Üyelere Özel Videolar YouTube'da BÜYÜK Bir Problem: İngilizce çalışma notları
Linus Tech Tips
Video özeti: Üye videolarının otomatik tanıtımı karmaşa ve şikayetlere yol açtı. Ekip ücretli içerikleri kaldırıp destekçilere geri ödeme yapacak; ancak artan abonelikler YouTube'un politika değiştirmesini düşük olasılıklı kılıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. sit on the sidelines — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Başkaları harekete geçerken pasif kalmayı anlayıp gözlemciyle katılımcıyı karşılaştırmak. 2. it would be one thing if — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: Sorunu kabul edilebilir kılacak bir koşulu sunup gerçekle karşılaştırmak. 3. off the record, — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Kamuya açık biçimde alıntılanmaması veya kaynağa atfedilmemesi gereken özel bilgiyi tanımak.
Bu derste
On the surface, channel memberships are a pretty good idea. Kalıp ifadeler
0:00Görünüşte, kanal üyelikleri oldukça iyi bir fikir.
On the surface ile karşıtlığa zemin hazırlama
Bu cümlede On the surface, bir şeyi yalnızca hemen görünen veya açık olan yönlerine bakarak değerlendirmek anlamına gelir. Kanal üyeliklerinin, konuşmacı onları daha derinlemesine incelemeden önce iyi bir fikir gibi göründüğünü belirtir. İfade cümlenin başında virgülle kullanıldığında düşünceyi düzenler: önce ilk izlenimi verir, ardından dinleyiciyi bir karmaşıklığa veya karşıt görüşe hazırlar. Burada fiziksel bir yüzeyden söz edilmez.
Alıştırma
Hangi cümle on the surface ifadesini daha sonra sorgulanacak görünürdeki bir düşünceyi sunmak için kullanıyor?
- The divers returned to the surface after ten minutes.
- On the surface, the plan seems simple, but the details are complicated.
- Put the keys on the surface beside the lamp.
Cevabı göster
On the surface, the plan seems simple, but the details are complicated.
Viewers toss a bit of coffee money to their favorite creators
0:03İzleyiciler favori içerik üreticilerine biraz kahve parası atıyor
and YouTube doesn't have to just sit on the sidelines Deyimler
0:06ve YouTube sadece kenarda oturmak zorunda kalmıyor
Sit on the sidelines: eyleme katılmamak
Sit on the sidelines spor dilinden gelir: sidelines tarafında bulunan kişi oyun alanının içinde değil, yanındadır. İfade mecaz olarak, başkaları harekete geçerken katılmadan kalmak anlamına gelir. Burada, izleyiciler ile içerik üreticileri arasında para dolaşırken YouTube'un yalnızca gözlemci olmak istemediğini anlatır. Yakındaki just sözcüğü pasifliği vurgular: izlemekten başka hiçbir şey yapmamak.
Alıştırma
'The town cannot sit on the sidelines while the river is polluted,' cümlesinde 'sit on the sidelines' ne anlama geliyor?
- bir spor sahasının yanına oturmak
- başkaları harekete geçerken katılmadan kalmak
- temizlik çalışmasını yönetmek
Cevabı göster
başkaları harekete geçerken katılmadan kalmak
reap all the rewards: tüm getirileri elde etmek
Bu cümlede reap all the rewards, bütün faydaları elde etmek anlamına gelir. Reap fiili aslında bir ürünü hasat etmeyi anlatır; ancak burada hasat imgesi kullanılarak platformların erken erişim veya özel içerikten doğan kazançları elde etmesi ifade edilir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp reap the rewards of/from something şeklindedir. All, bir kişinin veya grubun faydanın yalnızca bir kısmını değil, tamamını aldığını vurgular.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve bütün faydaları elde etmek anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Because Priya took the full risk, she now gets to ____.
Cevabı göster
reap all the rewards
generating positive feedback from our channel members
0:19kanal üyelerimizden olumlu geri dönüşler sağlayarak
Let's talk about it and the changes we're making
0:41Bu konuyu ve bu yüzden kanallarımızda yaptığımız
Check it out today using our link in the description.
1:01Açıklamadaki bağlantımızı kullanarak bugün ona göz atın.
When they were first introduced, a little over six years ago,
1:03İlk tanıtıldıklarında, altı yıldan biraz daha uzun bir süre önce,
paywalled videos, let's just call them what they are, Ton ve niyet
1:06ücretli videolara —adını doğru koyalım—
could be accessed by clicking the join button
1:09favori kanallarınızdaki abone ol butonunun yanındaki katıl butonuna
let's just call them what they are: onlara neyse o diyelim
Let's just call them what they are, daha yumuşak bir ifadeyi bırakıp konuşanın doğru olduğunu düşündüğü açık sözlü bir etikete geçildiğini gösterir. Bu cümlede, az önce kullanılan paywalled videos etiketini yorumlar; herhangi bir ad uydurma çağrısı değildir. Let's, bu adımı dinleyiciyle birlikte atılan bir karar gibi gösterirken just, nazik ambalajın kaldırıldığını düşündürür. Sonuç, net bir tavırdır: tanımı yumuşatmayı bırakıp açıkça söylemek.
Alıştırma
Cümleyi, açık sözlü bir etiketi dürüst olan olarak sunan ders ifadesiyle tamamlayın: These fees are hidden charges—____.
Cevabı göster
let's just call them what they are
They lived in a dedicated tab on the channel page
1:14Kanal sayfasında özel bir sekmede yaşıyorlardı
was largely left up to the individual creators. Öbek fiiller
1:21büyük ölçüde bireysel içerik üreticilerine bırakılmıştı.
leave something up to someone: kararı birine bırakmak
Leave something up to someone, bir seçim yapma veya bir işi ele alma sorumluluğunu o kişiye vermek demektir. Bu cümlede her içerik üreticisi videoları ne kadar yoğun ve ne sıklıkta tanıtacağına karar verebiliyordu. Etken yapı leave + something + up to + someone şeklindedir. Burada edilgen yapı kullanılmıştır: something + be left up to + someone.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'ya karar verme yetkisi verildiğini söylüyor?
- The final choice was left up to Maya.
- Maya was up to something after the meeting.
- The final list had up to ten choices.
Cevabı göster
The final choice was left up to Maya.
Some directed viewers through their own website,
1:24Bazıları izleyicileri kendi web siteleri üzerinden yönlendirdi,
while others created a carousel of members-only content
1:27diğerleri ise üyelere özel içeriklerden oluşan bir atlıkarınca oluşturdu
We had our own video platform already, Floatplane,
1:31Zaten Floatplane adlı kendi video platformumuz vardı;
we also weren't losing money after YouTube's cut. Kelime
1:54YouTube'un kesintisinden sonra para da kaybetmiyorduk.
YouTube's cut: platformun gelirden aldığı pay
Bu ticari bağlamda cut, bir kişinin veya şirketin bir ödemeden ya da gelir toplamından aldığı paydır. YouTube's cut, YouTube'un elinde tuttuğu bölüm anlamına gelir. İyelik yapısındaki isim, payı kimin aldığını gösterir; bu nedenle after YouTube's cut, bu miktar çıkarıldıktan sonra demektir.
Alıştırma
“The app takes a 20% cut of every sale,” cümlesinde cut ne anlama gelir?
- Paranın bir payı
- Daha düşük bir satış fiyatı
- Bir videonun kurgulanmış sürümü
Cevabı göster
Paranın bir payı
Then came a major shift: anlatımsal devrik yapı
Burada then came a major shift, devrik bir söz dizimi kullanır: then + came + özne. Öznenin önce geldiği nötr söz diziminde aynı fikir Then a major shift came biçiminde olurdu. Bu devrik yapı, yeni bilgi olan a major shift ifadesini sona yerleştirir. Böylece değişim bir dönüm noktası gibi öne çıkar ve anlatı önceki durumdan önemli bir değişime geçer.
Alıştırma
Hangi cümle, sıradaki olayı bir dönüm noktası gibi göstermek için dersteki anlatımsal devrik yapıyı kullanıyor?
- Then the hardest part came.
- Then came the hardest part.
- The hardest part came earlier.
Cevabı göster
Then came the hardest part.
but the members-only videos are no longer confined to it.
2:10ancak üyelere özel videolar artık orasıyla sınırlı değil.
And I got to say, I'm with CocoreUpload here.
2:14Ve söylemeliyim ki, burada CocoreUpload'a katılıyorum.
In fact, I don't even think messy is a strong enough word
2:17Aslında, dağınık kelimesinin yeterince güçlü olduğunu bile sanmıyorum
to describe the unnavigability of YouTube
2:20YouTube'un ne kadar gezinilemez olduğunu tarif etmek için
when a whole bunch of the thumbnails that I'm looking
2:23baktığım küçük resimlerin koca bir sürüsü
And as bad as the channel video list page is,
2:29Kanalın video listesi sayfası ne kadar kötü olsa da,
that YouTube has cluttered up recommendations, Öbek fiiller
2:33ana sayfayı ve hatta lanet olası aramayı
that's nothing compared to: güçlü bir karşılaştırma
Bu cümlede that's nothing compared to, az önce sözü edilen sorunun bundan sonra gelen şeyle karşılaştırıldığında küçük göründüğü anlamına gelir. Nothing burada vurguludur, gerçek anlamıyla kullanılmaz; ilk sorun hâlâ vardır. that's nothing compared to + isim öbeği veya durum kalıbı, bir şikâyetin ya da savın derecesini yükseltir. Dinleyiciye ikinci şeyin çok daha kötü, büyük veya önemli olduğunu anlatır.
Alıştırma
İlk zorluğu güçlü biçimde küçülten, dersteki dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The first hill was steep, but ____ the climb up the mountain.
Cevabı göster
that's nothing compared to
cluttered up: bir alanı gereğinden fazla şeyle doldurmak
Bu cümlede cluttered up, YouTube'un arayüzünün birkaç bölümünü gereğinden fazla istenmeyen içerikle doldurduğu anlamına gelir. Sonuç kalabalık görünür ve taranması ya da kullanılması zorlaşır. Bu öbek fiil, fazla içeriğin yarattığı düzensizliğe odaklanır. Bu nedenle yalnızca arayüzün çirkin göründüğünü söylemekten daha güçlü ve daha belirgindir.
Alıştırma
Cümleyi clutter up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Too many widgets have ____ my phone's home screen.
Cevabı göster
cluttered up
Like seriously, off script for a moment here, Kalıp ifadeler
2:39Yani cidden, bir an için senaryo dışına çıkarsam,
off script for a moment: hazırlanmış konuşmadan kısa süreliğine ayrılmak
Off script for a moment ifadesinde script, bilgisayar kodunu değil, video için önceden hazırlanmış sözleri anlatır. Off script bu hazırlanmış sözlerin dışına çıkmak, for a moment ise bu sapmanın kısa süreceğini belirtmek demektir. İfade bir söylem işareti olarak kullanılır: Konuşmacı, sıradaki yorumun doğaçlama olduğunu ve planlanan sunumu geçici olarak böldüğünü izleyiciye bildirir.
Alıştırma
Konuşmacı off script for a moment ifadesiyle neyi belirtiyor?
- Hazırlanmış içeriğin dışında yapılan kısa ve doğaçlama bir yorum
- Bilgisayar kodunu onarmak için verilen kısa bir ara
- Sunumu kalıcı olarak bitirme kararı
Cevabı göster
Hazırlanmış içeriğin dışında yapılan kısa ve doğaçlama bir yorum
we've received a barrage of complaints from our viewers Kalıp ifadeler
2:49izleyicilerimizden şikâyet yağıyor.
a barrage of complaints: şikâyet yağmuru
Bu cümlede a barrage of complaints, çok sayıda şikâyetin kısa sürede ve güçlü bir biçimde art arda gelmesi demektir. Yalnızca bazı izleyicilerin şikâyet ettiğini değil, hem miktarı hem de yoğunluğu vurgular. Barrage sözcüğü başlangıçta yoğun topçu ateşini ifade ediyordu. Burada mecazdır: şikâyetler birbiri ardına gelen darbeler gibi hissedilir. Yeniden kullanılabilen a barrage of + çoğul isim kalıbı; soruların, mesajların, eleştirilerin veya benzer şeylerin aniden ve yoğun biçimde gelmesini anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede a barrage of complaints, çok sayıda şikâyetin kısa sürede ve yoğun biçimde gelmesini anlatır?
- The store received one mild complaint over the whole year.
- The store received a barrage of complaints within minutes of changing its return policy.
- The store wrote a barrage to explain its return policy.
Cevabı göster
The store received a barrage of complaints within minutes of changing its return policy.
talking about everything from the gross FOMO sales strategy Dilbilgisi
2:52Şikâyetler, tıklandığı anda
of having this tiny green members-only indicator
2:56dev bir satış konuşmasına dönüşen o minicik yeşil
Anında gerçekleşmeyi belirten zaman bağlayıcısı the second
Burada the second, “olur olmaz” veya “olduğu anda” anlamına gelen bir zaman bağlayıcısıdır. Ardından gerçekleşecek olayı tetikleyen eylemi tanıtır: tıklarlar ve gösterge hemen büyük bir satış sunumuna dönüşür. Bu kullanım iki sayısını veya bir saniyelik süreyi anlatmaz. Kalıp, ana olay + the second + tetikleyici olay şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrendiğiniz iki sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın: The lights turn on ____ someone enters the room.
Cevabı göster
the second
everything from ... to talking about: bir aralığı çerçevelemek
Everything from A to B, A ve B'yi geniş bir aralığın iki ucu olarak sunar. Everything, bu aralığın birçok farklı şey içerdiğini ve A ile B'nin karşıt uçlardaki örnekler olduğunu gösterir. Bu uzun konuşma cümlesinde from ilk şikâyet konusunu tanıtır, to talking about ise ikinci konunun başlangıcını işaretler. Buradaki to, from ... to ... yapısını tamamlar; in order to gibi amaç bildirmez. İlk uç çok uzun olduğu için talking about ifadesinin tekrarlanması, dinleyicinin ikinci konuyu izleyicilerin yaptığı konuşmaya yeniden bağlamasına yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi cümle everything from A to B yapısını paralel uçlarla kullanır?
- The job includes both everything from answering emails and planning events.
- The job includes everything from answering emails to plan events.
- The job includes everything from answering emails to planning events.
Cevabı göster
The job includes everything from answering emails to planning events.
I mean, to say that this hasn't been worth
3:07Yani bunun bizim için zahmetine değmediğini söylemek bile
would be a gross understatement: gerçeği fazlasıyla hafif ifade etmek
Bu kalıpta konuşmacı önce bir tanımlama yapar, ardından bunun would be a gross understatement olduğunu söyler. Yani tanımlama teknik olarak doğrudur, ancak gerçek durumu anlatmak için fazlasıyla zayıftır. Burada tanıtımın “bizim için buna değmediğini” söylemek, olumsuz etkinin tamamını yansıtmaz. Bu ifadede gross, “ciddi” veya “aşırı” anlamına gelir; dolayısıyla konuşmacı hafif değil, çok daha güçlü bir olumsuz değerlendirme yapmaktadır.
Alıştırma
“To say that the project was difficult would be a gross understatement,” cümlesinde konuşmacı ne demek istiyor?
- Projeye zor demek, onu gerçekte olduğundan daha kötü gösterir.
- Proje, “zor” sözcüğünün düşündürdüğünden çok daha zordu.
- Proje yalnızca biraz zordu.
Cevabı göster
Proje, “zor” sözcüğünün düşündürdüğünden çok daha zordu.
Let me make this clear: açıkça belirtmek
Let me make this clear, birazdan kesin ve net bir açıklama geleceğini bildirir. Burada konuşan kişi konuşmak için izin istemez; let me, kişinin birazdan yapacağı şeyi sunar. Bu ifade çoğu zaman tonun sertleştiğini gösterir. Sonraki cümle şüpheyi giderecek, bir yanlış anlamayı düzeltecek veya net bir sınır koyacaktır.
Alıştırma
Bir ekip arkadaşı "Let me make this clear: I will not share your password." diyor. Başlangıçtaki ifade ne yapıyor?
- Konuşan kişinin emin olmadığını gösterir.
- Kesin bir açıklama veya sınır getirir.
- Konuşmaya başlamak için izin ister.
Cevabı göster
Kesin bir açıklama veya sınır getirir.
would have enabled ... if we were given the choice: gerçek dışı geçmiş sonuç
Would have enabled, sonucu gerçek olmayan bir geçmişe yerleştirir. not ile birlikte konuşan kişi, bu değişikliği etkinleştirmenin kendi seçimi olmayacağını söyler. Cümlenin tamamı, değişikliğin onların kontrolü dışında gerçekleştiğini ve seçebilselerdi onu etkinleştirmeyeceklerini anlatır. Edilgen if cümleciği if we were given the choice, birinin onlara seçim hakkı verdiği bir durumu hayal eder; gerçekten bu hakkı aldıklarını söylemez. Sonuç geçmiştedir, koşul ise varsayımsal bir durum olarak sunulur. If we had been given the choice, geçmişteki gerçek dışı koşulu tamamen açık hâle getirirdi.
Alıştırma
Güncelleme otomatikti. "We would not have installed it if we were given the choice" ne anlama gelir?
- Kendilerine seçim hakkı verildi ve güncellemeyi yüklemeye karar verdiler.
- Güncelleme üzerinde kontrolleri yoktu ve onu yüklememeyi tercih ederlerdi.
- Güncellemeyi yükleyip yüklemeyeceklerine daha sonra karar verecekler.
Cevabı göster
Güncelleme üzerinde kontrolleri yoktu ve onu yüklememeyi tercih ederlerdi.
Nor would we have signed up ... if we'd known ...: geçmiş hakkında olumsuz devrik yapı
Cümle başındaki nor, daha önce sözü edilen olumsuz bir düşünceye ikinci bir olumsuz ifade ekler. Nor önce geldiği için yardımcı fiil özneden önceye geçer: nor would we have signed up. Bu, vurgu ve bağlantı sağlayan bir devrik yapıdır; soru değildir. would not have + geçmiş zaman ortacı ... if + had + geçmiş zaman ortacı kalıbı, gerçek olmayan bir geçmişi anlatır. Gerçekte kaydoldular; ancak şimdi, sonraki değişikliği bilselerdi farklı bir seçim yapacaklarını söylüyorlar. In the first place ilk karara gönderme yapar ve pişmanlık içeren reddedişi güçlendirir.
Alıştırma
Cümleyi resmî olumsuz bağlaç ve devrik geçmiş karşıt-gerçeklik yapısıyla tamamlayın: The first plan would not have worked, ____ approved it if we'd known the cost.
Cevabı göster
nor would we have
And the most frustrating part of all of this for me
3:23Tüm bunların benim için en sinir bozucu yanı,
is how utterly lacking in self-awareness Kalıp ifadeler
3:26YouTube'un bu konuda ne kadar büyük bir
Öz farkındalıktan tamamen yoksun olmak
Utterly “tamamen” anlamına gelir ve eleştiriye en yüksek gücü verir. Lacking in self-awareness, kişinin kendi davranışının başkalarına nasıl göründüğünü veya söyledikleriyle nasıl çeliştiğini fark etmemesi demektir. Burada self-awareness yalnızca bir kişiye değil, bir kuruluşa da uygulanır. Konuşmacı, YouTube'un eylemleriyle verdiği mesaj arasındaki çelişkiyi göremiyor gibi olduğunu söylüyor; seems to be bunu görünene dayanan güçlü bir yargı olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi “kendi davranışının nasıl göründüğünü hiç fark edemeyen” anlamındaki güçlü ifadeyle tamamlayın: After interrupting everyone and then praising his own listening skills, the manager seemed ____.
Cevabı göster
utterly lacking in self-awareness
Sorry, $8 a month to ...? ile saçma bir teklifi reddetmek
Buradaki Sorry bir hatayı kabul edip özür dilemek değildir. İnanamama duygusu verir ve sözde teklifi kuşkuyla tekrarlar: Ayda 8 dolar almak için sadık izleyicilerin reklamlarla rahatsız edilmesi gerekecektir. Teklif soru biçimindedir ama konuşan kişi bilgi istemez. Ücreti ve zararlı sonucu soru şeklinde tekrarlayarak bu alışverişin açıkça mantıksız olduğunu gösterir ve reddeder.
Alıştırma
Konuşan kişi Sorry ile başlayan soruyla ne yapıyor?
- Konuşan kişi, önerilen alışverişi saçma ve zararlı bulduğu için reddediyor.
- Konuşan kişi, izleyicilere reklam gösterdiği için özür diliyor.
- Konuşan kişi, aylık ödemenin tam olarak 8 dolar olup olmadığını tarafsızca kontrol ediyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi, önerilen alışverişi saçma ve zararlı bulduğu için reddediyor.
I mean, it would be one thing if there were mechanisms, Dilbilgisi
3:46Yani, mekanizmalar olsaydı bu başka bir şey olurdu,
or even for creators to opt Öbek fiiller
3:52veya bir izleyici olarak bu promosyonlardan vazgeçmeleri için
opt out of: katılmamayı veya bir şeyi almamayı seçmek
Opt out of, bir şeye katılmamayı veya onu almamayı bilinçli olarak seçmek demektir. Burada içerik üreticilerinin içerik izlerken bu tanıtımları görmemeyi seçebilmesi anlatılıyor. Yapı opt out of + isim veya -ing biçimidir: opt out of a program; opt out of receiving emails. of sözcüğü zorunludur.
Alıştırma
Leo pazarlama mesajları almak istemiyor. Hangi cümle, bunları almamayı seçtiğini doğru şekilde ifade eder?
- Leo opts out of marketing texts.
- Leo opts in to marketing texts.
- Leo opts out marketing texts.
Cevabı göster
Leo opts out of marketing texts.
it would be one thing if: karşı çıkmadan önce bir koşulu kabul etmek
it would be one thing if, bir sorunu kabullenmeyi kolaylaştıracak veya onu daha az ciddi kılacak varsayımsal bir koşul sunar. Burada tanıtımlardan çıkma kontrolleri ve ödeme yapan kullanıcılara muafiyet verilmesi, bu tanıtımları daha savunulabilir kılardı. Bu ifadede one thing gerçek anlamda bir şeyi saymaz. İfade bir karşıtlığa hazırlık yapar: Kabul edilebilir koşul gerçekte yoktur, dolayısıyla gerçek durum daha kötüdür. Eleştiri çoğu zaman but ile başlayan bölümde açıkça söylenir; ancak karşıtlık bir sonraki cümlede de gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi, daha kabul edilebilir bir varsayımsal koşul sunan dersteki tam ifadeyle tamamlayın: "____ the fee were clearly explained, but it was hidden until checkout."
Cevabı göster
It would be one thing if
to controlling the promotion of these members-only videos.
4:09tanıtımını kontrol etmeye geri dönmelerini planladıklarına dair.
is that members-only videos haven't impacted
4:14Üyelere özel videolar platform genelindeki izlenmeyi
The only assumption I can make then is that: bir çıkarım olduğunu belirtmek
The only assumption I can make then is that, sınırlı bilgilerden hareketle konuşanın ulaşabildiği tek çıkarımı sunar. Ardından gelen that yan cümlesinin doğrulanmış bir gerçek değil, bir sonuç çıkarımı olduğunu dinleyene bildirir. Buradaki then, o zaman anlamına değil, az önce konuşulanları göz önüne alırsak anlamına gelir. Yapı The only assumption I can make (then) is that + yan cümle şeklindedir.
Alıştırma
Bir analistin bilgisi sınırlı ve vardığı sonucu gerçek değil, çıkarım olarak belirtmek istiyor. Hangi cümle en uygundur?
- The only assumption I can make, then, is that the schedule changed.
- The schedule definitely changed.
- The official report confirms that the schedule changed.
Cevabı göster
The only assumption I can make, then, is that the schedule changed.
Oh yeah, did I mention I'm not the only creator
4:29Ah evet, bu konuda öfkeli olan tek içerik üreticisi
The one and only DankPods throwed up this lengthy post
4:33Biricik DankPods da yalnızca birkaç hafta önce
on his Garbage Time channel just a couple of weeks ago
4:36Garbage Time kanalında uzun bir gönderi paylaşarak
Effective, I'm not wearing a watch but you get the point, Deyimler
4:46Şu andan itibaren —saat takmıyorum ama ne demek istediğimi anladınız—
you get the point: ana fikri anlıyorsun
Bu cümlede you get the point, dinleyenin ana fikri zaten anladığı anlamına gelir. Konuşan kişi saatine bakarak şakayı tamamlayamaz, ancak değişikliğin hemen yürürlüğe gireceği anlaşılabildiği için kesin saat ayrıntısı gerekli değildir. Bu ifade ayrıca ara sözü bitirip dikkati yeniden ana mesaja çeker. Buradaki point, puan veya fiziksel bir konum değil, temel fikir demektir.
Alıştırma
Hangi cümle dinleyene ana fikri zaten anladığını söyler?
- Get to the point.
- You get the point.
- You have a point.
Cevabı göster
You get the point.
that entitled them to those videos: entitle someone to something yapısı
that entitled them to those videos bölümündeki that, destek kademelerine gönderme yapar. entitle someone to something yapısı, birine bir şeyi alma, kullanma veya ona erişme konusunda resmî ya da kurala dayalı bir hak vermek anlamına gelir. Bu destek kademeleri, kayıtlı üyelere videoları izleme hakkı veriyordu. Buradaki entitle tarafsız bir fiildir; özel muameleyi hak ettiğini düşünen birini anlatan olumsuz entitled sıfatı değildir.
Alıştırma
Cümleyi entitle fiilinin doğru biçimi ve gerekli edatla tamamlayın: Under this plan, membership ____ you ____ free delivery.
Cevabı göster
entitles · to
Orantılı olarak hesaplanan bir tutarın iade edilmesi
To be refunded a prorated amount, önceden ödenmiş bir dönemin iade kapsamına giren kısmıyla orantılı olarak para iadesi almak demektir. Tutar zamana veya kullanıma göre hesaplandığı için, ödemenin tamamının otomatik olarak iade edileceği anlamına gelmez. Edilgen be refunded + amount yapısında özne parayı alan kişi veya hesaptır; amount ise ne kadar para iade edildiğini belirtir.
Alıştırma
Bir müşteri 30 günlük ödeme yaptı, ancak hizmet 20 gün sonra sona erdi. 'will be refunded a prorated amount' büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Müşteri ilk ödemenin tamamını otomatik olarak geri alır.
- Hizmetin ne zaman sona erdiğine bakılmaksızın müşteriye aynı sabit tutar iade edilir.
- İade tutarı, 30 günlük dönemin iade kapsamındaki kısmına göre hesaplanır.
Cevabı göster
İade tutarı, 30 günlük dönemin iade kapsamındaki kısmına göre hesaplanır.
That is at least as long as that stuff Dilbilgisi
5:18En azından o şeyler kanallarımızı ve akışlarımızı
doesn't start cluttering up our channels and our feeds.
5:19karmakarışık etmeye başlamadığı sürece.
Koşul bildiren as long as
Burada as long as bir koşul getirir: Önceki ifade yalnızca sonraki yan cümledeki koşul sağlanırsa geçerli kalır. provided that veya on condition that şeklinde yeniden ifade edilebilir. that stuff doesn't start cluttering up our channels and our feeds yan cümlesi koşulu belirtir. Bu kullanım bir anlaşmaya sınır koyar; ne kadar zaman geçtiğini veya bir şeyin fiziksel olarak ne kadar uzun olduğunu anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede as long as bir koşul koymak için kullanılmıştır?
- I waited as long as I could.
- You can borrow my car as long as you fill the tank afterward.
- This rope is as long as the room.
Cevabı göster
You can borrow my car as long as you fill the tank afterward.
I mean, it's not that we hate the overall idea Dilbilgisi
5:22Yani mesele, genel fikirden nefret etmemiz
or that we don't love the support of our community.
5:24ya da topluluğumuzun desteğini sevmememiz değil.
it's not that ... or that ... ile varsayılan iki nedeni reddetmek
it's not that A or that B kalıbı, dinleyenin yanlışlıkla gerçek neden sanabileceği iki açıklamayı reddeder. Burada konuşan kişi hem “we hate the overall idea” hem de “we don't love the support” düşüncesini reddeder; ikinci yan cümlenin içindeki olumsuzluk da bütünüyle reddedilen açıklamanın bir parçasıdır. Bu kalıp çoğu zaman eleştiriyi yumuşatır: önce sorunun ne olmadığını açıklayıp ardından asıl kaygıyı belirtir. İki that yan cümlesi, it's not that ve or that ifadelerinden sonra paralel biçimde kurulur.
Alıştırma
Cümleyi ikili açıklama kalıbı it's not that ... or that ... ile tamamlayın: ____ I dislike the plan ____ I doubt your effort; I just need more time.
Cevabı göster
It's not that · or that
Like if there are any YouTube members out
5:27Eğer dışarıda içeriği seven ve devam etmesini isteyen
we would welcome you over at lmg.gg/floatplane.
5:32sizi lmg.gg/floatplane adresinde ağırlamaktan memnuniyet duyarız.
Speaking of, what is YouTube going to do about this problem?
5:39Bahsetmişken, YouTube bu sorun hakkında ne yapacak?
I've obviously had my conversations with them about this,
5:46Tabii ki onlarla bu konu hakkında görüşmelerim oldu,
Kamuya açık biçimde alıntılanamayan veya kaynağa atfedilemeyen bilgi için off the record
Off the record, bilginin kamuya açık biçimde alıntılanmayacağı veya resmî bir açıklama olarak konuşan kişiye atfedilmeyeceği anlayışıyla paylaşılması demektir. Burada konuşan kişi, görüşmelerin özel ayrıntılarını değil, yalnızca genel değerlendirmesini aktarabilir. Bu ifade, bilginin kamuya açık kullanımına ilişkin kuralları anlatır. Kimsenin kayıt yapmadığı anlamına gelmez ve bilginin yanlış olduğunu düşündürmez.
Alıştırma
Cümleyi “kamuya açık alıntı veya atıf için değil” anlamındaki standart medya ifadesiyle tamamlayın: The source said our conversation was ____.
Cevabı göster
off the record
if you want to see them change course on this. Deyimler
6:04bu konuda rotayı değiştirdiklerini görmek istiyorsanız.
Change course: farklı bir yöne geçmek
Change course, mevcut yönü izlemeyi bırakıp başka bir yöne geçmek demektir. Buradaki yön mecazidir: fiziksel bir güzergâhı değil, bir kuruluşun politikasını veya hareket biçimini anlatır. Bu ifade, küçük bir değişiklikten çok stratejide belirgin bir yön değişikliğini vurgular.
Alıştırma
Cümleyi “farklı bir yön benimsemek” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: After the pilot failed, the team decided to ____ instead of continuing the same plan.
Cevabı göster
change course
Don't get your hopes up: beklentiyi düşürmek
Don't get your hopes up, iyi bir şeyin olacağından fazla emin olmamak anlamına gelir. Konuşan kişi, hayal kırıklığı yaratabilecek bir tahminde bulunmadan önce dinleyenin beklentisini düşürüyor. Bu ifade bütün umudu bırakmak demek değildir. İstenen sonucun gerçekleşmesinin düşük bir olasılık olduğunu veya belirsiz kaldığını belirtir.
Alıştırma
Bir arkadaş şöyle diyor: You can still apply, but don't get your hopes up; there are only two places. Arkadaş ne yapıyor?
- Başvurmamanı emretmek
- Başarılı olacağından fazla emin olmaman için uyarmak
- Başarının garanti olduğunu söylemek
Cevabı göster
Başarılı olacağından fazla emin olmaman için uyarmak
a measurable uptick in member subscriptions: üye aboneliklerinde ölçülebilir küçük bir artış
Uptick, bir sayı veya eğilimde yukarı yönlü hareketi ya da küçük bir artışı anlatır. Measurable, değişimin verilerle tespit edilebilecek kadar belirgin olduğunu söyler; artışın mutlaka büyük olduğu anlamına gelmez. a measurable uptick in + isim kalıbı, artan ölçütü belirtir. Burada artan ölçüt üye abonelikleridir.
Alıştırma
Örnekte a measurable uptick in member subscriptions ne anlama geliyor?
- Üye abonelikleri ölçülemedi.
- Üye abonelikleri, verilerde tespit edilebilecek miktarda arttı.
- Üye abonelikleri aniden aşırı yüksek bir düzeye çıktı.
Cevabı göster
Üye abonelikleri, verilerde tespit edilebilecek miktarda arttı.
even as: aynı anda gerçekleşen iki karşıt eğilim
Even as, aynı dönemde gelişen iki durumu birbirine bağlar ve aralarındaki beklenmedik veya önemli karşıtlığı vurgular. Burada üye abonelikleri artarken genel izlenme sayısı düştü. Bu ifade, izlenme sayısındaki düşüşü artışın nedeni olarak değil, aynı anda gerçekleşen karşıt bir durum olarak sunar.
Alıştırma
Hangi bağlaç, parkların açılmasını ve bakım bütçesinin küçülmesini aynı anda gerçekleşen karşıt değişimler olarak açıkça sunar? The town opened two new parks, _____ its maintenance budget was shrinking.
- because
- even as
- after
Cevabı göster
even as
And in fairness, for some smaller creators,
6:24Ve adil olmak gerekirse, bazı daha küçük içerik üreticileri için,
and I could see why they would want to keep it as is. Dilbilgisi
6:28ve neden olduğu gibi tutmak istediklerini anlayabiliyorum.
I could see why ... keep it as is: olduğu gibi bırakmak istemelerinin nedenini anlamak
Bu cümlede I could see why, “nedenini anlayabiliyordum” anlamına gelir. See görmeyle değil, anlamayla ilgilidir. Konuşan kişi, kendisi aynı seçimi desteklemese bile diğer kişilerin makul bir gerekçesi olduğunu kabul eder. I could see why + yan cümle kalıbı, başka bir bakış açısını dengeli biçimde değerlendirmeyi sağlar. Would want to onların olası motivasyonunu sunar; keep it as is ise bir şeyi değiştirmeden bırakmak demektir.
Alıştırma
Tamamen aynı fikirde olduğunuzu söylemeden başka bir grubun gerekçesini en iyi kabul eden cümle hangisidir?
- I can see the plan from here.
- I could see why they would want to keep the plan as is.
- I would keep the plan as is, too.
Cevabı göster
I could see why they would want to keep the plan as is.
There's also a lot of money in this segue to our sponsor.
6:32Sponsorumuza bu geçişte de çok para var.
with huge rippling effects across all matters of life. Deyimler
6:38yaşamın tüm alanlarında büyük dalgalanma etkileri yaratan.
huge rippling effects: dalga gibi yayılan çok büyük etkiler
Rippling, su üzerindeki dalgaların dışa doğru yayılması imgesine dayanan bir benzetmedir. Huge rippling effects, bir olaydan başka alanlara, çoğu zaman birkaç dolaylı aşamadan geçerek yayılan büyük sonuçlar demektir. İfade gerçek sudan değil, etkinin erişim alanından ve sürekli yayılmasından söz eder. İlk sonucun insanların hayatlarında, kuruluşlarda veya bütün sistemlerde başka sonuçları tetikleyebileceğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede başka alanlara yayılan sonuçları anlatmak için rippling effects kullanılmıştır?
- The lamp had one direct effect: the room became brighter.
- The school closure had huge rippling effects on families, bus routes, and local shops.
- The stone made small ripples on the surface of the pond.
Cevabı göster
The school closure had huge rippling effects on families, bus routes, and local shops.
Being fed what others want you to see: başkalarının seçtiği bilgileri pasif biçimde almak
Bu cümlede being fed, başka birinin seçtiği bilgilerin kişiye verilmesini anlatan bir benzetmedir. Edilgen yapı, izleyiciyi alan taraf konumuna getirir; bu nedenle daha az seçim ve kontrol hakkı olduğunu düşündürür. what others want you to see, sunulan içeriği belirtir. İfade bir bütün olarak, izleyicilerin özgürce seçim yapması yerine başka kişilerin veya kuruluşların onların bakışını şekillendirip şekillendirmediğini sorgular.
Alıştırma
“Viewers are being fed only the stories the platform promotes,” İngilizce cümlesinde being fed neyi ima eder?
- İzleyiciler mevcut bütün haberler arasından özgürce seçim yapıyor.
- İzleyiciler başka biri tarafından seçilen bilgileri pasif biçimde alıyor.
- İzleyicilere izlerken yemek servis ediliyor.
Cevabı göster
İzleyiciler başka biri tarafından seçilen bilgileri pasif biçimde alıyor.
Ground News can help you break free of media bias. Deyimler
6:48Ground News medya yanlılığından kurtulmanıza yardımcı olabilir.
Break free of media bias: medya yanlılığının etkisinden kurtulmak
Break free of, kişiyi sınırlayan bir şeyin kontrolünden veya etkisinden kurtulmak anlamına gelir. Bir bağdan sıyrılma imgesi taşır; burada media bias, kişinin haberleri anlama biçimini etkileyebilen bir güç olarak ele alınır. Bu tanıtım cümlesindeki can help, bu etkinin azaltılmasına yardımcı olma iddiasıdır; her sonucun tamamen tarafsız olacağını garanti etmez. Kalıp break free of + isim veya isim öbeğidir.
Alıştırma
Cümleyi of ile biten hedef ifadeyle tamamlayın: To sleep better, Amir is trying to ____ the habit of checking messages at midnight.
Cevabı göster
break free of
take a 10% stake in AMD: AMD’de %10 pay edinmek
Burada take a 10% stake in AMD, AMD’de yüzde onluk bir mülkiyet payı edinmek anlamına gelir. Take bu payın elde edilmesine odaklanırken stake şirketteki mali veya mülkiyete dayalı payı ifade eder. Could potentially sözleri, bunun yalnızca olası bir anlaşma olduğunu gösterir. Cümle, OpenAI’ın bu paya zaten sahip olduğunu veya işlemin kesinlikle gerçekleşeceğini söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede take a 10% stake in AMD ne anlama geliyor?
- AMD’nin parasının yüzde onunu bahiste riske atmak.
- AMD’de yüzde onluk bir mülkiyet payı edinmek.
- AMD’nin tamamının kontrolünü ele geçirmek.
Cevabı göster
AMD’de yüzde onluk bir mülkiyet payı edinmek.
on whether the reporting is leaning right or left. Kelime
6:59haberin sağa mı yoksa sola mı eğilimli olduğu konusunda.
leaning right or left: siyasi olarak sağa veya sola eğilimli olmak
Medya ve siyaset tartışmalarında leaning right or left, siyasi yelpazenin bir tarafına eğilim göstermek anlamına gelir. Burada right ve left, fiziksel yönleri değil siyasi görüşleri anlatır. Leaning, haberlerin tamamen sağcı veya solcu olduğunu söylemekten özellikle daha yumuşak bir ifadedir. Belirgin bir eğilimi anlatır ve her tarafla ilişkilendirilen görüşler ülkeden ülkeye değişebilir.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: Haberler leaning left ise her haber sol görüşlü bir siyasi partiyi tamamen desteklemek zorundadır.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
In this case, we see that it's more or less in the center.
7:02Bu durumda, az çok merkezde olduğunu görüyoruz.
Think of A as B: benzetmeyle çerçeveleme
“Think of it as a reverse algorithm” dinleyiciden bir şeyi tanıdık bir model üzerinden anlamasını ister. think of A as B kalıbı, “A'yı zihinde canlandırmak veya açıklamak için B'yi yararlı bir model olarak kullanmak” anlamına gelir. Burada reverse algorithm bir benzetmedir: sıradan öneri algoritmaları tercihlerinize uyan içerikleri gösterirken bu özellik bunun tersini yaparak kaçırabileceğiniz içerikleri gösteren bir şey olarak anlatılır. Bu kalıp fikri açıklamaya yardım eder; özelliğin kelimenin tam anlamıyla veya teknik açıdan tam olarak böyle bir algoritma olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak think of A as B benzetme kalıbıyla tamamlayın: ____ the password manager ____ a digital key ring.
Cevabı göster
Think of · as
and get the full picture of what's going on.
7:24ve neler olup bittiğinin tam resmini elde etmenizi sağlamaktır.
see past your blind spot ... get the full picture: anlamaya yönelik görsel benzetmeler
Bu cümlede blind spot, görmedeki fiziksel bir boşluk değil, kişinin fark ettiği veya anladığı şeylerdeki bir eksikliktir. See past your blind spot, kendi alışkanlıklarınızın, varsayımlarınızın veya tercihlerinizin oluşturduğu sınırların ötesine geçmek demektir. Get the full picture, bir durumu daha geniş ve eksiksiz anlamak demektir. İki ifade birlikte tek bir görsel benzetme oluşturur: daha fazla bağlamla neler olduğunu değerlendirebilmek için normalde kaçırdığınız şeylerin ötesine bakmak. Buradaki full, kusursuz ya da tamamen nesnel bilgi vaat etmez.
Alıştırma
“A second opinion helped Maya see past her blind spot and get the full picture,” cümlesinde ne oldu?
- Daha önce kaçırdığı noktaların ötesine geçti ve durumu daha eksiksiz anladı.
- Ek bilgileri görmezden geldi ve yalnızca ilk izlenimine güvendi.
- Görme yetisinde bir sorun keşfetti ve eksiksiz bir fotoğrafa baktı.
Cevabı göster
Daha önce kaçırdığı noktaların ötesine geçti ve durumu daha eksiksiz anladı.
gave YouTube a hard time: hedefi eleştirmek
Bu cümlede gave YouTube a hard time, grubun YouTube’u eleştirdiği ya da bir sorun nedeniyle sıkıştırdığı anlamına gelir. Konuşan kişi, grubun daha önce YouTube’un yorumları denetlememesinden yakındığı bir olayı hatırlıyor. Bu bir deyimdir; kelimesi kelimesine YouTube’a zor bir zaman vermek anlamına gelmez. Kalıp give + kişi veya kuruluş + a hard time şeklindedir. Bağlama göre eleştirmek, birinin işini zorlaştırmak ya da onunla alay etmek anlamına gelebilir. Burada kamuya açık bir şikâyetten söz edildiği için en uygun yorum eleştirmektir.
Alıştırma
Hangi cümlede give someone a hard time, bir kişiyi veya kuruluşu eleştirmek anlamında kullanılmıştır?
- I had a hard time understanding the safety rules.
- The company gave the reporters more time to read the rules.
- The reporters gave the company a hard time over its unclear safety rules.
Cevabı göster
The reporters gave the company a hard time over its unclear safety rules.