Dünya fast food'u sevmeyi nasıl öğrendi ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Program, fast foodun 1950’lerin Amerika’sından dünyaya yayılışını inceliyor; yükselişini ABD’nin ekonomik gücü ve fırsat idealiyle ilişkilendiriyor, ardından bu başarıyı McDonald’s’ın İzlanda’da reddedilmesi ve sonunda kapanmasıyla karşılaştırıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. The rise of fast food reflected the rise of American economic power — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: “rise of” tekrarının nasıl belirgin bir paralellik kurduğunu ve “reflected” sözcüğünün görünür bir ticari eğilimi daha geniş bir ekonomik gelişmeyle nasıl ilişkilendirdiğini öğrenin. Kültür, teknoloji veya tüketici davranışındaki değişimlerin daha büyük toplumsal dönüşümleri gösterdiğini anlatırken bu yapıyı uyarlayabilirsiniz. 2. the American Dream, — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Sıkı çalışma ve kararlılıkla herkesin başarıya ve mutluluğa ulaşabileceğini savunan Amerikan kültürel inancını anlayın. Bu bağlam, serveti veya yükseköğrenimi olmayan kurucuların ve katıldıkları fast food sistemlerinin neden yalnızca ticari öyküler değil, fırsat simgeleri olarak sunulduğunu açıklar. 3. McDonald's got a frosty reception — Deyimler ve mecazlı ifadeler: “frosty” sözcüğünün gerçek soğuk havayı değil, mesafeli, düşmanca veya isteksiz bir karşılamayı anlattığını fark edin. Medyada yaygın olan bu mecazı; bir şirketin, önerinin, gösterinin ya da yeni fikrin çekince, eleştiri veya düşük ilgiyle karşılandığını bildirirken kullanabilirsiniz.
Bu derste
this is 6 Minute English from BBC Learning English.
0:08bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.
there's no doubt fast food is popular. Kalıp ifadeler
0:15fast food'un popüler olduğuna hiç şüphe yok.
Love it or hate it: bölünmüş görüşleri kabul etmek
“Love it or hate it”, “insanlar ona karşı ister çok olumlu ister çok olumsuz duygular beslesin” anlamına gelen kalıplaşmış bir ödünleme girişidir. Bir şeyi sevme ya da ondan nefret etme emri değildir. Önce görüşlerin keskin biçimde ayrıldığını kabul eder, ardından dikkati konuşanın bu görüşlerden bağımsız olarak doğru kaldığını söylediği bir iddiaya yöneltir. Yeniden kullanılabilir kalıp “Love it or hate it, + iddia” şeklindedir.
Alıştırma
Şu cümledeki giriş ne anlama gelir: “Love it or hate it, electric cars are changing the auto industry”?
- İnsanlara elektrikli otomobilleri sevmekle onlardan nefret etmek arasında seçim yapmalarını söyler.
- Yalnızca elektrikli otomobilleri seven kişilerin değişimi görebileceğini söyler.
- Güçlü görüş ayrılıklarını kabul ettikten sonra bunlardan bağımsız olarak geçerli olan bir iddia sunar.
Cevabı göster
Güçlü görüş ayrılıklarını kabul ettikten sonra bunlardan bağımsız olarak geçerli olan bir iddia sunar.
there's no doubt: çok kesin bir iddiada bulunmak
“There’s no doubt”, konuşanın sonraki ifadenin doğru olduğundan son derece emin olduğunu belirtir. Burada hazır yiyeceklerin popüler olduğu iddiasını güçlendirir; gerçekten birinin şüphe dile getirdiği anlamına gelmez. “There’s no doubt (that) + yan cümle” kalıbını kullanın. Örnekte olduğu gibi konuşmada “that” çoğu zaman atılır, ancak kullanılması da doğrudur.
Alıştırma
“Konuşan tamamen emin” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ that clean water is essential to public health.
Cevabı göster
There's no doubt
I think sometimes it can be quite convenient, Ton ve niyet
0:23Bazen oldukça pratik olabileceğini düşünüyorum,
not really, no: yumuşatılmış olumsuz cevap
Not really, no. olumsuz bir cevabı daha yumuşak biçimde verir. Burada not really, “pek değil” ya da “özellikle değil” anlamındadır; sondaki no ise genel cevabın olumsuz olduğunu netleştirir. Bazı istisnalara yer bırakmak istediğinizde bu kalıbı kullanabilirsiniz. Bir olumlu noktayı kabul etseniz bile temel duygunuz veya görüşünüz yine olumsuzdur.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “Do you like camping?” diye soruyor. Pek sevmediğinizi anlatan, ancak tek başına söylenen No kadar sert olmayan cevap hangisidir?
- Yes, absolutely.
- I don't understand the question.
- Not really, no.
Cevabı göster
Not really, no.
I think sometimes it can be quite convenient: temkinli ve sınırlı olumlu değerlendirme
Bu yan cümlede birkaç yumuşatıcı üst üste kullanılır. I think düşünceyi kişisel bir değerlendirme olarak sunar; sometimes bunun ne sıklıkta doğru olduğunu sınırlar; can be ifadeyi belirli durumlarla sınırlar; quite convenient ise burada orta derecede olumlu bir değerlendirme verir. Bu seçimler birlikte temkinli bir ödün oluşturur: konuşan kişi sınırlı bir avantajı kabul eder, ancak bunu güçlü bir övgüye veya tamamen olumlu bir görüşe dönüştürmez.
Alıştırma
Hangi cümle, konuşan kişinin görüşünü temkinli tutarken sınırlı bir olumlu değerlendirmeyi en iyi şekilde verir?
- I think the app can sometimes be quite useful, but it does not work well offline.
- The app is definitely perfect in every situation.
- I do not think the app is useful at all.
Cevabı göster
I think the app can sometimes be quite useful, but it does not work well offline.
whatever you think about them: ödünleme bildiren bir geçiş
Whatever you think about them ana cümleden önce gelir ve “onlar hakkındaki görüşünüz ne olursa olsun” anlamını taşır. Buradaki them, daha önce söz edilen fast food markalarını belirtir. Bu bölümün tamamı ödünleme bildiren bir yan cümledir. Önce insanların farklı görüşlere sahip olabileceğini kabul eder, ardından konuşmacının bu görüşlere rağmen geçerli saydığı ana iddiaya geçer. Buradaki whatever bilgiyi düzenler; tek başına söylenen ve umursamazlık bildiren Whatever! cevabı değildir.
Alıştırma
“Whatever you think about the plan, it will affect everyone,” cümlesindeki başlangıç yan cümlesinin işlevi nedir?
- Konuyu önemsiz sayıp bir kenara bırakır.
- Dinleyiciden görüşünü açıklamasını ister.
- Görüşlerin farklı olabileceğini kabul ettikten sonra yine de geçerli kalan bir iddia sunar.
Cevabı göster
Görüşlerin farklı olabileceğini kabul ettikten sonra yine de geçerli kalan bir iddia sunar.
we'll be discussing the global spread of fast food from its beginnings in 1950s America. Anlatım akışı
0:401950'ler Amerika'sındaki başlangıcından itibaren fast food'un küresel yayılışını tartışacağız.
we'll be discussing ... from ...: konuyu ve başlangıç noktasını önceden bildirmek
We'll be discussing programın gündemini önceden bildirir: yalnızca gelecekteki bir eylemi anlatmak yerine, dinleyicilere sırada hangi konunun ele alınacağını söyler. The global spread of fast food konuyu adlandırırken from its beginnings in 1950s America anlatının tarihsel başlangıç noktasını belirler. Yeniden kullanılabilir kalıp In + ortam, we'll be discussing + konu + from + başlangıç noktası şeklindedir. From, tartışmanın yalnızca başlangıç dönemiyle sınırlı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle hem sunum konusunu hem de konunun tarihsel başlangıç noktasını en doğal biçimde önceden bildirir?
- Yesterday, we discussed the city's early port history.
- Today, the city grew from a small port.
- Today, we'll be discussing the growth of the city from its beginnings as a small port.
Cevabı göster
Today, we'll be discussing the growth of the city from its beginnings as a small port.
we'll be learning some useful new words and phrases.
0:47bazı yararlı yeni kelimeler ve ifadeler öğreneceğiz.
how many fast food restaurants are there in the UK? Dilbilgisi
0:54Birleşik Krallık'ta kaç tane fast food restoranı var?
How many ... are there ...?: bir yerde kaç tane olduğunu sormak
Bir yerde kaç kişi veya nesne bulunduğunu sormak için How many + çoğul sayılabilen isim + are there + yer? yapısını kullanın. Bu cümlede fast food restaurants sayılan şeyi, in the UK ise yeri belirtir. Bu, varlık bildiren There are ... yapısının soru biçimidir. Standart ve tam bir soruda are there korunmalıdır. How many fast food restaurants in the UK? ifadesi, sözcüklerin atılmasına izin veren çok açık ve günlük bir bağlam olmadığı sürece yalnızca eksik bir parçadır.
Alıştırma
Eksik iki sözcüklü yapıyı ekleyerek varlık sorusunu tamamlayın: How many computers ____ in the library?
Cevabı göster
are there
I'm going to go for B: bir seçeneği seçmek
Burada go for, sunulan cevaplar arasından seçim yapmak anlamına gelir. B seçenektir ve 42,000, B'nin hangi cevabı temsil ettiğini belirtir. B'ye doğru hareket etmek veya bir şeyi kazanmaya çalışmak anlamına gelmez. I'm going to, seçimi konuşanın şu anki planı veya kararı olarak sunar. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp I'm going to go for + seçenek biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve seçmek anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After comparing the three backpacks, I'm going to ____ the blue one.
Cevabı göster
go for
find out: bir bilgiyi öğrenmek veya ortaya çıkarmak
Bu cümlede find out, daha önce bilinmeyen bir bilgiyi öğrenmek veya ortaya çıkarmak anlamına gelir. Cevap daha sonra açıklanacaktır; ifade fiziksel bir nesneyi bulmak anlamına gelmez. Find out sonrasında find out the answer örneğindeki gibi bilgi belirten bir isim kullanılabilir. Ayrıca find out why it happened veya find out whether the shop is open örneklerindeki gibi bir yan cümle de gelebilir.
Alıştırma
Hangi cümle doğal biçimde “Makinenin neden durduğunu öğrenmemiz gerekiyor” anlamına gelir?
- We need to find the machine in the workshop.
- We already know why the machine stopped.
- We need to find out why the machine stopped.
Cevabı göster
We need to find out why the machine stopped.
and milkshakes have been popular since the 1950s. Dilbilgisi
1:18ve milkshake gibi ucuz ve kolay yiyecekler 1950'lerden beri popüler.
have been popular since...: geçmişten bugüne süren durum
Have been popular, be popular ifadesinin present perfect biçimidir. Since the 1950s başlangıç noktasını belirtir. Bu nedenle ifadenin tamamı, popülerliğin 1950'lerde başladığını ve günümüze kadar devam ettiğini anlatır. Bu yapıda since sonrasında since Monday veya since 2010 örneklerindeki gibi bir başlangıç noktası gelir. Present perfect, geçmişteki bu başlangıç noktasını şimdiki zamana bağlar.
Alıştırma
Boşluğu be fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın. Kafe bugün de popülerdir: This café ____ popular since 2010.
Cevabı göster
has been
traces the history of: zaman içindeki gelişimi göstermek
traces the history of American fast food ifadesinde trace, bir şeyin nasıl başladığını ve zaman içinde nasıl değiştiğini izleyip açıklamak anlamına gelir. Burada bir şeklin dış çizgisini çizmek ya da hareket eden bir kişinin veya nesnenin yerini bulmak anlamında değildir. which ile başlayan yan cümle Drive-Through Dreams hakkında ek bilgi verir: kitap, Amerikan fast food kültürünün gelişimini izler. Bu yapı, bir kitabın veya programın hangi konuyu ele aldığını hızlıca belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede trace, “bir şeyin zaman içinde nasıl geliştiğini göstermek” anlamında kullanılmıştır?
- Investigators trace the missing phone's location.
- The documentary traces the history of electric cars.
- Leo traces a circle on the paper.
Cevabı göster
The documentary traces the history of electric cars.
how it all got started: her şeyin nasıl başladığını açıklamak
How it all got started, her şeyin nasıl başladığı anlamına gelir. It all, daha önce konuşulan konuyu tek ve bütün bir hikâye ya da gelişim olarak ele alır. Got started, bu büyük bütünün kökenini anlatır; bir kişinin tek bir eyleme başlama kararını anlatmaz. Burada sözcükler tells fiilinden sonra how ile başlayan gömülü bir soru yan cümlesi oluşturur. Gömülü soruda düz cümle sırası kullanılır: how + özne + fiil. Bu nedenle how it all got started doğrudur. Doğrudan soru ise How did it all get started? olur.
Alıştırma
Hangi cümlede explained fiilinden sonra how ile başlayan gömülü yan cümle doğru kullanılmıştır?
- The founder explained how the company got started.
- The founder explained how did the company get started.
- The founder explained how the company did got started.
Cevabı göster
The founder explained how the company got started.
At the heart of the story of fast food is a very anyone can do this sense. Deyimler
1:35Fast food hikayesinin merkezinde tam bir 'bunu herkes yapabilir' hissi var.
At the heart of the story of...: ana düşünceyi belirtmek
At the heart of the story of... ifadesinde heart, merkezdeki veya en önemli bölüm için kullanılan bir mecazdır. Burada ifade, konuşmacının hızlı yemek hikâyesinin arkasındaki ana düşünceyi söylemek üzere olduğunu gösterir; fiziksel bir kalpten söz edilmez. At the heart of + konu + is/are + ana düşünce kalıbı önce konuyu sunar, ardından is veya are sonrasında temel düşünceyi açıklar. Bir açıklamayı en önemli noktaya odaklamak için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve “merkezî mesele” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: ____ the disagreement is a question of trust.
Cevabı göster
At the heart of
A lot of the company founders didn't have a college degree,
1:41Şirket kurucularının birçoğunun üniversite diploması yoktu,
who didn't have a high school degree in a lot of instances,
1:46birçok durumda lise diploması bile olmayanlar vardı,
who were ready to plug themselves into a system that would work for them. Öbek fiiller
1:51dahil olmaya hazır insanlardı.
didn't come from money: varlıklı bir ailede büyümemiş olmak
Bir kişi comes from money ise varlıklı bir ailede doğmuş veya büyümüş demektir. Olumsuz biçim olan didn't come from money, bu kurucuların böyle varlıklı bir aile geçmişine sahip olmadığını söyler. Bu ifade aile servetini anlatır; şu anki maaşı veya belirli bir miktar paranın nereden geldiğini anlatmaz. Şimdiki biçim she comes from money kişinin genel aile geçmişini verirken he didn't come from money geçmişe dönük bir köken anlatımına uygundur.
Alıştırma
Hangi cümle Omar'ın varlıklı bir ailede büyümediği anlamına gelir?
- Omar didn't come from money.
- Omar didn't make much money.
- Omar didn't come into any money.
Cevabı göster
Omar didn't come from money.
plug themselves into a system: mevcut bir yapıya etkin biçimde katılmak
Burada plug themselves into a system, bir cihazı sisteme bağlama fikrini kullanarak insanların mevcut bir çalışma düzenine etkin biçimde katılmasını anlatır. Bu düzen içinde çalışabilmek için kendilerini onun süreçlerine ve kaynaklarına bağlarlar. Bu bağlamda system, tekrarlanabilir bir iş modelidir. İfade, her şeyi sıfırdan kurmak yerine kendileri için zaten işleyen bir yapıdan yararlanmayı vurgular.
Alıştırma
Cümleyi plug oneself into ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: New volunteers can ____ the support network on their first day.
Cevabı göster
plug themselves into
it made opportunity very, Dilbilgisi
1:57bunun Amerikan deneyiminin yeni bir parçası olduğu bir zamanda
very easy in a time when that was a new part of the American experience.
1:59fırsatları çok, ama çok kolaylaştırdı.
made opportunity very, very easy: make + nesne + sıfat
Bu yan cümle, ortaya çıkan durumu anlatmak için make + nesne + sıfat yapısını kullanır. it nedeni belirtir, opportunity nesnedir ve easy sonucu anlatan sıfattır. Bu bağlamda easy, fırsatın kendisinin basit olduğu anlamına gelmez. Sıkıştırılmış bu ifade, sistemin fırsatlara erişmeyi veya onlardan yararlanmayı kolaylaştırdığı anlamındadır. very sözcüğünün tekrarı konuşmada güçlü bir vurgu yapar.
Alıştırma
Sonucu anlatmak için make + nesne + sıfat yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The new map made the route easily to follow.
- The new map made the route was easy to follow.
- The new map made the route easy to follow.
Cevabı göster
The new map made the route easy to follow.
it was the American dream in a very small way Anlatım akışı
2:06çok küçük bir ölçekte Amerikan rüyasıydı
that became the American dream in a very big way.
2:09ve çok büyük bir ölçekte Amerikan rüyasına dönüştü.
in a very small way ... in a very big way: sınırlı bir kapsamdan geniş bir etkiye geçiş
in a very small way ve in a very big way şeklindeki eş ifadeler, cümleyi sınırlı bir ölçekten geniş bir öneme doğru ilerleyecek biçimde düzenler. Burada way, “açı veya anlam” demektir; bu yüzden small ve big fiziksel boyutu değil, etkinin kapsamını ve önemini anlatır. the American dream ifadesinin tekrarı, aynı idealin daha geniş bir çerçevede yeniden sunulduğunu gösterir: önce küçük ve yerel bir fırsattır, sonra çok daha büyük bir toplumsal düşünceye dönüşür. Bu kalıp, bir savı belirli bir örnekten daha geniş bir iddiaya taşıyabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, sınırlı bir başlangıçtan geniş bir etkiye geçmek için aynı küçükten büyüğe kalıbını kullanıyor?
- The neighbourhood project began with a small map and later printed a big map.
- The neighbourhood project began in a small way but influenced the whole city in a big way.
- The neighbourhood project began in a careful way and finished in a hurried way.
Cevabı göster
The neighbourhood project began in a small way but influenced the whole city in a big way.
The rise of fast food reflected the rise of American economic power Anlatım akışı
2:12Fast food'un yükselişi, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra
The rise of X reflected the rise of Y: görünür bir eğilimle daha geniş bir değişimi göstermek
Cümle, aralarına reflected yerleştirilen The rise of X ve the rise of Y şeklindeki paralel isim öbeklerini kullanır. Gözlemlenebilir bir eğilim olan fast foodun yaygınlaşması, daha geniş bir eğilimin, yani Amerikan ekonomik gücündeki büyümenin kanıtı veya göstergesi olarak sunulur. Burada reflected, “gösterdi veya somutlaştırdı” anlamına gelir; “ışığı geri yansıttı” demek değildir. Belirli bir olguyu daha büyük bir örüntüye bağlar ancak tek başına birincinin ikinciye neden olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Hangi cümle, doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi ileri sürmeden gözle görülür bir eğilimin daha geniş bir değişimi gösterdiğini söylüyor?
- The rise of digital payments reflected a broader change in consumer habits.
- The rise of digital payments caused a broader change in consumer habits.
- The rise of digital payments coincided with a broader change in consumer habits.
Cevabı göster
The rise of digital payments reflected a broader change in consumer habits.
When Adam says that this lies at the heart of the story,
2:19Adam bunun hikayenin merkezinde (at the heart of) yer aldığını söylediğinde,
he means it's the most important part of the story.
2:23hikayenin en önemli parçası olduğunu kastediyor.
when the famous brands we know today were just beginning,
2:28bugün bildiğimiz ünlü markaların henüz yeni başladığı dönemde,
anyone with a can-do attitude could sell fast food. Kelime
2:32yapabilirim (can-do) tutumuna sahip herkes fast food satabilirdi.
can-do attitude: harekete geçme ve sorun çözme isteği
Bu cümlede can-do attitude, harekete geçmeye ve çözüm bulmaya yönelik olumlu ve pratik bir isteği ifade eder. Yalnızca neşeli birini değil, sorunların üstesinden gelinebileceğine inanan ve denemeye hazır olan birini anlatır. Can-do, attitude sözcüğünü niteleyen, kısa çizgili bir bileşik sıfattır. Tek bir bütün olarak anlaşılmalıdır; yardımcı fiil can ile ana fiil do’nun art arda geldiği normal yapı değildir.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve harekete geçip sorun çözmeye hazır olmayı anlatan kısa çizgili bileşik sıfatla tamamlayın: Her ____ attitude helped us find a solution.
Cevabı göster
can-do
A can-do attitude describes someone who is confident and determined
2:36Yapabilirim tutumu (can-do attitude), sorunları çözme ve sonuç elde etme konusunda
Which is exactly what happened at successful restaurants
2:43Ki bu da başarılı restoranlarda olan şeyin ta kendisiydi
can achieve success through hard work and determination. Kalıp ifadeler
2:57çok çalışma ve kararlılık yoluyla başarıya ulaşabileceği fikrini.
the American Dream: fırsat ve başarıya ilişkin kültürel bir ideal
The American Dream, ABD kültürüne özgü bir idealdir: insanlar başlangıç noktaları ne olursa olsun sıkı çalışma ve kararlılıkla hayatlarını iyileştirme ve başarıya ulaşma fırsatına sahip olmalıdır. Bu cümlede the idea that... biçimindeki açıklayıcı eşleme bu anlamı doğrudan açıklar. Bu bir ideal veya toplumsal anlatıdır; herkesin gerçekte eşit fırsatlara sahip olduğuna ya da mutlaka başarılı olacağına dair bir söz değildir. Markaları bunun simgesi olarak tanımlamak, onların ticari başarısını bu daha geniş ulusal düşünceyle ilişkilendirir.
Alıştırma
ABD toplumu hakkındaki bir tartışmada the American Dream en yaygın olarak neyi ifade eder?
- Her Amerikalının uyurken gördüğü sıradan bir rüya
- İnsanların fırsat ve sıkı çalışmayla hayatlarını iyileştirip başarıya ulaşabileceğini savunan kültürel bir ideal
- Amerika Birleşik Devletleri'ndeki herkesin zengin olacağını garanti eden bir yasa
Cevabı göster
İnsanların fırsat ve sıkı çalışmayla hayatlarını iyileştirip başarıya ulaşabileceğini savunan kültürel bir ideal
achieve success through hard work and determination: sıkı çalışma ve kararlılıkla başarıya ulaşmak
Achieve success, “başarıya ulaşmak” demektir. Through hard work and determination, bu sonucu mümkün kılan aracı belirtir. Burada through, bir yerin bir tarafından diğer tarafına geçmek değil, “aracılığıyla” veya “sayesinde” anlamındadır. Kullanılabilir kalıp achieve success through + bir yöntem, nitelik veya çaba şeklindedir. Hard work ve determination, and ile bağlanan iki araçtır.
Alıştırma
Yıllarca süren düzenli çalışmanın başarıya ulaşma aracı olduğunu doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The team achieved success through years of steady practice.
- The team achieved success across years of steady practice.
- The team achieved success into years of steady practice.
Cevabı göster
The team achieved success through years of steady practice.
you can visit two McDonald's on opposite sides of the planet Kalıp ifadeler
3:08gezegenin karşıt taraflarındaki iki McDonald's'ı ziyaret edip
on opposite sides of the planet: gezegenin birbirine çok uzak taraflarında
On opposite sides of the planet, iki yerin birbirinden son derece uzakta, genellikle dünyanın çok farklı bölgelerinde bulunduğunu canlı bir biçimde anlatır. Planet kelimesi ifadeye küresel bir ölçek katar; yalnızca yakındaki bir yerin farklı taraflarını anlatmaz. Bu cümlede ifade bir karşıtlık kurar: restoranlar arasında çok büyük bir mesafe vardır, ancak yemek tamamen aynı olabilir.
Alıştırma
Bu cümlenin en olası anlamı nedir: The two researchers live on opposite sides of the planet.?
- Aynı sokağın farklı taraflarında yaşıyorlar.
- Dünyanın farklı bölgelerinde, birbirlerinden son derece uzakta yaşıyorlar.
- Dünya üzerinde tam olarak karşıt noktalarda yaşıyor olmalılar.
Cevabı göster
Dünyanın farklı bölgelerinde, birbirlerinden son derece uzakta yaşıyorlar.
But not every country opened its arms in welcome. Deyimler
3:14Ancak her ülke onu kucak açarak karşılamadı.
opened its arms in welcome: coşkuyla kabul etme
opened its arms in welcome, sıcak bir kabulü anlatmak için kollarını uzatan bir insan görüntüsünü kullanır. Özne every country olduğu için eylem mecazidir: bir ülke gerçek anlamda kollarını açamaz. not every country ile birlikte cümle, bazı ülkelerin gelen şeyi hoş karşılamadığını ya da isteyerek kabul etmediğini anlatır. İfade yalnızca izin vermeyi değil, coşku ve açıklığı vurgular.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve “onları coşkuyla karşıladı” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: When the exchange students arrived, the school ____.
Cevabı göster
opened its arms in welcome
Iceland for one: bir örnek sunma
for one, Iceland'dan sonra gelerek onu az önce söz edilen daha büyük grubun somut bir örneği olarak gösterir. Bu parça “İzlanda buna bir örnektir” anlamına gelir ve her ülkenin hoş karşılamadığı yönündeki önceki iddiayı destekler. Burada one, numaralı bir liste başlatmaz. for one, temsil niteliğinde bir örnek seçer ve çoğu zaman başka örneklerin de verilebileceğini düşündürür.
Alıştırma
Hangi cümlede for one daha büyük bir gruptan tek bir örnek sunmak için kullanılmıştır?
- For once, the chess club finished early.
- The chess club won one match.
- Many school clubs meet after class—the chess club, for one.
Cevabı göster
Many school clubs meet after class—the chess club, for one.
who used to work...: geçmiş bir durum için used to + fiilin yalın hâli
who used to work in McDonald's ifadesinde used to + fiilin yalın hâli olan work, geçmişte geçerli olan ancak artık geçerli olmayan ya da değiştiği anlaşılan bir durumu anlatır. Burada Andie'nin önceki işini belirtirken now onun şu anki rolüne işaret eder. who ile başlayan yan cümle, Andie hakkında ek bilgi verir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp özne + used to + fiilin yalın hâlidir; günümüzle karşıtlık oluşturan geçmiş bir alışkanlık veya durum için kullanılır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi used to + work fiilinin yalın hâliyle tamamlayın: Leo ____ at home, but now he works in an office.
Cevabı göster
used to work
when it started selling burgers in Iceland's capital,
3:34İzlanda'nın başkentinde burger satmaya başladığında,
got a frosty reception: soğuk ve hoş karşılamayan bir tepki almak
Got a frosty reception, «soğuk veya hoş karşılanmayan bir tepkiyle karşılaştı» anlamına gelir. Frosty, sıcaklık kavramını sıcaklık ve coşku eksikliğine benzeten bir mecazdır; bu nedenle ifade İzlanda'nın hava durumunu anlatmaz. Buradaki reception, otel resepsiyonu değil, McDonald's Reykjavik'te hamburger satmaya başladığında insanların verdiği tepki anlamındadır. İfade, şirketin gelişinin çok az coşku veya onay gördüğünü anlatır.
Alıştırma
İngilizce cümle ne anlama geliyor? The proposal got a frosty reception from the committee.
- Komitenin soğuk tepki vermesi ve çok az istek göstermesi.
- Toplantı sırasında odanın fiziksel olarak soğuk olması.
- Komitenin öneriyi büyük bir heyecanla karşılaması.
Cevabı göster
Komitenin soğuk tepki vermesi ve çok az istek göstermesi.
There's been a long-standing burger culture in Iceland. Kelime
3:39İzlanda'da köklü bir burger kültürü var.
long-standing burger culture: uzun yıllardır yerleşmiş bir hamburger kültürü
Long-standing, “uzun zamandır var olan veya devam eden” anlamına gelir. long-standing burger culture ifadesinde, çoktan yerleşmiş bir hamburger geleneğini anlatır; buradaki standing, fiziksel olarak ayakta durmak anlamına gelmez. Bu birleşik sıfat genellikle isimden önce gelir ve bu konumda kısa çizgiyle yazılır. Sıklıkla gelenekleri, ilişkileri, anlaşmaları, kurumları veya sorunları niteler; yalnızca old demekten daha resmîdir ve süreyi daha fazla vurgular.
Alıştırma
Onlarca yıl önce başlayan bir ortaklığı anlatan cümleyi en iyi hangi sıfat tamamlar? The library has a ___ partnership with the local school.
- long-standing
- long-distance
- long-lasting
Cevabı göster
long-standing
They have their own take on the hamburger, Kalıp ifadeler
3:43Hamburgeye kendi yorumlarını katıyorlar,
their own take on the hamburger: kendilerine özgü hamburger yorumu
their own take on the hamburger ifadesinde take, belirli bir versiyon, yorum veya bir şeyi yapma biçimi anlamına gelen sayılabilen bir isimdir. Burada bir hamburgeri alma eylemini değil, İzlanda’ya özgü yerel hamburger yorumunu anlatır. Kalıp someone's take on something şeklindedir. Own, bu versiyonun kendine özgü özellikleri veya fikirleri olduğunu vurgular. Yiyecekler, sanat veya hikâyelerle kullanıldığında take genellikle yaratıcı bir versiyon; bir konu ya da meseleyle kullanıldığında ise görüş anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede take ne anlama geliyor? The film is a fresh take on an old legend.
- Yeni bir versiyon veya yorum
- Bir sahneyi çekerken kaydedilen tek bir deneme
- Filmi bir yere taşıma eylemi
Cevabı göster
Yeni bir versiyon veya yorum
and a type of fry sauce that's called a shalpurborgari, or a shop burger.
3:50ve shalpurborgari, yani dükkan burgeri adı verilen bir tür patates kızartması sosu koyuyorlar.
wherein: “içinde” anlamında resmî bağlayıcı
wherein, “içinde” veya “o durumda” anlamına gelen resmî bir bağlayıcıdır ve in which ifadesine yakındır. Burada malzeme listesini their own take on the hamburger ifadesine bağlar: malzemeler o özel hamburger çeşidinin veya yapım yönteminin içinde kullanılır. Sıradan where sözcüğünden farklı olarak fiziksel bir yeri belirtmesi gerekmez. Bir sistem, anlaşma, süreç veya durum gibi soyut bir düşünceye gönderme yapıp onun içinde gerçekleşen ya da bulunan şeyi tanıtabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede wherein “o sistemin içinde” anlamında kullanılmıştır?
- The report describes a system wherein each request is checked twice.
- The system works whereby users send requests online.
- The report compares urgent requests, whereas routine requests receive less attention.
Cevabı göster
The report describes a system wherein each request is checked twice.
been around for ages: çok uzun zamandır var olmak
Özne bir şey olduğunda has/have been around, onun “var olduğunu” veya “kullanımda olduğunu” belirtir. For ages, günlük dilde “çok uzun zamandır” demektir. Buradaki that's been, that has been ifadesinin kısaltmasıdır; yani gelenek geçmişte başlamış ve günümüzde de sürmektedir. Bu ifadede around yakındaki bir konumu anlatmaz, ages de kesin bir süre belirtmez. İfadenin tamamı bir şeyin yeni olmadığını vurgular.
Alıştırma
Hedef ifadeyi ve have fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: This custom ____, so nobody remembers how it began.
Cevabı göster
has been around for ages
so that McDonald's they struggled to try to maintain a market. Kalıp ifadeler
3:58bu yüzden McDonald's orada bir pazar tutundurmaya çalışmakta zorlandı.
struggled to try to maintain a market: pazarı sürdürmekte zorlanmak
Struggle to do something, kişinin çaba göstermesine rağmen bir şeyi yapmakta zorlanması demektir. Burada struggled to try to maintain a market, McDonald's'ın İzlanda'da yeterli talebi veya sürdürülebilir bir ticari konumu korumakta zorlandığını anlatır; maintain fiziksel bir pazar yerini onarmak değil, müşteri pazarını devam ettirmek anlamındadır. Struggled to try to dizisi, çabayı anlatan iki ifadeyi üst üste getirir. Doğaçlama konuşmada anlaşılır, ancak tekrarlı görünür. Düzenlenmiş ve daha açık İngilizcede struggled to maintain a presence in the market; özellikle pazar payı kastediliyorsa struggled to retain market share kullanılabilir.
Alıştırma
Bir perakendecinin pazardaki konumunu korumakta zorlandığını özenli iş İngilizcesiyle en açık biçimde hangi cümle anlatır?
- The retailer struggled to repair a presence in the market.
- The retailer struggled for maintaining a presence in the market.
- The retailer struggled to maintain a presence in the market.
Cevabı göster
The retailer struggled to maintain a presence in the market.
The final nail in the coffin was the Global Financial Crisis in 2008-2009. Deyimler
4:02Tabuta çakılan son çivi 2008-2009'daki Küresel Finansal Kriz'di.
The final nail in the coffin: başarısızlığı kesinleştiren son darbe
The final nail in the coffin, zaten başarısızlığa giden bir durumu sonunda tamamen çökerten veya bitiren son olay ya da sorun için kullanılan bir deyimdir. Tabut görüntüsü mecazidir; gerçek bir cenazeden söz edilmez. Bu cümlede finans krizi, daha önceki ticari zorluklardan sonra gelen belirleyici son etken olarak sunulur. Bu nedenle deyim yerleşik bir sıra içerir: önce mevcut sorunlar, ardından zarar verici son bir olay.
Alıştırma
Bir kafe aylardır para kaybediyor. Mülk sahibi kira sözleşmesini sona erdirince kafe kalıcı olarak kapanıyor. Kira sözleşmesinin kaybedilmesini en iyi hangi ifade anlatır?
- the final nail in the coffin
- the last straw
- a close call
Cevabı göster
the final nail in the coffin
Iceland already had a long-standing tradition of eating burgers,
4:10İzlanda'nın zaten köklü (long-standing) bir burger yeme geleneği vardı,
the shalpurborgari or shop burger was a take on or variation of the American hamburger.
4:19shalpurborgari veya dükkan burgeri, Amerikan hamburgerinin bir yorumu (take on) veya varyasyonuydu.
McDonald's weren't as successful in Iceland as they'd been elsewhere. Dilbilgisi
4:26McDonald's İzlanda'da diğer yerlerde olduğu kadar başarılı olamadı.
weren't as successful ... as they'd been: as...as ile olumsuz karşılaştırma
not as + sıfat + as kalıbı iki dereceyi karşılaştırır ve ilkinin daha düşük olduğunu belirtir. Burada weren't as successful in Iceland as ... ifadesi, McDonald's'ın İzlanda'da karşılaştırılan diğer yerlerden daha az başarılı olduğu anlamına gelir. İkinci as, they'd been elsewhere karşılaştırma yan cümlesini başlatır; successful sözcüğü tekrar edilmeden anlaşılır. They'd been, they had been demektir. Her iki as de gereklidir.
Alıştırma
not as + sıfat + as kalıbını ve successful sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: The new café wasn't ____ the original branch.
Cevabı göster
as successful as
And the Global Financial Crash of 2008 was the final nail in the coffin,
4:31Ve 2008'deki Küresel Finansal Çöküş tabuta çakılan son çivi (the final nail in the coffin) oldu,
an event which caused the failure of something that had already started to go wrong. Kalıp ifadeler
4:36zaten ters gitmeye başlamış bir şeyin çöküşüne neden olan bir olay.
had already started to go wrong: daha sonraki bir geçmiş olaydan önce başlayan sorunlar
Had already started, sorunun başlangıcını başka bir geçmiş olaydan, yani başarısızlığı kesinleştiren 2008 krizinden önceye yerleştirir. Geçmişte tamamlanmışlık yapısı had started daha önceki aşamayı gösterirken already, son darbeden önce sorunların çoktan başlamış olduğunu vurgular. Go wrong burada sorunlar ortaya çıkması, bir şeyin planlandığı gibi işlememesi veya kötüleşmesi anlamına gelir. Started to go wrong, başarısızlığı bir anda gerçekleşen bir olay değil, önceden başlamış bir süreç olarak sunar.
Alıştırma
Etkinliğin yönetici gelmeden önce sorun yaşamaya başladığını açıkça anlatan cümleyi seçin.
- By the time the manager arrived, the event had already started to go wrong.
- By the time the manager arrived, the event has already started to go wrong.
- By the time the manager arrived, the event already starts to go wrong.
Cevabı göster
By the time the manager arrived, the event had already started to go wrong.
To this day: bugüne kadar süren bir durum
To this day zamanı çerçeveleyen bir ifadedir. Geçmişteki bir anı veya olayı bugüne bağlar ve ardından gelen durumun hâlâ geçerli olduğunu belirtir. Cümlenin başında kullanıldığında, devamındaki bilginin hangi zaman aralığında anlaşılması gerektiğini baştan gösterir. Genellikle bir sonucun uzun süredir devam ettiğini, bazen de bunun şaşırtıcı olduğunu vurgular. To this day ifadesini 'bugüne kadar' veya 'bugün bile' anlamında bir bütün olarak anlayın; belirli bir günü anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle geçmişten gelen bir gizemin bugün hâlâ çözülmediğini anlatır?
- On this day each year, the town remembers the event.
- To this day, no one knows who left the note.
- These days, people rarely leave handwritten notes.
Cevabı göster
To this day, no one knows who left the note.
which reminds me of your question: önceki bir konuya dönmek
which reminds me of your question yan cümlesi konuşmada bir geçiş köprüsü görevi görür. Az önce söylenen bilgi, konuşmacıya daha önceki bir soruyu düşündürür ve böylece konuşma doğal biçimde o soruya döner. Burada which yalnızca Britain ismine değil, önceki düşünceye veya duruma, yani Britanya ile kurulan karşıtlığa gönderme yapar. remind someone of something kalıbı 'birine bir şeyi hatırlatmak veya düşündürmek' anlamına gelir.
Alıştırma
"unlike Britain, which reminds me of your question," ifadesinde konuşmacı vurgulanan yan cümleyle ne yapıyor?
- Soruyu Britanya'nın kendisinin sorduğunu söylemek
- Önceki düşünceden yararlanarak daha önceki bir soruya dönmek
- Konuyu değiştirmeden soruyu yanıtlamak
Cevabı göster
Önceki düşünceden yararlanarak daha önceki bir soruya dönmek
I asked you how many fast food restaurants there are in Britain.
4:50sana Britanya'da kaç tane fast food restoranı olduğunu sormuştum.
Let's recap the vocabulary we've learned: tekrara geçişi bildirmek
Let's recap ... dinleyicileri ana noktaları birlikte kısaca gözden geçirmeye davet eder. Recap, “kısaca özetlemek veya gözden geçirmek” demektir; the vocabulary we've learned gözden geçirilecek içeriği belirtir ve we've learned, vocabulary sözcüğünü niteler. Bilgiyi düzenleyen bir işaret olarak ana bölümün sona erdiğini ve kısa bir tekrarın başladığını bildirir. Let's recap + konu kalıbı; ders, toplantı veya sunum sırasında dinleyicilere akışı gösterebilir.
Alıştırma
Toplantıyı bitiren cümleyi let's ve recap kullanarak tamamlayın: Before we finish, ____ the key decisions.
Cevabı göster
let's recap
meaning the most important part or the cause of something.
5:11bir şeyin en önemli parçası veya nedeni anlamına gelir.
If you say that someone has a can-do attitude, Anlatım akışı
5:15Eğer birinin "can-do attitude" (yapabilirim tutumu) olduğunu söylerseniz,
If you say that X, you mean Y: ifadeyi tanımıyla ilişkilendirmek
If you say that X, you mean Y bir tanımlama kalıbıdır. X açıklanan ifade, Y ise bu ifadenin genel anlamıdır. Altyazıda X, that someone has a can-do attitude bölümüdür; you mean sonrasında gelen sözler bu ifadenin tanımını verir. Buradaki you zamiri geneldir ve ifadeyi kullanan herhangi bir kişiyi belirtir. Burada you mean, belirli bir konuşmacının kişisel niyetini değil, sözcüklerin ne anlama geldiğini açıklar. Bu kalıp önce ifadeyi, sonra anlamını sunarak açıklamayı düzenler.
Alıştırma
Hangi cümle night owl ifadesini açıklamak için tanımlama kalıbını kullanıyor?
- If you mean to stay up late, set an alarm.
- If you say that someone is a night owl, you mean they usually stay up late.
- If someone is a night owl, ask them what time they go to bed.
Cevabı göster
If you say that someone is a night owl, you mean they usually stay up late.
and deal with new challenges. Öbek fiiller
5:22ve yeni zorluklarla başa çıkma konusunda kendine güvendiği anlamına gelir.
deal with new challenges: yeni zorluklarla yüzleşip başa çıkmak
Bu cümlede deal with new challenges, yeni zorluklarla yüzleşmek ve onları ele almak için somut adımlar atmak anlamına gelir. Deal with, ardından ilgilenilmesi gereken şeyi alan bir fiil öbeğidir. Her zorluğun tamamen çözüldüğü anlamına gelmez. Burada take action ve fix problems ile birlikte üç parçalı bir listeyi tamamlar ve kendine güvenen, uygulamaya dönük bir tutum gösterir.
Alıştırma
Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: A good plan helps us ____ calmly.
Cevabı göster
deal with new challenges
has the opportunity to be successful and happy
5:28başarılı ve mutlu olma fırsatına sahip olduğu inancıdır,
The adjective long-standing means having existed for a long time.
5:34"Long-standing" (köklü) sıfatı uzun zamandır var olan anlamına gelir.
A take on something means a variation or new way of presenting it.
5:38"A take on something", bir şeyin varyasyonu veya onu sunmanın yeni bir yolu anlamına gelir.
the idiom The Final Nail in the Coffin
5:44"The Final Nail in the Coffin" (Tabuta çakılan son çivi) deyimi
refers to an event that causes the final end of something
5:47zaten başarısız olmaya başlamış bir şeyin
our 6 minutes are up: ayrılan süre sona erdi
Burada our 6 minutes are up, altı dakikalık sürenin sona erdiğini ve ayrılan zamanın kalmadığını belirtir. Up burada zamanla ilgili bir anlam taşır; yukarı doğru hareketi anlatmaz. Yapı, süre veya time + be + up biçimindedir; Time's up ve Your ten minutes are up buna örnektir. Be özneyle uyum gösterir, bu nedenle çoğul minutes ile are kullanılır.
Alıştırma
Öğretmenin duyurusunu, ayrılan sürenin bittiğini belirten yapıyla tamamlayın: Your ten minutes ____, so please stop writing.
Cevabı göster
are up
But why not head over to the BBC learning English website, Ton ve niyet
5:56Ama neden BBC Learning English web sitesine bir göz atmıyorsun,
where you'll find a worksheet and quiz especially for this program.
6:00orada özellikle bu program için hazırlanmış bir çalışma sayfası ve test bulacaksın.
why not head over to: gitmek veya ziyaret etmek için samimi bir öneri
Burada why not + fiilin yalın biçimi bir neden sormaz. Samimi bir öneride bulunur: Why not head over to ...? ifadesi “…… gitmek iyi bir fikir olur” anlamına gelir. Head over to, rahat ve konuşma diline özgü bir biçimde bir yere gitmek veya bir yeri ziyaret etmek demektir. Hedef gerçek bir yer olabileceği gibi, bu cümledeki gibi bir web sitesi de olabilir. Why not head over to ... kalıbı bütünüyle dinleyiciyi nazikçe harekete geçmeye davet eder.
Alıştırma
Konuşmacı “Why not head over to the website?” derken ne anlatmak istiyor?
- Konuşmacı dinleyiciden web sitesini ziyaret etmenin neden imkânsız olduğunu açıklamasını istiyor.
- Konuşmacı web sitesini ziyaret etmeyi samimi bir şekilde öneriyor.
- Konuşmacı dinleyiciye web sitesini ziyaret etmemesini söylüyor.
Cevabı göster
Konuşmacı web sitesini ziyaret etmeyi samimi bir şekilde öneriyor.