Öz Saygı: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
800 kelime 164 kel/dk

Video özeti: Deneme, özsaygıyı görünür başarıdan çok aynı cinsiyetteki ebeveyn ve akranlarla karşılaştırmaya, ayrıca çocuklukta alınan sevgiye bağlıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. precious little to do with — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: iki şeyin neredeyse ilgisiz olduğunu vurgulayın ve varsayılan bir nedeni sorgulayın. 2. God forbid, — Konuşma edimbilimi ve tutum: ara sözdeki kaygı veya karşı çıkışı ve bir akranın iktidara yükselişini felaket gibi gösteren ironiyi kavrayın. 3. coming to terms with ourselves, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: kişinin kendisiyle ilgili zor gerçekleri zamanla kabullenmesini anlatın; bunu vazgeçmekle karıştırmayın.

Bu derste

Liking ourselves, having high self-esteem as we tend to put it, Kalıp ifadeler

0:04

Kendimizi sevmek, genelde ifade ettiğimiz şekliyle yüksek öz saygıya sahip olmak,

is crucial to any feeling of well-being.

0:09

herhangi bir esenlik hissi için çok önemlidir.

Kalıp ifadeler

as we tend to put it: alışılmış söyleyişi belirtmek

Ara söz olan as we tend to put it, “genellikle seçtiğimiz sözcükleri kullanırsak” anlamına gelir. Geriye dönerek high self-esteem ifadesine gönderme yapar ve bunun liking ourselves düşüncesi için kullanılan tanıdık ad olduğunu belirtir. Burada put “sözcüklerle ifade etmek”, as ise “…… biçiminde” demektir; “çünkü” anlamında değildir. Bu ifade yalnızca sözcük seçimiyle ilgili bir ara açıklamadır; çıkarıldığında ana yargı yine tam kalır. Böylece ana düşünceyi bölmeden kullandığınız terimi dinleyicilerin terimiyle kısaca uyumlu hâle getirebilirsiniz.

Alıştırma

“Her zamanki söyleyişimizi kullanırsak” anlamındaki tam ara sözle cümleyi tamamlayın: Digital detox, ____, means taking a break from screens.

Cevabı göster

as we tend to put it

What's odd then is just how unpredictable Dilbilgisi

0:12

Tuhaf olan ise öz saygının dağılımının

the allocation of esteem often turns out to be.

0:14

genellikle ne kadar öngörülemez olduğudur.

Dilbilgisi

What's odd then is just how ... turns out to be: şaşırtıcı bir dereceyi çerçevelemek

What's odd then is ... kalıbı şaşırtıcı noktayı öne çıkarır. Then bu sonucu önceki düşünceye bağlar; “o sırada” anlamına gelmez. Just ise derecenin dikkat çekici olduğu duygusunu güçlendirir. is sonrasındaki how unpredictable the allocation of esteem often turns out to be, derece bildiren bir içerik yan cümlesidir: itibarın dağıtılma biçiminin tahmin edilmesinin çok zor olduğu ortaya çıkar. Burada how soru sormaz; turn out to be ise bunu sonuçtan öğrenilen bir durum olarak sunar.

Alıştırma

Dersin kalıbındaki iki bölümü kullanarak cümleyi tamamlayın: After the first clue looked simple, ____ difficult the puzzle ____.

Cevabı göster

what's odd then is just how · turned out to be

There are people with modest jobs,

0:17

Mütevazı işleri olan,

unspectacular bodies,

0:19

sıradan vücutlara sahip

and unglamorous friends

0:21

ve gösterişsiz arkadaşları olan insanlar vardır,

who confidently nevertheless lay claim Kalıp ifadeler

0:23

ancak yine de güvenle

to buoyant levels of self-esteem.

0:25

yüksek öz saygı seviyelerine sahip olduklarını iddia ederler.

Kalıp ifadeler

lay claim to: sahiplik veya bağlantı iddia etmek

Burada lay claim to, bir şeye “sahip olduğunu ileri sürmek” anlamına gelir. lay claim to buoyant levels of self-esteem ifadesinde mecazi kullanılmıştır; yasal bir mülkiyet söz konusu değildir. İfade, anlatıma iddialı ve biraz resmî bir ton katar. Kalıp lay claim to + isim öbeği şeklindedir. Lay, kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır; “uzanmak” anlamına gelmez. Daha genel olarak bir hak, mülkiyet, unvan, kimlik, bağlantı veya hatta bir nitelik üzerinde iddiada bulunmak için kullanılabilir.

Alıştırma

“Bir şey üzerinde hak iddia etmek” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Both families ____ the same piece of land.

Cevabı göster

lay claim to

They seem to like themselves

0:28

Kendilerini seviyor gibi görünürler,

despite the absence of any vigorous signs

0:29

dış dünyadan gelen güçlü bir onay işaretinin

of approval from the world at large.

0:32

yokluğuna rağmen.

And then there are others

0:35

Bir de diğerleri vardır,

for whom no amount of achievement, Dilbilgisi

0:36

onlar için ne kadar başarı,

prestige, and financial security

0:38

prestij ve finansal güvence olursa olsun,

ever seems to do the trick. Deyimler

0:40

hiçbir şey işe yaramıyor gibi görünür.

Dilbilgisi

no amount of: ne kadar çok olursa olsun yetmez

no amount of + sayılamayan bir isim veya soyut bir kavram, mümkün olan en büyük miktar ya da derecenin bile sonucu değiştirmeyeceğini ifade eder. Burada başarı, itibar ve mali güvence hiçbir zaman işlerin yoluna girmesi için yeterli görünmez. Bu yapı güçlü bir olumsuzluk oluşturur: Bir şeyden daha fazlasını elde etmenin yardımcı olacağı düşüncesini reddeder. Daha sonra gelen ever, sonucun hiçbir zaman gerçekleşmediği anlamını güçlendirir.

Alıştırma

“Ne kadar çok olursa olsun yine de yeterli olmayacak” anlamındaki üç sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: ____ practice can make a broken key unlock the door.

Cevabı göster

no amount of

Deyimler

“do the trick”: gereken sonucu vermek

“Do the trick”, “gereken sonucu vermek” ya da kısaca “işe yaramak” anlamına gelen bir deyimdir. Burada başarı, saygınlık ve maddi güvence, anlatılan kişilere istikrarlı bir öz değer duygusu kazandıramıyor gibi görünür. Bu ifade, bir yöntem, nesne veya eylemin belirli bir durumda etkili olup olmadığını belirtir. Bu deyimde “trick”, sihir veya aldatma anlamına gelmez.

Alıştırma

“A short rest should do the trick.” cümlesindeki “do the trick” ne anlama gelir?

  1. gereken sonucu vermek
  2. asıl sorunu gizlemek
  3. eğlenceli bir numara yapmak
Cevabı göster

gereken sonucu vermek

They anxiously chastise and critique themselves,

0:42

Kendilerini endişeyle cezalandırır ve eleştirirler,

always feeling that they've underperformed,

0:45

her zaman yetersiz kaldıklarını hissederler,

never quite trusting that they really deserve to exist.

0:48

var olmayı gerçekten hak ettiklerine asla tam olarak inanmazlar.

Having sound levels of self-esteem

0:51

Sağlıklı öz saygı seviyelerine sahip olmanın

ultimately appears to have precious little to do Kalıp ifadeler

0:54

nihayetinde doğrulanabilir herhangi bir ölçüte ulaşmakla

with hitting any verifiable benchmarks.

0:56

çok az ilgisi var gibi görünüyor.

Kalıp ifadeler

“precious little to do with”: neredeyse hiç bağlantı olmaması

“Have precious little to do with”, “neredeyse hiç bağlantısı olmamak” anlamına gelir. Burada sağlıklı öz saygının ölçülebilir ölçütlere ulaşmakla neredeyse hiç bağlantılı olmadığı öne sürülür. Bu ifadede “precious”, “değerli” anlamına gelmez. Genellikle ironik veya vurgulu bir tonla “little” sözcüğünü güçlendirir ve bağlantının reddedilmesini daha kuvvetli hâle getirir.

Alıştırma

Hangi cümle, iki şey arasında kesinlikle hiçbir bağlantı olmadığını söylemeden, bağlantının yok denecek kadar az olduğunu en güçlü biçimde belirtir?

  1. The delay has little to do with the weather.
  2. The delay has precious little to do with the weather.
  3. The delay has nothing to do with the weather.
Cevabı göster

The delay has precious little to do with the weather.

It seems connected up with a stranger,

0:59

Daha yabancı,

more internal, more subjective kind of logic,

1:02

daha içsel, daha öznel bir mantıkla,

with factors immune to standard notions of achievement. Kelime

1:05

standart başarı kavramlarına bağışık faktörlerle bağlantılı görünüyor.

Kelime

immune to: bir şeyden etkilenmemek

Burada immune to, “bir şeyden etkilenmemek veya onunla değişmemek” anlamına gelir. Bu etkenler, sıradan başarı anlayışlarından çok içsel ve öznel bir mantığa uyar; tıbbi bir anlam yoktur. Kalıp be/seem/remain immune to + isim ya da -ing biçimidir. Burada to bir edattır ve ifade, söz konusu etkinin sonuç yaratmadığına dair güçlü bir anlam taşır.

Alıştırma

Hangi cümle çevrimiçi eleştirilerin Maya üzerinde hiç etkisi olmadığını en güçlü biçimde ifade eder?

  1. Maya is interested in online criticism.
  2. Maya is immune to online criticism.
  3. Maya is resistant to online criticism.
Cevabı göster

Maya is immune to online criticism.

Three factors stand out in particular. Anlatım akışı

1:09

Özellikle üç faktör öne çıkmaktadır.

Anlatım akışı

Three factors stand out in particular: bir listeyi önceden duyurmak

Bu cümle, konuşmanın yapısını gösteren bir yönlendirme ifadesidir. Dinleyiciye üç unsurun özellikle önemli olduğunu ve üç bölümlü bir açıklamanın başlamak üzere olduğunu bildirir. Stand out, “diğerlerinden daha belirgin ya da önemli olmak” anlamına gelir; in particular ise odağı daha da keskinleştirir. subject + stand(s) out in particular kalıbı bir konuşma, rapor veya derste seçilmiş noktaları önceden duyurmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Bir sunucu en önemli üç kaygıyı sıralamak üzere. Bu listeyi en iyi hangi cümle haber verir?

  1. Three concerns ended the presentation.
  2. Three concerns are standing outside.
  3. Three concerns stand out in particular.
Cevabı göster

Three concerns stand out in particular.

Firstly,

1:11

Birincisi,

what your same-sex parent did. Kelime

1:12

hemcins ebeveyninizin ne yaptığıdır.

Kelime

same-sex parent: seninle aynı cinsiyetten olan ebeveyn

Bu cümlede your same-sex parent, seninle aynı cinsiyetten olan ebeveyni ifade eder: örneğin bir kız için annesi, bir erkek için babası. Bileşik sıfat same-sex, parent sözcüğünü niteler ve karşılaştırmada kullanılan kişiyi belirler. Bu ifade senin cinsiyetinle o ebeveynin cinsiyetini karşılaştırır. İki ebeveyn arasındaki ilişkiyi anlatmaz.

Alıştırma

Cümlede your same-sex parent kimi ifade ediyor?

  1. Seninle aynı cinsiyetten olan ebeveyn
  2. Seninle aynı işi yapan bir ebeveyn
  3. Aynı cinsiyetten bir çift olan iki ebeveynden biri
Cevabı göster

Seninle aynı cinsiyetten olan ebeveyn

The single greatest determinant

1:15

Kendinize ne kadar saygı duyacağınızın

of how much you will esteem yourself

1:17

en büyük tek belirleyicisi,

is how you compare with your same-sex parent,

1:19

hemcins ebeveyninizle kendinizi nasıl karşılaştırdığınızdır,

whether you've achieved more or less than mom or dad.

1:22

annenizden veya babanızdan daha fazlasını mı yoksa daha azını mı başardığınızdır.

Rather brutally, Anlatım akışı

1:26

Oldukça acımasız bir şekilde,

it seems that comfortable levels of self-esteem

1:27

rahat öz saygı seviyeleri

are only available to those who've managed

1:30

yalnızca hemcins ebeveynini

to outpace their same-sex parent. Kelime

1:32

geride bırakmayı başaranlar için mevcutmuş gibi görünüyor.

Anlatım akışı

Rather brutally: sert bir sonucu önceden çerçevelemek

Rather brutally, ardından gelen iddia hakkında cümle başında yapılan bir yorumdur. Burada rather “oldukça” veya “bir ölçüde” anlamına gelir; brutally ise sonucun sert ve acımasız göründüğünü belirtir. Fiziksel şiddetten söz edilmez. Yorumun başa konması, iddia söylenmeden önce dinleyicinin tepkisini yönlendirir. Konuşmacı fikrin rahatsız edici gelebileceğinin farkında olduğunu gösterir ve ardından yine de fikri sunar.

Alıştırma

Cümle başındaki Rather brutally ifadesinin görevini en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. Birinin fiziksel şiddet kullandığını söyler.
  2. Ardından gelen sonucun sert olduğu konusunda uyarır.
  3. Konuşmacının farklı bir sonucu tercih ettiğini gösterir.
Cevabı göster

Ardından gelen sonucun sert olduğu konusunda uyarır.

Kelime

Outpace their same-sex parent: aynı cinsiyetteki ebeveyninden daha hızlı ilerlemek

Burada outpace mecazi anlamdadır: birinden daha hızlı ilerlemek ve sonunda sosyal ya da ekonomik başarı bakımından onun önüne geçmek demektir. Gerçek anlamda daha hızlı hareket etmekten söz edilmez. Their same-sex parent, sözü edilen kişiyle aynı cinsiyette olan ebeveyni belirtir. outpace + kişi, grup veya ölçü yapısı, başarıyı zaman içinde ilerleyen bir yarış gibi sunar.

Alıştırma

Cümleyi “daha hızlı büyüdü” anlamındaki hedef fiille tamamlayın: Last year, the small company's online sales growth ____ that of its biggest rival.

Cevabı göster

outpaced

Those from a poor background

1:35

Fakir bir geçmişten gelenler

have a big unwitting advantage here.

1:36

burada farkında olmadan büyük bir avantaja sahiptir.

You might only be driving a beaten-up old taxi

1:39

Sadece eski ve döküntü bir taksiyle

around Manhattan and living in one room in Harlem,

1:41

Manhattan'da dolaşıyor ve Harlem'de tek bir odada yaşıyor olabilirsiniz,

but if your same-sex parent was a subsistence farmer Kültür

1:44

ancak hemcins ebeveyniniz doğu Burkina Faso'dan

from eastern Burkina Faso,

1:47

kendi yağında kavrulan bir çiftçiyse,

you will at times feel princely nevertheless.

1:49

buna rağmen zaman zaman kendinizi prens gibi hissedersiniz.

Kültür

Burkina Faso'nun doğusundan geçimlik tarım yapan çiftçi

Subsistence farmer, çoğunlukla kendi ailesinin geçimini sağlayacak kadar gıda veya başka ürün üreten ve satacak çok az fazlası bulunan çiftçidir. Burada subsistence, temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamakla ilgilidir; devlet desteği almak, yarı zamanlı çalışmak veya becerisiz olmak anlamına gelmez. From eastern Burkina Faso, Batı Afrika ülkesi Burkina Faso'nun doğu bölgesini belirtir. Bu cümlede söz konusu geçmiş, önceki kuşağın maddi olanaklarının çok daha sınırlı olduğunu düşündürür; hiçbir mesleğin veya yerin değerini yargılamaz.

Alıştırma

Bu bağlamda subsistence farmer ifadesine en uygun açıklama hangisidir? “Most of the crop feeds the family, and only a little is sold.”

  1. Çoğunlukla büyük ticari pazarlar için üretim yapan bir çiftçi
  2. Çoğunlukla ailesinin geçimini sağlamak için üretim yapan bir çiftçi
  3. Yaptığı işin parası tamamen devlet destekleriyle ödenen bir çiftçi
Cevabı göster

Çoğunlukla ailesinin geçimini sağlamak için üretim yapan bir çiftçi

Similarly, yet more darkly, Anlatım akışı

1:52

Benzer şekilde, ama daha karanlık bir ihtimalle,

you might have grown up in ostensibly privileged circumstances, Kelime

1:54

görünüşte ayrıcalıklı koşullarda büyümüş olabilirsiniz,

Anlatım akışı

Similarly, yet more darkly: benzerlikten daha karanlık bir dönüşe

Similarly, yeni durumu önceki duruma paralel olarak sunar ve okuyucuya iki durumu karşılaştırmasını söyler. Yet bir yön değişikliği getirir; more darkly ise yeni durumun daha rahatsız edici bir sonuca vardığını belirtir. Burada darkly, örneğin sunuluş biçimini değerlendirir; ortamın az ışıklı olduğunu anlatmaz.

Alıştırma

'Similarly, yet more darkly,' geçişi okuyucuya ne anlatır?

  1. Sonraki durum tamamen ilgisiz ve duygusal olarak tarafsızdır.
  2. Sonraki sahnede daha az ışık vardır.
  3. Sonraki durum öncekiyle bağlantılıdır, ancak daha rahatsız edicidir.
Cevabı göster

Sonraki durum öncekiyle bağlantılıdır, ancak daha rahatsız edicidir.

Kelime

ostensibly privileged circumstances: kuşku taşıyan ayrıcalıklı görünüş

Ostensibly privileged circumstances, para, statü veya fırsatlara sahip olmak gibi dışarıdan ayrıcalıklı görünen koşullar anlamına gelir. Ostensibly mesafe ve kuşku katar: privileged etiketi yalnızca yüzeyde doğru olabilir veya daha az elverişli bir gerçeği gizleyebilir. Simply ya da obviously anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede ostensibly, görünüş ile gerçek arasında olası bir farkı göstermek için kullanılmıştır?

  1. The hotel offered an ostensibly free breakfast, but every guest was charged a service fee.
  2. The hotel apparently serves breakfast; that is what its website says.
  3. The hotel obviously served breakfast because we watched the staff bring it out.
Cevabı göster

The hotel offered an ostensibly free breakfast, but every guest was charged a service fee.

but if your same-sex parent made a few hundred million

1:57

ancak hemcins ebeveyniniz birkaç yüz milyon kazandıysa

and you're only managing to pull in a middle-class salary, Öbek fiiller

2:00

ve siz sadece orta sınıf bir maaş alabiliyorsanız,

Öbek fiiller

“para kazanmak” anlamındaki pull in

Burada pull in, özellikle gelir veya hasılat olarak “kazanmak ya da elde etmek” anlamına gelir. a middle-class salary nesnesi, konunun bir şeyi fiziksel olarak çekmek değil para olduğunu gösterir. Yaygın yapı pull in + bir miktar veya parayla ilgili bir isim şeklindedir. Bu anlamda earn ya da generate fiillerine göre daha gündelik ve canlı bir seçenektir.

Alıştırma

Hangi cümlede pull in “para kazanmak veya elde etmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. Pull in the rope before the storm starts.
  2. The train will pull in at six.
  3. The new café pulls in enough money to pay its staff.
Cevabı göster

The new café pulls in enough money to pay its staff.

you're liable never quite to shake off Öbek fiiller

2:03

bir yüz karası olduğunuza dair o unutulmaz hissi

a haunting feeling that you're a disgrace.

2:05

asla üzerinden atamama ihtimaliniz yüksektir.

Öbek fiiller

kalıcı bir duyguyu shake off etmek

Burada shake off, “rahatsız etmeyi veya etkilemeyi sürdüren bir şeyden kurtulmak” anlamına gelir. Peşini bırakmayan duygu fiziksel bir nesne değildir; ifade, bu duygunun kişiyle kaldığını ve ondan kurtulmanın zor olduğunu gösterir. İstenmeyen bir duygu, etki, hafif hastalık, alışkanlık veya takipçi için shake off + isim yapısını kullanın. Temelinde bir şeyi sallayarak üzerinden atma görüntüsü vardır, ancak anlamı çoğunlukla mecazidir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste öğrenilen ve “kalıcı bir duygudan kurtulmak” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: Even after the exam ended, Leo could not ____ the worry that he had missed a page.

Cevabı göster

shake off

Secondly,

2:09

İkincisi,

what your peer group is up to. Öbek fiiller

2:10

akran grubunuzun ne yaptığıdır.

Öbek fiiller

what your peer group is up to ifadesinin anlamı

Burada what your peer group is up to, o gruptaki kişilerin neler yaptığını, neyin peşinden gittiğini veya neler başardığını anlatır. Zaman aralığı geniştir: yalnızca tam şu anda ne yaptıklarını değil, hayatlarının genel olarak nasıl gittiğini ifade eder. Yapı what + kişi veya grup + be + up to şeklindedir. Faaliyet, plan veya ilerlemeden hangisinin kastedildiğini anlamak için zaman ifadelerine ve bağlama bakın.

Alıştırma

Örnekte what your peer group is up to ifadesi ne anlama gelir?

  1. Akran grubunuzdaki kişilerin neler yaptığı veya başardığı
  2. Akran grubunuzun zor bir görevi yapabilecek durumda olup olmadığı
  3. Akran grubunuzda bulunmasına izin verilen en yüksek kişi sayısı
Cevabı göster

Akran grubunuzdaki kişilerin neler yaptığı veya başardığı

We don't feel inadequate in relation

2:12

Bizden daha fazlasına sahip olan

to everyone who has more than us.

2:14

herkese karşı yetersiz hissetmeyiz.

Only those who we've come to see as belonging

2:16

Yalnızca öz saygının bir diğer önemli belirleyicisi olan

to another crucial determinant of self-esteem,

2:18

akran grubumuza ait gördüğümüz kişilere karşı

our peer group. Kelime

2:22

yetersiz hissederiz.

Kelime

peer group: akran grubu

Peer group, yaş, eğitim, sosyal konum veya hayat şartları bakımından birbirine benzeyen insanlardan oluşan bir gruptur. Bu kişiler karşılaştırılabilir görüldükleri için insanın kendi başarısını veya davranışını değerlendirdiği bir referans grubu olabilirler. Bir peer otomatik olarak arkadaş değildir. Bu bağlamda grup ortak yaş, okul ve bölgeyle tanımlanır; bu nedenle üyelerinin başarısı kişinin kendini karşılaştırmasında önem kazanır.

Alıştırma

Hangi grup en uygun biçimde peer group olarak tanımlanır?

  1. Yaşları ve durumları çok farklı olsa da sırlarını paylaşan yakın arkadaşlar
  2. Benzer yaş ve sosyal durumda olup kendilerini birbirleriyle karşılaştıran kişiler
  3. Bir şehirdeki bütün yabancılar
Cevabı göster

Benzer yaş ve sosyal durumda olup kendilerini birbirleriyle karşılaştıran kişiler

By this we mean the people who were educated with us, Anlatım akışı

2:23

Bununla bizimle birlikte eğitim görmüş,

who are around our age,

2:26

yaşımızda olan

and who live in our part of the world.

2:28

ve dünyanın bizim bulunduğumuz bölgesinde yaşayan insanları kastediyoruz.

Anlatım akışı

By this we mean: önceki bir terimi tanımlamak

By this we mean, konuşanın hemen önce sözü edilen bir kelime veya fikirle neyi kastettiğini açıklayan tanımı başlatır. Burada this, peer group ifadesine gönderme yapar; cümlenin geri kalanı da bu gruba kimlerin dahil olduğunu açıklar. Bu ifade bilgiyi iki adımda düzenler: önce bir fikir adlandırılır, sonra bu fikrin sınırları netleştirilir. Bu yapıda by this, “bu ifadeyi kullandığımızda kastettiğimiz” anlamına gelir; “bunu bir yöntem olarak kullanarak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Açıklamayı By ile başlayan dört kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: We call this a quiet zone. ____ a place where phones and loud conversations are not allowed.

Cevabı göster

By this we mean

These people matter infinitely more

2:30

Bu insanlar esenlik hissimiz için

to our sense of well-being

2:32

genel nüfustan

than the population at large. Kalıp ifadeler

2:34

sonsuz derecede daha önemlidir.

Kalıp ifadeler

population at large: bir bütün olarak toplum

The population at large, seçilmiş belirli bir grup yerine bir bütün olarak düşünülen genel nüfus anlamına gelir. Bu cümlede kişinin yakın akran grubu, geniş toplumdaki herkesle karşılaştırılır. Burada at large, population sözcüğünden sonra gelir ve “genel olarak” ya da “bir bütün olarak” anlamını verir. İnsan sayısının fazla olduğunu söylemez ve a suspect at large gibi bir ifadede görülen “henüz yakalanmamış” anlamını taşımaz.

Alıştırma

Hangi cümlede at large, “seçilmiş bir grup yerine bir bütün olarak” anlamında kullanılmıştır?

  1. The new rule affects the population at large.
  2. The city has a large population.
  3. The police are searching for a suspect at large.
Cevabı göster

The new rule affects the population at large.

It's a piece of extreme bad luck

2:36

Eğer akran grubumuzdan

and a matter for particular commiseration and assistance Anlatım akışı

2:38

milyar dolarlık bir şirket kuran

if ever our peer group produces someone

2:41

veya, Allah korusun,

who starts a billion-dollar company

2:43

ülkeyi yönetmeye başlayan biri çıkarsa,

or, God forbid, Ton ve niyet

2:45

bu son derece büyük bir şanssızlık

ends up running the country. Öbek fiiller

2:46

ve özellikle bir acıma ve yardım meselesidir.

Anlatım akışı

a matter for particular commiseration and assistance: resmî ironi

a matter for + isim kalıbı, bir durumu belirli bir tepki gerektiren bir konu olarak sınıflandırır. Burada adı konan tepki particular commiseration and assistance olduğundan, bir akranın başarısı acıma ve yardımı hak eden resmî görünümlü bir sorun gibi sunulur. Ardından gelen olaylar olumlu olduğu hâlde kullanılan dil bilerek gereğinden fazla ciddi ve resmîdir. Bu uyumsuzluk, sakin bir ironi yaratır: gerçekte yardım istenmez; konuşmacı, kıskançlık ve toplumsal karşılaştırmanın başkasının başarısını kişisel bir felaket gibi hissettirebildiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede a matter for particular commiseration and assistance ifadesinin temel etkisi nedir?

  1. Maddi başarıya tarafsız bir tanım verir.
  2. Kıskançlığı acil bir durum gibi göstermek için ciddi ve resmî bir dil kullanır.
  3. Başarılı kişiye özel yardım sağlanmasını içtenlikle önerir.
Cevabı göster

Kıskançlığı acil bir durum gibi göstermek için ciddi ve resmî bir dil kullanır.

Ton ve niyet

Güçlü veya ironik bir tepki olarak God forbid

God forbid, “Bunun olmamasını kesinlikle umuyorum” anlamına gelen bir ara söz ünlemidir. if yan cümlesinin dil bilgisel bir parçası olmak yerine ardından gelen olasılığa yorum katar. Buradaki olasılık, bir akranın ülkeyi yönetmesidir; bu normalde etkileyici bir başarıdır. Bunu korkunç bir şeymiş gibi göstermek ironiktir ve konuşmacının bir akranın başarısı karşısındaki abartılı rahatsızlığını ortaya çıkarır. Aynı ifade başka bir bağlamda gerçek korku da belirtebilir.

Alıştırma

Örnekteki God forbid ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Konuşmacı bu kişinin akran grubuna ait olup olmadığından emin değildir.
  2. Konuşmacı, akranının ülke lideri olması için gerçekten dua eder.
  3. Konuşmacı bu başarıyı dramatik biçimde istenmeyen bir sonuç gibi göstererek ironi yaratır.
Cevabı göster

Konuşmacı bu başarıyı dramatik biçimde istenmeyen bir sonuç gibi göstererek ironi yaratır.

Öbek fiiller

Sonucu anlatan end up + -ing

End up + -ing, bir dizi olayın ardından ulaşılan son durumu ya da eylemi anlatır. Çoğu zaman bu sonucun ilk başta planlanmadığını veya şaşırtıcı olduğunu sezdirir. Burada ends up running the country, sonunda ülkeyi yöneten kişi olmak demektir. Running, ends up sonrasında kullanılan -ing biçimidir; ifade daha yüksek bir yere doğru hareket etmeyi anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi end up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Leo planned to be an artist, but he ____ working as a teacher.

Cevabı göster

ended up

Every time someone we went to school with does better than us,

2:48

Okula birlikte gittiğimiz biri bizden daha iyi durumdaysa,

a small part of us will die. Deyimler

2:52

içimizin küçük bir parçası ölür.

Deyimler

Mizahi abartı olarak a small part of us will die

Bu cümlede a small part of us will die, fiziksel ölümü anlatmaz. Eski bir okul arkadaşının daha başarılı olması karşısında hissedilebilecek kıskançlık veya incinmiş gurur gibi küçük bir duygusal sarsıntıyı abartır. Small part sözleri duygunun boyutunu küçültürken will die onu dramatik gösterir. Bu ikisi birlikte, özgüvenin veya gururun kısa süreli bir darbe almasını mizahi biçimde anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede a small part of me died ne anlama gelir: “When my little brother beat my high score, a small part of me died.”?

  1. Vücudumun bir kısmı gerçek anlamda yaşamayı bıraktı.
  2. Başka biri daha başarılı olduğu için sevindim.
  3. Kısa süreli hayal kırıklığımı abartılı biçimde ifade ettim.
Cevabı göster

Kısa süreli hayal kırıklığımı abartılı biçimde ifade ettim.

We should therefore take immense care Anlatım akışı

2:54

Bu nedenle büyük özen göstermeliyiz,

to attend very ordinary schools

2:56

son derece sıradan okullara gitmeye

and after graduation

2:58

ve mezuniyetten sonra

to throw all invitations to reunions

3:00

tüm okul buluşması davetiyelerini

straight in the trash.

3:02

doğrudan çöpe atmaya.

Anlatım akışı

İronik bir sonuç olarak therefore + should

Therefore, cümleyi önceki anlatımdan çıkarılan mantıklı bir sonuç gibi sunar. should sonrasındaki take “öneriyi” belirtirken, eş görevli to attend ... ve to throw ... mastarları iki eylemi tek bir sözde plan olarak düzenler. Ancak bu plan kasıtlı olarak saçmadır: son derece sıradan bir okula gitmek ve mezun olduktan sonra bütün mezunlar buluşması davetlerini atmak. Buradaki should gerçek bir tavsiye değildir. Ciddi mantık bağlacı ile aşırı eylemler ironi yaratır; bu sahte sonuç, kişinin kendisini eski sınıf arkadaşlarıyla karşılaştırmasının öz saygıyı ne kadar etkileyebileceğini eleştirir.

Alıştırma

Bu yorumun doğru olup olmadığına karar verin: Konuşmacı, insanlara sıradan okulları seçmelerini ve tüm mezun buluşmalarından kaçınmalarını ciddi olarak tavsiye ediyor.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Third

3:05

Üçüncüsü,

what kind of love you received in childhood.

3:05

çocuklukta ne tür bir sevgi aldığınızdır.

A lot depends on what kind of affection

3:09

Birçok şey, çocuklukta

we were the recipients of in childhood. Kalıp ifadeler

3:12

ne tür bir şefkatin alıcıları olduğumuza bağlıdır.

Kalıp ifadeler

be the recipient of: bir şeyi alan kişi

To be the recipient of something, bir şeyi alan kişi olmak demektir. Burada we were the recipients of affection, çocukluğumuzda bize sevgi verildiği anlamına gelir; recipients verenleri değil, alanları belirtir. İsim temelli bu yapı, receive fiilinden daha resmî ve dolaylıdır: we received affection. Kalıp be + a/the recipient of + alınan şey biçimindedir.

Alıştırma

we were the recipients of affection ifadesindeki recipients neyi belirtir?

  1. Sevgiyi alan kişiler
  2. Sevgiyi veren kişiler
  3. Verilen sevgi
Cevabı göster

Sevgiyi alan kişiler

In particular,

3:14

Özellikle,

how many conditions our love came attached with.

3:15

bize verilen sevginin kaç koşula bağlı olduğuna.

Some of us had parents who only knew

3:19

Bazılarımızın ebeveynleri sadece

how to give out

3:20

koşullu sevgiyi

the conditional kind of love.

3:21

nasıl vereceğini biliyordu.

It was all about the grades and the school reports. Kalıp ifadeler

3:24

Her şey notlar ve okul karneleri ile ilgiliydi.

Kalıp ifadeler

was all about: tek bir baskın odak

be all about + isim veya -ing biçiminde all, about sözcüğünün anlamını güçlendirir: Bir şeyin yalnızca konu değil, ana hatta tek odak olduğunu belirtir. Burada was all about the grades and the school reports, notların ve okul karnelerinin gerçekten önemli olan şeyler gibi görüldüğünü anlatır. Bu ifade, aşırı dar öncelikleri eleştirmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Tek bir baskın odağı göstermek için cümleyi be all about kalıbıyla tamamlayın: For Nina, the science fair ____ trying new ideas.

Cevabı göster

is all about

We therefore grew up, Dilbilgisi

3:26

Bu yüzden büyüdüğümüzde,

of course,

3:27

elbette,

to be high achievers.

3:28

yüksek başarı gösteren kişiler olduk.

Dilbilgisi

grew up, of course, to be: yetişkinlik sonucu ve ara yorum

Temel yapı grow up to be + isim veya sıfattır ve bir kişinin yetişkin olduğunda neye dönüştüğünü anlatır. to be bölümü büyümenin amacını değil, daha sonra ortaya çıkan sonucu gösterir. Of course, bu yapının içine yerleştirilmiş bir ara yorumdur. Çıkarıldığında We therefore grew up to be high achievers kalır. Burada sonuç beklenebilir bir şey gibi sunulur; bağlama göre bu kesinlik kutlayıcı değil, alaycı duyulabilir.

Alıştırma

İki boşluğu geçmiş zamandaki grow up ... to be kalıbıyla tamamlayın. of course sözleri yalnızca bir ara yorumdur: As her family expected, Ana ____, of course, ____ a teacher.

Cevabı göster

grew up · to be

But it's not so easy running around your whole life long, Dilbilgisi

3:30

Ancak hayatınız boyunca,

desperate to put out the raging fires of self-hatred, Deyimler

3:33

kendinden nefret etmenin şiddetli ateşini söndürmek için çaresizce,

Dilbilgisi

it's not so easy running: bir eylemin zorluğunu değerlendirmek

it's not so easy running yapısında it yalnızca özne yerini doldurur. running around biçimindeki -ing yan cümlesi, kolay olmadığı değerlendirilen eylemi adlandırır. Running, is running gibi sürerlik bildiren bir fiil yapısının parçası değildir. Burada running around your whole life long, içsel bir sorunla başa çıkmaya çalışırken bütün yaşamı sürekli meşgul geçirmek demektir; sözcüğü sözcüğüne oradan oraya koşmak anlamına gelmez. Tekrar kullanılabilen It's not so easy + -ing kalıbı, bir eylemin yapılırken ne kadar zor hissettirdiğini değerlendirir.

Alıştırma

Cümleyi belirtilen hedef kalıpla tamamlayın: ____ night shifts when you also have school.

Cevabı göster

It's not so easy working

Deyimler

put out the raging fires of self-hatred: duyguyu ateş olarak anlatan bir benzetme

Bu ifade, kendinden nefreti şiddetli yangınlar imgesine dönüştürür. Put out burada söndürmek demektir; dolayısıyla konuşan kişi, kendisine yönelik yoğun nefreti tekrar tekrar durdurmaya veya kontrol etmeye çalışan birini hayal eder. Yangınlar gerçek değildir. Raging, duyguyu güçlü ve kontrol edilmesi zor gösterirken fires sözcüğünün çoğul olması, bu mücadelenin yaşamın farklı alanlarında sürekli yeniden ortaya çıktığını düşündürür.

Alıştırma

Bu cümlede put out the raging fires of self-hatred ne anlama gelir?

  1. Kendinden nefret ettiğini herkese duyurması.
  2. Bir şeyi yok etmek için gerçek bir yangın başlatması.
  3. Kişinin kendisine yönelik yoğun nefretini bastırmaya veya yenmeye çalışması.
Cevabı göster

Kişinin kendisine yönelik yoğun nefretini bastırmaya veya yenmeye çalışması.

striving to impress everyone you meet

3:36

karşılaştığınız herkesi etkilemek için çabalayarak,

in search of an unsatisfied desire

3:39

hiç tatmadığınız ebeveyn onayına duyulan

for a parental approval you never knew.

3:41

tatminsiz bir arzunun peşinde koşmak o kadar da kolay değildir.

But others,

3:44

Ancak diğerleri,

the blessed ones who've known unconditional love from the start,

3:45

başından beri koşulsuz sevgiyi tanıyan o şanslı kişiler,

will be okay just to be.

3:48

sadece var olmakla bile iyi olacaklardır.

They won't have to do quite so much pushing.

3:51

Kendilerini bu kadar zorlamak zorunda kalmayacaklardır.

They'll have an inner basic buoyancy Deyimler

3:53

İçsel bir temel dayanıklılığa

guaranteed by the knowledge

3:55

sahip olacaklardır,

that they once mattered immeasurably.

3:57

çünkü bir zamanlar ölçülemeyecek kadar önemli olduklarını bilirler.

Deyimler

An inner basic buoyancy: duygusal toparlanma gücü

Bu cümlede an inner basic buoyancy, bir aksilikten sonra duygusal olarak toparlanmayı sağlayan derin ve istikrarlı bir gücün benzetmesidir. Fiziksel kaldırma kuvvetinin bir şeyi batmaktan koruması gibi, bu içsel özellik de kişinin yaşadığı zorluk altında ezilmemesine yardımcı olur. Inner ve basic, bu desteğin kısa süreli neşeli bir ruh hâlinden değil, kişinin benlik algısından kaynaklandığını gösterir. Burada bu güç, kişinin bir zamanlar biri için ölçülemeyecek kadar önemli olduğunu bilmesinden doğar.

Alıştırma

Bir başarısızlıktan sonra toparlanan biri anlatılırken “inner buoyancy” en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Kısa süreli bir heyecan patlaması
  2. Duygusal olarak toparlanmaya yarayan derin bir güç
  3. Suda yüzeyde kalma becerisi
Cevabı göster

Duygusal olarak toparlanmaya yarayan derin bir güç

A big reversal like being fired

3:59

İşten çıkarılmak gibi büyük bir aksilik

will be unpleasant,

4:02

hoş olmayacaktır,

it won't necessarily have to be a tragedy. Dilbilgisi

4:03

ancak mutlaka bir trajedi olmak zorunda da değildir.

Dilbilgisi

Won't necessarily have to be a tragedy: kaçınılmazlığı reddetmek

Won't necessarily have to be a tragedy ifadesi, olayın asla trajik olmayacağını garanti etmez. Not necessarily, zorunluluk iddiasını sınırlar: olayın trajediye dönüşmesi kaçınılmaz bir sonuç değildir. Have to, zorunluluk fikrini ekler. Birlikte won't necessarily have to be, “kaçınılmaz olarak dönüşmesi gerekmiyor” anlamına gelir; böylece konuşan kişi birden fazla olası sonuca yer bırakır.

Alıştırma

Hangi cümle kötü bir sonucun mümkün olduğunu, ancak kaçınılmaz olmadığını söyler?

  1. Losing the match will have to be a disaster.
  2. Losing the match won't necessarily have to be a disaster.
  3. Losing the match definitely won't be a disaster.
Cevabı göster

Losing the match won't necessarily have to be a disaster.

Knowing about the odd internal origins of self-esteem

4:08

Öz saygının o tuhaf içsel kökenlerini bilmek

is crucial because of how often we pursue goals Dilbilgisi

4:11

çok önemlidir, çünkü çoğu zaman başarının nihayet bize

Dilbilgisi

because of how often + özne + fiil

Burada because of ifadesinden sonra how often we pursue goals gömülü yan cümlesi gelir. Bu yan cümlenin tamamı bir isim öbeği gibi çalışır ve eylemin sıklığını bu bilgiyi önemli kılan neden olarak gösterir. İfade yalnızca insanların hedeflerin peşinden gittiğini söylemez. Bu davranışın çok sık gerçekleşmesinin konuyu önemli kıldığını söyler. because of how often + özne + fiil kalıbı, bir yargıyı veya sonucu açıklayan şey sıklığın kendisi olduğunda kullanışlıdır.

Alıştırma

Sıklığın kendisini neden yapmak için hedef yapıyı kullanın: Keeping an umbrella nearby makes sense ____ it rains here.

Cevabı göster

because of how often

in the belief that success will at last give us Kalıp ifadeler

4:14

kendimizi iyi hissetmenin anahtarlarını vereceği inancıyla

the keys to feeling good about ourselves. Deyimler

4:17

hedeflerin peşinden koşarız.

Kalıp ifadeler

in the belief that + yan cümle

In the belief that, kişinin eylemde bulunurken doğru kabul ettiği bir düşünceyi tanıtır. Burada insanlar, başarının sonunda kendilerini iyi hissetmelerini sağlayacağı varsayımıyla başarının peşinden gider. Kalıp in the belief that + yan cümle şeklindedir. Bir eylemin arkasındaki düşünceyi açıklar, ancak inancın doğru olduğunu söylemez; konuşmacı bu inancı sorguluyor bile olabilir.

Alıştırma

Eylemin bir varsayıma dayandığını göstermek için resmî hedef ifadeyi kullanın: Lena took a map ____ the trail would be hard to follow.

Cevabı göster

in the belief that

Deyimler

kendimizi iyi hissetmenin anahtarları

The keys to bir benzetme kullanır: Bir anahtarın kapıyı açması gibi, a key to something bir sonuca ulaşmak için gerekli olan şeyi ifade eder. Burada başarı, insanların sonunda kendilerini iyi hissetmelerini sağlayacak araç olarak düşünülüyor. Bu yapıda to bir edattır; bu nedenle ardından bir isim veya -ing biçimi gelir: the key to confidence; the key to feeling better. Birden fazla temel etken kastedildiğinde keys kullanılır.

Alıştırma

Bir sonuca ulaşmanın temel yolunu anlatmak için key to ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Patience and practice are the keys learning this skill.
  2. Patience and practice are the keys to learning this skill.
  3. Patience and practice are the keys to learn this skill.
Cevabı göster

Patience and practice are the keys to learning this skill.

It seems the truth is slightly darker.

4:20

Görünüşe göre gerçek biraz daha karanlık.

You might ostensibly be doing very well at work,

4:22

İşinizde görünüşte çok iyi gidiyor olabilirsiniz,

but if your dad was a big shot Deyimler

4:25

ancak babanız önemli bir şahsiyetse

or your school buddy became president

4:26

veya okul arkadaşınız başkan olduysa

Deyimler

a big shot: etkili ve önemli bir kişi

A big shot, özellikle bir kuruluşta veya mesleki alanda yüksek statüye, güce ya da etkiye sahip bir kişiyi anlatan gündelik bir deyimdir. Burada babanın mesleki veya toplumsal açıdan önemli olduğu anlamına gelir. İfade bir kişiyi belirtir; bu kullanımda shot silah sesine gönderme yapmaz.

Alıştırma

'Her aunt is a big shot in the film industry,' cümlesinde a big shot ne anlama gelir?

  1. yüksek sesli bir silah sesi
  2. etkili veya önemli bir kişi
  3. fiziksel olarak büyük bir fotoğraf
Cevabı göster

etkili veya önemli bir kişi

or your parents didn't you up

4:28

veya aileniz sizi

with the right unconditional sort of love,

4:30

doğru ve koşulsuz bir sevgiyle büyütmediyse,

no amount of striving, goal-scoring,

4:33

ne kadar çabalarsanız çabalayın, ne kadar gol atarsanız atın,

and medal-winning

4:35

veya ne kadar madalya kazanırsanız kazanın

is ever really going to do it.

4:36

hiçbir şey bunu gerçekten telafi etmeyecektir.

This changes where we should imagine our challenges lie. Anlatım akışı

4:38

Bu, zorluklarımızın nerede yattığını hayal ettiğimiz yeri değiştirir.

Anlatım akışı

“This changes...” ile zorluğun yerini yeniden belirlemek

Burada “This changes...”, önceki kanıtı sorunu yeni bir çerçeveye oturtan bir sonuca dönüştürür. Yalnızca başka bir olgu eklemez; kanıtın, asıl zorluğun bulunduğunu düşündüğümüz yeri değiştirdiğini söyler. “where we should imagine our challenges lie” bölümünde lie, “bulunmak” veya “var olmak” anlamındadır. Cümlenin bütünü, savın bundan sonraki kısmında sorunun farklı bir yerde aranması gerektiğine işaret eder.

Alıştırma

Vurgulanan cümle, sav içinde hangi görevi yerine getiriyor?

  1. Yeni kanıtların, asıl sorunun nerede olduğuna ilişkin düşünceyi değiştirdiğini söyler.
  2. Birini yalan söylemekle suçlar.
  3. Analizi değiştirmeden bir zorluk daha ekler.
Cevabı göster

Yeni kanıtların, asıl sorunun nerede olduğuna ilişkin düşünceyi değiştirdiğini söyler.

Feeling good about ourselves

4:41

Kendimiz hakkında iyi hissetmek

isn't ultimately something we can bring about Öbek fiiller

4:43

nihayetinde sadece mesleki veya ekonomik başarılarla

through professional or economic achievements alone.

4:45

ortaya çıkarabileceğimiz bir şey değildir.

Öbek fiiller

bring about: bir sonuç ortaya çıkarmak

“Bring about”, “bir şeyin gerçekleşmesine neden olmak” veya “bir sonuç ortaya çıkarmak” anlamına gelir. Nesnesi genellikle bir değişim, sonuç ya da durumdur; fiziksel olarak taşınan bir eşya değildir. Burada “something we can bring about”, “feeling good about ourselves” ifadesine gönderme yapar. Cümle, yalnızca mesleki veya ekonomik başarıların sonuçta bu duyguyu ortaya çıkaramayacağını söyler.

Alıştırma

Cümleyi “gerçekleşmesine neden olmak” anlamındaki iki sözcüklü phrasal verb ile tamamlayın: The new safety rule helped ____ a sharp drop in accidents.

Cevabı göster

bring about

In huge part,

4:49

Büyük ölçüde,

it's going to be about coming to terms with ourselves, Deyimler

4:50

kendimizle barışmakla,

Deyimler

Kendimizi kabullenmek

Burada coming to terms with ourselves, geçmişimizin acı veren yönleri de dâhil olmak üzere kim olduğumuzu zamanla dürüstçe ve daha sağlam biçimde kabullenmek anlamına gelir. İfade, hızlı bir kararı değil, duygusal bir süreci anlatır. Dönüşlülük zamiri ourselves, kabul eden kişilerle kabul edilen kişilerin aynı “biz” olduğunu gösterir. Coming to terms with something, bir şeyi sevmek veya değişmekten vazgeçmek demek değildir; onun gerçekliğini artık inkâr etmemek ya da onunla sürekli mücadele etmemek demektir. Bu bir deyimdir; dolayısıyla terms burada “sözleşme koşulları” anlamına gelmez.

Alıştırma

“Zor bir gerçeği zamanla kabullenmek” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: After months of feeling angry about the move, Maya began ____ her new life.

Cevabı göster

to come to terms with

the result of understanding our past,

4:53

geçmişimizi ve orada yatabilecek

and the dynamics of shame,

4:55

utanç,

conditionality,

4:57

koşulluluk

and humiliation that might lie there.

4:57

ve aşağılanma dinamiklerini anlamanın bir sonucu olacaktır.

It turns out that high self-esteem Anlatım akışı

5:00

Anlaşılan o ki, yüksek öz saygı

seems largely to be a prize of psychology Deyimler

5:02

büyük ölçüde ekonomiyle ilişkili olarak dünyada

rather than the fruit of anything we might achieve

5:05

elde edebileceğimiz herhangi bir şeyin meyvesinden ziyade

out in the world in relation to the economy.

5:08

psikolojinin bir ödülü gibi görünmektedir.

Anlatım akışı

Sonradan ortaya çıkıyor ki…

It turns out that, cümleyi kanıt, düşünme veya deneyim sonrasında ulaşılan bir sonuç olarak düzenler. Burada özsaygıyla ilgili iddianın önceki tartışmanın vardığı sonuç olduğunu gösterir ve okuyucunun önceki beklentisini de düzeltebilir. It, hazırlayıcı öznedir; asıl bilgi that ile başlayan yan cümlede gelir. Bu kullanımda turn out, “doğru olduğu ortaya çıkmak veya sonradan öyle olduğu anlaşılmak” demektir; fiziksel olarak dönmek ya da bir şeyi kapatmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Sonradan keşfedilen bir sonucu açıklayan kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ the keys were in my bag all along.

Cevabı göster

It turns out that

Deyimler

“a prize of psychology rather than the fruit of anything we might achieve” ifadesindeki mecazlı karşıtlık

Bu ifade, yüksek öz saygının iki kaynağını mecazlarla sunar. “a prize of psychology”, çocuklukta görülen ilgi ve kişinin kendini başkalarıyla karşılaştırması gibi psikolojik deneyimlerin kazandırdığı bir şeyi anlatır; gerçek bir ödül değildir. “the fruit of anything we might achieve”, dış dünyadaki başarıların ortaya çıkardığı sonucu anlatır; gerçek bir meyve değildir. “rather than”, konuşanın hangi açıklamayı öne çıkardığını gösterir: yüksek öz saygı, ekonomik ya da dış dünyadaki başarılardan değil, esas olarak psikolojik kaynaklardan geliyor gibi görünmektedir. “prize” ile “fruit” sözcüklerinin eşleştirilmesi, nedenlerle ilgili soyut bir iddiayı canlı bir karşıtlığa dönüştürür.

Alıştırma

Burada “a prize of psychology rather than the fruit of anything we might achieve” ne anlama geliyor?

  1. Yüksek öz saygı yalnızca çok çalışarak kazanılan bir ödüldür.
  2. Yüksek öz saygı, dış dünyadaki başarılardan değil, esas olarak psikolojik koşullardan kaynaklanır.
  3. Psikologlar ekonomik başarı elde eden kişilere ödül verir.
Cevabı göster

Yüksek öz saygı, dış dünyadaki başarılardan değil, esas olarak psikolojik koşullardan kaynaklanır.