Tatmin Edici Bir İş Nasıl Bulunur?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
899 kelime 188 kel/dk

Video özeti: Konuşma, işten tatmin beklemenin neden modern bir düşünce olduğunu açıklıyor ve kariyer belirsizliğine altı yanıt sunuyor: karışıklığı kabul etmek, eğilimlerini tanımak, düşünmek, denemek, sorunları görmek ve güvenle davranmak. Başlıca İngilizce noktaları: 1. a big ask - Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: ask sözcüğünü zor bir talebi anlatan gündelik isim olarak anlayın ve ağır beklentileri değerlendirin. 2. pick up on - Öbek fiiller: “belirsiz işaretleri fark etmek” anlamını, dolaylı duygu, ipucu ve ayrıntılar için kullanın. 3. give it a go. - Deyimler ve mecazlı ifadeler: cesaret kesinlikten önemliyken “bir denemek” anlamındaki konuşma dilini öğrenin.

Bu derste

The idea that work might be fulfilling rather than just painfully necessary Dilbilgisi

0:02

İşin sadece acı verici bir zorunluluk değil, tatmin edici olabileceği fikri

is a strikingly recent invention.

0:06

şaşırtıcı derecede yeni bir icattır.

Dilbilgisi

rather than: bir betimlemeyi başka bir betimlemeyle karşılaştırmak

Bu cümlede rather than, work hakkında birbiriyle karşıt iki betimlemeyi bağlar: fulfilling ve just painfully necessary. “Ve ... değil” ya da “... ile karşıt olarak” anlamına gelir; yani iş yalnızca hoş olmayan bir zorunluluk değil, tatmin sağlayan bir şey de olabilir. Bu yapıda benimsenen seçenek rather than ifadesinden önce, reddedilen veya karşılaştırılan seçenek ise sonra gelir: A rather than B. Mümkün olduğunda A ile B’nin dil bilgisel biçimlerini paralel tutun.

Alıştırma

Hangi cümle tercih edilen plan ile reddedilen seçeneği rather than kullanarak karşılaştırıyor?

  1. We will repair the bridge as well as close it.
  2. We will repair the bridge after we close it.
  3. We will repair the bridge rather than close it.
Cevabı göster

We will repair the bridge rather than close it.

Open Dr. Johnson's celebrated dictionary published in 1755,

0:09

Dr. Johnson'ın 1755'te yayınlanan ünlü sözlüğünü açın,

and the word fulfillment doesn't even appear.

0:13

ve tatmin (fulfillment) kelimesi bile görünmez.

Nowadays in the prosperous world,

0:16

Günümüzde refah içindeki dünyada,

we don't only expect to obtain money through our labor.

0:18

emeğimiz karşılığında sadece para elde etmeyi beklemiyoruz.

We also,

0:21

Aynı zamanda,

to a greater or lesser extent, Kalıp ifadeler

0:21

az ya da çok,

expect to find meaning and satisfaction.

0:23

anlam ve tatmin bulmayı da bekliyoruz.

Kalıp ifadeler

to a greater or lesser extent: genel bir iddiayı sınırlandırmak

Ara ifade olan to a greater or lesser extent, bir önermenin farklı derecelerde geçerli olduğunu belirtir. Burada insanların anlam ve tatmin araması beklenir, ancak bunun derecesi kişiden kişiye değişir. Virgüllerle ayrıldığı için ana cümlenin temel dil bilgisini değiştirmeden ana önermenin tamamı hakkında yorum yapar. Geniş bir iddiayı daha kesin ve daha az mutlak hâle getiren bir sınırlayıcıdır.

Alıştırma

Hangi cümle bir sonucun herkesi farklı derecelerde etkilediğini göstermek için ifadeyi en uygun şekilde kullanıyor?

  1. The delay affected all departments, to a greater or lesser extent.
  2. The delay affected all departments to exactly the same extent.
  3. The delay may or may not have affected any department.
Cevabı göster

The delay affected all departments, to a greater or lesser extent.

It's a big ask Kelime

0:26

Bu büyük bir beklenti

Kelime

a big ask: zor ve yüksek talepli bir beklenti

Burada ask, birinin başka birinden yapmasını veya başarmasını beklediği şeyi belirten, gündelik dilde kullanılan sayılabilir bir isimdir. A big ask, çok çaba gerektiren veya karşılanması zor olabilecek bir beklentidir. Bu ifade bir sorunun büyüklüğünü değil, beklentinin oluşturduğu yükü değerlendirir. Bu cümlede, işin hem gelir hem de anlam sağlamasını beklemenin çok zorlayıcı olduğu anlatılır.

Alıştırma

“Managing the project alone by Friday is a big ask,” cümlesinde a big ask ne anlama gelir?

  1. Zor veya yüksek talepli bir beklenti
  2. Alışılmadık derecede yüksek sesli bir soru
  3. Sıradan bir resmî talep
Cevabı göster

Zor veya yüksek talepli bir beklenti

and helps to explain why so many of us have career crises, Anlatım akışı

0:27

ve neden birçoğumuzun kariyer krizleri yaşadığını açıklamaya yardımcı oluyor,

Anlatım akışı

helps to explain why: bir nedeni sonuca bağlamak

Helps to explain why, daha önce belirtilen bir gerçeği, nedeni veya kanıtı ardından gelen sonuca bağlar. Yapı X helps (to) explain why + yan cümle şeklindedir; why ile başlayan yan cümle, açıklanması gereken durumu belirtir. Help, iddiayı temkinli hâle getirir: X açıklamaya katkı sağlar, ancak tek neden olmayabilir. Burada işe yüklenen yüksek beklentiler, birçok kişinin kariyer krizi yaşamasının nedenlerinden biri olarak sunulur.

Alıştırma

Uyku eksikliğini tam neden değil, açıklamaya katkı sağlayan bir etken olarak sunan ifadeyi seçin: “The lack of sleep ___ many students feel tired.”

  1. proves that
  2. completely explains why
  3. helps to explain why
Cevabı göster

helps to explain why

often on a Sunday evening,

0:31

çoğunlukla bir pazar akşamı,

as the sun begins to set.

0:32

güneş batmaya başlarken.

To help us on the quest for fulfilling work, Kalıp ifadeler

0:34

Tatmin edici bir iş arayışımızda bize yardımcı olması için,

Kalıp ifadeler

quest for: uzun ve anlamlı bir arayış

“Quest for”, arayışı zor ya da anlamlı bir şeye doğru yapılan uzun ve amaçlı bir yolculuk gibi sunar. Burada tatmin edici bir iş bulmayı hızlı bir iş aramadan çok, devam eden bir keşif süreci gibi gösterir. Yapı quest for + isim şeklindedir: a quest for truth, meaning, or a cure. for’dan sonraki isim, peşinden gidilen hedefi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi quest ve normalde ardından gelen edatla tamamlayın: Her research began as a ____ a safer treatment.

Cevabı göster

quest for

here are six useful ideas.

0:36

işte altı faydalı fikir.

Firstly,

0:38

İlk olarak,

accept that being confused about careers is perfectly normal.

0:39

kariyerler hakkında kafanın karışık olmasının son derece normal olduğunu kabul et.

In the pre-industrial world,

0:43

Sanayi öncesi dünyada,

there were at most some 2,000 different trades out there.

0:45

dışarıda en fazla 2.000 civarında farklı meslek vardı.

Nowadays,

0:48

Günümüzde,

there are estimated to be half a million different options.

0:49

yarım milyon farklı seçenek olduğu tahmin ediliyor.

The result?

0:52

Sonuç ne mi?

We can become so anxious about making the wrong choice,

0:52

Yanlış seçimi yapmaktan o kadar endişelenebiliriz ki,

we end up making no choice at all. Öbek fiiller

0:55

sonuçta hiçbir seçim yapamayız.

Öbek fiiller

end up + -ing: nihai bir sonuç

“End up”, bir sürecin nihai sonucunu, özellikle de planlanmamış veya istenmemiş bir sonucu belirtir. Bu cümlede seçim yapma kaygısı, hiç seçim yapmamak gibi ironik bir sonuç doğurur. Bir eylem için end up + -ing yapısını kullanın: end up making, end up waiting, end up paying. Up, öbek fiilin bir parçasıdır; yukarı doğru hareket anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi end up ve miss fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: If we keep taking long breaks, we may ____ the last train.

Cevabı göster

end up missing

Psychologists call this the paradox of choice, Kelime

0:57

Psikologlar buna seçim paradoksu diyorlar,

paralysis stemming from too many options. Öbek fiiller

1:00

çok fazla seçeneğin yol açtığı bir felç hali.

Kelime

seçim paradoksu

Seçim paradoksu, daha fazla seçeneğe sahip olmanın seçim yapmayı kolaylaştırmak yerine zorlaştırabileceği düşüncesidir. Aşırı sayıda seçenek kaygıyı, pişmanlığı ve kararsızlığı artırabilir. Bu cümlede paralysis stemming from too many options aynı düşünceyi yeniden açıklar: şaşırtıcı olan, daha fazla seçim özgürlüğünün kişiyi karar veremez hâle getirebilmesidir. Buradaki paradox yalnızca zor bir sorun değil, sezgiye aykırı bir sonuç anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi durum seçim paradoksunu en iyi gösterir?

  1. Bir kişi mevcut olan tek koltuğu hemen seçiyor.
  2. Bir kişi yeni güvenlik bilgileri ortaya çıktığı için seçimini değiştiriyor.
  3. Bir kişi, yüzlerce benzer telefon modeli karşısında bunaldığı için seçim yapamıyor.
Cevabı göster

Bir kişi, yüzlerce benzer telefon modeli karşısında bunaldığı için seçim yapamıyor.

Öbek fiiller

stemming from: sonucu nedenine bağlamak

Stemming from, bir şeyden kaynaklanmak veya kökenini bir şeyden almak anlamına gelir. Bu yapı sonuçtan nedene doğru ilerler; yani bir sonucun hangi kaynaktan doğduğunu anlatır. Burada stemming from too many options, paralysis sözcüğünü niteleyen bir şimdiki zaman ortaç yan cümlesidir. paralysis that stems from too many options yapısının kısaltılmış biçimidir ve bu karar verememe hâlinin kaynağını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi stem from ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: The school closure, ____ a gas leak, lasted two days.

Cevabı göster

stemming from

We should acknowledge that confusion is natural

1:02

Kafa karışıklığının doğal olduğunu kabul etmeliyiz

and fear entirely normal,

1:05

ve korkunun tamamen normal olduğunu,

but let neither of these scupper our chances forever. Dilbilgisi

1:07

ancak hiçbirinin şansımızı sonsuza dek yok etmesine izin vermemeliyiz.

Dilbilgisi

let neither of these scupper our chances: ikisinin de şansımızı mahvetmesine izin vermemek

Bu cümlede let, konuşanın gerçekleşmesine izin verilmemesi gerektiğini söylediği bir sonucu tanıtır: let + nesne + to almayan yalın fiil. Nesne neither of these, yalın fiil ise scupper'dır; to scupper kullanılmaz. Neither, daha önce geçen confusion ve fear kavramlarını gösterir ve ikisini de olumsuzluğun kapsamına alır. Anlamı “ikisinden birinin bile şansımızı mahvetmesine izin vermemek”tir; neither zaten olumsuz olduğu için not eklenmez. Burada scupper, bir planı mahvetmek veya başarıyı engellemek anlamına gelir. let neither A nor B + fiil kalıbı, iki unsurdan hiçbirinin bir hedefi engellememesi gerektiğini resmî bir biçimde vurgulayabilir.

Alıştırma

Kafa karışıklığının da korkunun da şansımızı mahvetmemesi gerektiğini doğru ifade eden cümle hangisidir?

  1. Let neither confusion nor fear scupper our chances.
  2. Let neither confusion nor fear not scupper our chances.
  3. Let neither confusion nor fear to scupper our chances.
Cevabı göster

Let neither confusion nor fear scupper our chances.

Secondly,

1:10

İkinci olarak,

know yourself.

1:11

kendini bil.

It's the oldest philosophical recommendation

1:12

Bu, en eski felsefi tavsiyedir

and is of particular relevance to careers. Kalıp ifadeler

1:15

ve özellikle kariyerlerle çok ilgilidir.

Kalıp ifadeler

of particular relevance to: özellikle ilgili veya önemli olmak

Be of particular relevance to, “özellikle ilgili veya önemli olmak” anlamına gelir ve be especially relevant to ifadesine denktir. Burada of + soyut isim relevance, is sonrasında tümleç oluşturur; particular ise ilgi derecesini güçlendirir. İlgili konu, kişi veya durum to sonrasında gelir: X is of particular relevance to Y. İsme dayalı bu yapı resmî açıklamalarda yaygındır ve raporlarda, makalelerde ve profesyonel yazılarda kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “özellikle ilgili” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: This research is ____ public health.

Cevabı göster

of particular relevance to

For 99% of us,

1:17

Yüzde 99'umuz için,

knowing what we want to do doesn't arise spontaneously,

1:19

ne yapmak istediğimizi bilmek kendiliğinden ortaya çıkmaz,

like, for example,

1:22

örneğin,

knowing what to eat.

1:23

ne yiyeceğini bilmek gibi.

Most of us don't have a calling, Kelime

1:24

Çoğumuzun bir mesleki çağrısı yoktur,

Kelime

have a calling: derin bir mesleki amaç veya yaşam misyonu hissetmek

Burada have a calling, belirli bir işe veya yaşam amacına karşı derin ve kalıcı bir yönelim hissetmek demektir. A calling telefon çağrısı değildir; o işin kişi için özel bir anlam taşıdığını veya kişinin kendisini o işi yapmak için yaratılmış gibi hissettiğini anlatır. Most of us don't have a calling, çoğu insanın ideal mesleğini açıkça gösteren tek ve kesin bir içsel duyguya sahip olmadığı anlamına gelir. İnsanların ilgi veya tercihlerinin olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede has a calling ne anlama geliyor? After years of helping injured animals, Priya feels she has a calling to become a veterinarian.

  1. Bir veterinerle telefon görüşmesi var.
  2. Kendisinin o işi yapmak için yaratıldığını derinden hissediyor.
  3. İşi biraz ilginç ama önemsiz buluyor.
Cevabı göster

Kendisinin o işi yapmak için yaratıldığını derinden hissediyor.

we don't hear a commanding godlike voice directing us to accountancy or packaging and distribution.

1:25

bizi muhasebeye veya paketleme ve dağıtıma yönlendiren ilahi bir ses duymayız.

That isn't to say we don't have tastes or inclinations, Anlatım akışı

1:31

Bu zevklerimiz veya eğilimlerimiz olmadığı anlamına gelmez,

Anlatım akışı

That isn't to say: aşırı bir yorumu sınırlandırmak

That isn't to say, fazla geniş yorumlanabilecek bir ifadeden sonra açıklama getirir. Önceki noktanın hâlâ doğru olduğunu, ancak ondan daha ileri ve daha güçlü bir düşünce çıkarılmaması gerektiğini belirtir. Burada konuşmacı, çoğu insanın belirgin bir mesleki çağrısı olmadığını söyledikten sonra insanların zevk veya eğilimlerinin de olmadığı yönündeki daha güçlü sonucu engeller. İfade, ilk iddiayı korurken kapsamını daraltır.

Alıştırma

Bir yazar şöyle diyor: The plan is expensive. That isn't to say it is a bad plan. İkinci cümle ne yapıyor?

  1. Planın başarılı olacağını kanıtlar.
  2. Planın pahalı olduğu iddiasını geri çeker.
  3. İlk ifadeyi korurken olası bir sonucu sınırlar.
Cevabı göster

İlk ifadeyi korurken olası bir sonucu sınırlar.

we just don't know them clearly enough,

1:34

sadece onları yeterince net bilmiyoruzdur,

which is a perilous position to be in,

1:36

ki bu da içinde bulunulması tehlikeli bir durumdur,

as not having a plan quickly puts us at the mercy of those who do have one. Deyimler

1:38

çünkü bir plana sahip olmamak bizi hızla planı olanların insafına bırakır.

Deyimler

at the mercy of: kontrol başkasındayken

At the mercy of someone or something, çok az kontrole sahip olmak ya da hiç kontrol sahibi olmamak ve o kişinin veya gücün yaptıklarını kabul etmek zorunda kalmak demektir. Burada bir planımızın olmaması, bizi gerçekten planı olan kişilere karşı savunmasız bırakır. Yaygın yapı be, leave veya put someone at the mercy of + kontrolü elinde tutan kişi ya da güç şeklindedir. Mercy tek başına «merhamet» anlamına gelebilse de tüm ifade iyilik görmeye değil, bağımlılığa ve güçsüzlüğe odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi «ne olacağı üzerinde kontrolü olmamak» anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Without offline copies, our files are ____ the cloud service.

Cevabı göster

at the mercy of

We only catch glimpses, Kalıp ifadeler

1:42

Sadece anlık parıltılar yakalarız,

little hints of our tastes.

1:43

zevklerimizin küçük ipuçlarını.

Kalıp ifadeler

catch glimpses: kısa ve kısmi görüntüler yakalamak

Catch glimpses, bir şeyin kısa ve eksik parçalarını birkaç kez görmek veya fark etmek demektir. Burada mecazidir: Konuşan kişi bir nesneyi gerçekten görmek yerine kişisel zevklerle ilgili küçük ipuçları edinir. Catch fiili, bu izlenimlerin hızlı ve kısmen tesadüfi olduğunu gösterir. Uzun ve dikkatli bir bakışı anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi catch glimpses ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: From the bus, we ____ of the river between the buildings.

Cevabı göster

caught glimpses

So what we have to do is learn to pick up on their faint sounds. Öbek fiiller

1:45

Bu yüzden yapmamız gereken şey, onların cılız seslerini yakalamayı öğrenmektir.

Öbek fiiller

pick up on: ince işaretleri fark etmek

Bu cümlede pick up on, belli belirsiz veya kolayca gözden kaçabilecek bir şeyi fark etmek ya da anlamak demektir. Faint sounds, zayıf iç sinyalleri anlatan bir benzetmedir; dolayısıyla ifade, kolayca gözden kaçabilecek tercihlerin farkına varmayı anlatır. Burada pick up on, fark edilen şeyin önünde kullanılan üç kelimeli bir öbek fiildir: pick up on a hint, a change in tone veya someone's discomfort. On sözcüğü bu yapının bir parçasıdır.

Alıştırma

Cümleyi, ince bir işareti fark etmek anlamındaki üç kelimeli öbek fiille tamamlayın: Even though Maya said she was fine, her friend ____ her hesitation.

Cevabı göster

picked up on

Start by parking any concerns for money for a time. Kelime

1:48

İşe bir süreliğine para endişelerini bir kenara bırakarak başlayın.

Kelime

parking any concerns for money: para kaygılarını geçici olarak bir kenara bırakmak

Parking any concerns for money, parayla ilgili kaygıları geçici olarak bir kenara bırakmak demektir. Park burada mecazi anlamda kullanılmıştır: dikkatin başka bir şeye yöneltilebilmesi için bir kaygı şimdilik kenara konur. Start by ve for a time, zaman sınırını açıkça gösterir. Bu geçici bir ilk adımdır; parayla ilgili kaygıları çözme, önemsiz görme veya sonsuza dek yok sayma tavsiyesi değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı park + issue, topic, question veya concern şeklindedir.

Alıştırma

Bir toplantıda hangi cümle, ekibin bir konuyu şimdilik kenara bırakıp daha sonra yeniden ele alacağını ifade eder?

  1. Let's ignore the budget question forever.
  2. Let's park the budget question until Friday.
  3. Let's solve the budget question before Friday.
Cevabı göster

Let's park the budget question until Friday.

Financial panic too often kills all dialogue with the more authentic,

1:51

Finansal panik çok sık olarak kişinin doğasındaki daha otantik,

passionate sides of one's nature.

1:55

ve tutkulu yönlerle yapılan tüm diyaloğu öldürür.

Write down without being too logical or analytical about it,

1:57

Bu konuda fazla mantıklı veya analitik olmadan yazın,

everything you've ever enjoyed doing or making,

2:01

yapmaktan veya üretmekten keyif aldığınız her şeyi,

which might include building a treehouse or sorting out the winter clothes.

2:03

bunlar bir ağaç ev yapmak ya da kışlık kıyafetleri ayırmak olabilir.

The weirder and more offbeat the list, Dilbilgisi

2:06

Liste ne kadar tuhaf ve sıradışı olursa,

the better.

2:08

o kadar iyidir.

Dilbilgisi

The weirder ..., the better: the + karşılaştırma, the + karşılaştırma

İki yan cümle, ilintili karşılaştırma kalıbı olan the + comparative ..., the + comparative ... yapısını oluşturur. Bu yapı iki değişimi birbirine bağlar: liste daha tuhaf ve sıra dışı hâle geldikçe sonuç daha iyi kabul edilir. Buradaki the, normal belirli tanımlık görevinde değildir. İlk yan cümlede weirder and more offbeat gibi iki karşılaştırma biçimi birlikte kullanılabilir. İkinci yan cümledeki the better, anlam açık olduğu için it is gibi sözcükleri düşürür. Bu eksiltme bu kalıpta doğaldır.

Alıştırma

İlintili karşılaştırmayı gerekli iki işaretleyiciyi ekleyerek tamamlayın: ____ more carefully you plan, ____ easier the project becomes.

Cevabı göster

The · the

In the long and confused tangle that follows,

2:09

Ardından gelen uzun ve karmaşık düğümün içinde,

there will somewhere be the shape of an ideal future working self.

2:11

bir yerlerde gelecekteki ideal çalışan benliğin şekli olacaktır.

But it'll be very messed up and in need of being analyzed thoroughly. Dilbilgisi

2:16

Ancak çok karmaşık olacak ve iyice analiz edilmeye ihtiyaç duyacaktır.

Dilbilgisi

in need of being analyzed: of sonrasında edilgen gerund

In need of, bir şeyin ilgiye veya bir işleme ihtiyaç duyduğu durumu anlatır. Bu cümlede in need of being analyzed, o şeyin biri tarafından analiz edilmesi gerektiği anlamına gelir; ancak analizi yapacak kişi belirtilmez. of bir edat olduğu için burada ardından ulaç biçimindeki being gelir. Being analyzed edilgendir: özne analiz eylemine maruz kalır. Yeniden kullanılabilecek kalıp be in need of + being + geçmiş zaman ortacıdır.

Alıştırma

in need of sonrasında analyze fiilinin edilgen ulaç biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: This report is in need of ____ before publication.

Cevabı göster

being analyzed

That's where philosophy comes in. Öbek fiiller

2:19

Felsefe tam da burada devreye giriyor.

Öbek fiiller

That's where ... comes in: bir aşamada yararlı hâle gelmek

Burada comes in, “belirli bir aşamada ilgili veya yararlı hâle gelir” anlamındadır. Özne olan philosophy, fiziksel olarak bir yere girmemektedir. That's where X comes in kalıbı, az önce belirtilen bir ihtiyacı veya sorunu o aşamada yardımcı olan şeyle ilişkilendirir. Buradaki where, karışık düşüncelerin düzenlenmesi gereken aşamayı gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede comes in ne anlama geliyor? “The camera records the scene, but that's where the editor comes in.”

  1. Editör bu aşamada yararlı hâle gelir.
  2. Editör belirli bir dereceyle bitirir.
  3. Editör fiziksel olarak odaya girer.
Cevabı göster

Editör bu aşamada yararlı hâle gelir.

Philosophy is the art of clearing up and demanding logic of our first thoughts.

2:21

Felsefe, ilk düşüncelerimizi açıklığa kavuşturma ve onlardan mantık bekleme sanatıdır.

Thirdly,

2:26

Üçüncü olarak,

think a lot.

2:27

çok düşünün.

If it might take a couple of days,

2:28

Eğer yeni bir araba seçmek birkaç gün,

even a week to choose a new car,

2:29

hatta bir hafta alabiliyorsa,

it could fairly take a year or more of sustained daily reflection to start to identify a career that fits.

2:31

uygun bir kariyeri belirlemeye başlamak için bir yıl veya daha uzun süreli sürekli bir günlük düşünme süreci oldukça makul bir süredir.

We tend to feel guilty about

2:37

Bunun için kendimizi suçlu hissetme eğilimindeyiz,

this, imagining we're being self-indulgent.

2:38

kendimizi şımarttığımızı hayal ederiz.

Far from it. Ton ve niyet

2:41

Asla.

Ton ve niyet

Far from it: önceki iddiayı reddetmek

Far from it, konuşmada tek başına tam bir yanıt olarak kullanılabilir ve “Bu doğru değil; aslında gerçeğe daha yakın olan bunun tersidir” anlamına gelir. Burada far fiziksel uzaklıktan söz etmez. It, az önce belirtilen düşüncenin tamamına gönderme yapar; böylece o iddiayı tekrarlamak gerekmez. Neyin reddedildiğini anlamak için dinleyenin önceki önermeyi bağlamdan çıkarması gerekir.

Alıştırma

A: So the repairs made the problem worse? B: Far from it. The machine now works perfectly. B ne anlatıyor?

  1. Onarımlar durumu büyük ölçüde iyileştirdi.
  2. B sonucu bilmiyor.
  3. Onarımlar neredeyse hiçbir şeyi değiştirmedi.
Cevabı göster

Onarımlar durumu büyük ölçüde iyileştirdi.

We may need to empty every weekend for months to sort out the biggest conundrum of our lives. Öbek fiiller

2:42

Hayatımızın en büyük muammasını çözmek için aylarca her hafta sonunu boşaltmamız gerekebilir.

Öbek fiiller

sort out: karmaşık bir problemi netleştirip çözmek

Bu cümlede sort out, zor bir problemi netleştirip çözmek anlamına gelir. Nesnesi the biggest conundrum of our lives olduğu için ifade burada soyuttur; fiziksel nesneler gruplara ayrılmıyor. Sort out genellikle bir konunun karmaşık, kafa karıştırıcı veya çözümsüz olduğunu ve anlaşılır ya da yönetilebilir hâle gelmesi için düşünme veya eylem gerektirdiğini düşündürür. Ayrılabilen bir phrasal verb'dür: sort out the problem ve sort the problem out doğal kullanımlardır; ancak zamir sort it out örneğindeki gibi ortaya gelir.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki iki kelimeli phrasal verb ile tamamlayın: We need to ____ this billing error before Friday.

Cevabı göster

sort out

To make sure we don't continue to spend the rest of our lives trapped in a job unwittingly chosen for us by our unknowing 16-year-old selves, Dilbilgisi

2:46

Geri kalan hayatımızı cahil 16 yaşındaki halimiz tarafından farkında olmadan bizim için seçilmiş bir işte hapsolmuş olarak geçirmeye devam etmemek için,

Dilbilgisi

spend the rest of our lives trapped: zaman dilimi ve devam eden durum

Yapı spend + bir zaman dilimi + durum veya etkinlik şeklindedir. Burada the rest of our lives zaman dilimidir; trapped ise geçmiş zaman ortacından oluşan bir sıfat olarak o süre boyunca we ile kastedilen kişilerin durumunu anlatır. Sıkışıp kalan şey lives değildir. Bu anlatım, istenmeyen bir işte kalmayı hayatın geri kalanının bütünüyle bu şekilde harcanması olarak sunar. Böylece uyarı, yalnızca be trapped demekten daha uzun süreli ve bedeli daha ağır görünür.

Alıştırma

Bir kişinin o süre boyunca içinde bulunduğu durumu anlatmak için spend + zaman dilimi + durum yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. I don't want to spend another year trapped in a job with no future.
  2. I don't want to cost another year trapped in a job with no future.
  3. I don't want another year spend trapped in a job with no future.
Cevabı göster

I don't want to spend another year trapped in a job with no future.

we need to be properly generous about the amount of time we'll need to give this.

2:54

buna vermemiz gereken zaman konusunda gerektiği gibi cömert olmalıyız.

Fourthly,

2:58

Dördüncü olarak,

try something.

2:59

bir şeyler dene.

It's tempting to imagine we'll be able to work out the shape of the workplace and of our own characters simply through pure process of reflection, Notlar

3:00

Çalışma ortamının ve kendi karakterimizin şeklini yalnızca salt düşünme süreciyle çözebileceğimizi hayal etmek cazip gelse de,

Öbek fiiller

work out + nesne: akıl yürüterek bir şeyi belirlemek

Burada work out ifadesinin ardından the shape of the workplace and of our own characters nesnesi gelir. Geçişli bir öbek fiil olarak düşünme, akıl yürütme veya hesaplama yoluyla bir şeyi belirlemek, anlamak ya da keşfetmek demektir. Konuşan kişi bunları çözümlemekten söz eder; egzersiz yapmaktan değil. Bu yapı, work out the answer örneğindeki gibi bir ad öbeği veya work out why it happened örneğindeki gibi bir wh-yan cümlesi alabilir. Dil bilgisi yapısı ile öznenin ve nesnenin türü, amaçlanan anlamı belirlemeye yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede worked out ne anlama geliyor? After checking the map, Maya worked out the shortest route.

  1. Rota kendi kendine iyi sonuçlandı.
  2. Bilgiyi kullanarak rotayı belirledi.
  3. Rota boyunca egzersiz yaptı.
Cevabı göster

Bilgiyi kullanarak rotayı belirledi.

but we need data.

3:07

veriye ihtiyacımız var.

Kalıp ifadeler

It's tempting to imagine: çekici bir düşünceyi sorgulamadan önce kabul etmek

It's tempting to imagine, inanması kolay veya çekici gelen bir düşünceyi ortaya koyar. Buradaki çekici düşünce, yalnızca düşünerek iş yerinin yapısının ve insanların karakterlerinin anlaşılabileceğidir. Tempting, yiyeceğin çekiciliğini veya fiziksel bir daveti değil, düşüncenin cazibesini anlatır. Bu kalıp çoğu zaman bir ödün verme işlevi görür: konuşan kişi doğal bir ilk düşünceyi kabul ettikten sonra onu sorgular veya sınırlar. Ardından gelen but, veri ihtiyacının bu sezgiyi geçersiz kıldığını gösterir.

Alıştırma

Çekici bir varsayımı sorgulamadan önce kabul eden, burada öğretilen dört sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ that studying all night guarantees a better score, but sleep also matters.

Cevabı göster

It's tempting to imagine

And we can only understand ourselves and others by colliding with the real world, Deyimler

3:09

Ve bizler, hem dünyayı hem de kendi doğamızı tanıma sürecinde,

in the process getting to know both it and our own natures. Kalıp ifadeler

3:13

gerçek dünyayla çarpışarak sadece kendimizi ve başkalarını anlayabiliriz.

Deyimler

Colliding with the real world: fikirlerin deneyimle sınanması

Burada colliding with the real world mecazi bir ifadedir. İnançları, planları ve kişinin kendisiyle ilgili anlayışını, gerçekliğin karşılık verebileceği somut durumlara taşımak anlamına gelir. Colliding fiili direnç hissi verir: deneyim hataları ortaya çıkarabilir, düzeltme yapmaya zorlayabilir veya yalnızca düşünerek keşfedilemeyecek özellikleri gösterebilir. Sadece dünyayla karşılaşmaktan ya da onu gözlemlemekten daha güçlüdür.

Alıştırma

Bu bağlamda colliding with the real world neyi ifade eder?

  1. Kazayla fiziksel bir çarpışma yaşamak.
  2. Fikirleri deneyim yoluyla sınamak ve geri bildirim sonucunda değiştirmek.
  3. Harekete geçmeden gerçekliği güvenli bir mesafeden gözlemlemek.
Cevabı göster

Fikirleri deneyim yoluyla sınamak ve geri bildirim sonucunda değiştirmek.

Kalıp ifadeler

In the process: bir eylem sırasında sonuç eklemek

In the process, az önce sözü edilen eyleme gönderme yapar ve bu eylem sürerken gerçekleşen başka bir şeyi ekler. Burada gerçeklikle temas etmek, dünyayı ve kendimizi tanımamızı da sağlar. Bu ifade, in the process getting to know örneğinde olduğu gibi ek bilgi veren bir -ing yan cümlesinden önce zarf öbeği olarak kullanılabilir. Bu yapıda of gerekmez; in the process of ise doğrudan bir ad veya -ing biçimi alan farklı bir yapıdır.

Alıştırma

Bu dersteki tam ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Nora organized the files, ____ finding the missing receipt.

Cevabı göster

in the process

We need to take small, non-irrevocable steps to gather information, Kalıp ifadeler

3:16

Bilgi toplamak için küçük, geri alınabilir adımlar atmamız gerekiyor,

Kalıp ifadeler

take small, non-irrevocable steps: küçük ve geri alınabilir adımlar atmak

Take steps, bir hedefe doğru harekete geçmek anlamına gelir; fiziksel olarak yürümekten söz etmez. Small, eylemlerin ölçeğini sınırlar. Non-irrevocable kelime anlamıyla “geri döndürülmesi imkânsız olmayan” demektir; yani hâlâ geri dönüş yolu vardır. İfade bütünüyle, geri alınamayacak bir taahhütte bulunmadan yavaş yavaş deneyip öğrenmeyi anlatır.

Alıştırma

Öğrenmeye yardımcı olurken yön değiştirme olanağı da bırakan temkinli eylemleri en iyi hangi ifade anlatır?

  1. take small, non-irrevocable steps
  2. make one irreversible commitment
  3. avoid taking any action
Cevabı göster

take small, non-irrevocable steps

for example, by shadowing, interning, or volunteering. Kelime

3:20

örneğin; iş gölgeleme, staj veya gönüllülük yaparak.

Kelime

shadowing, interning veya volunteering

Burada shadowing, bir uzmanın iş gününde onu takip ederek yaptığı işin nasıl olduğunu gözlemlemek demektir. Interning, genellikle atanmış görevlerle geçici bir stajyer rolünde çalışmak demektir. Volunteering ise çoğunlukla düzenli ücret almadan, isteyerek zaman ayırıp yardım etmek demektir. By sonrasında üç fiil de bilgi toplama yöntemlerini adlandırdığı için -ing biçimini alır. Liste üç farklı katılım türü sunar: gözlemlemek, stajyer olarak çalışmak veya gönüllü olarak yardım etmek.

Alıştırma

Bir genç izin alarak bir öğleden sonra veterinerin çalışmasını izliyor ve kendisine hiçbir görev verilmiyor. Bu faaliyeti en iyi hangi sözcük anlatır?

  1. volunteering
  2. interning
  3. shadowing
Cevabı göster

shadowing

We mustn't think we always have to resign on Monday.

3:23

Pazartesi günü her zaman istifa etmek zorunda olduğumuzu düşünmemeliyiz.

We can investigate our futures through branching projects on the side of existing jobs.

3:25

Geleceğimizi, mevcut işlerimizin yanındaki yan projeler aracılığıyla araştırabiliriz.

Five,

3:30

Beş,

reflect on what makes people unhappy.

3:31

insanları neyin mutsuz ettiği üzerine düşünün.

Every successful business is at heart an attempt to solve someone else's problem. Deyimler

3:34

Her başarılı iş, temelinde bir başkasının sorununu çözme girişimidir.

Deyimler

at heart: altta yatan öz

At heart, “en temel niteliği bakımından” ya da “özünde” demektir. Burada bir işletmeyi yürütmenin görünür birçok yönünü bir kenara bırakır ve temel amacını belirler: başka birinin sorununu çözmeye çalışmak. Bu ifade bir kişinin, konunun veya faaliyetin gerçek niteliğini anlatabilir. Fiziksel organ olan kalbe gönderme yapmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede at heart bir konunun temel niteliğini belirtmek için kullanılmıştır?

  1. She took the criticism to heart.
  2. He learned the speech by heart.
  3. The disagreement is at heart about trust.
Cevabı göster

The disagreement is at heart about trust.

The bigger and more urgent the problem, Dilbilgisi

3:38

Sorun ne kadar büyük ve acilse,

the greater the opportunity.

3:40

fırsat da o kadar büyüktür.

Dilbilgisi

The bigger ..., the greater ...: bağlantılı karşılaştırmalar

Bu, the + comparative ..., the + comparative ... biçimindeki bağıntılı karşılaştırma kalıbıdır. Bir etken değiştikçe başka bir etkenin de onunla bağlantılı şekilde değiştiğini anlatır. Burada sorunun daha büyük ve acil olması, daha büyük bir fırsatla ilişkilendirilir. İlk bölüm bigger ve more urgent olmak üzere iki karşılaştırma biçimini birlikte kullanır. Tekrarlanan the, belirli bir sorun veya fırsata işaret eden tanımlık değil, bu kalıbın sabit bir işaretidir. Anlam açık olduğunda is veya becomes gibi fiiller sık sık atılır.

Alıştırma

Bağıntılı karşılaştırmayı more ve easier ile tamamlayın: ____ you practice, ____ it gets.

Cevabı göster

The more · the easier

To flex your entrepreneurial muscles, Deyimler

3:42

Girişimcilik kaslarınızı esnetmek için,

consider an average day and everything in it that might make someone unhappy,

3:44

sıradan bir günü ve içinde birini mutsuz edebilecek her şeyi düşünün,

Deyimler

Flex your entrepreneurial muscles: girişimcilik düşüncesini geliştirmek

Burada flex your entrepreneurial muscles, fiziksel egzersizi bir benzetme olarak kullanır. Sorunları fark etme ve onları olası iş fikirlerine dönüştürme alışkanlıklarını etkin biçimde kullanıp güçlendirmek anlamına gelir; gerçekten vücuttaki kasları hareket ettirmekten söz edilmez. flex your + yetenek + muscles kalıbı, bir yeteneği pratik yaptıkça güçlenen bir “kas” gibi gösterir. flex sözcüğünün “kullanmak” mı yoksa “gösteriş yapmak” mı olduğu bağlama göre belirlenir. Burada sıradan bir günü inceleme talimatı verildiği için anlam gösteriş değil, pratiktir.

Alıştırma

Cümleyi “iş kurma zihniyetini geliştirmek” anlamındaki kas benzetmesiyle tamamlayın: Before starting a company, use a small side project to ____.

Cevabı göster

flex your entrepreneurial muscles

from losing the house keys to finding the food a little greasy,

3:47

evin anahtarlarını kaybetmekten yemeği biraz yağlı bulmaya,

to arguing yet again with their spouse.

3:50

eşleriyle bir kez daha tartışmaya kadar.

Each of these is a business opportunity waiting to be exploited. Dilbilgisi

3:53

Bunların her biri değerlendirilmeyi bekleyen bir iş fırsatıdır.

Dilbilgisi

Waiting to be exploited: edilgen waiting kalıbı

Waiting to be exploited, a business opportunity ifadesini niteler. Bu, a business opportunity that is waiting to be exploited ilgi cümleciğinin kısaltılmış biçimidir. Waiting fırsatın mevcut durumunu anlatırken to be exploited, fırsata henüz ne yapılmadığını gösteren edilgen bir mastardır. Yeniden kullanılabilen kalıp isim + waiting + to be + geçmiş zaman ortacı biçimindedir; a question waiting to be answered buna örnektir. waiting önündeki isim sonraki eylemi yapmak yerine o eylemden etkileniyorsa bu kalıbı kullanın.

Alıştırma

develop kullanarak edilgen waiting kalıbıyla cümleyi tamamlayın: The empty lot is a community resource ____.

Cevabı göster

waiting to be developed

It's a chance for us to serve,

3:57

Bu bizim hizmet etmemiz için bir şanstır,

which is what work really is. Dilbilgisi

3:58

ki işin aslı da budur.

Dilbilgisi

which is what work really is: özetleyen bir tanım

Virgülden sonraki 'which is what work really is' yan cümlesi, önceki düşüncenin tamamı hakkında yorum yapar: başkalarına hizmet ederek yardım etme fırsatı. Burada which yeni bir konu başlatmak yerine bu düşünceye geri gönderme yapar. Yorumun içindeki 'what work really is', 'işin gerçek özü' anlamına gelen bir isim cümleciğidir. What zaten '…… olan şey' anlamını taşıdığı için 'which is what X really is' kalıbı, önceki bir düşünceyi özetleyen bir tanıma veya değer yargısına dönüştürebilir.

Alıştırma

Önceki düşünceyi özetleyen bir tanıma dönüştüren sonu seçin: Listening to users helps us solve real problems, ...

  1. which is where good design starts
  2. which is what good design really is
  3. which is why good design really matters
Cevabı göster

which is what good design really is

It's easy to imagine that everything's been done and tried.

4:00

Her şeyin yapıldığını ve denendiğini hayal etmek kolaydır.

Nonsense.

4:03

Saçmalık.

We're unhappy enough for capitalism to have many more centuries of invention and creativity to it. Dilbilgisi

4:04

Kapitalizmin önünde icat ve yaratıcılıkla geçirecek yüzyılları daha olacak kadar yeterince mutsuzuz.

Dilbilgisi

adjective + enough for someone to do: farklı özneli bir sonuç

'unhappy enough for capitalism to have...' ifadesinde enough, unhappy sıfatından sonra gelir ve yeterli bir dereceyi gösterir. adjective + enough + for + noun + to-infinitive kalıbı, bir durumun belirli bir sonucu doğuracak dereceye ulaştığını anlatır. 'For capitalism', 'to have' yapısının mantıksal öznesidir; yararlanan tarafı veya amacı belirtmez. Mutsuzluğu insanlar yaşar, ancak sonraki sonucun dilbilgisel öznesi capitalism olur. Abartılı sonuç mizah katar: çözülmemiş memnuniyetsizlik icat ve yaratıcılığı sürdürür.

Alıştırma

Everyone sözcüğünü hear eyleminin mantıksal öznesi yapan iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The room was quiet ____ everyone to hear the clock.

Cevabı göster

enough for

Six,

4:10

Altı,

be confident.

4:11

kendinden emin ol.

So many bad self-help books are about confidence,

4:12

Pek çok kötü kişisel gelişim kitabı özgüvenle ilgilidir ki,

it can be tempting to dismiss the whole topic as nonsense. Kalıp ifadeler

4:15

tüm bu konuyu saçmalık olarak reddetmek cazip gelebilir.

Kalıp ifadeler

dismiss ... as nonsense: bir şeyi saçmalık diye reddetmek

Burada dismiss the whole topic as nonsense, konunun ciddiye alınmaya değmediğine karar vermek ve onu saçmalık olarak etiketlemek anlamına gelir. Kalıp dismiss + kişi, şey veya fikir + as + isim ya da sıfat öbeğidir. Bu cümlede konuşmacı, konuyla ilgili pek çok kitabın kötü olmasından dolayı özgüven konusunun tamamını reddetmemek gerektiğini söylüyor. Buradaki dismiss, bir şeyi daha fazla değerlendirmeyi reddetmeyi anlatır; birini işten çıkarmak veya gitmesine izin vermek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan kalıbın iki parçasıyla tamamlayın: The editor refused to ____ the safety concern ____ nonsense.

Cevabı göster

dismiss · as

But in a peculiar and rather humbling way,

4:17

Ancak tuhaf ve oldukça tevazu gerektiren bir şekilde,

it really does seem as if the difference between success and failure is sometimes nothing less than the courage to give it a go. Notlar

4:20

başarı ile başarısızlık arasındaki fark, bazen sadece deneme cesaretinden ibaret gibi görünüyor.

Dilbilgisi

does seem as if: gerçekten de ... gibi görünüyor

does seem yapısında does, olumlu cümlede kullanılan vurgu yardımcı fiilidir. seem fiilini güçlendirir; zaman ve özne uyumunu does taşıdığı için seem yalın hâlde kalır. As if, doğruymuş gibi görünen durumu başlatır. does seem as if birlikte kullanıldığında izlenimin gerçekten güçlü olduğu anlaşılır; ancak seem ve as if, ifadenin kanıtlanmış bir gerçek değil, bir yorum olduğunu göstermeye devam eder. Asıl cümledeki really vurguyu daha da artırır.

Alıştırma

Hangi cümle bir izlenimi güçlü biçimde vurgularken belirsizliğe de yer bırakır?

  1. Does it seem as if the new schedule is helping?
  2. It proves that the new schedule is helping.
  3. It does seem as if the new schedule is helping.
Cevabı göster

It does seem as if the new schedule is helping.

Deyimler

Güçlü vurgu için nothing less than

Burada nothing less than, deneme cesaretini başarı ile başarısızlığı ayırabilecek belirleyici etken olarak güçlü biçimde sunar. nothing short of ifadesine veya daha basitçe “gerçekten” anlamına gelir; “daha az miktar” demek değildir. nothing less than + isim öbeği veya sıfat yapısı, bir değerlendirmeye daha fazla güç katar. Ardından gelen ifadeyi etkileyici, ciddi veya aşırı bir tanım olarak sunar.

Alıştırma

“Gerçekten olağanüstü” anlamını vermek için bu dersteki ifadeyi tamamlayın: Her calm response was ____ remarkable.

Cevabı göster

nothing less than

Deyimler

give it a go: “dene” demenin arkadaşça bir yolu

Give it a go, özellikle sonuç belirsiz veya etkinlik yeniyken “dene” anlamına gelir. Give fiildir, it bağlamdan anlaşılan etkinliğin veya planın tamamını ifade eder ve öncesinde belirli bir isim gerektirmez; a go ise “bir deneme” anlamına gelen isim öbeğidir. Bu ifade çoğu zaman arkadaşça teşvik etmek veya denemeye istekli olduğunuzu rahat bir biçimde söylemek için kullanılır.

Alıştırma

Bu dersteki “dene” anlamına gelen ifadeyi tamamlayın: The puzzle looks difficult, but I'll ____.

Cevabı göster

give it a go

The ability to imagine oneself into a role,

4:26

Kendini bir rolde hayal edebilme yeteneği,

to surmise one doesn't need to ask anyone for permission, Kalıp ifadeler

4:28

kimseden izin istemek zorunda olmadığını varsayabilme,

Kalıp ifadeler

ask anyone for permission: ask + kişi + for + permission

Başka durumlara aktarılabilen yapı ask + kişi + for + permission biçimindedir. Danışılan kişi doğrudan ask fiilinden sonra gelir; for ise istenen şeyi, burada permission sözcüğünü, yapıya bağlar. Bu cümlede anyone kişi konumundadır. Olumsuzluk need üzerinde etkilidir: kişi, izne hâlâ ihtiyacı olduğu hâlde kimseye sormamayı değil, kimseye danışmanın veya onay almanın gerekmediğini düşünür.

Alıştırma

Cümleyi sabit izin isteme ifadesiyle tamamlayın: Before you use the lab, ask your teacher ____.

Cevabı göster

for permission

that many of the top positions simply belong to those who dare to boldly ask for them.

4:31

en üst düzey pozisyonların birçoğunun sadece onları cesurca istemeye cüret edenlere ait olduğu.

A lack of confidence is at heart a misunderstanding of the way the world works.

4:36

Özgüven eksikliği temelinde dünyanın işleyişini yanlış anlamaktır.

It's an internalized feudalism, Deyimler

4:40

İçselleştirilmiş bir feodalizmdir,

which imagines that only certain people,

4:42

yalnızca belirli insanların,

but not oneself,

4:44

ama kendisinin değil,

have the right preordained to get certain things.

4:45

belirli şeyleri elde etmeye önceden belirlenmiş bir hakkı olduğunu hayal eder.

Deyimler

internalized feudalism: kişinin kendisini sınırlayan hiyerarşi metaforu

Internalized feudalism, bir siyasal sistem hakkında gerçek anlamlı bir iddia değil, bilerek çarpıcı hâle getirilmiş bir metafordur. Internalized, toplumsal bir sıralamanın kişinin kendi düşünce biçimine yerleştiğini; feudalism ise sabit konumları ve ayrıcalıkları çağrıştırır. Burada bu etiket, değerli fırsatların doğal olarak yalnızca belirli türde insanlara ayrıldığı inancını eleştirir. Böylece kişi, herhangi bir dış otorite onu dışlamadan önce kendisini dışarıda bırakır.

Alıştırma

Bu cümlede internalized feudalism neyi anlatıyor?

  1. Sabit bir konumun fırsatları kimin hak ettiğini belirlediğine dair öğrenilmiş bir inanç
  2. Tarih çalışmanın neden olduğu bir hastalık
  3. Tarihsel bir feodal yönetimi geri getirme planı
  4. Herkesin aynı haklara sahip olduğu eşit bir sistem
Cevabı göster

Sabit bir konumun fırsatları kimin hak ettiğini belirlediğine dair öğrenilmiş bir inanç

It isn't true.

4:48

Bu doğru değil.

As we know,

4:49

Bildiğimiz gibi,

a lot more is possible than we might think at our moments of timidity and doubt. Dilbilgisi

4:50

çekingenlik ve şüphe anlarımızda düşündüğümüzden çok daha fazlası mümkündür.

Dilbilgisi

a lot more is possible than we might think yapısı

a lot more ifadesinde a lot, karşılaştırma bildiren more sözcüğünü güçlendiren, konuşma diline yakın bir derece belirtecidir. much more ile aynı şekilde “çok daha fazla” anlamı verir. Burada a lot more, is possible yapısının öznesidir ve çok daha geniş bir eylem ya da sonuç aralığını belirtir; possible sayılabilen bir isim olarak kullanılmaz. Than ile başlayan yan cümle karşılaştırma noktasını verir: what we might think. Might, bu tahmini kesin olmayan ve ölçülü bir yargı hâline getirir. Böylece cümle, gerçek olasılıkları çekingen ya da kuşkulu olduğumuzda hayal ettiğimiz daha dar aralıkla karşılaştırır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi a lot more is possible yapısıyla tamamlayın: With the right support, ____ than we might think.

Cevabı göster

a lot more is possible

That's the start of the path towards a job we won't regret on our deathbeds. Deyimler

4:54

Bu, ölüm döşeğimizde pişman olmayacağımız bir işe giden yolun başlangıcıdır.

Deyimler

on our deathbeds ifadesindeki hayatın sonundan bakış

On our deathbeds, “hayatımızın en sonunda, ölmek üzereyken” anlamına gelir. Çoğu zaman gerçekten belirli bir yatakta yatacağımızı söylemekten çok, hayatı değerlendirdiğimiz hayalî bir bakış noktası oluşturur. Burada iş seçimi, hayat boyu sürecek pişmanlık açısından sınanır: bütün hayatınıza dönüp baktığınızı ve seçimin hâlâ yanlış görünüp görünmeyeceğini hayal edin. Bu imge öğüde ciddi bir duygusal ağırlık verir ve geri alınması mümkün olmayabilecek sonuçları vurgular.

Alıştırma

On our deathbeds ifadeye hangi bakış açısını ekler?

  1. Yorucu bir günün ardından yatakta dinlenmek
  2. Ertesi sabah için kısa vadeli bir plan yapmak
  3. Hayatın sonuna yaklaşırken bütün hayatımıza dönüp bakmak
Cevabı göster

Hayatın sonuna yaklaşırken bütün hayatımıza dönüp bakmak

Which should always be the ultimate criterion.

4:58

Ki bu her zaman nihai kriter olmalıdır.