Tatmin Edici Bir İş Nasıl Bulunur?: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Konuşma, işten tatmin beklemenin neden modern bir düşünce olduğunu açıklıyor ve kariyer belirsizliğine altı yanıt sunuyor: karışıklığı kabul etmek, eğilimlerini tanımak, düşünmek, denemek, sorunları görmek ve güvenle davranmak. Başlıca İngilizce noktaları: 1. a big ask - Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: ask sözcüğünü zor bir talebi anlatan gündelik isim olarak anlayın ve ağır beklentileri değerlendirin. 2. pick up on - Öbek fiiller: “belirsiz işaretleri fark etmek” anlamını, dolaylı duygu, ipucu ve ayrıntılar için kullanın. 3. give it a go. - Deyimler ve mecazlı ifadeler: cesaret kesinlikten önemliyken “bir denemek” anlamındaki konuşma dilini öğrenin.
Bu derste
The idea that work might be fulfilling rather than just painfully necessary Dilbilgisi
0:02İşin sadece acı verici bir zorunluluk değil, tatmin edici olabileceği fikri
rather than: bir betimlemeyi başka bir betimlemeyle karşılaştırmak
Bu cümlede rather than, work hakkında birbiriyle karşıt iki betimlemeyi bağlar: fulfilling ve just painfully necessary. “Ve ... değil” ya da “... ile karşıt olarak” anlamına gelir; yani iş yalnızca hoş olmayan bir zorunluluk değil, tatmin sağlayan bir şey de olabilir. Bu yapıda benimsenen seçenek rather than ifadesinden önce, reddedilen veya karşılaştırılan seçenek ise sonra gelir: A rather than B. Mümkün olduğunda A ile B’nin dil bilgisel biçimlerini paralel tutun.
Alıştırma
Hangi cümle tercih edilen plan ile reddedilen seçeneği rather than kullanarak karşılaştırıyor?
- We will repair the bridge as well as close it.
- We will repair the bridge after we close it.
- We will repair the bridge rather than close it.
Cevabı göster
We will repair the bridge rather than close it.
Open Dr. Johnson's celebrated dictionary published in 1755,
0:09Dr. Johnson'ın 1755'te yayınlanan ünlü sözlüğünü açın,
we don't only expect to obtain money through our labor.
0:18emeğimiz karşılığında sadece para elde etmeyi beklemiyoruz.
to a greater or lesser extent: genel bir iddiayı sınırlandırmak
Ara ifade olan to a greater or lesser extent, bir önermenin farklı derecelerde geçerli olduğunu belirtir. Burada insanların anlam ve tatmin araması beklenir, ancak bunun derecesi kişiden kişiye değişir. Virgüllerle ayrıldığı için ana cümlenin temel dil bilgisini değiştirmeden ana önermenin tamamı hakkında yorum yapar. Geniş bir iddiayı daha kesin ve daha az mutlak hâle getiren bir sınırlayıcıdır.
Alıştırma
Hangi cümle bir sonucun herkesi farklı derecelerde etkilediğini göstermek için ifadeyi en uygun şekilde kullanıyor?
- The delay affected all departments, to a greater or lesser extent.
- The delay affected all departments to exactly the same extent.
- The delay may or may not have affected any department.
Cevabı göster
The delay affected all departments, to a greater or lesser extent.
a big ask: zor ve yüksek talepli bir beklenti
Burada ask, birinin başka birinden yapmasını veya başarmasını beklediği şeyi belirten, gündelik dilde kullanılan sayılabilir bir isimdir. A big ask, çok çaba gerektiren veya karşılanması zor olabilecek bir beklentidir. Bu ifade bir sorunun büyüklüğünü değil, beklentinin oluşturduğu yükü değerlendirir. Bu cümlede, işin hem gelir hem de anlam sağlamasını beklemenin çok zorlayıcı olduğu anlatılır.
Alıştırma
“Managing the project alone by Friday is a big ask,” cümlesinde a big ask ne anlama gelir?
- Zor veya yüksek talepli bir beklenti
- Alışılmadık derecede yüksek sesli bir soru
- Sıradan bir resmî talep
Cevabı göster
Zor veya yüksek talepli bir beklenti
and helps to explain why so many of us have career crises, Anlatım akışı
0:27ve neden birçoğumuzun kariyer krizleri yaşadığını açıklamaya yardımcı oluyor,
helps to explain why: bir nedeni sonuca bağlamak
Helps to explain why, daha önce belirtilen bir gerçeği, nedeni veya kanıtı ardından gelen sonuca bağlar. Yapı X helps (to) explain why + yan cümle şeklindedir; why ile başlayan yan cümle, açıklanması gereken durumu belirtir. Help, iddiayı temkinli hâle getirir: X açıklamaya katkı sağlar, ancak tek neden olmayabilir. Burada işe yüklenen yüksek beklentiler, birçok kişinin kariyer krizi yaşamasının nedenlerinden biri olarak sunulur.
Alıştırma
Uyku eksikliğini tam neden değil, açıklamaya katkı sağlayan bir etken olarak sunan ifadeyi seçin: “The lack of sleep ___ many students feel tired.”
- proves that
- completely explains why
- helps to explain why
Cevabı göster
helps to explain why
To help us on the quest for fulfilling work, Kalıp ifadeler
0:34Tatmin edici bir iş arayışımızda bize yardımcı olması için,
quest for: uzun ve anlamlı bir arayış
“Quest for”, arayışı zor ya da anlamlı bir şeye doğru yapılan uzun ve amaçlı bir yolculuk gibi sunar. Burada tatmin edici bir iş bulmayı hızlı bir iş aramadan çok, devam eden bir keşif süreci gibi gösterir. Yapı quest for + isim şeklindedir: a quest for truth, meaning, or a cure. for’dan sonraki isim, peşinden gidilen hedefi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi quest ve normalde ardından gelen edatla tamamlayın: Her research began as a ____ a safer treatment.
Cevabı göster
quest for
accept that being confused about careers is perfectly normal.
0:39kariyerler hakkında kafanın karışık olmasının son derece normal olduğunu kabul et.
there were at most some 2,000 different trades out there.
0:45dışarıda en fazla 2.000 civarında farklı meslek vardı.
there are estimated to be half a million different options.
0:49yarım milyon farklı seçenek olduğu tahmin ediliyor.
We can become so anxious about making the wrong choice,
0:52Yanlış seçimi yapmaktan o kadar endişelenebiliriz ki,
end up + -ing: nihai bir sonuç
“End up”, bir sürecin nihai sonucunu, özellikle de planlanmamış veya istenmemiş bir sonucu belirtir. Bu cümlede seçim yapma kaygısı, hiç seçim yapmamak gibi ironik bir sonuç doğurur. Bir eylem için end up + -ing yapısını kullanın: end up making, end up waiting, end up paying. Up, öbek fiilin bir parçasıdır; yukarı doğru hareket anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi end up ve miss fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: If we keep taking long breaks, we may ____ the last train.
Cevabı göster
end up missing
paralysis stemming from too many options. Öbek fiiller
1:00çok fazla seçeneğin yol açtığı bir felç hali.
seçim paradoksu
Seçim paradoksu, daha fazla seçeneğe sahip olmanın seçim yapmayı kolaylaştırmak yerine zorlaştırabileceği düşüncesidir. Aşırı sayıda seçenek kaygıyı, pişmanlığı ve kararsızlığı artırabilir. Bu cümlede paralysis stemming from too many options aynı düşünceyi yeniden açıklar: şaşırtıcı olan, daha fazla seçim özgürlüğünün kişiyi karar veremez hâle getirebilmesidir. Buradaki paradox yalnızca zor bir sorun değil, sezgiye aykırı bir sonuç anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi durum seçim paradoksunu en iyi gösterir?
- Bir kişi mevcut olan tek koltuğu hemen seçiyor.
- Bir kişi yeni güvenlik bilgileri ortaya çıktığı için seçimini değiştiriyor.
- Bir kişi, yüzlerce benzer telefon modeli karşısında bunaldığı için seçim yapamıyor.
Cevabı göster
Bir kişi, yüzlerce benzer telefon modeli karşısında bunaldığı için seçim yapamıyor.
stemming from: sonucu nedenine bağlamak
Stemming from, bir şeyden kaynaklanmak veya kökenini bir şeyden almak anlamına gelir. Bu yapı sonuçtan nedene doğru ilerler; yani bir sonucun hangi kaynaktan doğduğunu anlatır. Burada stemming from too many options, paralysis sözcüğünü niteleyen bir şimdiki zaman ortaç yan cümlesidir. paralysis that stems from too many options yapısının kısaltılmış biçimidir ve bu karar verememe hâlinin kaynağını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi stem from ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: The school closure, ____ a gas leak, lasted two days.
Cevabı göster
stemming from
We should acknowledge that confusion is natural
1:02Kafa karışıklığının doğal olduğunu kabul etmeliyiz
but let neither of these scupper our chances forever. Dilbilgisi
1:07ancak hiçbirinin şansımızı sonsuza dek yok etmesine izin vermemeliyiz.
let neither of these scupper our chances: ikisinin de şansımızı mahvetmesine izin vermemek
Bu cümlede let, konuşanın gerçekleşmesine izin verilmemesi gerektiğini söylediği bir sonucu tanıtır: let + nesne + to almayan yalın fiil. Nesne neither of these, yalın fiil ise scupper'dır; to scupper kullanılmaz. Neither, daha önce geçen confusion ve fear kavramlarını gösterir ve ikisini de olumsuzluğun kapsamına alır. Anlamı “ikisinden birinin bile şansımızı mahvetmesine izin vermemek”tir; neither zaten olumsuz olduğu için not eklenmez. Burada scupper, bir planı mahvetmek veya başarıyı engellemek anlamına gelir. let neither A nor B + fiil kalıbı, iki unsurdan hiçbirinin bir hedefi engellememesi gerektiğini resmî bir biçimde vurgulayabilir.
Alıştırma
Kafa karışıklığının da korkunun da şansımızı mahvetmemesi gerektiğini doğru ifade eden cümle hangisidir?
- Let neither confusion nor fear scupper our chances.
- Let neither confusion nor fear not scupper our chances.
- Let neither confusion nor fear to scupper our chances.
Cevabı göster
Let neither confusion nor fear scupper our chances.
and is of particular relevance to careers. Kalıp ifadeler
1:15ve özellikle kariyerlerle çok ilgilidir.
of particular relevance to: özellikle ilgili veya önemli olmak
Be of particular relevance to, “özellikle ilgili veya önemli olmak” anlamına gelir ve be especially relevant to ifadesine denktir. Burada of + soyut isim relevance, is sonrasında tümleç oluşturur; particular ise ilgi derecesini güçlendirir. İlgili konu, kişi veya durum to sonrasında gelir: X is of particular relevance to Y. İsme dayalı bu yapı resmî açıklamalarda yaygındır ve raporlarda, makalelerde ve profesyonel yazılarda kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “özellikle ilgili” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: This research is ____ public health.
Cevabı göster
of particular relevance to
knowing what we want to do doesn't arise spontaneously,
1:19ne yapmak istediğimizi bilmek kendiliğinden ortaya çıkmaz,
have a calling: derin bir mesleki amaç veya yaşam misyonu hissetmek
Burada have a calling, belirli bir işe veya yaşam amacına karşı derin ve kalıcı bir yönelim hissetmek demektir. A calling telefon çağrısı değildir; o işin kişi için özel bir anlam taşıdığını veya kişinin kendisini o işi yapmak için yaratılmış gibi hissettiğini anlatır. Most of us don't have a calling, çoğu insanın ideal mesleğini açıkça gösteren tek ve kesin bir içsel duyguya sahip olmadığı anlamına gelir. İnsanların ilgi veya tercihlerinin olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede has a calling ne anlama geliyor? After years of helping injured animals, Priya feels she has a calling to become a veterinarian.
- Bir veterinerle telefon görüşmesi var.
- Kendisinin o işi yapmak için yaratıldığını derinden hissediyor.
- İşi biraz ilginç ama önemsiz buluyor.
Cevabı göster
Kendisinin o işi yapmak için yaratıldığını derinden hissediyor.
we don't hear a commanding godlike voice directing us to accountancy or packaging and distribution.
1:25bizi muhasebeye veya paketleme ve dağıtıma yönlendiren ilahi bir ses duymayız.
That isn't to say we don't have tastes or inclinations, Anlatım akışı
1:31Bu zevklerimiz veya eğilimlerimiz olmadığı anlamına gelmez,
That isn't to say: aşırı bir yorumu sınırlandırmak
That isn't to say, fazla geniş yorumlanabilecek bir ifadeden sonra açıklama getirir. Önceki noktanın hâlâ doğru olduğunu, ancak ondan daha ileri ve daha güçlü bir düşünce çıkarılmaması gerektiğini belirtir. Burada konuşmacı, çoğu insanın belirgin bir mesleki çağrısı olmadığını söyledikten sonra insanların zevk veya eğilimlerinin de olmadığı yönündeki daha güçlü sonucu engeller. İfade, ilk iddiayı korurken kapsamını daraltır.
Alıştırma
Bir yazar şöyle diyor: The plan is expensive. That isn't to say it is a bad plan. İkinci cümle ne yapıyor?
- Planın başarılı olacağını kanıtlar.
- Planın pahalı olduğu iddiasını geri çeker.
- İlk ifadeyi korurken olası bir sonucu sınırlar.
Cevabı göster
İlk ifadeyi korurken olası bir sonucu sınırlar.
as not having a plan quickly puts us at the mercy of those who do have one. Deyimler
1:38çünkü bir plana sahip olmamak bizi hızla planı olanların insafına bırakır.
at the mercy of: kontrol başkasındayken
At the mercy of someone or something, çok az kontrole sahip olmak ya da hiç kontrol sahibi olmamak ve o kişinin veya gücün yaptıklarını kabul etmek zorunda kalmak demektir. Burada bir planımızın olmaması, bizi gerçekten planı olan kişilere karşı savunmasız bırakır. Yaygın yapı be, leave veya put someone at the mercy of + kontrolü elinde tutan kişi ya da güç şeklindedir. Mercy tek başına «merhamet» anlamına gelebilse de tüm ifade iyilik görmeye değil, bağımlılığa ve güçsüzlüğe odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi «ne olacağı üzerinde kontrolü olmamak» anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Without offline copies, our files are ____ the cloud service.
Cevabı göster
at the mercy of
catch glimpses: kısa ve kısmi görüntüler yakalamak
Catch glimpses, bir şeyin kısa ve eksik parçalarını birkaç kez görmek veya fark etmek demektir. Burada mecazidir: Konuşan kişi bir nesneyi gerçekten görmek yerine kişisel zevklerle ilgili küçük ipuçları edinir. Catch fiili, bu izlenimlerin hızlı ve kısmen tesadüfi olduğunu gösterir. Uzun ve dikkatli bir bakışı anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi catch glimpses ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: From the bus, we ____ of the river between the buildings.
Cevabı göster
caught glimpses
So what we have to do is learn to pick up on their faint sounds. Öbek fiiller
1:45Bu yüzden yapmamız gereken şey, onların cılız seslerini yakalamayı öğrenmektir.
pick up on: ince işaretleri fark etmek
Bu cümlede pick up on, belli belirsiz veya kolayca gözden kaçabilecek bir şeyi fark etmek ya da anlamak demektir. Faint sounds, zayıf iç sinyalleri anlatan bir benzetmedir; dolayısıyla ifade, kolayca gözden kaçabilecek tercihlerin farkına varmayı anlatır. Burada pick up on, fark edilen şeyin önünde kullanılan üç kelimeli bir öbek fiildir: pick up on a hint, a change in tone veya someone's discomfort. On sözcüğü bu yapının bir parçasıdır.
Alıştırma
Cümleyi, ince bir işareti fark etmek anlamındaki üç kelimeli öbek fiille tamamlayın: Even though Maya said she was fine, her friend ____ her hesitation.
Cevabı göster
picked up on
Start by parking any concerns for money for a time. Kelime
1:48İşe bir süreliğine para endişelerini bir kenara bırakarak başlayın.
parking any concerns for money: para kaygılarını geçici olarak bir kenara bırakmak
Parking any concerns for money, parayla ilgili kaygıları geçici olarak bir kenara bırakmak demektir. Park burada mecazi anlamda kullanılmıştır: dikkatin başka bir şeye yöneltilebilmesi için bir kaygı şimdilik kenara konur. Start by ve for a time, zaman sınırını açıkça gösterir. Bu geçici bir ilk adımdır; parayla ilgili kaygıları çözme, önemsiz görme veya sonsuza dek yok sayma tavsiyesi değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı park + issue, topic, question veya concern şeklindedir.
Alıştırma
Bir toplantıda hangi cümle, ekibin bir konuyu şimdilik kenara bırakıp daha sonra yeniden ele alacağını ifade eder?
- Let's ignore the budget question forever.
- Let's park the budget question until Friday.
- Let's solve the budget question before Friday.
Cevabı göster
Let's park the budget question until Friday.
Financial panic too often kills all dialogue with the more authentic,
1:51Finansal panik çok sık olarak kişinin doğasındaki daha otantik,
Write down without being too logical or analytical about it,
1:57Bu konuda fazla mantıklı veya analitik olmadan yazın,
everything you've ever enjoyed doing or making,
2:01yapmaktan veya üretmekten keyif aldığınız her şeyi,
which might include building a treehouse or sorting out the winter clothes.
2:03bunlar bir ağaç ev yapmak ya da kışlık kıyafetleri ayırmak olabilir.
The weirder ..., the better: the + karşılaştırma, the + karşılaştırma
İki yan cümle, ilintili karşılaştırma kalıbı olan the + comparative ..., the + comparative ... yapısını oluşturur. Bu yapı iki değişimi birbirine bağlar: liste daha tuhaf ve sıra dışı hâle geldikçe sonuç daha iyi kabul edilir. Buradaki the, normal belirli tanımlık görevinde değildir. İlk yan cümlede weirder and more offbeat gibi iki karşılaştırma biçimi birlikte kullanılabilir. İkinci yan cümledeki the better, anlam açık olduğu için it is gibi sözcükleri düşürür. Bu eksiltme bu kalıpta doğaldır.
Alıştırma
İlintili karşılaştırmayı gerekli iki işaretleyiciyi ekleyerek tamamlayın: ____ more carefully you plan, ____ easier the project becomes.
Cevabı göster
The · the
there will somewhere be the shape of an ideal future working self.
2:11bir yerlerde gelecekteki ideal çalışan benliğin şekli olacaktır.
But it'll be very messed up and in need of being analyzed thoroughly. Dilbilgisi
2:16Ancak çok karmaşık olacak ve iyice analiz edilmeye ihtiyaç duyacaktır.
in need of being analyzed: of sonrasında edilgen gerund
In need of, bir şeyin ilgiye veya bir işleme ihtiyaç duyduğu durumu anlatır. Bu cümlede in need of being analyzed, o şeyin biri tarafından analiz edilmesi gerektiği anlamına gelir; ancak analizi yapacak kişi belirtilmez. of bir edat olduğu için burada ardından ulaç biçimindeki being gelir. Being analyzed edilgendir: özne analiz eylemine maruz kalır. Yeniden kullanılabilecek kalıp be in need of + being + geçmiş zaman ortacıdır.
Alıştırma
in need of sonrasında analyze fiilinin edilgen ulaç biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: This report is in need of ____ before publication.
Cevabı göster
being analyzed
That's where ... comes in: bir aşamada yararlı hâle gelmek
Burada comes in, “belirli bir aşamada ilgili veya yararlı hâle gelir” anlamındadır. Özne olan philosophy, fiziksel olarak bir yere girmemektedir. That's where X comes in kalıbı, az önce belirtilen bir ihtiyacı veya sorunu o aşamada yardımcı olan şeyle ilişkilendirir. Buradaki where, karışık düşüncelerin düzenlenmesi gereken aşamayı gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede comes in ne anlama geliyor? “The camera records the scene, but that's where the editor comes in.”
- Editör bu aşamada yararlı hâle gelir.
- Editör belirli bir dereceyle bitirir.
- Editör fiziksel olarak odaya girer.
Cevabı göster
Editör bu aşamada yararlı hâle gelir.
Philosophy is the art of clearing up and demanding logic of our first thoughts.
2:21Felsefe, ilk düşüncelerimizi açıklığa kavuşturma ve onlardan mantık bekleme sanatıdır.
it could fairly take a year or more of sustained daily reflection to start to identify a career that fits.
2:31uygun bir kariyeri belirlemeye başlamak için bir yıl veya daha uzun süreli sürekli bir günlük düşünme süreci oldukça makul bir süredir.
Far from it: önceki iddiayı reddetmek
Far from it, konuşmada tek başına tam bir yanıt olarak kullanılabilir ve “Bu doğru değil; aslında gerçeğe daha yakın olan bunun tersidir” anlamına gelir. Burada far fiziksel uzaklıktan söz etmez. It, az önce belirtilen düşüncenin tamamına gönderme yapar; böylece o iddiayı tekrarlamak gerekmez. Neyin reddedildiğini anlamak için dinleyenin önceki önermeyi bağlamdan çıkarması gerekir.
Alıştırma
A: So the repairs made the problem worse? B: Far from it. The machine now works perfectly. B ne anlatıyor?
- Onarımlar durumu büyük ölçüde iyileştirdi.
- B sonucu bilmiyor.
- Onarımlar neredeyse hiçbir şeyi değiştirmedi.
Cevabı göster
Onarımlar durumu büyük ölçüde iyileştirdi.
We may need to empty every weekend for months to sort out the biggest conundrum of our lives. Öbek fiiller
2:42Hayatımızın en büyük muammasını çözmek için aylarca her hafta sonunu boşaltmamız gerekebilir.
sort out: karmaşık bir problemi netleştirip çözmek
Bu cümlede sort out, zor bir problemi netleştirip çözmek anlamına gelir. Nesnesi the biggest conundrum of our lives olduğu için ifade burada soyuttur; fiziksel nesneler gruplara ayrılmıyor. Sort out genellikle bir konunun karmaşık, kafa karıştırıcı veya çözümsüz olduğunu ve anlaşılır ya da yönetilebilir hâle gelmesi için düşünme veya eylem gerektirdiğini düşündürür. Ayrılabilen bir phrasal verb'dür: sort out the problem ve sort the problem out doğal kullanımlardır; ancak zamir sort it out örneğindeki gibi ortaya gelir.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki iki kelimeli phrasal verb ile tamamlayın: We need to ____ this billing error before Friday.
Cevabı göster
sort out
To make sure we don't continue to spend the rest of our lives trapped in a job unwittingly chosen for us by our unknowing 16-year-old selves, Dilbilgisi
2:46Geri kalan hayatımızı cahil 16 yaşındaki halimiz tarafından farkında olmadan bizim için seçilmiş bir işte hapsolmuş olarak geçirmeye devam etmemek için,
spend the rest of our lives trapped: zaman dilimi ve devam eden durum
Yapı spend + bir zaman dilimi + durum veya etkinlik şeklindedir. Burada the rest of our lives zaman dilimidir; trapped ise geçmiş zaman ortacından oluşan bir sıfat olarak o süre boyunca we ile kastedilen kişilerin durumunu anlatır. Sıkışıp kalan şey lives değildir. Bu anlatım, istenmeyen bir işte kalmayı hayatın geri kalanının bütünüyle bu şekilde harcanması olarak sunar. Böylece uyarı, yalnızca be trapped demekten daha uzun süreli ve bedeli daha ağır görünür.
Alıştırma
Bir kişinin o süre boyunca içinde bulunduğu durumu anlatmak için spend + zaman dilimi + durum yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- I don't want to spend another year trapped in a job with no future.
- I don't want to cost another year trapped in a job with no future.
- I don't want another year spend trapped in a job with no future.
Cevabı göster
I don't want to spend another year trapped in a job with no future.
we need to be properly generous about the amount of time we'll need to give this.
2:54buna vermemiz gereken zaman konusunda gerektiği gibi cömert olmalıyız.
It's tempting to imagine we'll be able to work out the shape of the workplace and of our own characters simply through pure process of reflection, Notlar
3:00Çalışma ortamının ve kendi karakterimizin şeklini yalnızca salt düşünme süreciyle çözebileceğimizi hayal etmek cazip gelse de,
work out + nesne: akıl yürüterek bir şeyi belirlemek
Burada work out ifadesinin ardından the shape of the workplace and of our own characters nesnesi gelir. Geçişli bir öbek fiil olarak düşünme, akıl yürütme veya hesaplama yoluyla bir şeyi belirlemek, anlamak ya da keşfetmek demektir. Konuşan kişi bunları çözümlemekten söz eder; egzersiz yapmaktan değil. Bu yapı, work out the answer örneğindeki gibi bir ad öbeği veya work out why it happened örneğindeki gibi bir wh-yan cümlesi alabilir. Dil bilgisi yapısı ile öznenin ve nesnenin türü, amaçlanan anlamı belirlemeye yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede worked out ne anlama geliyor? After checking the map, Maya worked out the shortest route.
- Rota kendi kendine iyi sonuçlandı.
- Bilgiyi kullanarak rotayı belirledi.
- Rota boyunca egzersiz yaptı.
Cevabı göster
Bilgiyi kullanarak rotayı belirledi.
It's tempting to imagine: çekici bir düşünceyi sorgulamadan önce kabul etmek
It's tempting to imagine, inanması kolay veya çekici gelen bir düşünceyi ortaya koyar. Buradaki çekici düşünce, yalnızca düşünerek iş yerinin yapısının ve insanların karakterlerinin anlaşılabileceğidir. Tempting, yiyeceğin çekiciliğini veya fiziksel bir daveti değil, düşüncenin cazibesini anlatır. Bu kalıp çoğu zaman bir ödün verme işlevi görür: konuşan kişi doğal bir ilk düşünceyi kabul ettikten sonra onu sorgular veya sınırlar. Ardından gelen but, veri ihtiyacının bu sezgiyi geçersiz kıldığını gösterir.
Alıştırma
Çekici bir varsayımı sorgulamadan önce kabul eden, burada öğretilen dört sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ that studying all night guarantees a better score, but sleep also matters.
Cevabı göster
It's tempting to imagine
in the process getting to know both it and our own natures. Kalıp ifadeler
3:13gerçek dünyayla çarpışarak sadece kendimizi ve başkalarını anlayabiliriz.
Colliding with the real world: fikirlerin deneyimle sınanması
Burada colliding with the real world mecazi bir ifadedir. İnançları, planları ve kişinin kendisiyle ilgili anlayışını, gerçekliğin karşılık verebileceği somut durumlara taşımak anlamına gelir. Colliding fiili direnç hissi verir: deneyim hataları ortaya çıkarabilir, düzeltme yapmaya zorlayabilir veya yalnızca düşünerek keşfedilemeyecek özellikleri gösterebilir. Sadece dünyayla karşılaşmaktan ya da onu gözlemlemekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Bu bağlamda colliding with the real world neyi ifade eder?
- Kazayla fiziksel bir çarpışma yaşamak.
- Fikirleri deneyim yoluyla sınamak ve geri bildirim sonucunda değiştirmek.
- Harekete geçmeden gerçekliği güvenli bir mesafeden gözlemlemek.
Cevabı göster
Fikirleri deneyim yoluyla sınamak ve geri bildirim sonucunda değiştirmek.
In the process: bir eylem sırasında sonuç eklemek
In the process, az önce sözü edilen eyleme gönderme yapar ve bu eylem sürerken gerçekleşen başka bir şeyi ekler. Burada gerçeklikle temas etmek, dünyayı ve kendimizi tanımamızı da sağlar. Bu ifade, in the process getting to know örneğinde olduğu gibi ek bilgi veren bir -ing yan cümlesinden önce zarf öbeği olarak kullanılabilir. Bu yapıda of gerekmez; in the process of ise doğrudan bir ad veya -ing biçimi alan farklı bir yapıdır.
Alıştırma
Bu dersteki tam ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Nora organized the files, ____ finding the missing receipt.
Cevabı göster
in the process
We need to take small, non-irrevocable steps to gather information, Kalıp ifadeler
3:16Bilgi toplamak için küçük, geri alınabilir adımlar atmamız gerekiyor,
take small, non-irrevocable steps: küçük ve geri alınabilir adımlar atmak
Take steps, bir hedefe doğru harekete geçmek anlamına gelir; fiziksel olarak yürümekten söz etmez. Small, eylemlerin ölçeğini sınırlar. Non-irrevocable kelime anlamıyla “geri döndürülmesi imkânsız olmayan” demektir; yani hâlâ geri dönüş yolu vardır. İfade bütünüyle, geri alınamayacak bir taahhütte bulunmadan yavaş yavaş deneyip öğrenmeyi anlatır.
Alıştırma
Öğrenmeye yardımcı olurken yön değiştirme olanağı da bırakan temkinli eylemleri en iyi hangi ifade anlatır?
- take small, non-irrevocable steps
- make one irreversible commitment
- avoid taking any action
Cevabı göster
take small, non-irrevocable steps
for example, by shadowing, interning, or volunteering. Kelime
3:20örneğin; iş gölgeleme, staj veya gönüllülük yaparak.
shadowing, interning veya volunteering
Burada shadowing, bir uzmanın iş gününde onu takip ederek yaptığı işin nasıl olduğunu gözlemlemek demektir. Interning, genellikle atanmış görevlerle geçici bir stajyer rolünde çalışmak demektir. Volunteering ise çoğunlukla düzenli ücret almadan, isteyerek zaman ayırıp yardım etmek demektir. By sonrasında üç fiil de bilgi toplama yöntemlerini adlandırdığı için -ing biçimini alır. Liste üç farklı katılım türü sunar: gözlemlemek, stajyer olarak çalışmak veya gönüllü olarak yardım etmek.
Alıştırma
Bir genç izin alarak bir öğleden sonra veterinerin çalışmasını izliyor ve kendisine hiçbir görev verilmiyor. Bu faaliyeti en iyi hangi sözcük anlatır?
- volunteering
- interning
- shadowing
Cevabı göster
shadowing
We mustn't think we always have to resign on Monday.
3:23Pazartesi günü her zaman istifa etmek zorunda olduğumuzu düşünmemeliyiz.
We can investigate our futures through branching projects on the side of existing jobs.
3:25Geleceğimizi, mevcut işlerimizin yanındaki yan projeler aracılığıyla araştırabiliriz.
Every successful business is at heart an attempt to solve someone else's problem. Deyimler
3:34Her başarılı iş, temelinde bir başkasının sorununu çözme girişimidir.
at heart: altta yatan öz
At heart, “en temel niteliği bakımından” ya da “özünde” demektir. Burada bir işletmeyi yürütmenin görünür birçok yönünü bir kenara bırakır ve temel amacını belirler: başka birinin sorununu çözmeye çalışmak. Bu ifade bir kişinin, konunun veya faaliyetin gerçek niteliğini anlatabilir. Fiziksel organ olan kalbe gönderme yapmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede at heart bir konunun temel niteliğini belirtmek için kullanılmıştır?
- She took the criticism to heart.
- He learned the speech by heart.
- The disagreement is at heart about trust.
Cevabı göster
The disagreement is at heart about trust.
The bigger ..., the greater ...: bağlantılı karşılaştırmalar
Bu, the + comparative ..., the + comparative ... biçimindeki bağıntılı karşılaştırma kalıbıdır. Bir etken değiştikçe başka bir etkenin de onunla bağlantılı şekilde değiştiğini anlatır. Burada sorunun daha büyük ve acil olması, daha büyük bir fırsatla ilişkilendirilir. İlk bölüm bigger ve more urgent olmak üzere iki karşılaştırma biçimini birlikte kullanır. Tekrarlanan the, belirli bir sorun veya fırsata işaret eden tanımlık değil, bu kalıbın sabit bir işaretidir. Anlam açık olduğunda is veya becomes gibi fiiller sık sık atılır.
Alıştırma
Bağıntılı karşılaştırmayı more ve easier ile tamamlayın: ____ you practice, ____ it gets.
Cevabı göster
The more · the easier
consider an average day and everything in it that might make someone unhappy,
3:44sıradan bir günü ve içinde birini mutsuz edebilecek her şeyi düşünün,
Flex your entrepreneurial muscles: girişimcilik düşüncesini geliştirmek
Burada flex your entrepreneurial muscles, fiziksel egzersizi bir benzetme olarak kullanır. Sorunları fark etme ve onları olası iş fikirlerine dönüştürme alışkanlıklarını etkin biçimde kullanıp güçlendirmek anlamına gelir; gerçekten vücuttaki kasları hareket ettirmekten söz edilmez. flex your + yetenek + muscles kalıbı, bir yeteneği pratik yaptıkça güçlenen bir “kas” gibi gösterir. flex sözcüğünün “kullanmak” mı yoksa “gösteriş yapmak” mı olduğu bağlama göre belirlenir. Burada sıradan bir günü inceleme talimatı verildiği için anlam gösteriş değil, pratiktir.
Alıştırma
Cümleyi “iş kurma zihniyetini geliştirmek” anlamındaki kas benzetmesiyle tamamlayın: Before starting a company, use a small side project to ____.
Cevabı göster
flex your entrepreneurial muscles
from losing the house keys to finding the food a little greasy,
3:47evin anahtarlarını kaybetmekten yemeği biraz yağlı bulmaya,
Each of these is a business opportunity waiting to be exploited. Dilbilgisi
3:53Bunların her biri değerlendirilmeyi bekleyen bir iş fırsatıdır.
Waiting to be exploited: edilgen waiting kalıbı
Waiting to be exploited, a business opportunity ifadesini niteler. Bu, a business opportunity that is waiting to be exploited ilgi cümleciğinin kısaltılmış biçimidir. Waiting fırsatın mevcut durumunu anlatırken to be exploited, fırsata henüz ne yapılmadığını gösteren edilgen bir mastardır. Yeniden kullanılabilen kalıp isim + waiting + to be + geçmiş zaman ortacı biçimindedir; a question waiting to be answered buna örnektir. waiting önündeki isim sonraki eylemi yapmak yerine o eylemden etkileniyorsa bu kalıbı kullanın.
Alıştırma
develop kullanarak edilgen waiting kalıbıyla cümleyi tamamlayın: The empty lot is a community resource ____.
Cevabı göster
waiting to be developed
which is what work really is: özetleyen bir tanım
Virgülden sonraki 'which is what work really is' yan cümlesi, önceki düşüncenin tamamı hakkında yorum yapar: başkalarına hizmet ederek yardım etme fırsatı. Burada which yeni bir konu başlatmak yerine bu düşünceye geri gönderme yapar. Yorumun içindeki 'what work really is', 'işin gerçek özü' anlamına gelen bir isim cümleciğidir. What zaten '…… olan şey' anlamını taşıdığı için 'which is what X really is' kalıbı, önceki bir düşünceyi özetleyen bir tanıma veya değer yargısına dönüştürebilir.
Alıştırma
Önceki düşünceyi özetleyen bir tanıma dönüştüren sonu seçin: Listening to users helps us solve real problems, ...
- which is where good design starts
- which is what good design really is
- which is why good design really matters
Cevabı göster
which is what good design really is
It's easy to imagine that everything's been done and tried.
4:00Her şeyin yapıldığını ve denendiğini hayal etmek kolaydır.
We're unhappy enough for capitalism to have many more centuries of invention and creativity to it. Dilbilgisi
4:04Kapitalizmin önünde icat ve yaratıcılıkla geçirecek yüzyılları daha olacak kadar yeterince mutsuzuz.
adjective + enough for someone to do: farklı özneli bir sonuç
'unhappy enough for capitalism to have...' ifadesinde enough, unhappy sıfatından sonra gelir ve yeterli bir dereceyi gösterir. adjective + enough + for + noun + to-infinitive kalıbı, bir durumun belirli bir sonucu doğuracak dereceye ulaştığını anlatır. 'For capitalism', 'to have' yapısının mantıksal öznesidir; yararlanan tarafı veya amacı belirtmez. Mutsuzluğu insanlar yaşar, ancak sonraki sonucun dilbilgisel öznesi capitalism olur. Abartılı sonuç mizah katar: çözülmemiş memnuniyetsizlik icat ve yaratıcılığı sürdürür.
Alıştırma
Everyone sözcüğünü hear eyleminin mantıksal öznesi yapan iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The room was quiet ____ everyone to hear the clock.
Cevabı göster
enough for
So many bad self-help books are about confidence,
4:12Pek çok kötü kişisel gelişim kitabı özgüvenle ilgilidir ki,
it can be tempting to dismiss the whole topic as nonsense. Kalıp ifadeler
4:15tüm bu konuyu saçmalık olarak reddetmek cazip gelebilir.
dismiss ... as nonsense: bir şeyi saçmalık diye reddetmek
Burada dismiss the whole topic as nonsense, konunun ciddiye alınmaya değmediğine karar vermek ve onu saçmalık olarak etiketlemek anlamına gelir. Kalıp dismiss + kişi, şey veya fikir + as + isim ya da sıfat öbeğidir. Bu cümlede konuşmacı, konuyla ilgili pek çok kitabın kötü olmasından dolayı özgüven konusunun tamamını reddetmemek gerektiğini söylüyor. Buradaki dismiss, bir şeyi daha fazla değerlendirmeyi reddetmeyi anlatır; birini işten çıkarmak veya gitmesine izin vermek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan kalıbın iki parçasıyla tamamlayın: The editor refused to ____ the safety concern ____ nonsense.
Cevabı göster
dismiss · as
But in a peculiar and rather humbling way,
4:17Ancak tuhaf ve oldukça tevazu gerektiren bir şekilde,
it really does seem as if the difference between success and failure is sometimes nothing less than the courage to give it a go. Notlar
4:20başarı ile başarısızlık arasındaki fark, bazen sadece deneme cesaretinden ibaret gibi görünüyor.
does seem as if: gerçekten de ... gibi görünüyor
does seem yapısında does, olumlu cümlede kullanılan vurgu yardımcı fiilidir. seem fiilini güçlendirir; zaman ve özne uyumunu does taşıdığı için seem yalın hâlde kalır. As if, doğruymuş gibi görünen durumu başlatır. does seem as if birlikte kullanıldığında izlenimin gerçekten güçlü olduğu anlaşılır; ancak seem ve as if, ifadenin kanıtlanmış bir gerçek değil, bir yorum olduğunu göstermeye devam eder. Asıl cümledeki really vurguyu daha da artırır.
Alıştırma
Hangi cümle bir izlenimi güçlü biçimde vurgularken belirsizliğe de yer bırakır?
- Does it seem as if the new schedule is helping?
- It proves that the new schedule is helping.
- It does seem as if the new schedule is helping.
Cevabı göster
It does seem as if the new schedule is helping.
Güçlü vurgu için nothing less than
Burada nothing less than, deneme cesaretini başarı ile başarısızlığı ayırabilecek belirleyici etken olarak güçlü biçimde sunar. nothing short of ifadesine veya daha basitçe “gerçekten” anlamına gelir; “daha az miktar” demek değildir. nothing less than + isim öbeği veya sıfat yapısı, bir değerlendirmeye daha fazla güç katar. Ardından gelen ifadeyi etkileyici, ciddi veya aşırı bir tanım olarak sunar.
Alıştırma
“Gerçekten olağanüstü” anlamını vermek için bu dersteki ifadeyi tamamlayın: Her calm response was ____ remarkable.
Cevabı göster
nothing less than
give it a go: “dene” demenin arkadaşça bir yolu
Give it a go, özellikle sonuç belirsiz veya etkinlik yeniyken “dene” anlamına gelir. Give fiildir, it bağlamdan anlaşılan etkinliğin veya planın tamamını ifade eder ve öncesinde belirli bir isim gerektirmez; a go ise “bir deneme” anlamına gelen isim öbeğidir. Bu ifade çoğu zaman arkadaşça teşvik etmek veya denemeye istekli olduğunuzu rahat bir biçimde söylemek için kullanılır.
Alıştırma
Bu dersteki “dene” anlamına gelen ifadeyi tamamlayın: The puzzle looks difficult, but I'll ____.
Cevabı göster
give it a go
to surmise one doesn't need to ask anyone for permission, Kalıp ifadeler
4:28kimseden izin istemek zorunda olmadığını varsayabilme,
ask anyone for permission: ask + kişi + for + permission
Başka durumlara aktarılabilen yapı ask + kişi + for + permission biçimindedir. Danışılan kişi doğrudan ask fiilinden sonra gelir; for ise istenen şeyi, burada permission sözcüğünü, yapıya bağlar. Bu cümlede anyone kişi konumundadır. Olumsuzluk need üzerinde etkilidir: kişi, izne hâlâ ihtiyacı olduğu hâlde kimseye sormamayı değil, kimseye danışmanın veya onay almanın gerekmediğini düşünür.
Alıştırma
Cümleyi sabit izin isteme ifadesiyle tamamlayın: Before you use the lab, ask your teacher ____.
Cevabı göster
for permission
that many of the top positions simply belong to those who dare to boldly ask for them.
4:31en üst düzey pozisyonların birçoğunun sadece onları cesurca istemeye cüret edenlere ait olduğu.
A lack of confidence is at heart a misunderstanding of the way the world works.
4:36Özgüven eksikliği temelinde dünyanın işleyişini yanlış anlamaktır.
have the right preordained to get certain things.
4:45belirli şeyleri elde etmeye önceden belirlenmiş bir hakkı olduğunu hayal eder.
internalized feudalism: kişinin kendisini sınırlayan hiyerarşi metaforu
Internalized feudalism, bir siyasal sistem hakkında gerçek anlamlı bir iddia değil, bilerek çarpıcı hâle getirilmiş bir metafordur. Internalized, toplumsal bir sıralamanın kişinin kendi düşünce biçimine yerleştiğini; feudalism ise sabit konumları ve ayrıcalıkları çağrıştırır. Burada bu etiket, değerli fırsatların doğal olarak yalnızca belirli türde insanlara ayrıldığı inancını eleştirir. Böylece kişi, herhangi bir dış otorite onu dışlamadan önce kendisini dışarıda bırakır.
Alıştırma
Bu cümlede internalized feudalism neyi anlatıyor?
- Sabit bir konumun fırsatları kimin hak ettiğini belirlediğine dair öğrenilmiş bir inanç
- Tarih çalışmanın neden olduğu bir hastalık
- Tarihsel bir feodal yönetimi geri getirme planı
- Herkesin aynı haklara sahip olduğu eşit bir sistem
Cevabı göster
Sabit bir konumun fırsatları kimin hak ettiğini belirlediğine dair öğrenilmiş bir inanç
a lot more is possible than we might think at our moments of timidity and doubt. Dilbilgisi
4:50çekingenlik ve şüphe anlarımızda düşündüğümüzden çok daha fazlası mümkündür.
a lot more is possible than we might think yapısı
a lot more ifadesinde a lot, karşılaştırma bildiren more sözcüğünü güçlendiren, konuşma diline yakın bir derece belirtecidir. much more ile aynı şekilde “çok daha fazla” anlamı verir. Burada a lot more, is possible yapısının öznesidir ve çok daha geniş bir eylem ya da sonuç aralığını belirtir; possible sayılabilen bir isim olarak kullanılmaz. Than ile başlayan yan cümle karşılaştırma noktasını verir: what we might think. Might, bu tahmini kesin olmayan ve ölçülü bir yargı hâline getirir. Böylece cümle, gerçek olasılıkları çekingen ya da kuşkulu olduğumuzda hayal ettiğimiz daha dar aralıkla karşılaştırır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi a lot more is possible yapısıyla tamamlayın: With the right support, ____ than we might think.
Cevabı göster
a lot more is possible
That's the start of the path towards a job we won't regret on our deathbeds. Deyimler
4:54Bu, ölüm döşeğimizde pişman olmayacağımız bir işe giden yolun başlangıcıdır.
on our deathbeds ifadesindeki hayatın sonundan bakış
On our deathbeds, “hayatımızın en sonunda, ölmek üzereyken” anlamına gelir. Çoğu zaman gerçekten belirli bir yatakta yatacağımızı söylemekten çok, hayatı değerlendirdiğimiz hayalî bir bakış noktası oluşturur. Burada iş seçimi, hayat boyu sürecek pişmanlık açısından sınanır: bütün hayatınıza dönüp baktığınızı ve seçimin hâlâ yanlış görünüp görünmeyeceğini hayal edin. Bu imge öğüde ciddi bir duygusal ağırlık verir ve geri alınması mümkün olmayabilecek sonuçları vurgular.
Alıştırma
On our deathbeds ifadeye hangi bakış açısını ekler?
- Yorucu bir günün ardından yatakta dinlenmek
- Ertesi sabah için kısa vadeli bir plan yapmak
- Hayatın sonuna yaklaşırken bütün hayatımıza dönüp bakmak
Cevabı göster
Hayatın sonuna yaklaşırken bütün hayatımıza dönüp bakmak