Marie Curie'nin dehası - Shohini Ghose: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
636 kelime 165 kel/dk

Video açıklaması: Bu biyografi, Marie Curie’nin işgal altındaki Polonya’da eğitim engelleriyle karşılaşmasından Paris’te öncü araştırmalar yürütmesine uzanan yaşamını anlatıyor. Radyasyonu nasıl incelediğini, polonyum ve radyumu keşfettiğini, iki ayrı bilim dalında Nobel Ödülü aldığını, radyolojiyi tıbba taşıdığını ve modern bilimi dönüştürürken uzun süreli maruziyetin muhtemel bedelini ödediğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. clandestine education — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Siyasi veya kurumsal baskının açıkça öğrenim görmeyi tehlikeli ya da yasak hâle getirdiği koşullarda gizlice yürütülen eğitimi anlatan bu resmî ifadeyi tanıyın ve clandestine sözcüğünü daha tarafsız olan secret ile karıştırmayın. 2. coined the term radioactivity — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: coin the term kalıbını, bir kişinin bilimsel, teknolojik veya kültürel bir kavramın adını yarattığını ya da ilk kez kullandığını belirtmek için kullanın; böylece mevcut bir ifadeden yalnızca söz etmeyi bundan ayırabilirsiniz. 3. laid the groundwork for — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Önceki bir araştırma, politika veya projenin sonraki ilerlemeler için gerekli temeli oluşturduğunu anlatan bu mecazı anlayıp kullanın; Curie’nin çalışmalarının fizik, kimya, tıp ve nükleer bilimdeki gelişmelere zemin hazırlaması buna örnektir.

Bu derste

If you want to glimpse of Marie Curie's manuscripts,

0:06

Marie Curie'nin el yazmalarına bir göz atmak isterseniz,

you'll have to sign a waiver and put on protective gear to shield yourself from radiation contamination. Notlar

0:10

radyasyon kontaminasyonundan kendinizi korumak için bir feragatname imzalamanız ve koruyucu giysiler giymeniz gerekecektir.

Kalıp ifadeler

sign a waiver: riski kabul etmek veya belirli haklardan vazgeçmek

Sign a waiver, belirli riskleri anladığınızı doğrulayan ve bazı hukuki taleplerde bulunmamayı kabul etmenizi gerektirebilen resmî bir belgeyi imzalamak demektir. Waiver sıradan bir yoklama listesi değildir. Bu ifade, ne tür bir belgenin imzalandığını belirtir; hangi haklardan vazgeçildiğini belgenin kendi içeriği belirler.

Alıştırma

Bir tırmanış salonunda waiver büyük olasılıkla nedir?

  1. Kimlerin katıldığını gösteren bir liste
  2. Riskleri kabul eden veya belirli haklardan vazgeçen bir belge
  3. Mesleki eğitim alındığını kanıtlayan bir sertifika
Cevabı göster

Riskleri kabul eden veya belirli haklardan vazgeçen bir belge

Öbek fiiller

put on protective gear: koruyucu ekipmanı takma veya giyme eylemi

Put on protective gear, güvenlik ekipmanını vücudunuza takmak veya giymek, yani korunmak için donanmak demektir. Burada put on kalıp bir fiildir; on, put ile birlikte anlam oluşturur ve yalnızca konum bildiren bir sözcük değildir. Bu ifade, ekipmanı takmıyor olmaktan takıyor olmaya geçişe odaklanır. Protective gear; koruyucu gözlük, eldiven, kask veya koruyucu giysi gibi parçaları topluca anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle birine güvenlik ekipmanını şimdi takmaya başlamasını en doğrudan biçimde söyler?

  1. Wear protective gear before entering the lab.
  2. Take off protective gear before entering the lab.
  3. Put on protective gear before entering the lab.
Cevabı göster

Put on protective gear before entering the lab.

Kalıp ifadeler

shield yourself from radiation contamination: kendini radyasyon kirliliğinden korumak

Buradaki shield bir fiildir. Kendinizle tehlike arasına bir engel koyarak kendinizi korumak anlamına gelir. Kalıp shield + kişi veya şey + from + tehlike kaynağı şeklindedir. Yourself, koruyucu önlemi alan kişiyle korunan kişinin aynı olduğunu gösterir. Bu kalıp hem fiziksel tehlikeler hem de harmful content gibi soyut zararlar için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın: Stand behind the safety screen to ____ flying sparks.

Cevabı göster

shield yourself from

Madame Curie's remains, too, were interred in a lead-lined coffin, Kelime

0:16

Madam Curie'nin kalıntıları da içi kurşunla kaplı bir tabuta defnedildi,

Kelime

were interred: defin için resmî edilgen yapı

Were interred, kişinin veya naaşının bir mezara ya da lahde defnedildiği anlamına gelir. Inter fiilinin geçmiş zaman edilgen yapısıdır; bu nedenle defin işlemini kimin yaptığından çok Madame Curie'nin naaşına ne olduğuna odaklanır. Inter resmî ve ağırbaşlı bir sözcüktür; biyografilerde, tarihî anlatılarda, ölüm ilanlarında ve anma yazılarında yaygındır. Bu cümlede remains, onun ölümünden sonraki naaşını ifade eder.

Alıştırma

Resmî bir biyografide bu sözcük seçimi uygun mudur? The scientist was interred beside her husband.

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun

Kelime

lead-lined coffin: malzeme + lined birleşik niteleyicisi

lead-lined coffin, iç yüzeyinde bir kurşun tabakası bulunan tabut demektir. Burada lead metal olan kurşunu adlandırır; bu kaplama radyasyonun içeride tutulmasına yardımcı olur. İfade, tabutun tamamının mutlaka kurşundan yapıldığı anlamına gelmez. lead-lined, coffin sözcüğünden önce gelen birleşik bir niteleyicidir: malzeme adı lead + geçmiş zaman ortacı lined, kısa çizgiyle birleştirilir. Bu kalıp, iç kısmın o malzemeyle kaplı olduğunu anlatır; fur-lined gloves buna bir örnektir.

Alıştırma

Örnekte lead-lined coffin ne anlama geliyor?

  1. Yalnızca dış tarafı kurşunla kaplanmış tabut
  2. Mutlaka tamamen kurşundan yapılmış tabut
  3. İç kısmında bir kurşun tabakası bulunan tabut
Cevabı göster

İç kısmında bir kurşun tabakası bulunan tabut

keeping the radiation that was the heart of her research, Notlar

0:21

böylece araştırmasının kalbi olan

Deyimler

heart of her research: araştırmasının özü

Heart burada mecaz anlamda kullanılmıştır. The heart of her research, bir vücut organını değil, araştırmasının merkezindeki en önemli kısmı ifade eder. Radyasyon, araştırmanın etrafında şekillendiği ana konudur. the heart of + soyut bir konu veya faaliyet kalıbı, onun temel merkezini belirtir. Örneğin the heart of the problem veya the heart of the debate denebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede heart, heart of her research ifadesindekiyle aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?

  1. Trust is the heart of their partnership.
  2. Her heart beats faster after running.
  3. The doctor listened to her heart.
Cevabı göster

Trust is the heart of their partnership.

and likely the cause of her death, Kalıp ifadeler

0:23

ve muhtemelen ölümünün de nedeni olan radyasyon,

Kalıp ifadeler

cause of her death: isim olarak cause

Cause of her death ifadesinde cause, onun ölümüne yol açan etken anlamında bir isimdir; cause fiili değildir. Death, nedeni açıklanan sonuçtur. the/a cause of + sonuç veya sorun isim kalıbı kullanılır. Örneğin the cause of the fire ve a cause of illness denir. Cause of death, bir kişinin ölümüne yol açan tıbbi veya olgusal etkeni belirten standart ifadedir.

Alıştırma

Cümleyi, bir kişinin ölümüne yol açan tıbbi etken anlamındaki standart ifadeyle tamamlayın: The report identified the ____ as severe pneumonia.

Cevabı göster

cause of death

well contained.

0:25

güvenli bir şekilde içeride tutulmaktadır.

Dilbilgisi

keeping the radiation ... well contained: keep + nesne + durum

Kalıp keep + nesne + durum tümleyicisidir: keeping [the radiation ...] [well contained]. Radyasyonun güvenli biçimde sınırlandırılmış halde kalmasını sağlamak anlamına gelir. Contained, nesnenin durumunu anlatan bir geçmiş zaman ortacıdır; well ise sınırlandırmanın etkili olduğunu belirtir. Uzun ilgi cümleciği that was the heart of her research, and likely the cause of her death, radiation sözcüğünü açıklar. Bu ek açıklama çıkarıldığında kalıp kolayca görülür: keeping the radiation well contained. Well contained ayrı bir ana fiil değildir.

Alıştırma

Hangi cümle keep + nesne + durum tümleyicisi yapısını doğru kullanıyor?

  1. The lid keeps that the paint is fresh.
  2. The lid keeps the paint fresh.
  3. The lid keeps the paint to be fresh.
Cevabı göster

The lid keeps the paint fresh.

Growing up in Warsaw, Dilbilgisi

0:26

Varşova'da,

Dilbilgisi

Growing up in Warsaw: Başlangıçta arka plan veren yan cümlecik

Growing up in Warsaw, ana ifadeden önce çocukluk geçmişini veren, cümle başında kullanılan bir -ing yan cümleciğidir. Cümlenin çekimli fiili değildir; özne ve ana fiil, ardından gelen ana cümlede yer alır. Growing up ifadesinin anlaşılan öznesi, ana cümlenin öznesiyle aynı kişi olmalıdır. Burada daha sonra gelen özne Marie, Varşova'da büyüyen kişidir.

Alıştırma

Okyanus yakınında büyüyen kişiyi doğru biçimde ana cümlenin öznesi yapan cümle hangisidir?

  1. Growing up near the ocean, the boats fascinated Maya.
  2. Growing up near the ocean, sailing became Maya's favorite activity.
  3. Growing up near the ocean, Maya learned to sail at an early age.
Cevabı göster

Growing up near the ocean, Maya learned to sail at an early age.

in Russian-occupied Poland, Kültür

0:29

Rus işgali altındaki Polonya'da büyüyen

Kültür

Russian-occupied Poland: occupied dış bir gücün kontrolü altında demektir

Russian-occupied Poland ifadesinde occupied, tarihsel ve siyasi anlamıyla kullanılır: Polonya Rus kontrolü altındaydı. Polonya'nın meşgul olduğu veya yalnızca insanlarla dolu olduğu anlamına gelmez. Russian-occupied, Poland sözcüğünden önce gelen, kısa çizgili birleşik bir sıfattır. Bu kısa tanım, eğitim gibi alanların neden kısıtlanabildiğini anlamak için gereken siyasi arka planı verir.

Alıştırma

Bu tarihsel ifadede Russian-occupied Poland ne anlama gelir?

  1. Birçok insanın meşgul olduğu Polonya
  2. Rus ziyaretçilerle dolu Polonya
  3. Rus siyasi kontrolü altındaki Polonya
Cevabı göster

Rus siyasi kontrolü altındaki Polonya

the young Marie,

0:30

genç Marie,

originally named Maria Sklodowska,

0:31

asıl adıyla Maria Sklodowska,

was a brilliant student,

0:34

parlak bir öğrenciydi,

but she faced some challenging barriers. Kalıp ifadeler

0:35

ancak zorlu bazı engellerle karşılaştı.

Kalıp ifadeler

faced some challenging barriers: zorlu engellerle karşılaşmak

Bu cümlede faced, “karşılaştı ve bunlarla uğraşmak zorunda kaldı” demektir. Barriers soyut anlamdadır; toplumsal kuralları, maddi yetersizliği, ayrımcılığı veya ilerlemeyi engelleyen başka koşulları anlatabilir. Yalnızca fiziksel bir kapı ya da çiti ifade etmez. Challenging, barriers sözcüğünü niteler ve bu engellerle başa çıkmanın veya onları aşmanın zor olduğunu belirtir. face + barrier/problem/difficulty yapısı bir sorunla karşılaşmaya odaklanır; sorunun çözüldüğünü söylemez.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “engellerle karşılaşmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Families without reliable internet often ____ when using online services.

Cevabı göster

face barriers

As a woman, Anlatım akışı

0:38

Bir kadın olarak,

she was barred from pursuing higher education. Kelime

0:40

yükseköğrenim görmesi yasaktı.

Anlatım akışı

As a woman: ana cümleyi kimlik üzerinden çerçevelemek

Cümle başındaki As a woman ifadesi, ana cümle için bir kimlik çerçevesi oluşturur. Yükseköğrenimden dışlanmasının, onun kadın olmasıyla bağlantılı olarak anlaşılması gerektiğini belirtir; yalnızca ilgisiz bir kişisel bilgi eklemez. As a/an + rol veya kimlik kalıbı, sonraki bilgileri o rolün bakış açısı, görevleri, nitelikleri veya toplumsal konumu etrafında düzenlemek için kullanılabilir. Bu cümlede ana cümle, kadın kimliğini haksız muamelenin kaynağı olarak önemli hâle getirir.

Alıştırma

“As the team leader, I must make the final decision.” cümlesinin başındaki ifade ne işe yarar?

  1. İfade, kararın ne zaman gerçekleştiğini belirtir.
  2. Konuşanın liderlik rolü, ardından gelen sorumluluğu açıklar.
  3. Konuşan yalnızca kendisini bir takım liderine benzetir.
Cevabı göster

Konuşanın liderlik rolü, ardından gelen sorumluluğu açıklar.

Kelime

be barred from pursuing ...: from + -ing ile resmî yasaklama

Be barred from + isim veya -ing, bir kişinin bir yere girmesinin, bir şeye katılmasının ya da bir şeyi yapmasının resmî olarak engellenmesi demektir. Burada was barred from pursuing higher education, kurumsal kuralların onu ortaöğretim sonrası eğitimden dışladığını anlatır. From bir edattır; bu nedenle arkasından gelen fiil -ing biçimini alır. Doğru yapı barred from pursuing şeklindedir, barred from pursue değildir. Pursue higher education, yükseköğrenim görmeye çalışmak veya yükseköğrenime devam etmek demektir.

Alıştırma

Cümleyi be barred from ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After repeated safety violations, the contractor was ____ working on the site.

Cevabı göster

barred from

So,

0:42

Bu yüzden,

in an act of defiance, Kalıp ifadeler

0:42

bir meydan okuma eylemi olarak,

Marie enrolled in the Floating University, Notlar

0:44

Marie Uçan Üniversite'ye kaydoldu;

Kalıp ifadeler

in an act of defiance: bir eylemi bilinçli direniş olarak sunmak

In an act of defiance, kasıtlı bir direnme eylemi olarak anlamına gelir. Ardından gelen davranışı sıradan bir seçim veya kaza olarak değil, bir kurala, otoriteye ya da adaletsiz sisteme uymayı bilinçli biçimde reddetme olarak sunar. Burada act, eylem veya davranış demektir; tiyatro gösterisi anlamında değildir. Bu ifade, okula kaydolma eylemine açık bir tutum katar: kadınları yükseköğrenimden dışlayan sisteme direnmenin bir yoluydu.

Alıştırma

Bu ifade şu cümlede ne anlama geliyor? The workers entered the closed factory in an act of defiance.

  1. Bir emre veya otoriteye direnmek için bilerek içeri girdiler.
  2. Talimatları yanlış anladıkları için içeri girdiler.
  3. Bir tiyatro oyununda sahne almak için içeri girdiler.
Cevabı göster

Bir emre veya otoriteye direnmek için bilerek içeri girdiler.

Kalıp ifadeler

enrolled in the Floating University: enroll in kalıbı

enroll in fiil kalıbı, eğitim görmek veya bir şeye katılmak için resmî olarak kayıt yaptırmak anlamına gelir. Bu cümlede Marie, Floating University adlı eğitim kurumunun katılımcısı oldu; enrolled basit geçmiş zamandadır. enroll in; bir kurs, ders, program veya eğitim sistemiyle kullanılır. Edilgen be enrolled in yapısı, birinin oraya resmî olarak kayıtlı olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi enroll in kalıbıyla tamamlayın: After comparing the options, Leo decided to ____ the robotics program.

Cevabı göster

enroll in

a secret institution

0:47

bu, gizli bir kurumdu

that provided clandestine education to Polish youth. Kelime

0:48

ve Polonyalı gençlere gizlice eğitim sağlıyordu.

Kültür

Floating University: gizli bir eğitim kurumu

Floating University, siyasi baskı altında Polonyalı gençlere eğitim veren gizli bir eğitim kurumunun tarihî özel adıdır. Bu, kelimenin gerçek anlamıyla suyun üzerinde yüzen bir üniversite değildi; ad, tek bir yerde açıkça sabitlenmiş bir kurum yerine hareketli veya gizlenen bir çalışma biçimini anlatır. Virgülden sonraki a secret institution that provided clandestine education to Polish youth eşlemesi, adın anlamını okura açıklar. Bu bağlam, Marie’nin kaydını yasaklanan eğitimi arama ve bir ölçüde direnme eylemi hâline getirir.

Alıştırma

Bu cümlede Floating University neyi ifade ediyor?

  1. Derslerini gizleyen veya başka yerlere taşıyan gizli bir eğitim kurumu
  2. Yüzen bir platform üzerine kurulmuş üniversite kampüsü
  3. Uluslararası turistler için kurulmuş bir devlet üniversitesi
Cevabı göster

Derslerini gizleyen veya başka yerlere taşıyan gizli bir eğitim kurumu

Kelime

clandestine education: yetkililerden gizlenen eğitim

clandestine education ifadesinde clandestine, yetkililer eğitimi yasaklayabileceği, katılanları cezalandırabileceği veya eğitimi izleyebileceği için onun bilinçli olarak gizli tutulduğunu belirtir. Burada işgal altındaki Polonyalı gençlere gizlice verilen eğitimi anlatır. Bu ifade yalnızca özel eğitim veya okul sonrası eğitim anlamına gelmez. Ortaya çıkması gerçek bir risk taşıdığı için örgütlü biçimde gizlenen eğitimi anlatır.

Alıştırma

Hangi durum en iyi clandestine education olarak tanımlanır?

  1. Okuldan sonra düzenlenen isteğe bağlı bir çalışma grubu
  2. Yetkililer yasaklayabilir diye gizlice düzenlenen dersler
  3. Kayıtlarını açıkça duyuran özel bir okuldaki dersler
Cevabı göster

Yetkililer yasaklayabilir diye gizlice düzenlenen dersler

By saving money and working as a governess and tutor, Notlar

0:52

Para biriktirerek, mürebbiye ve özel öğretmen olarak çalışarak,

Kelime

governess and tutor: tarihî eğitim meslekleri

Tarihî bağlamlardaki İngilizcede governess, özel bir aile tarafından çocuklarını eğitmek için işe alınan ve bazen aileyle birlikte yaşayan bir kadındı. Tutor ise çoğunlukla belirli derslerde bir kişiye veya küçük bir gruba eğitim verir ve bu sözcük herhangi bir cinsiyetle sınırlı değildir. Burada governess and tutor, onun para kazanmak ve biriktirmek için yaptığı işleri belirtir. Bu ikili, varlıklı ailelerin özel olarak öğretmen tuttuğu bir toplumsal ortamı yansıtır.

Alıştırma

On dokuzuncu yüzyılda geçen bir hikâyede varlıklı bir aile, çocuklarına evde ders vermesi için bir kadın tutuyor. Bu role en uygun İngilizce meslek adı hangisidir?

  1. nanny — çocuk bakımıyla ilgilenen kişi
  2. government officer — devlet görevlisi
  3. governess — özel bir evde çocukları eğiten öğretmen
Cevabı göster

governess — özel bir evde çocukları eğiten öğretmen

she eventually was able to move to Paris Dilbilgisi

0:55

sonunda Paris'e taşınmayı

Dilbilgisi

By saving money and working as ...: yöntemi göstermek için by + -ing kullanımı

By saving money and working as ... cümlenin başında yöntemi açıklayan bir ifadedir. By + -ing, ana cümledeki sonucun nasıl mümkün olduğunu gösterir: Bu eylemleri yaparak Paris'e taşınabildi. Saving ve working, and ile bağlanan paralel -ing biçimleridir; bu nedenle iki eylem de yöntem olarak sunulur. Working as ifadesinden sonra bir iş veya rol gelir; burada bu rol a governess and tutor şeklindedir.

Alıştırma

Yöntem ifadesini tamamlamak için by + -ing ve parantezdeki fiili kullanın: Noah improved his balance ____ every morning. (practice)

Cevabı göster

by practicing

Dilbilgisi

was able to move to Paris: geçmişte başarıyla gerçekleşen bir sonuç

Was able to move to Paris, geçmişteki belirli bir sonucu anlatır: gerekli para veya koşullar oluştu ve o gerçekten taşındı. Be able to yalnızca fiziksel ya da zihinsel yeteneği değil, pratik fırsatların veya koşulların bir şeyi mümkün kılmasını da ifade edebilir. Eventually, bu sonucun zaman ve çabanın ardından gerçekleştiğini gösterir. Geçmişte tamamlanmış tek bir eylemden söz ederken was able to, başarılı sonucu çoğu zaman could sözcüğünden daha açık gösterir.

Alıştırma

Zor bir eylemin başarıyla tamamlandığını göstermek için cümleyi be able to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After three attempts, Maya ____ unlock the door.

Cevabı göster

was able to

to study at the reputed Sorbonne Kültür

0:57

ve ünlü Sorbonne'da eğitim görmeyi başardı.

Kültür

the reputed Sorbonne: tanınmış bir akademik kurum

Bu cümlede the reputed Sorbonne, tanınmış ve saygı gören Sorbonne anlamına gelir. Sorbonne, Paris'te bulunan ünlü bir yükseköğretim kurumudur; bu niteleme, öğrenim için seçilen yere özel bir akademik önem kazandırır. Burada reputed, yerleşmiş bir itibarı olumlu biçimde anlatır. Kurumun hayalî olduğunu ya da konuşanın kurumun gerçekten var olduğundan kuşku duyduğunu göstermez.

Alıştırma

Bu biyografi cümlesinde the reputed Sorbonne ne anlama gelir?

  1. gerçekte var olmayabilecek, varlığı yalnızca söylentiye dayanan bir Sorbonne
  2. tanınmış ve saygı gören Sorbonne
  3. yeni açılmış ve pek tanınmayan Sorbonne
Cevabı göster

tanınmış ve saygı gören Sorbonne

There,

1:00

Orada,

Marie earned both a physics and mathematics degree, Dilbilgisi

1:00

Marie hem fizik hem de matematik derecesi aldı,

Dilbilgisi

both a physics and mathematics degree: both ... and ... kalıbı

both A and B kalıbı, paralel iki ögeyi bağlar ve A ile B'nin ikisinin de dahil olduğunu vurgular. Burada iki alan physics ve mathematics'tir; cümle, Marie'nin her iki alanda da diploma aldığını anlatmak ister. Özgün ifadede degree sözcüğü iki ders alanı için ortak kullanılır, ancak bu kısaltılmış biçim belirsiz ve anlaşılması güç olabilir. İki ayrı diploma için both a physics degree and a mathematics degree veya degrees in both physics and mathematics daha açık paralel biçimlerdir.

Alıştırma

Maya'nın iki kulübün de üyesi olduğunu göstermek için cümleyi both ... and ile tamamlayın: Maya belongs to ____ the science club ____ the art club.

Cevabı göster

both · and

surviving largely on bread and tea and sometimes fainting from near starvation. Notlar

1:03

çoğunlukla ekmek ve çayla hayatta kaldı ve bazen neredeyse açlıktan bayılıyordu.

Dilbilgisi

surviving largely on bread and tea: sınırlı kaynaklarla yaşamı sürdürmek

Survive on + yiyecek, para veya başka bir kaynak, o kaynağı kullanarak hayatta kalmak ya da yaşamı sürdürmek demektir. Genellikle miktarın çok sınırlı olduğunu ima eder. Largely “çoğunlukla” demektir; yani ekmek ve çay onun sahip olduğu yiyeceklerin çoğunu oluşturuyordu, ama mutlaka tamamını değil. Buradaki surviving, o dönemdeki durumuna ilişkin arka plan bilgisi ekleyen bir -ing öbeğidir. Survive yalnızca ölümden kurtulmak anlamına gelmez; bu yapıda, zorluk içinde çok az şeyle yaşamını sürdürmek anlamına da gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: After the flood, the family had to ____ canned food for a week.

Cevabı göster

survive on

Kalıp ifadeler

fainting from near starvation: from bir neden belirtir

Faint from + neden, o neden yüzünden bilincini kaybetmek demektir. Fainting from near starvation ifadesinde from, bayılmanın nedenini, yani ciddi yiyecek eksikliğini belirtir. Near, starvation durumunu niteler ve bu duruma yaklaşmış, yani neredeyse açlıktan bitkin düşmüş olmak anlamına gelir. Burada fiziksel bir mesafeyi anlatmaz.

Alıştırma

Fainting from near starvation ifadesindeki from near starvation ne anlama gelir?

  1. Starvation adlı bir yerden uzaklaştıktan sonra
  2. açlığın eşiğine geldiği için
  3. bir miktar yiyeceğin yakınında dururken
Cevabı göster

açlığın eşiğine geldiği için

In Paris,

1:08

Paris'te,

Marie met the physicist Pierre Curie,

1:09

Marie fizikçi Pierre Curie ile tanıştı;

who shared his lab and his heart with her. Deyimler

1:11

Pierre laboratuvarını ve kalbini onunla paylaştı.

Deyimler

shared his lab and his heart: gerçek ve mecaz anlamda paylaşmak

shared his lab ifadesinde shared gerçek anlamdadır: laboratuvarı kullanmasına ve orada kendisiyle birlikte çalışmasına izin verdi. shared his heart ifadesinde ise heart mecazdır ve onun sevgisini ve duygularını temsil eder. Hem lab hem de heart için aynı fiilin kullanılması, bilimsel ortaklıklarıyla kişisel ilişkilerini birbirine bağlar. Somut bir isim olan lab ile duygusal bir imge olan heart, kısa ve etkili bir retorik paralellik oluşturur; burada heart vücut organını anlatmaz.

Alıştırma

Burada shared his lab and his heart ne anlatıyor?

  1. Laboratuvarı kullanmasına izin verdi ve ona sevgisini de verdi.
  2. Yalnızca laboratuvarı ziyaret etmesine izin verdi ve ona karşı hiçbir sevgi hissetmedi.
  3. Ona hem bir laboratuvar hem de gerçek bir kalp bağışladı.
Cevabı göster

Laboratuvarı kullanmasına izin verdi ve ona sevgisini de verdi.

But she longed to be back in Poland. Kalıp ifadeler

1:14

Ama o, Polonya'ya dönmek için can atıyordu.

Kalıp ifadeler

longed to be back: güçlü ve uzun süren bir özlem

Burada longed, “uzun” anlamındaki long sıfatı değil, long fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Long to do something, bir şeyi yapmayı çok istemek ve bu isteği çoğu zaman uzun süre taşımak demektir. To be back in Poland, daha önce bulunduğu Polonya'ya geri dönmek anlamına gelir. wanted ile karşılaştırıldığında longed daha güçlü bir duygu taşır ve vatan özlemini ya da henüz gerçekleşmemiş bir dileği ima edebilir.

Alıştırma

Cümleyi long fiilinin geçmiş zaman biçimi ve mastar işaretleyicisiyle tamamlayın: After ten years abroad, Nia ____ return home.

Cevabı göster

longed to

Upon her return to Warsaw, Anlatım akışı

1:17

Varşova'ya döndüğünde,

Anlatım akışı

Resmî bir zaman başlangıcı olarak Upon her return to Warsaw

Upon her return to Warsaw cümlenin başında bir zaman çerçevesi kurar. Anlatıyı onun geri döndüğü noktaya taşır ve okuyucuyu o anda ya da sonrasında olanlara hazırlar. Bu kalıpta upon + isim öbeği veya -ing biçimi, “bir şey olduğunda” ya da “bir şey olduktan sonra” anlamına gelir ve çoğu zaman sonraki olayın kısa süre içinde gerçekleştiğini düşündürür. Burada return bir isimdir; dolayısıyla upon olayları zaman bakımından bağlar, “üzerinde” anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu resmî zaman başlangıcını tamamlamak için upon, her ve arrival ismini kullanın: ____ at the theater, Mia called her parents.

Cevabı göster

Upon her arrival

though,

1:18

ancak,

she found that securing an academic position as a woman remained a challenge. Kalıp ifadeler

1:19

bir kadın olarak akademik bir pozisyon elde etmenin hâlâ zor olduğunu gördü.

Kalıp ifadeler

securing an academic position: secure fiilinin “elde etmek” anlamı

Burada secure, “genellikle çaba gösterdikten sonra değerli veya sınırlı bir şeyi elde etmek” anlamına gelen resmî bir fiildir. Securing an academic position, bir üniversitede veya benzer bir kurumda öğretim ya da araştırma pozisyonu elde etmek demektir. -ing öbeği securing an academic position, remained a challenge ifadesinin öznesidir. Zor olan hedefi adlandırır; secure burada “güvenli hâle getirmek” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede secure, “bir pozisyonu başarıyla elde etmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. Elena applied for a research position yesterday.
  2. Elena secured a research position after three interviews.
  3. Elena has held a research position for three years.
Cevabı göster

Elena secured a research position after three interviews.

Kalıp ifadeler

remained a challenge: devam eden bir zorluk

remained a challenge ifadesinde remained, “olmaya devam etti” anlamına gelen bir bağlayıcı fiildir. a challenge isim öbeği devam eden durumu anlatır: zaman geçmesine veya çaba gösterilmesine rağmen bu pozisyonu elde etmek hâlâ zordu. Bir durumun değişmediğini göstermek için remain + isim öbeği veya sıfat kullanılır. remain a problem ve remain difficult buna örnektir.

Alıştırma

Hangi cümle, zorluğun yazılım güncellemesinden önce var olduğunu ve güncellemeden sonra da sürdüğünü anlatır?

  1. After the update, slow loading was no longer a challenge.
  2. After the update, slow loading became a challenge.
  3. After the update, slow loading remained a challenge.
Cevabı göster

After the update, slow loading remained a challenge.

All was not lost. Deyimler

1:22

Her şey kaybedilmiş değildi.

Deyimler

All was not lost: aksilikten sonra kalan umut

All was not lost, durumun kötüye gittiğini ancak tam bir başarısızlık yaşanmadığını ve hâlâ umut olduğunu anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Hikâye anlatımında dikkati bir aksilikten olası bir çözüme veya yeni bir fırsata yöneltir. Buradaki lost, kayıp eşyaları değil, durumun kurtarılamaz hâle gelmesini mecazi olarak anlatır.

Alıştırma

Kısa hikâyeyi okuyun ve All was not lost ifadesinin anlamını seçin: The team missed the train, but another one would leave in ten minutes. All was not lost.

  1. Kimse hiçbir eşyasını kaybetmemişti.
  2. Durumun düzelmesi mümkün değildi.
  3. İşlerin yoluna girmesi için hâlâ bir yol vardı.
Cevabı göster

İşlerin yoluna girmesi için hâlâ bir yol vardı.

Back in Paris,

1:24

Paris'te,

the lovelorn Pierre was waiting, Kelime

1:25

aşkından divane olan Pierre onu bekliyordu,

Kelime

the lovelorn Pierre: Aşk yüzünden üzgün Pierre

Lovelorn, mutsuz, uzakta kalan ya da karşılıksız bir aşk yüzünden üzgün olmayı anlatan tek bir sıfattır. the lovelorn Pierre isim grubunda adın önüne gelir ve Pierre'i aşk yüzünden duygusal acı çeken biri olarak tanıtır. Bu kelime biyografik anlatıma biraz edebî veya dramatik bir ton katar. Yalnızca Pierre'in beklediğini bildirmekle kalmaz, dinleyicinin onu nasıl hayal edeceğini de etkiler.

Alıştırma

the lovelorn Pierre ifadesini en iyi hangi betimleme açıklar?

  1. Aşkın ne anlama geldiğini hatırlayamayan Pierre
  2. Yeni bir deney için heyecanlanan Pierre
  3. Aşk yüzünden üzgün olan Pierre
Cevabı göster

Aşk yüzünden üzgün olan Pierre

and the pair quickly married

1:27

ve çift hızla evlenerek

and became a formidable scientific team. Kalıp ifadeler

1:27

güçlü bir bilimsel ekip haline geldi.

Kalıp ifadeler

became a formidable scientific team: Güçlü bir araştırma ortaklığı

Burada became, the pair ifadesini a formidable scientific team isim grubuna bağlar: ikisi güçlerini birleştirdikten sonra son derece yetenekli bir araştırma ortaklığına dönüştü. Formidable çoğu zaman gücü, becerisi veya zorluğu saygı uyandıran birini ya da bir şeyi anlatır. Bu olumlu biyografik bağlamda scientific team ile birlikte kullanıldığında ikisinin ortak yeteneğini över; dış görünüşlerinin korkutucu olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede became a formidable scientific team ne anlama gelir?

  1. Son derece yetenekli bir araştırma ortaklığı kurdular.
  2. Birlikte bilimsel çalışma yapmayı bıraktılar.
  3. Korkutucu görünen bir ekip oldular.
Cevabı göster

Son derece yetenekli bir araştırma ortaklığı kurdular.

Another physicist's work sparked Marie Curie's interest. Kalıp ifadeler

1:30

Başka bir fizikçinin çalışmaları Marie Curie'nin ilgisini çekti.

Kalıp ifadeler

sparked Marie Curie's interest: birinin ilgisini uyandırmak

Bu cümlede sparked Marie Curie's interest, bir şeyin Marie Curie'nin ilgi duymaya başlamasına neden olduğunu belirtir. Spark burada mecaz anlamdadır; gerçek bir ateş veya kıvılcım söz konusu değildir. Yaygın yapı something + spark + someone's interest şeklindedir ve ardından ilgi alanını belirten in + topic gelebilir. Burada Another physicist's work neden, Marie Curie's interest ise sonuçtur.

Alıştırma

Cümleyi spark fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The museum visit ____ Maya's interest in ancient Egypt.

Cevabı göster

sparked

In 1896,

1:34

1896'da,

Henri Becquerel discovered that uranium spontaneously emitted a mysterious X-ray-like radiation Kelime

1:36

Henri Becquerel, uranyumun kendiliğinden X ışınına benzer gizemli bir radyasyon yaydığını

Kelime

spontaneously emitted: dış bir tetikleyici olmadan yaymak

Spontaneously, emitted fiilini niteler. İki sözcük birlikte uranyumun dış bir tetikleyici olmadan radyasyon yaydığını belirtir. Zarf önemlidir çünkü süreci, malzemeye dışarıdan yapılan bir şeyin sonucu değil, malzemenin kendi özelliği olarak sunar. Emitted, «yaydِı» veya «dışarı verdi» anlamına gelir. Becquerel'in keşfettiği şeyi anlatan yan cümlede geçmiş zamanlı fiildir.

Alıştırma

Bu bilimsel cümlede spontaneously emitted ne anlama gelir?

  1. Uranyum planlanmış bir programa göre radyasyon yaydı.
  2. Uranyum ısıtıldıktan sonra radyasyon emdi.
  3. Uranyum dış bir tetikleyici olmadan radyasyon yaydı.
Cevabı göster

Uranyum dış bir tetikleyici olmadan radyasyon yaydı.

Kelime

X-ray-like radiation: Benzerlik anlatan -like

X-ray-like, radiation sözcüğünü niteler. -like eki “benzer” anlamı verir; dolayısıyla bu ifade, X ışınlarının bazı özelliklerine benzeyen bir radyasyonu anlatır. Bu karşılaştırma iki şeyin tamamen aynı olduğu anlamına gelmez. X-ray-like radiation betimleyici bir ifadedir; resmî bir bilimsel kategorinin adı olmak zorunda değildir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için wave + -like yapısını tireli bir niteleyici olarak kullanın: The artist painted a ____ pattern.

Cevabı göster

wave-like

that could interact with photographic film. Kalıp ifadeler

1:44

ve bunun fotoğraf filmiyle etkileşime girebileceğini keşfetti.

Kalıp ifadeler

interact with photographic film: İnsan dışı şeyler arasındaki etkileşim

Interact with + isim, bir etkinin ortaya çıkacağı biçimde bir şeyle aynı sürece katılmak anlamına gelir. Burada radyasyon, ışığa duyarlı bir malzeme olan photographic film üzerinde etki gösterir ve filmde görünür bir değişiklik oluşturabilir. Bu ifade yalnızca insanların iletişimiyle sınırlı değildir. Bilimde interact with; maddelerin, enerjinin, ilaçların veya sistemlerin birbirini etkilemesini sıkça anlatır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için interact fiilini ve gerekli edatı kullanın: The new coating may ____ sunlight and change color.

Cevabı göster

interact with

Curie soon found that the element thorium emitted similar radiation.

1:46

Curie çok geçmeden toryum elementinin de benzer radyasyon yaydığını buldu.

Most importantly,

1:51

En önemlisi,

the strength of the radiation depended solely on the element's quantity Kalıp ifadeler

1:53

radyasyonun gücü yalnızca elementin miktarına bağlıydı

Kalıp ifadeler

depended solely on: tek belirleyici etken

Depend on, bir sonucun bir etken tarafından belirlendiğini veya o etkene göre değiştiğini anlatır. Solely, kapsamı tek bir etkenle sınırlar ve diğer belirleyici etkenleri dışarıda bırakır. Burada depended solely on, elementin miktarını radyasyon şiddetini belirleyen tek etken olarak gösterir. Solely çıkarılırsa depended on yalnızca bir bağımlılık ilişkisi bildirir; başka etkenlerin bulunma ihtimalini ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayın. Depend fiilini geçmiş zamanda kullanın ve yalnızca bir belirleyici etken olduğunu göstermek için solely ekleyin: Under the old rule, eligibility ____ the applicant's age.

Cevabı göster

depended solely on

and was not affected by physical or chemical changes. Notlar

1:57

ve fiziksel veya kimyasal değişimlerden etkilenmiyordu.

Kalıp ifadeler

was not affected by: geçmiş zaman edilgen yapıda etkilenmeme

Was not affected by, basit geçmiş zamanda edilgen bir yapıdır. Değişebilecek şey dilbilgisel özne olur ve by olası nedeni belirtir. Not, herhangi bir etkinin meydana geldiğini reddeder. Bu cümlede daha önce belirtilen radyasyon şiddeti, fiziksel veya kimyasal değişimlere rağmen aynı kalmıştır. Bilimsel yazılarda affect genellikle bir değişkenin veya sonucun değişmesine neden olmak anlamına gelir; burada duyguyla ilgili değildir.

Alıştırma

Cümleyi not affect ifadesinin kısaltılmamış basit geçmiş edilgen biçimiyle tamamlayın: The final reading ____ changes in room temperature.

Cevabı göster

was not affected by

Kelime

physical or chemical changes: Madde değişimlerini sınıflandırma

physical changes ve chemical changes, maddedeki değişimlerin iki geniş türüdür. Fiziksel değişim bir maddenin biçimini, boyutunu veya hâlini genellikle kimyasal bileşimini değiştirmeden değiştirir; kimyasal değişim ise bileşimi değiştirir ve bir ya da daha fazla yeni madde oluşturur. Bu cümlede or, iki kategoriyi de kapsar. Vurgulanan ifade, söz konusu radyasyonun değişim fiziksel de olsa kimyasal da olsa bundan etkilenmediğini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle bilimsel kategorileri doğru kullanıyor?

  1. Melting ice is a chemical change.
  2. Melting ice is a physical change.
  3. Iron rusting is only a physical change.
Cevabı göster

Melting ice is a physical change.

This led her to conclude that radiation was coming from something fundamental within the atoms of each element. Notlar

2:00

Bu durum onu, radyasyonun her elementin atomlarının içindeki temel bir şeyden geldiği sonucuna götürdü.

Kalıp ifadeler

led her to conclude that: Kanıtı bir sonuca bağlamak

lead someone to conclude that... bir kanıtın, gözlemin veya akıl yürütme sürecinin bir kişinin bir sonuca ulaşmasına yol açtığını belirtir. Yapı lead + kişi + to conclude + that cümleciği şeklindedir; led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada This önceki gözlemleri ifade eder, her çıkarımı yapan kişidir ve that cümleciği sonucu belirtir. Bu ifade kanıtları mantıklı bir sonuca bağlar; birini fiziksel olarak bir yere götürmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi lead someone to conclude that yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The repeated results ____ the team ____ the method was reliable。

Cevabı göster

led · to conclude that

Kelime

something fundamental within the atoms: atomların içindeki temel kaynak

Burada fundamental, “bir şeyin doğası veya yapısı için temel olan” anlamına gelir; “giriş düzeyinde” anlamında değildir. Something bir belirsiz zamir olduğu için sıfat ondan sonra gelir: something fundamental. Within the atoms, henüz tam olarak tanımlanmamış bu kaynağın atomların içinde bulunduğunu belirtir. İfadenin tamamı, kesin kimliği henüz söylenmeyen temel bir bileşene, özelliğe veya sürece işaret eder. Bu kalıp, gözlemlenen bir etkiden daha derindeki bir nedene geçmeyi sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede something fundamental within the atoms ifadesinin en yakın anlamı nedir?

  1. atomların dışında kolayca gözlemlenen bir etki
  2. atomların içindeki temel bir özellik veya bileşen
  3. atomlarla ilgili giriş dersi
Cevabı göster

atomların içindeki temel bir özellik veya bileşen

The idea was radical

2:06

Fikir radikaldi

and helped to disprove the long-standing model of atoms as indivisible objects. Notlar

2:08

ve atomların bölünemez nesneler olduğuna dair uzun süredir devam eden modeli çürütmeye yardımcı oldu.

Kalıp ifadeler

helped to disprove the model: kanıtlar modelin yanlış olduğunu gösterdi

Helped to disprove the long-standing model ifadesinde to disprove mastar yapısı, önceki bulgunun neyin gerçekleşmesine yardımcı olduğunu belirtir. Disprove, bir iddianın, teorinin veya modelin yanlış olduğunu kanıtlarla göstermek demektir; the ise hemen ardından adı verilen belirli modeli gösterir. Bu, yalnızca aynı fikirde olmadığını söylemekten daha güçlüdür. Helped to ayrıca tek başına sorumlu olmayı değil, sonuca katkıda bulunmayı anlatır: bulgu, muhtemelen başka kanıtlarla birlikte modelin çürütülmesinde rol oynamıştır.

Alıştırma

Cümleyi “bir iddianın yanlış olduğunu kanıtlarla göstermek” anlamındaki fiille tamamlayın: The new data helped to ____ the claim.

Cevabı göster

disprove

Kalıp ifadeler

long-standing model: uzun süredir var olan veya kabul gören model

long-standing model ifadesinde long-standing, “uzun süredir var olan veya kabul gören” anlamına gelen, kısa çizgili birleşik bir sıfattır. model sözcüğünü niteler; standing burada fiziksel olarak “ayakta durma” eylemini anlatmaz. Bu sözcük, modelin ne kadar uzun süredir var olduğunu belirtir; doğru olduğunu göstermez. Aynı yapı problem, belief, tradition ve agreement gibi isimlerle de kullanılır.

Alıştırma

Bu derste öğrendiğiniz ve “uzun yıllardır var olan” anlamına gelen birleşik sıfatla cümleyi tamamlayın: The town finally solved a ____ traffic problem.

Cevabı göster

long-standing

Kelime

indivisible objects: bölünemeyen nesneler

indivisible objects ifadesindeki indivisible, “daha küçük parçalara ayrılamayan” anlamına gelir. in- ön eki “değil” anlamı katar; divisible ise “bölünebilir” demektir. Burada eski atom modeli anlatılır: Atomlar, daha fazla bölünemeyen temel nesneler olarak kabul edilmiştir. indivisible sözcüğünü “görülemeyen” anlamındaki invisible ile karıştırmayın.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz içeriği seçin. in- bölümünden sonra /d/ sesi olup olmadığına odaklanın.

  1. The old theory described atoms as indivisible objects.
  2. The old theory described atoms as invisible objects.
Cevabı göster

The old theory described atoms as indivisible objects.

Next,

2:13

Ardından,

by focusing on a super radioactive ore called pitchblende, Notlar

2:13

Curi'ler zift cevheri (pitchblende) adı verilen süper radyoaktif bir cevhere odaklanarak,

Dilbilgisi

by focusing on: bir yöntemi ifade etmek

Bu cümlede by focusing on, araştırmayı ilerletmek için kullanılan yöntemi belirtir: dikkatlerini özellikle radyoaktif olan bir cevhere yoğunlaştırdılar. Yapı by + fiilin -ing biçimidir. Burada by, “son teslim tarihinden önce” değil, “bu eylem yoluyla” anlamına gelir. Focus on ifadesinden sonra dikkatin yöneltildiği şey gelir.

Alıştırma

Cümleyi by ve focus fiilinin -ing biçimini kullanarak tamamlayın: The scientists made progress ____ the strongest signal.

Cevabı göster

by focusing on

Kültür

pitchblende: uranyum bakımından zengin bir cevher

Pitchblende, koyu renkli ve uranyum bakımından zengin bir cevherin adıdır. Bu cümlede, araştırma için seçilen yüksek derecede radyoaktif malzemeyi belirtir. Bunun bir cevher olduğunu bilmek araştırma sürecini takip etmek için yeterlidir: Curie çifti, radyum bileşikleri de dâhil olmak üzere radyoaktif maddeler elde etmek için büyük miktarlarda pitchblende işledi. Pitchblende kelimesini pitch ve blende olarak ayrı ayrı çevirmek yerine tek bir mineral adı olarak anlayın.

Alıştırma

Cümlede pitchblende neyi ifade ediyor?

  1. Dikkati yoğunlaştırma yöntemi.
  2. Uranyum bakımından zengin bir cevher.
  3. Radyasyonu ölçen bir cihaz.
Cevabı göster

Uranyum bakımından zengin bir cevher.

the Curies realized that uranium alone couldn't be creating all the radiation. Dilbilgisi

2:18

tüm bu radyasyonu yalnızca uranyumun yaratıyor olamayacağını fark ettiler.

Dilbilgisi

uranium alone couldn't be creating: tek bir nedeni dışlamak

Bu cümlede alone, uranium sözcüğünün hemen ardından gelir ve “tek başına uranyum” ya da “başka hiçbir etken olmadan uranyum” anlamını verir. Uranyumun kendini yalnız hissettiği anlamına gelmez. İsim + alone + olumsuz ifade kalıbı, tek bir etkenin sonucu bütünüyle açıklayamayacağını belirtir. Couldn't be creating all the radiation, uranyumun tek başına sonucun tamamını açıklayamayacağını ve başka bir nedenin düşünülmesi gerektiğini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, yalnızca bataryanın bütün arızaları açıklayamayacağı anlamına gelir?

  1. The battery couldn't be causing any of these failures.
  2. The battery alone couldn't be causing all these failures.
  3. Only the battery could be causing all these failures.
Cevabı göster

The battery alone couldn't be causing all these failures.

So,

2:23

Yani,

were there other radioactive elements that might be responsible? Kalıp ifadeler

2:24

bundan sorumlu olabilecek başka radyoaktif elementler de var mıydı?

Kalıp ifadeler

might be responsible?: olası bir nedeni belirlemek

Burada might be responsible, “nedeni olabilir” anlamına gelir. Might, düşüncenin kanıtlanmış değil olası olduğunu gösterir; responsible ise radyasyonu neyin üretmiş olabileceğini belirtir. Buradaki ana anlam ahlaki suçlama değildir. Tam kalıp be responsible for + sonuç biçimindedir; örneğin be responsible for the noise. Soruda sonuç önceki cümleden zaten açık olduğu için for all the radiation söylenmemiştir.

Alıştırma

Hangi cümlede responsible, bir şeyin sonucun nedeni olabileceği anlamında kullanılmıştır?

  1. A faulty sensor might be responsible for the false alarm.
  2. Maya is responsible for checking the alarms.
  3. Leo is a responsible team leader.
Cevabı göster

A faulty sensor might be responsible for the false alarm.

In 1898,

2:27

1898'de,

they reported two new elements,

2:29

iki yeni element bildirdiler;

polonium,

2:31

polonyum,

named for Marie's native Poland, Kültür

2:33

Marie'nin anavatanı Polonya'nın adını taşıyordu,

Kültür

named for Marie's native Poland: bir adın kaynağını açıklama

Named for Marie's native Poland, polonium sözcüğünü niteleyen kısaltılmış edilgen bir yan cümleciktir. Polonyumun adını Marie'nin anavatanı Polonya'dan aldığı anlamına gelir. Ad verilen şey polonium'dur, Poland değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı be named for + kişi veya yer şeklindedir. Bir adın nereden geldiğini veya kimi onurlandırdığını açıklar. Marie's native Poland, Marie'nin anavatanı Polonya demektir.

Alıştırma

Hangi cümle gözlemevine Dr. Vega'nın onuruna bu adın verildiği anlamına gelir?

  1. Dr. Vega was named director of the observatory.
  2. Dr. Vega chose a name for the observatory.
  3. The observatory was named for Dr. Vega.
Cevabı göster

The observatory was named for Dr. Vega.

and radium,

2:35

ve radyum,

the Latin word for ray. Kültür

2:36

Latince'de ışın anlamına gelen kelimeden geliyordu.

Kültür

the Latin word for ray: word for + anlam

The + dil + word for + anlam kalıbı, belirli bir düşünceyi o dilde ifade eden sözcüğü gösterir. Buradaki for, bir amaç için kullanılmayı değil, o anlama karşılık gelmeyi belirtir. Bu cümlede ifade, radium adını “ışın” anlamındaki Latince radius sözcüğüyle ilişkilendirir. Tam olarak söylemek gerekirse radium, “ışın” anlamındaki Latince sözcüğün kendisi değildir; cümle sözcüğün kökenini kısaca özetler.

Alıştırma

What is the French word for star? sorusu neyi sorar?

  1. Belirli bir yıldıza nasıl Fransızca bir ad verileceğini sorar.
  2. Hangi Fransızca sözcüğün “yıldız” anlamına geldiğini sorar.
  3. Hangi sözcüğün Fransızlar için icat edildiğini sorar.
Cevabı göster

Hangi Fransızca sözcüğün “yıldız” anlamına geldiğini sorar.

They also coined the term radioactivity Kalıp ifadeler

2:37

Ayrıca radyoaktivite terimini

Kalıp ifadeler

coined the term radioactivity: yeni bir ad oluşturmak

Bu cümlede coined the term radioactivity, “radioactivity adını oluşturdular ve kullanıma sundular” anlamına gelir. Buradaki coin, yeni bir sözcük veya ifade oluşturmak anlamındaki fiildir; “madeni para” anlamındaki isim değildir. Yaygın yapı coin + a/the term, word veya phrase şeklindedir. Bu yapı, adı oluşturma eylemini anlatır; tek başına o adın belirttiği olgunun keşfedildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi coin + the term yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: In her article, Maya ____ 'screen break' for a short rest away from devices.

Cevabı göster

coined the term

along the way. Kalıp ifadeler

2:40

bu süreçte ilk kez onlar kullandılar.

Kalıp ifadeler

along the way: daha uzun bir süreç sırasında

Burada along the way mecaz anlamda kullanılır ve “daha uzun bir etkinlik veya süreç devam ederken” demektir. Gerçek anlamda bir yolculuk sırasında karşılaşılan şeyleri de anlatabilir, ancak bu cümlede fiziksel bir yoldan söz edilmez. Cümlenin sonunda kullanıldığında, terimin oluşturulmasını başka çalışmalar sürerken gerçekleşen bir olay olarak sunar: mutlaka ana hedef olmayan ek bir sonuç.

Alıştırma

Hangi cümlede hedef ifade “daha uzun bir süreç sırasında” anlamında kullanılmıştır?

  1. We are on the way to the science museum.
  2. During the long project, we learned a lot along the way.
  3. By the way, the meeting starts at ten.
Cevabı göster

During the long project, we learned a lot along the way.

By

2:41

Yıl

1902,

2:42

1902'ye geldiğinde,

the Curies had extracted a tenth of a gram of pure radium chloride salt Notlar

2:42

Curi'ler birkaç ton zift cevherinden

Dilbilgisi

had extracted: geçmişteki bir referans noktasından önce tamamlanma

had extracted, past perfect yapısıdır: had + geçmiş zaman ortacı extracted. Çıkarma işleminin daha sonraki bir geçmiş zaman noktasından önce tamamlanmış olduğunu gösterir. Burada bağlamdaki By 1902 geçmişteki referans noktasını verir. İfade, sonucu o zamana kadar ulaşılmış bir başarı olarak sunar. had burada yardımcı fiildir; sahip olma anlamındaki ana fiil değildir.

Alıştırma

Cümleyi finish fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: By the time the guests arrived, Maya ____ dinner.

Cevabı göster

had finished

Kelime

a tenth of a gram: 0,1 gramı ifade etmek

a tenth, on eşit parçadan biri anlamına gelir. Bu nedenle a tenth of a gram, 0,1 gram demektir. Yeniden kullanılabilen kalıp, kesir + of + ölçülen bütün şeklindedir. Bu kesin ve küçük miktar, elde edilen maddenin ne kadar az olduğunu vurgular. a tenth of a gram ifadesinde bölünen bütün bir gram olduğu için gram tekildir.

Alıştırma

0,1 gramı a tenth kullanarak İngilizce sözcüklerle yazın: The sample weighed ____.

Cevabı göster

a tenth of a gram

Kelime

pure radium chloride salt öbeğinin yapısı

Burada pure radium chloride salt tek bir maddenin adıdır. Öbeğin ana adı salt sözcüğüdür. Radium chloride bunun kimyasal olarak hangi tuz olduğunu belirtir; pure ise yalnızca radium sözcüğünü değil, bütün ad öbeğini niteler. Kimyada salt, yalnızca sofra tuzunu değil, geniş bir iyonik bileşik sınıfını ifade eder. Sağdan sola doğru önce salt, sonra radium chloride salt ve son olarak pure radium chloride salt şeklinde okunabilir.

Alıştırma

Pure radium chloride salt öbeğinin yapısını hangi açıklama doğru gösterir?

  1. Radyumu saflaştırmak için kullanılan sıradan sofra tuzu.
  2. Tek bir saf kimyasal madde: tuz olarak sınıflandırılan radyum klorür.
  3. Ayrı bir klorür tuzuyla karıştırılmış saf radyum.
Cevabı göster

Tek bir saf kimyasal madde: tuz olarak sınıflandırılan radyum klorür.

from several tons of pitchblende, Kelime

2:48

onda bir gram saf radyum klorür tuzu çıkarmışlardı;

Kelime

several tons of pitchblende ifadesindeki miktar ölçeği

Several tons of pitchblende, malzemenin ton cinsinden yaklaşık miktarını belirtir. Yapı miktar + birim + of + malzeme şeklindedir. Several kesin bir sayı vermez, ancak normalde ikiden fazlasını ifade eder. Bu bağlamda, büyük miktardaki girdi yalnızca bir gramın onda biri kadar ürünle karşılaştırılır. Ölçekler arasındaki aşırı fark, çok küçük bir verim için ne kadar fazla cevherin işlenmesi gerektiğini vurgular.

Alıştırma

Several tons of pitchblende ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Gram cinsinden ölçülen az miktarda uraninit.
  2. Ton cinsinden ölçülen büyük ve yaklaşık miktarda uraninit.
  3. Tam olarak iki ton uraninit.
Cevabı göster

Ton cinsinden ölçülen büyük ve yaklaşık miktarda uraninit.

an incredible feat at the time. Kalıp ifadeler

2:50

bu, o zamanlar için inanılmaz bir başarıydı.

Kalıp ifadeler

an incredible feat at the time: kendi döneminde olağanüstü bir başarı

Burada feat, olağanüstü beceri, çaba veya cesaret gerektirdiği için etkileyici olan bir başarıyı ifade eder. An incredible feat, gerçekleştirilen şeyi çok güçlü biçimde över. At the time, başarıyı o dönemin koşullarına göre değerlendirmeniz gerektiğini belirtir. Modern teknolojiyle daha kolay görünen bir şey o zaman yine de olağanüstü olabilir.

Alıştırma

Cümleyi hangi sözcük doğru tamamlar? Designing the storm-resistant bridge was an impressive ____.

  1. feat
  2. feet
  3. foot
Cevabı göster

feat

Later that year,

2:52

Aynı yılın ilerleyen aylarında,

Pierre Curie and Henri Becquerel were nominated for the Nobel Prize in physics, Kalıp ifadeler

2:54

Pierre Curie ve Henri Becquerel fizik dalında Nobel Ödülü'ne aday gösterildi,

Kalıp ifadeler

were nominated for the Nobel Prize: adaylık kazanmak anlamına gelmez

were nominated ifadesinde be nominated edilgen biçimi, başka kişilerin Pierre Curie ve Henri Becquerel’i resmî olarak aday gösterdiğini belirtir. For the Nobel Prize, hangi ödüle aday olduklarını gösterir. Aday gösterilmek yalnızca adaylık durumunu bildirir. Daha sonra kazandıklarını söylemez; İngilizcede nihai sonucu bildirmek için won, received veya was awarded kullanılır.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: “Lena was nominated for the prize,” cümlesinden Lena’nın ödülü kazandığından emin olabiliriz.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

but Marie was overlooked. Kelime

2:58

ancak Marie göz ardı edildi.

Kelime

was overlooked: fark edilmedi veya değerlendirilmedi

Bu cümlede was overlooked edilgen yapıdadır: İlgi veya değerlendirme görmeyen kişi Marie’dir. Adaylık ya da ödül bağlamında bu ifade, onun katkısının takdir sürecinin dışında bırakıldığı anlamına gelir. Overlook sözcüğü kelime anlamıyla “yukarıdan bakmak” anlamına da gelebilir; ancak değerlendirmedeki bir kişi, fikir veya katkı için kullanıldığında çoğunlukla “fark etmemek ya da değerlendirmeye almamak” demektir. Edilgen be overlooked yapısı, gözden kaçırılan kişi veya şeye odaklanır; bu durumun kasıtlı olup olmadığını tek başına göstermez.

Alıştırma

'Her proposal was overlooked during the review,' cümlesinde ne oldu?

  1. Fark edilmedi veya değerlendirilmedi.
  2. Çok dikkatli biçimde incelendi.
  3. Yüksek bir yerden görüldü.
Cevabı göster

Fark edilmedi veya değerlendirilmedi.

Pierre took a stand in support of his wife's well-earned recognition. Notlar

3:00

Pierre, eşinin fazlasıyla hak ettiği bu takdiri desteklemek için bir duruş sergiledi.

Deyimler

took a stand: bir tutumu açıkça destekledi

Took a stand, take a stand deyiminin geçmiş zaman biçimidir. Pierre’in bir görüşü açıkça ifade edip savunduğu anlamına gelir; fiziksel olarak ayağa kalkmayı anlatmaz. in support of ifadesi onun hangi tarafı seçtiğini belirtir: Karısının hak ettiği takdiri görmesi için sesini çıkardı. Yaygın kalıplar take a stand on an issue, take a stand against something ve take a stand in support of someone or something şeklindedir. Bu deyim, yalnızca bir görüşe sahip olmaktan daha güçlüdür çünkü kararlılık ve bağlılık ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi take a stand ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the town meeting, Maya ____ against the plan to close the library.

Cevabı göster

took a stand

Kalıp ifadeler

in support of: bir eylemin neyi desteklediğini belirtmek

In support of + isim öbeği, söz konusu kişiye, davaya veya fikre destek vermek anlamına gelir. Burada Pierre'in aldığı tavrın neyi desteklediğini, yani eşinin hak ettiği takdiri görmesini belirtir. Support, in support of edat öbeğinin içinde bir isimdir. Ana fiil took'tur; bu öbek tavrın amacını veya yönünü ekler.

Alıştırma

Bağış kampanyasının neyi desteklediğini resmî biçimde belirten bu nottaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The neighborhood held a fundraiser ____ the food bank.

Cevabı göster

in support of

Kalıp ifadeler

well-earned recognition: hak edilmiş takdir

Well-earned recognition, bir kişinin gerçek çalışması veya başarısı sayesinde hak ettiği övgü ya da kamuoyu takdiri anlamına gelir. Bu cümlede eşinin gördüğü takdirin adil ve yerinde olduğunu gösterir. Well-earned, recognition isminden önce gelen, kısa çizgiyle yazılan birleşik bir sıfattır. Buradaki earned, para kazanmak değil, çaba veya liyakat yoluyla elde etmek anlamındadır. Aynı yapı well-earned praise, a well-earned rest ve well-earned success ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

Hangi ifade, güçlü bir performans sayesinde övgünün hak edildiğini en iyi şekilde vurgular?

  1. well-earned recognition
  2. hard-earned recognition
  3. well-earning recognition
Cevabı göster

well-earned recognition

And so both of the Curies and Becquerel shared the 1903 Nobel Prize,

3:04

Böylece Curi'ler ve Becquerel, 1903 Nobel Ödülü'nü paylaştılar,

making Marie Curie the first female Nobel laureate. Notlar

3:10

ve bu Marie Curie'yi ilk kadın Nobel ödülü sahibi yaptı.

Dilbilgisi

Sonuç bildiren making + nesne + tümleç yapısı

Burada making, hemen önce anlatılan olayın sonucunu ekler: o olay Marie Curie'nin Nobel Ödülü'nü kazanan ilk kadın olmasını sağlamıştır. Making yeni bir temel yüklem değildir; bu nedenle bu parça önceki yan cümleye bağlıdır ve burada tek başına cümle olamaz. Kalıp olay, making + nesne + nesne tümlecidir. Marie Curie nesnedir; the first female Nobel laureate ise onun kazandığı yeni statüyü belirtir. Bu kalıp, özellikle tarih anlatılarında, haberlerde ve açıklayıcı metinlerde önceki olayın doğurduğu sonucu kısa biçimde verir.

Alıştırma

Cümleyi make fiilinin sonuç bildiren biçimiyle tamamlayın: The team's tenth title broke the league record, ____ it the most successful club in the competition.

Cevabı göster

making

Kelime

Nobel laureate: Nobel Ödülü sahibi

Nobel laureate, Nobel Ödülü almış bir kişiyi belirten resmî bir isim grubudur. Bu cümlede first female, Nobel laureate ifadesini niteler ve Marie Curie'nin kazandığı statüyü belirtir. Laureate, önemli bir ödülün veya onurun sahibidir. Burada laureate bir cins isimdir; kişi adı veya meslek unvanı değildir.

Alıştırma

Hangi tanım Nobel laureate ifadesine uyar?

  1. Nobel Ödülü almış bir kişi
  2. Nobel kuruluşunda çalışan bir kişi
  3. Nobel Ödülü'ne aday gösterilmiş bir kişi
Cevabı göster

Nobel Ödülü almış bir kişi

Well-funded and well-respected, Kalıp ifadeler

3:15

İyi finanse edilen ve büyük saygı gören

Kalıp ifadeler

Well-funded and well-respected: birlikte kullanılan well- birleşik sıfatları

Well-funded güçlü bir mali desteğe sahip olmak, well-respected ise birçok insan tarafından saygı görmek demektir. and ile bağlanan bu iki sıfat, aynı kişileri iki yönden anlatır: kaynakları ve itibarları. Tam cümlede bu sıfat çifti, özne olan the Curies ifadesinden önce gelir ve onlar hakkında arka plan bilgisi verir. Tekrar kullanılabilen well- + fiilin past participle biçimi, well-known ve well-trained örneklerinde olduğu gibi, bir şeyin iyi ya da yeterli ölçüde yapıldığını belirten sıfatlar oluşturur.

Alıştırma

Hangi cümlede bir isimden önce iki well- + past participle birleşik sıfatı doğru kullanılmıştır?

  1. The well-funded and well-respected institute attracts top researchers.
  2. The well-funding and well-respecting institute attracts top researchers.
  3. The funded-well and respected-well institute attracts top researchers.
Cevabı göster

The well-funded and well-respected institute attracts top researchers.

the Curies were on a roll. Deyimler

3:17

Curi'lerin işleri tıkırındaydı.

Deyimler

On a roll: devam eden bir başarı serisi

Be on a roll, art arda başarılar kazanmak veya güçlü ve sürekli bir ilerleme göstermek anlamına gelen bir deyimdir. Burada Curie çiftinin birçok işi yolunda gidiyordu; bu yüzden ifade onların olumlu ivmesini anlatır. Bu ifade fiziksel olarak yuvarlanmakla ilgili değildir. Genellikle tek bir başarıyı değil, birden fazla iyi sonucun art arda gelmesini belirtir.

Alıştırma

Hedef deyimi kullanarak cümleyi tamamlayın: The designer has won three awards this month—she's ____.

Cevabı göster

on a roll

But tragedy struck in 1906 Deyimler

3:19

Ancak 1906'da trajedi yaşandı;

Deyimler

tragedy struck: ciddi bir talihsizliğe ani geçiş

Bu cümlede tragedy struck, korkunç bir olayın aniden meydana geldiği anlamına gelir. Struck sözcüğü gerçek anlamda bir vurma eylemini anlatmaz; trajediyi güçlü ve hiçbir uyarı olmadan gelen bir şey gibi sunar. Bu ifade, bir hikâyede veya yaşam öyküsünde dönüm noktasını belirtmek için sıkça kullanılır ve anlatıyı normal ya da mutlu olaylardan ölüme, felakete veya başka büyük bir kayba taşır.

Alıştırma

Hangi cümle tragedy struck ifadesini standart ve ciddi anlatı anlamıyla kullanıyor?

  1. Tragedy struck because my pencil rolled off the desk.
  2. The village was rebuilding when tragedy struck again and a landslide destroyed many homes.
  3. She struck the tragedy with a hammer.
Cevabı göster

The village was rebuilding when tragedy struck again and a landslide destroyed many homes.

when Pierre was crushed by a horse-drawn cart Kelime

3:21

Pierre kalabalık bir kavşaktan geçerken

Kelime

horse-drawn cart: bir atın çektiği araba

A horse-drawn cart, bir atın çektiği araba demektir. Buradaki drawn, “resim yapmak” değil “çekmek” anlamındaki draw fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Horse-drawn, cart isminden önce gelen birleşik bir sıfattır. Kısa çizgi, iki sözcüğü tek bir betimleme olarak çalışmaları için birleştirir. X-drawn kalıbı, X tarafından çekilen bir şeyi anlatabilir.

Alıştırma

“Bir atın çektiği” anlamındaki birleşik sıfatı tamamlayın: The children rode in a ____ cart at the historical fair.

Cevabı göster

horse-drawn

as he crossed a busy intersection.

3:24

atlı bir arabanın altında kalarak ezildi.

Marie,

3:26

Marie,

devastated,

3:27

yıkılmış bir halde,

immersed herself in her research Kalıp ifadeler

3:28

kendini araştırmalarına verdi

Kalıp ifadeler

immerse oneself in: kendini etkin ve derin biçimde vermek

Immerse oneself in something, kişinin bütün dikkatini ve enerjisini bir şeye vermesi demektir. Bu cümlede immersed herself in her research, bedenini bir sıvıya sokmayı değil, araştırmaya zihinsel olarak derinden bağlanmayı anlatır. Araştırmanın onun dikkatinin neredeyse tamamını çektiği anlamını verir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır: I immersed myself, she immersed herself ve they immersed themselves. Dikkatin yöneldiği etkinlik, konu veya ortamdan önce in kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi immerse oneself in ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Before the science fair, Nina ____ her climate project for weeks.

Cevabı göster

immersed herself in

and took over Pierre's teaching position at the Sorbonne, Öbek fiiller

3:29

ve Pierre'in Sorbonne'daki öğretmenlik pozisyonunu devralarak,

Öbek fiiller

take over a position: başka birinin görevini ve sorumluluklarını devralmak

Take over a position, başka bir kişinin daha önce sahip olduğu görevi ve sorumlulukları üstlenmek demektir. Burada took over geçmiş zamandadır ve öğretim görevinin Pierre'den yeni görevliye geçtiğini anlatır. Bu öbek fiilde over, sorumluluğun veya kontrolün aktarılmasını bildirir; bir şeyin fiziksel olarak üstünde olmayı anlatmaz.

Alıştırma

Koordinatör emekli olduktan sonra Lina'nın onun sorumluluklarını üstlendiğini hangi cümle anlatır?

  1. After the coordinator retired, Lina took over his duties.
  2. After the coordinator retired, Lina applied for his old job.
  3. After the coordinator retired, Lina helped the new coordinator.
Cevabı göster

After the coordinator retired, Lina took over his duties.

becoming the school's first female professor. Dilbilgisi

3:32

okulun ilk kadın profesörü oldu.

Dilbilgisi

becoming ...: önceki olayın sonucu olan yeni bir kimliği belirtme

Becoming the school's first female professor, önceki ana cümleye bağlı bir -ing yan yapısıdır. Önceki olayın sonucunu belirtir: bu olay sonucunda o, bu yeni kimliği kazanmıştır. Becoming burada çekimsiz bir -ing biçimidir; bu nedenle bu parça tek başına tam bir cümle olamaz. Becoming yapısının örtük öznesi, ana cümlenin öznesiyle aynı kişidir.

Alıştırma

Ortaya çıkan yeni kimliği göstermek için cümleyi become fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Maya won the election, ____ the town's youngest mayor.

Cevabı göster

becoming

Her solo work was fruitful. Kalıp ifadeler

3:34

Tek başına yaptığı çalışmalar meyvelerini verdi.

Kalıp ifadeler

solo work was fruitful: bağımsız çalışmanın değerli sonuçlar üretmesi

Solo work, bir ortakla değil bağımsız olarak yaptığı işi anlatır. Burada fruitful, çalışmanın değerli sonuçlar ürettiği anlamına gelir; dolayısıyla cümle onun bağımsız çalışmasının başarısını över. Bu bağlamda fruitful mecazidir; çalışmanın gerçekten meyve yetiştirdiği anlamına gelmez. Aynı anlam fruitful research, a fruitful discussion ve a fruitful collaboration ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

Hangi cümlede fruitful, yararlı sonuçlar üretmek anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The juice smelled fruitful and sweet.
  2. The blue chair was fruitful beside the window.
  3. The class discussion was fruitful, and we found a solution.
Cevabı göster

The class discussion was fruitful, and we found a solution.

In 1911,

3:37

1911'de,

she won yet another Nobel, Kalıp ifadeler

3:38

bir Nobel daha kazandı,

Kalıp ifadeler

yet another Nobel: büyüyen bir seriye eklenen bir ödül daha

Yet another, “aynı türden bir tane daha” anlamına gelir ve daha önce en az bir tane bulunduğunu ya da gerçekleştiğini düşündürür. Bu cümlede yet another Nobel, ödülü önceki Nobel Ödülü’ne eklenen yeni bir başarı olarak sunar ve toplamın arttığını vurgular. Burada yet, another sözcüğünü güçlendirir. not yet yapısındaki zamansal “henüz değil” anlamını taşımaz.

Alıştırma

Önceki başarılara bir yenisinin daha eklendiğini hangi cümle vurgular?

  1. The author has not published another novel yet.
  2. The author published yet another successful novel.
  3. The author published a successful novel.
Cevabı göster

The author published yet another successful novel.

this time in chemistry,

3:40

bu sefer kimya dalındaydı,

for her earlier discovery of radium and polonium

3:41

daha önceki radyum ve polonyum keşfi ile

and her extraction and analysis of pure radium and its compounds. Kalıp ifadeler

3:44

saf radyum ve bileşiklerinin çıkarılması ve analizi içindi.

Kalıp ifadeler

extraction and analysis: paralel iki araştırma adı

Extraction ve analysis, iki araştırma etkinliğini adlandıran paralel isimlerdir. İkisi de arkalarından gelen of öbeğini, of pure radium and its compounds, paylaşır; bu nedenle araştırma nesnesi her iki etkinlik için de geçerlidir. Bu isim + and + isim yapısı, birden fazla eylemi kısa ve resmî bir açıklamada bir araya getirir. Bağlanan sözcükleri paralel tutun: isim ile isim.

Alıştırma

Hangi seçenek BLANK yerine iki paralel isim getirebilir? The report describes the BLANK of the samples.

  1. extract and analyze
  2. extraction and analyze
  3. extraction and analysis
Cevabı göster

extraction and analysis

This made her the first, Dilbilgisi

3:48

Bu onu ilk,

and to this date, Kalıp ifadeler

3:50

ve bugüne kadar,

only person to win Nobel prizes in two different sciences.

3:51

iki farklı bilim dalında Nobel ödülü kazanan tek kişi yaptı.

Dilbilgisi

This made her the first ... person to ...: bir olayın kazandırdığı tarihî konum

Bu cümle make + nesne + isim öbeği tümleci yapısını kullanır: made her the first ... only person. This ile gösterilen olayın ona bu tarihî konumu kazandırdığı anlamına gelir. Buradaki This, daha önce sözü edilen 1911 Nobel Kimya Ödülü’ne gönderme yapar; onun tüm hayatını anlatmaz. person to win ... içindeki to’lu mastar, bu konumu belirleyen başarıyı açıklar. First bunu en erken kimin başardığını gösterir; to this date ile sınırlandırılan only ise anlatım anına kadar başka hiç kimsenin bunu başaramadığını belirtir.

Alıştırma

made, Ava ve the first scientist ifadelerini doğru sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: The discovery ____ to identify the new species.

Cevabı göster

made Ava the first scientist

Kalıp ifadeler

and to this date: hâlâ geçerli olan bir rekor

To this date, geçmişteki bir zamandan konuşma ya da yazma anına kadar anlamına gelir. Bir gerçeğin veya rekorun bu süre boyunca geçerliliğini koruduğunu anlatır. Burada only ifadesinin zaman sınırını belirler: o ana kadar başka hiç kimse iki farklı bilim dalında Nobel Ödülü kazanmamıştı. Baştaki and, hâlâ geçerli olan only iddiasını önceki the first tanımına bağlar. Burada date, romantik bir buluşmayı değil, zaman içindeki bir noktayı ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümlede to this date o zamandan şimdiye kadar anlamında kullanılmıştır?

  1. To this date, no one has matched her record.
  2. On this date in 1969, the spacecraft landed.
  3. The database is up to date with the latest results.
Cevabı göster

To this date, no one has matched her record.

Professor Curie put her discoveries to work, Deyimler

3:55

Profesör Curie keşiflerini uygulamaya koyarak

Deyimler

put her discoveries to work: keşifleri uygulamaya koymak

Put something to work, bir şeyi etkin biçimde kullanarak pratik bir sonuç elde etmek demektir. Burada Profesör Curie, keşiflerini yalnızca bilimsel bilgi olarak bırakmayıp uygulamaya koyuyor. Kalıp put + kaynak veya bilgi + to work şeklindedir. Nesne discoveries, data, technology, skills ya da experience olabilir; buradaki to work mecazidir ve nesnenin bir işe gittiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Put ... to work kalıbını ve nesne olarak “the survey data” ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: The team ____ to cut energy use.

Cevabı göster

put the survey data to work

changing the landscape of medical research and treatments. Deyimler

3:58

tıbbi araştırma ve tedavi ortamını değiştirdi.

Deyimler

changing the landscape: bütün bir alanın yapısını değiştirmek

Change the landscape of a field, bir alanın genel koşullarını, yaygın yöntemlerini, fırsatlarını veya yönünü yeniden şekillendirmek demektir. Landscape burada gerçek bir manzara değil, alanın bütününü anlatan bir mecazdır. Bu cümlede changing, keşifleri uygulamanın sonucunu gösterir: bu uygulama tıbbi araştırmaların yürütülme ve tedavilerin geliştirilme biçimini geniş ölçüde değiştirmiştir. İfade, tek bir küçük değişikliği değil, alan genelindeki etkiyi vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede change the landscape geniş kapsamlı bir değişimi anlatmak için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Replacing one classroom clock changed the landscape of education.
  2. Moving a mug changed the landscape of office work.
  3. Affordable online courses have changed the landscape of adult education.
Cevabı göster

Affordable online courses have changed the landscape of adult education.

She opened mobile radiology units during World War I Kültür

4:01

I. Dünya Savaşı sırasında mobil radyoloji üniteleri açtı

Kültür

mobile radiology units: taşınabilir radyoloji birimleri

Burada mobile radiology units, röntgen muayenesine ihtiyaç duyulan yerlere taşınabilen sağlık ekipleri ve cihazlar anlamına gelir. Birinci Dünya Savaşı sırasında bu tür birimler, yalnızca sabit bir hastane tesisine bağlı kalmak yerine radyoloji hizmetlerini yaralılara yaklaştırdı. Mobile, “bir yerden başka bir yere hareket edebilen” demektir; “cep telefonuyla ilgili” anlamına gelmez. Buradaki unit, düzenli bir sağlık hizmeti birimidir ve mutlaka tek bir cihazı ifade etmez.

Alıştırma

Bu cümlede mobile radiology units ne anlama gelir?

  1. Hastalara röntgen muayenesi götüren taşınabilir sağlık hizmetleri
  2. Sağlık çalışanlarının kullandığı cep telefonları
  3. Taşınamayan kalıcı laboratuvarlar
Cevabı göster

Hastalara röntgen muayenesi götüren taşınabilir sağlık hizmetleri

Kültür

World War I: savaş dönemindeki tıbbi bağlam

World War I, 1914 ile 1918 yılları arasında gerçekleşen küresel savaş, yani Birinci Dünya Savaşıdır. Bu cümlede bu ad, mobil radyoloji birimlerinin tarihsel ortamını belirtir. Savaş sırasında askerî hastanelerin ve tedavi noktalarının yakınında yaralıların acilen muayene edilmesi gerekiyordu. Bu nedenle ifade, taşınabilir radyoloji hizmetlerinin neden yararlı olduğunu açıklar; yalnızca basit bir tarih bilgisi değildir.

Alıştırma

Bu cümlede World War I neyi açıklamaya yardımcı olur?

  1. Birimlerin neden barış dönemine ait kalıcı laboratuvarlar olduğu
  2. Cep telefonlarının hastanelerde neden yaygınlaştığı
  3. Taşınabilir radyoloji hizmetlerinin acil savaş tıbbında neden yararlı olduğu
Cevabı göster

Taşınabilir radyoloji hizmetlerinin acil savaş tıbbında neden yararlı olduğu

and investigated radiation's effects on tumors. Kelime

4:05

ve radyasyonun tümörler üzerindeki etkilerini araştırdı.

Kelime

effects on tumors: effect(s) on + etkilenen öğe

Effects on tumors, “bir şeyin tümörleri etkileme biçimleri” anlamına gelir. Effects çoğul bir isimdir; on tumors ise etkiden neyin etkilendiğini gösterir. Radiation's bu etkilerin kaynağını belirtir. Başka bağlamlara aktarılabilen kalıp effect veya effects on + etkilenen öğedir. Araştırma metinlerinde investigate, study ve measure gibi fiiller bu isim grubunu sıkça tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi effect isminin çoğul biçimi ve ardından on ile tamamlayın: The researchers measured the new drug's ____ memory.

Cevabı göster

effects on

However,

4:08

Bununla birlikte,

these benefits to humanity may have come at a high personal cost. Deyimler

4:09

insanlığa sağlanan bu faydaların bedeli, kişisel olarak ağır olmuş olabilir.

Deyimler

may have come at a high personal cost: geçmişte olası kişisel fedakârlık

Come at a high personal cost, bir yarar veya başarının ilgili kişi için ciddi bir zarar ya da fedakârlıkla birlikte geldiğini ifade eder. Buradaki cost mecazidir; yalnızca para değil, sağlık, zaman, ilişkiler veya yaşam kalitesindeki kayıplar anlamına da gelebilir. May have come, may have + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Bu yapı, geçmişteki bir sonucu kesin bir iddia olarak değil, olası bir açıklama olarak sunar.

Alıştırma

Cümledeki may have come at a high personal cost ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Faydalar kesinlikle yalnızca büyük bir maddi ödeme gerektirdi.
  2. Faydalar, kişi için ciddi bir fedakârlık gerektirmiş olabilir.
  3. Faydalar hiçbir zarar veya fedakârlığa yol açmadı.
Cevabı göster

Faydalar, kişi için ciddi bir fedakârlık gerektirmiş olabilir.

Curie died in 1934 of a bone marrow disease, Kelime

4:12

Curie 1934 yılında bir kemik iliği hastalığından öldü;

Kelime

bone marrow disease: kemiklerin içindeki dokunun hastalığı

Bone marrow, kan hücrelerinin üretildiği, kemiklerin içindeki yumuşak doku olan kemik iliğidir. Bu nedenle bone marrow disease, bu dokuyu etkileyen bir hastalıktır; marrow kemiğin sert kısmı değildir. Bone marrow disease isim grubunda bone marrow ilgili vücut dokusunu belirtir, disease ise ana isimdir. Bu ifade belirli bir tanının tam adını değil, genel bir hastalık kategorisini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede bone marrow disease ne anlama gelir?

  1. kemiklerin içindeki dokuyu etkileyen bir hastalık
  2. yalnızca kemiklerin sert dış kısmını etkileyen bir hastalık
  3. vücuttaki bütün dokuları etkileyen bir hastalık
Cevabı göster

kemiklerin içindeki dokuyu etkileyen bir hastalık

which many today think was caused by her radiation exposure. Notlar

4:15

bugün pek çok kişi bunun radyasyona maruz kalmasından kaynaklandığını düşünüyor.

Kalıp ifadeler

was caused by...: sonucu nedenden önce yerleştirmek

Be caused by, bir nedeni belirtmek için kullanılan edilgen bir yapıdır. Özne sonucu adlandırır, be fiilinin biçimi zamanı gösterir, caused geçmiş zaman ortacıdır ve by nedeni tanıtır. Burada hastalık sonuç, her radiation exposure ise öne sürülen nedendir. many today think sözleri, bu neden açıklamasını başkalarının görüşü olarak sunar. Böylece cümle, nedeni kesin ve koşulsuz bir gerçek olarak vermek yerine yaygın bir görüşü aktarır.

Alıştırma

Cümleyi be caused by yapısının geçmiş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: The power outage ____ a damaged cable.

Cevabı göster

was caused by

Kelime

radiation exposure: radyasyona maruz kalma

Radiation exposure, radyasyona maruz kalmak anlamına gelir; yani radyasyon bir kişiye veya nesneye ulaşır. Tıp ve güvenlik bağlamlarında exposure, kamuoyunun ilgisini veya bir kamera ayarını değil, genellikle zararlı olabilecek bir etkenle teması anlatır. Radiation exposure bir birleşik addır; radiation, exposure türünü belirtir. Exposure to radiation da aynı fikri ifade eder.

Alıştırma

Bir iş güvenliği raporunda radiation exposure ne anlama gelir?

  1. Radyasyonla temas etmek veya radyasyona maruz kalmak
  2. Radyasyon araştırmalarının kamuoyunun ilgisini çekmesi
  3. Fotoğraf çekmek için özel ışık kullanmak
Cevabı göster

Radyasyonla temas etmek veya radyasyona maruz kalmak

Marie Curie's revolutionary research laid the groundwork for our understanding of physics and chemistry, Deyimler

4:19

Marie Curie'nin devrim niteliğindeki araştırmaları, fizik ve kimya anlayışımızın temelini attı;

Deyimler

laid the groundwork for: sonraki ilerlemeler için temel oluşturmak

Laid the groundwork for, daha sonraki bir gelişmeyi mümkün kılan ilk veya temel çalışmayı yapmak anlamına gelir. Bu cümlede Curie'nin araştırmaları sonraki bilimsel anlayış için bir temel oluşturmuştur; ifade, sonraki çalışmaların o sırada tamamlanmış olduğunu söylemez. Laid, lay fiilinin düzensiz geçmiş zaman biçimidir. Yapı lay veya laid the groundwork for + isim ya da -ing biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi lay the groundwork for ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The first community clinics ____ the city's public health network.

Cevabı göster

laid the groundwork for

blazing trails in oncology, Notlar

4:25

onkoloji,

Deyimler

blazing trails: bir alanda yeni yollar açmak

Burada blazing trails, öncü çalışmalar yapmak anlamına gelir: bir alanda yeni yönler açmak ve başkalarının bu yolları izlemesini kolaylaştırmak. Bu imge, yeni bir patikayı işaretlemekten veya açmaktan gelir; yolu ateşe vermek anlamına gelmez. Yaygın kalıplar blaze a trail ve blaze trails in + alan biçimleridir. Simply leading demeye kıyasla bu ifade, kişinin yeni bir yol açan ilk insanlardan biri olduğunu güçlü biçimde vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede blaze a trail ifadesi bir alanda yeni bir yön yaratmak anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The engineer blazed a trail in low-cost water purification.
  2. The engineer followed a standard repair manual.
  3. The engineer set fire to a path beside the laboratory.
Cevabı göster

The engineer blazed a trail in low-cost water purification.

Kelime

oncology: kansere odaklanan tıp alanı

Oncology, kanserin araştırılması, teşhisi ve tedavisi dâhil olmak üzere kansere odaklanan tıp dalıdır. In oncology ifadesinde, öncü çalışmaların gerçekleştiği alanı belirtir. Bu bir alan adıdır; tüm tıp için kullanılan genel bir sözcük veya doktor adı değildir.

Alıştırma

Bu cümleyi doğru tamamlayan sözcüğü seçin: Her research focuses on ____.

  1. oncology
  2. oncological
  3. oncologist
Cevabı göster

oncology

technology,

4:28

teknoloji,

medicine,

4:29

tıp

and nuclear physics,

4:30

ve nükleer fizik alanlarında çığır açtı,

to name a few. Kalıp ifadeler

4:30

bunlar sadece birkaçı.

Kalıp ifadeler

to name a few: listenin yalnızca bazı örnekleri verdiğini belirtmek

To name a few, daha büyük bir grubun içinden yalnızca birkaç örnek söylemek demektir. Bir listenin ardından gelir ve listenin eksiksiz olmadığını gösterir. Buradaki name, “bir şeye ad vermek” değil, “bahsetmek” veya “belirtmek” anlamındadır.

Alıştırma

Listenin yalnızca bazı örnekleri verdiğini gösteren dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The museum displays paintings, sculptures, and photographs, ____.

Cevabı göster

to name a few

For good or ill, Deyimler

4:32

İyisiyle kötüsüyle,

her discoveries in radiation launched a new era, Deyimler

4:34

radyasyon alanındaki keşifleri yeni bir çağ başlattı,

Deyimler

For good or ill: etkilerin yararlı ya da zararlı olabilmesi

For good or ill, “sonuç ister yararlı ister zararlı olsun” anlamına gelir. Cümlenin başında kullanıldığında, etkinin olası iki yönünü de düşünmemizi sağlar. Buradaki ill, “hasta” değil, “zarar” veya “kötü sonuçlar” demektir. İfade hangi yönün daha güçlü olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede For good or ill ne anlama geliyor? For good or ill, the new highway changed the town forever.

  1. Otoyol herkesin hastalanmasına neden oldu.
  2. Değişiklik bütünüyle yararlıydı.
  3. Değişikliğin yararlı veya zararlı etkileri olmuş olabilir.
Cevabı göster

Değişikliğin yararlı veya zararlı etkileri olmuş olabilir.

Deyimler

launched a new era: önemli bir yeni dönemi başlatmak

launched a new era ifadesinde launch, bir roketi uzaya fırlatmak değil, başlatmak ya da harekete geçirmek anlamındadır. Onun keşifleri bilimde önemli ve yeni bir dönemin başlamasını sağladı. a new era geniş kapsamlı ve kalıcı bir değişimi düşündürür. Bu nedenle ifade, keşifleri tarihî bir dönüm noktası olarak sunar ve tamamen farklı bir dönemi başlatan icatlar, politikalar veya olaylar için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi launch a new era ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The discovery ____ in cancer treatment.

Cevabı göster

launched a new era

unearthing some of science's greatest secrets. Deyimler

4:37

bilimin en büyük sırlarından bazılarını gün yüzüne çıkardı.

Deyimler

unearthing some of science's greatest secrets: gizli gerçekleri ortaya çıkarmak

Unearthing, bir şeyin topraktan çıkarılması durumunda gerçek anlamlıdır; ancak burada daha önce gizli veya bilinmeyen gerçekleri keşfetmek ya da ortaya çıkarmak anlamına gelir. Science's greatest secrets, bilim insanlarının bilerek sakladığı bilgiler değil, doğanın önemli ve çözülmemiş gizemleridir. -ing yapısı önceki ifadeyi devam ettirir ve keşiflerin neyi başardığını açıklar. Bu canlı mecaz, bilimsel araştırmayı gömülü bir hazineyi gün ışığına çıkarmaya benzetir.

Alıştırma

Bu cümlede unearthing some of science's greatest secrets ne anlama gelir?

  1. Bilimsel ekipmanları fiziksel olarak yer altına gömmek.
  2. Bilimsel bilgileri halktan gizli tutmak.
  3. Daha önce bilinmeyen önemli bilimsel gerçekleri ortaya çıkarmak.
Cevabı göster

Daha önce bilinmeyen önemli bilimsel gerçekleri ortaya çıkarmak.