Yeni anneler için yiyecekler ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
909 kelime 158 kel/dk

Video özeti: Program, annelerin doğumdan sonra ne yiyip içtiğini, emzirmenin kalori ihtiyacını neden artırabildiğini ve bebekle geçirilen zorlu ilk haftalarda aile desteğiyle kültüre özgü yiyeceklerin annenin iyileşmesine nasıl katkıda bulunduğunu inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. is not called labor for nothing. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu kalıbın, bir adın güçlü bir gerekçeyle verildiğini belirttiğini anlayabilirsiniz. Burada labor sözcüğünün hem doğumu hem de ağır işi ifade etmesiyle ayrıca bir söz oyunu yapılır; böylece ifadeyi kelimesi kelimesine çevirmek yerine mizahi bir vurgu olarak tanıyabilirsiniz. 2. panjeeri, — Kültür, Medya ve Gerçek Yaşam Bağlamı: Güney Asya’ya özgü bu kuruyemiş ve çekirdek karışımının bazı ailelerde yeni doğum yapan anneler için geleneksel olarak hazırlandığını öğrenebilirsiniz. Örnek, kültüre özgü bir yiyeceğin emzirme, bedensel iyileşme ve uygulamalı doğum sonrası bakımla bağını gösterir. 3. very hands-on — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: Bu sıfatı, yalnızca tavsiye vermek yerine bakım, çalışma veya karar süreçlerine doğrudan katılan birini anlatmak için kullanabilirsiniz. Böylece Ruma’nın eşinin fiilî katkısını tarif edebilir ve aktif desteği pasif ilgiden ayırabilirsiniz.

Bu derste

Six Minute English from bbclearningenglish.com.

0:01

bbclearningenglish.com'dan Altı Dakikada İngilizce.

Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.

0:07

Merhaba, bu BBC Learning English'ten Altı Dakikada İngilizce.

I'm Georgie.

0:11

Ben Georgie.

And I'm Beth.

0:12

Ve ben Beth.

Leaving home, Dilbilgisi

0:13

Evden ayrılmak,

getting married,

0:14

evlenmek,

and a parent dying

0:16

ve bir ebeveyni kaybetmek

are three of the most important experiences

0:17

en önemli deneyimlerden üçüdür

in many people's lives.

0:20

birçok insanın hayatında.

Dilbilgisi

Leaving home, getting married, and a parent dying ifadesinin birleşik özne olarak kullanımı

Leaving home, getting married ve a parent dying, olayları adlandıran ve -ing yapısında olan üç eşgüdümlü yan cümledir. Şu anda gerçekleşmekte olan eylemleri anlatmazlar. Üçüncü yan cümlede ölen kişi a parent ifadesidir. Bu üç yan cümle birlikte cümlenin birleşik öznesini oluşturur. Liste üç deneyime gönderme yaptığı için İngilizce fiil çoğul are biçimindedir. Bu yapı, birkaç eylemi veya olayı tek ve açık bir özne içinde toplamayı sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede üç olay ifadesi açık ve paralel bir özne oluşturur?

  1. Leaving school, to start work, and moving abroad are major life changes.
  2. Leave school, starting work, and moved abroad are major life changes.
  3. Leaving school, starting work, and moving abroad are major life changes.
Cevabı göster

Leaving school, starting work, and moving abroad are major life changes.

But perhaps the most defining moment Kalıp ifadeler

0:21

Ancak belki de en belirleyici an

in some women's lives

0:24

bazı kadınların hayatındaki

is the miracle of birth.

0:26

doğum mucizesidir.

Kalıp ifadeler

most defining moment: sonrasını en çok şekillendiren an

Defining burada bir sıfattır. A defining moment, bir kişinin kimliği, yönü veya sonraki yaşamı üzerinde kalıcı etkisi olan bir olaydır; şu anda bir şeyi tanımlamakta olan bir eylem değildir. The most defining moment, diğer önemli anlar arasında şekillendirici etkisi en güçlü olan anı göstermek için üstünlük derecesini kullanır. Yalnızca an important moment demekten daha güçlü ve daha özeldir.

Alıştırma

Bir burs, Maya'nın sonraki kariyer yönünü güçlü biçimde şekillendirdi. Hangi cümle bu düşünceyi doğrudan ifade eder?

  1. Winning the scholarship was a defining moment in Maya's career.
  2. Winning the scholarship was an important moment in Maya's career.
  3. Winning the scholarship was a memorable moment in Maya's career.
Cevabı göster

Winning the scholarship was a defining moment in Maya's career.

In other words, Anlatım akışı

0:27

Başka bir deyişle,

having a baby.

0:28

bebek sahibi olmak.

Anlatım akışı

In other words: aynı fikri yeniden ifade etmek

In other words, ardından gelen kısmın önceki fikri daha açık veya doğrudan bir biçimde yeniden ifade ettiğini gösterir. Burada having a baby, daha soyut olan the miracle of birth ifadesini daha sade biçimde anlatır; ayrı bir bilgi eklemez. Bu ifade genellikle yeniden anlatımı başlatır ve ardından virgül gelir. Dinleyiciyi bir fikrin bir söyleniş biçiminden aynı fikrin başka bir söyleniş biçimine yönlendirmek için kullanılır.

Alıştırma

İlk cümle şudur: The library is closed on Sundays. Hangi devam cümlesi aynı bilgiyi yeniden ifade eder?

  1. However, the library is busy on Saturdays.
  2. For example, the library has many history books.
  3. In other words, you cannot use the library on Sunday.
Cevabı göster

In other words, you cannot use the library on Sunday.

Throughout pregnancy,

0:29

Hamilelik boyunca,

a lot of care and attention

0:30

büyük bir özen ve ilgi

is given to expecting mums. Kelime

0:32

anne adaylarına gösterilir.

Kelime

expecting mums: hamile kadınlar için samimi bir Britanya İngilizcesi ifadesi

Expecting mums, hamile kadınlar veya anne adayları anlamına gelir. Burada expecting, expecting a baby ifadesinin kısaltılmış biçimidir; annelerin belirtilmemiş bir olayı yalnızca heyecanla beklediği anlamına gelmez. Expecting, hamilelik anlamında She is expecting. örneğindeki gibi tek başına da kullanılabilir. Altyazıda, grubu tanımlamak için çoğul isim mums sözcüğünden önce gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede expecting mums, gündelik Britanya İngilizcesinde doğal biçimde hamile kadınlar anlamında kullanılmıştır?

  1. The health centre offers evening classes for expecting mums.
  2. The children are expecting their mums after school.
  3. The mums are expecting the train at six.
Cevabı göster

The health centre offers evening classes for expecting mums.

But as soon as the baby is born, Dilbilgisi

0:34

Ancak bebek doğar doğmaz,

this attention moves to the newborn baby,

0:36

bu ilgi yeni doğan bebeğe kayar,

making sure they are healthy, Kalıp ifadeler

0:39

onların sağlıklı,

warm, and safe.

0:41

sıcak ve güvende olduklarından emin olunur.

Dilbilgisi

as soon as the baby is born: hemen gerçekleşen zaman ilişkisi

As soon as bir zaman yan cümlesi başlatır ve bir olayın hemen ardından başka bir olayın gerçekleştiğini belirtir. Burada bebeğin doğumu tetikleyicidir; ardından ilgi yeni doğan bebeğe yönelir. As soon as tek bir bağlaç olarak anlaşılmalıdır. Bu yapı, yan cümledeki tetikleyici olayı ana cümlede ardından gelen olaya bağlar.

Alıştırma

Cümleyi hemen olduğunda anlamındaki üç sözcüklü hedef bağlaçla tamamlayın: I'll send you a message ____ I get home.

Cevabı göster

as soon as

Kalıp ifadeler

making sure: bir sonucu kontrol etmek veya sağlamak

Make sure, bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek veya doğru olmasını sağlamak için harekete geçmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada ardından they are healthy, warm, and safe yan cümlesi gelir. -ing biçimindeki making sure, yeni doğan bebeğe gösterilen özenin neleri içerdiği hakkında ek bilgi verir. Buradaki make, bir şeyi üretmek şeklindeki olağan anlamında kullanılmaz.

Alıştırma

Hatırlatmayı dersteki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Before you leave, ____ the door is locked.

Cevabı göster

make sure

We talk a lot

0:43

Çokça konuşuruz

about baby nutrition,

0:44

bebek beslenmesi hakkında,

but what the mother Dilbilgisi

0:46

ama annenin ne

eats can be just as important, Dilbilgisi

0:47

yediği de aynı derecede önemli olabilir,

Dilbilgisi

what the mother eats: Özne Olarak Kullanılan what Yan Cümlesi

what the mother eats, “annenin yediği şey” anlamına gelen bir what yan cümlesidir. Yan cümlenin tamamı can be just as important bölümünün öznesidir. Bu yan cümle daha büyük bir bildirme cümlesinin parçası olduğu için what + the mother + eats şeklindeki düz cümle sırasını kullanır. Burada doğrudan soru sırası olan what does the mother eat kullanılmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede what yan cümlesi tüm cümlenin öznesi olarak kullanılmıştır?

  1. What the guide recommends is easy to follow.
  2. Can you tell me what the guide recommends?
  3. What does the guide recommend?
Cevabı göster

What the guide recommends is easy to follow.

Dilbilgisi

be just as important: Eşitlik Karşılaştırması

be just as important, “aynı derecede önemli olmak” anlamına gelir. Bu karşılaştırma iki şeyi aynı düzeye yerleştirir. Burada just eşitliği güçlendirir; “yalnızca” anlamına gelmez. Tam kalıp A + be + just as + sıfat + as + B şeklindedir. B önceki bağlamdan zaten anlaşılıyorsa as + B, özgün cümlede olduğu gibi söylenmeden bırakılabilir.

Alıştırma

Eşit önemi göstermek için cümleyi just as + sıfat + as kalıbıyla tamamlayın: For a healthy routine, sleep is ____ exercise.

Cevabı göster

just as important as

especially the first meal

0:49

özellikle ilk öğün,

after the intense effort of giving birth,

0:51

doğum yapmanın yoğun çabasından sonra,

whether it's chicken soup,

0:54

ister tavuk çorbası olsun,

a glass of champagne,

0:55

bir kadeh şampanya,

or a good old cup of tea. Deyimler

0:57

veya güzel bir fincan çay.

Deyimler

a good old cup of tea: tanıdık ve rahatlatıcı bir his

a good old cup of tea ifadesinde good old, sevgi ve yakınlık taşıyan, gündelik bir niteleyicidir. Çayın eskidiğini söylemez; çayı tanıdık, güvenilir ve rahatlatıcı bir şey olarak sunar. good old + isim kalıbı, iyi bilinen bir şeye yönelik sıcak bir beğeniyi veya özlemi sık sık ifade eder. Britanya kültürü bağlamında bu gündelik içeceğe geleneksel ve güven verici bir hava da katar.

Alıştırma

a good old cup of tea ifadesinde good old ne anlatır?

  1. İfade, tanıdık ve insanı rahatlatan bir fincan çayı anlatır.
  2. İfade, çayın bayat ve içilmesinin tehlikeli olduğu uyarısını verir.
  3. İfade, çayın uzun süre saklandığını söyler.
Cevabı göster

İfade, tanıdık ve insanı rahatlatan bir fincan çayı anlatır.

In this program,

0:59

Bu programda,

we're talking about what women Anlatım akışı

1:00

kadınların neler

eat and drink in the first few weeks

1:01

yiyip içtiklerini konuşuyoruz ilk birkaç haftada

after having a baby.

1:04

bebek sahibi olduktan sonra.

Anlatım akışı

we're talking about: konuyu belirlemek

Bu açılışta we're talking about, yalnızca devam eden bir konuşmayı bildirmez. Dinleyiciye programın konusunu söyler ve dikkatini ardından gelecek bilgilere yöneltir. Yeniden kullanılabilen kalıp In this program/Today, we're talking about + isim grubu, -ing biçimi veya soru sözcüklü yan cümledir. Burada what women eat and drink in the first few weeks after having a baby, konuyu adlandıran yan cümledir.

Alıştırma

Podcast açılışını dersteki konu belirleme kalıbıyla tamamlayın: Today, ____ how families can waste less food.

Cevabı göster

we're talking about

And as usual, Kalıp ifadeler

1:06

Ve her zamanki gibi,

we'll be learning some useful new vocabulary

1:06

bazı faydalı yeni kelimeler de öğreneceğiz

as well.

1:09

bunun yanı sıra.

Kalıp ifadeler

And as usual: yerleşik bir rutini belirtmek

As usual, “her zamanki gibi” veya “normalde olduğu şekilde” anlamına gelir. Burada yeni kelimeler öğrenmenin yalnızca bu bölüme özel bir ek değil, programın düzenli bir parçası olduğunu gösterir. İfadenin tamamı zarf görevi görür. Cümlenin başında kullanıldığında ardından genellikle virgül gelir; cümlenin sonunda da kullanılabilir. Baştaki And yalnızca bu rutin bilgiyi daha önce söylenenlere bağlar.

Alıştırma

Bu cümlede“And as usual” neyi belirtir?

  1. Yeni kelimeler öğrenmek beklenmedik bir kesintidir.
  2. Yeni kelimeler ilk kez öğrenilmektedir.
  3. Yeni kelimeler öğrenmek programın düzenli bir parçasıdır.
Cevabı göster

Yeni kelimeler öğrenmek programın düzenli bir parçasıdır.

But first,

1:09

Ama önce,

I have a question for you, Beth.

1:10

Sana bir sorum var, Beth.

A typical pregnancy

1:13

Tipik bir hamilelik

lasts about 40 weeks,

1:14

yaklaşık 40 hafta sürer,

but when does an unborn baby's stomach Kelime

1:16

peki doğmamış bir bebeğin midesi ne zaman

start to grow in the mother's womb? Kelime

1:18

anne rahminde büyümeye başlar?

Kelime

an unborn baby's stomach: doğum öncesi durum ve iyelik yapısı

Unborn, “henüz doğmamış” anlamına gelir. Baby sözcüğünü niteler; dolayısıyla an unborn baby, rahimde gelişmeye devam eden ve henüz doğmamış bir bebektir. “Doğamayacak bir bebek” anlamına gelmez. baby's sözcüğündeki iyelik eki, baby ile stomach arasında ilişki kurar. Bu nedenle an unborn baby's stomach isim öbeğinin tamamı “doğumdan önceki bebeğin midesi” anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle henüz doğmamış bir bebekten söz eder?

  1. The scan showed the unborn baby's heartbeat.
  2. The nurse weighed the newborn baby.
  3. The child started school last week.
Cevabı göster

The scan showed the unborn baby's heartbeat.

Kelime

in the mother's womb: womb rahim demektir

In the mother's womb, “doğmamış bir bebeğin geliştiği organın içinde” demektir. Burada womb, uterus yani rahim anlamındadır; dolayısıyla ifade bebeğin annenin vücudundaki konumunu belirtir. Womb, stomach veya belly ile aynı değildir: stomach sindirim organı olan mideyi, belly ise genel olarak karın bölgesini belirtir.

Alıştırma

Bir embriyonun geliştiği yeri doğru vücut bölümü sözcüğüyle anlatan cümle hangisidir?

  1. The embryo develops in the belly.
  2. The embryo develops in the stomach.
  3. The embryo develops in the womb.
Cevabı göster

The embryo develops in the womb.

Is it A, at 3 weeks?

1:21

A mı, 3. haftada?

B, at 5 weeks?

1:23

B, 5. haftada?

Or C, at 8 weeks?

1:25

Yoksa C, 8. haftada mı?

Uh I'll say the baby's tummy Ton ve niyet

1:28

Iıı sanırım bebeğin karnı

starts to grow at about 5 weeks.

1:30

yaklaşık 5. haftada büyümeye başlar.

Ton ve niyet

I'll say ile temkinli bir cevap vermek

Bu yanıtta I'll say bir tahmini veya seçimi belirtir: konuşan kişi “yaklaşık 5 hafta” cevabını seçer, ancak bunu kesin bir bilgi olarak sunmaz. Bu bağlamda “My guess is...” veya “I'll choose...” ifadelerine benzer. Kısaltılmış will, konuşanın cevap verdiği anda aldığı kararı belirtir. Daha sonra konuşma sözü ya da planı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir cevap seçiyorsunuz ancak tamamen emin değilsiniz. Temkinli bir seçimi belirten ders ifadesiyle cevabı tamamlayın: “____ option B.”

Cevabı göster

I'll say

Okay, Beth.

1:33

Tamam, Beth.

We'll find out if that's the correct Öbek fiiller

1:34

Bunun doğru

answer later in the program.

1:35

cevap olup olmadığını programın ilerleyen saatlerinde öğreneceğiz.

Öbek fiiller

We'll find out if: bir şeyin doğru olup olmadığını öğrenmek

Find out, çoğu zaman kontrol ederek, sorarak veya bekleyerek bilgi edinip cevabı öğrenmek demektir. Find out if + yan cümle, yan cümlede anlatılan şeyin doğru olup olmadığını öğrenmek anlamına gelir. Burada if, is that the correct answer? şeklindeki dolaylı evet-hayır sorusunu başlatır. Bir koşul belirtmez. Yan cümle, if that's the correct answer örneğindeki gibi düz cümle dizilişini korur; if is that the correct answer denmez.

Alıştırma

Hangi cümle “Müzenin pazartesi günleri açık olup olmadığını öğrenmemiz gerekiyor” anlamına gelir?

  1. If the museum is open on Mondays, we need to find it.
  2. We need to find out if the museum is open on Mondays.
  3. We need to find the museum out if it is open on Mondays.
Cevabı göster

We need to find out if the museum is open on Mondays.

Giving birth is not called labor for nothing. Deyimler

1:38

İngilizcede doğuma boşuna 'labor' (iş/zahmet) denilmiyor.

Deyimler

is not called labor for nothing: haklı bir nedeni olan ad

“not called X for nothing” kalıbı, bir şeye X denmesinin haklı bir nedeni olduğunu anlatır. Bu kalıpta for nothing “sebepsiz yere” demektir; olumsuzluk bu anlamı tersine çevirerek adın yerinde olduğunu vurgular. Doğum bağlamında labor, doğum yapma sürecini adlandırır; ancak zor fiziksel veya zihinsel çalışma anlamına da gelebilir. Cümle, doğum yapmanın gerçekten zor bir iş olduğunu vurgulamak için bu iki anlamla söz oyunu yapar.

Alıştırma

Cümleyi “haklı bir neden olmadan değil” anlamına gelen bu dersteki ifadeyle tamamlayın: This beach isn't called Windy Bay ____; the breeze never seems to stop.

Cevabı göster

for nothing

It's hard work,

1:41

Zor bir iştir,

leaving the new mum physically Kalıp ifadeler

1:42

yeni anneyi fiziksel

and emotionally exhausted,

1:44

ve duygusal olarak tükenmiş halde bırakır,

and in need of food that's Kalıp ifadeler

1:46

ve yiyeceklere ihtiyaç duymasına neden olur ki bunlar

nourishing for both herself and her baby. Kelime

1:47

hem kendisi hem de bebeği için besleyicidir.

Kalıp ifadeler

physically and emotionally exhausted: fiziksel ve duygusal olarak tükenmiş

Physically ve emotionally, exhausted sıfatını paralel biçimde niteleyen iki zarftır. İfade, kişinin yalnızca bedenen değil, hem fiziksel hem de duygusal açıdan tükenmiş olduğunu belirtir. Exhausted, tired sözcüğünden daha güçlü bir yorgunluk ifade eder. “Zarf + and + zarf + sıfat” yapısıyla aynı durum iki farklı açıdan anlatılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın hem fiziksel hem de duygusal olarak aşırı yorgun olduğunu söylüyor?

  1. After the emergency, Maya felt emotionally exhausted but physically fine.
  2. After the emergency, Maya felt physically and emotionally exhausted.
  3. After the emergency, Maya felt physically exhausted but emotionally calm.
Cevabı göster

After the emergency, Maya felt physically and emotionally exhausted.

Kalıp ifadeler

in need of + isim: bir şeye ihtiyaç duymak

In need of, gerekli bir şeye ihtiyaç duymak veya ondan yoksun olmak anlamına gelir. Bu ifadede need bir isimdir ve of, ihtiyaç duyulan şeyi getirir: in need of food. Burada cümle yeni annenin içinde bulunduğu iki sonucu, exhausted ve in need of food durumlarını verir. İkisi de leaving + kişi + durum yapısını tamamlar. İfade, need sözcüğünü ana fiil olarak kullanmak yerine kişinin durumunu betimler.

Alıştırma

Cümleyi “ihtiyaç duymak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After the storm, many homes were ____ urgent repairs.

Cevabı göster

in need of

Kelime

nourishing: vücudu besleyen ve güçlendiren yiyecek

Bu cümlede nourishing, vücuda yararlı besinler sağlayan ve sağlığı ya da gücü korumaya veya iyileşmeye yardımcı olan yiyecekleri anlatır. Burada hem anneye hem de bebeğine yarar sağlayan yiyeceklerden söz edilir. Sözcüğün odağı yiyeceğin tadı değil, vücuda ne yaptığıdır. Bir şey lezzetli olduğu hâlde nourishing olmayabilir.

Alıştırma

Çorbanın besin sağladığını ve iyileşmeyi desteklediğini en açık biçimde belirten cümle hangisidir?

  1. The soup was decorative and matched the table.
  2. The soup was nourishing and helped her regain strength.
  3. The soup was delicious and had a sweet flavour.
Cevabı göster

The soup was nourishing and helped her regain strength.

Here's Alison Oman Lawi,

1:51

İşte Alison Oman Lawi,

Deputy Director of Nutrition

1:53

Beslenme Müdür Yardımcısı

to the United Nations World Food Program

1:55

Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı'nda

explaining more to BBC World Service Program,

1:58

BBC Dünya Servisi Programına daha fazlasını açıklıyor,

The Food Chain.

2:01

The Food Chain (Gıda Zinciri).

A woman who is breastfeeding, Kelime

2:02

Emziren bir kadın,

and during that postpartum time, Kelime

2:05

ve o doğum sonrası (postpartum) dönemde,

the first 6 months,

2:06

ilk 6 ayda,

Kelime

that postpartum time: doğumdan sonraki dönem

Postpartum “doğumdan sonra” demektir. that postpartum time ifadesindeki that, daha önce söz edilen belirli bir döneme işaret eder; ardından gelen the first 6 months ifadesi de burada bu dönemi doğumdan sonraki ilk altı ayla sınırlar. Bu sözcük tıp, sağlık ve ebeveynlik bağlamlarında yaygındır ve postpartum care ile postpartum recovery gibi ifadelerde sık görülür. Hamilelik dönemini ifade etmez.

Alıştırma

Örnekte that postpartum time hangi dönemi ifade ediyor?

  1. Doğumdan sonraki aylar
  2. Hamilelikten önceki aylar
  3. Hamilelik sırasındaki aylar
Cevabı göster

Doğumdan sonraki aylar

she could need up to 650 additional calories a day, Kalıp ifadeler

2:07

günde fazladan 650 kaloriye kadar ihtiyaç duyabilir,

Kelime

is breastfeeding: devam eden anne sütüyle besleme dönemi

Breastfeed, bebeğe anne sütü vermek anlamına gelen tek bir fiildir. who is breastfeeding içinde is breastfeeding, a woman ifadesini açıklayan ilgi cümleciğinin içindeki şimdiki zaman yapısıdır. Buradaki ilerleyen zaman, devam eden bir evreyi veya durumu anlatır. Kadının tam söz edilen saniyede bebeği emzirmekte olduğu anlamına gelmek zorunda değildir.

Alıştırma

Hangi cümle annenin bebeğini anne sütüyle beslediğini açıkça belirtir?

  1. She is breastfeeding her baby.
  2. She is bottle-feeding her baby.
  3. She is preparing food for her baby.
Cevabı göster

She is breastfeeding her baby.

Kalıp ifadeler

up to 650 additional calories a day: günlük üst sınır

Up to 650 bir üst sınır belirler: gerçek sayı 650’den düşük olabilir veya 650’ye ulaşabilir. Tam olarak 650 anlamına gelmez. Additional calories, normal ihtiyacın üzerindeki kalorileri; a day ise günlük sıklığı belirtir. Aktarılabilir kalıp up to + sayı + additional + çoğul isim + a day şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle kliniğin günlük hasta sayısındaki en yüksek artışın 20 olduğunu belirtir?

  1. The clinic must see at least 20 additional patients a day.
  2. The clinic sees exactly 20 additional patients a day.
  3. The clinic can see up to 20 additional patients a day.
Cevabı göster

The clinic can see up to 20 additional patients a day.

which actually is quite a bit more Dilbilgisi

2:14

ki bu aslında oldukça daha fazladır

than she even needed in addition during pregnancy.

2:16

hamilelik sırasında ek olarak ihtiyaç duyduğundan bile.

Dilbilgisi

quite a bit more than: belirgin ölçüde daha fazla

Quite a bit more than, yalnızca biraz daha fazla değil, “...den belirgin ölçüde daha fazla” demektir. More than karşılaştırmayı kurar; quite a bit ise farkın epey büyük olduğunu göstermek için more sözcüğünü güçlendirir. Burada ifadenin tamamı bir ek miktarı hamilelikte gereken miktarla karşılaştırır. Quite a bit'i tek bir derece ifadesi olarak düşünün; içinde a bit geçse de küçük bir fark anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle yeni planın eskisinden belirgin ölçüde daha pahalı olduğunu söylüyor?

  1. The new plan costs quite a bit more than the old one.
  2. The new plan costs quite a bit less than the old one.
  3. The new plan costs a bit more than the old one.
Cevabı göster

The new plan costs quite a bit more than the old one.

Alison says that women need to eat

2:19

Alison, kadınların tüketmeleri gerektiğini söylüyor

even more calories postpartum,

2:22

doğum sonrasında çok daha fazla kalori,

meaning after childbirth,

2:24

yani doğumdan sonra,

than they do during pregnancy.

2:26

hamilelik sırasındakine kıyasla.

That's especially true for mothers Kalıp ifadeler

2:28

Bu özellikle anneler için geçerlidir

who are breastfeeding,

2:30

emziren,

feeding their baby directly

2:32

bebeklerini doğrudan besleyen

with milk from her breasts.

2:33

göğüslerinden gelen sütle.

Kalıp ifadeler

That's especially true for...: özellikle geçerli olduğu grubu belirtmek

That's especially true for... az önce söylenen bir ifadeye gönderme yapar ve bu ifadenin for sonrasındaki grup için özellikle güçlü biçimde geçerli olduğunu belirtir. That önceki fikri temsil eder; especially ise odağı bu fikrin daha ilgili olduğu bir duruma daraltır. True for, “...e uygulanabilir” veya “...için geçerli” demektir; “...e karşı dürüst” demek değildir. Bu kalıp, genel bir iddiadan özel olarak vurgulanması gereken bir gruba, duruma veya örneğe geçmeyi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle iyi çalışma alışkanlıklarının özellikle yeni başlayanlar için yararlı olduğunu doğru biçimde söyler?

  1. Good study habits help everyone, and that's especially true for beginners.
  2. Good study habits were invented by beginners.
  3. Beginners must prove that good study habits are true.
Cevabı göster

Good study habits help everyone, and that's especially true for beginners.

How new mums get those extra calories

2:35

Yeni annelerin bu ekstra kalorileri nasıl aldığı

changes from place to place, Kalıp ifadeler

2:38

yerden yere değişiklik gösterir,

and different cultures have developed their own Kalıp ifadeler

2:40

ve farklı kültürler kendi

traditions about what foods are best.

2:42

hangi yiyeceklerin en iyi olduğuna dair geleneklerini geliştirmiştir.

Kalıp ifadeler

changes from place to place: yerler arasındaki farklılıklar

changes from place to place, yeni annelerin ek kalorileri alma biçiminin yere göre farklı olduğu anlamına gelir. Burada from place to place coğrafi farklılığı ifade eder; bir kişinin ya da nesnenin fiziksel olarak bir yerden başka bir yere hareket etmesini anlatmaz. Yeniden kullanılabilir kalıp something changes from place to place biçimindedir. Her bölgeyi tek tek saymadan bölgeler arasında genel bir karşılaştırma yapar.

Alıştırma

Derste geçen ve 'farklı yerler arasında' anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The cost of childcare changes ____.

Cevabı göster

from place to place

Kalıp ifadeler

have developed their own traditions: zaman içinde oluşan gelenekler

have developed their own traditions, farklı kültürlerin zaman içinde kendilerine özgü gelenekleri yavaş yavaş oluşturduğu anlamına gelir. Burada develop, ‘bir şeyin büyümesini veya biçim kazanmasını sağlamak’ demektir; ‘ticari bir ürün tasarlamak’ değildir. their own, her kültürün geleneklerinin kendine özgü olduğunu vurgular. Present perfect yapı have developed, geçmişteki oluşum sürecini bugün hâlâ var olan veya önem taşıyan geleneklerle ilişkilendirir.

Alıştırma

Hangi cümlede develop örnektekiyle aynı anlamda kullanılmıştır?

  1. Over time, the town has developed its own traditions.
  2. The company has developed a new phone.
  3. The photographer has developed the film.
Cevabı göster

Over time, the town has developed its own traditions.

For Chinese-American mum Heng Ou, Kültür

2:45

Çinli-Amerikalı anne Heng Ou için,

roast pig trotters Kültür

2:48

kızarmış domuz paçası

were one of the best things to eat

2:49

yenilecek en iyi şeylerden biriydi

after childbirth

2:51

doğumdan sonra

because they contain a lot of collagen, Kelime

2:52

çünkü bol miktarda kolajen içerirler,

Kültür

For Chinese-American mum: kimlik ve bakış açısı çerçevesi

Chinese-American mum ifadesinde Chinese-American, mum sözcüğünü niteleyen bileşik bir kimlik etiketidir. Heng Ou’nun Çin kökenli ve Amerikalı bir kimliğe ya da Amerika ile bir bağa sahip bir anne olduğunu anlatır; burada Chinese ve American birbirinden bağımsız iki tanım değildir. Baştaki For Chinese-American mum Heng Ou ifadesi, ‘Heng Ou’nun bakış açısından’ veya ‘onun deneyimine göre’ anlamına gelir. Bu arka plan, Çin kültüründeki lohusalık yemek geleneğinin neden konuyla ilgili olduğunu anlamak için gereken asgari bağlamı sağlar. Bu etiket tek başına onun doğum yerini, vatandaşlığını, dilini veya kişisel alışkanlıklarını göstermez.

Alıştırma

For Chinese-American mum Heng Ou bu cümlede ne işlev görür?

  1. Heng Ou’nun Çin’de doğup daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne taşındığını kanıtlar.
  2. Sonraki görüşü Heng Ou’ya ait olarak sunar ve ilgili kültürel arka planı verir.
  3. İki farklı annenin aynı görüşü paylaştığını söyler.
Cevabı göster

Sonraki görüşü Heng Ou’ya ait olarak sunar ve ilgili kültürel arka planı verir.

Kültür

roast pig trotters: Britanya İngilizcesinde bir yemek adı

Pig trotters, yiyecek olarak kullanılan domuz ayaklarını, yani domuz paçalarını ifade eder; bu nedenle roast pig trotters, fırınlanarak veya kızartılarak pişirilmiş domuz paçaları demektir. Bu yemek adında trotters sıradan domuz eti parçalarını ifade etmez. Burada yemek yalnızca Heng Ou’nun doğumdan sonra yenebilecek yiyecekler hakkındaki görüşü bağlamında yer alır. Onun yorumu bu yemeği Çin kültüründeki lohusalık yemek geleneği ve kolajen içeriğiyle ilişkilendirir; cümle bütün Çinli ailelerin bu uygulamayı izlediğini iddia etmez.

Alıştırma

Bir Britanya menüsünde roast pig trotters neyi ifade eder?

  1. Domuz yağında kızartılmış patatesler.
  2. İnce dilimlenmiş kızarmış domuz eti.
  3. Fırınlanarak veya kızartılarak pişirilmiş domuz paçaları.
Cevabı göster

Fırınlanarak veya kızartılarak pişirilmiş domuz paçaları.

which helps produce breast milk.

2:54

ki bu da anne sütü üretimine yardımcı olur.

Kelime

collagen: yiyeceklerde bulunan yapısal bir protein

Collagen, kolajen demektir ve ciltte, kemiklerde ve bağ dokusunda bulunan yapısal bir proteindir. Bu cümlede a lot of collagen, yiyeceğin içerdiği bir bileşeni belirtir; bir yemek adı veya yiyecek türü değildir. Ardından gelen which yan cümleciği, bu kolajenin anne sütü üretimine yardımcı olduğuna dair videodaki iddiayı aktarır. Bu iddia cümlenin söylediği şeyin bir parçasıdır; collagen sözcüğünün tanımının bir parçası değildir.

Alıştırma

Örnekte collagen neyi ifade ediyor?

  1. Yiyecekte bulunan yapısal bir protein
  2. Domuz etinden yapılan bir yemek
  3. Doğumdan sonra alınan bir ilaç
Cevabı göster

Yiyecekte bulunan yapısal bir protein

And when Ruma, whose Punjabi family Dilbilgisi

2:56

Ve Pencaplı ailesi

originally comes from India,

2:59

aslen Hindistan'dan gelen Ruma,

gave birth to a baby boy, Kalıp ifadeler

3:01

bir erkek bebek dünyaya getirdiğinde,

Dilbilgisi

whose Punjabi family...: whose ile aile geçmişi eklemek

whose Punjabi family originally comes from India, Ruma hakkında arka plan bilgisi ekleyen kısıtlayıcı olmayan bir ilgi cümleciğidir. Virgüller bunun ek bilgi olduğunu gösterir; bu bölüm çıkarıldığında cümlenin iskeleti yine when Ruma gave birth to a baby boy olur. Whose, aidiyet veya ilişki gösterir ve burada family ismiyle devam eder: whose family, “Ruma'nın ailesi” demektir. Family, comes fiilinin öznesidir; bu nedenle yan cümlecik Ruma'nın ailesinin kökenini anlatır, Ruma'nın kendisinin kökenini değil.

Alıştırma

Cümleyi iyelik bildiren ilgi sözcüğüyle tamamlayın: Maya, ____ brother lives in Leeds, is visiting this weekend.

Cevabı göster

whose

Kalıp ifadeler

gave birth to: çocuk dünyaya getirmeyi anlatan kalıplaşmış ifade

Give birth to, bir bebeği dünyaya getirmek anlamına gelen kalıplaşmış bir fiil öbeğidir. Gave, give fiilinin geçmiş zaman biçimidir; bu nedenle gave birth to a baby boy, Ruma'nın bir erkek bebek dünyaya getirdiğini anlatır. Yapı give birth to + doğan bebek ya da bebekler şeklindedir. Buradaki to, doğan çocuğu belirtir; bir yere doğru hareket bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi give birth to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Last year, she ____ a healthy baby girl.

Cevabı göster

gave birth to

her mother cooked panjeeri, Kültür

3:03

annesi 'panjeeri' pişirdi,

a kind of spicy nut mix Kalıp ifadeler

3:05

bir tür baharatlı kuruyemiş karışımı

Kalıp ifadeler

a kind of + isim: bilinmeyen bir şeyi sınıflandırma

A kind of + isim, bir şeyi daha geniş bir kategoriye ait bir tür olarak sınıflandırır. Bu parçada spicy nut mix, bilinmeyen bir yiyeceği açıklamak için kullanılan tanıdık kategoridir. Burada kind, “tür” anlamına gelen bir isimdir. İfadenin tamamı “Bu ne tür bir şey?” sorusunu yanıtlar ve bilinmeyen yiyecekleri, nesneleri veya fikirleri tanımlamak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede a kind of bir şeyi sınıflandırmak için kullanılmıştır?

  1. The water is kind of cold.
  2. A kayak is a kind of small boat.
  3. Please be kind to the dog.
Cevabı göster

A kayak is a kind of small boat.

with cashews, almonds, and melon seeds

3:07

kaju fıstığı, badem ve kavun çekirdekleri içeren

to promote breast milk Kelime

3:10

anne sütünü artırmak

and help the healing process.

3:11

ve iyileşme sürecine yardımcı olmak için.

Kültür

panjeeri: doğum sonrası bakımda kullanılan bir Güney Asya yiyeceği

Panjeeri, sıradan bir İngilizce kategori sözcüğü değil, Güney Asya'ya özgü bir yiyeceğin adıdır. Pencaplı bu ailenin doğum sonrası bakım bağlamında, Ruma bebek sahibi olduktan sonra annesi bu yiyeceği hazırlar. Virgülden sonraki ifade bu adı açıklar: burada kaju, badem ve kavun çekirdeği gibi kuruyemiş ve tohumları içeren baharatlı bir karışımdır. Bir yiyecek tarifinde spicy, mutlaka çok acı değil, baharatlarla çeşnilendirilmiş anlamına gelebilir.

Alıştırma

Bu cümlede panjeeri neyi ifade ediyor?

  1. Doğum sırasında kullanılan bir ağrı kesici
  2. Burada baharat, kuruyemiş ve tohumlarla yapılan bir Güney Asya yiyeceği
  3. Anne sütünün İngilizce karşılığı
Cevabı göster

Burada baharat, kuruyemiş ve tohumlarla yapılan bir Güney Asya yiyeceği

Kelime

to promote breast milk: promote ile üretimi desteklemek

Amaç bildiren bu ifadede to promote breast milk, “vücudun anne sütü üretmesine yardımcı olmak” veya “süt üretimini desteklemek” anlamına gelir. Burada promote, sağlık ve bilim bağlamındaki bir sürecin gerçekleşmesine veya gelişmesine yardımcı olma anlamındadır; bir şeyin reklamını yapma şeklindeki ticari anlamında değildir. Breast milk, breast milk production veya milk supply ifadelerinin kısaltılmış biçimidir. İfade, amaçlanan ya da gerçekleştiğine inanılan bir etkiyi sunar; tek başına bu etkinin gerçekleştiğini kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümle, yiyeceğin anne sütü üretimini destekleyebileceğini en açık şekilde ifade eder?

  1. This food may help promote breast milk production.
  2. This food may help advertise breast milk.
  3. This food may help promote breastfeeding.
Cevabı göster

This food may help promote breast milk production.

Listen now as Ruma explains

3:13

Şimdi Ruma'nın

how important her mother's help was

3:15

annesinin yardımının ne kadar önemli olduğunu açıklamasını dinleyin

to BBC World Service Program,

3:18

BBC Dünya Servisi Programına,

The Food Chain.

3:20

The Food Chain (Gıda Zinciri).

So, the first 10 days

3:22

Yani, ilk 10 gün

were amazing.

3:24

harikaydı.

My mum came to stay, Kalıp ifadeler

3:25

Annem kalmaya geldi,

and it gosh it was so important Kelime

3:26

ve o, aman Tanrım o kadar önemliydi ki

Kalıp ifadeler

came to stay — gelip geçici olarak kalmak

came to stay, birinin bir yere gelip orada bir süre kaldığı anlamına gelir; bu genellikle yardım etmek, birine eşlik etmek veya onunla ilgilenmek için olur. came ilgili yere doğru gelme hareketini, to stay ise kişinin kısa bir ziyaret yapmak yerine orada kalmasını gösterir. Bu cümlede ifade, konuşanın annesinin aileyle geçici olarak kaldığını anlatır; kalıcı olarak taşındığını anlatmaz. Kalma süresi bağlamdan anlaşılır, ifadenin kendisi belirli bir süre vermez.

Alıştırma

Bir kişinin bir eve gelip orada geçici olarak kaldığını anlatan cümleyi seçin.

  1. After the baby was born, my sister came to stay with us for a week.
  2. After the baby was born, my sister came to visit us for ten minutes.
  3. After the baby was born, my sister moved in with us permanently.
Cevabı göster

After the baby was born, my sister came to stay with us for a week.

Kelime

gosh — hafif bir konuşma dili ünlemi

gosh, konuşma dilinde kullanılan hafif bir ünlemdir. Şaşkınlık, güçlü bir duygu veya vurgu gösterebilir, ancak cümleye somut bir bilgi eklemez. Burada konuşan kişi, yardımın ne kadar önemli olduğunu hatırlarken gosh ifadesini cümlenin içine yerleştiriyor. Ana mesaj hâlâ it was so important; gosh tepkiyi daha anlık ve kişisel gösteriyor. Bu, cümlenin dilbilgisel bilgisinin bir parçası değil, duygusal bir araya giriştir.

Alıştırma

Bu cümlede gosh temel olarak ne yapıyor?

  1. Konuşanın sözünü ettiği kişiyi belirtir.
  2. Konuşanın duygusal tepkisini gösterir.
  3. Konuşanın şaşkınlığı için kesin bir ölçü verir.
Cevabı göster

Konuşanın duygusal tepkisini gösterir.

because I was on I had a C-section, Kelime

3:28

çünkü ben, ııı sezaryen olmuştum,

Kelime

a C-section: caesarean section ifadesinin yaygın kısa biçimi

C-section, bebeğin karın ve rahimde açılan kesiler yoluyla doğurtulduğu bir ameliyat olan caesarean section ifadesinin yaygın kısa biçimidir. Bir oda veya bölgenin adı değil, tıbbi bir işlemdir. had a C-section ifadesinde have bu işlemi geçirmek anlamına gelir; had ise işlemi geçmiş zamana yerleştirir. a artikeli, bunu tek bir işlem olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi caesarean section ifadesinin yaygın kısa biçimiyle tamamlayın: After a difficult labour, the doctors said she needed ____.

Cevabı göster

a C-section

so I had I was on very strong Kelime

3:30

bu yüzden, çok güçlü

painkillers. I was in a daze anyway, Deyimler

3:31

ağrı kesiciler alıyordum. Zaten sersem gibiydim,

Kelime

was on very strong painkillers: devam eden ilaç kullanımı için on

Be on + ilaç, devam eden bir tedavi veya ilaç kullanma dönemi kapsamında o ilacı almak ya da o ilaçla tedavi edilmek anlamına gelir. Burada was on very strong painkillers, konuşan kişinin ağrıyı kontrol etmek için güçlü ilaçlar kullandığını belirtir. On fiziksel bir konumu anlatmaz ve kişinin tam o anda bir hap yuttuğu anlamına gelmez. Geçmiş biçimi was, devam eden ilaç kullanma durumunu geçmişe yerleştirir.

Alıştırma

Cümleyi be on + ilaç yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During her recovery, Maya ____ antibiotics for a week.

Cevabı göster

was on

Deyimler

was in a daze: zihni bulanık olmak ve net düşünememek

Was in a daze, konuşanın zihninin bulanık olduğunu, net düşünemediğini veya olup biteni tam olarak kavrayamadığını anlatır. Fiziksel bir konumu değil, zihinsel bir durumu belirtir. İlaç, aşırı yorgunluk, şok veya yoğun duygular birini in a daze hâline getirebilir. Burada konuşanın farkındalığının net olmadığını söyler; mutlaka bilincini kaybettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum birinin was in a daze olduğunu en iyi gösterir?

  1. Maya aniden uyandıktan sonra zihni bulanıktı ve konuşmayı takip edemedi.
  2. Maya tamamen uyanıktı ve sorunu hemen çözdü.
  3. Maya odanın döndüğünü hissediyordu ama her sözcüğü açıkça anlıyordu.
Cevabı göster

Maya aniden uyandıktan sonra zihni bulanıktı ve konuşmayı takip edemedi.

and and to be honest, Ton ve niyet

3:34

ve dürüst olmak gerekirse,

because she was here,

3:36

o burada olduğu için,

I was fed, you know,

3:37

karnım doyuyordu, anlarsınız ya,

Ton ve niyet

to be honest: açık sözlü kişisel bir yorumu başlatmak

To be honest, açık sözlü bir kişisel duygu, görüş veya itirafın geleceğini bildiren bir söylem belirleyicisidir. Burada dinleyiciyi, annesi yanındayken yemeklerinin düşünüldüğünü konuşanın açıkça kabul etmesine hazırlar. İfade, sıradaki mesajın nasıl sunulduğunu gösterir; genellikle daha önce söylenen her şeyin dürüst olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümleyi okuyun: To be honest, I was nervous before the interview. Burada to be honest temel olarak ne yapar?

  1. İfadeyi resmî bir hukuki söze dönüştürür.
  2. Açık sözlü bir kişisel itirafın geleceğini bildirir.
  3. Daha önce söylenen her şeyin yanlış olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster

Açık sözlü bir kişisel itirafın geleceğini bildirir.

so she would look after Öbek fiiller

3:38

bu yüzden o bana bakardı

me while I would look after baby.

3:39

ben bebeğe bakarken.

Öbek fiiller

would look ... after: “bakacaktı”

Vurgulanan would look, ardından gelen after ile tamamlanarak would look after ifadesini oluşturur. Look after, birine veya bir şeye bakmak ya da onun sorumluluğunu üstlenmek anlamındaki bir öbek fiildir; yalnızca gözle bakmak anlamına gelmez. Nesne after’dan sonra gelir: look after me ve look after the baby gibi. Burada would, geçmişteki bu düzen içinde ne olacağını anlatır: o, konuşan kişiye bakacak; konuşan kişi de bebeğe bakacaktır. Yeniden kullanılabilecek kalıp would look after + kişi, hayvan veya şey biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz ve bakımını üstlenmek anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: Nina will ____ the children until their parents return.

Cevabı göster

look after

And my husband was very hands-on as well, Kelime

3:41

Ve kocam da işin çok içindeydi,

Kelime

very hands-on: uygulamalı işe doğrudan katılan

Hands-on, bir işe doğrudan ve uygulamalı biçimde katılmayı anlatan bir sıfattır. Bu cümlede very hands-on, kocanın yalnızca tavsiye vermek veya işi başkasına bırakmak yerine bakımı aktif biçimde paylaştığını gösterir. Very, sıfatın derecesini güçlendirir. Aynı sıfat bir kişiyi veya çalışma biçimini anlatabilir: a hands-on parent, a hands-on manager veya a hands-on approach.

Alıştırma

Hangi açıklama bir yöneticinin hands-on olduğunu en iyi gösterir?

  1. Yalnızca raporları okur ve her türlü doğrudan katılımdan kaçınır.
  2. Ekiple doğrudan çalışır ve uygulamadaki sorunların çözülmesine yardım eder.
  3. Her görevi başkalarına verir ve işe hiç katılmaz.
Cevabı göster

Ekiple doğrudan çalışır ve uygulamadaki sorunların çözülmesine yardım eder.

so that first 10 days

3:42

bu yüzden o ilk 10 gün

whilst it was really hard, Dilbilgisi

3:44

gerçekten zor olsa da,

I didn't fall apart, Öbek fiiller

3:46

çökmedim,

Dilbilgisi

whilst it was really hard: ödünleme bildiren whilst

whilst it was really hard ifadesindeki whilst, ödünleme ilişkisi kurar: konuşan kişi ilk on günün çok zor olduğunu kabul eder ve ardından bu gerçeği I didn't fall apart sonucuyla karşılaştırır. Burada “-dığı sırada” değil, “-mesine rağmen” anlamındadır. Bir whilst yan cümlesi, normalde ana cümledeki sonucu daha az olası kılacak bir gerçeği sunuyorsa bu anlam kullanılır: whilst X was true, Y still happened.

Alıştırma

Hangi cümlede whilst, örnektekiyle aynı ödünleme anlamında kullanılmıştır?

  1. Whilst the route was steep, we reached the cabin before dark.
  2. Whilst I was washing the dishes, the phone rang.
  3. Because the route was steep, we turned back.
Cevabı göster

Whilst the route was steep, we reached the cabin before dark.

which I might have done if I'd been on been by myself. Dilbilgisi

3:47

ki tek başıma olsaydım muhtemelen çökerdim.

Öbek fiiller

I didn't fall apart: başa çıkmayı sürdürebilmek

Burada fall apart mecaz anlamda kullanılmıştır. Yoğun stres altındaki bir kişiyi anlatırken duygusal olarak çökmek veya durumla başa çıkma yetisini kaybetmek anlamına gelir. I didn't fall apart, konuşan kişinin zor döneme rağmen başa çıkmayı sürdürdüğünü belirtir. Aynı öbek fiil bir planın, ilişkinin ya da kuruluşun çökmesini veya bir nesnenin parçalanmasını da anlatabilir. Ancak buradaki insan özne ve duygusal bağlam, psikolojik anlamı seçmemizi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle, Mia'nın yoğun baskıya rağmen başa çıkmayı sürdürdüğünü doğal biçimde ifade eder?

  1. Mia was under enormous pressure, but she didn't fall down.
  2. Mia was under enormous pressure, but she didn't fall apart.
  3. Mia was under enormous pressure, but she didn't fall behind.
Cevabı göster

Mia was under enormous pressure, but she didn't fall apart.

Dilbilgisi

I might have done if I'd been: gerçek dışı bir geçmişte olası sonuç

Bu cümlede might have done, geçmişe dönüp o sırada mümkün olan bir sonucu anlatır. Buradaki done, daha önce sözü edilen falling apart, yani duygusal olarak dağılma fikrinin yerine geçer ve tekrar yapılmasını önler. Might, sonucun kesin değil yalnızca mümkün olduğunu gösterir. if I'd been, if I had been anlamına gelir. Past perfect, geçmişte gerçekleşmemiş bir koşul kurar. Yeniden kullanılabilir kalıp might have + geçmiş zaman ortacı + if + özne + had + geçmiş zaman ortacı biçimindedir: geçmişteki koşul farklı olsaydı başka bir geçmiş sonuç mümkün olabilirdi.

Alıştırma

Geçmişe yönelik varsayımı might have ve miss fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: I ____ the deadline if you hadn't reminded me.

Cevabı göster

might have missed

When Ruma talks about her mother's help,

3:50

Ruma annesinin yardımından bahsederken,

she uses the word gosh,

3:52

'gosh' (aman Tanrım) kelimesini kullanıyor,

an exclamation used to show a feeling

3:55

bir duyguyu göstermek için kullanılan bir ünlem

of wonder or surprise.

3:57

hayret veya şaşkınlık.

Rum also says she was in a daze

4:00

Ruma ayrıca 'in a daze' (sersemlemiş) olduğunu söylüyor

because of medicine she was taking for pain.

4:02

ağrı için aldığı ilaçlar yüzünden.

If someone is in a daze,

4:05

Eğer biri 'in a daze' (sersemlemiş) ise,

they feel confused and cannot think clearly,

4:07

kafası karışık hisseder ve net düşünemez,

maybe because of a shock or surprise.

4:10

belki bir şok veya şaşkınlık nedeniyle.

Luckily, Ruma had help from her mum,

4:13

Neyse ki Ruma annesinden yardım almıştı,

and also her husband,

4:16

ve aynı zamanda kocasından,

who was very hands-on,

4:17

oldukça 'hands-on' (ilgili) olan,

meaning that he was closely involved

4:19

yani yakından dahil olduğu anlamına gelen

in organizing things

4:21

işleri organize etmeye

and making decisions,

4:23

ve kararlar almaya,

and didn't leave it up to someone else. Öbek fiiller

4:24

ve bunu başkasına bırakmadığı.

Öbek fiiller

didn't leave it up to someone else: sorumluluğu başka birine devretmemek

Leave it up to someone, söz konusu kişinin bir konuda karar vermesine, düzenleme yapmasına veya işi ele almasına izin vermek demektir. it zamiri konuşulan konuyu belirtir, up to ise yetki ya da sorumluluğun kimde olduğunu gösterir. Burada didn't leave it up to someone else, hands-on olmakla karşıtlık kurar: kişi düzenleme ve kararları başkalarına aktarmak yerine doğrudan sürece katılmıştır. Yeniden kullanılabilir kalıp leave + konu + up to + kişi biçimindedir; eylemi belirtmek için ardından isteğe bağlı olarak to mastarı gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümle seçme sorumluluğunu doğal biçimde izleyicilere verir?

  1. We've heard both ideas, so let's decide without asking the audience.
  2. We've heard both ideas, so let's leave it up to the audience to choose.
  3. We've heard both ideas, so let's leave the audience behind.
Cevabı göster

We've heard both ideas, so let's leave it up to the audience to choose.

Along with her mother's healthy home cooking, Kalıp ifadeler

4:27

Annesinin ev yapımı sağlıklı yemeklerinin yanı sıra,

the help Ruma got from her family

4:29

Ruma'nın ailesinden aldığı yardım

meant she didn't fall apart, Dilbilgisi

4:32

onun 'fall apart' (çökmemesi) anlamına geliyordu,

Kalıp ifadeler

Along with: destekleyici bir etken eklemek

Bu cümlede Along with, annesinin sağlıklı ev yemeklerini ek bir etken olarak sunar. Ardından ana cümle, Ruma'nın ailesinden aldığı yardımı sonuca katkıda bulunan başka bir etken olarak gösterir. Kalıp Along with + destekleyici etken, + ana cümle şeklindedir. Dil bilgisi bakımından along with sonrasındaki isim ana cümlenin öznesi değildir; bu nedenle fiil ana özneyle uyumlu olmaya devam eder. Burada ifade, bir şeyin yanında veya bir güzergâh boyunca hareket etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, destekleyici bir etken eklemek için along with ifadesini doğru kullanır ve tekil The guide ifadesini ana özne olarak korur?

  1. The guide, along with two volunteers, are leading the group.
  2. The guide, along with two volunteers, is leading the group.
  3. The guide and two volunteers is leading the group.
Cevabı göster

The guide, along with two volunteers, is leading the group.

Dilbilgisi

meant she didn't fall apart: meant + cümlecik ile sonuç belirtmek

Burada meant, bir sonucu belirten cümlecik tarafından takip edilir: ailesinin yardımı, onun dağılmaması sonucunu doğurdu. That sözcüğü özellikle konuşmada ve genel yazı dilinde kullanılmayabilir. Fall apart burada mecazi anlamdadır. Fiziksel olarak parçalara ayrılmak değil, duygusal dengeyi kaybetmek veya durumla baş edemez hâle gelmek anlamına gelir. İfadenin tamamı, yardım sayesinde onun hem duygusal hem de günlük yaşam açısından durumunu idare edebildiğini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede meant + cümlecik yapısı, bir durumun sonuca yol açtığını göstermek için kullanılmıştır?

  1. The cancelled flight meant we had to stay overnight.
  2. She explained what the sign meant.
  3. I meant to call you before dinner.
Cevabı göster

The cancelled flight meant we had to stay overnight.

a phrase which means becomes

4:34

ki bu ifade, birinin

so emotionally disturbed

4:35

duygusal olarak o kadar rahatsız olması anlamına gelir

that you're unable to think or act calmly,

4:38

ki sakince düşünemez veya hareket edemezsiniz,

or to deal with the situation you're in.

4:41

ya da içinde bulunduğunuz durumla başa çıkamazsınız.

New mums have to be expert jugglers, Deyimler

4:43

Yeni anneler usta birer jonglör olmak zorundadır,

Deyimler

be expert jugglers: birçok yükü aynı anda yönetme benzetmesi

Be expert jugglers, aynı anda birden fazla zorlu sorumluluğu yönetmek anlamına gelen bir benzetmedir. Bir jonglörün birkaç nesneyi sürekli hareket hâlinde tutması gibi, yeni anneler de bebeğe bakarken doğum sonrası toparlanmayı ve uykusuzluğu aynı anda yönetiyor gibi gösterilir. Bu ifade, gerçekten sirkte jonglörlük yaptıkları anlamına gelmez. Hem gereken beceriyi hem de aynı anda birçok işi yapmanın yarattığı baskıyı vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede expert jugglers ne anlama geliyor?

  1. Yeni anneler aynı anda birden fazla zorlu sorumluluğu yönetmek zorundadır.
  2. Yeni anneler yalnızca bir işle ilgilenip diğerlerini görmezden gelmelidir.
  3. Yeni anneler sirk sanatçısı olmak için eğitim almak zorundadır.
Cevabı göster

Yeni anneler aynı anda birden fazla zorlu sorumluluğu yönetmek zorundadır.

balancing a new baby Dilbilgisi

4:46

yeni bir bebeği dengeleyerek

and recovering from childbirth

4:48

ve doğumdan iyileşmeyi

with getting too little sleep.

4:50

çok az uykuyla beraber.

Dilbilgisi

balancing ... with ...: yükleri birlikte yürütmek

Burada balancing ... with ..., birden fazla sorumluluğu ve zor koşulu aynı anda yönetmek demektir; fiziksel olarak dengede durmak anlamına gelmez. A new baby, bebeğe bakmanın gerektirdiği emek ve ilgiyi temsil eder. balance A with B kalıbı, birlikte ele alınması gereken şeyleri birbirine bağlar. Bu cümlede bebeğe bakmak ve doğum sonrası toparlanmak, çok az uyumanın getirdiği ek zorlukla birlikte yürütülür.

Alıştırma

balance A with B kalıbını tamamlayın: She balances a part-time job ____ her studies.

Cevabı göster

with

No wonder they need hot healthy food to eat. Anlatım akışı

4:52

Yemek için sıcak ve sağlıklı yiyeceklere ihtiyaç duymalarına şaşmamalı.

Anlatım akışı

No wonder: şaşırtıcı olmayan bir sonucu belirtmek

No wonder, önceden bilinen veya az önce belirtilen bir nedenden doğal olarak çıkan sonucu ifade eder. Bu cümlede daha önce anlatılan baskılar, onların sıcak ve sağlıklı yemeğe ihtiyaç duymasını şaşırtıcı olmaktan çıkarır. Bu ifade önceki nedenleri sonraki yargıya bağlar ve konuşanın sonucun şaşırtıcı olmadığını düşündüğünü gösterir. Kelimesi kelimesine mucize olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Sonucun şaşırtıcı olmadığını belirten kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: The roads are covered in ice. ____ the school is closed.

Cevabı göster

No wonder

Right,

4:55

Peki,

isn't it time you revealed the answer to your question, Georgie? Ton ve niyet

4:56

sorunun cevabını açıklamanın zamanı gelmedi mi, Georgie?

Ton ve niyet

Isn't it time you + simple past?: birini harekete geçmeye yönlendirmek

Isn't it time + özne + simple past? yapısındaki olumsuz soru yalnızca saati sormaz. Belirli bir kişiye şimdi harekete geçmesini hatırlatır veya onu buna teşvik eder. Burada konuşan kişi Georgie'nin cevabı açıklamasını bekler. Geçmiş biçimdeki revealed, geçmişte tamamlanmış bir olayı değil, şimdiki veya hemen sonraki bir eylemi belirtir. Bu geçmiş biçim mesafe katar ve çoğu zaman eylemin zamanının geldiğini, hatta geciktiğini düşündürür.

Alıştırma

Teşvik cümlesini call fiilinin simple past biçimiyle tamamlayın: Isn't it time you ____ your manager?

Cevabı göster

called

Sure. I asked you

4:59

Tabii. Sana sormuştum

when an unborn baby's stomach

5:01

doğmamış bir bebeğin midesinin ne zaman

starts to grow.

5:03

büyümeye başladığını.

You guessed it was at 5 weeks,

5:04

Sen 5. haftada olduğunu tahmin etmiştin,

which was the correct answer, Beth.

5:06

ki bu doğru cevaptı, Beth.

At about 5 weeks,

5:09

Yaklaşık 5. haftada,

the cells forming a baby's stomach, Dilbilgisi

5:10

bebeğin midesini oluşturan hücreler,

lungs, bone,

5:12

akciğerleri, kemikleri,

and brain all start to divide and grow.

5:14

ve beyni bölünmeye ve büyümeye başlar.

Dilbilgisi

the cells forming a baby's stomach: cells sözcüğünü niteleyen -ing öbeği

-ing biçimindeki forming, cells sözcüğünden sonra forming a baby's stomach, lungs, bone, and brain öbeğini başlatır. Bu öbek hangi hücrelerden söz edildiğini belirtir. the cells that are forming a baby's stomach, lungs, bone, and brain biçiminde açılabilir. forming niteleyicinin bir parçası olduğu için ana fiil değildir. Ana cümlenin yapısı the cells ... all start to divide and grow şeklindedir. Bu kısaltılmış ilgi cümleciği kalıbı, başka bir çekimli fiil kullanmadan ismin arkasına ayırt edici bilgi ekler.

Alıştırma

Hangi cümle, dışarıda bekleyen öğrencilerin benim sınıfımda olduğunu anlatmak için students sözcüğünden sonra bir -ing öbeği kullanır?

  1. The students are waiting outside in my class.
  2. The students wait outside after my class.
  3. The students waiting outside are in my class.
Cevabı göster

The students waiting outside are in my class.

Right, let's recap the vocabulary Kalıp ifadeler

5:17

Pekala, kelimeleri özetleyelim

we've learned in this program,

5:19

bu programda öğrendiğimiz,

Kalıp ifadeler

recap the vocabulary: öğrenilen kelimeleri kısaca gözden geçirmek

Burada recap, kısaca gözden geçirmek ve özetlemek anlamına gelen bir fiildir. Recap the vocabulary, daha önce öğretilen kelimelere yeniden bakıp temel anlamlarını hatırlamak demektir; her ayrıntıyı baştan öğretmek anlamına gelmez. Let's recap ... kısa bir gözden geçirmeye geçildiğini belirten bir geçiş ifadesidir ve genellikle ders, program, sunum veya toplantının sonuna doğru kullanılır. Fiil, gözden geçirilen içeriği doğrudan nesne olarak alır: recap the vocabulary veya recap the main points.

Alıştırma

Öğretmenin cümlesini, bu derste öğrendiğiniz ve kısaca gözden geçirmek anlamına gelen fiille tamamlayın: Before the quiz, let's ____ the key vocabulary.

Cevabı göster

recap

starting with postpartum, Anlatım akışı

5:21

'postpartum' ile başlayarak,

meaning following childbirth.

5:23

doğumu takip eden anlamına gelen.

Anlatım akışı

starting with postpartum: ilk öğeyi belirtmek

Starting with ifadesi bir listenin, tekrarın veya sıralamanın ilk öğesini tanıtır. Burada postpartum, konuşmacının açıklayacağı ilk kelimedir; bu nedenle ifade, dinleyiciye tekrarın sırasını gösterir. Yapı starting with + isim veya öğe şeklindedir. Bilgiyi düzenler; postpartum kelimesinin kendisinin başladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

İlk öğeyi belirtmek için starting with kullanarak cümleyi tamamlayın: Let's review the safety checks, ____ the brakes.

Cevabı göster

starting with

Breastfeeding is feeding a baby

5:25

'Breastfeeding' (Emzirme), bir bebeği beslemektir

directly with milk from their mother's breasts.

5:27

doğrudan anne göğsünden gelen sütle.

The exclamation gosh is used to express a feeling

5:30

'Gosh' ünlemi bir duyguyu ifade etmek için kullanılır

of surprise or wonder.

5:33

sürpriz veya hayret.

If you're in a daze,

5:35

Eğer 'in a daze' (sersemlemiş) iseniz,

you feel confused

5:36

kafası karışmış hissedersiniz

and unable to think clearly,

5:38

ve net düşünemezsiniz,

often because of a shock or surprise.

5:40

genellikle bir şok veya şaşkınlık nedeniyle.

If someone is hands-on,

5:42

Eğer biri 'hands-on' (işin içinde) ise,

they're closely involved

5:44

yakından ilgilenir

in organizing things

5:45

işleri organize etmekle

and making decisions,

5:47

ve kararlar almakla,

rather than just talking about it Dilbilgisi

5:48

sadece bu konuda konuşmak

or getting someone else to do it.

5:50

veya başkasına yaptırmak yerine.

Dilbilgisi

rather than just talking ... or getting ...: alternatif eylemleri dışlamak

Rather than, ana düşünceyle karşıtlık kurarak dışlanan eylemleri getirir. Cümle, hands-on bir kişinin işe doğrudan katıldığını önce söyler; ardından yalnızca iş hakkında konuşma veya işi başkasına devretme ihtimallerini dışlayarak hands-on kavramını açıklar. Rather than ifadesinden sonra just talking about it ve getting someone else to do it, or ile bağlanan paralel iki -ing öbeğidir. Alternatifleri aynı biçimde tutmak karşıtlığı kolay izlenir hâle getirir.

Alıştırma

Hangi cümle rather than kullanarak paralel -ing biçimindeki iki alternatif eylemi dışlar?

  1. Leo led the project rather than just talking about it or to ask someone else to manage it.
  2. Leo led the project, and he talked about it or asked someone else to manage it.
  3. Leo led the project rather than just talking about it or asking someone else to manage it.
Cevabı göster

Leo led the project rather than just talking about it or asking someone else to manage it.

And finally, the phrasal verb fall apart

5:52

Ve son olarak, 'fall apart' deyimi

means to become seriously

5:55

ciddi şekilde olmak anlamına gelir

emotionally disturbed

5:57

duygusal olarak rahatsız

so that you're unable to think calmly

5:59

öyle ki sakince düşünemezsiniz

or to deal with the difficult situation you are in.

6:01

veya içinde bulunduğunuz zor durumla başa çıkamazsınız.

Once again, our 6 minutes are up. Deyimler

6:04

Bir kez daha, 6 dakikamız doldu.

Deyimler

6 minutes are up: ayrılan süre doldu

Süre sınırlı bir bağlamda our 6 minutes are up, program için ayrılan altı dakikanın sona erdiğini ve konuşanların bitirmesi gerektiğini belirtir. Buradaki be up, hiç zaman kalmadığı anlamına gelir; daha yüksek bir konumda olmakla ilgili değildir. Bu kullanımda çoğul isim öbeği 6 minutes, are ile kullanılır. Sayılamayan time ismiyle yaygın biçimler Time is up ve Time's up şeklindedir.

Alıştırma

Ayrılan sürenin sona erdiğini göstermek için cümleyi be up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Your ten minutes ____, so please stop writing.

Cevabı göster

are up

Join us again soon

6:07

Yakında tekrar bize katılın

for more trending topics

6:08

daha fazla trend olan konu

and useful vocabulary

6:09

ve faydalı kelimeler için

here at 6 Minute English.

6:11

burada, Altı Dakikada İngilizce'de.

Goodbye for now.

6:12

Şimdilik hoşça kalın.

Bye.

6:13

Görüşürüz.

Six Minute English

6:15

Altı Dakikada İngilizce

from bbclearningenglish.com.

6:17

bbclearningenglish.com'dan.