Marie Curie'nin dehası - Shohini Ghose: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video açıklaması: Bu biyografi, Marie Curie’nin işgal altındaki Polonya’da eğitim engelleriyle karşılaşmasından Paris’te öncü araştırmalar yürütmesine uzanan yaşamını anlatıyor. Radyasyonu nasıl incelediğini, polonyum ve radyumu keşfettiğini, iki ayrı bilim dalında Nobel Ödülü aldığını, radyolojiyi tıbba taşıdığını ve modern bilimi dönüştürürken uzun süreli maruziyetin muhtemel bedelini ödediğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. clandestine education — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Siyasi veya kurumsal baskının açıkça öğrenim görmeyi tehlikeli ya da yasak hâle getirdiği koşullarda gizlice yürütülen eğitimi anlatan bu resmî ifadeyi tanıyın ve clandestine sözcüğünü daha tarafsız olan secret ile karıştırmayın. 2. coined the term radioactivity — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: coin the term kalıbını, bir kişinin bilimsel, teknolojik veya kültürel bir kavramın adını yarattığını ya da ilk kez kullandığını belirtmek için kullanın; böylece mevcut bir ifadeden yalnızca söz etmeyi bundan ayırabilirsiniz. 3. laid the groundwork for — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Önceki bir araştırma, politika veya projenin sonraki ilerlemeler için gerekli temeli oluşturduğunu anlatan bu mecazı anlayıp kullanın; Curie’nin çalışmalarının fizik, kimya, tıp ve nükleer bilimdeki gelişmelere zemin hazırlaması buna örnektir.
Bu derste
If you want to glimpse of Marie Curie's manuscripts,
0:06Marie Curie'nin el yazmalarına bir göz atmak isterseniz,
you'll have to sign a waiver and put on protective gear to shield yourself from radiation contamination. Notlar
0:10radyasyon kontaminasyonundan kendinizi korumak için bir feragatname imzalamanız ve koruyucu giysiler giymeniz gerekecektir.
sign a waiver: riski kabul etmek veya belirli haklardan vazgeçmek
Sign a waiver, belirli riskleri anladığınızı doğrulayan ve bazı hukuki taleplerde bulunmamayı kabul etmenizi gerektirebilen resmî bir belgeyi imzalamak demektir. Waiver sıradan bir yoklama listesi değildir. Bu ifade, ne tür bir belgenin imzalandığını belirtir; hangi haklardan vazgeçildiğini belgenin kendi içeriği belirler.
Alıştırma
Bir tırmanış salonunda waiver büyük olasılıkla nedir?
- Kimlerin katıldığını gösteren bir liste
- Riskleri kabul eden veya belirli haklardan vazgeçen bir belge
- Mesleki eğitim alındığını kanıtlayan bir sertifika
Cevabı göster
Riskleri kabul eden veya belirli haklardan vazgeçen bir belge
put on protective gear: koruyucu ekipmanı takma veya giyme eylemi
Put on protective gear, güvenlik ekipmanını vücudunuza takmak veya giymek, yani korunmak için donanmak demektir. Burada put on kalıp bir fiildir; on, put ile birlikte anlam oluşturur ve yalnızca konum bildiren bir sözcük değildir. Bu ifade, ekipmanı takmıyor olmaktan takıyor olmaya geçişe odaklanır. Protective gear; koruyucu gözlük, eldiven, kask veya koruyucu giysi gibi parçaları topluca anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle birine güvenlik ekipmanını şimdi takmaya başlamasını en doğrudan biçimde söyler?
- Wear protective gear before entering the lab.
- Take off protective gear before entering the lab.
- Put on protective gear before entering the lab.
Cevabı göster
Put on protective gear before entering the lab.
shield yourself from radiation contamination: kendini radyasyon kirliliğinden korumak
Buradaki shield bir fiildir. Kendinizle tehlike arasına bir engel koyarak kendinizi korumak anlamına gelir. Kalıp shield + kişi veya şey + from + tehlike kaynağı şeklindedir. Yourself, koruyucu önlemi alan kişiyle korunan kişinin aynı olduğunu gösterir. Bu kalıp hem fiziksel tehlikeler hem de harmful content gibi soyut zararlar için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın: Stand behind the safety screen to ____ flying sparks.
Cevabı göster
shield yourself from
Madame Curie's remains, too, were interred in a lead-lined coffin, Kelime
0:16Madam Curie'nin kalıntıları da içi kurşunla kaplı bir tabuta defnedildi,
were interred: defin için resmî edilgen yapı
Were interred, kişinin veya naaşının bir mezara ya da lahde defnedildiği anlamına gelir. Inter fiilinin geçmiş zaman edilgen yapısıdır; bu nedenle defin işlemini kimin yaptığından çok Madame Curie'nin naaşına ne olduğuna odaklanır. Inter resmî ve ağırbaşlı bir sözcüktür; biyografilerde, tarihî anlatılarda, ölüm ilanlarında ve anma yazılarında yaygındır. Bu cümlede remains, onun ölümünden sonraki naaşını ifade eder.
Alıştırma
Resmî bir biyografide bu sözcük seçimi uygun mudur? The scientist was interred beside her husband.
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun
lead-lined coffin: malzeme + lined birleşik niteleyicisi
lead-lined coffin, iç yüzeyinde bir kurşun tabakası bulunan tabut demektir. Burada lead metal olan kurşunu adlandırır; bu kaplama radyasyonun içeride tutulmasına yardımcı olur. İfade, tabutun tamamının mutlaka kurşundan yapıldığı anlamına gelmez. lead-lined, coffin sözcüğünden önce gelen birleşik bir niteleyicidir: malzeme adı lead + geçmiş zaman ortacı lined, kısa çizgiyle birleştirilir. Bu kalıp, iç kısmın o malzemeyle kaplı olduğunu anlatır; fur-lined gloves buna bir örnektir.
Alıştırma
Örnekte lead-lined coffin ne anlama geliyor?
- Yalnızca dış tarafı kurşunla kaplanmış tabut
- Mutlaka tamamen kurşundan yapılmış tabut
- İç kısmında bir kurşun tabakası bulunan tabut
Cevabı göster
İç kısmında bir kurşun tabakası bulunan tabut
keeping the radiation that was the heart of her research, Notlar
0:21böylece araştırmasının kalbi olan
heart of her research: araştırmasının özü
Heart burada mecaz anlamda kullanılmıştır. The heart of her research, bir vücut organını değil, araştırmasının merkezindeki en önemli kısmı ifade eder. Radyasyon, araştırmanın etrafında şekillendiği ana konudur. the heart of + soyut bir konu veya faaliyet kalıbı, onun temel merkezini belirtir. Örneğin the heart of the problem veya the heart of the debate denebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede heart, heart of her research ifadesindekiyle aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?
- Trust is the heart of their partnership.
- Her heart beats faster after running.
- The doctor listened to her heart.
Cevabı göster
Trust is the heart of their partnership.
and likely the cause of her death, Kalıp ifadeler
0:23ve muhtemelen ölümünün de nedeni olan radyasyon,
cause of her death: isim olarak cause
Cause of her death ifadesinde cause, onun ölümüne yol açan etken anlamında bir isimdir; cause fiili değildir. Death, nedeni açıklanan sonuçtur. the/a cause of + sonuç veya sorun isim kalıbı kullanılır. Örneğin the cause of the fire ve a cause of illness denir. Cause of death, bir kişinin ölümüne yol açan tıbbi veya olgusal etkeni belirten standart ifadedir.
Alıştırma
Cümleyi, bir kişinin ölümüne yol açan tıbbi etken anlamındaki standart ifadeyle tamamlayın: The report identified the ____ as severe pneumonia.
Cevabı göster
cause of death
keeping the radiation ... well contained: keep + nesne + durum
Kalıp keep + nesne + durum tümleyicisidir: keeping [the radiation ...] [well contained]. Radyasyonun güvenli biçimde sınırlandırılmış halde kalmasını sağlamak anlamına gelir. Contained, nesnenin durumunu anlatan bir geçmiş zaman ortacıdır; well ise sınırlandırmanın etkili olduğunu belirtir. Uzun ilgi cümleciği that was the heart of her research, and likely the cause of her death, radiation sözcüğünü açıklar. Bu ek açıklama çıkarıldığında kalıp kolayca görülür: keeping the radiation well contained. Well contained ayrı bir ana fiil değildir.
Alıştırma
Hangi cümle keep + nesne + durum tümleyicisi yapısını doğru kullanıyor?
- The lid keeps that the paint is fresh.
- The lid keeps the paint fresh.
- The lid keeps the paint to be fresh.
Cevabı göster
The lid keeps the paint fresh.
Growing up in Warsaw: Başlangıçta arka plan veren yan cümlecik
Growing up in Warsaw, ana ifadeden önce çocukluk geçmişini veren, cümle başında kullanılan bir -ing yan cümleciğidir. Cümlenin çekimli fiili değildir; özne ve ana fiil, ardından gelen ana cümlede yer alır. Growing up ifadesinin anlaşılan öznesi, ana cümlenin öznesiyle aynı kişi olmalıdır. Burada daha sonra gelen özne Marie, Varşova'da büyüyen kişidir.
Alıştırma
Okyanus yakınında büyüyen kişiyi doğru biçimde ana cümlenin öznesi yapan cümle hangisidir?
- Growing up near the ocean, the boats fascinated Maya.
- Growing up near the ocean, sailing became Maya's favorite activity.
- Growing up near the ocean, Maya learned to sail at an early age.
Cevabı göster
Growing up near the ocean, Maya learned to sail at an early age.
Russian-occupied Poland: occupied dış bir gücün kontrolü altında demektir
Russian-occupied Poland ifadesinde occupied, tarihsel ve siyasi anlamıyla kullanılır: Polonya Rus kontrolü altındaydı. Polonya'nın meşgul olduğu veya yalnızca insanlarla dolu olduğu anlamına gelmez. Russian-occupied, Poland sözcüğünden önce gelen, kısa çizgili birleşik bir sıfattır. Bu kısa tanım, eğitim gibi alanların neden kısıtlanabildiğini anlamak için gereken siyasi arka planı verir.
Alıştırma
Bu tarihsel ifadede Russian-occupied Poland ne anlama gelir?
- Birçok insanın meşgul olduğu Polonya
- Rus ziyaretçilerle dolu Polonya
- Rus siyasi kontrolü altındaki Polonya
Cevabı göster
Rus siyasi kontrolü altındaki Polonya
but she faced some challenging barriers. Kalıp ifadeler
0:35ancak zorlu bazı engellerle karşılaştı.
faced some challenging barriers: zorlu engellerle karşılaşmak
Bu cümlede faced, “karşılaştı ve bunlarla uğraşmak zorunda kaldı” demektir. Barriers soyut anlamdadır; toplumsal kuralları, maddi yetersizliği, ayrımcılığı veya ilerlemeyi engelleyen başka koşulları anlatabilir. Yalnızca fiziksel bir kapı ya da çiti ifade etmez. Challenging, barriers sözcüğünü niteler ve bu engellerle başa çıkmanın veya onları aşmanın zor olduğunu belirtir. face + barrier/problem/difficulty yapısı bir sorunla karşılaşmaya odaklanır; sorunun çözüldüğünü söylemez.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “engellerle karşılaşmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Families without reliable internet often ____ when using online services.
Cevabı göster
face barriers
As a woman: ana cümleyi kimlik üzerinden çerçevelemek
Cümle başındaki As a woman ifadesi, ana cümle için bir kimlik çerçevesi oluşturur. Yükseköğrenimden dışlanmasının, onun kadın olmasıyla bağlantılı olarak anlaşılması gerektiğini belirtir; yalnızca ilgisiz bir kişisel bilgi eklemez. As a/an + rol veya kimlik kalıbı, sonraki bilgileri o rolün bakış açısı, görevleri, nitelikleri veya toplumsal konumu etrafında düzenlemek için kullanılabilir. Bu cümlede ana cümle, kadın kimliğini haksız muamelenin kaynağı olarak önemli hâle getirir.
Alıştırma
“As the team leader, I must make the final decision.” cümlesinin başındaki ifade ne işe yarar?
- İfade, kararın ne zaman gerçekleştiğini belirtir.
- Konuşanın liderlik rolü, ardından gelen sorumluluğu açıklar.
- Konuşan yalnızca kendisini bir takım liderine benzetir.
Cevabı göster
Konuşanın liderlik rolü, ardından gelen sorumluluğu açıklar.
be barred from pursuing ...: from + -ing ile resmî yasaklama
Be barred from + isim veya -ing, bir kişinin bir yere girmesinin, bir şeye katılmasının ya da bir şeyi yapmasının resmî olarak engellenmesi demektir. Burada was barred from pursuing higher education, kurumsal kuralların onu ortaöğretim sonrası eğitimden dışladığını anlatır. From bir edattır; bu nedenle arkasından gelen fiil -ing biçimini alır. Doğru yapı barred from pursuing şeklindedir, barred from pursue değildir. Pursue higher education, yükseköğrenim görmeye çalışmak veya yükseköğrenime devam etmek demektir.
Alıştırma
Cümleyi be barred from ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After repeated safety violations, the contractor was ____ working on the site.
Cevabı göster
barred from
in an act of defiance: bir eylemi bilinçli direniş olarak sunmak
In an act of defiance, kasıtlı bir direnme eylemi olarak anlamına gelir. Ardından gelen davranışı sıradan bir seçim veya kaza olarak değil, bir kurala, otoriteye ya da adaletsiz sisteme uymayı bilinçli biçimde reddetme olarak sunar. Burada act, eylem veya davranış demektir; tiyatro gösterisi anlamında değildir. Bu ifade, okula kaydolma eylemine açık bir tutum katar: kadınları yükseköğrenimden dışlayan sisteme direnmenin bir yoluydu.
Alıştırma
Bu ifade şu cümlede ne anlama geliyor? The workers entered the closed factory in an act of defiance.
- Bir emre veya otoriteye direnmek için bilerek içeri girdiler.
- Talimatları yanlış anladıkları için içeri girdiler.
- Bir tiyatro oyununda sahne almak için içeri girdiler.
Cevabı göster
Bir emre veya otoriteye direnmek için bilerek içeri girdiler.
enrolled in the Floating University: enroll in kalıbı
enroll in fiil kalıbı, eğitim görmek veya bir şeye katılmak için resmî olarak kayıt yaptırmak anlamına gelir. Bu cümlede Marie, Floating University adlı eğitim kurumunun katılımcısı oldu; enrolled basit geçmiş zamandadır. enroll in; bir kurs, ders, program veya eğitim sistemiyle kullanılır. Edilgen be enrolled in yapısı, birinin oraya resmî olarak kayıtlı olduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi enroll in kalıbıyla tamamlayın: After comparing the options, Leo decided to ____ the robotics program.
Cevabı göster
enroll in
that provided clandestine education to Polish youth. Kelime
0:48ve Polonyalı gençlere gizlice eğitim sağlıyordu.
Floating University: gizli bir eğitim kurumu
Floating University, siyasi baskı altında Polonyalı gençlere eğitim veren gizli bir eğitim kurumunun tarihî özel adıdır. Bu, kelimenin gerçek anlamıyla suyun üzerinde yüzen bir üniversite değildi; ad, tek bir yerde açıkça sabitlenmiş bir kurum yerine hareketli veya gizlenen bir çalışma biçimini anlatır. Virgülden sonraki a secret institution that provided clandestine education to Polish youth eşlemesi, adın anlamını okura açıklar. Bu bağlam, Marie’nin kaydını yasaklanan eğitimi arama ve bir ölçüde direnme eylemi hâline getirir.
Alıştırma
Bu cümlede Floating University neyi ifade ediyor?
- Derslerini gizleyen veya başka yerlere taşıyan gizli bir eğitim kurumu
- Yüzen bir platform üzerine kurulmuş üniversite kampüsü
- Uluslararası turistler için kurulmuş bir devlet üniversitesi
Cevabı göster
Derslerini gizleyen veya başka yerlere taşıyan gizli bir eğitim kurumu
clandestine education: yetkililerden gizlenen eğitim
clandestine education ifadesinde clandestine, yetkililer eğitimi yasaklayabileceği, katılanları cezalandırabileceği veya eğitimi izleyebileceği için onun bilinçli olarak gizli tutulduğunu belirtir. Burada işgal altındaki Polonyalı gençlere gizlice verilen eğitimi anlatır. Bu ifade yalnızca özel eğitim veya okul sonrası eğitim anlamına gelmez. Ortaya çıkması gerçek bir risk taşıdığı için örgütlü biçimde gizlenen eğitimi anlatır.
Alıştırma
Hangi durum en iyi clandestine education olarak tanımlanır?
- Okuldan sonra düzenlenen isteğe bağlı bir çalışma grubu
- Yetkililer yasaklayabilir diye gizlice düzenlenen dersler
- Kayıtlarını açıkça duyuran özel bir okuldaki dersler
Cevabı göster
Yetkililer yasaklayabilir diye gizlice düzenlenen dersler
By saving money and working as a governess and tutor, Notlar
0:52Para biriktirerek, mürebbiye ve özel öğretmen olarak çalışarak,
governess and tutor: tarihî eğitim meslekleri
Tarihî bağlamlardaki İngilizcede governess, özel bir aile tarafından çocuklarını eğitmek için işe alınan ve bazen aileyle birlikte yaşayan bir kadındı. Tutor ise çoğunlukla belirli derslerde bir kişiye veya küçük bir gruba eğitim verir ve bu sözcük herhangi bir cinsiyetle sınırlı değildir. Burada governess and tutor, onun para kazanmak ve biriktirmek için yaptığı işleri belirtir. Bu ikili, varlıklı ailelerin özel olarak öğretmen tuttuğu bir toplumsal ortamı yansıtır.
Alıştırma
On dokuzuncu yüzyılda geçen bir hikâyede varlıklı bir aile, çocuklarına evde ders vermesi için bir kadın tutuyor. Bu role en uygun İngilizce meslek adı hangisidir?
- nanny — çocuk bakımıyla ilgilenen kişi
- government officer — devlet görevlisi
- governess — özel bir evde çocukları eğiten öğretmen
Cevabı göster
governess — özel bir evde çocukları eğiten öğretmen
By saving money and working as ...: yöntemi göstermek için by + -ing kullanımı
By saving money and working as ... cümlenin başında yöntemi açıklayan bir ifadedir. By + -ing, ana cümledeki sonucun nasıl mümkün olduğunu gösterir: Bu eylemleri yaparak Paris'e taşınabildi. Saving ve working, and ile bağlanan paralel -ing biçimleridir; bu nedenle iki eylem de yöntem olarak sunulur. Working as ifadesinden sonra bir iş veya rol gelir; burada bu rol a governess and tutor şeklindedir.
Alıştırma
Yöntem ifadesini tamamlamak için by + -ing ve parantezdeki fiili kullanın: Noah improved his balance ____ every morning. (practice)
Cevabı göster
by practicing
was able to move to Paris: geçmişte başarıyla gerçekleşen bir sonuç
Was able to move to Paris, geçmişteki belirli bir sonucu anlatır: gerekli para veya koşullar oluştu ve o gerçekten taşındı. Be able to yalnızca fiziksel ya da zihinsel yeteneği değil, pratik fırsatların veya koşulların bir şeyi mümkün kılmasını da ifade edebilir. Eventually, bu sonucun zaman ve çabanın ardından gerçekleştiğini gösterir. Geçmişte tamamlanmış tek bir eylemden söz ederken was able to, başarılı sonucu çoğu zaman could sözcüğünden daha açık gösterir.
Alıştırma
Zor bir eylemin başarıyla tamamlandığını göstermek için cümleyi be able to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After three attempts, Maya ____ unlock the door.
Cevabı göster
was able to
the reputed Sorbonne: tanınmış bir akademik kurum
Bu cümlede the reputed Sorbonne, tanınmış ve saygı gören Sorbonne anlamına gelir. Sorbonne, Paris'te bulunan ünlü bir yükseköğretim kurumudur; bu niteleme, öğrenim için seçilen yere özel bir akademik önem kazandırır. Burada reputed, yerleşmiş bir itibarı olumlu biçimde anlatır. Kurumun hayalî olduğunu ya da konuşanın kurumun gerçekten var olduğundan kuşku duyduğunu göstermez.
Alıştırma
Bu biyografi cümlesinde the reputed Sorbonne ne anlama gelir?
- gerçekte var olmayabilecek, varlığı yalnızca söylentiye dayanan bir Sorbonne
- tanınmış ve saygı gören Sorbonne
- yeni açılmış ve pek tanınmayan Sorbonne
Cevabı göster
tanınmış ve saygı gören Sorbonne
Marie earned both a physics and mathematics degree, Dilbilgisi
1:00Marie hem fizik hem de matematik derecesi aldı,
both a physics and mathematics degree: both ... and ... kalıbı
both A and B kalıbı, paralel iki ögeyi bağlar ve A ile B'nin ikisinin de dahil olduğunu vurgular. Burada iki alan physics ve mathematics'tir; cümle, Marie'nin her iki alanda da diploma aldığını anlatmak ister. Özgün ifadede degree sözcüğü iki ders alanı için ortak kullanılır, ancak bu kısaltılmış biçim belirsiz ve anlaşılması güç olabilir. İki ayrı diploma için both a physics degree and a mathematics degree veya degrees in both physics and mathematics daha açık paralel biçimlerdir.
Alıştırma
Maya'nın iki kulübün de üyesi olduğunu göstermek için cümleyi both ... and ile tamamlayın: Maya belongs to ____ the science club ____ the art club.
Cevabı göster
both · and
surviving largely on bread and tea and sometimes fainting from near starvation. Notlar
1:03çoğunlukla ekmek ve çayla hayatta kaldı ve bazen neredeyse açlıktan bayılıyordu.
surviving largely on bread and tea: sınırlı kaynaklarla yaşamı sürdürmek
Survive on + yiyecek, para veya başka bir kaynak, o kaynağı kullanarak hayatta kalmak ya da yaşamı sürdürmek demektir. Genellikle miktarın çok sınırlı olduğunu ima eder. Largely “çoğunlukla” demektir; yani ekmek ve çay onun sahip olduğu yiyeceklerin çoğunu oluşturuyordu, ama mutlaka tamamını değil. Buradaki surviving, o dönemdeki durumuna ilişkin arka plan bilgisi ekleyen bir -ing öbeğidir. Survive yalnızca ölümden kurtulmak anlamına gelmez; bu yapıda, zorluk içinde çok az şeyle yaşamını sürdürmek anlamına da gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrendiğiniz iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: After the flood, the family had to ____ canned food for a week.
Cevabı göster
survive on
fainting from near starvation: from bir neden belirtir
Faint from + neden, o neden yüzünden bilincini kaybetmek demektir. Fainting from near starvation ifadesinde from, bayılmanın nedenini, yani ciddi yiyecek eksikliğini belirtir. Near, starvation durumunu niteler ve bu duruma yaklaşmış, yani neredeyse açlıktan bitkin düşmüş olmak anlamına gelir. Burada fiziksel bir mesafeyi anlatmaz.
Alıştırma
Fainting from near starvation ifadesindeki from near starvation ne anlama gelir?
- Starvation adlı bir yerden uzaklaştıktan sonra
- açlığın eşiğine geldiği için
- bir miktar yiyeceğin yakınında dururken
Cevabı göster
açlığın eşiğine geldiği için
who shared his lab and his heart with her. Deyimler
1:11Pierre laboratuvarını ve kalbini onunla paylaştı.
shared his lab and his heart: gerçek ve mecaz anlamda paylaşmak
shared his lab ifadesinde shared gerçek anlamdadır: laboratuvarı kullanmasına ve orada kendisiyle birlikte çalışmasına izin verdi. shared his heart ifadesinde ise heart mecazdır ve onun sevgisini ve duygularını temsil eder. Hem lab hem de heart için aynı fiilin kullanılması, bilimsel ortaklıklarıyla kişisel ilişkilerini birbirine bağlar. Somut bir isim olan lab ile duygusal bir imge olan heart, kısa ve etkili bir retorik paralellik oluşturur; burada heart vücut organını anlatmaz.
Alıştırma
Burada shared his lab and his heart ne anlatıyor?
- Laboratuvarı kullanmasına izin verdi ve ona sevgisini de verdi.
- Yalnızca laboratuvarı ziyaret etmesine izin verdi ve ona karşı hiçbir sevgi hissetmedi.
- Ona hem bir laboratuvar hem de gerçek bir kalp bağışladı.
Cevabı göster
Laboratuvarı kullanmasına izin verdi ve ona sevgisini de verdi.
But she longed to be back in Poland. Kalıp ifadeler
1:14Ama o, Polonya'ya dönmek için can atıyordu.
longed to be back: güçlü ve uzun süren bir özlem
Burada longed, “uzun” anlamındaki long sıfatı değil, long fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Long to do something, bir şeyi yapmayı çok istemek ve bu isteği çoğu zaman uzun süre taşımak demektir. To be back in Poland, daha önce bulunduğu Polonya'ya geri dönmek anlamına gelir. wanted ile karşılaştırıldığında longed daha güçlü bir duygu taşır ve vatan özlemini ya da henüz gerçekleşmemiş bir dileği ima edebilir.
Alıştırma
Cümleyi long fiilinin geçmiş zaman biçimi ve mastar işaretleyicisiyle tamamlayın: After ten years abroad, Nia ____ return home.
Cevabı göster
longed to
Resmî bir zaman başlangıcı olarak Upon her return to Warsaw
Upon her return to Warsaw cümlenin başında bir zaman çerçevesi kurar. Anlatıyı onun geri döndüğü noktaya taşır ve okuyucuyu o anda ya da sonrasında olanlara hazırlar. Bu kalıpta upon + isim öbeği veya -ing biçimi, “bir şey olduğunda” ya da “bir şey olduktan sonra” anlamına gelir ve çoğu zaman sonraki olayın kısa süre içinde gerçekleştiğini düşündürür. Burada return bir isimdir; dolayısıyla upon olayları zaman bakımından bağlar, “üzerinde” anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu resmî zaman başlangıcını tamamlamak için upon, her ve arrival ismini kullanın: ____ at the theater, Mia called her parents.
Cevabı göster
Upon her arrival
she found that securing an academic position as a woman remained a challenge. Kalıp ifadeler
1:19bir kadın olarak akademik bir pozisyon elde etmenin hâlâ zor olduğunu gördü.
securing an academic position: secure fiilinin “elde etmek” anlamı
Burada secure, “genellikle çaba gösterdikten sonra değerli veya sınırlı bir şeyi elde etmek” anlamına gelen resmî bir fiildir. Securing an academic position, bir üniversitede veya benzer bir kurumda öğretim ya da araştırma pozisyonu elde etmek demektir. -ing öbeği securing an academic position, remained a challenge ifadesinin öznesidir. Zor olan hedefi adlandırır; secure burada “güvenli hâle getirmek” anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede secure, “bir pozisyonu başarıyla elde etmek” anlamında kullanılmıştır?
- Elena applied for a research position yesterday.
- Elena secured a research position after three interviews.
- Elena has held a research position for three years.
Cevabı göster
Elena secured a research position after three interviews.
remained a challenge: devam eden bir zorluk
remained a challenge ifadesinde remained, “olmaya devam etti” anlamına gelen bir bağlayıcı fiildir. a challenge isim öbeği devam eden durumu anlatır: zaman geçmesine veya çaba gösterilmesine rağmen bu pozisyonu elde etmek hâlâ zordu. Bir durumun değişmediğini göstermek için remain + isim öbeği veya sıfat kullanılır. remain a problem ve remain difficult buna örnektir.
Alıştırma
Hangi cümle, zorluğun yazılım güncellemesinden önce var olduğunu ve güncellemeden sonra da sürdüğünü anlatır?
- After the update, slow loading was no longer a challenge.
- After the update, slow loading became a challenge.
- After the update, slow loading remained a challenge.
Cevabı göster
After the update, slow loading remained a challenge.
All was not lost: aksilikten sonra kalan umut
All was not lost, durumun kötüye gittiğini ancak tam bir başarısızlık yaşanmadığını ve hâlâ umut olduğunu anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Hikâye anlatımında dikkati bir aksilikten olası bir çözüme veya yeni bir fırsata yöneltir. Buradaki lost, kayıp eşyaları değil, durumun kurtarılamaz hâle gelmesini mecazi olarak anlatır.
Alıştırma
Kısa hikâyeyi okuyun ve All was not lost ifadesinin anlamını seçin: The team missed the train, but another one would leave in ten minutes. All was not lost.
- Kimse hiçbir eşyasını kaybetmemişti.
- Durumun düzelmesi mümkün değildi.
- İşlerin yoluna girmesi için hâlâ bir yol vardı.
Cevabı göster
İşlerin yoluna girmesi için hâlâ bir yol vardı.
the lovelorn Pierre: Aşk yüzünden üzgün Pierre
Lovelorn, mutsuz, uzakta kalan ya da karşılıksız bir aşk yüzünden üzgün olmayı anlatan tek bir sıfattır. the lovelorn Pierre isim grubunda adın önüne gelir ve Pierre'i aşk yüzünden duygusal acı çeken biri olarak tanıtır. Bu kelime biyografik anlatıma biraz edebî veya dramatik bir ton katar. Yalnızca Pierre'in beklediğini bildirmekle kalmaz, dinleyicinin onu nasıl hayal edeceğini de etkiler.
Alıştırma
the lovelorn Pierre ifadesini en iyi hangi betimleme açıklar?
- Aşkın ne anlama geldiğini hatırlayamayan Pierre
- Yeni bir deney için heyecanlanan Pierre
- Aşk yüzünden üzgün olan Pierre
Cevabı göster
Aşk yüzünden üzgün olan Pierre
became a formidable scientific team: Güçlü bir araştırma ortaklığı
Burada became, the pair ifadesini a formidable scientific team isim grubuna bağlar: ikisi güçlerini birleştirdikten sonra son derece yetenekli bir araştırma ortaklığına dönüştü. Formidable çoğu zaman gücü, becerisi veya zorluğu saygı uyandıran birini ya da bir şeyi anlatır. Bu olumlu biyografik bağlamda scientific team ile birlikte kullanıldığında ikisinin ortak yeteneğini över; dış görünüşlerinin korkutucu olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede became a formidable scientific team ne anlama gelir?
- Son derece yetenekli bir araştırma ortaklığı kurdular.
- Birlikte bilimsel çalışma yapmayı bıraktılar.
- Korkutucu görünen bir ekip oldular.
Cevabı göster
Son derece yetenekli bir araştırma ortaklığı kurdular.
Another physicist's work sparked Marie Curie's interest. Kalıp ifadeler
1:30Başka bir fizikçinin çalışmaları Marie Curie'nin ilgisini çekti.
sparked Marie Curie's interest: birinin ilgisini uyandırmak
Bu cümlede sparked Marie Curie's interest, bir şeyin Marie Curie'nin ilgi duymaya başlamasına neden olduğunu belirtir. Spark burada mecaz anlamdadır; gerçek bir ateş veya kıvılcım söz konusu değildir. Yaygın yapı something + spark + someone's interest şeklindedir ve ardından ilgi alanını belirten in + topic gelebilir. Burada Another physicist's work neden, Marie Curie's interest ise sonuçtur.
Alıştırma
Cümleyi spark fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The museum visit ____ Maya's interest in ancient Egypt.
Cevabı göster
sparked
Henri Becquerel discovered that uranium spontaneously emitted a mysterious X-ray-like radiation Kelime
1:36Henri Becquerel, uranyumun kendiliğinden X ışınına benzer gizemli bir radyasyon yaydığını
spontaneously emitted: dış bir tetikleyici olmadan yaymak
Spontaneously, emitted fiilini niteler. İki sözcük birlikte uranyumun dış bir tetikleyici olmadan radyasyon yaydığını belirtir. Zarf önemlidir çünkü süreci, malzemeye dışarıdan yapılan bir şeyin sonucu değil, malzemenin kendi özelliği olarak sunar. Emitted, «yaydِı» veya «dışarı verdi» anlamına gelir. Becquerel'in keşfettiği şeyi anlatan yan cümlede geçmiş zamanlı fiildir.
Alıştırma
Bu bilimsel cümlede spontaneously emitted ne anlama gelir?
- Uranyum planlanmış bir programa göre radyasyon yaydı.
- Uranyum ısıtıldıktan sonra radyasyon emdi.
- Uranyum dış bir tetikleyici olmadan radyasyon yaydı.
Cevabı göster
Uranyum dış bir tetikleyici olmadan radyasyon yaydı.
X-ray-like radiation: Benzerlik anlatan -like
X-ray-like, radiation sözcüğünü niteler. -like eki “benzer” anlamı verir; dolayısıyla bu ifade, X ışınlarının bazı özelliklerine benzeyen bir radyasyonu anlatır. Bu karşılaştırma iki şeyin tamamen aynı olduğu anlamına gelmez. X-ray-like radiation betimleyici bir ifadedir; resmî bir bilimsel kategorinin adı olmak zorunda değildir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için wave + -like yapısını tireli bir niteleyici olarak kullanın: The artist painted a ____ pattern.
Cevabı göster
wave-like
that could interact with photographic film. Kalıp ifadeler
1:44ve bunun fotoğraf filmiyle etkileşime girebileceğini keşfetti.
interact with photographic film: İnsan dışı şeyler arasındaki etkileşim
Interact with + isim, bir etkinin ortaya çıkacağı biçimde bir şeyle aynı sürece katılmak anlamına gelir. Burada radyasyon, ışığa duyarlı bir malzeme olan photographic film üzerinde etki gösterir ve filmde görünür bir değişiklik oluşturabilir. Bu ifade yalnızca insanların iletişimiyle sınırlı değildir. Bilimde interact with; maddelerin, enerjinin, ilaçların veya sistemlerin birbirini etkilemesini sıkça anlatır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için interact fiilini ve gerekli edatı kullanın: The new coating may ____ sunlight and change color.
Cevabı göster
interact with
Curie soon found that the element thorium emitted similar radiation.
1:46Curie çok geçmeden toryum elementinin de benzer radyasyon yaydığını buldu.
the strength of the radiation depended solely on the element's quantity Kalıp ifadeler
1:53radyasyonun gücü yalnızca elementin miktarına bağlıydı
depended solely on: tek belirleyici etken
Depend on, bir sonucun bir etken tarafından belirlendiğini veya o etkene göre değiştiğini anlatır. Solely, kapsamı tek bir etkenle sınırlar ve diğer belirleyici etkenleri dışarıda bırakır. Burada depended solely on, elementin miktarını radyasyon şiddetini belirleyen tek etken olarak gösterir. Solely çıkarılırsa depended on yalnızca bir bağımlılık ilişkisi bildirir; başka etkenlerin bulunma ihtimalini ortadan kaldırmaz.
Alıştırma
Cümleyi tamamlayın. Depend fiilini geçmiş zamanda kullanın ve yalnızca bir belirleyici etken olduğunu göstermek için solely ekleyin: Under the old rule, eligibility ____ the applicant's age.
Cevabı göster
depended solely on
and was not affected by physical or chemical changes. Notlar
1:57ve fiziksel veya kimyasal değişimlerden etkilenmiyordu.
was not affected by: geçmiş zaman edilgen yapıda etkilenmeme
Was not affected by, basit geçmiş zamanda edilgen bir yapıdır. Değişebilecek şey dilbilgisel özne olur ve by olası nedeni belirtir. Not, herhangi bir etkinin meydana geldiğini reddeder. Bu cümlede daha önce belirtilen radyasyon şiddeti, fiziksel veya kimyasal değişimlere rağmen aynı kalmıştır. Bilimsel yazılarda affect genellikle bir değişkenin veya sonucun değişmesine neden olmak anlamına gelir; burada duyguyla ilgili değildir.
Alıştırma
Cümleyi not affect ifadesinin kısaltılmamış basit geçmiş edilgen biçimiyle tamamlayın: The final reading ____ changes in room temperature.
Cevabı göster
was not affected by
physical or chemical changes: Madde değişimlerini sınıflandırma
physical changes ve chemical changes, maddedeki değişimlerin iki geniş türüdür. Fiziksel değişim bir maddenin biçimini, boyutunu veya hâlini genellikle kimyasal bileşimini değiştirmeden değiştirir; kimyasal değişim ise bileşimi değiştirir ve bir ya da daha fazla yeni madde oluşturur. Bu cümlede or, iki kategoriyi de kapsar. Vurgulanan ifade, söz konusu radyasyonun değişim fiziksel de olsa kimyasal da olsa bundan etkilenmediğini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle bilimsel kategorileri doğru kullanıyor?
- Melting ice is a chemical change.
- Melting ice is a physical change.
- Iron rusting is only a physical change.
Cevabı göster
Melting ice is a physical change.
This led her to conclude that radiation was coming from something fundamental within the atoms of each element. Notlar
2:00Bu durum onu, radyasyonun her elementin atomlarının içindeki temel bir şeyden geldiği sonucuna götürdü.
led her to conclude that: Kanıtı bir sonuca bağlamak
lead someone to conclude that... bir kanıtın, gözlemin veya akıl yürütme sürecinin bir kişinin bir sonuca ulaşmasına yol açtığını belirtir. Yapı lead + kişi + to conclude + that cümleciği şeklindedir; led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada This önceki gözlemleri ifade eder, her çıkarımı yapan kişidir ve that cümleciği sonucu belirtir. Bu ifade kanıtları mantıklı bir sonuca bağlar; birini fiziksel olarak bir yere götürmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi lead someone to conclude that yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The repeated results ____ the team ____ the method was reliable。
Cevabı göster
led · to conclude that
something fundamental within the atoms: atomların içindeki temel kaynak
Burada fundamental, “bir şeyin doğası veya yapısı için temel olan” anlamına gelir; “giriş düzeyinde” anlamında değildir. Something bir belirsiz zamir olduğu için sıfat ondan sonra gelir: something fundamental. Within the atoms, henüz tam olarak tanımlanmamış bu kaynağın atomların içinde bulunduğunu belirtir. İfadenin tamamı, kesin kimliği henüz söylenmeyen temel bir bileşene, özelliğe veya sürece işaret eder. Bu kalıp, gözlemlenen bir etkiden daha derindeki bir nedene geçmeyi sağlar.
Alıştırma
Bu cümlede something fundamental within the atoms ifadesinin en yakın anlamı nedir?
- atomların dışında kolayca gözlemlenen bir etki
- atomların içindeki temel bir özellik veya bileşen
- atomlarla ilgili giriş dersi
Cevabı göster
atomların içindeki temel bir özellik veya bileşen
and helped to disprove the long-standing model of atoms as indivisible objects. Notlar
2:08ve atomların bölünemez nesneler olduğuna dair uzun süredir devam eden modeli çürütmeye yardımcı oldu.
helped to disprove the model: kanıtlar modelin yanlış olduğunu gösterdi
Helped to disprove the long-standing model ifadesinde to disprove mastar yapısı, önceki bulgunun neyin gerçekleşmesine yardımcı olduğunu belirtir. Disprove, bir iddianın, teorinin veya modelin yanlış olduğunu kanıtlarla göstermek demektir; the ise hemen ardından adı verilen belirli modeli gösterir. Bu, yalnızca aynı fikirde olmadığını söylemekten daha güçlüdür. Helped to ayrıca tek başına sorumlu olmayı değil, sonuca katkıda bulunmayı anlatır: bulgu, muhtemelen başka kanıtlarla birlikte modelin çürütülmesinde rol oynamıştır.
Alıştırma
Cümleyi “bir iddianın yanlış olduğunu kanıtlarla göstermek” anlamındaki fiille tamamlayın: The new data helped to ____ the claim.
Cevabı göster
disprove
long-standing model: uzun süredir var olan veya kabul gören model
long-standing model ifadesinde long-standing, “uzun süredir var olan veya kabul gören” anlamına gelen, kısa çizgili birleşik bir sıfattır. model sözcüğünü niteler; standing burada fiziksel olarak “ayakta durma” eylemini anlatmaz. Bu sözcük, modelin ne kadar uzun süredir var olduğunu belirtir; doğru olduğunu göstermez. Aynı yapı problem, belief, tradition ve agreement gibi isimlerle de kullanılır.
Alıştırma
Bu derste öğrendiğiniz ve “uzun yıllardır var olan” anlamına gelen birleşik sıfatla cümleyi tamamlayın: The town finally solved a ____ traffic problem.
Cevabı göster
long-standing
indivisible objects: bölünemeyen nesneler
indivisible objects ifadesindeki indivisible, “daha küçük parçalara ayrılamayan” anlamına gelir. in- ön eki “değil” anlamı katar; divisible ise “bölünebilir” demektir. Burada eski atom modeli anlatılır: Atomlar, daha fazla bölünemeyen temel nesneler olarak kabul edilmiştir. indivisible sözcüğünü “görülemeyen” anlamındaki invisible ile karıştırmayın.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz içeriği seçin. in- bölümünden sonra /d/ sesi olup olmadığına odaklanın.
- The old theory described atoms as indivisible objects.
- The old theory described atoms as invisible objects.
Cevabı göster
The old theory described atoms as indivisible objects.
by focusing on a super radioactive ore called pitchblende, Notlar
2:13Curi'ler zift cevheri (pitchblende) adı verilen süper radyoaktif bir cevhere odaklanarak,
by focusing on: bir yöntemi ifade etmek
Bu cümlede by focusing on, araştırmayı ilerletmek için kullanılan yöntemi belirtir: dikkatlerini özellikle radyoaktif olan bir cevhere yoğunlaştırdılar. Yapı by + fiilin -ing biçimidir. Burada by, “son teslim tarihinden önce” değil, “bu eylem yoluyla” anlamına gelir. Focus on ifadesinden sonra dikkatin yöneltildiği şey gelir.
Alıştırma
Cümleyi by ve focus fiilinin -ing biçimini kullanarak tamamlayın: The scientists made progress ____ the strongest signal.
Cevabı göster
by focusing on
pitchblende: uranyum bakımından zengin bir cevher
Pitchblende, koyu renkli ve uranyum bakımından zengin bir cevherin adıdır. Bu cümlede, araştırma için seçilen yüksek derecede radyoaktif malzemeyi belirtir. Bunun bir cevher olduğunu bilmek araştırma sürecini takip etmek için yeterlidir: Curie çifti, radyum bileşikleri de dâhil olmak üzere radyoaktif maddeler elde etmek için büyük miktarlarda pitchblende işledi. Pitchblende kelimesini pitch ve blende olarak ayrı ayrı çevirmek yerine tek bir mineral adı olarak anlayın.
Alıştırma
Cümlede pitchblende neyi ifade ediyor?
- Dikkati yoğunlaştırma yöntemi.
- Uranyum bakımından zengin bir cevher.
- Radyasyonu ölçen bir cihaz.
Cevabı göster
Uranyum bakımından zengin bir cevher.
the Curies realized that uranium alone couldn't be creating all the radiation. Dilbilgisi
2:18tüm bu radyasyonu yalnızca uranyumun yaratıyor olamayacağını fark ettiler.
uranium alone couldn't be creating: tek bir nedeni dışlamak
Bu cümlede alone, uranium sözcüğünün hemen ardından gelir ve “tek başına uranyum” ya da “başka hiçbir etken olmadan uranyum” anlamını verir. Uranyumun kendini yalnız hissettiği anlamına gelmez. İsim + alone + olumsuz ifade kalıbı, tek bir etkenin sonucu bütünüyle açıklayamayacağını belirtir. Couldn't be creating all the radiation, uranyumun tek başına sonucun tamamını açıklayamayacağını ve başka bir nedenin düşünülmesi gerektiğini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle, yalnızca bataryanın bütün arızaları açıklayamayacağı anlamına gelir?
- The battery couldn't be causing any of these failures.
- The battery alone couldn't be causing all these failures.
- Only the battery could be causing all these failures.
Cevabı göster
The battery alone couldn't be causing all these failures.
were there other radioactive elements that might be responsible? Kalıp ifadeler
2:24bundan sorumlu olabilecek başka radyoaktif elementler de var mıydı?
might be responsible?: olası bir nedeni belirlemek
Burada might be responsible, “nedeni olabilir” anlamına gelir. Might, düşüncenin kanıtlanmış değil olası olduğunu gösterir; responsible ise radyasyonu neyin üretmiş olabileceğini belirtir. Buradaki ana anlam ahlaki suçlama değildir. Tam kalıp be responsible for + sonuç biçimindedir; örneğin be responsible for the noise. Soruda sonuç önceki cümleden zaten açık olduğu için for all the radiation söylenmemiştir.
Alıştırma
Hangi cümlede responsible, bir şeyin sonucun nedeni olabileceği anlamında kullanılmıştır?
- A faulty sensor might be responsible for the false alarm.
- Maya is responsible for checking the alarms.
- Leo is a responsible team leader.
Cevabı göster
A faulty sensor might be responsible for the false alarm.
named for Marie's native Poland: bir adın kaynağını açıklama
Named for Marie's native Poland, polonium sözcüğünü niteleyen kısaltılmış edilgen bir yan cümleciktir. Polonyumun adını Marie'nin anavatanı Polonya'dan aldığı anlamına gelir. Ad verilen şey polonium'dur, Poland değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı be named for + kişi veya yer şeklindedir. Bir adın nereden geldiğini veya kimi onurlandırdığını açıklar. Marie's native Poland, Marie'nin anavatanı Polonya demektir.
Alıştırma
Hangi cümle gözlemevine Dr. Vega'nın onuruna bu adın verildiği anlamına gelir?
- Dr. Vega was named director of the observatory.
- Dr. Vega chose a name for the observatory.
- The observatory was named for Dr. Vega.
Cevabı göster
The observatory was named for Dr. Vega.
the Latin word for ray: word for + anlam
The + dil + word for + anlam kalıbı, belirli bir düşünceyi o dilde ifade eden sözcüğü gösterir. Buradaki for, bir amaç için kullanılmayı değil, o anlama karşılık gelmeyi belirtir. Bu cümlede ifade, radium adını “ışın” anlamındaki Latince radius sözcüğüyle ilişkilendirir. Tam olarak söylemek gerekirse radium, “ışın” anlamındaki Latince sözcüğün kendisi değildir; cümle sözcüğün kökenini kısaca özetler.
Alıştırma
What is the French word for star? sorusu neyi sorar?
- Belirli bir yıldıza nasıl Fransızca bir ad verileceğini sorar.
- Hangi Fransızca sözcüğün “yıldız” anlamına geldiğini sorar.
- Hangi sözcüğün Fransızlar için icat edildiğini sorar.
Cevabı göster
Hangi Fransızca sözcüğün “yıldız” anlamına geldiğini sorar.
coined the term radioactivity: yeni bir ad oluşturmak
Bu cümlede coined the term radioactivity, “radioactivity adını oluşturdular ve kullanıma sundular” anlamına gelir. Buradaki coin, yeni bir sözcük veya ifade oluşturmak anlamındaki fiildir; “madeni para” anlamındaki isim değildir. Yaygın yapı coin + a/the term, word veya phrase şeklindedir. Bu yapı, adı oluşturma eylemini anlatır; tek başına o adın belirttiği olgunun keşfedildiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi coin + the term yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: In her article, Maya ____ 'screen break' for a short rest away from devices.
Cevabı göster
coined the term
along the way: daha uzun bir süreç sırasında
Burada along the way mecaz anlamda kullanılır ve “daha uzun bir etkinlik veya süreç devam ederken” demektir. Gerçek anlamda bir yolculuk sırasında karşılaşılan şeyleri de anlatabilir, ancak bu cümlede fiziksel bir yoldan söz edilmez. Cümlenin sonunda kullanıldığında, terimin oluşturulmasını başka çalışmalar sürerken gerçekleşen bir olay olarak sunar: mutlaka ana hedef olmayan ek bir sonuç.
Alıştırma
Hangi cümlede hedef ifade “daha uzun bir süreç sırasında” anlamında kullanılmıştır?
- We are on the way to the science museum.
- During the long project, we learned a lot along the way.
- By the way, the meeting starts at ten.
Cevabı göster
During the long project, we learned a lot along the way.
the Curies had extracted a tenth of a gram of pure radium chloride salt Notlar
2:42Curi'ler birkaç ton zift cevherinden
had extracted: geçmişteki bir referans noktasından önce tamamlanma
had extracted, past perfect yapısıdır: had + geçmiş zaman ortacı extracted. Çıkarma işleminin daha sonraki bir geçmiş zaman noktasından önce tamamlanmış olduğunu gösterir. Burada bağlamdaki By 1902 geçmişteki referans noktasını verir. İfade, sonucu o zamana kadar ulaşılmış bir başarı olarak sunar. had burada yardımcı fiildir; sahip olma anlamındaki ana fiil değildir.
Alıştırma
Cümleyi finish fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: By the time the guests arrived, Maya ____ dinner.
Cevabı göster
had finished
a tenth of a gram: 0,1 gramı ifade etmek
a tenth, on eşit parçadan biri anlamına gelir. Bu nedenle a tenth of a gram, 0,1 gram demektir. Yeniden kullanılabilen kalıp, kesir + of + ölçülen bütün şeklindedir. Bu kesin ve küçük miktar, elde edilen maddenin ne kadar az olduğunu vurgular. a tenth of a gram ifadesinde bölünen bütün bir gram olduğu için gram tekildir.
Alıştırma
0,1 gramı a tenth kullanarak İngilizce sözcüklerle yazın: The sample weighed ____.
Cevabı göster
a tenth of a gram
pure radium chloride salt öbeğinin yapısı
Burada pure radium chloride salt tek bir maddenin adıdır. Öbeğin ana adı salt sözcüğüdür. Radium chloride bunun kimyasal olarak hangi tuz olduğunu belirtir; pure ise yalnızca radium sözcüğünü değil, bütün ad öbeğini niteler. Kimyada salt, yalnızca sofra tuzunu değil, geniş bir iyonik bileşik sınıfını ifade eder. Sağdan sola doğru önce salt, sonra radium chloride salt ve son olarak pure radium chloride salt şeklinde okunabilir.
Alıştırma
Pure radium chloride salt öbeğinin yapısını hangi açıklama doğru gösterir?
- Radyumu saflaştırmak için kullanılan sıradan sofra tuzu.
- Tek bir saf kimyasal madde: tuz olarak sınıflandırılan radyum klorür.
- Ayrı bir klorür tuzuyla karıştırılmış saf radyum.
Cevabı göster
Tek bir saf kimyasal madde: tuz olarak sınıflandırılan radyum klorür.
several tons of pitchblende ifadesindeki miktar ölçeği
Several tons of pitchblende, malzemenin ton cinsinden yaklaşık miktarını belirtir. Yapı miktar + birim + of + malzeme şeklindedir. Several kesin bir sayı vermez, ancak normalde ikiden fazlasını ifade eder. Bu bağlamda, büyük miktardaki girdi yalnızca bir gramın onda biri kadar ürünle karşılaştırılır. Ölçekler arasındaki aşırı fark, çok küçük bir verim için ne kadar fazla cevherin işlenmesi gerektiğini vurgular.
Alıştırma
Several tons of pitchblende ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Gram cinsinden ölçülen az miktarda uraninit.
- Ton cinsinden ölçülen büyük ve yaklaşık miktarda uraninit.
- Tam olarak iki ton uraninit.
Cevabı göster
Ton cinsinden ölçülen büyük ve yaklaşık miktarda uraninit.
an incredible feat at the time: kendi döneminde olağanüstü bir başarı
Burada feat, olağanüstü beceri, çaba veya cesaret gerektirdiği için etkileyici olan bir başarıyı ifade eder. An incredible feat, gerçekleştirilen şeyi çok güçlü biçimde över. At the time, başarıyı o dönemin koşullarına göre değerlendirmeniz gerektiğini belirtir. Modern teknolojiyle daha kolay görünen bir şey o zaman yine de olağanüstü olabilir.
Alıştırma
Cümleyi hangi sözcük doğru tamamlar? Designing the storm-resistant bridge was an impressive ____.
- feat
- feet
- foot
Cevabı göster
feat
Pierre Curie and Henri Becquerel were nominated for the Nobel Prize in physics, Kalıp ifadeler
2:54Pierre Curie ve Henri Becquerel fizik dalında Nobel Ödülü'ne aday gösterildi,
were nominated for the Nobel Prize: adaylık kazanmak anlamına gelmez
were nominated ifadesinde be nominated edilgen biçimi, başka kişilerin Pierre Curie ve Henri Becquerel’i resmî olarak aday gösterdiğini belirtir. For the Nobel Prize, hangi ödüle aday olduklarını gösterir. Aday gösterilmek yalnızca adaylık durumunu bildirir. Daha sonra kazandıklarını söylemez; İngilizcede nihai sonucu bildirmek için won, received veya was awarded kullanılır.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: “Lena was nominated for the prize,” cümlesinden Lena’nın ödülü kazandığından emin olabiliriz.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
was overlooked: fark edilmedi veya değerlendirilmedi
Bu cümlede was overlooked edilgen yapıdadır: İlgi veya değerlendirme görmeyen kişi Marie’dir. Adaylık ya da ödül bağlamında bu ifade, onun katkısının takdir sürecinin dışında bırakıldığı anlamına gelir. Overlook sözcüğü kelime anlamıyla “yukarıdan bakmak” anlamına da gelebilir; ancak değerlendirmedeki bir kişi, fikir veya katkı için kullanıldığında çoğunlukla “fark etmemek ya da değerlendirmeye almamak” demektir. Edilgen be overlooked yapısı, gözden kaçırılan kişi veya şeye odaklanır; bu durumun kasıtlı olup olmadığını tek başına göstermez.
Alıştırma
'Her proposal was overlooked during the review,' cümlesinde ne oldu?
- Fark edilmedi veya değerlendirilmedi.
- Çok dikkatli biçimde incelendi.
- Yüksek bir yerden görüldü.
Cevabı göster
Fark edilmedi veya değerlendirilmedi.
Pierre took a stand in support of his wife's well-earned recognition. Notlar
3:00Pierre, eşinin fazlasıyla hak ettiği bu takdiri desteklemek için bir duruş sergiledi.
took a stand: bir tutumu açıkça destekledi
Took a stand, take a stand deyiminin geçmiş zaman biçimidir. Pierre’in bir görüşü açıkça ifade edip savunduğu anlamına gelir; fiziksel olarak ayağa kalkmayı anlatmaz. in support of ifadesi onun hangi tarafı seçtiğini belirtir: Karısının hak ettiği takdiri görmesi için sesini çıkardı. Yaygın kalıplar take a stand on an issue, take a stand against something ve take a stand in support of someone or something şeklindedir. Bu deyim, yalnızca bir görüşe sahip olmaktan daha güçlüdür çünkü kararlılık ve bağlılık ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi take a stand ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the town meeting, Maya ____ against the plan to close the library.
Cevabı göster
took a stand
in support of: bir eylemin neyi desteklediğini belirtmek
In support of + isim öbeği, söz konusu kişiye, davaya veya fikre destek vermek anlamına gelir. Burada Pierre'in aldığı tavrın neyi desteklediğini, yani eşinin hak ettiği takdiri görmesini belirtir. Support, in support of edat öbeğinin içinde bir isimdir. Ana fiil took'tur; bu öbek tavrın amacını veya yönünü ekler.
Alıştırma
Bağış kampanyasının neyi desteklediğini resmî biçimde belirten bu nottaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The neighborhood held a fundraiser ____ the food bank.
Cevabı göster
in support of
well-earned recognition: hak edilmiş takdir
Well-earned recognition, bir kişinin gerçek çalışması veya başarısı sayesinde hak ettiği övgü ya da kamuoyu takdiri anlamına gelir. Bu cümlede eşinin gördüğü takdirin adil ve yerinde olduğunu gösterir. Well-earned, recognition isminden önce gelen, kısa çizgiyle yazılan birleşik bir sıfattır. Buradaki earned, para kazanmak değil, çaba veya liyakat yoluyla elde etmek anlamındadır. Aynı yapı well-earned praise, a well-earned rest ve well-earned success ifadelerinde de görülür.
Alıştırma
Hangi ifade, güçlü bir performans sayesinde övgünün hak edildiğini en iyi şekilde vurgular?
- well-earned recognition
- hard-earned recognition
- well-earning recognition
Cevabı göster
well-earned recognition
And so both of the Curies and Becquerel shared the 1903 Nobel Prize,
3:04Böylece Curi'ler ve Becquerel, 1903 Nobel Ödülü'nü paylaştılar,
making Marie Curie the first female Nobel laureate. Notlar
3:10ve bu Marie Curie'yi ilk kadın Nobel ödülü sahibi yaptı.
Sonuç bildiren making + nesne + tümleç yapısı
Burada making, hemen önce anlatılan olayın sonucunu ekler: o olay Marie Curie'nin Nobel Ödülü'nü kazanan ilk kadın olmasını sağlamıştır. Making yeni bir temel yüklem değildir; bu nedenle bu parça önceki yan cümleye bağlıdır ve burada tek başına cümle olamaz. Kalıp olay, making + nesne + nesne tümlecidir. Marie Curie nesnedir; the first female Nobel laureate ise onun kazandığı yeni statüyü belirtir. Bu kalıp, özellikle tarih anlatılarında, haberlerde ve açıklayıcı metinlerde önceki olayın doğurduğu sonucu kısa biçimde verir.
Alıştırma
Cümleyi make fiilinin sonuç bildiren biçimiyle tamamlayın: The team's tenth title broke the league record, ____ it the most successful club in the competition.
Cevabı göster
making
Nobel laureate: Nobel Ödülü sahibi
Nobel laureate, Nobel Ödülü almış bir kişiyi belirten resmî bir isim grubudur. Bu cümlede first female, Nobel laureate ifadesini niteler ve Marie Curie'nin kazandığı statüyü belirtir. Laureate, önemli bir ödülün veya onurun sahibidir. Burada laureate bir cins isimdir; kişi adı veya meslek unvanı değildir.
Alıştırma
Hangi tanım Nobel laureate ifadesine uyar?
- Nobel Ödülü almış bir kişi
- Nobel kuruluşunda çalışan bir kişi
- Nobel Ödülü'ne aday gösterilmiş bir kişi
Cevabı göster
Nobel Ödülü almış bir kişi
Well-funded and well-respected: birlikte kullanılan well- birleşik sıfatları
Well-funded güçlü bir mali desteğe sahip olmak, well-respected ise birçok insan tarafından saygı görmek demektir. and ile bağlanan bu iki sıfat, aynı kişileri iki yönden anlatır: kaynakları ve itibarları. Tam cümlede bu sıfat çifti, özne olan the Curies ifadesinden önce gelir ve onlar hakkında arka plan bilgisi verir. Tekrar kullanılabilen well- + fiilin past participle biçimi, well-known ve well-trained örneklerinde olduğu gibi, bir şeyin iyi ya da yeterli ölçüde yapıldığını belirten sıfatlar oluşturur.
Alıştırma
Hangi cümlede bir isimden önce iki well- + past participle birleşik sıfatı doğru kullanılmıştır?
- The well-funded and well-respected institute attracts top researchers.
- The well-funding and well-respecting institute attracts top researchers.
- The funded-well and respected-well institute attracts top researchers.
Cevabı göster
The well-funded and well-respected institute attracts top researchers.
On a roll: devam eden bir başarı serisi
Be on a roll, art arda başarılar kazanmak veya güçlü ve sürekli bir ilerleme göstermek anlamına gelen bir deyimdir. Burada Curie çiftinin birçok işi yolunda gidiyordu; bu yüzden ifade onların olumlu ivmesini anlatır. Bu ifade fiziksel olarak yuvarlanmakla ilgili değildir. Genellikle tek bir başarıyı değil, birden fazla iyi sonucun art arda gelmesini belirtir.
Alıştırma
Hedef deyimi kullanarak cümleyi tamamlayın: The designer has won three awards this month—she's ____.
Cevabı göster
on a roll
tragedy struck: ciddi bir talihsizliğe ani geçiş
Bu cümlede tragedy struck, korkunç bir olayın aniden meydana geldiği anlamına gelir. Struck sözcüğü gerçek anlamda bir vurma eylemini anlatmaz; trajediyi güçlü ve hiçbir uyarı olmadan gelen bir şey gibi sunar. Bu ifade, bir hikâyede veya yaşam öyküsünde dönüm noktasını belirtmek için sıkça kullanılır ve anlatıyı normal ya da mutlu olaylardan ölüme, felakete veya başka büyük bir kayba taşır.
Alıştırma
Hangi cümle tragedy struck ifadesini standart ve ciddi anlatı anlamıyla kullanıyor?
- Tragedy struck because my pencil rolled off the desk.
- The village was rebuilding when tragedy struck again and a landslide destroyed many homes.
- She struck the tragedy with a hammer.
Cevabı göster
The village was rebuilding when tragedy struck again and a landslide destroyed many homes.
horse-drawn cart: bir atın çektiği araba
A horse-drawn cart, bir atın çektiği araba demektir. Buradaki drawn, “resim yapmak” değil “çekmek” anlamındaki draw fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Horse-drawn, cart isminden önce gelen birleşik bir sıfattır. Kısa çizgi, iki sözcüğü tek bir betimleme olarak çalışmaları için birleştirir. X-drawn kalıbı, X tarafından çekilen bir şeyi anlatabilir.
Alıştırma
“Bir atın çektiği” anlamındaki birleşik sıfatı tamamlayın: The children rode in a ____ cart at the historical fair.
Cevabı göster
horse-drawn
immerse oneself in: kendini etkin ve derin biçimde vermek
Immerse oneself in something, kişinin bütün dikkatini ve enerjisini bir şeye vermesi demektir. Bu cümlede immersed herself in her research, bedenini bir sıvıya sokmayı değil, araştırmaya zihinsel olarak derinden bağlanmayı anlatır. Araştırmanın onun dikkatinin neredeyse tamamını çektiği anlamını verir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır: I immersed myself, she immersed herself ve they immersed themselves. Dikkatin yöneldiği etkinlik, konu veya ortamdan önce in kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi immerse oneself in ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Before the science fair, Nina ____ her climate project for weeks.
Cevabı göster
immersed herself in
and took over Pierre's teaching position at the Sorbonne, Öbek fiiller
3:29ve Pierre'in Sorbonne'daki öğretmenlik pozisyonunu devralarak,
take over a position: başka birinin görevini ve sorumluluklarını devralmak
Take over a position, başka bir kişinin daha önce sahip olduğu görevi ve sorumlulukları üstlenmek demektir. Burada took over geçmiş zamandadır ve öğretim görevinin Pierre'den yeni görevliye geçtiğini anlatır. Bu öbek fiilde over, sorumluluğun veya kontrolün aktarılmasını bildirir; bir şeyin fiziksel olarak üstünde olmayı anlatmaz.
Alıştırma
Koordinatör emekli olduktan sonra Lina'nın onun sorumluluklarını üstlendiğini hangi cümle anlatır?
- After the coordinator retired, Lina took over his duties.
- After the coordinator retired, Lina applied for his old job.
- After the coordinator retired, Lina helped the new coordinator.
Cevabı göster
After the coordinator retired, Lina took over his duties.
becoming ...: önceki olayın sonucu olan yeni bir kimliği belirtme
Becoming the school's first female professor, önceki ana cümleye bağlı bir -ing yan yapısıdır. Önceki olayın sonucunu belirtir: bu olay sonucunda o, bu yeni kimliği kazanmıştır. Becoming burada çekimsiz bir -ing biçimidir; bu nedenle bu parça tek başına tam bir cümle olamaz. Becoming yapısının örtük öznesi, ana cümlenin öznesiyle aynı kişidir.
Alıştırma
Ortaya çıkan yeni kimliği göstermek için cümleyi become fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Maya won the election, ____ the town's youngest mayor.
Cevabı göster
becoming
solo work was fruitful: bağımsız çalışmanın değerli sonuçlar üretmesi
Solo work, bir ortakla değil bağımsız olarak yaptığı işi anlatır. Burada fruitful, çalışmanın değerli sonuçlar ürettiği anlamına gelir; dolayısıyla cümle onun bağımsız çalışmasının başarısını över. Bu bağlamda fruitful mecazidir; çalışmanın gerçekten meyve yetiştirdiği anlamına gelmez. Aynı anlam fruitful research, a fruitful discussion ve a fruitful collaboration ifadelerinde de görülür.
Alıştırma
Hangi cümlede fruitful, yararlı sonuçlar üretmek anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?
- The juice smelled fruitful and sweet.
- The blue chair was fruitful beside the window.
- The class discussion was fruitful, and we found a solution.
Cevabı göster
The class discussion was fruitful, and we found a solution.
yet another Nobel: büyüyen bir seriye eklenen bir ödül daha
Yet another, “aynı türden bir tane daha” anlamına gelir ve daha önce en az bir tane bulunduğunu ya da gerçekleştiğini düşündürür. Bu cümlede yet another Nobel, ödülü önceki Nobel Ödülü’ne eklenen yeni bir başarı olarak sunar ve toplamın arttığını vurgular. Burada yet, another sözcüğünü güçlendirir. not yet yapısındaki zamansal “henüz değil” anlamını taşımaz.
Alıştırma
Önceki başarılara bir yenisinin daha eklendiğini hangi cümle vurgular?
- The author has not published another novel yet.
- The author published yet another successful novel.
- The author published a successful novel.
Cevabı göster
The author published yet another successful novel.
and her extraction and analysis of pure radium and its compounds. Kalıp ifadeler
3:44saf radyum ve bileşiklerinin çıkarılması ve analizi içindi.
extraction and analysis: paralel iki araştırma adı
Extraction ve analysis, iki araştırma etkinliğini adlandıran paralel isimlerdir. İkisi de arkalarından gelen of öbeğini, of pure radium and its compounds, paylaşır; bu nedenle araştırma nesnesi her iki etkinlik için de geçerlidir. Bu isim + and + isim yapısı, birden fazla eylemi kısa ve resmî bir açıklamada bir araya getirir. Bağlanan sözcükleri paralel tutun: isim ile isim.
Alıştırma
Hangi seçenek BLANK yerine iki paralel isim getirebilir? The report describes the BLANK of the samples.
- extract and analyze
- extraction and analyze
- extraction and analysis
Cevabı göster
extraction and analysis
only person to win Nobel prizes in two different sciences.
3:51iki farklı bilim dalında Nobel ödülü kazanan tek kişi yaptı.
This made her the first ... person to ...: bir olayın kazandırdığı tarihî konum
Bu cümle make + nesne + isim öbeği tümleci yapısını kullanır: made her the first ... only person. This ile gösterilen olayın ona bu tarihî konumu kazandırdığı anlamına gelir. Buradaki This, daha önce sözü edilen 1911 Nobel Kimya Ödülü’ne gönderme yapar; onun tüm hayatını anlatmaz. person to win ... içindeki to’lu mastar, bu konumu belirleyen başarıyı açıklar. First bunu en erken kimin başardığını gösterir; to this date ile sınırlandırılan only ise anlatım anına kadar başka hiç kimsenin bunu başaramadığını belirtir.
Alıştırma
made, Ava ve the first scientist ifadelerini doğru sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: The discovery ____ to identify the new species.
Cevabı göster
made Ava the first scientist
and to this date: hâlâ geçerli olan bir rekor
To this date, geçmişteki bir zamandan konuşma ya da yazma anına kadar anlamına gelir. Bir gerçeğin veya rekorun bu süre boyunca geçerliliğini koruduğunu anlatır. Burada only ifadesinin zaman sınırını belirler: o ana kadar başka hiç kimse iki farklı bilim dalında Nobel Ödülü kazanmamıştı. Baştaki and, hâlâ geçerli olan only iddiasını önceki the first tanımına bağlar. Burada date, romantik bir buluşmayı değil, zaman içindeki bir noktayı ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümlede to this date o zamandan şimdiye kadar anlamında kullanılmıştır?
- To this date, no one has matched her record.
- On this date in 1969, the spacecraft landed.
- The database is up to date with the latest results.
Cevabı göster
To this date, no one has matched her record.
Professor Curie put her discoveries to work, Deyimler
3:55Profesör Curie keşiflerini uygulamaya koyarak
put her discoveries to work: keşifleri uygulamaya koymak
Put something to work, bir şeyi etkin biçimde kullanarak pratik bir sonuç elde etmek demektir. Burada Profesör Curie, keşiflerini yalnızca bilimsel bilgi olarak bırakmayıp uygulamaya koyuyor. Kalıp put + kaynak veya bilgi + to work şeklindedir. Nesne discoveries, data, technology, skills ya da experience olabilir; buradaki to work mecazidir ve nesnenin bir işe gittiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Put ... to work kalıbını ve nesne olarak “the survey data” ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: The team ____ to cut energy use.
Cevabı göster
put the survey data to work
changing the landscape of medical research and treatments. Deyimler
3:58tıbbi araştırma ve tedavi ortamını değiştirdi.
changing the landscape: bütün bir alanın yapısını değiştirmek
Change the landscape of a field, bir alanın genel koşullarını, yaygın yöntemlerini, fırsatlarını veya yönünü yeniden şekillendirmek demektir. Landscape burada gerçek bir manzara değil, alanın bütününü anlatan bir mecazdır. Bu cümlede changing, keşifleri uygulamanın sonucunu gösterir: bu uygulama tıbbi araştırmaların yürütülme ve tedavilerin geliştirilme biçimini geniş ölçüde değiştirmiştir. İfade, tek bir küçük değişikliği değil, alan genelindeki etkiyi vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede change the landscape geniş kapsamlı bir değişimi anlatmak için doğal biçimde kullanılmıştır?
- Replacing one classroom clock changed the landscape of education.
- Moving a mug changed the landscape of office work.
- Affordable online courses have changed the landscape of adult education.
Cevabı göster
Affordable online courses have changed the landscape of adult education.
She opened mobile radiology units during World War I Kültür
4:01I. Dünya Savaşı sırasında mobil radyoloji üniteleri açtı
mobile radiology units: taşınabilir radyoloji birimleri
Burada mobile radiology units, röntgen muayenesine ihtiyaç duyulan yerlere taşınabilen sağlık ekipleri ve cihazlar anlamına gelir. Birinci Dünya Savaşı sırasında bu tür birimler, yalnızca sabit bir hastane tesisine bağlı kalmak yerine radyoloji hizmetlerini yaralılara yaklaştırdı. Mobile, “bir yerden başka bir yere hareket edebilen” demektir; “cep telefonuyla ilgili” anlamına gelmez. Buradaki unit, düzenli bir sağlık hizmeti birimidir ve mutlaka tek bir cihazı ifade etmez.
Alıştırma
Bu cümlede mobile radiology units ne anlama gelir?
- Hastalara röntgen muayenesi götüren taşınabilir sağlık hizmetleri
- Sağlık çalışanlarının kullandığı cep telefonları
- Taşınamayan kalıcı laboratuvarlar
Cevabı göster
Hastalara röntgen muayenesi götüren taşınabilir sağlık hizmetleri
World War I: savaş dönemindeki tıbbi bağlam
World War I, 1914 ile 1918 yılları arasında gerçekleşen küresel savaş, yani Birinci Dünya Savaşıdır. Bu cümlede bu ad, mobil radyoloji birimlerinin tarihsel ortamını belirtir. Savaş sırasında askerî hastanelerin ve tedavi noktalarının yakınında yaralıların acilen muayene edilmesi gerekiyordu. Bu nedenle ifade, taşınabilir radyoloji hizmetlerinin neden yararlı olduğunu açıklar; yalnızca basit bir tarih bilgisi değildir.
Alıştırma
Bu cümlede World War I neyi açıklamaya yardımcı olur?
- Birimlerin neden barış dönemine ait kalıcı laboratuvarlar olduğu
- Cep telefonlarının hastanelerde neden yaygınlaştığı
- Taşınabilir radyoloji hizmetlerinin acil savaş tıbbında neden yararlı olduğu
Cevabı göster
Taşınabilir radyoloji hizmetlerinin acil savaş tıbbında neden yararlı olduğu
and investigated radiation's effects on tumors. Kelime
4:05ve radyasyonun tümörler üzerindeki etkilerini araştırdı.
effects on tumors: effect(s) on + etkilenen öğe
Effects on tumors, “bir şeyin tümörleri etkileme biçimleri” anlamına gelir. Effects çoğul bir isimdir; on tumors ise etkiden neyin etkilendiğini gösterir. Radiation's bu etkilerin kaynağını belirtir. Başka bağlamlara aktarılabilen kalıp effect veya effects on + etkilenen öğedir. Araştırma metinlerinde investigate, study ve measure gibi fiiller bu isim grubunu sıkça tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi effect isminin çoğul biçimi ve ardından on ile tamamlayın: The researchers measured the new drug's ____ memory.
Cevabı göster
effects on
these benefits to humanity may have come at a high personal cost. Deyimler
4:09insanlığa sağlanan bu faydaların bedeli, kişisel olarak ağır olmuş olabilir.
may have come at a high personal cost: geçmişte olası kişisel fedakârlık
Come at a high personal cost, bir yarar veya başarının ilgili kişi için ciddi bir zarar ya da fedakârlıkla birlikte geldiğini ifade eder. Buradaki cost mecazidir; yalnızca para değil, sağlık, zaman, ilişkiler veya yaşam kalitesindeki kayıplar anlamına da gelebilir. May have come, may have + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Bu yapı, geçmişteki bir sonucu kesin bir iddia olarak değil, olası bir açıklama olarak sunar.
Alıştırma
Cümledeki may have come at a high personal cost ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Faydalar kesinlikle yalnızca büyük bir maddi ödeme gerektirdi.
- Faydalar, kişi için ciddi bir fedakârlık gerektirmiş olabilir.
- Faydalar hiçbir zarar veya fedakârlığa yol açmadı.
Cevabı göster
Faydalar, kişi için ciddi bir fedakârlık gerektirmiş olabilir.
Curie died in 1934 of a bone marrow disease, Kelime
4:12Curie 1934 yılında bir kemik iliği hastalığından öldü;
bone marrow disease: kemiklerin içindeki dokunun hastalığı
Bone marrow, kan hücrelerinin üretildiği, kemiklerin içindeki yumuşak doku olan kemik iliğidir. Bu nedenle bone marrow disease, bu dokuyu etkileyen bir hastalıktır; marrow kemiğin sert kısmı değildir. Bone marrow disease isim grubunda bone marrow ilgili vücut dokusunu belirtir, disease ise ana isimdir. Bu ifade belirli bir tanının tam adını değil, genel bir hastalık kategorisini anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede bone marrow disease ne anlama gelir?
- kemiklerin içindeki dokuyu etkileyen bir hastalık
- yalnızca kemiklerin sert dış kısmını etkileyen bir hastalık
- vücuttaki bütün dokuları etkileyen bir hastalık
Cevabı göster
kemiklerin içindeki dokuyu etkileyen bir hastalık
which many today think was caused by her radiation exposure. Notlar
4:15bugün pek çok kişi bunun radyasyona maruz kalmasından kaynaklandığını düşünüyor.
was caused by...: sonucu nedenden önce yerleştirmek
Be caused by, bir nedeni belirtmek için kullanılan edilgen bir yapıdır. Özne sonucu adlandırır, be fiilinin biçimi zamanı gösterir, caused geçmiş zaman ortacıdır ve by nedeni tanıtır. Burada hastalık sonuç, her radiation exposure ise öne sürülen nedendir. many today think sözleri, bu neden açıklamasını başkalarının görüşü olarak sunar. Böylece cümle, nedeni kesin ve koşulsuz bir gerçek olarak vermek yerine yaygın bir görüşü aktarır.
Alıştırma
Cümleyi be caused by yapısının geçmiş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: The power outage ____ a damaged cable.
Cevabı göster
was caused by
radiation exposure: radyasyona maruz kalma
Radiation exposure, radyasyona maruz kalmak anlamına gelir; yani radyasyon bir kişiye veya nesneye ulaşır. Tıp ve güvenlik bağlamlarında exposure, kamuoyunun ilgisini veya bir kamera ayarını değil, genellikle zararlı olabilecek bir etkenle teması anlatır. Radiation exposure bir birleşik addır; radiation, exposure türünü belirtir. Exposure to radiation da aynı fikri ifade eder.
Alıştırma
Bir iş güvenliği raporunda radiation exposure ne anlama gelir?
- Radyasyonla temas etmek veya radyasyona maruz kalmak
- Radyasyon araştırmalarının kamuoyunun ilgisini çekmesi
- Fotoğraf çekmek için özel ışık kullanmak
Cevabı göster
Radyasyonla temas etmek veya radyasyona maruz kalmak
Marie Curie's revolutionary research laid the groundwork for our understanding of physics and chemistry, Deyimler
4:19Marie Curie'nin devrim niteliğindeki araştırmaları, fizik ve kimya anlayışımızın temelini attı;
laid the groundwork for: sonraki ilerlemeler için temel oluşturmak
Laid the groundwork for, daha sonraki bir gelişmeyi mümkün kılan ilk veya temel çalışmayı yapmak anlamına gelir. Bu cümlede Curie'nin araştırmaları sonraki bilimsel anlayış için bir temel oluşturmuştur; ifade, sonraki çalışmaların o sırada tamamlanmış olduğunu söylemez. Laid, lay fiilinin düzensiz geçmiş zaman biçimidir. Yapı lay veya laid the groundwork for + isim ya da -ing biçimidir.
Alıştırma
Cümleyi lay the groundwork for ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The first community clinics ____ the city's public health network.
Cevabı göster
laid the groundwork for
blazing trails: bir alanda yeni yollar açmak
Burada blazing trails, öncü çalışmalar yapmak anlamına gelir: bir alanda yeni yönler açmak ve başkalarının bu yolları izlemesini kolaylaştırmak. Bu imge, yeni bir patikayı işaretlemekten veya açmaktan gelir; yolu ateşe vermek anlamına gelmez. Yaygın kalıplar blaze a trail ve blaze trails in + alan biçimleridir. Simply leading demeye kıyasla bu ifade, kişinin yeni bir yol açan ilk insanlardan biri olduğunu güçlü biçimde vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede blaze a trail ifadesi bir alanda yeni bir yön yaratmak anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?
- The engineer blazed a trail in low-cost water purification.
- The engineer followed a standard repair manual.
- The engineer set fire to a path beside the laboratory.
Cevabı göster
The engineer blazed a trail in low-cost water purification.
oncology: kansere odaklanan tıp alanı
Oncology, kanserin araştırılması, teşhisi ve tedavisi dâhil olmak üzere kansere odaklanan tıp dalıdır. In oncology ifadesinde, öncü çalışmaların gerçekleştiği alanı belirtir. Bu bir alan adıdır; tüm tıp için kullanılan genel bir sözcük veya doktor adı değildir.
Alıştırma
Bu cümleyi doğru tamamlayan sözcüğü seçin: Her research focuses on ____.
- oncology
- oncological
- oncologist
Cevabı göster
oncology
to name a few: listenin yalnızca bazı örnekleri verdiğini belirtmek
To name a few, daha büyük bir grubun içinden yalnızca birkaç örnek söylemek demektir. Bir listenin ardından gelir ve listenin eksiksiz olmadığını gösterir. Buradaki name, “bir şeye ad vermek” değil, “bahsetmek” veya “belirtmek” anlamındadır.
Alıştırma
Listenin yalnızca bazı örnekleri verdiğini gösteren dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The museum displays paintings, sculptures, and photographs, ____.
Cevabı göster
to name a few
her discoveries in radiation launched a new era, Deyimler
4:34radyasyon alanındaki keşifleri yeni bir çağ başlattı,
For good or ill: etkilerin yararlı ya da zararlı olabilmesi
For good or ill, “sonuç ister yararlı ister zararlı olsun” anlamına gelir. Cümlenin başında kullanıldığında, etkinin olası iki yönünü de düşünmemizi sağlar. Buradaki ill, “hasta” değil, “zarar” veya “kötü sonuçlar” demektir. İfade hangi yönün daha güçlü olduğunu söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede For good or ill ne anlama geliyor? For good or ill, the new highway changed the town forever.
- Otoyol herkesin hastalanmasına neden oldu.
- Değişiklik bütünüyle yararlıydı.
- Değişikliğin yararlı veya zararlı etkileri olmuş olabilir.
Cevabı göster
Değişikliğin yararlı veya zararlı etkileri olmuş olabilir.
launched a new era: önemli bir yeni dönemi başlatmak
launched a new era ifadesinde launch, bir roketi uzaya fırlatmak değil, başlatmak ya da harekete geçirmek anlamındadır. Onun keşifleri bilimde önemli ve yeni bir dönemin başlamasını sağladı. a new era geniş kapsamlı ve kalıcı bir değişimi düşündürür. Bu nedenle ifade, keşifleri tarihî bir dönüm noktası olarak sunar ve tamamen farklı bir dönemi başlatan icatlar, politikalar veya olaylar için de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi launch a new era ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The discovery ____ in cancer treatment.
Cevabı göster
launched a new era
unearthing some of science's greatest secrets. Deyimler
4:37bilimin en büyük sırlarından bazılarını gün yüzüne çıkardı.
unearthing some of science's greatest secrets: gizli gerçekleri ortaya çıkarmak
Unearthing, bir şeyin topraktan çıkarılması durumunda gerçek anlamlıdır; ancak burada daha önce gizli veya bilinmeyen gerçekleri keşfetmek ya da ortaya çıkarmak anlamına gelir. Science's greatest secrets, bilim insanlarının bilerek sakladığı bilgiler değil, doğanın önemli ve çözülmemiş gizemleridir. -ing yapısı önceki ifadeyi devam ettirir ve keşiflerin neyi başardığını açıklar. Bu canlı mecaz, bilimsel araştırmayı gömülü bir hazineyi gün ışığına çıkarmaya benzetir.
Alıştırma
Bu cümlede unearthing some of science's greatest secrets ne anlama gelir?
- Bilimsel ekipmanları fiziksel olarak yer altına gömmek.
- Bilimsel bilgileri halktan gizli tutmak.
- Daha önce bilinmeyen önemli bilimsel gerçekleri ortaya çıkarmak.
Cevabı göster
Daha önce bilinmeyen önemli bilimsel gerçekleri ortaya çıkarmak.