. With, tanınmaya başlanan şeyi belirtir: grow familiar with a place, an idea, a system veya a possible event.

Alıştırma

İngilizce cümleyi, derste geçen ve “giderek aşina olmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After a few weeks, you will ____ the new routine.

Cevabı göster

grow familiar with

Deyimler

Hold before us: olasılıkları zihinde tutmak

Bu cümlede hold before us mecazidir: olasılıkları incelemeye ve onlara hazırlanmaya devam edebilmek için zihnimizde canlı tutmak demektir. Fiziksel olarak havaya kaldırılan bir şey yoktur. Önümüzde tutulan şey cümlenin ilerleyen kısmında gelir: yalnızca tanıdık olaylar değil, tüm olasılıklar yelpazesi. Nesnenin gecikmeli verilmesi, cümlenin daha geniş ana fikre doğru ilerlemesini sağlar.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: “We should hold every outcome before us before deciding.” “hold every outcome before us” ne anlama gelir?

  1. Her sonuç gerçekleşene kadar kararı ertelemek
  2. Her sonucu zihinde tutup değerlendirmek
  3. Hangi sonucu tercih ettiğimizi herkese söylemek
Cevabı göster

Her sonucu zihinde tutup değerlendirmek

not just the sort of events we like to plan for, Dilbilgisi

2:45

canlı hafızada kayıtlı olan

that are recorded in living memory

2:48

veya yaş grubumuz ve sınıfımızda yaygın olan olayları değil,

or are common in our age group and class,

2:50

tüm olasılıklar

but the entire range of possibilities,

2:53

yelpazesini,

Dilbilgisi

Not just A, but B: kapsamı genişletmek

not just A, but B ikili yapısı A’nın da kapsandığını belirtir, ardından odağı B’ye doğru genişletir veya güçlendirir. Burada A, insanların zaten plan yaptığı tanıdık olay türleridir; B ise tüm olasılıklar yelpazesidir. B, A’nın karşıtı değildir. A’yı içeren daha büyük bir kümedir. Bu nedenle yapı, fazla dar bir çerçeveyi düzeltir ve onu daha eksiksiz bir çerçeveye genişletir.

Alıştırma

Anlatılan grubu genişletmek için cümleyi not just ... but ... ile tamamlayın: The library serves ____ researchers, ____ the entire community.

Cevabı göster

not just · but

a longer and inevitably far less agreeable list,

2:56

felaket niteliğindeki yangınlara,

which finds space for cataclysmic fires, Deyimler

2:58

yağmalara ve zamansız ölümlere yer bulan,

sackings, and untimely deaths.

3:01

daha uzun ve kaçınılmaz olarak çok daha tatsız bir listeye aşina olmalı ve her zaman göz önünde bulundurmalıyız.

Deyimler

finds space for: sınırlar içinde bir şeyi dâhil etmek

Burada finds space for, “dâhil etmeyi başarır” anlamına gelir. Özne a list olduğundan space gerçek bir boş alan değildir; bu ifade listeyi daha fazla maddeyi içine alabilen bir kap gibi gösterir. Bu kalıp, yer, zaman veya dikkat sınırlı olsa bile bir şeyi içerebilen bir listeyi, programı, belgeyi ya da konuşmayı anlatabilir.

Alıştırma

Yeniden düzenleme değil, yalnızca başarıyla dâhil etme vurgulanıyorsa cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The short newsletter still managed to ___ a safety tip.

  1. leave space for
  2. find space for
  3. make space for
Cevabı göster

find space for

He wrote,

3:03

O şöyle yazdı:

"Nothing ought to be unexpected by us. Dilbilgisi

3:04

"Hiçbir şey bizim için beklenmedik olmamalıdır.

Dilbilgisi

Nothing ought to be unexpected by us: ought to + be + unexpected

Nothing, “hiçbir şey” anlamına gelen olumsuz bir zamirdir ve cümlenin öznesidir. Bu nedenle öğüt, gerçekleşebilecek her olaya uygulanır. ought to + be + unexpected dizisi, ought to kip yapısını be ve -ed biçimiyle birleştirerek düşünceyi edilgene benzer bir bakış açısından sunar. Olası olay özne konumundadır; by us ise olayı beklenmedik bulacak kişileri belirtir. Burada ought to bir gerçeği değil, ideal bir ölçüyü ifade eder: dikkatli hazırlık sayesinde hiçbir olay şaşırtıcı gelmemelidir.

Alıştırma

Cümleyi ought to kullanarak kip + be yapısıyla tamamlayın: If we prepare for every possibility, nothing ____ unexpected by us.

Cevabı göster

ought to be

Let us place before our eyes in its entirety Deyimler

3:06

İnsanın kaderinin doğasını,

the nature of man's lot, Kelime

3:09

sıklıkla olan kötülük türünü değil,

Deyimler

place before our eyes in its entirety: bütünü incelemek

Place ... before our eyes görsel bir mecazdır: Gerçek bir resmi önümüze koymak değil, inceleyebilmemiz için bir konuyu açıkça dikkatimizi vereceğimiz yere getirmek anlamına gelir. In its entirety, hiçbir kısmı dışarıda bırakmadan eksiksiz bir bütün olarak demektir. Buradaki its, daha sonra gelen the nature of man's lot ifadesini önceden gösterir. İki bölüm birlikte, hoş olmayan kısımlar da dahil olmak üzere konuya eksiksiz ve dürüstçe bakmayı ister.

Alıştırma

Cümlede place before our eyes in its entirety bizden ne yapmamızı istiyor?

  1. Zor kısımlardan kaçınmadan konuyu eksiksiz bir bütün olarak incelemek.
  2. Konunun yalnızca en yaygın özelliklerini gösteren bir resim oluşturmak.
  3. Fiziksel bir nesneyi herkesin görebileceği bir yere taşımak.
Cevabı göster

Zor kısımlardan kaçınmadan konuyu eksiksiz bir bütün olarak incelemek.

Kelime

the nature of man's lot: insanlık durumunun doğası

Bu resmî ifadede lot, hayatın birine verdiği yazgı, durum veya zorluk payı anlamına gelir. Buradaki man's geneldir: Belirli bir erkeği değil, bütün insanlığı ifade eder. Bu nedenle the nature of man's lot, insanlık durumunun temel niteliği, yani insan yaşamının özünde nasıl olduğu anlamına gelir. Bir arazi parçasının veya bir grup eşyanın niteliği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede man's lot ne anlama geliyor?

  1. Bir erkeğin sahip olduğu bir arazi parçası
  2. Bir erkeğe ait bir grup eşya
  3. İnsanlığın durumu veya yazgısı
Cevabı göster

İnsanlığın durumu veya yazgısı

not the kind of evil that often happens, Dilbilgisi

3:12

olabilecek en büyük kötülüğü

but the very greatest evil that can possibly happen.

3:14

tüm bütünüyle gözlerimizin önüne koyalım.

Dilbilgisi

not ... but ... karşıtlığı ve the very greatest evil vurgusu

not A, but B kalıbı, asıl odak olarak A’yı reddeder ve yerine B’yi koyar. Burada A sık sık gerçekleşen kötülük türü, B ise gerçekleşmesi mümkün olan en büyük kötülüktür. that often happens ve that can possibly happen ilgi cümlecikleri karşılaştırılan iki türü tanımlar. the very greatest ifadesinde very, greatest üstünlük derecesine kesin ve aşırı bir vurgu ekler; yalnızca very great değil, mutlak anlamda en büyük demektir. Cümle, dinleyenden hâlâ mümkün olan en kötü olayı düşünmesini ister; bu olayın gerçekleşeceğini söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle yaygın durumu reddedip odağı mümkün olan en uç duruma kaydırır?

  1. The report examines not only the error that happens often, but also the very worst error that could possibly happen.
  2. The report examines either the error that happens often or the very worst error that could possibly happen.
  3. The report examines not the error that happens often, but the very worst error that could possibly happen.
Cevabı göster

The report examines not the error that happens often, but the very worst error that could possibly happen.

We must reflect upon fortune fully and completely."

3:17

Talih üzerine tam ve eksiksiz bir şekilde derinlemesine düşünmeliyiz."

At one point,

3:22

Bir noktada,

a friend of Seneca's lost a son,

3:22

Seneca'nın bir arkadaşı oğlunu kaybetti

and the consoling thoughts ran in a similar direction. Deyimler

3:24

ve teselli edici düşünceler benzer bir yöne gitti.

Deyimler

thoughts ran in a similar direction ifadesinin mecaz anlamı

Burada ran in a similar direction, fikirlerin nasıl geliştiğini anlatan bir benzetmedir. Teselli edici düşünceler, daha önce ele alınan düşünce çizgisine benzer bir akıl yürütme izlemiştir; düşünceler gerçekten hareket etmez. Similar, iki durumun her ayrıntısının değil, mantığın veya yaklaşımın benzer olduğunu belirtir. Run sözcüğünün bu kullanımı, bir savı ya da tartışmayı bir rota izleyen şey gibi sunar.

Alıştırma

“Their ideas ran in a similar direction,” cümlesinde vurgulanan ifade ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak aynı yol boyunca hareket ettiler.
  2. Benzer bir akıl yürütme çizgisini izlediler.
  3. Tam olarak aynı ayrıntıları anlattılar.
Cevabı göster

Benzer bir akıl yürütme çizgisini izlediler.

Marcia,

3:27

Senatör bir aileden gelen bir hanımefendi olan

a lady of a senatorial family,

3:28

Marcia,

was devastated by the death of her son Metilius,

3:30

oğlu Metilius'un ölümüyle yıkılmıştı,

not yet 25.

3:33

Oğlu henüz 25 yaşına gelmemişti.

She fell into a period of mourning Kalıp ifadeler

3:34

Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi görünen

that seemed to have no end.

3:36

bir yas dönemine girdi.

Kalıp ifadeler

fell into a period of mourning: kalıcı bir duruma girmek

Bu cümlede fell into fiziksel olarak düşmeyi anlatmaz. Kişinin bilinçli olarak seçmediği bir duruma girmesi anlamına gelir. A period of mourning, birinin ölümünden sonra yas ve üzüntü içinde geçirilen zaman dilimidir. fall into a period/state of + isim kalıbı, değişimin planlanmadığını, kontrol dışında olduğunu veya koşullar nedeniyle gerçekleştiğini gösterir. Ayrıca durumun bir süre devam ettiğini düşündürür. Yalnızca became demeye göre süreci daha belirgin biçimde anlatır.

Alıştırma

Fall fiilini geçmiş zamanda ve period-of kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: After losing its largest customer, the company ____ decline.

Cevabı göster

fell into a period of

3 years after the death,

3:38

Ölümünden 3 yıl sonra,

her sorrow had not abated one bit. Kelime

3:40

üzüntüsü bir zerre bile azalmamıştı.

Kelime

had not abated one bit: hiç azalma olmaması

Abate, yoğunluğun veya şiddetin azalması anlamına gelen resmî bir fiildir. Her sorrow had not abated, geçmişteki daha sonraki bir noktaya kadar üzüntünün hafiflemediğini belirtir; had + geçmiş zaman ortacı, o geçmiş referans noktasından geriye bakar. One bit olumsuzluğu güçlendirir: not ... one bit, hiç anlamına gelir. Burada gerçek bir parçayı veya ölçülebilir bir miktarı anlatmaz. had not abated one bit ifadesinin tamamı, üzüntüsünde kesinlikle hiçbir azalma olmadığını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, gürültünün geçmişteki daha sonraki bir noktaya kadar hiç azalmadığını ifade eder?

  1. The noise had stopped completely.
  2. The noise had not abated one bit.
  3. The noise had abated a little.
Cevabı göster

The noise had not abated one bit.

Indeed, it was growing stronger every day.

3:42

Gerçekten de, her geçen gün güçleniyordu.

So Seneca sent her an essay

3:45

Bunun üzerine Seneca ona bir deneme gönderdi

in which he expressed the hope that,

3:46

ve bu denemede,

given the length of time that had elapsed since Metilius' death, Dilbilgisi

3:48

Metilius'un ölümünün üzerinden geçen süreyi göz önünde bulundurarak,

Dilbilgisi

given ... had elapsed since ...: ... üzerinden geçen süre göz önüne alındığında

Burada given, “göz önüne alındığında” veya “dikkate alarak” anlamındadır. Metilius'un ölümünden sonra geçen süreyi, devamında belirtilen umudun gerekçesi olarak sunar; verme eylemini anlatmaz. Had elapsed, past perfect yapısındadır. Elapse, öznesi bir zaman süresi olduğunda “geçmek” anlamına gelir. Had elapsed since X, X'ten başlayıp geçmişteki daha sonraki bir noktaya kadar geçen süreyi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi given ve elapse fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: ____ the length of time that ____ since the complaint, the manager reopened the case.

Cevabı göster

Given · had elapsed

she would forgive him for going beyond the usual condolences Kalıp ifadeler

3:51

olağan taziyelerin ötesine geçip

to deliver something darker,

3:54

daha karanlık

but perhaps more effective.

3:56

ama belki de daha etkili bir şey sunduğu için kendisini affedeceğini umduğunu belirtti.

Kalıp ifadeler

going beyond the usual condolences: alışılmış başsağlığı sözlerinin ötesine geçmek

Going beyond X, X'ten daha fazlasını yapmak veya X'in normal sınırını aşmak demektir. Burada the usual condolences, bir ölümden sonra söylenen alışılmış başsağlığı ve teselli sözleridir. Bu ifade, mesajının nazik bir teselliyle sınırlı kalmayacağını gösterir. Daha karanlık ve doğrudan, fakat daha yararlı olmasını umduğu bir düşünce ekleyecektir. Bu, sıradan başsağlığı sözlerinin yanlış olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi go beyond ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The course ____ basic grammar and teaches students how to write clear reports.

Cevabı göster

goes beyond

To lose a son was surely the greatest grief

3:58

Bir oğul kaybetmek kesinlikle bir annenin başına gelebilecek

that could befall a mother. Kelime

4:01

en büyük acıydı.

Kelime

could befall a mother: resmî fiil befall

Bu cümlede befall fiilinin öznesi the greatest grief ifadesidir. something befalls someone yapısı, bir olayın birinin başına gelmesi veya onu etkilemesi demektir; dolayısıyla could befall a mother, “bir annenin başına gelebilirdi” anlamına gelir. Befall, olayı çoğu zaman kaderin veya koşulların getirdiği bir şey gibi gösterir. Fiziksel olarak düşmeyi anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede befall doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. We will befall at noon.
  2. A terrible fate may befall the lost travelers.
  3. My keys befell beside the door.
Cevabı göster

A terrible fate may befall the lost travelers.

But given the vulnerability of the human frame, Deyimler

4:02

Ancak insan bedeninin kırılganlığı göz önüne alındığında,

Metilius' early death had its place in a merciless natural order, Deyimler

4:05

Metilius'un erken ölümü, her gün kendi işçiliğinin örneklerini sunan

Deyimler

vulnerability of the human frame: bedenin kırılganlığı

Burada human frame, insan bedenini kişiyi ayakta tutan bir yapı olarak düşünen resmî bir mecazdır. Vulnerability; yaralanabilme, zayıflayabilme veya yok edilebilme özelliğidir. Bu nedenle vulnerability of the human frame, “insan bedeninin doğal kırılganlığı” anlamına gelir. Bu mesafeli ve felsefi anlatım, erken ölümün ölümlü yaşamın neden bir parçası olduğunu açıklar. Annenin acısının önemsiz olduğunu ya da ölüme onun neden olduğunu söylemez.

Alıştırma

Burada vulnerability of the human frame ne anlama geliyor?

  1. insanların yaptığı güvensiz bir plan
  2. zayıf bir ahşap resim çerçevesi
  3. insan bedeninin doğal kırılganlığı
Cevabı göster

insan bedeninin doğal kırılganlığı

which daily offered examples of its handiwork.

4:10

acımasız bir doğal düzende yerini almıştı.

Deyimler

Natural order ... offered examples of its handiwork ifadesindeki kişileştirme

Bu yan cümle, “acımasız bir doğal düzeni” eserler üreten ve sonra bunlardan “örnekler sunan” bir yapımcı gibi kişileştirir. Metilius’un erken ölümü de bu ürünlerden biri olarak gösterilir. Böylece ölüm, tek başına gerçekleşmiş bir kaza değil, daha büyük ve sert bir düzenin parçası gibi görünür. Handiwork genellikle ustalıkla yapılmış bir şeyi över. Burada ise merciless sözcüğü ve erken ölümden söz edilmesi, ifadeye karanlık ve ironik bir ton verir: sözde yapımcının “eseri” insanların acısı ve ölümüdür.

Alıştırma

“Offered examples of its handiwork” bu cümlede nasıl bir etki yaratıyor?

  1. Metilius’un eliyle bir şey yapmayı seçtiği anlamına gelir.
  2. Doğal düzeni, ürünleri arasında insanların ölümü de bulunan acımasız bir yapımcı gibi sunar.
  3. İnsanların cenazelerde güzel nesneler sergilediğini söyler.
Cevabı göster

Doğal düzeni, ürünleri arasında insanların ölümü de bulunan acımasız bir yapımcı gibi sunar.

He wrote,

4:13

O şöyle yazdı:

"We never anticipate evils before they actually arrive.

4:14

"Kötülükleri asla gerçekten gelmeden önce öngörmeyiz.

So many funerals pass our doors, Anlatım akışı

4:18

O kadar çok cenaze kapımızdan geçer ki,

yet we never dwell on death. Öbek fiiller

4:20

yine de ölüm üzerinde hiç durmayız.

Anlatım akışı

So many ... yet ... karşıtlık yapısı

“So many funerals pass our doors” şeklindeki ilk yan cümle, tekrarlanan ve görünür kanıtı önce sunar. Ardından yet, beklenmedik uyumsuzluğu gösterir: ölümün hatırlatıcıları yakında olduğu hâlde insanlar ölümü düşünmeye zaman ayırmaz. Önce kanıtı, sonra uyumsuzluğu veren bu sıra eleştiriyi güçlendirir. “Pass our doors”, cenazelerin sürekli insanların evlerinin yakınından geçmesini anlatan yoğun bir imgedir; her cenazenin aynı kapıdan geçtiği iddiası değildir. “Dwell on”, bir şeyi uzun süre, çoğu zaman rahatsız edecek kadar çok düşünmek demektir.

Alıştırma

Hangi cümle önce çok sayıda kanıt, ardından şaşırtıcı bir tepkisizlik sunan yapıya en iyi uyar?

  1. No warnings appeared, and no one changed the plan.
  2. So many warnings appeared, yet no one changed the plan.
  3. So many warnings appeared, so everyone changed the plan.
Cevabı göster

So many warnings appeared, yet no one changed the plan.

Öbek fiiller

dwell on death: ölüm üzerinde uzun süre durmak

dwell on + konu yapısında dwell on, bir şey hakkında uzun süre düşünmeye veya konuşmaya devam etmek demektir; çoğu zaman bunun yararlı olamayacak kadar uzun sürdüğü ima edilir. Death, on sonrasında gelen düşünce konusudur; dwell burada “ikamet etmek” anlamına gelmez. Yet bir karşıtlık kurar: cenazeler tekrar tekrar geçer, fakat insanlar ölümlü oldukları gerçeğiyle yine de ciddi biçimde yüzleşmez. Cümle bu kaçınmayı eleştirir; sürekli ölüm üzerine düşünüp durmayı tavsiye etmez.

Alıştırma

Cümleyi “bir şeyi gereğinden uzun süre düşünmeye devam etmek” anlamındaki deyimsel fiille tamamlayın: We cannot change the past, so let's not ____ that mistake all day.

Cevabı göster

dwell on

So many deaths are untimely,

4:22

O kadar çok ölüm zamansızdır ki,

yet we make plans for our own infants,

4:24

yine de kendi bebeklerimiz için planlar yaparız,

how they will don the toga, Kültür

4:27

nasıl toga giyecekleri,

serve in the army,

4:28

orduda hizmet edecekleri

and succeed to their father's property."

4:30

ve babalarının mülkünün varisi olacakları hakkında."

Kültür

togayı giymek... orduda hizmet etmek... mülkü miras almak

Bunlar bir Roma oğlanı için hayal edilen üç gelecek dönüm noktasıdır. Don the toga, yetişkin erkek yurttaşlıkla ilişkilendirilen togayı giymek demektir; orduda hizmet etmek kamusal görevi belirtir ve succeed to the father's property, babanın malını miras almak anlamına gelir. Sıralı liste ergenliğe geçişten askerlik hizmetine ve mirasa uzanarak beklenen yetişkin yaşamının tamamını sunar. Yarattığı etki, birbirinden kopuk üç plandan değil, ebeveynlerin uzak geleceği güvenle tasarlamasından gelir.

Alıştırma

Bu üç bölümlü sıralama Roma bağlamında neyi anlatır?

  1. Bir Roma oğlanının yetişkin yurttaşlık yaşamına, askerlik hizmetine ve mirasa uzanması beklenen yaşam yolu.
  2. Bir babanın malını satabileceği üç yol.
  3. Savaştan önce giyinmek için üç talimat.
Cevabı göster

Bir Roma oğlanının yetişkin yurttaşlık yaşamına, askerlik hizmetine ve mirasa uzanması beklenen yaşam yolu.

They might end up doing such things, Öbek fiiller

4:32

Sonunda bu tür şeyleri yapabilirler,

Öbek fiiller

Sonucu anlatan end up doing

End up doing, olayların gelişimi sonucunda “en sonunda bir şeyi yapmak” anlamına gelir. Çoğu zaman planlanmamış veya şaşırtıcı bir sonucu anlatır; ancak sonuç ilk planla aynı da olabilir. Yapı end up + fiilin -ing biçimidir; end up + to'lu mastar değildir. Buradaki might olasılık anlamını korur: sonunda bu tür şeyler yapabilirler, fakat cümle bunları kesinlikle yapacaklarını söylemez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için wait fiilinin -ing biçimini kullanın: We might end up ____ outside for an hour.

Cevabı göster

waiting

but how mad to love them

4:34

ama kimsenin bize onların yetişkinliğe erişeceklerine,

without remembering that no one had offered us a guarantee

4:35

hatta akşam yemeği vaktine kadar bile hayatta kalacaklarına,

they would grow to maturity,

4:38

garanti vermediğini hatırlamadan

let alone make it to dinnertime. Dilbilgisi

4:40

onları sevmek ne büyük çılgınlıktır.

Dilbilgisi

let alone make it to dinnertime: şaşırtıcı bir ölçek

Let alone, olumsuz veya sınırlayıcı bir ifadeyi güçlendiren ikinci bir durum ekler. Genellikle zaten belirsiz ya da imkânsız olan bir şeyden beklenmesi daha da zor olan bir şeye geçer. Burada zaman ölçeği bilinçli olarak şaşırtıcıdır. Akşam yemeği vaktine ulaşmak, olgunluğa erişmekten çok daha düşük bir eşiktir. Bu yüzden bunun bile garanti edilemediğini söylemek daha güçlü ve sarsıcı bir iddiadır. Anlamı şudur: büyüyeceklerine dair güvence yoktu; akşam yemeğine kadar hayatta kalacaklarına dair bile güvence yoktu. Burada make it to, “hayatta kalıp belirli bir zamana ulaşmak” demektir.

Alıştırma

Cümledeki let alone ifadesinin bilinçli olarak yarattığı şaşırtıcı kullanımı en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. Let alone, eşit derecede kesin iki gelecek olayı yalnızca birbirine bağlar.
  2. Yetişkinliğe ulaşacaklarına dair güvence yoktu; şaşırtıcı biçimde, akşam yemeğine kadar hayatta kalacakları bile varsayılamazdı.
  3. Akşam yemeğine kadar hayatta kalacakları kesindi, fakat yetişkinliğe ulaşacakları kesin değildi.
Cevabı göster

Yetişkinliğe ulaşacaklarına dair güvence yoktu; şaşırtıcı biçimde, akşam yemeğine kadar hayatta kalacakları bile varsayılamazdı.

If Metilius' death had been unexpected for Marcia,

4:42

Metilius'un ölümü Marcia için beklenmedik idiyse,

it was only on the basis of a wishful assessment of probabilities. Kalıp ifadeler

4:45

bu sadece olasılıkların hüsnükuruntuya dayalı bir değerlendirmesine dayanıyordu.

Kalıp ifadeler

on the basis of a wishful assessment: isteklere göre yapılmış bir değerlendirmeye dayanmak

On the basis of, bir sonucu destekleyen gerekçeyi veya kanıtı belirtir. Burada Marcia'nın şaşkınlığı, Metilius'un ölme ihtimalini daha önce nasıl değerlendirdiğine dayanıyordu. A wishful assessment of probabilities, kişinin doğru olmasını istediği şeyden etkilenen bir olasılık tahminidir. Marcia'nın, riski gerçekçi biçimde değerlendirmek yerine genç birinin yaşamaya devam edeceği yönündeki umut verici sonuca gereğinden fazla ağırlık verdiğini anlatır.

Alıştırma

Vurgulanan ifade Marcia'nın değerlendirmesi hakkında ne ima ediyor?

  1. Dikkatli ve tarafsız bir hesaplamadan kaynaklanıyordu.
  2. Yalnızca ölümün kesin olduğunu gösteren gerçeklere dayanıyordu.
  3. Sağlam kanıtlardan çok aşırı iyimser bir tahmine dayanıyordu.
Cevabı göster

Sağlam kanıtlardan çok aşırı iyimser bir tahmine dayanıyordu.

"You say,

4:48

"Diyorsun ki,

"I didn't think it would happen."

4:49

"Olacağını düşünmemiştim."

Do you think there is anything that will not happen

4:51

Olmasının mümkün olduğunu bildiğinde,

when you know that it is possible to happen,

4:53

zaten birçok kişinin başına geldiğini gördüğünde,

when you see that it has already happened to many?"

4:56

olmayacak bir şey olduğunu mu sanıyorsun?"

Seneca imagined meeting Marcia before her birth

4:59

Seneca, Marcia'yla doğumundan önce tanıştığını

and inviting her on a tour of the troubled Earth,

5:01

ve hayatın şartlarını tartıp,

so she could weigh up the terms of life, Öbek fiiller

5:04

sonra onları kabul edip etmemeyi seçebilmesi için

Öbek fiiller

weigh up: karar vermeden önce karşılaştırmak

Weigh up, bir yargıya varmadan önce bir seçimin yararlar, maliyetler ve riskler gibi önemli yönlerini karşılaştırmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede, yaşamın koşullarını kabul etmeden önce değerlendirebileceği düşünülüyor. Bu ifade, nesneleri bir terazide dengeleme görüntüsünden gelir; ancak genellikle mecaz anlamda kullanılır. Dikkatli bir karşılaştırma belirttiği için yalnızca think about demekten daha güçlüdür.

Alıştırma

“Karar vermeden önce tüm yönleri karşılaştırmak” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: Before choosing a school, we need to ____ the costs and benefits.

Cevabı göster

weigh up

then choose whether or not to accept them. Dilbilgisi

5:06

onu bu dertli Dünya'da bir tura davet ettiğini hayal etti.

Dilbilgisi

choose fiilinden sonra whether or not

Bu cümlede whether or not, aralarında seçim yapılan iki olasılığı belirtir: onları kabul etmek ya da etmemek. whether or not to accept them yan cümlesinin tamamı choose fiilinin içeriğidir. Burada yapı, cümlenin içine yerleşmiş bir evet-hayır seçimini anlatır; olup olmadığına bakılmaksızın anlamındaki ödünleyici bir ifade değildir. Bu kalıp decide, ask ve know gibi fiillerden sonra da kullanılabilir.

Alıştırma

Her iki olasılığı da açıkça içeren ifadeyle cümleyi tamamlayın: You can decide ____ to join the club.

Cevabı göster

whether or not

On the one hand, Anlatım akışı

5:09

Bir yanda,

Marcia would see a planet of awe-inspiring beauty and occasional goodness.

5:10

Marcia hayranlık uyandıran bir güzelliğe ve ara sıra iyiliğe sahip bir gezegen görecekti.

On the other,

5:14

Öte yanda,

a place of intermittent unspeakable horror.

5:15

aralıklı olarak tarif edilemez dehşetlerin yaşandığı bir yer.

Anlatım akışı

Karşıtlık kalıbı olarak On the one hand ... On the other

On the one hand karşıtlığın ilk yönünü, On the other ise ikinci yönünü belirtir. Bu ifadeler birlikte, aynı konu hakkındaki birbirine karşıt iki gerçeği düzenler ve dinleyicinin iki düşünceyi aynı anda değerlendirmesini sağlar. İkinci cümle kısaltılmıştır: bağlaçtan hand, yan cümleden ise Marcia would see çıkarılmıştır. Açık biçimi On the other hand, Marcia would see a place of intermittent unspeakable horror şeklindedir. Bu eksilti ikinci yönü kısa tutar ve etkisini artırır.

Alıştırma

Geleneksel ikili kalıbı tamamlayın: ____, the apartment is close to work. ____, it is very noisy.

Cevabı göster

On the one hand · On the other hand

Would Marcia choose to step into such a world?

5:19

Marcia böyle bir dünyaya adım atmayı seçer miydi?

Her existence suggested her answer.

5:21

Onun varlığı cevabını öne sürüyordu.

Importantly,

5:24

Önemlisi,

the Stoics and Seneca did add that if things were truly unendurable, Dilbilgisi

5:25

Stoacılar ve Seneca, eğer işler gerçekten dayanılmazsa,

we had no obligation to continue forever. Kalıp ifadeler

5:30

sonsuza kadar devam etme yükümlülüğümüz olmadığını eklediler.

Dilbilgisi

Olumlu cümlede vurgu yapan “did add”

Bu olumlu cümlede did soru ya da olumsuzluk kurmaz. Geçmiş zamandaki vurgulu do yardımcı fiilidir: did + fiilin yalın hâli add. Ana fiil yalın hâlde kalır; bu yüzden did added yanlıştır. Bu vurgu bir gerçeği doğrular veya yanlış bir izlenimi düzeltir: zorluklara dayanma yönündeki güçlü mesaja rağmen Stoacılar ve Seneca bu sınırlamayı gerçekten eklemiştir. Zaman hâlâ geçmiştir; did yalnızca olgusal iddiayı güçlendirir.

Alıştırma

Düzeltmeyi vurgulu geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: “Some people think the team ignored the risk, but it ____ add a safety check.”

Cevabı göster

did

Kalıp ifadeler

“Had no obligation to continue forever” ile yükümlülük olmadığını belirtme

Had no obligation to continue, devam etmenin bir görev olarak zorunlu olmadığı anlamına gelir. Yapı have no obligation to + fiilin yalın hâlidir; had, yükümlülüğün bulunmamasını geçmiş zamana yerleştirir ve to continue zorunlu olmayan eylemi gösterir. Bu cümlede ifade, dayanma yönündeki tavsiyeye bir sınır koyar. Bir zorunluluğu ortadan kaldırır; tek başına ne durmayı önerir ne de devam etmeyi yasaklar.

Alıştırma

Hangi cümle katılmanın zorunlu olmadığını ancak yine de izin verildiğini anlatır?

  1. You are required to join.
  2. You must not join.
  3. You have no obligation to join.
Cevabı göster

You have no obligation to join.

Here is another letter from Seneca.

5:34

İşte Seneca'dan başka bir mektup.

"The wise man will live as long as he ought, Dilbilgisi

5:36

"Bilge adam elinden geldiğince değil,

not as long as he can.

5:39

gerektiği kadar yaşar.

Dilbilgisi

will live as long as he ought, not as long as he can ifadesinde süre karşıtlığı

Burada as long as süreyi ölçer; “aynı süre boyunca” anlamına gelir, “şu koşulla” anlamına gelmez. Bilge kişinin yaşam süresi, yaşaması gereken süreyle karşılaştırılır. İki as long as yan cümlesi, doğru veya uygun olanla yalnızca mümkün olanı paralel biçimde karşılaştırır. Ought sözcüğünden sonra to live, can sözcüğünden sonra ise live ifadesi anlaşılır. İngilizcede paralel karşılaştırmalarda tekrarlanan sözcükler sık sık atılır.

Alıştırma

Hangi cümlede as long as, birinin kalması gereken süreyi kalabildiği süreyle karşılaştırır?

  1. She may stay as long as she follows the rules.
  2. She will stay because she can.
  3. She will stay as long as she ought, not as long as she can.
Cevabı göster

She will stay as long as she ought, not as long as she can.

He always reflects concerning the quality Dilbilgisi

5:42

O her zaman hayatının niceliği üzerine değil

and not the quantity of his life.

5:45

niteliği üzerine düşünür.

Dilbilgisi

the quality and not the quantity of his life: yaşamının niceliği değil niteliği

Birbirine paralel the quality ve the quantity isim öbekleri, bir yaşamı değerlendirmenin iki farklı yolunu gösterir. Quality, yaşamın ne kadar iyi, değerli veya iyi yaşanmış olduğunu; quantity ise ne kadar yaşam olduğunu, bu bağlamda yaşamın uzunluğunu belirtir. X and not Y kalıbı X unsurunu öne çıkarırken Y unsurunu ölçüt olarak açıkça reddeder. Burada, yalnızca ne kadar uzun yaşandığından çok nasıl yaşandığının önemli olduğu söylenir.

Alıştırma

Hangi cümle, işin miktarından çok ne kadar iyi olduğunun önemli olduğunu söyler?

  1. We care only about how much work gets done.
  2. We care about the quantity of the work, not the quality.
  3. We care about the quality of the work, not the quantity.
Cevabı göster

We care about the quality of the work, not the quantity.

As soon as there are numerous events in his life Dilbilgisi

5:47

Hayatında ona sıkıntı veren ve iç huzurunu bozan

that give him trouble and disturb his peace of mind,

5:49

çok sayıda olay olur olmaz,

he sets himself free.

5:52

kendini özgür kılar.

Dilbilgisi

As soon as: eylemi tetikleyen en erken an

As soon as bir zaman yan cümlesi başlatır ve ana eylemin gerçekleştiği ilk anı belirtir. Burada çok sayıda sorun adamın iç huzurunu bozduğu anda adam sets himself free şeklinde tepki verir; ifade, tepkinin gecikmeden verildiğini gösterir. Bu antik felsefe tartışmasında sets himself free, kişinin kendi yaşamına son vermesini dolaylı olarak anlatır. Cümle bu görüşü aktarır; gündelik bir tavsiye değildir.

Alıştırma

Cümleyi «olur olmaz» anlamındaki zaman ifadesiyle tamamlayın: Please text me ____ you get home.

Cevabı göster

as soon as

And this privilege is his,

5:54

Ve bu ayrıcalık onundur,

not only when the crisis is upon him, Dilbilgisi

5:56

sadece kriz kapıya dayandığında değil,

but as soon as fortune seems to be maltreating him. Deyimler

5:58

aynı zamanda talih ona kötü davranmaya başlar başlamaz.

Dilbilgisi

not only when ..., but as soon as ...: zaman noktasını erkene çekmek

not only when A, but as soon as B yapısı iki zaman yan cümlesini bağlar. A daha geç ve belirgin noktadır: kriz zaten onun başına gelmiştir. B ise sınırı, talihin ona kötü davrandığını gösteren ilk işarete kadar erkene çeker. Bu nedenle ikinci yan cümle, ayrıcalığın ne kadar erken kullanılabileceğini vurgular; yalnızca eşit bir durum daha eklemez. Buradaki privilege, Seneca'nın yaşamaya devam edip etmemeye karar verme hakkı bulunduğu yönündeki iddiasını belirtir. Metin antik bir felsefi görüş sunar; genel bir tavsiye vermez.

Alıştırma

Uyarıyı daha geç olaydan daha erken tetikleyiciye çekmek için cümleyi not only when ... but as soon as ile tamamlayın: The app warns you ____ the battery is empty, ____ it drops below 20 percent.

Cevabı göster

not only when · but as soon as

Deyimler

fortune seems to be maltreating him: kaderin kişileştirilmesi

Burada fortune, zenginlik veya iyi şans değil, kader ya da dış olayların gidişatı anlamına gelir. Cümle fortune sözcüğünü kişileştirerek onu birine maltreat, yani zalimce davranabilen bir fail gibi gösterir. Maltreat, birine zalimce veya çok kötü davranmak demektir ve trouble ya da annoy sözcüklerinden çok daha güçlüdür. Seems ifadeyi kesin bir iddia olmaktan çıkarır: olaylar ona ciddi biçimde zarar veriyor gibi görünür, fakat cümle kaderin gerçekten bir zihni olduğunu söylemez.

Alıştırma

Burada “fortune seems to be maltreating him” ne anlama gelir?

  1. Kader ve dış olaylar ona çok zalimce davranıyor gibi görünmektedir.
  2. İyi şans onu krizden korumaktadır.
  3. Kaderin kendisine zarar vermek için gerçekten bir planı olduğunu kanıtlamıştır.
  4. Büyük miktarda para kaybetmiş gibi görünmektedir.
Cevabı göster

Kader ve dış olaylar ona çok zalimce davranıyor gibi görünmektedir.

Then he looks about carefully

6:01

O zaman etrafına dikkatlice bakar

and sees whether he ought or ought not to end his life on that account.

6:03

ve bu nedenle hayatına son verip vermemesi gerektiğini görür.

He holds that it makes no difference to him Dilbilgisi

6:07

Ayrılışının doğal yollarla mı yoksa kendi eliyle mi olduğunun

whether his taking off be natural or self-inflicted. Kelime

6:10

onun için bir fark yaratmadığına inanır.

Dilbilgisi

it makes no difference ... whether A or B be ...: resmî yapı

it makes no difference to someone whether A or B kalıbı, A ve B'nin o kişinin yargısını ya da sonucu değiştirmediğini belirtir. It, ilerideki whether yan cümlesine işaret eden yer tutucu öznedir; to him ise iddiayı onun bakış açısıyla sınırlar. whether his taking off be natural or self-inflicted ifadesinde taking off, ölüm için kullanılan resmî ve örtmeceli bir isim ifadesidir. Be, whether sonrasında yalın biçimde kullanılan dilek kipidir; bu kalıp resmî ve eski tarzda görünür. Modern günlük İngilizcede normalde is kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi aynı resmî dilek kipi üslubuyla tamamlayın: It makes no difference to our argument whether the example ____ real or invented.

Cevabı göster

be

Kelime

Ölüm örtmecesi olarak taking off ... self-inflicted

Bu eski ve örtmeceli anlatımda his taking off, onun yaşamdan ayrılışını, yani ölümünü ifade eder; bir uçağın havalanmasını veya giysi çıkarmayı anlatmaz. İyelik belirleyicisi his, taking off ifadesini olayı adlandıran isim görevli bir öbeğe dönüştürür. Whether ... be natural or self-inflicted, bu ölümün nedeni için iki olasılık sunar. Natural, onun neden olmadığı bir şekilde gerçekleşmesi; self-inflicted ise kişinin kendisinin neden olması demektir. Buradaki be, whether sonrasında kullanılan resmî ve eski bir dilek-koşul biçimidir.

Alıştırma

Bu cümlede "whether his taking off be natural or self-inflicted" ne anlama gelir?

  1. ölümünün doğal biçimde gerçekleşmesi ya da kendisi tarafından meydana getirilmesi
  2. uçağının normal biçimde havalanması ya da havalanmaya zorlanması
  3. giysilerini kendisinin çıkarması ya da birinin ona yardım etmesi
Cevabı göster

ölümünün doğal biçimde gerçekleşmesi ya da kendisi tarafından meydana getirilmesi

He does not regard it with fear,

6:13

Buna korkuyla bakmaz,

as if it were a great loss, Dilbilgisi

6:15

sanki büyük bir kayıpmış gibi,

Dilbilgisi

Gerçek dışı bir karşılaştırma için as if it were

As if bir karşılaştırma başlatır: onun tutumu, olayın büyük bir kayıp olduğuna inanan birinin tutumuyla karşılaştırılır. Ana cümle olumsuz olduğu için konuşan kişi bu karşılaştırmayı reddeder; olayı büyük bir kayıp olarak görmez. Were, varsayımsal veya gerçeğe aykırı bir düşünce için kullanılan geleneksel geçmiş dilek-koşul biçimidir. Bu kullanımda were, it dâhil her özneyle aynı kalır: as if it were içindeki were çoğul bir özneyle uyum sağladığı için kullanılmaz.

Alıştırma

Resmî gerçeğe aykırı karşılaştırmayı tamamlayın: He spends money as if it ____ unlimited.

Cevabı göster

were

for no man can lose very much

6:17

çünkü sadece bir damlacık kaldığında

when but a driblet remains. Kelime

6:19

kimse çok fazla şey kaybedemez.

Kelime

when but a driblet remains ifadesinde edebî but sözcüğünün 'only' anlamı

Bu eski ve resmî cümlede but, 'yalnızca' anlamına gelir: when but a driblet remains, 'yalnızca çok küçük bir miktar kaldığında' demektir. Burada but bir karşıtlık başlatmaz. A driblet, özellikle sıvının ya da giderek azalan bir kaynak gibi düşünülen bir şeyin çok küçük bir miktarıdır. Bu sözcük kalanı yetersiz ve neredeyse önemsiz göstererek kaybedilecek çok az şey olduğu savını destekler.

Alıştırma

Burada when but a driblet remains ne anlama gelir?

  1. Geriye yalnızca ufacık bir miktar kalmıştır.
  2. Kalan sıvı damlamaktadır.
  3. Ufacık bir miktar, önceki ifadeyle karşıtlık oluşturacak şekilde kalmıştır.
Cevabı göster

Geriye yalnızca ufacık bir miktar kalmıştır.

It's not a question of dying earlier or later, Dilbilgisi

6:21

Bu daha erken veya daha geç ölme meselesi değil,

but of dying well or ill.

6:24

iyi ya da kötü ölme meselesidir.

Dilbilgisi

It's not a question of A, but of B ile odağı A'dan B'ye kaydırmak

It's not a question of A, but of B kalıbı A'yı temel ölçüt olarak reddeder ve yerine B'yi koyar. Burada konuşmacı önemli meselenin ölümün ne zaman gerçekleştiği değil, iyi mi yoksa kötü mü gerçekleştiği olduğunu söyler. İki bölüm paraleldir: of dying earlier or later ve of dying well or ill. Of sözcüğünü tekrarlamak iki seçeneği de a question of yapısına bağlar ve odağın değiştiğini açıkça gösterir.

Alıştırma

Eksik iki sözcüklük bağlantıyı yazarak standart odak değiştirme kalıbını tamamlayın: It's not a question of working longer, ____ working more carefully.

Cevabı göster

but of

And dying well means escape from the danger of living ill." Anlatım akışı

6:27

Ve iyi ölmek, kötü yaşama tehlikesinden kaçış demektir."

Anlatım akışı

dying well ... living ill: paralel karşıtlık

“dying well” ve “living ill” ifadeleri aynı yapıya sahiptir: -ing biçimindeki bir fiilin ardından bir zarf gelir. Bunları yan yana koymak, düşünceyi keskin ve akılda kalıcı hâle getiren dengeli bir karşıtlık oluşturur. Burada well ve ill, ölmenin ve yaşamanın biçimini ya da niteliğini değerlendirir. Yalnızca fiziksel olarak sağlıklı ve hasta olmak anlamına gelmezler. Karşıtlık, bir düşünceyi tersinden kaçış olarak sunar: ölümle iyi bir şekilde yüzleşmek ile kötü bir şekilde yaşamak karşı karşıya getirilir.

Alıştırma

“dying well” ile “living ill” ifadelerini eşleştirmenin temel etkisi nedir?

  1. Fiziksel hastalıklarla ilgili, birbiriyle bağlantısız iki örnek verir.
  2. Paralel yapıdaki iki karşıt kavramı karşı karşıya getirerek düşünceyi keskin ve akılda kalıcı yapar.
  3. Sağlıklı insanların ölümü asla düşünmediğini söyler.
Cevabı göster

Paralel yapıdaki iki karşıt kavramı karşı karşıya getirerek düşünceyi keskin ve akılda kalıcı yapar.

Seneca was not advocating random or thoughtless exits. Kelime

6:32

Seneca rastgele veya düşüncesizce çıkışları savunmuyordu.

Kelime

not advocating ... exits: örtmeceyle desteği reddetmek

“Was not advocating”, ardından gelen eyleme verilen desteği açıkça reddeder. Advocate, bir düşünceyi ya da eylemi savunmak veya kamuoyu önünde desteklemek anlamına gelen resmî bir fiildir. Random or thoughtless önemlidir; çünkü sağlam bir neden ya da dikkatli bir değerlendirme olmadan yapılan eylemleri tanımlar. Bu bağlamda exits, sıradan ayrılışları değil, kişinin yaşamına son vermesini anlatan bir örtmecedir. Bu nedenle cümle, Seneca’nın sözlerinin aşırı geniş yorumlanmasını engeller: dürtüsel ya da akılcı değerlendirmeden yoksun kararları teşvik etmediğini söyler.

Alıştırma

Hangi yeniden ifade cümlenin anlamını en iyi biçimde korur?

  1. Seneca, kişinin yaşamına son vermesinin mümkün olan her yolunu kamuoyu önünde destekliyordu.
  2. Seneca, insanları plan yapmadan bulundukları yerlerden ayrılmaya teşvik ediyordu.
  3. Seneca, kişinin yaşamına son vermesine yönelik dürtüsel ya da akılcı olmayan kararları desteklemiyordu.
Cevabı göster

Seneca, kişinin yaşamına son vermesine yönelik dürtüsel ya da akılcı olmayan kararları desteklemiyordu.

He was attempting to give us more courage

6:36

Endişe karşısında bize

in the face of anxiety

6:38

daha fazla cesaret vermeye çalışıyordu;

by reminding us that it is always within our remit, Kelime

6:39

gerçekten her şeyi denediğimizde

Kelime

within our remit: karar verme yetkimizin kapsamında

Within our remit, “karar verme hakkına sahip olduğumuz ya da ele alma sorumluluğu taşıdığımız alanın içinde” demektir. Burada remit bir isimdir ve our kararı verebilecek kişileri belirtir. it zamiri, biraz sonra açıklanan seçime işaret eder. İfade, bu seçimi dışarıdan dayatılan bir şey olarak değil, insanın kendi karar alanındaki bir konu olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi “yetkimizin sınırları içinde” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: The final approval is ____.

Cevabı göster

within our remit

when we have genuinely tried everything

6:42

ve akılcı bir şekilde artık yeter dediğimizde,

and rationally had enough, Deyimler

6:44

sorunlarımızdan çıkış için asil bir yol seçmenin

to choose a noble path out of our troubles.

6:46

her zaman yetkimiz dahilinde olduğunu hatırlatarak.

Deyimler

rationally had enough ... a noble path out of our troubles: akılcı biçimde sınıra ulaşıp sıkıntılardan çıkmak için onurlu bir yol seçmek

Rationally had enough, sakin bir değerlendirmeden sonra sınıra ulaşmak demektir; önceki genuinely tried everything ifadesi buna katı bir koşul getirir. Ani bir hayal kırıklığı veya dürtü anlamına gelmez. A path out of our troubles, dayanılmaz bir durumu sona erdirmenin veya o durumdan ayrılmanın yolunu bir yolculuğa benzetir. Noble, hayal edilen bu yola olumlu bir ahlaki değer yükler. Seneca’nın antik intihar görüşünü ele alan bu tartışmada hayal edilen yol, kişinin kendi yaşamına son vermeyi seçmesidir; ifade genel bir öğüt vermek yerine felsefi bir savı aktarır.

Alıştırma

Bu cümlede “rationally had enough, to choose a noble path out of our troubles” ne anlama geliyor?

  1. Her hayal kırıklığı anının kişinin kendi yaşamına hemen son verme kararını haklı çıkardığını söyler.
  2. Bir yerden karayoluyla uzaklaşmak için gerçek anlamda yol tarifi verir.
  3. Aktarılan felsefe içinde, samimi çabalar başarısız olduktan sonra kişinin kendi yaşamına son verme kararını dikkatle düşünülmüş ve ahlaki bir çerçeveye oturtulmuş biçimde anlatır.
Cevabı göster

Aktarılan felsefe içinde, samimi çabalar başarısız olduktan sonra kişinin kendi yaşamına son verme kararını dikkatle düşünülmüş ve ahlaki bir çerçeveye oturtulmuş biçimde anlatır.

When we are furious,

6:49

Öfkelendiğimizde,

paranoid,

6:50

paranoyaklaştığımızda,

depleted, or sad,

6:51

tükendiğimizde veya üzüldüğümüzde,

the philosophy of Stoicism is on hand, Kalıp ifadeler

6:53

Stoacılık felsefesi,

Kalıp ifadeler

on hand: erişilebilir ve yardıma hazır

Burada on hand, kullanılmaya ya da yardım etmeye hazır ve erişilebilir demektir. Cümle, Stoacı felsefeyi ihtiyaç duyulduğunda başvurulabilecek bir destek olarak sunar. Bu ifade hazır bulunma ve erişimi belirtir; felsefenin kelimenin gerçek anlamıyla birinin elinde tutulduğunu anlatmaz.

Alıştırma

“A technician will be on hand during the event.” cümlesinde on hand ne anlama gelir?

  1. Zaten tamamen kontrol altında
  2. Erişilebilir ve yardım etmeye hazır
  3. Karşıt bir noktayı sunmak için kullanılmış
Cevabı göster

Erişilebilir ve yardım etmeye hazır

as it has been for 2,000 years,

6:56

2.000 yıldır olduğu gibi,

to nurse us with its hugely fortifying, Deyimler

6:58

bize büyük güç veren,

distinctive,

7:01

kendine özgü

and unusual wisdom and friendship.

7:02

ve alışılmadık bilgeliği ve dostluğuyla bizi tedavi etmek için elimizin altındadır.

Deyimler

to nurse us with ... wisdom and friendship: özen ve güç verme mecazı

Cümle, Stoacı felsefeyi bize özen gösteren bir bakıcı gibi kişileştirir. To nurse us with its ... wisdom and friendship, bu nitelikleri sunarak bizi rahatlatmak, desteklemek ve güçlendirmek anlamına gelir; gerçek anlamda tıbbi bakım anlatmaz. Fortifying, güç veren demektir. Distinctive ve unusual ile birlikte, bu felsefenin bilgeliğini ve yoldaşlığını özel bir iç güç kaynağı olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede “to nurse us with its ... wisdom and friendship” mecazı ne anlama gelir?

  1. Stoacı felsefe profesyonel tıbbi tedavi sağlar.
  2. Stoacı felsefe, insanlar iyileşene kadar bilgeliğini erişilemez tutar.
  3. Stoacı felsefe, bilgeliği ve yoldaşlığı yoluyla güçlendirici duygusal destek sunar.
Cevabı göster

Stoacı felsefe, bilgeliği ve yoldaşlığı yoluyla güçlendirici duygusal destek sunar.

Please comment,

7:06

Lütfen yorum yapın,

like, and subscribe,

7:07

beğenin ve abone olun,

and take a look at our shop

7:08

ve The School of Life'tan daha fazlası için

for more from The School of Life.

7:09

mağazamıza bir göz atın.

Our Western Philosophy Cards

7:12

Batı Felsefesi Kartlarımız

feature 20 of the best ideas from Western Philosophy.

7:14

Batı Felsefesinden en iyi 20 fikri içeriyor.