Kendinizin Dostu Nasıl Olursunuz?: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video Tanıtımı: Deneme, öz şefkati arkadaşlarımıza sunduğumuz kabul ve bağışlayıcılığı kendimize de vermek olarak açıklar. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. "the extent to which" - Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: bu resmî ilgi yapısının dereceyi ve bir iddianın ne ölçüde doğru olduğunu nasıl belirttiğini anlayın. 2. "to err," / "screw up" - Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: hata anlatan edebî fiille gündelik phrasal verb arasındaki farkı görüp uygun tonu seçin. 3. "our specific case" / "the general structure is common." - Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: kişisel durumdan ortak insanlık örüntüsüne geçişi fark ederek bireysel deneyimi küçümsemeden gerekçeli teselli kurmayı anlayın.
Bu derste
Trying to be a better friend to yourself sounds like an odd idea initially, Kalıp ifadeler
0:00Kendinize daha iyi bir arkadaş olmaya çalışmak başlangıçta garip bir fikir gibi gelebilir,
İzlenim bildiren sounds like
Burada sounds like, “öyle olduğu izlenimini verir” anlamındadır. Özne bir fikir olduğu için sound bir sesi anlatmaz; like, an odd idea değerlendirmesini getirir. Bir izlenimi kesin bir gerçek gibi sunmadan ifade etmek için sound like + isim veya isim öbeği kullanılır. Bu izlenim yalnızca duyulan bir sesten değil; sözlerden, gerçeklerden veya bir durumdan da kaynaklanabilir.
Alıştırma
“That sounds like a sensible plan,” cümlesinde sounds like ne anlama gelir?
- Mantıklı olduğu izlenimini verir.
- Mantıklı olduğu kanıtlanmıştır.
- Belirli bir ses çıkarır.
Cevabı göster
Mantıklı olduğu izlenimini verir.
because we naturally imagine a friend as someone else, not as a part of our own mind.
0:05çünkü doğal olarak bir arkadaşı kendi zihnimizin bir parçası olarak değil, başka biri olarak hayal ederiz.
because of the extent to which we know how to treat our own friends Dilbilgisi
0:13çünkü kendi arkadaşlarımıza nasıl davranacağımızı çok iyi biliriz,
with a sympathy and imagination we seldom apply to ourselves. Kalıp ifadeler
0:16ama bu şefkat ve hayal gücünü nadiren kendimize uygularız.
Dereceyi ölçen the extent to which
Extent, “derece” anlamına gelir. the extent to which yapısında which, extent sözcüğüne geri gönderme yapar ve to edatı extent ile bağlantılıdır. which sonrasındaki tam cümlecik neyin ölçüldüğünü belirtir. Burada ifade, “arkadaşlarımıza nasıl davranacağımızı ne ölçüde anladığımız” anlamındadır. Dereceyi bir isim öbeğine dönüştürmek, yazarın bunu because of sonrasında önceki iddianın nedeni olarak kullanmasını sağlar.
Alıştırma
Cümleyi “hangi ölçüde” anlamındaki dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The report shows ____ air quality has improved.
Cevabı göster
the extent to which
anlayış ve hayal gücünü kendimize yöneltmek
apply something to someone or something kalıbı, bir şeyin belirli bir hedefe uygulanması veya yöneltilmesi anlamına gelir. Burada sympathy and imagination uygulanan şeyi, ourselves ise bu tutumun yöneltildiği kişileri belirtir. Cümle, aynı anlayış ve hayal gücünü kendimize nadiren yönelttiğimizi anlatır. Bu geçişli bir yapıdır: apply + kullanılan şey + to + hedef. Daha uzun bir cümlede doğrudan nesne, burada olduğu gibi apply fiilinden önce gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için parantez içindeki tüm sözcükleri doğru sıraya koyun: We apply the rule to our team, and we also ____. (apply / it / to / ourselves)
Cevabı göster
apply it to ourselves
that they are fundamentally a shithead and a failure.
0:24özünde pisliğin teki ve bir başarısızlık örneği olduklarını söylemek değildir.
If a friend complains that their partner isn't very warm to them,
0:28Bir arkadaşımız partnerinin kendisine pek sıcak davranmadığından şikayet ederse,
we don't tell them they're getting what they deserve. Ton ve niyet
0:31onlara hak ettiklerini bulduklarını söylemeyiz.
hak ettiğini bulmak
Get what you deserve, davranışların sonucunda hak ettiğine hükmedilen şeyi almak anlamına gelir. Bu cümlede düşünülen sonuç olumsuzdur: arkadaşın partneri ona sıcak davranmıyordur. Acı çeken birine bunu söylemek yalnızca neden-sonuç ilişkisini anlatmaz. Kişiyi suçlar ve çektiği acının adil olduğunu ima eder; bu yüzden anlayışlı değil, soğuk bir ifade gibi duyulur. Deserve olumlu anlamda da kullanılabilir; örneğin You deserve a break. “Bir molayı hak ediyorsun” demektir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız az önce incindi ve teselli istiyor. Siz “You're getting what you deserve.” diye karşılık veriyorsunuz. Bu genellikle uygun ve destekleyici bir yanıt mıdır?
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun değil
We try to reassure them that they're essentially likable Kalıp ifadeler
0:34Temelde sevilebilir biri olduklarına dair onlara güvence vermeye çalışırız
and that it's worth investigating what might be done. Dilbilgisi
0:36ve ne yapılabileceğini araştırmaya değer olduğunu söyleriz.
reassure someone that...: rahatlatılan kişi + güven veren mesaj
Reassure someone that..., bir kişiye kaygısını gidermeyi amaçlayan bir şey söyleyerek onun daha az endişelenmesini sağlamak demektir. Bu cümlede them rahatlatılan kişiyi, iki that yan cümlesi ise güven veren mesajları gösterir. Kişiyi reassure ile that arasına yerleştirin: reassure + person + that-clause. Böylece hem rahatlatılan kişi hem de verilen güvence açıkça belirtilir.
Alıştırma
Reassure + person + that yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: The storm frightened Kai, so I tried to ____ our house was safe.
Cevabı göster
reassure Kai that
it's worth investigating: worth + -ing
Burada it's worth investigating, olasılıkları incelemenin harcanan zaman veya çabayı haklı çıkaracak kadar yararlı olabileceği anlamına gelir. Doğrudan bir emir değil, sakin bir öneridir. Be worth + -ing yapısında worth sözcüğünden sonra -ing biçimi gelir; bu nedenle investigating doğrudur. what might be done yan cümlesi araştırılan şeyi belirtir, might ise olası çözümlerin henüz kesin olmadığını gösterir.
Alıştırma
Öneriyi tamamlamak için investigate fiilinin doğru -ing biçimini kullanın: We do not know why the lights keep flickering, so it's worth ____ the wiring before buying new lamps.
Cevabı göster
investigating
we know instinctively how to deploy strategies of wisdom and consolation
0:40bilgelik ve teselli stratejilerini nasıl uygulayacağımızı içgüdüsel olarak biliriz
that we stubbornly refuse to apply to ourselves.
0:45ama bunları kendimize uygulamayı inatla reddederiz.
There are some key moves a good friend would typically make,
0:49İyi bir arkadaşın genellikle yapacağı bazı temel hamleler vardır,
which can provide a model for what we should ideally be doing Kalıp ifadeler
0:52ve bunlar, ideal olarak kendi zihnimizde
provide a model for + bir eylem veya alan
“Provide a model for”, başkalarının öğrenip izleyebileceği açık bir örnek veya kalıp sunmak demektir. Burada iyi bir arkadaşın davranışları, insanların ideal olarak ne yapması gerektiğini gösteren bir rehber olarak sunuluyor. Bu yapıda “for”, örneğin yol gösterdiği davranışı veya alanı tanıtır: “for what we should ideally be doing”. “Model”, taklit edilebilecek bir örnek anlamındadır; moda mankeni anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “izlenecek bir örnek sundu” anlamındaki dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The coach's honest apology ____ taking responsibility.
Cevabı göster
provided a model for
with ourselves in our own heads.
0:55kendimize karşı nasıl davranmamız gerektiği konusunda bir model sunabilir.
a good friend likes you pretty much as you already are. Ton ve niyet
0:58iyi bir arkadaş sizi zaten olduğunuz halinizle oldukça sever.
pretty much as you already are: yumuşatılmış kabul
“Pretty much”, “neredeyse tamamen”, “büyük ölçüde” veya “temelde” anlamına gelir. İfadeyi yumuşatır; böylece arkadaşın kabulü güçlü duyulur ama hiçbir istisna olmadığını iddia etmez. “As you already are”, önce değişmen gerekmeden şu anki hâlinle demektir. Sözcükler birlikte, kişiyi şu an olduğu gibi kabul etmeyi anlatır; her davranışın onaylanacağına söz vermez ve yararlı önerileri dışlamaz.
Alıştırma
“The committee approved the proposal pretty much as it already was” cümlesindeki pretty much as it already was ne anlama gelir?
- Teklifin görünüşünü güzel buldular.
- Kabul etmeden önce teklifi tamamen değiştirdiler.
- Küçük değişikliklere izin vererek teklifi büyük ölçüde mevcut biçimiyle kabul ettiler.
Cevabı göster
Küçük değişikliklere izin vererek teklifi büyük ölçüde mevcut biçimiyle kabul ettiler.
or ambition they have about how you could change
1:03veya nasıl değişebileceğinize dair sahip oldukları bir hırs
builds on a background of acceptance: kabullenme zeminine dayanmak
Burada builds on, “zaten var olan bir şeyden gelişmek veya onu dayanak almak” anlamına gelir. Önerilen değişiklik reddedilmeyle başlamaz; zaten var olan kabullenmeye dayanır. A background of acceptance, sürekli olarak altta yatan bir tutumdur; bir kişinin geçmişi veya görsel bir arka plan değildir. Cümlede yapı kurma benzetmesi kullanılır: Değişim önerilerini mümkün kılan destek kabullenmedir.
Alıştırma
“Their plan builds on a background of trust.” cümlesinde ifade ne anlama gelir?
- Plan, ekip içindeki güven eksikliğini gizler.
- Plan, zaten var olan güvenden gelişir.
- Plan esas olarak bir bina inşa etmekle ilgilidir.
Cevabı göster
Plan, zaten var olan güvenden gelişir.
When they propose that you might try a different tack, Deyimler
1:08Size farklı bir yaklaşım denemenizi önerdiklerinde,
try a different tack: farklı bir yol denemek
Try a different tack, “başka bir yaklaşım veya strateji kullanmak” demektir. Tack denizcilikten gelir; tack değiştirmek teknenin rotasını değiştirir. Burada sözcük mecaz anlamdadır, küçük bir çivi veya raptiye anlamında değildir. Bu cümlede might ve try, önerinin temkinli ve iş birliğine açık duyulmasını sağlar. Konuşan kişi değişiklik emri vermek yerine alternatif bir yöntem sunar. Hedef aynı kalırken yöntem değişebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede tack yeni bir yaklaşım anlamında kullanılmıştır?
- Our first plan failed, so let's try a different tack.
- She used a tack to pin the notice to the board.
- They have a different take on the ending.
Cevabı göster
Our first plan failed, so let's try a different tack.
They're not saying that you have to change or be abandoned.
1:13Değişmeniz gerektiğini ya da terk edileceğinizi söylemezler.
A friend insists we're good enough already,
1:16Bir arkadaş, zaten yeterince iyi olduğumuzda ısrar eder,
to solve a challenge they feel we would properly benefit from overcoming.
1:20üstesinden gelmemizin bizim için gerçekten faydalı olacağını düşündükleri bir zorluğu çözmek için.
join forces with: ortak olarak güçleri birleştirmek
Join forces with, ortak bir hedefe ulaşmak için başka bir kişi veya grupla çabaları, becerileri ya da kaynakları birleştirmek demektir. Bu cümlede arkadaş, zorluğu birlikte çözmek için bizimle iş birliği yapmak istiyor. Buradaki forces mecazidir; askerî güç anlamına gelmez. İfade, bir tarafın diğerini yalnızca yönettiği veya kurtardığı bir durumu değil, katılımcıların güçlü yönlerini ortaya koyduğu bir ortaklığı anlatır.
Alıştırma
Dersteki ifadeyi aynen kullanın: Our science club will ____ the museum to organize a public experiment day.
Cevabı göster
join forces with
good friends also constantly keep in mind certain things we're getting right. Kalıp ifadeler
1:27iyi arkadaşlar aynı zamanda doğru yaptığımız bazı şeyleri de sürekli akıllarında tutarlar.
Without being flattering, samimi bir övgüden önce
Without being flattering, olumlu bir ifadeden önce bir sınır çizer: Konuşan kişi, övgünün birinin gözüne girmek için değil, dürüst bir değerlendirme olarak söylendiğini belirtir. Bu cümlede ifade, arkadaşların doğru yaptığımız şeylere dikkat etmesinin samimi olduğunu gösterir. without sözcüğünden sonra -ing biçimi gelir: without + being + sıfat. Baştaki bu ifade, sonraki sözün nasıl anlaşılması gerektiğini belirtir; hoş gelen her iltifatın samimiyetsiz olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi başlangıç, konuşanın övgüsünün karşısındakinin gözüne girmek için değil, samimi olduğunu en iyi gösterir?
- Without being flattering, I think your presentation was exceptionally clear.
- Without exaggerating, I think your presentation was exceptionally clear.
- Without being critical, I think your presentation was exceptionally clear.
Cevabı göster
Without being flattering, I think your presentation was exceptionally clear.
Keep in mind: hatırlamak ve dikkate almak
Keep in mind, bir şeyi hatırlamaya devam etmek ve onun düşüncelerinizi ya da kararlarınızı etkilemesine izin vermek demektir. Bu cümlede iyi arkadaşlar, doğru yaptığımız şeyleri fark etmeyi sürdürür. Nesne, keep in mind certain things örneğindeki gibi tüm ifadenin ardından veya keep these things in mind örneğindeki gibi keep ile in mind arasına gelebilir. Ardından bir that yan cümlesi de gelebilir: keep in mind that mistakes happen.
Alıştırma
Örnekte keep in mind ne anlama geliyor?
- Bir şeyi yalnızca çok kısa süre hatırlamak
- Fiziksel bir nesneyi güvenli bir yere koymak
- Bir şeyi hatırlamaya devam etmek ve sonraki değerlendirmelerde dikkate almak
Cevabı göster
Bir şeyi hatırlamaya devam etmek ve sonraki değerlendirmelerde dikkate almak
They don't think anything wrong with the odd compliment and emphasis on our strengths. Kelime
1:32Arada sırada edilen bir iltifatta ve güçlü yönlerimizi vurgulamakta yanlış bir şey görmezler.
The odd compliment: ara sıra edilen bir iltifat
Bu cümlede the odd compliment, ara sıra edilen bir iltifat anlamına gelir. Burada odd, iltifatın tuhaf olduğunu anlatmaz. Tanımlık ve cümlenin genel bağlamı, miktar benzeri bir anlamı işaret eder. Konuşan kişi bazı iltifatların ara sıra edildiğini söyler; belirli bir iltifatın içeriğinin sıra dışı olduğunu söylemez.
Alıştırma
“Our coach gives us the odd compliment, but praise is rare,” cümlesinde the odd compliment ne anlama geliyor?
- Tuhaf gelen bir iltifat
- Ara sıra edilen bir iltifat
- Tam olarak bir iltifat
Cevabı göster
Ara sıra edilen bir iltifat
It's quietly galling how easily we can lose sight of all our own good points when trouble strikes. Deyimler
1:36Başımız belaya girdiğinde kendi iyi yönlerimizi ne kadar kolay unutabildiğimiz içten içe sinir bozucudur.
lose sight of: önemli bir şeyi gözden kaçırmak
Bu cümlede lose sight of, önemli bir gerçeği akılda tutmayı bırakmak anlamına gelir. Sorunlar, neyin yanlış gittiğine o kadar yoğunlaşmamıza neden olabilir ki kendi iyi yönlerimizi geçici olarak unuturuz. lose sight of + isim veya isim öbeği kalıbı; hedefler, öncelikler, gerçekler ya da genel tabloyla birlikte sıklıkla mecaz anlamda kullanılır. Gerçekten gözden kaybolma anlamına da gelebilir, ancak burada konu görme değil dikkattir.
Alıştırma
Cümleyi lose sight of ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the rushed project, we ____ our original goal.
Cevabı göster
lost sight of
fall into this trap: bu düşünce tuzağına düşmek
Fall into this trap, kişi tam olarak fark etmeden zararlı bir düşünce biçimine girmek anlamına gelir. This, sorunlar çıktığında kişinin kendi iyi yönlerini unutması hatasına gönderme yapar; arkadaş bu hatadan kaçınır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıplar fall into a trap ve fall into the trap of + -ing şeklindedir. Bunlar fiziksel bir tuzaktan çok düşünme, akıl yürütme, karar verme veya davranışta yapılan yaygın bir hatayı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi fall into the trap ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: When one comment goes badly, don't ____ of thinking that everyone dislikes you.
Cevabı göster
fall into the trap
They can acknowledge the difficulties while still holding onto a memory of our virtues. Dilbilgisi
1:45Zorlukları kabul ederken erdemlerimizin hatırasına da tutunabilirler.
while still holding onto: karşıt iki durumu aynı anda korumak
Bu cümlede while, aynı anda geçerli olan iki durumu birbirine bağlar: zorlukları kabul etmek ve iyi nitelikleri hatırlamayı sürdürmek. Burada karşıtlık anlamı taşır; bir şeyin ne kadar sürdüğünü sormaz. while still + -ing yapısı, ilk gerçek ikinci eylemi zorlaştırıyor gibi görünse de ikinci eylemin devam ettiğini gösterir. Still sürekliliği vurgular; holding onto ise bir şeyi fiziksel olarak tutmak değil, zihinde veya duygularda korumak anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi while still ve respect fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: You can question the rule ____ the teacher who explained it.
Cevabı göster
while still respecting
they are understanding and generous around our mishaps.
1:54aksiliklerimiz konusunda anlayışlı ve cömerttirler.
Our folly doesn't exclude them from the circle of their love.
1:57Akılsızlığımız bizi onların sevgi çemberinden dışlamaz.
fail, and screw up is just what we humans do.
2:04başarısız olmanın ve işleri berbat etmenin sadece biz insanların yaptığı bir şey olduğunu ustalıkla aktarır.
to err ... screw up: hata için resmî ve gündelik ifadeler
To err, hata yapmak anlamına gelir. Err resmî, daha çok yazı diline özgü ve bazen edebîdir; screw up ise hata yapmak veya bir işi kötü yürütmek anlamına gelen gündelik bir ifadedir. Burada bu ifadeler daha tarafsız olan fail ile birlikte kullanılır. Err sözcüğünden fail ve ardından screw up ifadesine geçiş, dili bilinçli olarak yüksek bir üsluptan günlük konuşmaya taşır ve hata yapmanın insani olduğu düşüncesini geniş kapsamlı ve gerçekçi kılar.
Alıştırma
Veri girişi hatasıyla ilgili resmî bir rapor için en uygun cümle hangisidir?
- The team may mess everything up when entering the data.
- The team may err when entering the data.
- The team may screw up when entering the data.
Cevabı göster
The team may err when entering the data.
We all emerge from childhood with various biases in our character,
2:07Hepimiz çocukluktan karakterimizde çeşitli önyargılarla çıkarız,
which evolved to help us cope with our necessarily imperfect parents.
2:11bunlar kaçınılmaz olarak kusurlu ebeveynlerimizle başa çıkmamıza yardımcı olmak için gelişmiştir.
And these acquired habits of mind will reliably let us down in adult life. Notlar
2:16Ve sonradan edinilen bu zihinsel alışkanlıklar yetişkinlik hayatımızda bizi kesinlikle yarı yolda bırakacaktır.
habits of mind: öğrenilmiş düşünme kalıpları
Habits of mind, bir kişinin durumları nasıl değerlendirdiğini ve tepki verdiğini şekillendiren, öğrenilmiş ve yerleşik düşünme biçimleridir. Buradaki acquired, bu kalıpların doğuştan değil deneyim yoluyla geliştiğini gösterir. Bir habit fiziksel olduğu kadar zihinsel de olabilir. habits of mind eğitim, psikoloji ve öz değerlendirme bağlamlarında yerleşik bir ifadedir ve burada thinking habits ifadesinden genellikle daha doğaldır.
Alıştırma
Bu açıklamadaki ifadeyi kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: “Comparing several solutions can build flexible ____.”
Cevabı göster
habits of mind
let us down: beklentiyi karşılayamamak
Let someone down, beklenen yardımı, performansı veya sonucu sağlayamayıp hayal kırıklığına ya da soruna yol açmak demektir. Bu cümlede özne habits of mind ifadesidir: insanların güvendiği bu düşünme alışkanlıkları yetişkinlikte işe yaramaz. Bu bir phrasal verb'dür; birini sözcük anlamıyla aşağı doğru hareket ettirmek değildir. Nesne let ile down arasına gelir: let us down, let me down, let them down.
Alıştırma
“The backup battery let us down during the storm,” cümlesinde let us down ne anlama gelir?
- Bizi daha alçak bir yere taşıdı.
- Kendimizi sakin ve rahat hissetmemizi sağladı.
- Beklediğimiz yardımı sağlayamadı.
Cevabı göster
Beklediğimiz yardımı sağlayamadı.
But we're not to be blamed because we didn't deliberately set out to be like this. Öbek fiiller
2:21Ancak kasten böyle olmayı seçmediğimiz için suçlanmamalıyız.
set out to do something: açık bir amaçla başlamak
Set out to do something, açık bir amaç veya niyetle bir işe başlamak demektir. to ifadesinden sonra yapılması amaçlanan eylem gelir. Bu cümlede didn't deliberately set out to be like this, bu hâle gelmenin onların seçtiği bir amaç olmadığını anlatır. İfade, amaçlanan bir sonuçla plansız biçimde ortaya çıkan veya gelişen bir sonucu birbirinden ayırır.
Alıştırma
Hangi cümle, birinin belirli bir işi yapma amacıyla başladığını anlatır?
- Lena set out for the museum before dinner.
- Lena set out to finish the model before dinner.
- Lena ended up finishing the model before dinner.
Cevabı göster
Lena set out to finish the model before dinner.
We didn't realistically have a lot of better options.
2:25Gerçekçi olmak gerekirse pek fazla daha iyi seçeneğimiz yoktu.
We're indelibly required to make big decisions
2:28Silinmez bir şekilde büyük kararlar almak zorundayız
what's at stake: söz konusu olan önemli çıkarlar
What's at stake, bir karar veya durum nedeniyle kazanılabilecek, kaybedilebilecek, zarar görebilecek ya da başka şekilde etkilenebilecek önemli şeyleri ifade eder. Buradaki stake, bir deyimin parçasıdır; tahta kazık anlamına gelmez ve ifade yalnızca para veya kumarla sınırlı değildir. Bu cümlede, işin gerçek sonuçları ve ilgili çıkarlar anlaşılmadan önce büyük kararlar verilmesi gerekir. İfade, kararın neden önemli olduğunu gösterir.
Alıştırma
Örnekteki what's at stake ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Kararın verileceği kesin zaman
- Tahta bir kazığın bulunduğu fiziksel yer
- Kazanılabilecek, kaybedilebilecek veya etkilenebilecek önemli şeyler
Cevabı göster
Kazanılabilecek, kaybedilebilecek veya etkilenebilecek önemli şeyler
or how our choices will play out. Öbek fiiller
2:34ya da seçimlerimizin nasıl sonuçlanacağını gerçekten anlamadan önce.
play out: zamanla gelişip sonuca ulaşmak
Burada play out, etkileri ya da sonucu netleşene kadar zaman içinde gelişmek anlamına gelir. Konuşan kişi, insanların seçimlerinin kendilerini nereye götüreceğini bilmeden önce seçim yaptıklarını söylüyor. out parçacığı, sürecin görünür bir sonuca doğru ilerlediği anlamını ekler. Odak yalnızca bir şeyin gerçekleşmesi değildir ve bu cümlede oyun oynamakla ilgisi yoktur.
Alıştırma
'We need time to see how the talks play out' cümlesinde play out ne anlama gelir?
- Bir oyunu sonuna kadar oynamak
- Sonuç netleşene kadar zaman içinde gelişmek
- Bir şarkıyı seyirci önünde seslendirmek
Cevabı göster
Sonuç netleşene kadar zaman içinde gelişmek
We're steering blind in all our large moves around love and work. Deyimler
2:36Aşk ve iş etrafındaki tüm büyük hamlelerimizde körlemesine yön veriyoruz.
steering blind: bilgisiz karar vermeyi anlatan sürüş metaforu
Steering yönü kontrol etmek, blind ise görememek anlamına gelir. Birlikte steering blind, ileride ne olduğunu bilmeye yetecek bilgi olmadan önemli seçimlere yön vermeyi anlatan bir sürüş metaforudur. Cümlede kimse gerçekten araç kullanmıyor veya görme yetisini kaybetmiyor. Aşk ve iş, insanların yön bulması gereken alanlar gibi ele alınıyor; bu nedenle blind, bir rota seçerken bilgi eksikliğini anlatıyor.
Alıştırma
'The team is steering blind because it has no sales data,' cümlesinde steering blind neyi anlatır?
- Göremeden gerçekten araç kullanmak
- Yeterli bilgi olmadan önemli seçimlere yön vermek
- Herhangi bir yön seçmeyi reddetmek
Cevabı göster
Yeterli bilgi olmadan önemli seçimlere yön vermek
opt for + seçilen bir seçenek
Bu cümlede opt for, “seçmek” anlamına gelir. Konuşanlar farklı olasılıkları değerlendirdikten sonra başka bir şehre taşınmayı seçiyor. For, seçilen seçeneği tanıtır: opt for + isim veya isim öbeği. Opt çoğu zaman düşünülerek yapılmış bir seçim izlenimi verir. Bu yüzden opt for; planları, hizmetleri veya hareket yollarını karşılaştırırken özellikle kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi opt for ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After comparing the two routes, we decided to ____ the safer one.
Cevabı göster
opt for
but we can't possibly know whether we're going to flourish there.
2:42ancak orada başarılı olup olmayacağımızı bilmemiz mümkün değil.
We have to select a career path when we're still young
2:45Henüz gençken bir kariyer yolu seçmeliyiz
and we don't know what our latent needs will be. Kelime
2:48ve gizli ihtiyaçlarımızın ne olacağını bilmiyoruz.
latent needs: zaten var olan ama henüz belirgin olmayan ihtiyaçlar
Latent needs, kişinin içinde zaten var olan ancak henüz belirginleşmemiş veya tam olarak fark edilmemiş ihtiyaçlardır. Burada gençler, büyüdükçe hangi derin ihtiyaçlarının belirginleşeceğini henüz bilemez. Temel fikir yalnızca daha sonraki bir zaman değil, gizli biçimde var olmadır. Latent ayrıca var olan fakat etkinleşmemiş ya da görünmeyen yetenekleri, duyguları veya riskleri de tanımlayabilir.
Alıştırma
Zaten var olan ancak henüz belirgin veya fark edilmiş olmayan ihtiyaçları hangi İngilizce ifade anlatır?
- future needs
- latent needs
- urgent needs
Cevabı göster
latent needs
we have to make a commitment to another person Kalıp ifadeler
2:52başka bir kişiye bağlılık sözü vermeliyiz
make a commitment to another person ifadesi
Make a commitment to someone, birine ciddi bir söz vermek ve ona karşı süregelen bir sorumluluk üstlenmek anlamına gelir. Bu cümlede küçük ve tek seferlik bir sözden değil, uzun süreli bir ilişkiyi seçmekten söz edilir. Yapı make a commitment to + kişi şeklindedir. Aynı isim yapısından sonra söz verilen eylem de gelebilir: make a commitment to doing something.
Alıştırma
Hangi cümlede ciddi ve kalıcı bir söz için doğal eşdizim kullanılmıştır?
- Leah made a commitment to her business partner.
- Leah built a commitment to her business partner.
- Leah did a commitment to her business partner.
Cevabı göster
Leah made a commitment to her business partner.
before we understand what it will be like to tie our lives so deeply to theirs'. Deyimler
2:55hayatımızı onlarınkine bu kadar derinden bağlamanın nasıl bir şey olacağını anlamadan önce.
tie our lives so deeply to theirs ifadesinin mecaz anlamı
Tie our lives ... to theirs ifadesinde tie mecaz anlamda kullanılır. İki kişinin hayatlarını derinden bağlayarak planlarının, sorumluluklarının ve gelecekteki seçimlerinin birbirini etkilemesi anlamına gelir. Burada theirs, diğer kişinin hayatının veya hayatlarının yerini tutar. Deeply, yakınlık ve kalıcı karşılıklı bağımlılık duygusunu güçlendirir; fiziksel olarak bağlamak söz konusu değildir.
Alıştırma
Konuşmacı tie our lives so deeply to theirs derken neyi kastediyor?
- Geleceğimizi diğer kişinin geleceğine güçlü biçimde bağlamak
- Eşyalarımızı fiziksel olarak diğer kişinin eşyalarına bağlamak
- Diğer kişinin günlük düzenindeki her ayrıntıyı kopyalamak
Cevabı göster
Geleceğimizi diğer kişinin geleceğine güçlü biçimde bağlamak
The good friend knows that failures are not, in fact, rare.
3:00İyi arkadaş, başarısızlıkların aslında nadir olmadığını bilir.
their own and humanity's vivid experience of messing up Öbek fiiller
3:05kendilerinin ve insanlığın işleri berbat etme konusundaki canlı deneyimini
Akıl yürütmenin temeli olarak as a starting point
Burada as a starting point, ardından gelecek düşünmenin ilk dayanağını tanıtır. İnsanların akıl yürütmeye hangi deneyimle başladığını, yani kendi deneyimleriyle tüm insanlığın deneyimini gösterir. Buradaki point fiziksel bir yer ya da belirli bir an değildir. İlk referans çerçevesidir; sonraki fikirler bunun üzerine kurulabilir veya değiştirilebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede as a starting point, sonraki akıl yürütmeye temel oluşturacak bir dayanak sunar?
- As a starting point, let's compare the two possible solutions.
- We arrived at the starting point before sunrise.
- At first, I did not understand the question.
Cevabı göster
As a starting point, let's compare the two possible solutions.
Hata yapmak anlamındaki messing up
Bu cümlede messing up, bir odayı dağıtmak değil, hata yapmak veya bir işi kötü yapmak anlamına gelir. -ing biçimi, mess up eylemini hakkında konuşulan etkinliğe veya deneyime dönüştürür. Cümle insanların genel deneyiminden söz ettiği için messing up, belirli tek bir kazadan çok herkesin yaşayabildiği bir başarısızlık türünü anlatır.
Alıştırma
Hata yapmak anlamını vermek için cümleyi mess up ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: Everyone has experience of ____.
Cevabı göster
messing up
into play as key points of reference. Deyimler
3:09temel referans noktaları olarak devreye sokarlar.
bring ... into play: bir unsuru devreye sokmak
bring + something + into play kalıbı; bir unsur, deneyim, beceri veya kaynağı olayları ya da bir kararı etkileyebilmesi için duruma dâhil etmek anlamına gelir. Burada kendi hata yapma deneyimleri ile insanlığın deneyimi referans noktaları olarak kullanılır. Buradaki play soyut anlamdadır; oyun veya eğlenceyi değil, etkin bir etkiyi ya da katılımı ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle, yöneticinin karar verirken yeni kanıtı bilinçli olarak kullandığı anlamına gelir?
- The manager played a game with the new evidence.
- The new evidence came into play after the rules changed.
- The manager brought the new evidence into play before deciding.
Cevabı göster
The manager brought the new evidence into play before deciding.
They're continually telling us that our specific case might be unique, Anlatım akışı
3:12Bize sürekli olarak bizim özel durumumuzun benzersiz olabileceğini,
our specific case ... the general structure is common: özel durumdan ortak örüntüye
Cümle, tek bir örnekten daha geniş bir örüntüye geçerek bilgiyi düzenler. Our specific case bu duruma özgü ayrıntıları, the general structure ise birçok benzer durumun paylaştığı temel örüntüyü ifade eder. İlk bölüm, bu durumun farklı olabileceğini kabul eder. But sonrasındaki ikinci bölüm ise daha genel mesajı verir: aynı temel örüntü sık sık görülür. Buradaki common, önemsiz değil, birçok durumda ortak veya tekrarlanan anlamındadır.
Alıştırma
Hangi özet, cümlenin bilgiyi düzenleme biçimine en uygun olanıdır?
- Durum yaygındır, bu yüzden ayrıntıları önemli değildir.
- Ayrıntılar benzersiz olabilir, ancak altta yatan örüntü ortaktır.
- Hem ayrıntılar hem de altta yatan örüntü tamamen benzersizdir.
Cevabı göster
Ayrıntılar benzersiz olabilir, ancak altta yatan örüntü ortaktır.
People don't just sometimes fail, everyone fails: daha zayıf bir fikri düzeltme
Burada don't just sometimes fail, başarısızlıkla ilgili kasıtlı olarak daha zayıf bir tanımı önce sunar. Ardından gelen everyone fails, bu sınırlı bakışı düzelterek kapsamı bütün insanlara genişletir. Bu, düzeltici bir güçlendirmedir: konuşmacı yetersiz kalan bir fikri belirtir ve sonra onu daha güçlü bir fikirle değiştirir. Cümle, insanların bazen başarısız olduğunu inkâr etmez; yalnızca ara sıra yaşanan başarısızlıklara odaklanmanın herkesin başarısız olduğu şeklindeki daha önemli noktayı gözden kaçırdığını söyler.
Alıştırma
Konuşmacı “People don't just sometimes fail, everyone fails” sözüyle ne yapıyor?
- Yalnızca birkaç kişinin başarısız olduğunu söylüyor.
- İnsanların bazen değil, sürekli başarısız olduğunu iddia ediyor.
- Sınırlı bir bakışı düzelterek başarısızlığın herkesin başına geldiğini söylüyor.
Cevabı göster
Sınırlı bir bakışı düzelterek başarısızlığın herkesin başına geldiğini söylüyor.
Only we don't know about it: tüm yan cümleyi sınırlayan Only
Burada Only, önceki iddianın tamamına bir sınırlama ekler: herkes başarısız olur, ancak biz diğer insanların başarısızlıklarını bilmeyiz. Bu kullanımda but veya except that ifadesine yakındır. Buradaki amaç we öznesini dışlayıcı biçimde öne çıkarmak değildir. Sözcük dizilişi nedeniyle “bilmeyen tek kişiler biziz” yorumu da dil bilgisi açısından mümkündür; bu yüzden bağlam ve söyleyiş biçimi önemlidir.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı? Bu parçada Only, “başarısızlıklardan habersiz olan tek kişiler biziz” anlamına gelir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
It's ironic yet essentially hopeful
3:24Neredeyse bir yabancıya nasıl daha iyi bir arkadaş olacağımızı oldukça iyi bilip de
that we usually know quite well how to be a better friend to near strangers Dilbilgisi
3:27kendimize nasıl böyle olacağımızı bilmememiz,
be a better friend to ... than ... to ourselves karşılaştırması
be a better friend to A than ... to B kalıbı yalnızca iki kişiyi ya da iki sıfatı değil, iki karmaşık davranış biçimini karşılaştırır. Burada, neredeyse hiç tanımadığımız kişilere iyi bir dostun göstereceği özeni kendimize gösterdiğimizden daha iyi gösterebildiğimiz anlatılır. than sonrasındaki know how to be, önceki be a friend düşüncesini tekrarlar; bu nedenle friend sözcüğünün yeniden söylenmesi gerekmez. Paralel yapı, to near strangers ile to ourselves bölümlerini eşleştirir ve karşılaştırmanın iki tarafında aynı eylemi korur.
Alıştırma
Aynı know how to yapısını tekrarlayarak karşılaştırmayı tamamlayın: Lina knows how to encourage her teammates better than she ____ herself.
Cevabı göster
knows how to encourage
that we do actually already possess the relevant skills of friendship. Dilbilgisi
3:36aslında zaten arkadaşlıkla ilgili becerilere sahibiz.
lies in the fact that: temeli şu gerçekte yatmak
lies in the fact that, “temeli şu gerçekte yatar” ya da “şu gerçekten kaynaklanır” anlamına gelir. Bu cümlede umudun nedeni, that sonrasında verilen gerçektir: İnsanlar arkadaşlık için gereken becerilere zaten sahiptir. Buradaki lies, “bulunmak veya var olmak” anlamındaki lie fiilinin üçüncü tekil kişi biçimidir; “yalan söylemek” anlamında değildir. Bu yapı, yazarın önce bir düşünceyi adlandırıp sonra onu destekleyen gerçeği göstermesini sağlar.
Alıştırma
Cümleyi hedef resmî yapıyla tamamlayın: The main difficulty ____ the fact that the two rules conflict.
Cevabı göster
lies in
do actually already possess ifadesindeki vurgulu do
Bu olumlu cümlede do soru oluşturmaz. Possess fiilini vurgular: konuşan kişi, özellikle bu becerilerin bulunmadığı düşüncesine karşı, onların gerçekten var olduğunu kesin bir şekilde doğrular. Actually düzeltmeyi güçlendirir; already ise bu sahipliğin şimdiden önce de geçerli olduğunu belirtir. Yapı özne + do/does/did + fiilin yalın hâlidir; bu yüzden possess yalın hâlde kalır.
Alıştırma
Düzeltmeyi vurgulu yardımcı fiille tamamlayın: "Some people think we lack the skill, but we ____ possess it."
Cevabı göster
do
Açıklamayı çerçeveleyen It's just (that) ...
It's just (that) + yan cümle, daha önce söyleneni sınırlandıran tek kısıtlamayı veya açıklamayı tanıtır. Burada konuşan kişi umut verici iddiayı iptal etmez; sorunu henüz yapılmamış tek bir şeye indirger. Gündelik konuşmada that sık sık atılır ve It's just we haven't... biçimi ortaya çıkar. Buradaki just, kısa süre önce değil, yalnızca veya tek sorun şu ki anlamındadır. Bu çerçeve, düzeltmenin daha yumuşak ve çözülebilir görünmesini sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle, sınırlı ve çözülebilir tek bir sorunu sunmak için It's just (that) yapısını kullanıyor?
- It's not just the app; the website also failed.
- It's just that we haven't tested the app yet.
- We've just tested the app, so the results are new.
Cevabı göster
It's just that we haven't tested the app yet.
Şu ana kadar gerçekleşmemiş bir eylem için as yet kullanımı
Burada haven't as yet directed, yönlendirme eyleminin şu ana kadar gerçekleşmediğini belirtir. İfade, bunun daha sonra gerçekleşmesi ihtimalini açık bırakır. As yet tek bir zaman ifadesidir; as ve yet ayrı ayrı çevrilmez. Genellikle olumsuz bir fiille veya hâlâ çözülememiş başka bir durumla kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “şu ana kadar” anlamına gelen, biraz resmî iki sözcüklü zaman ifadesiyle tamamlayın: The museum has not ____ announced a reopening date.
Cevabı göster
as yet
Son göndergeyi açıklamak için namely, of course, kullanımı
Namely, dinleyiciye az önce sözü edilen kişinin tam kimliğinin açıklanmak üzere olduğunu bildirir: ourselves. Genel bir tanımı belirli bir göndergeye indirger. Of course bu açıklamayı önceki düşünce akışından çıkan doğal bir sonuç olarak sunar. Namely, of course, birlikte kullanıldığında sona yumuşak bir kapanış verir: önce kesin cevabı işaret eder, sonra bunu dinleyicinin zaten bilmesi gerektiğini söyleyerek azarlamadan uygun bir sonuç gibi sunar.
Alıştırma
Bu etkili sonucu en iyi tamamlayan sözleri seçin: There is one group responsible for protecting the park—[gap] all of us.
- on the other hand,
- for example,
- namely, of course,
Cevabı göster
namely, of course,