Kaz Boynu Midyesi Neden Bu Kadar Pahalı | Çok Pahalı: İngilizce çalışma notları

Business Insider

Öğrenme zorluğu
1.001 kelime 188 kel/dk

Video özeti: Belgesel, Vancouver Adası açıklarındaki tehlikeli kaz boynu midyesi hasadını; gelgitte erişimden sınıflandırma ve taze teslimata kadar izler, kota, hızlı bozulma, Yerli yemek geleneği, kıtlık ve fiyatı ilişkilendirir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Deyim getting your hands on, nadir ya da erişilmesi zor bir şeyi güçlükle elde etmek demektir; gerçekten elini üstüne koymak değildir. 2. Dilbilgisi ve Cümle Kalıbı As plentiful as this rock island looks, görünürdeki bolluğu kabul edip hasat sınırlarıyla karşılaştırır. 3. Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı Nuu-chah-nulth First Nations. bu canlıları uzun süredir geleneksel besin sayan Kanadalı Yerli topluluğunu adlandırır.

Bu derste

Stevie Dennis is harvesting a cluster of gooseneck barnacles,

0:01

Stevie Dennis bir küme kaz boynu midyesi topluyor;

one of the most expensive seafoods in the world. Dilbilgisi

0:04

bu, dünyanın en pahalı deniz ürünlerinden biri.

Dilbilgisi

one of the most expensive seafoods: one of + en üstünlük derecesi + çoğul isim

one of + the + sıfatın en üstünlük derecesi + çoğul sayılabilen isim kalıbı, bir sıralamanın üstlerinde yer alan grubun tek bir üyesini belirtir. Burada kazboynu midyeleri, dünyanın en yüksek fiyatlı deniz ürünleri arasındaki bir tür olarak sunulur; mutlaka tek ve en pahalı tür oldukları söylenmez. one of sonrasında grubu adlandıran isim çoğul olur: seafoods burada farklı deniz ürünü türleri anlamına gelir. in the world karşılaştırma alanını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi one of ve expensive sözcüğünün en üstünlük derecesiyle tamamlayın: This spice is ____ ingredients in the shop.

Cevabı göster

one of the most expensive

Just 1 lb can cost over $100 in Spain and Portugal,

0:08

İspanya ve Portekiz'de yalnızca 1 libresinin fiyatı 100 doları aşabiliyor,

where the barnacles are considered a delicacy.

0:12

çünkü bu ülkelerde kaz boynu midyeleri özel bir lezzet kabul ediliyor.

That's about seven times the price of some Maine lobster. Dilbilgisi

0:14

Bu, bazı Maine ıstakozlarının fiyatının yaklaşık yedi katı.

Dilbilgisi

seven times the price of: toplam fiyat oranını belirtme

çarpan + the price of + karşılaştırılan öğe kalıbı, toplam fiyatlar arasındaki oranı belirtir. seven times the price of some Maine lobster, ilk ürünün fiyatının karşılaştırma fiyatının yaklaşık yedi katı, yani oranın 7'ye 1 olduğu anlamına gelir. Çarpan, başlangıçtaki temel tutarı zaten içerir. Toplamın temel tutarın yedi katı olduğunu belirtir; temel tutara yedi kat daha eklenmesi anlamına gelmez. İkincisi toplamda temel tutarın sekiz katı olurdu.

Alıştırma

Cümleyi dersteki isim temelli fiyat karşılaştırmasıyla tamamlayın: A day pass is $8, and a weekly pass is $56. The weekly pass costs ____ a day pass.

Cevabı göster

seven times the price of

But getting your hands on these barnacles is harder than it seems. Notlar

0:18

Ancak bu midyeleri elde etmek göründüğünden daha zor.

Deyimler

getting your hands on ...: bir şeyi elde etmek

Burada getting your hands on, bir şeyi elde etmeyi ya da ona ulaşmayı başarmak anlamına gelir. Fiziksel olarak ellerini onun üzerine koymak anlamında değildir. -ing'li ifade cümlenin öznesidir; get your hands on + isim, o şeyi elde etmenin genellikle çaba gerektirdiğini vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle konuşanın nadir bir kitabı elde etmeyi başardığını anlatır?

  1. I finally touched a rare first edition.
  2. I finally gave away a rare first edition.
  3. I finally got my hands on a rare first edition.
Cevabı göster

I finally got my hands on a rare first edition.

Dilbilgisi

harder than it seems: göründüğünden daha zor

harder than it seems ifadesinde harder bir karşılaştırma sıfatıdır. Gerçek zorluğu, ilk izlenimin gösterdiği zorlukla karşılaştırır; yani iş kolay ya da yapılabilir görünse de aslında daha zordur. Buradaki it, kaya midyelerini elde etme işinin tamamını ifade eder; belirli bir kaya midyesini ifade etmez.

Alıştırma

Bir görevin başta kolay göründüğünü ama sonradan daha zor olduğunun anlaşıldığını söyleyen cümle hangisidir?

  1. Building this treehouse is easier than it seems.
  2. Building this treehouse is exactly as hard as it seems.
  3. Building this treehouse is harder than it seems.
Cevabı göster

Building this treehouse is harder than it seems.

The job comes with serious risks and even the possibility of death. Kalıp ifadeler

0:22

Bu iş ciddi riskler, hatta ölüm tehlikesi barındırıyor.

Kalıp ifadeler

comes with serious risks: işin parçası olan riskler

X comes with Y yapısında come with, Y'nin X'e dahil, X'e bağlı veya normalde X ile ilişkili olduğu anlamına gelir. Burada serious risks, işle birlikte fiziksel olarak hareket eden şeyler olarak değil, işin doğasında bulunan bir parça olarak sunulur. Bu yapı, bir şeyi koşullarından veya sonuçlarından biriyle birlikte bir paket olarak sunar: bir görev sorumlulukları, bir satın alma garantiyi ve bir karar maliyetleri beraberinde getirebilir.

Alıştırma

Cümleyi come with ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The higher salary ____ more responsibility.

Cevabı göster

comes with

So why are gooseneck barnacles so difficult to harvest? Anlatım akışı

0:27

Peki kaz boynu midyelerini toplamak neden bu kadar zor?

And is this what makes them so expensive?

0:31

Onları bu kadar pahalı yapan da bu mu?

Anlatım akışı

Why ...? And is this what makes ...?: pembuka dengan dua pertanyaan

İlk soru, açıklanacak temel olguyu belirler: kazboynu midyelerini toplamanın neden zor olduğunu. İkinci soru ise videonun inceleyeceği olası bir bağlantıyı hemen öne sürer: bu zorluğun yüksek fiyatı açıklayıp açıklamadığını. Bu sıralama bilgiyi soru → olası neden-sonuç ilişkisi sorusu şeklinde düzenler. İkinci bölüm soru olarak kaldığı için, toplama zorluğunun fiyatın tek nedeni olduğunu iddia etmek yerine merak uyandırır.

Alıştırma

İki sorudan oluşan bu giriş ne yapıyor?

  1. Bir zorluğu tanıtır ve ardından bu zorluğun yüksek fiyatı açıklayıp açıklamadığını sorar.
  2. Yüksek fiyatın tek nedeninin tehlike olduğunu kanıtlar.
  3. Konuyu toplamadan ilgisiz bir soruya değiştirir.
Cevabı göster

Bir zorluğu tanıtır ve ardından bu zorluğun yüksek fiyatı açıklayıp açıklamadığını sorar.

Gooseneck barnacles, also known in Europe as percebes, Kalıp ifadeler

0:36

Avrupa'da “percebes” olarak da bilinen kaz boynu midyelerinin

have a long fleshy stalk called a peduncle, Kelime

0:39

pedinkül adı verilen uzun ve etli bir sapı vardır;

which holds the highly sought-after meat you can eat. Kelime

0:42

çok rağbet gören yenilebilir et de bu sapın içindedir.

Kalıp ifadeler

known in Europe as percebes: Avrupa’da percebes olarak bilinen

be known in + place + as + name yapısı, aynı şey için belirli bir bölgede insanların hangi adı kullandığını belirtir. Burada as, percebes sözcüğünü gooseneck barnacles için kullanılan Avrupa’daki ad olarak tanıtır; bir karşılaştırma yapmaz. Yer ifadesi adlandırma bilgisinin kapsamını sınırlar: Bir şey orada bu adla bilinirken başka yerlerde farklı bir ada sahip olabilir. Bu kalıp bölgesel adları, diğer adları ve teknik terimleri tanıtmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi bölgesel adlandırma kalıbıyla tamamlayın: This wild herb is ____ the region ____ mountain mint.

Cevabı göster

known in · as

Kelime

peduncle: sülükayaklının etli sapı

Bu cümlede peduncle, kaz boyunlu sülükayaklının uzun ve etli sapı için kullanılan anatomik terimdir. Sert kabuk plakalarının altındaki esnek bölümdür ve cümlede yenilebilir eti barındıran kısım olarak tanımlanır. Bu sözcük başka alanlarda, özellikle botanikte, sapa benzeyen yapıları da adlandırabilir. Ancak çevredeki sülükayaklı göndermesi burada zoolojik anlamı belirler.

Alıştırma

“The shell plates sit above a flexible peduncle,” cümlesinde peduncle ne anlama gelir?

  1. Sülükayaklıya tutunmuş bir bitki kökü
  2. Sülükayaklının etli sapı
  3. Sülükayaklının sert dış plakaları
Cevabı göster

Sülükayaklının etli sapı

Kelime

Highly sought-after: güçlü talep ve rekabet

Burada highly sought-after, yenebilen eti birçok kişinin elde etmeyi çok istediği bir şey olarak tanımlar. Highly, seek fiilinden gelen ve güçlü talebi gösteren sought-after ifadesini kuvvetlendirir. Bu ifade çoğu zaman arzın sınırlı olduğunu veya insanların o şeyi almak için rekabet etmesi ya da daha fazla ödeme yapması gerektiğini de düşündürür. Ürünleri, biletleri, becerileri, çalışanları ve yerleri tanımlamak için de kullanılabilir.

Alıştırma

“Birçok kişinin istediği ve çoğu zaman yoğun rekabetin olduğu” anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The gallery sold a ____ painting to a private collector.

Cevabı göster

highly sought-after

People say it tastes like lobster, crab, or clam.

0:45

Tadının ıstakoza, yengece ya da kum midyesine benzediği söyleniyor.

They grow in intertidal zones, including in Spain, Kelime

0:49

İspanya da dâhil olmak üzere gelgit kuşaklarında yetişiyorlar;

where an average of five people die trying to harvest them each year. Kalıp ifadeler

0:53

İspanya'da onları toplamaya çalışırken her yıl ortalama beş kişi hayatını kaybediyor.

Kelime

Intertidal zones: yüksek ve alçak gelgit arasında

Intertidal zones, kıyının olağan yüksek gelgit ve alçak gelgit çizgileri arasında kalan bölümleridir. Yüksek gelgitte deniz suyuyla kaplanır, alçak gelgitte ise havaya açık hâle gelirler. Bu cümlede terim, midyelere ulaşmanın ve onları toplamanın neden gelgite bağlı ve tehlikeli olabileceğini açıklar. Bu, deniz yakınındaki her yeri anlatan genel bir sözcük değil, kesin bir ekoloji terimidir.

Alıştırma

Bir bilim insanı, yüksek gelgitte suyla kaplanan ve alçak gelgitte açığa çıkan kayalık bir kıyı şeridini inceliyor. Bu alanın adı nedir?

  1. the supratidal zone
  2. the subtidal zone
  3. the intertidal zone
Cevabı göster

the intertidal zone

Kalıp ifadeler

an average of ... each year ile yıllık ortalama bildirmek

Bu cümlede an average of five people, birkaç yılın verilerinden elde edilen ortalama kişi sayısını verir; each year ise zaman biriminin bir yıl olduğunu belirtir. Birlikte an average of + sayı + kişiler veya nesneler + fiil + each year raporlama kalıbını oluştururlar. Yıllık ortalama, yıldan yıla değişimi özetler: bazı yıllarda ölüm sayısı beşten az, bazı yıllarda daha fazla olabilir. Her yıl tam olarak beş kişinin öldüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Raporu hedef yıllık ortalama kalıbıyla tamamlayın: The clinic treats ____ 200 injured birds ____.

Cevabı göster

an average of · each year

They also grow here, off the coast of Vancouver Island. Kalıp ifadeler

0:57

Ayrıca burada, Vancouver Adası açıklarında da yetişiyorlar.

Kalıp ifadeler

Yakındaki sularda konum bildiren off the coast of

Off the coast of Vancouver Island, bir şeyi Vancouver Adası'nın yakınında fakat kıyı çizgisinden uzaktaki denizde konumlandırır. Off, konum bildiren bütün ifadenin bir parçasıdır; burada kapalı olmayı ya da yalnızca bir yerden ayrılmayı ifade etmez. off the coast of + yer kalıbı, yakın sulardaki adaları, tekneleri, kazaları, yabani hayvanları veya başka şeyleri konumlandırabilir. Kıyıdan tam uzaklık bağlama göre değişir.

Alıştırma

Hangi cümle deniz fenerinin Cornwall'ın kıyı çizgisinde değil, Cornwall yakınlarındaki denizde bulunan bir adada olduğunu anlatır?

  1. The lighthouse stands along the coast of Cornwall.
  2. The lighthouse stands on the coast of Cornwall.
  3. The lighthouse stands off the coast of Cornwall.
Cevabı göster

The lighthouse stands off the coast of Cornwall.

The danger of harvesting the seafood begins before Stevie and his partner Jordan even reach the small rock island where the barnacles grow. Dilbilgisi

1:02

Bu deniz ürününü toplamanın tehlikesi, Stevie ile ortağı Jordan daha midyelerin yetiştiği küçük kayalık adaya ulaşmadan başlıyor.

Dilbilgisi

begins before ... even reach: beklenmedik ölçüde erken bir başlangıç

“begins before ... even reach” ifadesinde before, tehlikenin başlangıcını Stevie ile Jordan’ın varışından daha önceye yerleştirir. Even, reach fiiline odaklanır: Adaya varmak zaten erken bir eşik sayılabilecekken tehlike onlar o noktaya gelmeden başlar. Başka durumlara aktarılabilen “X begins before someone even does Y” kalıbı, X’in şaşırtıcı derecede erken başladığını vurgular. Buradaki even, “Y gerçekleşemeden önce bile” anlamında vurgu yapan bir sözcüktür; “eşit biçimde” anlamına gelen bir zarf değildir.

Alıştırma

Sorunun şaşırtıcı derecede erken başladığını gösteren vurgu sözcüğünü yazın: The delays began before we ____ left the office.

Cevabı göster

even

The 15-minute boat ride off the coast starts off smooth. Öbek fiiller

1:12

Kıyı açıklarındaki 15 dakikalık tekne yolculuğu sakin başlıyor.

Öbek fiiller

starts off smooth: başlangıç durumunu anlatmak

Starts off, “belirli bir durumda ya da biçimde başlar” anlamına gelir. Buradaki smooth, özne tamamlayıcısı işlevindeki bir sıfattır: Tekne yolculuğunun başlangıçtaki durumunu anlatır; dolayısıyla yolculuğun önce sakin ve sorunsuz olduğu anlamına gelir. Özne + start off + sıfat kalıbı, daha sonraki bir değişimden önce başlangıç durumunu belirtmek için sık kullanılır: “The meeting started off tense.” Off, fiil ifadesinin bir parçasıdır; öznenin ayrıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, daha sonraki bir değişimden önce başlangıç durumunu belirtmek için start off + sıfat yapısını kullanıyor?

  1. The interview started tensely off, but everyone relaxed after a few minutes.
  2. The interview started off tense, but everyone relaxed after a few minutes.
  3. The interview started off tensely, but everyone relaxed after a few minutes.
Cevabı göster

The interview started off tense, but everyone relaxed after a few minutes.

But wait a little longer and the waves will be thrusting high Dilbilgisi

1:16

Ama biraz daha zaman geçince dalgalar iyice yükseliyor,

as Stevie attempts to make the leap from the boat onto the rocks.

1:19

Stevie de tam o sırada tekneden kayalıklara atlamaya çalışıyor.

Dilbilgisi

Wait a little longer and ...: kısa bir koşul yapısı

Emir cümleciği + and + sonuç cümleciği kalıbı, kısa bir koşul yapısı gibi kullanılabilir: “X'i yap ya da gerçekleşmesine izin ver; Y olur” ifadesi, “X gerçekleşirse ardından Y gelir” anlamındadır. And burada ilgisiz iki eylemi yalnızca birbirine eklemez; bir koşulu sonucuna bağlar. Buradaki wait a little longer, izleyiciye gerçekten beklemesini söylemez. Hayal edilen zamanı ileri taşır ve sonuç cümleciği, dalgaların o sırada yükseleceğini ve atlayışı zorlaştıracağını öngörür.

Alıştırma

Cümleyi emir + and kalıbıyla tamamlayın: Give the paint another hour, ____ it will be dry enough for a second coat.

Cevabı göster

and

Stevie's only able to harvest at low tide, Kalıp ifadeler

1:29

Stevie yalnızca sular çekildiğinde midye toplayabiliyor,

when he can access the rocks.

1:32

çünkü kayalıklara ancak o zaman ulaşabiliyor.

Kalıp ifadeler

At low tide: gelgit zamanını belirten yerleşik ifade

At low tide, “gelgit alçak evresindeyken ve deniz çekilmişken” anlamına gelen yerleşik bir edatlı zaman ifadesidir. At edatı, bir etkinliği gelgit döngüsünün bu aşamasına yerleştirir. Bu cümlede ifade, Stevie'nin kayalıklara ulaşıp orada hasat yapabildiği tek zamanı belirtir. Ardından gelen when cümleciği, alçalan su seviyesinin sağladığı erişimi açıklayarak bu zaman bilgisini genişletir.

Alıştırma

Cümleyi at kullanan yerleşik ifadeyle tamamlayın: The cave is reachable only ____, when the sea has receded.

Cevabı göster

at low tide

He can harvest only as long as the tide will allow him, Dilbilgisi

1:34

Gelgit ne kadar izin verirse ancak o kadar süre çalışabiliyor;

which is just a few hours a day.

1:38

bu da günde sadece birkaç saat demek.

Dilbilgisi

only as long as ... will allow: azami süre belirlemek

Burada only as long as, eylemin mümkün olduğu azami süreyi belirtir. the tide will allow him yan cümlesi bu üst sınırı belirler: gelgit hasada artık izin vermediğinde durması gerekir. Başka bağlamlarda as long as, “... olması koşuluyla” anlamında bir şart bildirebilir. Ancak burada ifade, “hangi koşul altında?” sorusuna değil, “ne kadar süreyle?” sorusuna cevap verir. Yeniden kullanılabilir kalıp can + eylem + only as long as + sınırı belirten bir yan cümledir.

Alıştırma

Azami süre belirten ifadeyi kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: The hikers can continue ____ daylight lasts.

Cevabı göster

only as long as

Outside of this limited window, Kelime

1:42

Bu dar zaman aralığının dışında

the barnacles are covered by water and too dangerous to harvest.

1:43

midyeler su altında kalıyor ve onları toplamak fazlasıyla tehlikeli oluyor.

Kelime

limited window: kısa bir kullanılabilir süre

Window burada mecazi olarak, belirli bir eylemin mümkün olduğu zaman dilimini ifade eder. Limited, bu kullanılabilir sürenin kısa veya sınırlarının kesin olduğunu vurgular; fiziksel bir pencerenin boyutunu anlatmaz. Bu zaman anlamı çoğunlukla a window for + isim veya a window to + fiil biçimlerinde görülür: a window for repairs, a window to apply. Window kapandığında fırsat artık kullanılamaz.

Alıştırma

Kısa bir kullanılabilir süre anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: There is a ____ for walk-in appointments between 2:00 and 2:30.

Cevabı göster

limited window

It's not like you have a full 8-hour window Ton ve niyet

1:48

Önünüzde sekiz saatlik tam bir zaman dilimi yok ki

to go harvest as many goosenecks as you can. Dilbilgisi

1:50

gidip toplayabildiğiniz kadar kaz boynu midyesi toplayasınız.

Ton ve niyet

Bir varsayımı reddetmek için It's not like + yan cümle

Bu cümlede It's not like bir varsayımı ortaya koyup reddeder: dinleyici, hasat için sekiz saatlik tam bir süre olduğunu düşünmemelidir. Buradaki like benzerlik ifade etmez; ardından gelen yan cümle reddedilen durumu belirtir. It's not like + yan cümle kalıbı, konuşanın bir beklentiyi dolaylı biçimde düzeltmesini sağlar. Genellikle “gerçek durum böyle değil” anlamına gelir ve “yanlış düşünüyorsun” demekten daha az sert duyulabilir.

Alıştırma

Gerçekçi olmayan bir varsayımı reddeden konuşma kalıbıyla cümleyi tamamlayın: “____ we can finish the entire renovation in one afternoon.”

Cevabı göster

It's not like

Dilbilgisi

En yüksek sayıyı ifade eden as many + çoğul isim + as ... can

as many + çoğul sayılabilen isim + as özne can kalıbı, “öznenin yeteneğinin veya koşullarının izin verdiği en büyük sayı” anlamına gelir. Burada goosenecks çoğul ve sayılabilen bir isimdir; bu nedenle doğru miktar sözcüğü many'dir. Sondaki can, bağlamdan zaten anlaşılan daha eksiksiz bir eylemin yerine geçer: as many goosenecks as you can harvest. Bu yapı, belirtilmiş iki sayıyı karşılaştırmaya değil, en yüksek sayıya ulaşmaya odaklanır.

Alıştırma

İsteği dersteki en yüksek sayı kalıbıyla tamamlayın: “Please collect ____ from the orchard.”

Cevabı göster

as many apples as you can

You have this very short window

1:52

Elinizde çok kısa bir süre var

and you're going to try and capitalize on that. Notlar

1:53

ve bu süreden en iyi şekilde yararlanmaya çalışıyorsunuz.

Dilbilgisi

Günlük konuşmada try and + fiilin yalın hâli

Bu cümlede try and capitalize, try to capitalize ile aynı anlama gelir. Try and + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmak için çaba göstermeyi veya denemeyi anlatan yaygın bir konuşma kalıbıdır. İki fiil, önce deneme yapılıp sonra harekete geçilen kesin bir sıralamayı anlatmaz. Try and yapısını tek bir deneme kalıbı olarak, capitalize fiilini de yapılmaya çalışılan eylem olarak anlayın.

Alıştırma

Dersteki and kalıbını kullanarak günlük konuşma cümlesini tamamlayın: I’ll ____ call you after practice.

Cevabı göster

try and

Kalıp ifadeler

Capitalize on that: bir fırsattan yararlanmak

Capitalize on, bir durumdan, fırsattan veya avantajdan etkili biçimde yararlanarak kazanç elde etmek anlamına gelir. Buradaki that, very short window ifadesine gönderme yapar; yani konuşmacı sınırlı fırsatı en iyi şekilde değerlendirmekten söz eder. Bu anlamı capitalize ve on birlikte oluşturur. Bu kullanımın bir harfi büyük yazmakla ilgisi yoktur; on sonrasındaki nesne, yararlanılan fırsatı veya koşulu belirtir.

Alıştırma

“We should capitalize on the extra publicity while people are interested,” cümlesinde capitalize on ne anlama gelir?

  1. Tanıtım için para sağlamak
  2. Tanıtım metnini büyük harflerle yazmak
  3. Tanıtımı avantaj elde etme fırsatı olarak kullanmak
Cevabı göster

Tanıtımı avantaj elde etme fırsatı olarak kullanmak

It's essential for Stevie to do the job fast, Dilbilgisi

1:57

Stevie'nin işi hızlı yapması şart,

but carefully.

2:00

ama dikkatli olması da gerekiyor.

Dilbilgisi

“It's essential for Stevie to do the job fast, but carefully” yapısı: hızlı ama dikkatli davranma zorunluluğu

It's essential for + kişi + to + fiil kalıbı, bir eylemin gerekli olduğunu söylemek için biçimsel özne it'i kullanır. Bu cümlede for Stevie, işi yapması gereken kişinin Stevie olduğunu gösterir; işin Stevie için yapıldığı anlamına gelmez. Fast ve carefully zarfları işin nasıl yapılması gerektiğini açıklar. But, birbiriyle gerilim yaratabilecek iki koşulu bağlar: hız gerekir, ama dikkat kaybedilmemelidir.

Alıştırma

Hangi cümle, Stevie'nin hız ile dikkati dengeleyerek hareket etmesi gerektiğini söylemek için biçimsel özne it'i ve for + kişi + to + fiil yapısını kullanır?

  1. It's essential for Stevie to do the job fast, but carefully.
  2. Stevie needs to do the job fast, but carefully.
  3. It's essential that Stevie do the job fast, but carefully.
  4. The job is essential to Stevie, but he must do it fast and carefully.
Cevabı göster

It's essential for Stevie to do the job fast, but carefully.

He harvests while constantly checking the tide. Dilbilgisi

2:02

Midyeleri toplarken gelgiti sürekli kontrol ediyor.

Dilbilgisi

“while constantly checking”: sürekli kontrol ederken

While + -ing, ana eylemle aynı anda gerçekleşen bir eylemi tanıtır. while constantly checking the tide ifadesinde gizli özne he'dir ve He harvests cümlesindeki özneyle aynıdır; tam biçim while he is constantly checking the tide olur. Constantly, checking fiilini niteler. Bu, gelgiti hasat sırasında tekrar tekrar kontrol ettiği anlamına gelir; yalnızca bir kez kontrol ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir kişinin ana eylemi yaparken aynı anda gelgiti tekrar tekrar kontrol ettiğini gösteren cümle hangisidir?

  1. He harvests after checking the tide.
  2. He harvests by constantly checking the tide.
  3. He harvests while constantly checking the tide.
  4. He harvests while someone else constantly checks the tide.
Cevabı göster

He harvests while constantly checking the tide.

One slip and the waves could take him under. Dilbilgisi

2:04

Tek bir yanlış adımda dalgalar onu suyun altına çekebilir.

Dilbilgisi

One slip and ... could take him under: kısa ve güçlü bir uyarı

One slip fiil içermeyen kısa bir isim öbeğidir, ancak burada if he slips once, yani “bir kez ayağı kayarsa” koşulu gibi işlev görür. And bu sıkıştırılmış koşulu olası sonucuna bağlar. Bu yapı uyarıyı kısa ve güçlü hâle getirir. Take him under, dalgaların onu suyun altına çekebileceği anlamına gelir; yalnızca bir yere götürmek anlamında değildir.

Alıştırma

Kısa uyarıyı bağlayıcı sözcükle tamamlayın: One wrong step ____ you could fall.

Cevabı göster

and

It just boils down to skilled labor. Öbek fiiller

2:08

Sonuçta bu, beceri gerektiren bir iş.

Öbek fiiller

boils down to: bir şeyi özüne indirgemek

Boils down to, karmaşık bir durum değerlendirildikten sonra bir şeyin en önemli noktasına veya etkenine indirgenebileceğini belirtir. Burada konuşanın basit sonucu skilled labor ifadesidir ve just bunun temel nokta olduğunu vurgular. İfade, bir sıvıyı kaynatmakla ilgili değildir. Genel kalıp something boils down to yapısından sonra bir isim, isim öbeği veya -ing biçimi getirmektir. Birçok ayrıntıdan temel meseleye geçmek için kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi en iyi tamamlayan ve “temel meseleye indirgenebilir” anlamına gelen ifadeyi seçin: The complicated debate ultimately ... one basic question.

  1. looks after
  2. boils down to
  3. results in
Cevabı göster

boils down to

You know, it's not a job that anyone can do, Dilbilgisi

2:11

Yani herkesin yapabileceği bir iş değil,

especially when you're working with a you know, a small team of people.

2:13

özellikle de az kişilik bir ekiple çalışıyorsanız.

Dilbilgisi

not a job that anyone can do: herkes yeterli değildir

Burada not, a job that anyone can do düşüncesinin tamamını olumsuzlar. Konuşan kişi bu işin herkese uygun olmadığını, yani herhangi bir kişinin bu işi yapamayacağını anlatır. Bu kalıpta anyone, işi yapabilecek hiç kimse olmadığı anlamına gelmez. Bazı nitelikli kişiler işi yapabilir; asıl nokta özel beceri, deneyim veya güven gerekmesidir.

Alıştırma

Bu bağlamda “It's not a job that anyone can do” ne anlama gelir?

  1. Herhangi biri özel hazırlık yapmadan bu işi yapabilir.
  2. Dünyada hiç kimse bu işi yapabilecek durumda değildir.
  3. Bazı kişiler işi yapabilir, ancak iş herkeste bulunmayan nitelikler gerektirir.
Cevabı göster

Bazı kişiler işi yapabilir, ancak iş herkeste bulunmayan nitelikler gerektirir.

You want to have full trust that,

2:16

Ekipteki herkese tamamen güvenmeniz gerekir:

you know, both individuals can drive a vessel,

2:18

her iki kişi de tekneyi kullanabilmeli,

both individuals can harvest,

2:20

ikisi de midye toplayabilmeli

you have each other's back out there. Deyimler

2:22

ve denizde birbirlerinin arkasını kollamalı.

Deyimler

have each other's back: karşılıklı destek ve koruma

Have each other's back, özellikle iş zor veya riskliyken birbirini desteklemek, korumak ya da gözetmek anlamına gelen bir deyimdir. Each other's, desteğin karşılıklı olduğunu gösterir: her kişi diğerine yardım etmeye hazırdır. Buradaki back mecazidir; yalnızca vücuttaki sırtı ifade etmez.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan dört sözcüklük deyimle tamamlayın: During difficult rescues, the two divers ____.

Cevabı göster

have each other's back

To add to the risks, Anlatım akışı

2:26

Üstelik riskleri artıran bir şey daha var:

the most prized barnacles thrive in the most dangerous spots on the island. Anlatım akışı

2:27

en değerli midyeler adanın en tehlikeli yerlerinde gelişiyor.

Anlatım akışı

Birikimli geçiş olarak To add to the risks

To add to the risks, sonraki ifadeyi daha önce belirtilmiş risklerin üzerine eklenen başka bir zorluk olarak çerçeveleyen bir giriş geçişidir. Ardından gelen ana cümle, riski neyin artırdığını açıklar. To add to + isim öbeği kalıbı; sorunlar, maliyetler, kanıtlar veya gelişmekte olan başka durumlar hakkında birikimli bir akıl yürütmeyi düzenlemeye yardımcı olur. Buradaki to add, birine daha fazla risk yaratmasını söyleyen bir emir değildir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki üç kelimelik geçişle tamamlayın: ____ the delays, the storm damaged the bridge.

Cevabı göster

To add to

Anlatım akışı

the most prized ... the most dangerous: paralel üstünlük yapıları

Bu yan cümle iki üstünlük öbeğini paralel biçimde yerleştirir: the most prized barnacles ve the most dangerous spots. Bu eşleştirme, değer ile risk arasındaki bir paradoksu öne çıkarır: insanların en çok istediği kabuklular, hasadın en tehlikeli olduğu yerlerdedir. Buradaki thrive in, belirli bir ortamda özellikle iyi büyümek veya yaşamak anlamına gelir. Cümle, bu yerlerde gelişmeleri ile toplanmalarının zorluğu arasında bağlantı kurar; tehlikenin tek başına fiyatı belirlediğini söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle yüksek değer ile yüksek riski bağlamak için paralel üstünlük yapılarını en açık biçimde kullanıyor?

  1. Valuable herbs also grow near dangerous cliffs.
  2. The dangerous cliffs make every herb valuable.
  3. The most valuable herbs grow on the most dangerous cliffs.
Cevabı göster

The most valuable herbs grow on the most dangerous cliffs.

These ones are denser and packed with meat, Kalıp ifadeler

2:32

Bunlar daha yoğun yapılı ve etle dolu,

and they grow on the edge of the rocks where the waves are constantly thrashing against them.

2:35

üstelik dalgaların durmadan dövdüğü kaya kenarlarında yetişiyorlar.

Kalıp ifadeler

packed with meat: içi bir şeyle yoğun biçimde dolu

Packed with meat, bu kaya midyelerinin dar iç alanlarında büyük miktarda et bulunduğu anlamına gelir. Packed, içeriğin onları ne kadar yoğun doldurduğunu anlatır; birinin eti paketlediği anlamına gelmez. Aktarılabilir kalıp be packed with + isim şeklindedir. Bu yapı, bolluğu veya yoğunluğu yalnızca have a lot of demekten daha canlı biçimde vurgular.

Alıştırma

İncelemeyi packed ile kurulan hedef ifadeyle tamamlayın: “The handbook is ____ useful advice.”

Cevabı göster

packed with

The barnacles here must feed more often,

2:40

Buradaki midyeler daha sık beslenmek zorunda,

so they can grow bigger to withstand the surf,

2:42

böylece dalgalara dayanacak kadar büyüyebiliyorlar;

which is how they're able to cling more tightly to the rocks. Notlar

2:45

bu sayede kayalara daha sıkı tutunabiliyorlar.

Anlatım akışı

which is how: bir mekanizmayı sonucuna bağlamak

Which is how, önceki düşüncenin tamamına gönderme yapar: kaya midyeleri dalgalara dayanabilmek için büyür. Yalnızca yakındaki surf ismine gönderme yapmaz. Önceki bu gelişimi, bir sonraki sonucu, yani kayalara daha sıkı tutunmayı mümkün kılan mekanizma olarak sunar. [önceki olay], which is how [sonuç] kalıbı, önce gerçekleşen şey ile bunun sonucu üretme biçimini birbirinden ayırır.

Alıştırma

Önceki eylemi sonucu üreten yöntem olarak sunan bağlayıcıyı seçin: “Lena saved a copy after every revision, ___ she recovered the paragraph she deleted.”

  1. which is why
  2. which means
  3. which is how
Cevabı göster

which is how

Kalıp ifadeler

cling more tightly to the rocks: kayalara daha sıkı tutunmak

Burada cling to, “bir yüzeye sıkıca tutunmak veya yapışmak” anlamına gelir. Kaya midyeleri dalgalar onlara çarpsa bile kayalara bağlı kalır. More tightly, bu tutunmanın gücünü daha zayıf bir tutunmayla karşılaştırır. Tutunulan veya yapışılan şeyi belirtmek için cling to + isim kullanılır. Aynı yapı bir fikri ya da inancı sürdürmeyi de anlatabilir, ancak bu cümlede fiziksel tutunmadan söz edilmektedir.

Alıştırma

Cümleyi cling ve doğru edatla tamamlayın: Even in strong wind, the ivy can ____ the wall.

Cevabı göster

cling to

But this also makes them especially difficult to remove. Dilbilgisi

2:48

Ancak bu özellik onları yerlerinden çıkarmayı da özellikle zorlaştırıyor.

Dilbilgisi

make ... difficult to remove: bir şeyi çıkarmayı zorlaştırmak

Make + nesne + sıfat + to-infinitive, bir şeyin nesneyle ilgili bir eyleme belirli bir nitelik kazandırdığını gösterir. Burada them, onları çıkarma bakımından especially difficult olarak tanımlanır; them aynı zamanda remove fiilinin anlamca nesnesidir. Kalıp make + nesne + easy/difficult/hard/impossible + to + fiil şeklindedir. Nesneden sonra to be eklemeyin: make them difficult to remove kısa ve doğal biçimdir.

Alıştırma

Cümleyi read fiilinin doğru mastar biçimiyle tamamlayın: The tiny print made the instructions difficult ____.

Cevabı göster

to read

Stevie uses a leaf spring tool to pry out clumps of gooseneck barnacles. Öbek fiiller

2:56

Stevie, kaz boynu midyesi kümelerini kanırtarak çıkarmak için yaprak yaydan yapılmış bir alet kullanıyor.

Öbek fiiller

Pry out: sıkıca sabitlenmiş bir şeyi kanırtarak çıkarmak

Burada pry out, bir aleti kaldıraç gibi kullanarak yüzeye sıkıca tutunmuş kümeleri zorlayıp çıkarmak anlamına gelir. Out, sonucu belirtir: kümeler sıkıca bağlı oldukları yerden ayrılır. Nesne, pry out the clumps örneğindeki gibi fiilden sonra veya pry them out örneğindeki gibi iki parçanın arasında yer alabilir.

Alıştırma

“Kaldıraç etkisiyle çıkarmak” anlamındaki öbek fiilin iki parçasıyla cümleyi tamamlayın: The lid was stuck, so Ana used a flat tool to ____ it ____.

Cevabı göster

pry · out

My uncle gave it to me.

3:00

Bunu bana amcam verdi.

He used to harvest goosenecks. Dilbilgisi

3:01

Eskiden kaz boynu midyesi toplardı.

Dilbilgisi

Used to harvest: geçmişte düzenli yapılan bir etkinlik

Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte geçerli olan bir alışkanlığı veya durumu anlatır ve genellikle bunun artık geçerli ya da olağan olmadığını belirtir. Burada used to harvest, kazboynu midyesi toplamanın onun geçmişte düzenli olarak yaptığı bir iş olduğunu, tek seferlik bir toplama olmadığını anlatır. Used to sonrasında harvest yalın hâlde kalır: used to harvest.

Alıştırma

Hangi cümle Leo'nun geçmişte düzenli olarak deniz yosunu topladığını, fakat muhtemelen artık toplamadığını anlatır?

  1. Leo harvested seaweed yesterday.
  2. Leo used to harvest seaweed.
  3. Leo is used to harvesting seaweed.
Cevabı göster

Leo used to harvest seaweed.

At times,

3:04

Bazen

he uses his hands to pull them out one by one. Kalıp ifadeler

3:05

midyeleri elleriyle tek tek çekip çıkarıyor.

Kalıp ifadeler

one by one: her bir öğeyi sırayla ele almak

One by one, bir grubun üyelerini ayrı ayrı ve sırayla ele almak anlamına gelir. Burada Stevie bütün grubu birlikte çıkarmak yerine her bir kaz midyesini sırayla çıkarır. Bu ifade eylemin hızını değil, sırasını vurgular. Eylem hızlı da yavaş da olabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede kitapların ayrı ayrı ve sırayla kontrol edildiğini göstermek için one by one kullanılmıştır?

  1. The librarian checked all the books at once.
  2. The librarian put the books side by side.
  3. The librarian checked the books one by one.
Cevabı göster

The librarian checked the books one by one.

While worrying about his own safety, Dilbilgisi

3:10

Kendi güvenliğini düşünürken

Stevie must also be careful with how he harvests the barnacles.

3:12

Stevie, midyeleri nasıl topladığına da dikkat etmek zorunda.

Dilbilgisi

While worrying about his own safety: kısaltılmış while + -ing yan cümlesi

While worrying about his own safety, while he is worrying about his own safety ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Süren güvenlik kaygısını arka plana yerleştirirken ana cümle başka bir sorumluluk ekler: kaz midyelerini toplama biçimine dikkat etmek. Bu kısaltılmış while yan cümlesinde söylenmeyen özne, ana cümlenin öznesiyle aynı olmalıdır. Burada hem endişelenen hem de dikkatli olması gereken kişi Stevie'dir.

Alıştırma

Arka plandaki bir kaygının ana eylemle aynı anda sürdüğünü göstermek için cümleyi while + worry fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ about her own deadline, Maya also helped her teammate finish the report.

Cevabı göster

While worrying

Harvesters try to avoid taking or harming other organisms attached to the barnacles, Dilbilgisi

3:16

Toplayıcılar, midyelere yapışmış diğer canlıları almamaya ya da onlara zarar vermemeye çalışıyor

Dilbilgisi

avoid taking or harming kullanımı

avoid taking or harming ifadesinde avoid’dan sonra to ve yalın fiil değil, -ing biçimi gelir. Taking ve harming, or ile bağlanan paralel eylemlerdir ve other organisms nesnesini paylaşırlar. Bu ifade, onları alıp götürmemeye veya onlara zarar vermemeye çalışmak anlamına gelir. Talimatlarda ve uyarılarda avoid artı gerund, kaçınılması gereken eylemi belirtir.

Alıştırma

Toplayıcıların iki eylemden hiçbirini yapmak istemediğini göstermek için avoid’u doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. Harvesters try to avoid taking or harm other organisms.
  2. Harvesters try to avoid to take or harm other organisms.
  3. Harvesters try to avoid taking or harming other organisms.
Cevabı göster

Harvesters try to avoid taking or harming other organisms.

Dilbilgisi

organisms attached to the barnacles sonrasındaki niteleme

organisms attached to the barnacles ifadesinde geçmiş zaman ortaç öbeği attached to the barnacles, hangi organizmalardan söz edildiğini belirtmek için isimden sonra gelir. Bu, kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir: organisms that are attached to the barnacles. Attached bir durumu veya sonucu anlatır: organizmalar deniz palamutlarına bağlıdır. Toplayıcıların onları bağladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Zaten kayalara bağlı olan organizmaları kısaltılmış bir ilgi cümleciğiyle anlatan cümleyi seçin.

  1. The team recorded organisms attaching themselves to the rocks.
  2. The team recorded organisms that attached themselves to the rocks.
  3. The team recorded organisms attached to the rocks.
Cevabı göster

The team recorded organisms attached to the rocks.

and they take extra care not to damage the gooseneck barnacle itself, Kalıp ifadeler

3:22

ve kaz boynu midyesinin kendisine zarar vermemeye de özellikle dikkat ediyorlar;

Kalıp ifadeler

take extra care not to damage: zarar vermemek için özellikle dikkat etmek

take extra care not to damage ifadesinde take care dikkatli davranmak anlamına gelir; extra ise dikkat düzeyini artırır. Ardından gelen not to damage, bu dikkatli davranışla önlenmek istenen olumsuz sonucu belirtir. take extra care not to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir kişinin görevi sürdürürken belirli bir zararlı sonuçtan etkin biçimde kaçınması gerektiğinde kullanışlıdır. Buradaki not, not to damage mastar yapısına aittir; dikkat etmemek anlamına gelmez.

Alıştırma

take extra care ve damage fiilini kullanarak güvenlik talimatını tamamlayın: When removing the cover, ____ the seal.

Cevabı göster

take extra care not to damage

since slicing through it will automatically lower its value. Dilbilgisi

3:26

çünkü onu kesmek değerini doğrudan düşürüyor.

Dilbilgisi

-ing yan cümlesi öznesi olarak slicing through it

Slicing through it, will automatically lower its value fiil öbeğinin öznesi olarak kullanılan bir -ing yan cümlesidir. Bir eylemi adlandırır ve bu eylemi neden olarak sunar. slicing önünde bir be biçimi bulunmadığı için şimdiki zamanın süreklilik yapısı değildir. -ing yan cümlesi + sonuç kalıbı, bir eylemin neye yol açtığını belirtirken yaygındır: Dropping the device will break the screen. Altyazıda will beklenen sonucu sunar; automatically ise değer kaybının başka bir karara gerek kalmadan gerçekleştiğini belirtir.

Alıştırma

slice through the cable ifadesini özne görevi gören bir -ing yan cümlesine dönüştürün: ____ will stop the machine.

Cevabı göster

Slicing through the cable

Marketable barnacles will have a hard white plate at the end

3:30

Satışa uygun midyelerin ucunda sert ve beyaz bir plaka bulunur;

that's about 15 to 30 mm long.

3:33

bu plaka yaklaşık 15 ila 30 milimetre uzunluğundadır.

The peduncle should be between 20 and 80 mm.

3:37

Pedinkül ise 20 ila 80 milimetre uzunluğunda olmalıdır.

At each harvest site in Vancouver,

3:41

Vancouver'daki her hasat alanında

less than 10% of the barnacles will be considered marketable. Kelime

3:43

midyelerin yüzde 10'undan azı satışa uygun kabul edilir.

Kelime

Ürün sınıflandırmasında considered marketable

Bu sınıflandırma bağlamında be considered marketable, “ticari sınıflandırma veya kalite gereklerini karşıladığı ve bu nedenle satışa uygun olduğu değerlendirilmek” anlamına gelir. Considered edilgen bir değerlendirme fiilidir; marketable ise verilen statüyü adlandıran tamamlayıcıdır. Bu ifade ürünün popüler olduğu anlamına gelmez ve ürünün zaten satılmış olduğunu garanti etmez. Başka durumlara aktarılabilen temel fikir, ilgili standartlara göre satışa uygunluk veya satış yeterliliğidir.

Alıştırma

Bir kalite kontrol raporunda “The batch is considered marketable” en doğrudan ne anlama gelir?

  1. Parti satış standartlarını karşılıyor.
  2. Parti çoğu müşteri arasında zaten popüler.
  3. Partinin tamamı zaten satıldı.
Cevabı göster

Parti satış standartlarını karşılıyor.

You want some with length,

3:46

Boyu biraz uzun olanları istersiniz,

you know?

3:48

bilirsiniz ya?

It's like a picture of forest.

3:49

Bir orman resmi gibi düşünün.

The further you go in and find where the trees are a little bit more protected,

3:53

Ormanın içine doğru ilerleyip ağaçların biraz daha korunaklı olduğu yerleri buldukça,

the top of the tree is where you're going to find the branches

3:59

dalların ağacın tepesinde olduğunu görürsünüz

and they're going to have long trunks.

4:03

ve ağaçların gövdeleri uzun olur.

So that's the meat that you eat.

4:05

İşte yediğiniz et de budur.

As plentiful as this rock island looks, Dilbilgisi

4:08

Bu kayalık ada midye bakımından ne kadar bereketli görünse de

there's a limit to how many barnacles Stevie can take. Dilbilgisi

4:10

Stevie'nin toplayabileceği midye sayısının bir sınırı var.

Dilbilgisi

As plentiful as this rock island looks: öne alınmış bir ödünleme

Cümlenin başında As + adjective + as + subject + looks, seems veya sounds gibi bir fiil, ödünleme işlevi görebilir: ana cümle bir izlenimi sınırlamadan veya düzeltmeden önce bu izlenimi kabul eder. Burada vurgulanan yan cümle “Although this rock island looks plentiful,” anlamına gelir; iki şeyin aynı derecede bol olduğu anlamına gelmez. Sıfatın öne alınması, kabul edilen izlenimin ne kadar inandırıcı göründüğünü vurgular. Virgül, dinleyiciyi ana cümledeki karşıtlığa hazırlar; böylece düzeltme, nötr bir although yan cümlesine göre daha belirgin olur.

Alıştırma

Although the shortcut looks tempting anlamına gelen ödünleme as ... as kalıbının iki parçasıyla İngilizce cümleyi tamamlayın: ____ tempting ____ the shortcut looks, it is unsafe.

Cevabı göster

As · as

Dilbilgisi

a limit to how many ... can take: sınır ve gömülü soru

Burada a limit, izin verilen en yüksek miktar anlamına gelir. to edatı, sınırın neyle ilgili olduğunu belirten how many barnacles Stevie can take bölümünü getirir. How many barnacles Stevie can take, limit düşüncesinin içeriğini tamamlayan gömülü bir soru yan cümlesidir. Daha büyük bir yapının içine gömülü olduğu için doğrudan sorudaki devrik dizilişi değil, özne Stevie'nin kiplik fiili can'den önce geldiği bildirme cümlesi dizilişini kullanır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için şu ögeleri doğru sıraya koyun: how many / files / each user / can / upload. There is a limit to ____.

Cevabı göster

how many files each user can upload

Once fishers harvest 7 and 1/2 percent of the marketable gooseneck barnacles from a rock, Dilbilgisi

4:14

Balıkçılar bir kayadaki satışa uygun kaz boynu midyelerinin yüzde 7,5'ini topladığında

that rock will be closed for 6 months to prevent overharvesting.

4:19

aşırı toplamayı önlemek için o kayada altı ay boyunca hasat yasaklanıyor.

Dilbilgisi

Once + geniş zaman, ... will be closed

Once, sonraki eylemi tetikleyen olayı, yani toplama miktarının %7,5 eşiğine ulaşmasını belirtir. once ile başlayan ve gelecek zamana gönderme yapan bir yan cümlede İngilizce normalde geniş zaman biçimi harvest kullanır; ana cümlede ise gelecekteki sonucu belirtmek için will kullanılabilir. That rock will be closed gelecek zamanda edilgendir: eylem kayaya uygulanır ve kayayı kapatan kişiler odak değildir. Once + geniş zaman, ... will be + geçmiş zaman ortacı şeklindeki yeniden kullanılabilir kalıp, kural ve prosedürlerde yaygındır.

Alıştırma

Kuralı reach ve close ile tamamlayın. once sonrasında geniş zaman, ana cümlede gelecek zamanda edilgen yapı kullanın: Once the tank ____ its maximum level, the inlet valve ____.

Cevabı göster

reaches · will be closed

After Stevie and Jordan return,

4:27

Stevie ve Jordan geri döndükten sonra

they transport the barnacles to local restaurants.

4:29

midyeleri yerel restoranlara götürüyor.

In Vancouver,

4:33

Vancouver'da

they're delivered fresh, Dilbilgisi

4:34

midyeler taze olarak teslim ediliyor,

since the barnacles degrade rapidly.

4:35

çünkü hızla bozuluyorlar.

Dilbilgisi

Delivered fresh: varış anındaki durumu anlatan sıfat

delivered fresh ifadesinde fresh, kaz midyelerinin vardıkları andaki durumunu anlatan bir sıfattır. Teslimatın kısa süre önce gerçekleştiği anlamına gelmez. Aynı durum tamamlayıcısı kalıbı etken ve edilgen yapılarda görülebilir: a supplier delivers the product fresh ve the product is delivered fresh. delivered hot veya delivered intact örneklerinde olduğu gibi başka sıfatlar da varış anındaki durumu anlatabilir.

Alıştırma

Bir balıkçı, istiridyelerin alıcıya ulaştığında hâlâ taze olduğunu söylemek istiyor. Bu anlamı hangi cümle ifade eder?

  1. The oysters deliver fresh.
  2. The oysters are delivered fresh.
  3. The oysters are freshly delivered.
Cevabı göster

The oysters are delivered fresh.

And if frozen, Dilbilgisi

4:37

Dondurulurlarsa da

they'll lose much of their texture and flavor when thawed,

4:38

çözüldüklerinde doku ve lezzetlerinin büyük bölümünü kaybediyorlar,

making them less valuable. Dilbilgisi

4:41

bu da onları daha az değerli kılıyor.

Dilbilgisi

If frozen ... when thawed: kısaltılmış edilgen yan cümleler

If frozen, if they are frozen ifadesinin; when thawed ise when they are thawed ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Her iki yan cümlede de anlaşılması gereken özne, kaz midyelerine gönderme yapan they sözcüğüdür; atlanan be biçimi ise are'dır. Kaz midyeleri bu eylemlere maruz kaldığı için frozen ve thawed edilgen anlamlı geçmiş zaman ortaçlarıdır. Bu kısaltma, aynı özneyi ve be biçimini tekrar etmeyi önler. Atlanan özne açıkça anlaşılabiliyorsa ve ilgili ana cümlenin öznesiyle aynıysa kullanın.

Alıştırma

Her cümleyi ipucunda gösterilen kısaltılmış edilgen yan cümleyle tamamlayın: ____, the parcel should be returned to the sender. ____, the application will be reviewed within five days. (if it is damaged; when it is submitted)

Cevabı göster

If damaged · When submitted

Dilbilgisi

making them less valuable: sonuç eklemek

Virgülden sonra gelen making them less valuable şeklindeki -ing öbeği, önceki durumun tamamının sonucunu belirtir: dondurma işlemi doku ve lezzet kaybına yol açar, bu kayıp da değerlerini düşürür. Making sözcüğünün ima edilen nedeni yakındaki flavor ismi değil, önceki yan cümlenin tamamıdır. Yeniden kullanılabilen kalıp clause, making + object + complement biçimindedir. Yeni bir cümle başlatmadan, az önce belirtilen olay veya duruma bağlı sonucu kısa ve akıcı biçimde ekler.

Alıştırma

Önceki yan cümlenin sonucunu belirtmek için virgül + making öbeğini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The road closure caused long detours, making the morning commute slowly.
  2. The road closure caused long detours, made the morning commute slower.
  3. The road closure caused long detours, making the morning commute slower.
Cevabı göster

The road closure caused long detours, making the morning commute slower.

Say for salmon,

4:43

Mesela somonu ele alalım;

you know, you can serve fresh salmon and then you can freeze it and then you can smoke it and,

4:44

hani taze somon servis edebilir, sonra dondurup ardından tütsüleyebilir

you know, you can push the longevity of that product months.

4:48

ve böylece o ürünün ömrünü aylarca uzatabilirsiniz.

Goosenecks aren't like that.

4:52

Kaz boynu midyelerinde durum böyle değil.

They're nice and fat. Kelime

4:54

Güzel, iri ve etliler.

Kelime

yiyeceği övmek için nice and fat

Burada fat, kabukluların dolgun, etli ve yemek yapmaya uygun olduğunu anlatır; dolayısıyla hakaret değil, övgüdür. Bir sıfatın olumlu ya da olumsuz değerlendirme taşıması, neyi nitelediğine ve o durumda hangi özelliklerin istendiğine bağlıdır. Nice and fat ifadesinde nice, nazik anlamına gelen ayrı bir betimleme değildir. Günlük konuşmadaki nice and + adjective kalıbı sıfatı güçlendirir ve çoğu zaman o niteliği tatmin edici ya da duruma uygun gösterir. Bu nedenle nice and fat onay anlamı ekler; very fat ise özelliği kendiliğinden olumlu göstermeden daha çok derecesini belirtir.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: Bir deniz ürünleri pazarında "These mussels are nice and fat" yorumu, ürünlerin kalitesini beğenme anlamına gelebilir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

Yeah, that's what I was looking for. Ton ve niyet

4:56

Evet, aradığım tam da buydu.

Ton ve niyet

That's what I was looking for ile uygun sonucu doğrulamak

Bu cümlede that's what I was looking for, az önce sunulan nesnenin veya özelliğin konuşanın önceki gereksinimlerine ya da amacına uyduğunu doğrular. “İstediğim sonuç tam olarak buydu” anlamına gelir. what I was looking for yan cümlesindeki what, “…… olan şey veya tür” anlamını zaten içerir. Geçmişte devam eden was looking for, daha önceki bir arayışa veya ihtiyaca gönderme yapar; kayıp bir fiziksel nesne olması gerekmez.

Alıştırma

Bir iş arkadaşınız önceki gereksinimlerinizi karşılayan bir taslak gösteriyor. Bunun istediğiniz sonuç olduğunu en açık biçimde hangi yanıt doğrular?

  1. That's what I was looking at.
  2. That's what I was looking for.
  3. That's where I was looking.
Cevabı göster

That's what I was looking for.

The barnacles are graded on an A, B, and C scale, Kalıp ifadeler

4:58

Midyeler A, B ve C olarak derecelendiriliyor,

based on how much meat they hold.

5:01

içerdikleri et miktarına göre.

Kalıp ifadeler

Be graded on an A, B, and C scale: A, B ve C ölçeğinde değerlendirilmek

Be graded on a ... scale, “belirlenmiş bir değerlendirme sistemi içinde değerlendirilip bir düzey atanmak” anlamına gelen edilgen bir yapıdır. On, ölçeğin kendisini tanıtır; A, B ve C mevcut derecelerdir. Ölçüt based on ile eklenebilir. Bu cümlede dereceyi içerdikleri et miktarı belirler. Bu nedenle scale, fiziksel bir tartı aletini değil, bir değerlendirme sistemini ifade eder.

Alıştırma

Değerlendirme sistemini belirten eşdizimi tamamlayın: “The essays are graded ____ a one-to-five scale.”

Cevabı göster

on

Your A's are going to be aesthetically quite pleasing, Kelime

5:03

A sınıfındakiler estetik açıdan oldukça hoş görünür,

Kelime

aesthetically quite pleasing: estetik açıdan oldukça hoş

Bu ifadede aesthetically pleasing, özellikle görünüş ve tasarım bakımından çekici veya tatmin edici anlamına gelir. Aesthetically, övgüyü görsel ya da sanatsal niteliklerle sınırlar; tat, kullanışlılık veya genel kalite hakkında değerlendirme yapmaz. Quite, pleasing sözcüğünün derecesini güçlendirir. Dolayısıyla konuşmacı, nesnenin yalnızca kabul edilebilir olduğunu değil, estetik açıdan açıkça olumlu bulunduğunu belirtir.

Alıştırma

'The new website is aesthetically quite pleasing,' cümlesinde hangi özellik övülüyor?

  1. Ses kalitesi
  2. Bilgilerinin doğruluğu
  3. Görsel görünüşü ve tasarımı
  4. Yüklenme hızı
Cevabı göster

Görsel görünüşü ve tasarımı

very full,

5:08

çok dolgundur

and then firmness of meat.

5:09

ve etlerinin sıkılığı da önemlidir.

Grades aside, Anlatım akışı

5:11

Sınıflandırmayı bir kenara bırakırsak,

1 and 1/2 to 2 lb of gooseneck barnacles

5:12

1,5 ila 2 libre kaz boynu midyesinden

will typically only yield just over half a pound of meat. Notlar

5:15

genellikle yalnızca yarım librenin biraz üzerinde et çıkar.

Anlatım akışı

Grades aside: başka bir unsura geçiş

Grades aside, bir isim öbeği ile aside sözcüğünden oluşan ve cümlenin başında çerçeve kuran bir ifadedir. Dinleyiciye, konuşmacının başka bir unsura geçebilmesi için sınıfları mevcut değerlendirmeden geçici olarak çıkarmasını söyler. Burada odak, toplam ağırlık ile elde edilen et miktarı arasındaki ilişkiye kayar. Bu ifade, sınıfların önemsiz olduğunu ilan etmek yerine bilgiyi düzenler. Önceki sınıflandırma açıklaması hâlâ geçerli olabilir; yalnızca bir sonraki ifadenin dayanağı değildir.

Alıştırma

Bütçeyi geçici olarak bir kenara bırakan X aside yapısıyla cümleyi tamamlayın: ____, the proposal solves our main technical problem.

Cevabı göster

Budget aside

Kelime

yield: ham maddeden elde edilen kullanılabilir çıktı

Burada yield, “üretmek” veya “sonuç olarak ortaya çıkarmak” anlamına gelen geçişli bir fiildir. Kaz boynu midyeleri girdidir; “just over half a pound of meat” ise ortaya çıkan miktardır. Yiyecek, tarım, imalat ve diğer üretim bağlamlarında yield, belirli bir girdiden elde edilen kullanılabilir çıktıya odaklanır. Bu cümlede “teslim olmak” ya da başka bir araca yol vermek anlamında değildir.

Alıştırma

“This recipe yields six servings” cümlesinde yields ne anlama gelir?

  1. produces six servings
  2. gives way to another recipe
  3. agrees to serve six people
Cevabı göster

produces six servings

Kalıp ifadeler

just over half a pound: yarım libreden biraz fazla

Just over half a pound, yarım libreden biraz fazla bir miktar demektir. Just over, referans alınan sayının biraz üstünde küçük bir miktarı gösterir; tam olarak yarım libre anlamına gelmez. Bu cümlede only ayrıca kullanılabilir et miktarının, başlangıçtaki 1,5 ila 2 libre midyeye kıyasla az olduğunu vurgular.

Alıştırma

Miktarın belirtilen ölçüden biraz daha fazla olduğunu hangi cümle söyler?

  1. The parcel weighs just over two kilograms.
  2. The parcel weighs well over two kilograms.
  3. The parcel weighs just under two kilograms.
  4. The parcel weighs exactly two kilograms.
Cevabı göster

The parcel weighs just over two kilograms.

I want to prepare them as cleanly as possible, Dilbilgisi

5:19

Onları olabildiğince sade hazırlamak istiyorum;

which means you can taste all of the flavor that's inside.

5:22

böylece içlerindeki tüm lezzeti tadabilirsiniz.

Dilbilgisi

as cleanly as possible: mümkün olduğunca temiz biçimde

as + zarf + as possible kalıbı, bir eylemi makul biçimde ulaşılabilecek en yüksek derecede yapmak anlamına gelir. Bu cümlede as cleanly as possible, prepare fiilini niteler ve yiyeceğin nasıl hazırlanması gerektiğini anlatır. Cleanly, prepare eylemini nitelediği için zarftır. Burada yalnızca hijyenik olmayı değil, malzemenin doğal lezzetini örtmeden dikkatli ve gereksiz eklemelerden uzak biçimde hazırlamayı ifade eder.

Alıştırma

as + zarf + as possible kalıbını ve clear sözcüğünü kullanarak tamamlayın: Please explain the rules ____ so that everyone understands.

Cevabı göster

as clearly as possible

And for me,

5:26

Bana göre

it tastes like the ocean. Deyimler

5:27

tadı okyanusu andırıyor.

Deyimler

tastes like the ocean: tadı deniz gibi

Tastes like + isim yapısı, bir yiyeceğin genel lezzet izlenimini tanıdık bir şeyle karşılaştırır. Burada the ocean; tuzlu, deniz kokulu, taze ve denizsel bir karakteri anlatan duyusal bir metafordur. Yiyeceğin tadının kelimenin tam anlamıyla deniz suyuyla aynı olduğunu iddia etmez. Cümledeki for me, karşılaştırmayı konuşanın kişisel çağrışımı olarak sunar. Metafor, tek ve kesin bir temel tadı belirlemek yerine canlı bir genel izlenim oluşturur.

Alıştırma

Bu bağlamda “it tastes like the ocean” en çok ne anlatır?

  1. Tuzlu ve denizsel bir lezzet hakkında canlı ve öznel bir izlenim verir.
  2. Malzeme olarak deniz suyu eklendiğini belirtir.
  3. Nesnel olarak ölçülmüş tek bir temel tadı belirler.
Cevabı göster

Tuzlu ve denizsel bir lezzet hakkında canlı ve öznel bir izlenim verir.

That looks like the head of a dinosaur, doesn't it? Ton ve niyet

5:29

Bu bir dinozorun kafasına benziyor, değil mi?

Ton ve niyet

Onay bekleyen ek soru olarak doesn't it?

Olumlu “That looks like the head of a dinosaur” cümlesinden sonra gelen olumsuz ek soru “doesn't it?”, dinleyiciyi konuşanın gözlemine katılmaya davet eder. Bu, benzetmeyi yalnızca söylemekten daha etkileşimli bir yorum oluşturur. Ek soru ana cümlenin dil bilgisine uyar: “looks” geniş zamandaki bir ana fiildir, bu yüzden ek soruda “does” kullanılır; “that” öznesinin yerine “it” gelir. Olumlu bir ana cümleden sonra normalde olumsuz bir ek soru kullanılır.

Alıştırma

Onay bekleyen ek soruyu tamamlayın: The cloud looks like a dragon, ____?

Cevabı göster

doesn't it

With the eye and the I always call them dinosaur toes.

5:31

Gözü de var; ben bunlara hep dinozor ayak parmakları derim.

In Vancouver,

5:36

Vancouver'da

gooseneck barnacles have long been a traditional source of food Dilbilgisi

5:37

kaz boynu midyeleri uzun zamandır geleneksel bir besin kaynağı olmuştur

for the members of the Nuu-chah-nulth First Nations. Kültür

5:40

Nuu-chah-nulth İlk Ulusları üyeleri için.

Dilbilgisi

Günümüze kadar süren uzun süreli bir durum için have long been

“have long been” yapısında have been present perfect, long ise durumun çok eski bir zamanda başladığını gösterir. Buradaki açıklama, geleneksel besin olma rolünü tamamlanmış bir tarihsel olgu olarak değil, günümüze kadar devam eden bir durum olarak sunar. Yaygın kalıp özne + have/has + long + been + ek bilgi şeklindedir. Çoğul öznelerle have, üçüncü tekil şahıs öznelerle has kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi have/has + long + been kullanarak tamamlayın: These wetlands ____ a home for migrating birds.

Cevabı göster

have long been

Kültür

Nuu-chah-nulth İlk Milletleri

“Nuu-chah-nulth First Nations”, Kanada’daki Vancouver Adası’nın batı kıyısıyla bağlantılı belirli Yerli toplulukları adlandırır. Buradaki “First Nations”, Yerli halklar için kullanılan Kanada’ya özgü bir terimdir; ilk kurulan ülkeler anlamına gelmez. Bu ifade, anlatılan yemek geleneğinin kime ait olduğunu belirtir: bu toplulukların üyeleri uzun zamandır kazboynu midyelerini geleneksel bir besin kaynağı olarak kullanmıştır. Böylece bunlar yalnızca yeni ya da pahalı bir malzeme olarak değil, yerleşmiş bir Yerli yemek geleneğinin parçası olarak sunulur.

Alıştırma

Örnekte “Nuu-chah-nulth First Nations” neyi ifade ediyor?

  1. İlk kurulan ülkeler
  2. Yeni yiyecekler satan bir şirket grubu
  3. Kanada’daki belirli bir Yerli halk
Cevabı göster

Kanada’daki belirli bir Yerli halk

Today,

5:44

Bugün

Stevie hopes to sell gooseneck barnacles for $20 a pound. Kalıp ifadeler

5:44

Stevie, kaz boynu midyelerini libresi 20 dolardan satmayı umuyor.

Kalıp ifadeler

$20 a pound: per anlamındaki a

“$20 a pound” ifadesinde a, “her biri için” ya da “per” anlamına gelir; dolayısıyla hedeflenen satış fiyatı her libre kazboynu midyesi için 20 dolardır. a’dan sonraki isim, fiyatın hesaplandığı birimi belirtir. Bu, “miktar + a/an + tekil birim” kalıbıdır; “$3 a ticket” ve “twice a week” buna örnektir. Bu cümlede “a pound”, fiyatlandırma birimidir; Stevie’nin satmayı umduğu miktar değildir.

Alıştırma

Birim fiyat ifadesini, günlük oranlarda “per” anlamına gelen tek harfli sözcükle tamamlayın: The apples cost $3 ____ pound.

Cevabı göster

a

That's about $6 more than the cost per pound of hard-shell lobster.

5:49

Bu, sert kabuklu ıstakozun libre fiyatından yaklaşık 6 dolar fazla.

But in places like Spain and Portugal,

5:53

Ancak İspanya ve Portekiz gibi yerlerde

percebes are considered a delicacy, Kültür

5:55

percebes özel bir lezzet kabul ediliyor;

which is why they can cost even more, Anlatım akışı

5:58

bu nedenle daha da pahalı olabiliyorlar,

sometimes over $100 per pound.

6:00

hatta bazen libre başına 100 doları aşıyorlar.

Kültür

percebes are considered a delicacy: özel ve değerli bir yiyecek sayılmak

Percebes, burada kaz boyunlu midyeleri belirtmek için kullanılan İspanyolca ve Portekizce addır; farklı bir deniz ürünü türü değildir. İspanya ve Portekiz'de güçlü bir yerel gastronomik itibara sahiptir ve değerli bir yiyecek olarak görülebilir. Are considered a delicacy ifadesinde considered, bir şeyin belirli bir şekilde görüldüğünü; a delicacy ise nadir, özel veya çok değer verilen bir yiyeceği anlatır. Cümle, alışılmadık derecede yüksek fiyatı anlaşılır kılmak için bu konumu kullanır; her yerde herkesin percebes'e aynı değeri verdiğini iddia etmez.

Alıştırma

Altyazıda percebes are considered a delicacy ne anlama geliyor?

  1. İspanya ve Portekiz'deki insanlar percebes'i özel ve çok değerli bir yiyecek olarak görür.
  2. Percebes, İspanya ve Portekiz'de tamamen farklı bir deniz ürünüdür.
  3. İspanya ve Portekiz'deki insanlar percebes'e esas olarak ucuz olduğu için değer verir.
Cevabı göster

İspanya ve Portekiz'deki insanlar percebes'i özel ve çok değerli bir yiyecek olarak görür.

Anlatım akışı

which is why: nedeni sonucuna bağlamak

X, which is why Y kalıbında which, yalnızca en yakın isme değil, X ile ifade edilen gerçeğin tamamına gönderme yapar. Is why, önceki gerçeği Y'nin açıklaması olarak gösterir. Bu yapı, iki düşünceyi bağlantılı tek bir cümlede tutarken bilgiyi önce neden, sonra sonuç biçiminde düzenler. Burada özel bir yiyecek sayılmak neden, daha yüksek fiyat ise sonuçtur.

Alıştırma

İlk gerçeğe gönderme yapan ve onun sonucunu tanıtan üç sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: The road was flooded, ____ the buses were delayed.

Cevabı göster

which is why

Prices are especially high in the summer and around the holidays,

6:04

Fiyatlar özellikle yazın ve tatil dönemlerinde yükseliyor,

when the people there eat percebes most often.

6:08

çünkü percebes orada en çok bu dönemlerde tüketiliyor.

As gooseneck barnacles pop up in more high-end restaurants in Canada and the US, Notlar

6:12

Kaz boynu midyeleri Kanada ve ABD'de giderek daha fazla seçkin restoranın menüsüne girdikçe

the demand could grow in that region of the world. Kalıp ifadeler

6:16

dünyanın bu bölgesindeki talep de artabilir.

Öbek fiiller

“Ortaya çıkmaya başlamak” anlamındaki “pop up”

Burada pop up, özellikle yeni veya birden fazla yerde “ortaya çıkmaya ya da fark edilir hâle gelmeye başlamak” anlamındadır. Kaz boynu midyeleri daha fazla restoranda sunulmaya başlamaktadır; fiziksel olarak yukarı sıçrayan bir şey yoktur. Bu öbek fiil, bir şeyin yeni ve çoğu zaman dağınık ya da biraz beklenmedik biçimde ortaya çıktığını anlatır. As ile başlayan yan cümlede bu yeni görünürlük, talebin büyüme olasılığına bağlam sağlar.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “farklı yerlerde ortaya çıkmaya başlamak” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: New repair cafes are starting to ____ across the city.

Cevabı göster

pop up

Kelime

“High-end restaurants” ve premium pazar konumlandırması

High-end, restaurants sözcüğünü niteleyen birleşik bir sıfattır. Bu restoranları pazarın üst veya premium bölümüne yerleştirir ve genellikle yüksek fiyatların yanı sıra yüksek kalite, hizmet, tasarım veya prestij çağrıştırır. Bu cümlede etiket, malzemenin görülmeye başladığı restoran türünü belirtir. Bu bir pazar konumlandırması tanımıdır; restoranların fiziksel olarak yüksek bir yerde olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümlede high-end, high-end restaurants ifadesindekiyle aynı pazar konumlandırması anlamında kullanılmıştır?

  1. The restaurant is at the top of a tall building.
  2. The meal costs more than I expected.
  3. The brand sells high-end headphones aimed at premium buyers.
Cevabı göster

The brand sells high-end headphones aimed at premium buyers.

Kalıp ifadeler

demand could grow: talep artabilir

demand could grow, bir şeye yönelik piyasa ilgisinin veya ihtiyacının artabileceği anlamına gelir. Burada demand, sayılamayan bir piyasa ismidir; could grow ise bu artışı kesin bir tahmin olarak değil, bir olasılık olarak sunar. Bu yapı, büyümeye dair bazı işaretler varken geleceğin hâlâ belirsiz olduğu eğilimlerden söz etmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Kesin bir tahmin yerine piyasa ilgisindeki olası artışı en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. Demand is growing in the coastal market.
  2. Demand will grow in the coastal market.
  3. Demand could grow in the coastal market.
Cevabı göster

Demand could grow in the coastal market.

But for now, Anlatım akışı

6:19

Ancak şimdilik

the value of this crustacean is clear enough to the locals in Vancouver.

6:20

Vancouver'daki yerel halk bu kabuklunun değerini gayet iyi biliyor.

Anlatım akışı

But for now, ...: ama şimdilik

But for now bir karşıtlık başlatır ve sonraki ifadeyi mevcut durumla sınırlar. But, cümleyi daha önce söylenmiş bir olasılığa veya beklentiye bağlar; for now ise şu aşamada anlamına gelir ve daha sonra değişiklik olabileceğini açık bırakır. Bu cümlede ifade, belirsiz bir gelecek görünümünden yerel halk için zaten doğru olan mevcut duruma geri döner. Gelecekteki değişikliği kalıcı olarak reddetmez.

Alıştırma

Yeni program gelecek ay başlayabilir, ancak eski program bugün hâlâ geçerli. Hem karşıtlığı hem de mevcut zaman sınırını açıkça belirten cümle hangisidir?

  1. But for now, we will use the old schedule.
  2. For now, we will use the old schedule.
  3. Right now, we may use the new schedule.
Cevabı göster

But for now, we will use the old schedule.

People will say,

6:25

İnsanlar hep şunu soruyor:

what does it taste like? Dilbilgisi

6:25

“Tadı neye benziyor?

Is it like a crab,

6:27

Yengece mi,

like a shrimp?

6:28

karidese mi,

like a lobster?

6:29

yoksa ıstakoza mı?”

Dilbilgisi

What does it taste like? ile tadı sormak

What does it taste like? bir yiyeceğin tadının betimlenmesini veya bilinen bir tatla karşılaştırılmasını ister. What bir açıklama talep eder; like ise yiyeceğin güzel olup olmadığından çok özelliklere veya benzerliklere yönelir. Kalıp What does + tekil özne + taste like? şeklindedir. it veya başka bir tekil isimle does kullanılır ve ana fiil taste yalın halde kalır.

Alıştırma

Şimdiki zamandaki tat sorusunu gerekli yardımcı fiil ve duyu fiiliyle tamamlayın: “What ____ it ____ like?”

Cevabı göster

does · taste

I guess.

6:30

Sanırım.

Maybe you could say that, Ton ve niyet

6:31

Belki öyle denebilir,

but I look forward to the day when we say, Kalıp ifadeler

6:33

ama bir gün şöyle diyeceğimiz anı iple çekiyorum:

Ton ve niyet

Maybe you could say that: yumuşatılmış kısmi kabul

Maybe you could say that sınırlı ve temkinli bir kabul ifade eder. Konuşmacı, diğer kişinin açıklamasının mümkün olduğunu kabul eder ama onu bütünüyle onaylamaz. Maybe ve could iddiayı birlikte yumuşatır. Buradaki could yetenek bildirmez; bütün ifade, konuşmacının ardından karşılaştırmaya bir sınır getirmesine veya yönünü değiştirmesine alan açar.

Alıştırma

Bir iş arkadaşınız temel bir uygulamayı profesyonel bir araçla karşılaştırıyor. Biraz benzerlik görüyorsunuz ama ardından önemli bir farkı açıklamak istiyorsunuz. Hangi yanıt yumuşatılmış kısmi kabulü en iyi ifade eder?

  1. Maybe you could say that.
  2. That comparison is ridiculous.
  3. That's exactly right.
Cevabı göster

Maybe you could say that.

oh,

6:37

“Aa,

the crab and the lobster are a little bit like a gooseneck barnacle. Anlatım akışı

6:37

yengeçle ıstakozun tadı biraz kaz boynu midyesine benziyor.”

Kalıp ifadeler

look forward to the day when ...: ... olacağı günü dört gözle beklemek

Bu cümlede look forward to the day when ..., when yan cümlesinde anlatılan durumun gerçekleşeceği gelecekteki zamanı istekle beklemek anlamına gelir. Yalnızca bir dilek belirtmez; gelecekteki o zamanı anlamlı bir dönüm noktası olarak sunar. Buradaki to, kalıplaşmış look forward to ifadesinin bir parçasıdır ve nesnesi the day isim öbeğidir. Ardından gelen when yan cümlesi o günü tanımlar: insanlar kazboynu midyesini alışılmış karşılaştırma ölçütü olarak kullanacaktır.

Alıştırma

Arzu edilen geleceği beklenen bir dönüm noktası olarak sunan ifadeyle cümleyi tamamlayın: I ____ every child has access to a good education.

Cevabı göster

look forward to the day when

Anlatım akışı

Karşılaştırmayı tersine çevirmek: yengeç ve ıstakoz kazboynu midyesi gibidir

Alışılmış açıklamada, pek tanınmayan kazboynu midyesi tanıdık deniz ürünlerine benzetilirdi: kazboynu midyesi yengeç ya da ıstakoz gibidir. Konuşmacı ise yönü tersine çevirerek yengeç ve ıstakozun kazboynu midyesine benzediğini söylüyor. Bu tersine çevirme, hangi yiyeceğin referans noktası olarak kullanıldığını değiştirir. Kazboynu midyesinin kültürel açıdan o kadar tanıdık ve değerli olduğu, diğer deniz ürünlerinin onun üzerinden anlatıldığı bir gelecek hayal edilir. Böylece kapanış umutlu ve vurgulu bir güç kazanır. Bu, biyolojik bir sınıflandırma değil, söylemsel bir bakış açısı değişimidir.

Alıştırma

Asıl cümlede tersine çevrilen karşılaştırma esas olarak neyi sağlar?

  1. Kazboynu midyesinin tadının tanıdık deniz ürünlerinden daha az ayırt edici olduğunu söyler.
  2. Kazboynu midyesinin, yengeç ve ıstakozu anlatmak için kullanılan tanıdık ölçüt hâline geldiğini hayal eder.
  3. Yengeçlerin, ıstakozların ve kazboynu midyelerinin aynı biyolojik gruba ait olduğunu iddia eder.
Cevabı göster

Kazboynu midyesinin, yengeç ve ıstakozu anlatmak için kullanılan tanıdık ölçüt hâline geldiğini hayal eder.