Birinden Hoşlandığımızda Ağırdan Mı Almalıyız?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
776 kelime 158 kel/dk

Video Özeti: Bu deneme, romantik ilişkinin başındaki heyecanın neden bağımlılıkla karıştırıldığını açıklıyor ve açık ilginin özgüven ve bağımsızlıkla birlikte var olabileceğini savunuyor. Temel İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. coming across as — Deyimsel Fiiller: Davranışınız niyetinizden farklı bir izlenim yarattığında bu izlenimi anlatın. 2. on the one hand, / on the other, — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Karşıt iki yönü aralarındaki ilişki açık olacak biçimde düzenleyin. 3. play it cool — Deyimler ve Mecazi İfadeler: Flörtte veya başka bir sosyal durumda daha az ilgili görünmek için heyecanı bilerek gizlemeyi anlatın.

Bu derste

One of the paradoxes of the dating game Deyimler

0:00

Flört oyununun paradokslarından biri

Deyimler

Dating game benzetmesi

Dating game ifadesindeki game, flört etmenin sosyal sürecini anlatan bir benzetmedir: insanlar seçim yapar, işaretleri yorumlar ve yazılı olmayan beklentilerle başa çıkar. Gerçek bir yarışmayı ya da belirli bir oyunu anlatmaz. Bu ifade, flört sürecinde strateji ve belirsizlik bulunduğunu düşündürebilir. Süreci anlatır; mutlaka birini dürüst olmayan biçimde başkalarını yönlendirmekle suçlamaz.

Alıştırma

Many people find the dating game confusing cümlesinde dating game ne anlama gelir?

  1. Başka birini kasıtlı olarak kontrol etme girişimi
  2. Buluşmalarda oynanan gerçek bir yarışma
  3. Yazılı olmayan kurallar ve seçimler içeren bir sosyal süreç olarak flört
Cevabı göster

Yazılı olmayan kurallar ve seçimler içeren bir sosyal süreç olarak flört

is that we know that

0:03

şunu bilmemizdir:

by coming across as enthusiastic at an early stage, Öbek fiiller

0:04

erken bir aşamada çok hevesli görünerek,

Öbek fiiller

coming across as: başkalarının edindiği izlenim

Coming across as, başkalarına belirli bir şekilde görünmek anlamına gelir. Kişinin niyetinden çok, davranışlarının oluşturduğu izlenime odaklanır; bu izlenim kişinin amaçladığından farklı olabilir. Yapı come across as + sıfat veya isim öbeğidir: come across as enthusiastic; come across as a good listener. Burada enthusiastic, erken aşamada oluşan izlenimi anlatır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi bu izlenimi verdi anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Leo did not mean to sound rude, but he ____ rude during the call.

Cevabı göster

came across as

if we bring them the next day,

0:07

ertesi gün onları ararsak,

if we're open about how attractive we find them,

0:09

onları ne kadar çekici bulduğumuzu açıkça belirtirsek,

if we suggest meeting them again very soon,

0:12

onlarla çok yakında tekrar buluşmayı önerirsek,

we are putting ourselves at a high risk Kalıp ifadeler

0:15

kendimizi yüksek bir riske atarız;

of disgusting the very person Kelime

0:17

bu risk, o kişiyi tiksindirmektir

Kalıp ifadeler

putting ourselves at a high risk of: kendimizi yüksek bir riske atmak

Putting ourselves at a high risk of, kendi eylemlerimiz yüzünden istenmeyen bir sonuçla karşılaşma olasılığımızı yükseltmek anlamına gelir. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir: put myself, yourself, ourselves veya themselves at risk. Kalıp put + dönüşlülük zamiri + at (a) high risk of + isim ya da -ing biçimidir. Burada disgusting, of sonrasında kullanılan -ing biçimidir. a tanımlığı kullanılabilir, ancak genel ifadelerde daha kısa olan at high risk of daha yaygındır.

Alıştırma

Kendimizi zararlı bir sonuca maruz bırakmayı anlatan yapıyı hangi cümle doğru kullanıyor?

  1. By skipping backups, we put ourselves at a high risk to lose our files.
  2. By skipping backups, we put ourselves at a high risk of losing our files.
  3. By skipping backups, we put ourselves in a high risk of losing our files.
Cevabı göster

By skipping backups, we put ourselves at a high risk of losing our files.

we would so like to build a relationship with.

0:20

ilişki kurmayı çok istediğimiz kişiyi.

Kelime

the very person: tam olarak o kişi

the very person ifadesinde very, belirleyiciye benzeyen bir vurgu niteleyicisidir ve “tam olarak o kişi” ya da “özellikle o kişi” anlamına gelir. Burada “son derece” anlamına gelmez. Belirli tanımlık the belirli bir kişiyi gösterir, very ise bu göndermeyi daha keskin hâle getirir. Bu cümlede karşıtlığı vurgular: etkilenen kişi, konuşanın en çok ilişki kurmak istediği kişinin ta kendisidir.

Alıştırma

“That is the very key we lost yesterday,” cümlesinde very ne anlama gelir?

  1. Son derece iyi bir anahtar
  2. Tam olarak o anahtar
  3. Yakındaki bir anahtar
Cevabı göster

Tam olarak o anahtar

It is in order to counter this risk

0:24

İşte bu riske karşı koymak için

that early on in our dating lives,

0:26

flört hayatımızın başlarında,

we are taught by well-meaning friends

0:28

iyi niyetli arkadaşlarımız tarafından bize

to adopt a facade of cool and indifference. Deyimler

0:30

soğuk ve kayıtsız bir görünüm benimsememiz öğretilir.

Deyimler

a facade of cool and indifference: soğukkanlı ve kayıtsız görünme perdesi

Facade sözcüğü kelimenin gerçek anlamıyla bir binanın ön yüzünü belirtir; ancak a facade of + nitelik yapısı mecazidir. Birinin gerçekte ne hissettiğini gizleyebilen dış görünüşü anlatır. Burada cool sakin bir özdenetimi, indifference ise umursamıyor gibi görünmeyi ifade eder. Bu facade’ı benimsemek, bilinçli olarak sakin ve kayıtsız görünmektir; bu duyguların gerçek olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Maya gergin ama sakin görünmek istiyor. Bu durumu en iyi hangi cümle anlatır?

  1. She feels genuine indifference.
  2. She adopts a facade of calm.
  3. She examines the facade of the building.
Cevabı göster

She adopts a facade of calm.

We become experts at deliberately not phoning

0:34

Bilerek telefon etmeme konusunda uzmanlaşırız,

or sending messages,

0:37

veya mesaj atmama,

or treating our dates in a carefully off-hand manner, Kelime

0:39

veya buluştuğumuz kişilere dikkatlice umursamaz bir şekilde davranma,

Kelime

off-hand manner: umursamaz ve baştan savma tavır

Off-hand rahat, kısa ve pek ilgilenmiyormuş gibi görünen bir tavrı anlatır. Sosyal ilişkilerde yalnızca rahat değil, küçümseyici veya baştan savma gelebilir. Günümüzde tek sözcük olarak yazılan offhand daha yaygındır; off-hand ise alternatif bir yazımdır. Carefully bilinçli bir karşıtlık yaratır: davranış yalnızca kendiliğinden ve umursamaz görünür, fakat aslında planlanmıştır. Bu nedenle ifade gerçek kayıtsızlıktan çok sergilenen bir tavrı anlatır.

Alıştırma

Bir ev sahibi konuğuna yalnızca hızlıca omuz silkip kısa bir yanıt veriyor ve konuğun kendisini önemsiz hissetmesine yol açıyor. En doğru tanım hangisidir?

  1. The host responds in an off-hand manner.
  2. The host responds in a casual but attentive manner.
  3. The host gives an off-the-cuff speech.
Cevabı göster

The host responds in an off-hand manner.

and in subtly pretending we don't much care

0:42

ve eğer yollarımız bir daha hiç kesişmezse

if we never cross their paths again. Deyimler

0:45

bunu çok da umursamıyormuş gibi ustaca rol yapma konusunda.

Deyimler

cross their paths: yeniden tesadüfen karşılaşmak

Bu cümlede cross their paths, “onlarla yeniden tesadüfen karşılaşmak ya da tekrar temas kurmak” demektir. Buradaki imge, insanların yaşam yollarının kesişmesidir; gerçek anlamda bir yolu karşıdan karşıya geçmek değildir. Kalıp cross + someone's path/paths biçimindedir. Burada their karşılaşılan kişileri, again ise gelecekte yeniden karşılaşmayı gösterir. İfade genellikle planlı bir buluşmadan çok tesadüfü anlatır.

Alıştırma

“if we never cross their paths again” cümlesinde cross their paths ne anlama gelir?

  1. Onların yolunu kapatmak
  2. Onlarla yeniden tesadüfen karşılaşmak
  3. Onlarla belirlenmiş bir saatte buluşmak
Cevabı göster

Onlarla yeniden tesadüfen karşılaşmak

We are told that the only way to get them Dilbilgisi

0:47

Bize onların bizi umursamasını sağlamanın tek yolunun,

to care about us

0:50

bizi umursamaları,

is to pretend not to care for them.

0:51

onları umursamıyormuş gibi yapmak olduğu söylenir.

Dilbilgisi

the only way to ... is to ...: tek yöntemi belirtmek

the only way to + hedef + is to + eylem kalıbı, ikinci eylemi hedefe ulaşmanın tek yöntemi olarak sunar. Bu cümlede to get them to care about us hedeftir; to pretend not to care for them ise tek olduğu ileri sürülen yöntemdir. Only, iddiayı diğer seçenekleri dışlayan bir hâle getirir. Yapıyı şöyle yeniden kullanabilirsiniz: The only way to do X is to do Y.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıp the only way to ... is to ... ile tamamlayın: ____ open this locked file ____ enter the correct password.

Cevabı göster

The only way to · is to

And in the process, Anlatım akışı

0:54

Ve bu süreçte,

we waste a lot of time.

0:56

çok fazla zaman kaybederiz.

Anlatım akışı

Ek bir sonucu bağlayan in the process

Burada in the process, 'bunu yaparken' anlamına gelir. İfade, daha önce sözü edilen davranışa geri döner ve o davranış sırasında olan bir şeyi ekler: çok fazla zaman kaybedilir. Bir söylem bağlayıcısı olarak önceki eylemi tekrarlamadan yan etki veya ek sonuç belirtmeyi sağlar. Bu sonuç olumsuz da olumlu da olabilir.

Alıştırma

'Bunu yaparken' anlamındaki üç sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: Elena reorganized the shared folder and deleted an important file ____.

Cevabı göster

in the process

We may lose them altogether,

0:58

Onları tamamen kaybedebiliriz,

and we have to suffer the indignity Kalıp ifadeler

1:00

ve şu haksız utanca katlanmak zorunda kalırız:

of denying that we feel a desire

1:02

hissettiğimiz bir arzuyu inkar etme utancı,

Kalıp ifadeler

suffer the indignity of + isim veya -ing biçimi

Suffer the indignity of, 'kişinin küçük düşürücü veya onuruna aykırı gelen bir deneyime katlanmak zorunda kalması' demektir. Bu cümlede küçük düşürücü deneyim, bir arzuyu inkâr etmek zorunda kalmaktır. Yapı suffer the indignity of + isim veya -ing biçimidir. of ile başlayan bölüm aşağılayıcı deneyimi adlandırır; indignity öfke ya da sıradan bir rahatsızlık değil, aşağılanma veya onur kaybı anlamına gelir.

Alıştırma

'Aşağılanmasına katlanmak' anlamındaki resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: After leading the team for ten years, Marcus had to ____ being removed from the project.

Cevabı göster

suffer the indignity of

that should never have been associated with shame Dilbilgisi

1:04

ki bu arzu hiçbir zaman utançla ilişkilendirilmemeliydi

in the first place. Kalıp ifadeler

1:07

en başından beri.

Dilbilgisi

should never have been associated with shame: modal perfect edilgen yapı

should + never + have been + geçmiş zaman ortacı kalıbı, modal perfect yapısında bir edilgen çatıdır. Geçmişte kurulmuş bir bağlantıya dönüp onun yanlış olduğunu belirtir: utanç gerçekten arzuyla ilişkilendirilmiştir, ancak konuşan kişi bu bağlantının hiçbir zaman haklı olmadığına inanır. Özne eylemi alan taraf olduğu için edilgen yapı, ilişkiyi kimin kurduğundan çok neyin ilişkilendirildiğine odaklanır. Bu, geleceğe yönelik bir tavsiye değil, geçmişteki bir duruma yönelik eleştiridir.

Alıştırma

Geçmişte utançla kurulan bağlantıyı eleştiren modal perfect edilgen ifadeyle cümleyi tamamlayın: Her ambition ____.

Cevabı göster

should never have been associated with shame

Kalıp ifadeler

in the first place: başlangıç noktasına dönmek

Burada in the first place, en başından beri veya her şeyden önce değil, başlangıçta anlamına gelir. Dinleyiciyi sorunun kaynağına götürür: utançla kurulan bağlantı, oluşturulduğu anda zaten yanlıştı. Cümlenin sonunda kullanıldığında geçmişe yönelik güçlü bir eleştiri ekler. Bir listedeki ilk maddeyi tanıtmaz.

Alıştırma

İlk kararı sorgulayan cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? Why did we agree to this ____?

  1. first of all
  2. in the first place
  3. at first
Cevabı göster

in the first place

But we can find a way out of the conundrum Kalıp ifadeler

1:09

Ancak, aşırı hevesli olmanın belirgin tehlikelerini

Kalıp ifadeler

find a way out of: bir zorluktan çıkmak veya onu çözmek

Bu cümlede find a way out of the conundrum, zor ikilemden çıkmak veya onu çözmek için uygulanabilir bir yöntem bulmak anlamına gelir. Buradaki way out mecazidir; fiziksel bir çıkış değildir. Kalıp find a way out of + zor durum şeklindedir. Durumu sizi sıkıştıran veya engelleyen bir şey gibi gösterdiği için sıradan bir işi yapmanın yolunu bulmaktan daha güçlü bir anlam taşır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki find ile başlayan ve kaçış ya da çözüm yöntemi bulmak anlamına gelen beş sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We must ____ this mess before it gets worse.

Cevabı göster

find a way out of

by drilling deeper into the philosophy Deyimler

1:12

temel alan felsefeyi daha derinlemesine inceleyerek

that underpins the well-flagged danger

1:14

bu açmazdan bir çıkış yolu bulabiliriz.

of being overly eager.

1:16

Aşırı istekli olmanın.

Deyimler

drilling deeper into: bir konuyu daha yakından incelemek

Drilling deeper into, bir konuyu daha ayrıntılı incelemeyi anlatan bir mecazdır. Yüzeyin altına doğru delme görüntüsünü kullanır; bu nedenle deeper, açık görünen bir açıklamanın ötesine geçip alttaki düşüncelere veya nedenlere ulaşmayı ifade eder. Burada drilling, by sonrasında kullanılan -ing biçimidir; into ise incelenen konuyu tanıtır: drill deeper into + konu. Bu ifade, sıradaki adım hızlıca bakmak değil dikkatli bir analiz yapmak olduğunda özellikle uygundur.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki drilling ile başlayan ve bir konuyu daha yakından incelemek anlamına gelen üç sözcüklü -ing ifadesiyle tamamlayın: The researchers are ____ the unexpected results.

Cevabı göster

drilling deeper into

Why is detachment so often recommended?

1:19

Mesafe koymak neden bu kadar sık önerilir?

Why are we not meant to call too soon? Dilbilgisi

1:22

Neden çok erken aramamamız beklenir?

Dilbilgisi

Sosyal beklenti bildiren not meant to

Bu soruda not meant to, “yapılması beklenmemek” veya “yapılmaması gerekir” anlamındadır. Konuşmacı, neden çok erken aramanın yanlış olduğunu söyleyen bir sosyal kural bulunduğunu soruyor. be + not meant to + fiilin yalın hâli yapısı, kuralı kimin koyduğunu belirtmeden bir kuralı veya ortak beklentiyi ifade edebilir. Burada eylem imkânsız değil, sosyal açıdan uygun görülmeyen bir davranış olarak sunulur.

Alıştırma

“Guests are not meant to enter through this door,” İngilizce cümlesinde not meant to en doğal olarak neyi ifade eder?

  1. Misafirlerin içeri girmeyi amaçlamadığı iddiası
  2. Misafirlerin henüz içeri girmediğini belirten bir ifade
  3. Misafirlerin içeri giremediğini belirten bir ifade
  4. Misafirlerin bunu yapmaması gerektiğine dair bir kural veya beklenti
Cevabı göster

Misafirlerin bunu yapmaması gerektiğine dair bir kural veya beklenti

High levels of enthusiasm

1:26

Yüksek düzeyde heves,

are generally not recommended for one central reason,

1:28

genelde tek bir temel nedenden dolayı önerilmez,

because they have been equated Kalıp ifadeler

1:31

çünkü bu durum gerçek bir psikolojik sorun olan

with what is a true psychological problem,

1:33

manik bağımlılıkla

manic dependence.

1:36

eş tutulmuştur.

Kalıp ifadeler

İki şeyi eş değer sayan equated with

Equated with, equate A with B yapısının edilgen biçimidir. Bir şeyin başka bir şeye eşit ya da özünde onunla aynı kabul edildiğini belirtir. Cümlede yüksek coşku, manik bağımlılıkmış gibi sınıflandırılmıştır. Bu ifade yalnızca bir benzerliği fark etmekten daha güçlüdür. İki şeyin eş değer olduğu yargısının sorgulanmasına veya eleştirilmesine çoğu zaman açık kapı bırakır.

Alıştırma

Yazar “aynı şeymiş gibi davranır” anlamını vermek istiyorsa cümleyi en iyi hangi fiil tamamlar? The report ___ popularity with quality.

  1. compares
  2. associates
  3. equates
  4. separates
Cevabı göster

equates

In other words, Anlatım akışı

1:38

Başka bir deyişle,

calling too soon has become a symbol

1:38

çok erken aramak bir sembol haline gelmiştir;

of weakness, desperation,

1:41

zayıflığın, çaresizliğin,

and the inability to deal adequately

1:43

ve hayatın zorluklarıyla yeterince başa çıkamamanın.

with life's challenges

1:44

hayatın zorluklarıyla yeterince başa çıkamamanın.

Anlatım akışı

Yeniden ifade etme belirteci olarak “In other words,”

In other words, dinleyiciye sıradaki ifadenin önceki düşünceyi daha açık, daha doğrudan veya farklı bir açıdan yeniden anlattığını bildirir. Burada “weakness, desperation...” biçimindeki olumsuz nitelikler, önceki toplumsal yargının ne anlama geldiğini açıklar. Bu ifade aynı noktanın iki farklı anlatımını birbirine bağlar; ayrı bir iddia veya örnek sunmaz.

Alıştırma

Hangi cümle bir düşünceyi yeniden ifade etmek için In other words kullanıyor?

  1. The route is impassable. In other words, we cannot use it.
  2. The route is impassable. However, we can still arrive on time.
  3. The route is impassable. For example, the north bridge is closed.
Cevabı göster

The route is impassable. In other words, we cannot use it.

without the constant support of a lover

1:46

ve sevgilinin sürekli desteği olmadan

whose real identity the manically keen party

1:48

Üstelik manik derecede hevesli tarafın

doesn't much care about,

1:51

gerçek kimliğini pek umursamadığı bir sevgilidir,

because their underlying priority

1:52

çünkü onun altında yatan asıl önceliği

is to ensure that they're never alone

1:54

birilerinin varlığıyla asla yalnız kalmamayı garantiye almaktır.

without someone

1:56

Yanında biri olsun yeter ki;

rather than with any one being in particular.

1:58

kim olduğu o kadar da önemli değildir.

But we should note that what is ultimately the problem Dilbilgisi

2:02

Fakat asıl sorunun

is manic dependence,

2:04

aşırı heves değil, manik bağımlılık olduğunu

not high enthusiasm.

2:06

unutmamalıyız.

Dilbilgisi

“what is ultimately the problem is X, not Y” ile sorunu yeniden tanımlamak

what is ultimately the problem biçimindeki what yan cümlesinin tamamı ana cümlenin öznesidir. Bu yan cümlede ilk is, what ile the problem ifadelerini birbirine bağlar; ikinci is ise ana cümlenin bağ fiilidir ve yanıtı verir: manic dependence. Sondaki X, not Y, yanlış bir teşhisi düzeltir. Bu yapı önce asıl sorunun ne olduğu sorusunu çerçeveler, ardından amaçlanan yanıtı belirtip diğer seçeneği reddeder.

Alıştırma

Hangi cümle soruna lack of effort değil, poor planning neden oluyor anlamını en açık biçimde verir?

  1. What is really causing the problem is lack of effort, not poor planning.
  2. Poor planning and lack of effort are equally important causes of the problem.
  3. What is really causing the problem is poor planning, not lack of effort.
Cevabı göster

What is really causing the problem is poor planning, not lack of effort.

The difficulty is that our cultural narratives

2:09

Zorluk, kültürel anlatılarımızın

have unfairly glued these two elements together Deyimler

2:12

bu iki unsuru gereksiz yere güçlü

with an unnecessarily strong

2:15

ve kopmaz bir yapıştırıcıyla

and unbudging kind of adhesive.

2:17

haksızca birbirine yapıştırmış olmasıdır.

Deyimler

glued these two elements together ifadesinin mecaz anlamı

Burada glued these two elements together mecazdır. Kültürel anlatılar gerçek bir yapıştırıcı kullanmamıştır; iki fikri doğal olarak birbirine aitmiş gibi tekrar tekrar sunmuştur. Güçlü ve yerinden oynamayan yapıştırıcı imgesi, bu bağlantının ayrılmasını zor gösterir. Unfairly zarfı, konuşanın bu ilişkilendirmeyi doğru kabul etmek yerine reddettiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede glued these two elements together ne anlama gelir?

  1. Anlatılar kırılmış iki fiziksel nesneyi yapıştırıcıyla onardı.
  2. Anlatılar iki fikrin aslında tamamen aynı olduğunu dikkatle kanıtladı.
  3. Anlatılar iki fikrin sağlam ve neredeyse ayrılmaz biçimde bağlantılı görünmesini sağladı.
Cevabı göster

Anlatılar iki fikrin sağlam ve neredeyse ayrılmaz biçimde bağlantılı görünmesini sağladı.

Yet there should logically be an option

2:19

Oysa mantıksal olarak bu iki bağı

to disentangle the two strands,

2:21

birbirinden ayıracak,

that is to be able to reveal high enthusiasm

2:23

yani yüksek hevesi açığa vurup

and at the same time

2:26

ve aynı zamanda

not thereby to imply manic dependence.

2:28

bunun manik bağımlılık anlamına gelmemesini sağlayacak bir seçenek olmalıdır.

There should be an option to appear

2:32

Aynı anda hem çok hevesli

at once very keen Dilbilgisi

2:33

hem de çok aklı başında

and very sane.

2:35

görünme seçeneği olmalıdır.

Dilbilgisi

at once very keen and very sane: aynı anda geçerli özellikler

at once very keen and very sane ifadesinde at once, “aynı anda” veya “ikisinin de aynı zamanda geçerli olması” anlamına gelir. Keen ve sane, bir kişinin birlikte taşıyabileceği iki özellik olarak sunulur; birbiri ardına gerçekleşen aşamalar değildir. at once + sıfat + and + sıfat kalıbı, özellikle birbiriyle çeliştiği düşünülebilecek iki özelliği kısa biçimde eşleştirir. Başka bağlamlarda at once “hemen” anlamına da gelebilir; burada anlamı belirleyen unsur eş görevli sıfatlardır.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen ve “aynı anda” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The new manager seemed ____ calm and intensely ambitious.

Cevabı göster

at once

The ability to do so depends

2:38

Bunu yapabilme becerisi,

on a little-known emotional art

2:40

nadiren başvurduğumuz veya bildiğimiz,

to which we seldom have recourse Kalıp ifadeler

2:42

pek bilinmeyen bir duygusal sanata

or introduction.

2:44

dayanır.

Kalıp ifadeler

to which ... have recourse yapısı

Have recourse to something, “özellikle diğer seçenekler sınırlıyken yardım için bir şeye başvurmak veya onu kullanmak” anlamına gelen resmî bir ifadedir. Burada recourse bir isimdir ve to, sabit have recourse to kalıbının parçasıdır. İlgi cümleciğinde edat which sözcüğünün önüne geçer: to which we seldom have recourse. Which, a little-known emotional art ifadesine gönderme yapar. Öne alınan to hem have recourse to hem de introduction to yapısını tamamlar; yalnızca introduction sözcüğüne bağlı değildir.

Alıştırma

Have recourse to kalıbını tamamlayan iki sözcüklü resmî bağlantıyı boşluğa yazın: The backup plan, ____ we had recourse during the outage, kept the service running.

Cevabı göster

to which

We call it strong vulnerability. Kelime

2:46

Biz buna güçlü savunmasızlık diyoruz.

Kelime

Çelişkili etiket strong vulnerability

Strong vulnerability, bu videoda bilinçli olarak kullanılan çelişkili bir etikettir. Vulnerability, bir ihtiyacı ya da kişiyi incinmeye açık bırakan bir duyguyu açıkça göstermek anlamına gelir; strong ise bu açıklığı cesaret, özdenetim ve bağımsızlığı korumakla bağdaşan bir özellik olarak yeniden çerçeveler. Bu, yazarın tanımladığı bir fikirdir; standart bir klinik terim veya fiziksel güçle ilgili bir iddia değildir. İfade, her türlü vulnerability durumunu weakness ile bir tutmamayı ister.

Alıştırma

Bu cümlede strong vulnerability büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Duygusal zayıflık için standart bir klinik tanı kullanmak
  2. Hiç yardıma ihtiyaç duymayacak kadar fiziksel olarak güçlü olmak
  3. Bağımsızlık duygusunu korurken bir ihtiyacı açıkça kabul etmek
Cevabı göster

Bağımsızlık duygusunu korurken bir ihtiyacı açıkça kabul etmek

The strongly vulnerable person is a diplomat Deyimler

2:49

Güçlü bir şekilde savunmasız olan kişi,

of the emotions who manages carefully

2:52

duygularını ustaca yöneten bir diplomattır

to unite,

2:54

ve şu ikisini dikkatlice birleştirir:

Deyimler

duyguların diplomatı

Bu cümlede a diplomat of the emotions, farklı yönlere çeken duyguları ve kişisel özellikleri dikkatle yöneten birini anlatan mecazdır. Bir diplomatın hassas ilişkileri yönetmesi gibi bu kişi de özgüven ve bağımsızlığı yakınlık ve dürüstlükle bir araya getirir. Burada gerçek anlamda bir devlet diplomatından söz edilmez. of the emotions, mecazi diplomasinin gerçekleştiği alanı, yani duygusal yaşamı ve ilişkileri belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede a diplomat of the emotions ne anlama geliyor?

  1. Bütün duygularını diğer insanlardan gizleyen biri
  2. Hükümetler arasında anlaşmalar müzakere eden bir görevli
  3. Çatışan duyguları ve özellikleri dikkatle yöneten biri
Cevabı göster

Çatışan duyguları ve özellikleri dikkatle yöneten biri

on the one hand, Anlatım akışı

2:55

bir yanda

self-confidence and independence

2:56

özgüven ve bağımsızlık,

and on the other,

2:59

diğer yanda

a capacity for closeness,

2:59

yakınlık kurma,

self-revelation, and honesty.

3:01

kendini açma ve dürüstlük kapasitesi.

Anlatım akışı

on the one hand ... on the other: bir yandan... öte yandan...

On the one hand ... on the other, bilgiyi iki taraf hâlinde düzenleyen eşleşmiş bir kalıptır. Bir düşünce grubunu ilk tarafa, onunla karşıtlık oluşturan grubu ikinci tarafa yerleştirerek aralarındaki ilişkinin kolayca izlenmesini sağlar. Bu cümlede özgüven ve bağımsızlık ilk tarafı; yakınlık, kendini açma ve dürüstlük ise ikinci tarafı oluşturur. Kalıp, kişinin iki özellik grubunu da birleştirdiğini gösterir; aralarında seçim yapmayı gerektirmez. on the other içinde hand, ilk işaretten anlaşıldığı için söylenmemiştir.

Alıştırma

Dersteki kısaltılmış eşleşmiş kalıbı kullanarak cümleyi tamamlayın: ____, the apartment is affordable; ____, it is far from school.

Cevabı göster

On the one hand · on the other

It is a balancing act. Deyimler

3:04

Bu bir denge kurma işidir.

Deyimler

a balancing act: çatışan talepleri dengelemek

Burada a balancing act, iki farklı yöne çeken talebi yönetmeyi anlatan bir mecazdır. Birine fazla ağırlık vermek diğerine zarar verebilir; bu yüzden dengeyi sürekli ayarlamak gerekir. Yalnızca yoğun ya da zor bir işi değil, hassas bir ödünleşimi anlatır. a balancing act between X and Y kalıbıyla a balancing act between honesty and tact örneğindeki gibi iki taraf belirtilebilir.

Alıştırma

Bir yönetici yararlı bilgileri paylaşmak istiyor, ancak özel ayrıntıları da korumalı. Bu gerilimi en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. It is a balancing act.
  2. It is a simple routine.
  3. It is a juggling act.
Cevabı göster

It is a balancing act.

The strongly vulnerable know how to confess

3:06

Güçlü bir şekilde savunmasız olanlar, küçük hissetme duygusunu

with authority to a sense of feeling small.

3:08

kendinden emin bir şekilde itiraf etmeyi bilirler.

They can sound in control

3:11

Kontrol onlardaymış gibi duyulabilirler;

even while revealing

3:13

kaybolmuşluk hissini açığa vururken bile.

that they have an impression of being lost.

3:14

Çocuksu yönleri hakkında

They can talk as adults

3:17

yetişkinler gibi

about their childlike dimensions.

3:19

konuşabilirler.

They can be unfrightening

3:22

Kendi korkularını kabul ederken

at the same time

3:23

aynı zamanda

as admitting to their own fears.

3:24

ürkütücü olmaktan uzak olabilirler.

And they can tell us of their immense desire

3:27

Bize duydukları muazzam arzuyu anlatırken,

for us while simultaneously leaving us under the impression Kalıp ifadeler

3:30

ve eşzamanlı olarak bizde şu izlenimi bırakarak:

that they could fully survive

3:33

tamamen atlatabilecekleri

a frank rejection.

3:35

izlenimini verebilirler.

Kalıp ifadeler

leaving us under the impression that: bize … izlenimini vermek

leave someone under the impression that + yan cümle yapısında leave bir sonuç bildirir: “birinden ayrılmak” yerine birinin belirli bir duruma gelmesine yol açmak anlamındadır. Kalıbın tamamı, bir kişinin sözlerinin veya davranışlarının çoğu zaman doğrudan söylemeden başka birine belirli bir inanç verdiğini anlatır. Burada tavırları, açık bir reddedilmeyle başa çıkabileceklerini düşünmemize yol açar. İfade oluşan izlenimi aktarır; bu nedenle inanç eksik veya yanlış olabilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki kalıbın doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: His vague reply ____ the meeting had been canceled.

Cevabı göster

left me under the impression that

They would love to build a life with us,

3:36

Bizimle bir hayat kurmayı çok istediklerini ima ederler,

they imply,

3:38

ancak

but they could very quickly

3:39

eğer bu bizim açımızdan çok da

and adroitly find something else to do

3:41

eğlenceli görünmüyorsa, oldukça hızlı

if that didn't sound much like fun Ton ve niyet

3:43

ve ustalıkla yapacak başka bir şey

from our side.

3:45

bulabilirler.

Ton ve niyet

if that didn't sound much like fun from our side: yumuşatılmış bir ret

Bu if yan cümlesinde that, önerilen ortak yaşamı ifade eder. Didn't sound much like fun, fikrin karşı tarafa çekici gelmeyebileceğini söylemenin yumuşak bir yoludur. Konuşan kişi doğrudan no demek yerine, karşı tarafa öneriyi mahcup olmadan reddetme ve başka bir şey seçme alanı bırakır. From our side, değerlendirmeyi mutlak bir yargı olarak değil, olası düzenlemenin taraflarından birinin bakış açısına yerleştirir. Genel olarak sound like + isim öbeği, bir seçeneğin gerçekleşmeden önce verdiği izlenimi anlatır; not much ise olumsuz tepkiyi yumuşatır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “We can watch something else if a three-hour documentary doesn't sound like much fun to you.” diyor. Arkadaşınız ne yapıyor?

  1. Karşı tarafın fikri reddetmesine nazikçe izin veriyor.
  2. Belgeselin ne kadar sürdüğünü soruyor.
  3. Belgeselin eğlenceli olacağında ısrar ediyor.
Cevabı göster

Karşı tarafın fikri reddetmesine nazikçe izin veriyor.

In the way that the strongly vulnerable speak

3:46

Güçlü bir şekilde savunmasız olanların arzularından

of their desire for us,

3:49

bahsediş biçimlerinde,

we sense a beguiling mixture

3:51

dürüstlük ve bağımsızlığın

of candor and independence.

3:52

büyüleyici bir karışımını hissederiz.

They don't need to play it cool Deyimler

3:55

Serin kanlı görünmek zorunda değillerdir,

Deyimler

play it cool: ilgiyi gizlemek için bilinçli sakinlik

Play it cool, güçlü ilgi, heyecan veya gerginliği gizlerken sakin ve kontrollü davranmak anlamına gelen gündelik bir deyimdir. Kişi gerçekten bir şey oynamaz; başkalarında bıraktığı izlenimi yönetir. They don't need to play it cool cümlesinde anlatılmak istenen, bu stratejik ölçülülüğe ihtiyaç duymadıklarıdır. Bu, yalnızca doğaları gereği sakin oldukları anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “sakin davranıp heyecanını gizlemek” anlamındaki üç sözcüklü deyimle tamamlayın: Mia was thrilled about the invitation, but she tried to ____ so she would not seem too eager.

Cevabı göster

play it cool

because they carry off high enthusiasm Öbek fiiller

3:57

çünkü yüksek hevesi;

Öbek fiiller

carry off: Cesur Bir Tarzı veya Tavrı Başarıyla Taşımak

Bu cümlede carry off, “zor veya dikkat çekici bir şeyi başarıyla sergilemek” anlamındadır. Çok güçlü bir coşkuyu, beceriksiz ya da onay bekleyen biri gibi görünmeden, kendinden emin ve çekici biçimde gösterebilirler. Kalıp carry off + nesne şeklindedir. Nesne bir görünüm, tarz, rol, performans veya tavır olabilir; bir şeyi carry it off yapabiliyorsanız onu inandırıcı biçimde sergileyebiliyorsunuz demektir.

Alıştırma

Cümlede “cesur bir tarzı başarıyla taşımak” anlamına gelen ifadeyi seçin: Maya can ___ that bright silver suit.

  1. carry away
  2. carry on
  3. carry off
Cevabı göster

carry off

in a way which sidesteps the dangers

3:59

soğuk davranmanın

that playing cool has traditionally

4:02

geleneksel olarak ve

and nefariously been associated with.

4:04

kötü bir biçimde ilişkilendirildiği tehlikelerden kaçınarak sergilerler.

What is off-putting is never, Notlar

4:07

Aslında itici olan şey asla

in fact, that someone likes us.

4:09

birisinin bizden hoşlanması değildir.

Dilbilgisi

What is off-putting is ... that ...: Düzeltme Yapan Bir What-Cleft Yapısı

Burada What is off-putting is ... that ... bir what-cleft, yani sözde bölünmüş cümle yapısıdır. Baştaki what yan cümlesi “rahatsız edici olan şey” anlamına gelir; sonraki that yan cümlesi ise öne sürülen içeriği verir: birinin bizi sevmesi. Bu that yan cümlesi bir içerik yan cümlesidir; bir ismi niteleyen ilgi yan cümlesi değildir. never, in fact öne sürülen bu açıklamayı reddeder. Cümle bir düzeltmeye zemin hazırlar: birinin bizi sevmesi gerçek sorun değildir ve ardından başka bir açıklamanın gelmesi beklenir. Bu yapı, konuşanın önce meseleyi tanımlayıp sonra yanlış bir düşünceyi düzeltmesini sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle bir açıklamayı reddedip yerine başka bir açıklama koymak için what-cleft yapısını kullanıyor?

  1. It concerns me because the task is hard and the instructions are unclear.
  2. What concerns me is not that the task is hard; it is that the instructions are unclear.
  3. What task is hard, and which instructions are unclear?
Cevabı göster

What concerns me is not that the task is hard; it is that the instructions are unclear.

Kelime

Off-putting: hoşnutsuzluk veya ilgi kaybı yaratmak

Bu cümlede off-putting, birinin çekimini, rahatlığını veya ilgisini azaltan bir şey anlamına gelir. Yazar, birinin bizi sevmesinin tek başına bu uzaklaşma tepkisini yaratmadığını söylüyor. Bu, put someone off fiilinin “birinin ilgisini kaybetmesine veya hoşnutsuzluk duymasına yol açmak” anlamından türemiş bir sıfattır. Burada bir zamanı ya da etkinliği ertelemekle ilgisi yoktur.

Alıştırma

Cümleyi “hoşnutsuzluk veya ilgi kaybına yol açan” anlamındaki kısa çizgili sıfatla tamamlayın: The speaker's smug tone was ____.

Cevabı göster

off-putting

What is frightening is that they seem in danger Kalıp ifadeler

4:11

Korkutucu olan, bizden başka

of having no options other than us, Dilbilgisi

4:14

hiçbir seçeneği yokmuş gibi,

Dilbilgisi

no options other than: ... dışında hiçbir seçenek yok

Burada no options other than us, geriye kalan tek seçeneğin us olduğunu belirtir. no + çoğul isim + other than + isim, zamir veya ulaç yapısı, other than ifadesinden sonra gelen seçenek dışındaki bütün olasılıkları eler. Bu yapıyı çok sınırlı veya zorunlu bir seçim sunmak için kullanın. Bu cümlede, başka hiç kimseye yönelemiyor gibi görünmeleri, onların bağımlılığını kaygı verici hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi “hariç” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The road was closed, so we had no options ____ waiting until morning.

Cevabı göster

other than

of not being able to survive without us.

4:16

bizsiz hayatta kalamayacakmış gibi görünmeleridir.

Kalıp ifadeler

Seem in danger of: görünürdeki bir riski belirtmek

Seem in danger of yapısında seem, yargının doğrulanmış bir gerçek değil, bir izlenim olduğunu gösterir. In danger of ise ciddi ve olumsuz bir sonucu, zaten gerçekleşmiş bir olay olarak değil, risk olarak sunar. Yapı seem + in danger of + isim veya -ing biçimidir. Burada having ve not being, -ing biçimleridir; “tehlike” ise duygusal bağımlılıktır ve mutlaka fiziksel bir tehlike değildir.

Alıştırma

Hangi cümle gerçekleşmiş veya kesin bir sonuç yerine bir riski ihtiyatlı biçimde bildirir?

  1. The hikers will definitely run out of water.
  2. The hikers have run out of water.
  3. The hikers seem in danger of running out of water.
Cevabı göster

The hikers seem in danger of running out of water.

Manic dependence, not enthusiasm, Anlatım akışı

4:20

Sorun sadece heves değil,

is only ever the problem.

4:23

manik bağımlılıktır.

Anlatım akışı

Sorun her zaman Y değil, X’tir

X, not Y bir düzeltme oluşturur: manic dependence ifadesini asıl sorun olarak gösterir ve enthusiasm ifadesini yanlış açıklama olarak reddeder. Virgüller not enthusiasm bölümünün araya eklenmiş bir karşıtlık olduğunu gösterir. Only ever sınırlamayı güçlendirir: bu iddiaya göre sorun her zaman X’tir, hiçbir zaman Y değildir; bu, zamanı adım adım anlatan bir ifade değildir. Bu yapı bir savı kesin bir sonuca indirger. Amaçlanan nedeni veya odağı X’e, reddedilen yorumu not Y bölümüne koyun ve ardından sonucu belirtin. Only ever bu sonucun özellikle kesin ve mutlak görünmesini sağlar.

Alıştırma

Düzeltmeyi X, not Y yapısıyla tamamlayın. Nedenin router olmadığını göstermek için router kullanın: The broken cable, ____, is the cause of the outage.

Cevabı göster

not the router

With this distinction in mind, Anlatım akışı

4:25

Bu ayrımı akılda tutarak,

we should learn to tell those we like

4:26

hoşlandığımız kişilere şunu söylemeyi öğrenmeliyiz,

that we're really extremely keen to see them again,

4:29

onları tekrar görmeyi gerçekten çok istediğimizi,

Anlatım akışı

Akıl yürütme geçişi olarak With this distinction in mind

With this distinction in mind, daha önce açıklanmış bir farka gönderme yapar ve dinleyiciden sonraki kısmı değerlendirirken bu farkı aklında tutmasını ister. Buradaki ayrım, coşkunun zorlayıcı bir bağımlılıkla aynı şey olmadığıdır. Bu ifade, sonraki yan cümleyi söz konusu ayrıma dayanan pratik bir sonuç olarak çerçeveler. Söylemi analizden tavsiyeye taşır; kendi başına yeni bir karşıtlık ortaya koymaz.

Alıştırma

Daha önce açıklanmış bir ayrımın, sonraki tavsiye değerlendirilirken akılda tutulması gerektiğini belirten geçiş ifadesi hangisidir?

  1. That said
  2. With this distinction in mind
  3. In contrast
Cevabı göster

With this distinction in mind

perhaps as early as tomorrow night,

4:31

belki yarın gece kadar erken bir zamanda,

and find them exceptionally marvelous,

4:33

ve onları olağanüstü derecede harika bulduğumuzu,

while simultaneously leaving them in no doubt Kalıp ifadeler

4:35

ve aynı zamanda onlarda hiçbir şüphe bırakmayarak

that we could, if the answer were a no, Dilbilgisi

4:38

cevabın hayır olması durumunda şunu yapabileceğimizi:

Kalıp ifadeler

leave someone in no doubt that: birini tamamen emin kılmak

leaving them in no doubt that ifadesindeki leave, birinden uzaklaşmak değil, birini belirli bir durumda bırakmak anlamına gelir. Yapı leave + kişi + in no doubt + that yan cümlesidir: kişi, that yan cümlesindeki olgudan tamamen emin hâle gelir. Burada leaving, while sözcüğünden sonra geldiği ve eş zamanlı bir iletişim amacını anlattığı için -ing biçimindedir. İfade, dinleyicide oluşan sonuca odaklanır: mesaj hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık olmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi sabit ifade leave someone in no doubt that ile tamamlayın; geçmiş zamanı ve kişi olarak her sözcüğünü kullanın: The clear evidence ____ the plan would work.

Cevabı göster

left her in no doubt that

Dilbilgisi

if the answer were a no: varsayımsal were ve sayılabilen a no

if the answer were a no ifadesinde were, tekil özne the answer ile kullanılan be fiilinin gerçek dışı varsayım biçimidir. Olası reddi varsayımsal bir mesafeyle sunar; reddin geçmişte gerçekleştiğini söylemez. Bu if yan cümlesi would, could ya da might içeren bir sonuç bölümüne bağlanabilir. Burada no sayılabilen bir addır. A no, tek bir olumsuz cevap ya da ret anlamına gelir ve a tanımlığı bu ad öbeğinin parçasıdır.

Alıştırma

Varsayımsal were kullanan ve no sözcüğünü olası tek bir cevap olarak ele alan üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: If the answer ____, we would respect the decision.

Cevabı göster

were a no

without trouble and at high speed,

4:41

hiçbir sorun yaşamadan ve büyük bir hızla,

find some equally enchanting people

4:43

eşit derecede büyüleyici başka insanlar bulabileceğimizi

to play with and be bewitched by.

4:45

birlikte vakit geçireceğimiz ve bizi büyüleyecek.

If you enjoyed our film,

4:49

Videomuzu beğendiyseniz,

please subscribe to our channel

4:50

lütfen kanalımıza abone olun

and click the bell icon

4:52

ve bildirimleri açmak için

to turn on notifications.

4:54

zil simgesine tıklayın.

To learn more about love,

4:55

Aşk hakkında daha fazla bilgi edinmek için,

try our book on How to Find Love,

4:57

Aşkı Nasıl Bulursunuz (How to Find Love) adlı kitabımıza göz atın,

which explains why we have the types we do

5:00

bu kitap neden belirli tiplere sahip olduğumuzu

and how our early experiences

5:03

ve erken dönem deneyimlerimizin

shape how and whom we love.

5:05

nasıl ve kimi sevdiğimizi nasıl şekillendirdiğini açıklar.