Yüksek Bilinç: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
677 kelime 162 kel/dk

Video özeti: higher consciousness, savunmacı kişisel çıkardan empati ve tarafsız yargıya kısa, akılcı bir geçiş olarak yeniden tanımlanır; içgörüleri günlük yaşamı yönlendirir. Başlıca İngilizce noktaları: 1. higher consciousness — Sözcük anlamı ve kullanım: seküler zihinsel durumu yüksek zekâ veya belirsiz mistisizmden ayırın. 2. Rather than criticize and attack, — Dil bilgisi ve kalıp: rather than ile paralel yalın fiiller kullanıp alışılmış tepkiyi daha yaratıcı bir yorumla karşılaştırın. 3. make the most of — Deyimler ve mecazlar: kısa deneyimden en büyük yararı almayı ve bunu sonraki pratik ihtiyaçlara taşımayı anlatın.

Bu derste

The term higher consciousness is often used by spiritually minded people Kelime

0:00

Yüksek bilinç terimi, ruhani eğilimli insanlar tarafından genellikle

Kelime

spiritually minded: maneviyata eğilimli olmak

Spiritually minded, maneviyat, din veya içsel deneyimler üzerine düşünmeye ya da bunlara değer vermeye eğilimli olmak anlamına gelen birleşik bir sıfattır. Burada bir grup insanın ilgi alanlarını ve bakış açısını tarafsız biçimde anlatır; maneviyatın onların zihinlerini kontrol ettiği anlamına gelmez. Bu yapıda minded geçmişte yapılan bir eylemi anlatmaz. Belirli türde bir tutum veya ilgiye sahip olmak anlamına gelir. Aynı yapı open-minded ve community-minded ifadelerinde de görülür; bu nedenle bir kişinin genel yönelimini anlatabilir.

Alıştırma

Maneviyat veya iç dünyayla ilgilenmeye eğilimli anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The discussion group welcomes ____ people from many backgrounds.

Cevabı göster

spiritually minded

to describe important but hard to reach mental states. Dilbilgisi

0:05

önemli ancak ulaşılması zor zihinsel durumları tanımlamak için kullanılır.

Kelime

higher consciousness: yüksek zekâ değil, yükselmiş farkındalık

Bu cümlede higher consciousness, gündelik ve benmerkezci tepkilerin üstüne çıktığı düşünülen bir zihinsel durumu ifade eder. Daha fazla empatiyi, adaleti ve daha geniş bir bakış açısına yönelik farkındalığı çağrıştırır; daha yüksek bir IQ anlamına gelmez. Bu ifade manevi konulu yazılarda sık görülür, ancak seküler bir anlamla da tanımlanabilir. Aşkınlığı, etik farkındalığı, psikolojik öz denetimi veya bu fikirlerin bir karışımını ifade edip etmediğini bağlam göstermelidir.

Alıştırma

Bir tartışmada yazar, meditasyonun insanların higher consciousness düzeyine ulaşmasına yardımcı olabileceğini söylüyor. Higher consciousness büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Normalden daha uzun süre uyanık olmak
  2. Daha az benmerkezci ve daha geniş anlayışlı olarak görülen bir farkındalık durumu
  3. Zekâ testinde daha yüksek bir puan
Cevabı göster

Daha az benmerkezci ve daha geniş anlayışlı olarak görülen bir farkındalık durumu

Dilbilgisi

hard to reach: sıfat + to-infinitive yapısı

hard to reach ifadesinde hard, zihinsel durumları tanımlayan to reach yapısıyla devam eder. Bu durumlar bir kişinin ulaşacağı şeylerdir; dolayısıyla ifade “ulaşılması zor zihinsel durumlar” anlamına gelir. Bir kişinin onlara ulaşmak için çok çalıştığını anlatmaz. Aynı sıfat + to-infinitive yapısı be fiilinden sonra da gelebilir: These states are hard to reach. states öznesi, anlam bakımından reach fiilinin nesnesidir: someone reaches these states.

Alıştırma

Cümleyi “ulaşılması zor” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: A sense of complete calm can be ____.

Cevabı göster

hard to reach

Hindu sages, Christian monks, and Buddhist ascetics Kültür

0:09

Hindu bilgeler, Hıristiyan keşişler ve Budist çileciler

Kültür

Hindu bilgeler, Hristiyan keşişler ve Budist çileciler

Bu ifade, farklı dinî geleneklerden üç paralel adlandırma içerir. Sage, derin ve çoğu zaman manevi bilgeliğiyle saygı gören kişidir; monk, kuralları belirlenmiş bir dinî yaşam sürer; ascetic ise manevi amaçlarla rahatlıktan vazgeçip sıkı özdenetim uygular. Hindu, Hristiyan ve Budist kişilerin aynı listede yer alması, konuşmacının daha geniş düşünceyi tek bir dine özgü değil, farklı geleneklerde görülen bir durum olarak sunduğunu gösterir.

Alıştırma

Temel uygulaması manevi amaçlarla bilinçli biçimde rahatlıktan vazgeçmek ve sıkı özdisiplin göstermek olan bir kişiye en uygun ad hangisidir?

  1. a sage
  2. an ascetic
  3. a monk
Cevabı göster

an ascetic

all speak of reaching moments of higher consciousness Kalıp ifadeler

0:12

hepsi yüksek bilinç anlarına ulaşmaktan bahseder

through meditation or chanting, fasting, or pilgrimages.

0:15

meditasyon veya ilahi söyleme, oruç veya hac yoluyla.

Kalıp ifadeler

speak of reaching ifadesinde speak of + -ing

Burada speak of reaching, “ulaşma deneyiminden söz etmek veya bu deneyimi anlatmak” anlamına gelir. Of konuyu tanıtır; reaching ise of edatından sonra gelen bir ulaç, yani -ing biçimidir. speak of + -ing kalıbı bir eylemden, olasılıktan veya deneyimden kısa ve biraz resmî bir biçimde söz etmek için kullanılır. “Birinin adına konuşmak” anlamına gelmez; bu anlam için speak for kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede speak of + -ing, “bir deneyimden söz etmek veya onu anlatmak” anlamında kullanılmıştır?

  1. The climbers speak for feeling completely calm at the summit.
  2. The climbers speak of feeling completely calm at the summit.
  3. The climbers speak feeling completely calm at the summit.
Cevabı göster

The climbers speak of feeling completely calm at the summit.

Unfortunately, the way in which these spiritual people discuss their states of higher consciousness

0:19

Ne yazık ki, bu ruhani insanların yüksek bilinç durumlarını tartışma biçimi

has a tendency to put a lot of secular types on edge. Notlar

0:24

seküler birçok kişiyi tedirgin etme eğilimindedir.

Kalıp ifadeler

has a tendency to + yalın fiil

Has a tendency to, “çoğunlukla belirli bir biçimde davranır veya gelişir” anlamına gelir. Cümlenin dil bilgisel öznesi the way in which these spiritual people discuss their experiences bölümüdür; bu nedenle has, tekil way ismiyle uyumludur. Çoğul people ismi fiilin biçimini belirlemez. have/has a tendency to + yalın fiil kalıbı, kesin bir gerçekten çok genel bir eğilim anlatır. Burada bu konuşma biçiminin seküler dinleyicileri tedirgin edebileceği iddiasını yumuşatır.

Alıştırma

Hangi cümle Maya’nın tekrarlanan davranışını kesinlik veya niyet olarak değil, temkinli bir biçimde anlatır?

  1. Maya will always arrive early for team meetings.
  2. Maya intends to arrive early for the next team meeting.
  3. Maya has a tendency to arrive early for team meetings.
Cevabı göster

Maya has a tendency to arrive early for team meetings.

Deyimler

put someone on edge: birini tedirgin etmek

Burada put a lot of secular types on edge, “spiritüel fikirleri benimsemeyen birçok dinleyiciyi gergin, huzursuz veya savunmada hissettirmek” anlamına gelir. On edge bir deyimdir; fiziksel bir konumu anlatmaz. Bir şey bu tepkiye yol açtığında put + person + on edge kalıbını kullanın. Buna karşılık be on edge, buna neyin sebep olduğunu değil, kişinin durumunu anlatır.

Alıştırma

Uyarıların herkesi gerdiğini söylemek için cümleyi put + person + on edge ile tamamlayın: The repeated security alerts ____.

Cevabı göster

put everyone on edge

It can all sound maddeningly vague, wishy-washy, touchy-feely, Kelime

0:28

Bunların hepsi çıldırtıcı derecede belirsiz, kararsız, aşırı duygusal gelebilir,

Kelime

Küçümseyici eleştiri olarak maddeningly vague, wishy-washy, touchy-feely

Bu üç tanımlama, birlikte güçlü bir olumsuz tepki oluşturur. Maddeningly vague, insanı bunaltacak kadar belirsiz; wishy-washy, net fikirlerden veya kesin kararlardan yoksun; touchy-feely ise duygulara, duygusal açıklığa ya da sevgi gösteren temasa aşırı odaklı demektir. Birlikte kullanıldıklarında söz konusu dili belirsiz, zayıf ve aşırı duygusal gösterirler. Bağlamda aktarılan şey küçümseyici bir tepkidir; tarafsız veya nesnel bir sınıflandırma değildir.

Alıştırma

Bu cümlede maddeningly vague, wishy-washy, touchy-feely genel olarak nasıl bir değerlendirme ifade ediyor?

  1. Dilin belirsiz, zayıf ve aşırı duygusal olduğunu söyleyen gündelik ve eleştirel bir değerlendirme
  2. Üç iletişim tarzının tarafsız ve teknik bir sınıflandırması
  3. Dikkatli ve duygusal zekâya sahip bir dile yönelik resmî bir övgü
Cevabı göster

Dilin belirsiz, zayıf ve aşırı duygusal olduğunu söyleyen gündelik ve eleştirel bir değerlendirme

and for want of a better word, annoying. Kalıp ifadeler

0:32

ve daha iyi bir kelime bulamadığımız için, sinir bozucu.

Kalıp ifadeler

for want of a better word: tam uygun olmayan bir tanım kullanmak

for want of a better word ifadesinde want, “istemek” değil, “eksiklik” anlamındadır. Bu ifade, konuşanın daha kesin bir söz bulamadığını ve o anda bulabildiği en yakın sözü kullandığını gösterir. annoying’den önce kullanıldığında konuşanla bu değerlendirme arasına biraz mesafe koyar. annoying sözcüğünün kaba veya tam oturmayan bir tanım olabileceğini düşündürür, ancak olumsuz değerlendirme yine de iletilir.

Alıştırma

“The room was, for want of a better word, chaotic.” cümlesinde for want of a better word neyi gösterir?

  1. Konuşan, chaotic sözcüğünün nazik bir iltifat olduğunu düşünüyor.
  2. Konuşan, birinin cümledeki her sözcüğü değiştirmesini istiyor.
  3. Konuşan, daha kesin bir terim bulamadığı için chaotic sözcüğünü kullanıyor.
Cevabı göster

Konuşan, daha kesin bir terim bulamadığı için chaotic sözcüğünü kullanıyor.

What on earth do these gurus really mean? Ton ve niyet

0:34

Bu gurular dünyada gerçekten ne demek istiyorlar?

Ton ve niyet

What on earth...?: soruyu duygusal olarak güçlendirmek

On earth, bir sorunun çok daha güçlü duyulmasını sağlar. Dil bilgisinde what veya why gibi bir soru sözcüğüyle başlayan sorunun içinde vurgu artırıcı olarak görev yapar. Gezegene gönderme yapmaz. Burada güçlü bir kafa karışıklığı ve sabırsızlık aktarır. Konuşan yalnızca bir tanım istemiyor, anlaşılmaz sözleri de sorguluyor. Really, açık bir cevap verilmesi yönündeki baskıyı daha da artırıyor.

Alıştırma

Hangi soru güçlü bir kafa karışıklığını veya hayal kırıklığını en açık biçimde yansıtır?

  1. What does this button do?
  2. What on earth does this button do?
  3. What exactly does this button do?
Cevabı göster

What on earth does this button do?

We deeply sympathize with such frustrations, Kalıp ifadeler

0:37

Bu tür hayal kırıklıklarına derinden sempati duyuyoruz,

Kalıp ifadeler

deeply sympathize with such frustrations: bu tür hayal kırıklıklarını derinden anlamak ve paylaşmak

Burada deeply sympathize with such frustrations, bu hayal kırıklığı duygularını derinden anlamak ve paylaşmak anlamına gelir. Sympathize with, konuşanın bu tepkiyi anlaşılır bulduğunu ve ona katıldığını gösterir; yalnızca birine yukarıdan bakarak acımak anlamına gelmez. Kalıp sympathize with + kişi, duygu veya güçlük şeklindedir. Deeply, anlayış ve duygudaşlığın derecesini güçlendirir; such frustrations ise daha önce sözü edilen türdeki hayal kırıklıklarına gönderme yapar.

Alıştırma

Resmî cümleyi sympathize with kalıbı ve deeply güçlendiricisiyle tamamlayın: We ____ such frustrations.

Cevabı göster

deeply sympathize with

not being by nature particularly attracted to the ineffable or the mysterious. Dilbilgisi

0:40

doğamız gereği tarif edilemez veya gizemli olana özellikle ilgi duymuyoruz.

Dilbilgisi

not being by nature particularly attracted to: doğası gereği özellikle ……e ilgi duymamak

Not being by nature particularly attracted to ..., ana ifadenin nedenini veren çekimsiz bir -ing yan cümleciğidir: doğamız gereği ifade edilemez veya gizemli olana pek ilgi duymadığımız için. Örtük öznesi, ana cümlenin öznesi We ile aynıdır. Bu, ikinci bir ana fiil değildir. Not, being sözcüğünü olumsuz yapar; by nature doğal veya kişiye özgü bir eğilimi anlatır; particularly, attracted sözcüğünü niteler ve attracted to, birinin ilgisini çeken ya da çekmeyen şeyi tanıtır.

Alıştırma

Hangi cümle Leo'nun festivale gitmeme nedenini başlangıçtaki -ing yan cümleciğiyle doğru biçimde verir?

  1. Not being by nature particularly attracted to crowds, there was no reason for Leo to attend.
  2. Not being by nature particularly attracted to crowds, Leo skipped the packed festival.
  3. Not being by nature particularly attracted to crowds, the packed festival was skipped by Leo.
Cevabı göster

Not being by nature particularly attracted to crowds, Leo skipped the packed festival.

However, it seems that the idea of higher consciousness is in fact a very interesting one,

0:44

Ancak, yüksek bilinç fikri aslında çok ilginç bir fikir gibi görünüyor,

which has nothing inherently to do with spirituality, Kalıp ifadeler

0:49

bunun ruhaniyetle doğası gereği hiçbir ilgisi yoktur,

Kalıp ifadeler

has nothing inherently to do with: özünde zorunlu bir bağlantısı olmamak

Burada has nothing inherently to do with, “doğası gereği veya zorunlu bir bağlantısı yoktur” anlamına gelir. Inherently, iddianın kapsamını daraltır: İki fikrin asla bir arada bulunamayacağı değil, birinin diğerine doğal ya da özsel olarak bağlı olmadığı söylenir. Have something/nothing to do with yapısında do with, bir ilişkiyi veya ilgiyi anlatır. Yapılacak bir görevin olması anlamına gelmez.

Alıştırma

“The result has nothing inherently to do with age” ne anlama gelir?

  1. Özsel bir bağlantı yoktur, ancak belirli bir durumda yaş yine de sonuçla ilişkili olabilir.
  2. Birinin tamamlaması gereken yaşla ilgili bir görevi yoktur.
  3. Yaşın sonuç üzerinde küçük ama kesin bir etkisi vardır.
Cevabı göster

Özsel bir bağlantı yoktur, ancak belirli bir durumda yaş yine de sonuçla ilişkili olabilir.

and can be defined simply enough in strictly rational and secular terms. Kalıp ifadeler

0:52

ve tamamen rasyonel ve seküler terimlerle yeterince basit bir şekilde tanımlanabilir.

Kalıp ifadeler

in strictly rational and secular terms: yalnızca akılcı ve seküler bir çerçevede

In ... terms, “bir şeyi belirli bir çerçeve veya anlatım biçimi kullanarak” demektir. Burada rational ve secular, daha yüksek bilinci tanımlamak için kullanılan çerçeveyi belirtir; strictly ise tanımın yalnızca bu çerçeve içinde kaldığını gösterir. Buradaki terms, teknik kelimeler listesi veya bir anlaşmanın koşulları anlamına gelmez. Bu kalıp bir şeyi in practical, legal, moral, or other terms açıklamak, tanımlamak veya anlamak için yeniden kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi practical ile in ... terms kalıbını kullanarak tamamlayın: The design looks elegant, but how will it work ____?

Cevabı göster

in practical terms

This is how we see it. Anlatım akışı

0:56

Biz bunu böyle görüyoruz.

Anlatım akışı

This is how we see it: bir bakış açısını tanıtmak

This is how we see it, “meseleyi anlama biçimimiz budur” anlamına gelir. Burada see, “gözle görmek” değil, “bakmak ya da yorumlamak” anlamındadır; it ise daha önce ele alınan konuya gönderme yapar. Cümlenin tamamı bir söylem işaretidir: hazırlık kısmını bitirir ve konuşmacının kendi açıklamasının sırada olduğunu bildirir. we zamiri konuşmacı ile diğer kişileri ya da konuşmacının temsil ettiği bir grubu gösterebilir.

Alıştırma

Bir sunumda konuşmacı, “People explain this problem in different ways. This is how we see it.” diyor. Son cümle neyin işaretidir?

  1. Olası tüm açıklamaların aynı olduğunu bildirir.
  2. Konuşmacının grubunun sorunu nasıl yorumladığını tanıtır.
  3. Grubun sorunu fiziksel olarak görebildiğini söyler.
Cevabı göster

Konuşmacının grubunun sorunu nasıl yorumladığını tanıtır.

As human beings,

0:58

İnsanlar olarak,

we spend most of our lives functioning in states of lower consciousness, Dilbilgisi

0:59

hayatımızın çoğunu düşük bilinç durumlarında işleyerek geçiriyoruz,

Dilbilgisi

spend most of our lives functioning: spend + süre + -ing

spend + bir süre + fiilin -ing biçimi kalıbı, o süreyi bir etkinlik yaparak kullanmak ya da geçirmek anlamına gelir. Örnekte most of our lives zaman ifadesidir; functioning ise insanların süregelen işleyiş biçimini anlatır. Zaman ifadesinden sonra to + fiil değil, -ing biçimi kullanılır: spend two hours reading denir, spend two hours to read denmez. Spend para kadar zaman için de kullanılabilir; function ise yalnızca makinelerin değil, insanların nasıl işlediğini veya davrandığını da anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi spend ve volunteer fiillerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: They ____ most Saturday mornings ____ at the animal shelter.

Cevabı göster

spend · volunteering

where what we're principally concerned with is ourselves, Dilbilgisi

1:03

burada esas olarak ilgilendiğimiz şey kendimiz,

our survival, and our own success narrowly defined. Kalıp ifadeler

1:05

hayatta kalmamız ve dar tanımlanmış kendi başarımızdır.

Dilbilgisi

Odak yapısı olarak What we're principally concerned with is ourselves

what we're principally concerned with yan cümlesinin tamamı özne görevi görür. Burada what, “... olan şey” anlamındadır; doğrudan soru başlatmaz. is bağ fiili, bu ilgi konusunun tamamını ourselves ile bağlar. What ... is ... kalıbı, is sonrasında verilen cevabı özellikle vurgular. Burada concerned with, “odaklanmak” veya “ilgilenmek” anlamındadır; “... yüzünden kaygılanmak” anlamında değildir. Ardından gelen survival ve success ifadeleri, benliğe yönelik bu ilginin neleri kapsadığını açıklar.

Alıştırma

Hangi cümle what yan cümlesini özne olarak kullanır ve asıl ilgi konusunu vurgulamak için is sonrasına yerleştirir?

  1. We're principally concerned with ourselves.
  2. What we're principally concerned with is ourselves.
  3. What are we principally concerned with?
Cevabı göster

What we're principally concerned with is ourselves.

Kalıp ifadeler

success narrowly defined: kapsamı sınırlı bir tanım

success narrowly defined ifadesinde defined, isimden sonra yerleştirilen bir geçmiş zaman ortacıdır. success that is narrowly defined yapısının kısaltılmış biçimidir. Narrowly, defined sözcüğünü niteler ve başarı kavramının az sayıda ölçütle sınırlandırıldığını belirtir. İfade çoğu zaman eleştiri taşır: sorun başarının açıkça tanımlanması değil, sınırlarının fazla dar olmasıdır.

Alıştırma

Hangi ifade, başarının anlamının yalnızca az sayıda ölçütle sınırlandığını belirtir?

  1. success broadly defined
  2. success narrowly defined
  3. success clearly defined
Cevabı göster

success narrowly defined

Ordinary life rewards practical, unintrospective, self-justifying outlooks

1:09

Sıradan hayat, pratik, iç gözlemsel olmayan, kendini haklı çıkaran bakış açılarını ödüllendirir,

sort of the hallmarks of lower consciousness. Kalıp ifadeler

1:14

bunlar düşük bilincin ayırt edici özellikleridir.

Kalıp ifadeler

the hallmarks of: belirleyici ve kolayca tanınan özellikler

Bu cümlede the hallmarks of, “bir şeyin en tipik ve kolayca tanınabilen özellikleri” anlamına gelir. Pratik, içe dönük düşünmeyen ve kendini haklı çıkaran bakış açıları, daha düşük bilinci tanımayı sağlayan özellikler olarak sunulur. Burada hallmark bir marka adı değil, cins isimdir. Tek bir belirleyici özellik için X is a hallmark of Y, birden fazla özellik için X and Z are hallmarks of Y kalıbını kullanın. Hallmark, genel bir feature sözcüğünden daha güçlüdür; bir şeyin nasıl olduğunu tanımaya yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “bir şeyin belirleyici özellikleri” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: Trust and fairness are ____ a good leader.

Cevabı göster

the hallmarks of

Neuroscientists speak of a lower part of the brain they call the reptilian mind,

1:16

Sinirbilimciler beynin sürüngen beyin dedikleri daha alt bir bölümünden bahsederler,

and tell us that under its sway, Deyimler

1:21

ve bize onun etkisi altında,

we strike back when we're hit, Öbek fiiller

1:23

vurulduğumuzda karşılık verdiğimizi,

Deyimler

under its sway: güçlü etki veya denetim altında

Under its sway, “onun güçlü etkisi veya denetimi altında” anlamına gelir. Buradaki its, neuroscientists sözcüğüne değil, the reptilian mind ifadesine gönderme yapar. Bu ifade, karşılık verme tepkisini beynin içgüdüsel süreçlerinin yönettiğini anlatır. under the sway of + isim ve under its/her/their sway kalıpları mecazidir. Sway sözcüğü gerçek anlamda sağa sola hareket etmeyi belirtebilir; ancak bu ifadede düşünceler, duygular veya davranışlar üzerindeki güç anlamındadır.

Alıştırma

“The rumor spread quickly, and soon everyone in town was under its sway,” cümlesinde under its sway ne anlama gelir?

  1. Söylentiden güçlü biçimde etkilenmek veya onun denetimi altında olmak
  2. Yalnızca söylentinin varlığından haberdar olmak
  3. Söylentiden tamamen korunmuş olmak
Cevabı göster

Söylentiden güçlü biçimde etkilenmek veya onun denetimi altında olmak

Öbek fiiller

strike back: saldırıya uğradıktan sonra karşılık vermek

Strike back, biri size saldırdıktan, zarar verdikten veya sizi ağır biçimde eleştirdikten sonra karşılık vermek demektir. Tepki fiziksel, sözlü, siyasi ya da ilk saldırıyı yapana yöneltilen başka bir eylem olabilir. Burada back, karşılık verme yönünü gösteren bir parçacıktır. when we're hit koşulu sırayı açıklar: önce saldırı gerçekleşir, ardından karşılık gelir.

Alıştırma

“After the newspaper attacked her record, she struck back in an interview.” cümlesinde struck back ne anlama gelir?

  1. Birinin sırtına vurdu.
  2. Hiç kışkırtılmadan ilk saldırıyı başlattı.
  3. Önceki saldırıya karşılık verdi.
Cevabı göster

Önceki saldırıya karşılık verdi.

blame others,

1:25

başkalarını suçladığımızı,

quell any stray questions that lack immediate relevance,

1:26

anında alakası olmayan alakasız soruları bastırdığımızı,

fail to free associate, Kelime

1:29

serbest çağrışım yapamadığımızı,

Kelime

free associate: düşüncelerin süzülmeden bağlantı kurmasına izin vermek

Free associate, bir düşüncenin başka bir düşünceyi doğal biçimde çağrıştırmasına izin vermek ve akla gelenleri planlamadan, süzmeden veya mantıksal bir sıraya zorlamadan söylemek demektir. Özellikle psikoloji ve terapide kullanılan bir fiil öbeğidir. Burada associate, düşünceleri zihinde birbirine bağlamak anlamındadır. İnsanlarla tanışmak veya sosyal ilişkiler kurmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir terapist “Please free associate about home for one minute.” diyor. Kişiden ne yapması isteniyor?

  1. Kimseden izin almadan arkadaş seçmek.
  2. Önceden dikkatle hazırlanmış bir tanımı açıklamak.
  3. Akla gelen her düşünceyi önceden düzenlemeden söylemek.
Cevabı göster

Akla gelen her düşünceyi önceden düzenlemeden söylemek.

and stick closely to a flattering image of who we are and where we're headed. Notlar

1:31

ve kim olduğumuz ve nereye gittiğimizle ilgili gurur okşayıcı bir imaja sıkıca bağlı kaldığımızı söylerler.

Öbek fiiller

stick closely to: bir fikre sıkıca bağlı kalmak

Burada stick closely to, gerçekler bu görüşü sorgulasa bile kendimizle ilgili hoş ve övücü bir bakışı kabul edip korumaya devam etmek ve ondan uzaklaşmamak anlamına gelir. Fiziksel olarak yapışmayı değil, zihinsel bağlılığı anlatır. Kalıp stick to + isim şeklindedir. Closely, o ismin belirttiği şeye özellikle kararlı ya da dikkatli biçimde bağlı kalma anlamı ekler.

Alıştırma

Hangi cümlede stick closely to, “bir şeyden sapmadan onu izlemeye devam etmek” anlamındadır?

  1. Please stick closely to the approved plan.
  2. Please place the label closely to the box.
  3. Please use glue to stick the label on.
Cevabı göster

Please stick closely to the approved plan.

Deyimler

where we're headed: gelecekteki yönümüz

Where we're headed ifadesindeki where gerçek bir varış noktasını belirtmek zorunda değildir. Hareket, bir hayatın, planın, durumun veya ilişkinin gelecekte nasıl gelişebileceğini anlatan bir mecaz olarak kullanılır. Burada ifade, who we are ile yan yana gelerek bugünkü kimliği hayal edilen geleceğe bağlar. Yeniden kullanılabilen where + özne + be headed kalıbı hem gerçek bir varış noktasını hem de gelecekteki yönü anlatabilir; hangisi olduğunu bağlam gösterir.

Alıştırma

"We should discuss where our relationship is headed" cümlesinde where our relationship is headed ne anlama gelir?

  1. Birinin başının fiziksel konumu
  2. İki kişinin şu anda yolculuk ettiği yer
  3. İlişkinin gelecekteki yönü
Cevabı göster

İlişkinin gelecekteki yönü

However, at rare moments when there are no threats or demands upon us, Dilbilgisi

1:35

Bununla birlikte, üzerimizde hiçbir tehdit veya talebin olmadığı nadir anlarda,

perhaps late at night or early in the morning,

1:39

belki gece geç saatlerde veya sabahın erken saatlerinde,

when our bodies and passions are comfortable and quiescent,

1:42

bedenlerimiz ve tutkularımız rahat ve durgunken,

we have the privilege of being able to access the higher mind, Kalıp ifadeler

1:45

yüksek zihne erişme ayrıcalığına sahip oluruz,

Dilbilgisi

At rare moments when: anları bir koşula bağlamak

At rare moments when bir zaman çerçevesi kurar. At rare moments isim öbeği bu anların sık yaşanmadığını belirtir; when yan cümlesi ise o anlarda hangi durumun geçerli olduğunu açıklar. Burada ilk when yan cümlesi hiçbir tehdit ya da talep olmadığını söyler. Daha sonraki başka bir when yan cümlesi ikinci bir koşul ekler. Bu yapı, önce bir an türünü adlandırıp sonra onu tanımlamanızı sağlar: at moments when + yan cümle.

Alıştırma

Hangi cümle, seyrek görülen anları adlandırıp ardından koşullarını tanımlamak için at rare moments when yapısını kullanıyor?

  1. At rare moments, we wonder when the power will go out.
  2. When rare moments happen, the power goes out.
  3. At rare moments when the power goes out, we light candles.
Cevabı göster

At rare moments when the power goes out, we light candles.

Kalıp ifadeler

Have the privilege of + isim veya -ing biçimi

Have the privilege of özel ve değerli bir fırsata sahip olmak anlamına gelir. Bu cümlede daha yüksek zihne erişmek, mutlaka yasal veya toplumsal bir avantaj olarak değil, ender ve talihli bir fırsat olarak sunulur. Yapı have the privilege of + isim veya -ing biçimidir. Burada of sözcüğünden sonra being able to access gelir. İfadenin tamamı bir fırsata duyulan minnettarlığı veya saygıyı da gösterebilir.

Alıştırma

Hangi cümle, değerli bir fırsatı anlatmak için have the privilege of ifadesini doğru kullanıyor?

  1. We have the privilege to welcoming the author to our library.
  2. We have the privilege of welcome the author to our library.
  3. We have the privilege of welcoming the author to our library.
Cevabı göster

We have the privilege of welcoming the author to our library.

what neuroscientists call our neocortex,

1:49

sinirbilimcilerin neokorteks dediği şeye,

the seat of imagination, empathy, and impartial judgment. Deyimler

1:51

hayal gücünün, empatinin ve tarafsız yargının merkezine.

Deyimler

the seat of: bir şeyin merkezi veya kaynağı

the seat of imagination, empathy, and impartial judgment ifadesindeki the seat of, bir şeyin merkezi veya kaynağı anlamına gelir. Neokorteksi bu yetilerle en yakından bağlantılı yer olarak sunar; gerçek anlamda oturulan bir koltuk değildir. Bu, resmî bir mecazdır. the seat of + isim kalıbı bir etkinliğin, gücün veya niteliğin nerede merkezlendiğini gösterir; bunun başka hiçbir yerde bulunmadığını söylemek zorunda değildir.

Alıştırma

“The library became the seat of the town’s cultural life.” cümlesinde the seat of ne anlama gelir?

  1. …dan tamamen ayrı bir yer
  2. …nın ana merkezi
  3. … sırasında kullanılan bir sandalye
Cevabı göster

…nın ana merkezi

We loosen our hold on our own egos Deyimler

1:55

Kendi egolarımız üzerindeki kontrolümüzü gevşetiriz

Deyimler

loosen our hold on our own egos: kendi benliğimize bağlılığımızı azaltmak

Loosen our hold on our own egos, egoyu sıkıca tuttuğumuz bir şey gibi gösterir. Kendi önemimize, çıkarlarımıza veya kendimizi savunma ihtiyacımıza daha az bağlanmak anlamına gelir. Loosen sözcüğü önemlidir: ifade bu bağlılığı azaltmayı anlatır, benlik duygusunu bütünüyle yok etmeyi değil. Başka bağlamlara aktarılabilen loosen one's hold on + isim kalıbı, bir şeyi daha az kontrol etmek veya ona daha az bağlanmak demektir.

Alıştırma

Maya planını hâlâ önemsiyor, ancak her ayrıntıyı kontrol etmeye daha az bağlanıyor. Bunu en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. Maya is losing every detail of the plan.
  2. Maya is tightening her hold on every detail of the plan.
  3. Maya is loosening her hold on every detail of the plan.
Cevabı göster

Maya is loosening her hold on every detail of the plan.

and ascend to a less biased and more universal perspective, Deyimler

1:57

ve daha az önyargılı ve daha evrensel bir perspektife yükseliriz,

Deyimler

ascend to a less biased and more universal perspective: yükseliş mecazıyla bakış açısının gelişmesi

Buradaki ascend bir mecazdır; kimse fiziksel olarak yukarı çıkmaz. Cümle, daha az önyargılı ve insan deneyimini daha geniş biçimde kapsayan bir bakış açısını zihnin ulaşabileceği yüksek bir yer gibi sunar. Less biased, kişisel tercihlerin etkisinin daha az olması demektir. More universal ise daha fazla insanın deneyimini kapsayabilmek anlamına gelir. Daha geniş bir bakış açısını anlatır; mutlak biçimde doğru bir görüşü değil.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlatıyor?

  1. Bakış açılarının herkes için tamamen doğru olduğunu kanıtlarlar.
  2. Kişisel önyargıların daha az etkilediği, daha geniş bir bakış açısına yönelirler.
  3. Konuşmacılar daha iyi manzarası olan bir yere fiziksel olarak tırmanır.
Cevabı göster

Kişisel önyargıların daha az etkilediği, daha geniş bir bakış açısına yönelirler.

casting off a little of the customary anxious self-justification and brittle pride. Öbek fiiller

2:01

alışılmış endişeli kendini haklı çıkarma ve kırılgan gururumuzdan biraz kurtuluruz.

Öbek fiiller

casting off: bir yükten kurtulmak

Cast off, yük veya kısıtlama gibi hissedilen bir şeyden kurtulmak ya da kendini özgürleştirmek anlamına gelen bir öbek fiildir. Buradaki yükler kaygılı öz savunma ve kırılgan gururdur. Casting, ascend ile aynı anda gerçekleşen bir eylem ekleyen -ing ortaç yapısıdır: bakış açısı değişirken bu alışkanlıkların bir kısmını bırakırız. Burada cast ve off tek bir birim oluşturur; cast sözcüğünün kalıpta bir şey üretmek anlamı kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için cast off ifadesinin doğru biçimini kullanın: Before joining the debate team, Ana decided to ____ her fear of speaking in public.

Cevabı göster

cast off

In such states,

2:07

Bu tür durumlarda,

the mind moves beyond its particular self-interests and cravings.

2:08

zihin kendi özel çıkarlarının ve arzularının ötesine geçer.

We start to think of other people in a more imaginative way.

2:12

Diğer insanları daha yaratıcı bir şekilde düşünmeye başlarız.

Rather than criticize and attack, Dilbilgisi

2:16

Eleştirip saldırmak yerine,

we're free to imagine their behavior being driven by pressures Dilbilgisi

2:18

davranışlarının baskılardan kaynaklandığını hayal etmekte özgürüz,

Dilbilgisi

Rather than criticize and attack: eylem seçeneklerini karşılaştırma

Rather than, seçilmeyen eylemleri tanıtır: criticize ve attack. Ana cümle alternatif eylemi, imagine their behavior ifadesini, verir. Cümle, eleştirip saldırmak yerine olası bir nedeni hayal etmeyi seçmek anlamına gelir; rather than, because anlamına gelmez. Burada rather than ifadesinden sonra yalın fiil biçimleri criticize ve attack gelir ve bunlar to imagine ile ifade edilen eylem seçimiyle karşıtlık kurar. İki fiil de aynı rather than ifadesine bağlıdır ve paralel biçimde kalır.

Alıştırma

Reddedilen yalın fiil eylemleriyle seçilen eylemi karşılaştıran iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ complain and quit, Nina looked for a solution.

Cevabı göster

Rather than

derived from their own more primitive minds,

2:21

kendi daha ilkel zihinlerinden türeyen,

Dilbilgisi

behavior being driven by: edilgen -ing kalıbı

imagine their behavior being driven by pressures ifadesinde their behavior hayal edilen şeydir ve being driven edilgen bir -ing biçimidir. Davranış başka bir şeyi yönlendirmez; pressures, davranışı etkileyen güç olarak sunulur. Yeniden kullanılabilen kalıp imagine + noun + being + past participle + by şeklindedir. Bu kalıp, ismin belirttiği şeyin bir eylem veya etkiyi aldığını hayal etmeyi sağlar. Burada driven mecazidir ve bir aracı fiziksel olarak sürmek değil, güçlü biçimde etkilenmek anlamına gelir.

Alıştırma

Fear sözcüğünü neden olarak gösteren edilgen -ing ifadesiyle cümleyi tamamlayın: I can imagine his choice ____ fear rather than facts.

Cevabı göster

being driven by

which they're generally in no position to tell us about. Kalıp ifadeler

2:24

ki bize bundan bahsedecek durumda genellikle değillerdir.

Kalıp ifadeler

be in no position to tell us about...: bize anlatabilecek durumda olmamak

Be in no position to + fiil, bir şeyi yapmak için gereken yeteneğe, bilgiye, fırsata, yetkiye veya konuma sahip olmamak demektir. Burada insanlar, zihinsel baskıları kendileri de açıkça fark edemedikleri için bunları bize açıklayamaz. Buradaki position fiziksel duruş anlamına gelmez. İlgi cümleciğinde which, about sözcüğünden sonra eksik olan nesneyi sağlar; yani bize anlatılamayan şey those pressures ifadesidir.

Alıştırma

Konuşanın yeterli bilgisi olmadığını belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: I have not seen the evidence, so I am ____ accuse anyone.

Cevabı göster

in no position to

Their temper or viciousness,

2:27

Onların öfkeleri veya kötülükleri,

are, we now see symptoms of hurt rather than of evil. Dilbilgisi

2:29

şimdi görüyoruz ki kötülüğün değil incinmişliğin belirtileridir.

Dilbilgisi

symptoms of hurt rather than of evil: kötülüğün değil, incinmişliğin belirtileri

Symptoms of hurt rather than of evil ifadesinde iki of öbeği paraleldir: symptoms of hurt ve symptoms of evil. Rather than sonrasında of sözcüğünün tekrarlanması, hurt ve evil sözcüklerinin aynı dil bilgisel görevi üstlendiğini açıkça gösterir. Cümle bir açıklamayı reddedip diğerini seçer: davranış, kötülüğün değil acının bir göstergesi olarak yorumlanır. Rather than yalnızca hurt sözcüğünün evil sözcüğünden daha iyi olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle the result of X rather than of Y yapısını doğru ve açık biçimde kullanıyor?

  1. The delay was the result to confusion rather than of carelessness.
  2. The delay was the result of confusion rather than of carelessness.
  3. The delay was the result of confusion rather than to carelessness.
Cevabı göster

The delay was the result of confusion rather than of carelessness.

It's an astonishing gradual evolution

2:33

Bu şaşırtıcı ve kademeli bir evrimdir

to develop the ability to explain others' actions by their distress Dilbilgisi

2:35

başkalarının eylemlerini basitçe bizi nasıl etkilediği açısından değil,

rather than simply in terms of how it affects us.

2:39

onların sıkıntılarıyla açıklama yeteneğini geliştirmek.

Dilbilgisi

explain A by B rather than in terms of C ile açıklamaları karşılaştırmak

explain A by B kalıbı, A'yı B'nin neden olduğu ya da motive ettiği bir şey olarak anlamak demektir. Burada A başkalarının eylemleri, B ise onların sıkıntılarıdır; by açıklamayı dinleyen kişiyi göstermez. Rather than ... in terms of ... bu açıklamayı başka bir çerçeveyle karşılaştırır: eylemleri yalnızca üzerimizdeki etkisine göre değerlendirmek. Bu yapı, aynı davranışı yorumlamanın iki yolunu karşılaştırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi yorum cümleyle en iyi eşleşir?

  1. Eylemleri yalnızca bizi etkilediği için önemlidir.
  2. Onların sıkıntıları eylemlerini açıklayabilir; üzerimizdeki etki ana çerçeve değildir.
  3. Duygularımızı diğer insanlara açıklamalıyız.
Cevabı göster

Onların sıkıntıları eylemlerini açıklayabilir; üzerimizdeki etki ana çerçeve değildir.

We perceive that the appropriate response to humanity

2:43

İnsanlığa verilmesi gereken uygun tepkinin

is not fear, cynicism, or aggression, Dilbilgisi

2:46

korku, sinizm veya saldırganlık olmadığını algılıyoruz,

but always, when we can manage it, Ton ve niyet

2:48

bunun yerine, yapabildiğimiz her zaman,

love.

2:51

sevgi olduğunu.

Dilbilgisi

when we can manage it ile sınırlandırılan not A but B

not A but B yapısı A'yı reddeder ve yerine B'yi koyar. Burada fear, cynicism ve aggression reddedilir; but sonrasında the appropriate response is sözleri anlaşılır ancak söylenmez ve love alternatif olur. Ara söz olan when we can manage it, always ifadesini sınırlar. İnsanların her zaman sevgiyle karşılık veremeyebileceğini kabul eder; dolayısıyla always kusursuz bir başarım iddiasını değil, ideal yönü belirtir.

Alıştırma

Hangi yeniden ifade hem karşıtlığı hem de sınırlamayı en iyi korur?

  1. Sevgi, korku, kuşkucu kötümserlik ve saldırganlığın tümü farklı zamanlarda uygun karşılıklardır.
  2. İnsanlar istisnasız her zaman sevgiyle karşılık verebilir.
  3. Sevgi doğru karşılık olarak sunulurken korku, kuşkucu kötümserlik ve saldırganlık reddedilir; konuşmacı sevgiyle karşılık vermenin her zaman kolay olmadığını kabul eder.
Cevabı göster

Sevgi doğru karşılık olarak sunulurken korku, kuşkucu kötümserlik ve saldırganlık reddedilir; konuşmacı sevgiyle karşılık vermenin her zaman kolay olmadığını kabul eder.

Ton ve niyet

when we can manage it ile bir sınırı dürüstçe kabul etmek

“When we can manage it”, “bunu yapmayı başarabildiğimiz her durumda” demektir. Buradaki it, insanlığa sevgiyle karşılık vermeyi gösterir; manage ise “yönetmek veya denetlemek” değil, “zor bir şeyi yapmayı başarmak” anlamındadır. Bu ifade, kişinin kendi sınırını kabul eden bir ara sözdür. İdeale her seferinde uyulamayabileceğini kabul eder; böylece güçlü iddia mutlak değil, dürüst ve insani duyulur.

Alıştırma

Dersin ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: We respond, ____, with patience rather than anger.

Cevabı göster

when we can manage it

At such moments,

2:52

Bu anlarda,

the world reveals itself as quite different,

2:53

dünya kendini oldukça farklı gösterir,

a place of suffering and misguided effort,

2:55

acı çekmenin ve yanlış yönlendirilmiş çabanın olduğu bir yer,

full of people striving to be heard and lashing out against others, Öbek fiiller

2:58

duyulmak için çabalayan ve başkalarına saldıran insanlarla dolu,

Öbek fiiller

lashing out against others ile ani ve öfkeli bir saldırı

“Lashing out against others”, çoğunlukla sert sözlerle, bazen de davranışlarla başkalarına öfkeyle ve aniden saldırmak demektir. İfade, sıradan bir anlaşmazlık veya eleştiriden çok duygusal bir patlamaya odaklanır. Burada kullanılan yapı lash out against + hedeftir. Cümlede lashing, striving ile paralel olan -ing biçimindedir; dolayısıyla iki eylem de bu kişilerin ne yaptığını anlatır.

Alıştırma

Kaba bir yorumun ardından Marco aniden herkese hakaretler yağdırdı. Tepkisini en iyi hangi cümle anlatır?

  1. Marco took charge of the group.
  2. Marco calmly explained why he disagreed.
  3. Marco began lashing out against others.
Cevabı göster

Marco began lashing out against others.

but also a place of tenderness and longing,

3:01

ama aynı zamanda bir şefkat ve özlem,

beauty, and touching vulnerability. Kelime

3:04

güzellik ve dokunaklı bir kırılganlık yeri.

Kelime

dokunaklı kırılganlık

Burada touching, duygusal açıdan dokunaklı anlamına gelen bir sıfattır. Kırılganlığın onu gören kişide yarattığı etkiyi anlatır; fiziksel teması ifade etmez. Vulnerability, incinmeye, zayıf görünmeye veya yargılanmaya açık olmayı anlatır. Tenderness, longing ve beauty ile birlikte kullanılan touching vulnerability, insanın kırılganlığını samimi, şefkatli ve anlayışa değer bir özellik olarak sunar.

Alıştırma

The film shows a touching vulnerability in its hero cümlesinde touching ne anlama gelir?

  1. Duygusal açıdan dokunaklıdır.
  2. Fiziksel temas kurmaktadır.
  3. Teknik açıdan güvenli değildir.
Cevabı göster

Duygusal açıdan dokunaklıdır.

A fitting response is universal sympathy and kindness. Kalıp ifadeler

3:07

Uygun bir yanıt, evrensel sempati ve nezakettir.

Kalıp ifadeler

uygun bir karşılık

Fitting, belirli bir durum için uygun veya yerinde anlamına gelen bir sıfattır. A response, bir şey olduktan sonra kişinin söylediği, hissettiği veya yaptığı şeydir; bu nedenle a fitting response, duruma iyi uyan bir karşılıktır. a fitting response to + isim kalıbı bir davranışı değerlendirmek için kullanılabilir: a fitting response to suffering, criticism veya good news. Burada yazar, anlayış ve nezaketin doğru türde bir karşılık olduğunu düşünüyor.

Alıştırma

Cümleyi uygun bir tepki anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: Offering to repair the damage was ____ to the mistake.

Cevabı göster

a fitting response

One's own life feels less precious.

3:10

İnsanın kendi hayatı daha az değerli hissettirir.

One can contemplate being no longer present with tranquility. Ton ve niyet

3:12

İnsan artık huzur içinde var olmamayı düşünebilir.

Ton ve niyet

being no longer present: ölüme nazik ve dolaylı bir gönderme

Bu cümlede being no longer present, kişinin kendi ölümünü veya artık var olmamasını nazik ve dolaylı biçimde ifade eder. Burada present bir etkinliğe katılmak anlamına gelmez. -ing yan cümlesi contemplate fiilinden sonra gelir ve düşünülen olasılığı adlandırır. Dolaylı anlatım, tonu sert ve açık sözlü olmak yerine sakin ve düşünceli tutar.

Alıştırma

Bu düşünsel cümlede being no longer present büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Ölmüş veya artık var olmuyor olmak
  2. Hediye almamak
  3. Bir toplantıda geçici olarak bulunmamak
Cevabı göster

Ölmüş veya artık var olmuyor olmak

One's interests are put aside, Öbek fiiller

3:16

İnsanın çıkarları bir kenara bırakılır,

Öbek fiiller

put aside: bir şeye geçici olarak öncelik vermemek

one's interests are put aside ifadesinde put aside, bir süreliğine bir şeye dikkat veya öncelik vermeyi bırakmak demektir. Burada interests fiziksel olarak bir yere taşınmaz ve mutlaka sonsuza kadar terk edilmiş olmaz. Edilgen are put aside biçimi, eylemi yapan kişiden çok önceliği azaltılan şeye odaklanır. Etken cümlelerde put something aside veya put aside something denebilir.

Alıştırma

Put aside ifadesinin ‘bir şeye bir süreliğine öncelik vermeyi bırakmak’ anlamına geldiği cümleyi seçin.

  1. Let's put aside our differences and finish the project.
  2. She puts aside fifty dollars from every paycheck.
  3. He put the book aside on the desk.
Cevabı göster

Let's put aside our differences and finish the project.

and one may imaginatively fuse with transient or natural things,

3:18

ve kişi geçici veya doğal şeylerle hayal gücünde kaynaşabilir,

trees, the wind, a moth, clouds,

3:22

ağaçlar, rüzgar, bir güve, bulutlar,

or waves breaking on the shore.

3:24

veya kıyıya vuran dalgalar.

From this point of view, Anlatım akışı

3:27

Bu açıdan bakıldığında,

status is nothing,

3:28

statü bir hiçtir,

possessions don't matter,

3:29

sahip olunan şeyler önemli değildir,

grievances lose their urgency. Deyimler

3:30

şikayetler aciliyetlerini kaybeder.

Anlatım akışı

From this point of view: sonraki sonuçları bir bakış açısına yerleştirmek

From this point of view, dinleyiciye bundan sonra gelen her şeyi az önce kurulmuş bir bakış açısı üzerinden yorumlamasını söyler. Buradaki this, fiziksel bir bakış konumunu değil, kişisel çıkarlardan daha uzak ve daha tarafsız bir görme biçimini belirtir. Bir söylem işaretleyicisi olarak bu ifade, söz konusu bakış açısını ardından gelen üç sonuca bağlar. Bu sonuçların o çerçeve içinde geçerli olduğunu belirtir; mümkün olan her bakış açısından doğru olduklarını iddia etmez.

Alıştırma

Örnekte 'From this point of view' dinleyiciye ne anlatır?

  1. Konuşanın belirli bir fiziksel konumdan baktığını hayal etmek.
  2. Ardından gelen iddiaları az önce kurulmuş bakış açısı içinde değerlendirmek.
  3. Ardından gelen iddiaları mümkün olan her durumda doğru kabul etmek.
Cevabı göster

Ardından gelen iddiaları az önce kurulmuş bakış açısı içinde değerlendirmek.

Deyimler

grievances lose their urgency: aciliyetini yitirmek

Grievance, adaletsiz olduğu düşünülen bir durumla ilgili şikâyet veya uzun süren kırgınlıktır. grievances lose their urgency ifadesinde kırgınlıklar, üzerlerindeki baskı artıp azalabilen meseleler gibi ele alınır; gerçekte kendi başlarına hareket etmezler. İfade, artık hemen ilgi veya eylem gerektiriyor gibi görünmedikleri anlamına gelir. Şimdi ele alma baskısı azalsa da duygusal veya ahlaki ağırlıkları devam edebilir.

Alıştırma

'After the school trip was postponed, our disagreement about the bus plan lost its urgency,' cümlesinde 'lost its urgency' ne anlama gelir?

  1. Tamamen çözülmüştü.
  2. Eskisinden daha önemli hâle gelmişti.
  3. Artık hemen ele alınması gerekmiyordu.
Cevabı göster

Artık hemen ele alınması gerekmiyordu.

If certain people could encounter us at this point, Dilbilgisi

3:33

Bazı insanlar bu noktada bizimle karşılaşabilselerdi,

they might be amazed at our transformation

3:35

dönüşümümüze şaşırabilirlerdi

and in our new-found generosity and empathy.

3:37

ve yeni bulduğumuz cömertlik ve empatiye.

Dilbilgisi

Hayalî koşullar için If ... could ..., ... might ...

If ... could ..., ... might ... kalıbı hayal edilen ya da belirsiz bir koşulu ve olası bir sonucu anlatır. Burada could encounter, geçmişteki bir yeteneği değil, “bu hayalî durumda bizimle karşılaşabilselerdi” anlamını taşır; at this point, anlatılan değişmiş durumdaki şimdiki anı belirtir; might be amazed ise olası bir tepkiyi gösterir. Could ve might kullanımı, söylenen şeyi kesin bir iddiadan uzak tutar. Konuşmacı bunun kesinlikle olacağını öngörmek yerine neler olabileceğini hayal eder.

Alıştırma

Hem karşılaşmayı hem de tepkiyi hayalî olasılıklar olarak en iyi anlatan cümle hangisidir?

  1. If our old friends could see us now, they might be surprised.
  2. If our old friends saw us yesterday, they were surprised.
  3. If our old friends see us tomorrow, they will be surprised.
Cevabı göster

If our old friends could see us now, they might be surprised.

States of higher consciousness are,

3:41

Yüksek bilinç durumları,

of course, desperately short-lived. Kalıp ifadeler

3:42

elbette, umutsuz derecede kısa ömürlüdür.

Kalıp ifadeler

desperately short-lived: hayal kırıklığı yaratacak kadar kısa

Burada desperately, “son derece” anlamına gelir ve kısa sürmenin ciddi ve hayal kırıklığı yaratan bir sorun olduğu duygusunu katar. Bilinç hâllerinin kendilerinin umutsuzluk hissettiği anlamına gelmez. Short-lived, “yalnızca kısa bir süre devam eden” anlamında bir sıfattır. Desperately short-lived birlikte, bu yüksek bilinç hâllerinin çok çabuk sona erdiğini ve konuşmacının bunların daha uzun sürmesini çok istediğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “hayal kırıklığı yaratacak kadar kısa” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The team's excitement was ____; the match was canceled minutes later.

Cevabı göster

desperately short-lived

We shouldn't, in any case, Anlatım akışı

3:45

Her halükarda,

aspire to make them permanent

3:46

onları kalıcı hale getirmeye çalışmamalıyız

Anlatım akışı

in any case: her durumda geçerli kalan bir sonuç

Burada in any case, “daha önce sözü edilen olasılık veya görüşlerden hangisi doğru olursa olsun” anlamına gelir. Sonraki yargının geçerliliğini koruduğunu belirtir: bu durumları kalıcı hâle getirmeye çalışmamalıyız. Bu bağlayıcı ifade, yan konuları kapatıp onları çözmeye bağlı olmayan bir sonuca geçmeyi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede in any case, önceki olasılıklardan hangisi doğru olursa olsun sonucun değişmediğini gösterir?

  1. The train may be canceled. In that case, we will drive.
  2. We may take the train or drive. In any case, we need to leave by six.
  3. I put the tickets in a case.
Cevabı göster

We may take the train or drive. In any case, we need to leave by six.

because they don't sit so well with the many important practical tasks Deyimler

3:48

çünkü bunlar birçok önemli pratik görevle pek uyuşmazlar

Deyimler

sit so well with: olumsuz yapıda uyumluluk

Sit well with something or someone kalıbında sit deyimsel kullanılır; “birine kabul edilebilir gelmek” veya “bir şeyle uyumlu olmak” anlamına gelir. So sözcüğü derece anlamı ekler. Vurgulanan bölümden önce don't geldiği için don't sit so well with, “…… ile pek iyi uyuşmamak” demektir. Burada kalıcı durumların önemli pratik görevlerle iyi uyuşmadığı anlatılır; gerçekten oturmaktan söz edilmez.

Alıştırma

“The rule doesn't sit well with many parents.” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Kural birçok ebeveyne rahat koltuklar sağlıyor.
  2. Birçok ebeveyn kuralı kabul etmekte zorlanıyor.
  3. Birçok ebeveyn kuralın yanında oturuyor.
Cevabı göster

Birçok ebeveyn kuralı kabul etmekte zorlanıyor.

we all need to attend to. Öbek fiiller

3:52

hepimizin ilgilenmesi gereken.

Öbek fiiller

attend to: ilgi gerektiren bir şeyle ilgilenmek

Bu cümlede attend to, “ilgilenmek”, “ele almak” veya “gereken dikkati vermek” anlamındadır. Pratik görevler, herkesin ilgilenmesi gereken işlerdir. To, bu fiil grubunun bir parçasıdır. Attend tek başına genellikle bir etkinliğe “gitmek veya katılmak” anlamına gelir; attend to ise anlamı değiştirir.

Alıştırma

Cümleyi “ilgilenmek” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We need to ____ this problem before lunch.

Cevabı göster

attend to

But we should make the most of them when they do arise Notlar

3:54

Ancak ortaya çıktıklarında onlardan en iyi şekilde yararlanmalıyız

Deyimler

make the most of: bir şeyden en yüksek değeri elde etmek

Make the most of, bir fırsatı, zaman dilimini veya durumu mümkün olduğunca çok yarar ya da keyif elde edecek şekilde kullanmak demektir. Burada, bu kısa süreli durumlar ortaya çıktığında onlardan iyi yararlanmayı önerir. Tam kalıp make the most of + isim veya zamir şeklindedir. Asıl cümlede them bu durumları ifade eder; bu yüzden of, them sözcüğünden önce kalmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi “sınırlı zamanı mümkün olduğunca iyi kullanmak” anlamındaki dört sözcüklü deyimle tamamlayın: The museum closes in an hour, so let's ____ our visit.

Cevabı göster

make the most of

Dilbilgisi

do arise ifadesindeki vurgulu do

Bu olumlu yan cümlede do, vurgu bildiren bir yardımcı fiildir. Temel ifade they arise şeklindedir; do eklenince iddia güçlenir: bu durumlar kısa sürse veya gerçekten var olduklarından kuşkulanmak kolay olsa bile gerçekten ortaya çıkar. Arise burada “ortaya çıkmak” veya “meydana gelmek” anlamındadır. Geçişsiz bir fiildir, bu nedenle them sözcüğünü nesne olarak almaz. When they do arise, “gerçekten ortaya çıktıklarında” demektir.

Alıştırma

Do arise ifadesinde do cümleye ne katar?

  1. Birinin bu durumların ortaya çıkmasına neden olduğu anlamına gelir.
  2. Vurgu ekler: bu durumlar gerçekten ortaya çıkar.
  3. Bu durumların ortaya çıkıp çıkmadığını sorar.
Cevabı göster

Vurgu ekler: bu durumlar gerçekten ortaya çıkar.

and harvest their insights for when we require them most. Deyimler

3:56

ve en çok ihtiyaç duyduğumuz zamanlar için içgörülerini toplamalıyız.

Deyimler

harvest their insights ifadesindeki mecaz

Harvest normalde olgunlaşmış bir ürünü hasat etmek anlamına gelir. Burada bir mecazdır: harvest their insights, bu deneyimlerin ürettiği yararlı anlayışı bilinçli olarak toplamak demektir. Bu imge, yalnızca bir fikri fark etmekten fazlasını anlatır. İçgörüleri toplanabilen, saklanabilen ve daha sonra kullanılabilen değerli şeyler olarak sunar. Bu kalıp harvest insights from research, conversations, or mistakes örneğinde olduğu gibi başka kaynaklara da aktarılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede harvest insights aynı mecaz anlamıyla kullanılmıştır?

  1. The farmers harvest wheat at the end of summer.
  2. We review every experiment to harvest insights for the next design.
  3. The report includes three charts about the results.
Cevabı göster

We review every experiment to harvest insights for the next design.

Higher consciousness is a huge triumph over the primitive mind,

4:00

Yüksek bilinç, ilkel zihne karşı kazanılmış büyük bir zaferdir,

which cannot envisage any such possibilities.

4:04

ki o, böyle olasılıkları tasavvur edemez.

Ideally, we'd be a little more alive to the advantages of this higher mind Deyimler

4:07

İdeal olarak, bu yüksek zihnin avantajlarına karşı biraz daha duyarlı olmalı

Deyimler

Alive to the advantages of: avantajların açıkça farkında olmak

Burada be alive to, bir şeyin açıkça farkında olmak ve ona karşı duyarlı kalmak demektir. Konuşmacı, insanların üst zihnin avantajlarını fark edip takdir etmesini ister; alive fiziksel olarak hayatta olmayı, to ise yönü anlatmaz. be alive to + isim kalıbı, önemli bir şeyi fark etmek ve ona karşı tetikte kalmak anlamına gelir. A little more öneriyi yumuşatırken ideally bunu arzu edilen bir hedef olarak sunar.

Alıştırma

Örnekte alive to the advantages of this higher mind ne anlama geliyor?

  1. Faydalarına doğru hareket etmek
  2. Faydaları sayesinde fiziksel olarak hayatta tutulmak
  3. Faydalarının daha çok farkında olmak ve bunlara tepki vermek
Cevabı göster

Faydalarının daha çok farkında olmak ve bunlara tepki vermek

and strive to make our oceanic experiences Kelime

4:11

ve bu okyanusvari deneyimlerimizi

somewhat less random and less clothed in unnecessary mystery. Deyimler

4:14

biraz daha az rastgele ve gereksiz gizemlerle daha az örtülmüş hale getirmeye çalışmalıyız.

Kelime

Oceanic experiences: daha büyük bir bütünle bağlantı hissetmek

Bu cümlede oceanic experiences, benliğin olağan sınırlarının daha az sağlam hissedildiği ve kişinin daha geniş bir bütünle bağlantılıymış gibi olduğu anları anlatan mecazi bir terimdir. Oceanic, geniş ve belirgin sınırları olmayan bir şeyi çağrıştırır; olayın denizde gerçekleşmesi gerekmez. Bu ifade psikolojik, felsefi ve ruhani tartışmalarda kullanılır. Her yoğun duyguyu veya yalnızca gizemli görünen her şeyi değil, belirli bir bağlantı hissini adlandırır.

Alıştırma

Bu örnekte oceanic experiences ne anlama geliyor?

  1. Okyanusta veya okyanus yakınında gerçekleşen deneyimler
  2. Açıklanması zor olan herhangi bir yoğun duygu
  3. Benliğin olağan sınırlarının yumuşadığı ve kişinin daha büyük bir şeyle bağlantı kurduğunu hissettiği deneyimler
Cevabı göster

Benliğin olağan sınırlarının yumuşadığı ve kişinin daha büyük bir şeyle bağlantı kurduğunu hissettiği deneyimler

Deyimler

less clothed in unnecessary mystery ifadesinin anlamı

Burada clothed in bir mecazdır: okyanusla ilgili deneyimler, sanki bir gizem katmanıyla kaplıymış gibi sunulur. Less clothed in unnecessary mystery, gereksiz gizem eklemeden onları daha kolay anlaşılır hâle getirmek demektir. Be clothed in + soyut isim kalıbı, bir şeyin bir düşünce, ton veya dil tarafından nasıl sunulduğunu ya da çevrelendiğini anlatır. Less bu “örtüyü” azaltır; deneyimleri reddetmez veya tüm gizemin yok olabileceğini iddia etmez. Less sözcüğünün less random ifadesinden sonra tekrarlanması da sona dengeli bir paralel yapı verir.

Alıştırma

Less clothed in unnecessary mystery burada ne anlama geliyor?

  1. daha açık biçimde sunulmuş ve gereksiz gizemleştirme azaltılmış
  2. gerçekte daha az kıyafet giyiyor
  3. iyi bir nedenle daha dikkatli saklanmış
  4. hiç bilinmeyen kalmayacak biçimde tamamen sıradanlaştırılmış
Cevabı göster

daha açık biçimde sunulmuş ve gereksiz gizemleştirme azaltılmış