Kendinizin Dostu Nasıl Olursunuz?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
645 kelime 177 kel/dk

Video Tanıtımı: Deneme, öz şefkati arkadaşlarımıza sunduğumuz kabul ve bağışlayıcılığı kendimize de vermek olarak açıklar. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. "the extent to which" - Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: bu resmî ilgi yapısının dereceyi ve bir iddianın ne ölçüde doğru olduğunu nasıl belirttiğini anlayın. 2. "to err," / "screw up" - Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: hata anlatan edebî fiille gündelik phrasal verb arasındaki farkı görüp uygun tonu seçin. 3. "our specific case" / "the general structure is common." - Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: kişisel durumdan ortak insanlık örüntüsüne geçişi fark ederek bireysel deneyimi küçümsemeden gerekçeli teselli kurmayı anlayın.

Bu derste

Trying to be a better friend to yourself sounds like an odd idea initially, Kalıp ifadeler

0:00

Kendinize daha iyi bir arkadaş olmaya çalışmak başlangıçta garip bir fikir gibi gelebilir,

Kalıp ifadeler

İzlenim bildiren sounds like

Burada sounds like, “öyle olduğu izlenimini verir” anlamındadır. Özne bir fikir olduğu için sound bir sesi anlatmaz; like, an odd idea değerlendirmesini getirir. Bir izlenimi kesin bir gerçek gibi sunmadan ifade etmek için sound like + isim veya isim öbeği kullanılır. Bu izlenim yalnızca duyulan bir sesten değil; sözlerden, gerçeklerden veya bir durumdan da kaynaklanabilir.

Alıştırma

“That sounds like a sensible plan,” cümlesinde sounds like ne anlama gelir?

  1. Mantıklı olduğu izlenimini verir.
  2. Mantıklı olduğu kanıtlanmıştır.
  3. Belirli bir ses çıkarır.
Cevabı göster

Mantıklı olduğu izlenimini verir.

because we naturally imagine a friend as someone else, not as a part of our own mind.

0:05

çünkü doğal olarak bir arkadaşı kendi zihnimizin bir parçası olarak değil, başka biri olarak hayal ederiz.

But there is value in the concept

0:11

Ancak bu kavramın bir değeri vardır

because of the extent to which we know how to treat our own friends Dilbilgisi

0:13

çünkü kendi arkadaşlarımıza nasıl davranacağımızı çok iyi biliriz,

with a sympathy and imagination we seldom apply to ourselves. Kalıp ifadeler

0:16

ama bu şefkat ve hayal gücünü nadiren kendimize uygularız.

Dilbilgisi

Dereceyi ölçen the extent to which

Extent, “derece” anlamına gelir. the extent to which yapısında which, extent sözcüğüne geri gönderme yapar ve to edatı extent ile bağlantılıdır. which sonrasındaki tam cümlecik neyin ölçüldüğünü belirtir. Burada ifade, “arkadaşlarımıza nasıl davranacağımızı ne ölçüde anladığımız” anlamındadır. Dereceyi bir isim öbeğine dönüştürmek, yazarın bunu because of sonrasında önceki iddianın nedeni olarak kullanmasını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi “hangi ölçüde” anlamındaki dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The report shows ____ air quality has improved.

Cevabı göster

the extent to which

Kalıp ifadeler

anlayış ve hayal gücünü kendimize yöneltmek

apply something to someone or something kalıbı, bir şeyin belirli bir hedefe uygulanması veya yöneltilmesi anlamına gelir. Burada sympathy and imagination uygulanan şeyi, ourselves ise bu tutumun yöneltildiği kişileri belirtir. Cümle, aynı anlayış ve hayal gücünü kendimize nadiren yönelttiğimizi anlatır. Bu geçişli bir yapıdır: apply + kullanılan şey + to + hedef. Daha uzun bir cümlede doğrudan nesne, burada olduğu gibi apply fiilinden önce gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için parantez içindeki tüm sözcükleri doğru sıraya koyun: We apply the rule to our team, and we also ____. (apply / it / to / ourselves)

Cevabı göster

apply it to ourselves

If a friend is in trouble,

0:21

Eğer bir arkadaşımız başı dertteyse,

our first instinct is rarely to tell them

0:23

ilk içgüdümüz onlara

that they are fundamentally a shithead and a failure.

0:24

özünde pisliğin teki ve bir başarısızlık örneği olduklarını söylemek değildir.

If a friend complains that their partner isn't very warm to them,

0:28

Bir arkadaşımız partnerinin kendisine pek sıcak davranmadığından şikayet ederse,

we don't tell them they're getting what they deserve. Ton ve niyet

0:31

onlara hak ettiklerini bulduklarını söylemeyiz.

Ton ve niyet

hak ettiğini bulmak

Get what you deserve, davranışların sonucunda hak ettiğine hükmedilen şeyi almak anlamına gelir. Bu cümlede düşünülen sonuç olumsuzdur: arkadaşın partneri ona sıcak davranmıyordur. Acı çeken birine bunu söylemek yalnızca neden-sonuç ilişkisini anlatmaz. Kişiyi suçlar ve çektiği acının adil olduğunu ima eder; bu yüzden anlayışlı değil, soğuk bir ifade gibi duyulur. Deserve olumlu anlamda da kullanılabilir; örneğin You deserve a break. “Bir molayı hak ediyorsun” demektir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız az önce incindi ve teselli istiyor. Siz “You're getting what you deserve.” diye karşılık veriyorsunuz. Bu genellikle uygun ve destekleyici bir yanıt mıdır?

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

We try to reassure them that they're essentially likable Kalıp ifadeler

0:34

Temelde sevilebilir biri olduklarına dair onlara güvence vermeye çalışırız

and that it's worth investigating what might be done. Dilbilgisi

0:36

ve ne yapılabileceğini araştırmaya değer olduğunu söyleriz.

Kalıp ifadeler

reassure someone that...: rahatlatılan kişi + güven veren mesaj

Reassure someone that..., bir kişiye kaygısını gidermeyi amaçlayan bir şey söyleyerek onun daha az endişelenmesini sağlamak demektir. Bu cümlede them rahatlatılan kişiyi, iki that yan cümlesi ise güven veren mesajları gösterir. Kişiyi reassure ile that arasına yerleştirin: reassure + person + that-clause. Böylece hem rahatlatılan kişi hem de verilen güvence açıkça belirtilir.

Alıştırma

Reassure + person + that yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: The storm frightened Kai, so I tried to ____ our house was safe.

Cevabı göster

reassure Kai that

Dilbilgisi

it's worth investigating: worth + -ing

Burada it's worth investigating, olasılıkları incelemenin harcanan zaman veya çabayı haklı çıkaracak kadar yararlı olabileceği anlamına gelir. Doğrudan bir emir değil, sakin bir öneridir. Be worth + -ing yapısında worth sözcüğünden sonra -ing biçimi gelir; bu nedenle investigating doğrudur. what might be done yan cümlesi araştırılan şeyi belirtir, might ise olası çözümlerin henüz kesin olmadığını gösterir.

Alıştırma

Öneriyi tamamlamak için investigate fiilinin doğru -ing biçimini kullanın: We do not know why the lights keep flickering, so it's worth ____ the wiring before buying new lamps.

Cevabı göster

investigating

In friendship,

0:39

Arkadaşlıkta,

we know instinctively how to deploy strategies of wisdom and consolation

0:40

bilgelik ve teselli stratejilerini nasıl uygulayacağımızı içgüdüsel olarak biliriz

that we stubbornly refuse to apply to ourselves.

0:45

ama bunları kendimize uygulamayı inatla reddederiz.

There are some key moves a good friend would typically make,

0:49

İyi bir arkadaşın genellikle yapacağı bazı temel hamleler vardır,

which can provide a model for what we should ideally be doing Kalıp ifadeler

0:52

ve bunlar, ideal olarak kendi zihnimizde

Kalıp ifadeler

provide a model for + bir eylem veya alan

“Provide a model for”, başkalarının öğrenip izleyebileceği açık bir örnek veya kalıp sunmak demektir. Burada iyi bir arkadaşın davranışları, insanların ideal olarak ne yapması gerektiğini gösteren bir rehber olarak sunuluyor. Bu yapıda “for”, örneğin yol gösterdiği davranışı veya alanı tanıtır: “for what we should ideally be doing”. “Model”, taklit edilebilecek bir örnek anlamındadır; moda mankeni anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “izlenecek bir örnek sundu” anlamındaki dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The coach's honest apology ____ taking responsibility.

Cevabı göster

provided a model for

with ourselves in our own heads.

0:55

kendimize karşı nasıl davranmamız gerektiği konusunda bir model sunabilir.

Firstly,

0:58

İlk olarak,

a good friend likes you pretty much as you already are. Ton ve niyet

0:58

iyi bir arkadaş sizi zaten olduğunuz halinizle oldukça sever.

Ton ve niyet

pretty much as you already are: yumuşatılmış kabul

“Pretty much”, “neredeyse tamamen”, “büyük ölçüde” veya “temelde” anlamına gelir. İfadeyi yumuşatır; böylece arkadaşın kabulü güçlü duyulur ama hiçbir istisna olmadığını iddia etmez. “As you already are”, önce değişmen gerekmeden şu anki hâlinle demektir. Sözcükler birlikte, kişiyi şu an olduğu gibi kabul etmeyi anlatır; her davranışın onaylanacağına söz vermez ve yararlı önerileri dışlamaz.

Alıştırma

“The committee approved the proposal pretty much as it already was” cümlesindeki pretty much as it already was ne anlama gelir?

  1. Teklifin görünüşünü güzel buldular.
  2. Kabul etmeden önce teklifi tamamen değiştirdiler.
  3. Küçük değişikliklere izin vererek teklifi büyük ölçüde mevcut biçimiyle kabul ettiler.
Cevabı göster

Küçük değişikliklere izin vererek teklifi büyük ölçüde mevcut biçimiyle kabul ettiler.

Any suggestion they make

1:01

Yaptıkları herhangi bir öneri

or ambition they have about how you could change

1:03

veya nasıl değişebileceğinize dair sahip oldukları bir hırs

builds on a background of acceptance. Deyimler

1:05

bir kabullenme zemini üzerine inşa edilir.

Deyimler

builds on a background of acceptance: kabullenme zeminine dayanmak

Burada builds on, “zaten var olan bir şeyden gelişmek veya onu dayanak almak” anlamına gelir. Önerilen değişiklik reddedilmeyle başlamaz; zaten var olan kabullenmeye dayanır. A background of acceptance, sürekli olarak altta yatan bir tutumdur; bir kişinin geçmişi veya görsel bir arka plan değildir. Cümlede yapı kurma benzetmesi kullanılır: Değişim önerilerini mümkün kılan destek kabullenmedir.

Alıştırma

“Their plan builds on a background of trust.” cümlesinde ifade ne anlama gelir?

  1. Plan, ekip içindeki güven eksikliğini gizler.
  2. Plan, zaten var olan güvenden gelişir.
  3. Plan esas olarak bir bina inşa etmekle ilgilidir.
Cevabı göster

Plan, zaten var olan güvenden gelişir.

When they propose that you might try a different tack, Deyimler

1:08

Size farklı bir yaklaşım denemenizi önerdiklerinde,

Deyimler

try a different tack: farklı bir yol denemek

Try a different tack, “başka bir yaklaşım veya strateji kullanmak” demektir. Tack denizcilikten gelir; tack değiştirmek teknenin rotasını değiştirir. Burada sözcük mecaz anlamdadır, küçük bir çivi veya raptiye anlamında değildir. Bu cümlede might ve try, önerinin temkinli ve iş birliğine açık duyulmasını sağlar. Konuşan kişi değişiklik emri vermek yerine alternatif bir yöntem sunar. Hedef aynı kalırken yöntem değişebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede tack yeni bir yaklaşım anlamında kullanılmıştır?

  1. Our first plan failed, so let's try a different tack.
  2. She used a tack to pin the notice to the board.
  3. They have a different take on the ending.
Cevabı göster

Our first plan failed, so let's try a different tack.

it's not an ultimatum or a threat.

1:11

bu bir ültimatom veya tehdit değildir.

They're not saying that you have to change or be abandoned.

1:13

Değişmeniz gerektiğini ya da terk edileceğinizi söylemezler.

A friend insists we're good enough already,

1:16

Bir arkadaş, zaten yeterince iyi olduğumuzda ısrar eder,

but they want to join forces with us Deyimler

1:19

ancak güçlerimizi birleştirmek isterler

to solve a challenge they feel we would properly benefit from overcoming.

1:20

üstesinden gelmemizin bizim için gerçekten faydalı olacağını düşündükleri bir zorluğu çözmek için.

Deyimler

join forces with: ortak olarak güçleri birleştirmek

Join forces with, ortak bir hedefe ulaşmak için başka bir kişi veya grupla çabaları, becerileri ya da kaynakları birleştirmek demektir. Bu cümlede arkadaş, zorluğu birlikte çözmek için bizimle iş birliği yapmak istiyor. Buradaki forces mecazidir; askerî güç anlamına gelmez. İfade, bir tarafın diğerini yalnızca yönettiği veya kurtardığı bir durumu değil, katılımcıların güçlü yönlerini ortaya koyduğu bir ortaklığı anlatır.

Alıştırma

Dersteki ifadeyi aynen kullanın: Our science club will ____ the museum to organize a public experiment day.

Cevabı göster

join forces with

Without being flattering, Ton ve niyet

1:26

Dalkavukluk etmeden,

good friends also constantly keep in mind certain things we're getting right. Kalıp ifadeler

1:27

iyi arkadaşlar aynı zamanda doğru yaptığımız bazı şeyleri de sürekli akıllarında tutarlar.

Ton ve niyet

Without being flattering, samimi bir övgüden önce

Without being flattering, olumlu bir ifadeden önce bir sınır çizer: Konuşan kişi, övgünün birinin gözüne girmek için değil, dürüst bir değerlendirme olarak söylendiğini belirtir. Bu cümlede ifade, arkadaşların doğru yaptığımız şeylere dikkat etmesinin samimi olduğunu gösterir. without sözcüğünden sonra -ing biçimi gelir: without + being + sıfat. Baştaki bu ifade, sonraki sözün nasıl anlaşılması gerektiğini belirtir; hoş gelen her iltifatın samimiyetsiz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi başlangıç, konuşanın övgüsünün karşısındakinin gözüne girmek için değil, samimi olduğunu en iyi gösterir?

  1. Without being flattering, I think your presentation was exceptionally clear.
  2. Without exaggerating, I think your presentation was exceptionally clear.
  3. Without being critical, I think your presentation was exceptionally clear.
Cevabı göster

Without being flattering, I think your presentation was exceptionally clear.

Kalıp ifadeler

Keep in mind: hatırlamak ve dikkate almak

Keep in mind, bir şeyi hatırlamaya devam etmek ve onun düşüncelerinizi ya da kararlarınızı etkilemesine izin vermek demektir. Bu cümlede iyi arkadaşlar, doğru yaptığımız şeyleri fark etmeyi sürdürür. Nesne, keep in mind certain things örneğindeki gibi tüm ifadenin ardından veya keep these things in mind örneğindeki gibi keep ile in mind arasına gelebilir. Ardından bir that yan cümlesi de gelebilir: keep in mind that mistakes happen.

Alıştırma

Örnekte keep in mind ne anlama geliyor?

  1. Bir şeyi yalnızca çok kısa süre hatırlamak
  2. Fiziksel bir nesneyi güvenli bir yere koymak
  3. Bir şeyi hatırlamaya devam etmek ve sonraki değerlendirmelerde dikkate almak
Cevabı göster

Bir şeyi hatırlamaya devam etmek ve sonraki değerlendirmelerde dikkate almak

They don't think anything wrong with the odd compliment and emphasis on our strengths. Kelime

1:32

Arada sırada edilen bir iltifatta ve güçlü yönlerimizi vurgulamakta yanlış bir şey görmezler.

Kelime

The odd compliment: ara sıra edilen bir iltifat

Bu cümlede the odd compliment, ara sıra edilen bir iltifat anlamına gelir. Burada odd, iltifatın tuhaf olduğunu anlatmaz. Tanımlık ve cümlenin genel bağlamı, miktar benzeri bir anlamı işaret eder. Konuşan kişi bazı iltifatların ara sıra edildiğini söyler; belirli bir iltifatın içeriğinin sıra dışı olduğunu söylemez.

Alıştırma

“Our coach gives us the odd compliment, but praise is rare,” cümlesinde the odd compliment ne anlama geliyor?

  1. Tuhaf gelen bir iltifat
  2. Ara sıra edilen bir iltifat
  3. Tam olarak bir iltifat
Cevabı göster

Ara sıra edilen bir iltifat

It's quietly galling how easily we can lose sight of all our own good points when trouble strikes. Deyimler

1:36

Başımız belaya girdiğinde kendi iyi yönlerimizi ne kadar kolay unutabildiğimiz içten içe sinir bozucudur.

Deyimler

lose sight of: önemli bir şeyi gözden kaçırmak

Bu cümlede lose sight of, önemli bir gerçeği akılda tutmayı bırakmak anlamına gelir. Sorunlar, neyin yanlış gittiğine o kadar yoğunlaşmamıza neden olabilir ki kendi iyi yönlerimizi geçici olarak unuturuz. lose sight of + isim veya isim öbeği kalıbı; hedefler, öncelikler, gerçekler ya da genel tabloyla birlikte sıklıkla mecaz anlamda kullanılır. Gerçekten gözden kaybolma anlamına da gelebilir, ancak burada konu görme değil dikkattir.

Alıştırma

Cümleyi lose sight of ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the rushed project, we ____ our original goal.

Cevabı göster

lost sight of

The friend doesn't fall into this trap. Deyimler

1:43

Arkadaş bu tuzağa düşmez.

Deyimler

fall into this trap: bu düşünce tuzağına düşmek

Fall into this trap, kişi tam olarak fark etmeden zararlı bir düşünce biçimine girmek anlamına gelir. This, sorunlar çıktığında kişinin kendi iyi yönlerini unutması hatasına gönderme yapar; arkadaş bu hatadan kaçınır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıplar fall into a trap ve fall into the trap of + -ing şeklindedir. Bunlar fiziksel bir tuzaktan çok düşünme, akıl yürütme, karar verme veya davranışta yapılan yaygın bir hatayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi fall into the trap ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: When one comment goes badly, don't ____ of thinking that everyone dislikes you.

Cevabı göster

fall into the trap

They can acknowledge the difficulties while still holding onto a memory of our virtues. Dilbilgisi

1:45

Zorlukları kabul ederken erdemlerimizin hatırasına da tutunabilirler.

Dilbilgisi

while still holding onto: karşıt iki durumu aynı anda korumak

Bu cümlede while, aynı anda geçerli olan iki durumu birbirine bağlar: zorlukları kabul etmek ve iyi nitelikleri hatırlamayı sürdürmek. Burada karşıtlık anlamı taşır; bir şeyin ne kadar sürdüğünü sormaz. while still + -ing yapısı, ilk gerçek ikinci eylemi zorlaştırıyor gibi görünse de ikinci eylemin devam ettiğini gösterir. Still sürekliliği vurgular; holding onto ise bir şeyi fiziksel olarak tutmak değil, zihinde veya duygularda korumak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi while still ve respect fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: You can question the rule ____ the teacher who explained it.

Cevabı göster

while still respecting

The good friend is compassionate.

1:50

İyi arkadaş merhametlidir.

When we fail,

1:52

Biz başarısız olduğumuzda,

as we will,

1:53

-ki olacağız-

they are understanding and generous around our mishaps.

1:54

aksiliklerimiz konusunda anlayışlı ve cömerttirler.

Our folly doesn't exclude them from the circle of their love.

1:57

Akılsızlığımız bizi onların sevgi çemberinden dışlamaz.

The good friend deftly conveys that to err, Kelime

2:01

İyi arkadaş, hata yapmanın,

fail, and screw up is just what we humans do.

2:04

başarısız olmanın ve işleri berbat etmenin sadece biz insanların yaptığı bir şey olduğunu ustalıkla aktarır.

Kelime

to err ... screw up: hata için resmî ve gündelik ifadeler

To err, hata yapmak anlamına gelir. Err resmî, daha çok yazı diline özgü ve bazen edebîdir; screw up ise hata yapmak veya bir işi kötü yürütmek anlamına gelen gündelik bir ifadedir. Burada bu ifadeler daha tarafsız olan fail ile birlikte kullanılır. Err sözcüğünden fail ve ardından screw up ifadesine geçiş, dili bilinçli olarak yüksek bir üsluptan günlük konuşmaya taşır ve hata yapmanın insani olduğu düşüncesini geniş kapsamlı ve gerçekçi kılar.

Alıştırma

Veri girişi hatasıyla ilgili resmî bir rapor için en uygun cümle hangisidir?

  1. The team may mess everything up when entering the data.
  2. The team may err when entering the data.
  3. The team may screw up when entering the data.
Cevabı göster

The team may err when entering the data.

We all emerge from childhood with various biases in our character,

2:07

Hepimiz çocukluktan karakterimizde çeşitli önyargılarla çıkarız,

which evolved to help us cope with our necessarily imperfect parents.

2:11

bunlar kaçınılmaz olarak kusurlu ebeveynlerimizle başa çıkmamıza yardımcı olmak için gelişmiştir.

And these acquired habits of mind will reliably let us down in adult life. Notlar

2:16

Ve sonradan edinilen bu zihinsel alışkanlıklar yetişkinlik hayatımızda bizi kesinlikle yarı yolda bırakacaktır.

Kalıp ifadeler

habits of mind: öğrenilmiş düşünme kalıpları

Habits of mind, bir kişinin durumları nasıl değerlendirdiğini ve tepki verdiğini şekillendiren, öğrenilmiş ve yerleşik düşünme biçimleridir. Buradaki acquired, bu kalıpların doğuştan değil deneyim yoluyla geliştiğini gösterir. Bir habit fiziksel olduğu kadar zihinsel de olabilir. habits of mind eğitim, psikoloji ve öz değerlendirme bağlamlarında yerleşik bir ifadedir ve burada thinking habits ifadesinden genellikle daha doğaldır.

Alıştırma

Bu açıklamadaki ifadeyi kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: “Comparing several solutions can build flexible ____.”

Cevabı göster

habits of mind

Öbek fiiller

let us down: beklentiyi karşılayamamak

Let someone down, beklenen yardımı, performansı veya sonucu sağlayamayıp hayal kırıklığına ya da soruna yol açmak demektir. Bu cümlede özne habits of mind ifadesidir: insanların güvendiği bu düşünme alışkanlıkları yetişkinlikte işe yaramaz. Bu bir phrasal verb'dür; birini sözcük anlamıyla aşağı doğru hareket ettirmek değildir. Nesne let ile down arasına gelir: let us down, let me down, let them down.

Alıştırma

“The backup battery let us down during the storm,” cümlesinde let us down ne anlama gelir?

  1. Bizi daha alçak bir yere taşıdı.
  2. Kendimizi sakin ve rahat hissetmemizi sağladı.
  3. Beklediğimiz yardımı sağlayamadı.
Cevabı göster

Beklediğimiz yardımı sağlayamadı.

But we're not to be blamed because we didn't deliberately set out to be like this. Öbek fiiller

2:21

Ancak kasten böyle olmayı seçmediğimiz için suçlanmamalıyız.

Öbek fiiller

set out to do something: açık bir amaçla başlamak

Set out to do something, açık bir amaç veya niyetle bir işe başlamak demektir. to ifadesinden sonra yapılması amaçlanan eylem gelir. Bu cümlede didn't deliberately set out to be like this, bu hâle gelmenin onların seçtiği bir amaç olmadığını anlatır. İfade, amaçlanan bir sonuçla plansız biçimde ortaya çıkan veya gelişen bir sonucu birbirinden ayırır.

Alıştırma

Hangi cümle, birinin belirli bir işi yapma amacıyla başladığını anlatır?

  1. Lena set out for the museum before dinner.
  2. Lena set out to finish the model before dinner.
  3. Lena ended up finishing the model before dinner.
Cevabı göster

Lena set out to finish the model before dinner.

We didn't realistically have a lot of better options.

2:25

Gerçekçi olmak gerekirse pek fazla daha iyi seçeneğimiz yoktu.

We're indelibly required to make big decisions

2:28

Silinmez bir şekilde büyük kararlar almak zorundayız

before we ever really understand what's at stake Deyimler

2:31

neyin tehlikede olduğunu

Deyimler

what's at stake: söz konusu olan önemli çıkarlar

What's at stake, bir karar veya durum nedeniyle kazanılabilecek, kaybedilebilecek, zarar görebilecek ya da başka şekilde etkilenebilecek önemli şeyleri ifade eder. Buradaki stake, bir deyimin parçasıdır; tahta kazık anlamına gelmez ve ifade yalnızca para veya kumarla sınırlı değildir. Bu cümlede, işin gerçek sonuçları ve ilgili çıkarlar anlaşılmadan önce büyük kararlar verilmesi gerekir. İfade, kararın neden önemli olduğunu gösterir.

Alıştırma

Örnekteki what's at stake ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Kararın verileceği kesin zaman
  2. Tahta bir kazığın bulunduğu fiziksel yer
  3. Kazanılabilecek, kaybedilebilecek veya etkilenebilecek önemli şeyler
Cevabı göster

Kazanılabilecek, kaybedilebilecek veya etkilenebilecek önemli şeyler

or how our choices will play out. Öbek fiiller

2:34

ya da seçimlerimizin nasıl sonuçlanacağını gerçekten anlamadan önce.

Öbek fiiller

play out: zamanla gelişip sonuca ulaşmak

Burada play out, etkileri ya da sonucu netleşene kadar zaman içinde gelişmek anlamına gelir. Konuşan kişi, insanların seçimlerinin kendilerini nereye götüreceğini bilmeden önce seçim yaptıklarını söylüyor. out parçacığı, sürecin görünür bir sonuca doğru ilerlediği anlamını ekler. Odak yalnızca bir şeyin gerçekleşmesi değildir ve bu cümlede oyun oynamakla ilgisi yoktur.

Alıştırma

'We need time to see how the talks play out' cümlesinde play out ne anlama gelir?

  1. Bir oyunu sonuna kadar oynamak
  2. Sonuç netleşene kadar zaman içinde gelişmek
  3. Bir şarkıyı seyirci önünde seslendirmek
Cevabı göster

Sonuç netleşene kadar zaman içinde gelişmek

We're steering blind in all our large moves around love and work. Deyimler

2:36

Aşk ve iş etrafındaki tüm büyük hamlelerimizde körlemesine yön veriyoruz.

Deyimler

steering blind: bilgisiz karar vermeyi anlatan sürüş metaforu

Steering yönü kontrol etmek, blind ise görememek anlamına gelir. Birlikte steering blind, ileride ne olduğunu bilmeye yetecek bilgi olmadan önemli seçimlere yön vermeyi anlatan bir sürüş metaforudur. Cümlede kimse gerçekten araç kullanmıyor veya görme yetisini kaybetmiyor. Aşk ve iş, insanların yön bulması gereken alanlar gibi ele alınıyor; bu nedenle blind, bir rota seçerken bilgi eksikliğini anlatıyor.

Alıştırma

'The team is steering blind because it has no sales data,' cümlesinde steering blind neyi anlatır?

  1. Göremeden gerçekten araç kullanmak
  2. Yeterli bilgi olmadan önemli seçimlere yön vermek
  3. Herhangi bir yön seçmeyi reddetmek
Cevabı göster

Yeterli bilgi olmadan önemli seçimlere yön vermek

We opt for a move to a different city, Kalıp ifadeler

2:40

Farklı bir şehre taşınmayı seçiyoruz,

Kalıp ifadeler

opt for + seçilen bir seçenek

Bu cümlede opt for, “seçmek” anlamına gelir. Konuşanlar farklı olasılıkları değerlendirdikten sonra başka bir şehre taşınmayı seçiyor. For, seçilen seçeneği tanıtır: opt for + isim veya isim öbeği. Opt çoğu zaman düşünülerek yapılmış bir seçim izlenimi verir. Bu yüzden opt for; planları, hizmetleri veya hareket yollarını karşılaştırırken özellikle kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi opt for ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After comparing the two routes, we decided to ____ the safer one.

Cevabı göster

opt for

but we can't possibly know whether we're going to flourish there.

2:42

ancak orada başarılı olup olmayacağımızı bilmemiz mümkün değil.

We have to select a career path when we're still young

2:45

Henüz gençken bir kariyer yolu seçmeliyiz

and we don't know what our latent needs will be. Kelime

2:48

ve gizli ihtiyaçlarımızın ne olacağını bilmiyoruz.

Kelime

latent needs: zaten var olan ama henüz belirgin olmayan ihtiyaçlar

Latent needs, kişinin içinde zaten var olan ancak henüz belirginleşmemiş veya tam olarak fark edilmemiş ihtiyaçlardır. Burada gençler, büyüdükçe hangi derin ihtiyaçlarının belirginleşeceğini henüz bilemez. Temel fikir yalnızca daha sonraki bir zaman değil, gizli biçimde var olmadır. Latent ayrıca var olan fakat etkinleşmemiş ya da görünmeyen yetenekleri, duyguları veya riskleri de tanımlayabilir.

Alıştırma

Zaten var olan ancak henüz belirgin veya fark edilmiş olmayan ihtiyaçları hangi İngilizce ifade anlatır?

  1. future needs
  2. latent needs
  3. urgent needs
Cevabı göster

latent needs

In long-term relationships,

2:51

Uzun vadeli ilişkilerde,

we have to make a commitment to another person Kalıp ifadeler

2:52

başka bir kişiye bağlılık sözü vermeliyiz

Kalıp ifadeler

make a commitment to another person ifadesi

Make a commitment to someone, birine ciddi bir söz vermek ve ona karşı süregelen bir sorumluluk üstlenmek anlamına gelir. Bu cümlede küçük ve tek seferlik bir sözden değil, uzun süreli bir ilişkiyi seçmekten söz edilir. Yapı make a commitment to + kişi şeklindedir. Aynı isim yapısından sonra söz verilen eylem de gelebilir: make a commitment to doing something.

Alıştırma

Hangi cümlede ciddi ve kalıcı bir söz için doğal eşdizim kullanılmıştır?

  1. Leah made a commitment to her business partner.
  2. Leah built a commitment to her business partner.
  3. Leah did a commitment to her business partner.
Cevabı göster

Leah made a commitment to her business partner.

before we understand what it will be like to tie our lives so deeply to theirs'. Deyimler

2:55

hayatımızı onlarınkine bu kadar derinden bağlamanın nasıl bir şey olacağını anlamadan önce.

Deyimler

tie our lives so deeply to theirs ifadesinin mecaz anlamı

Tie our lives ... to theirs ifadesinde tie mecaz anlamda kullanılır. İki kişinin hayatlarını derinden bağlayarak planlarının, sorumluluklarının ve gelecekteki seçimlerinin birbirini etkilemesi anlamına gelir. Burada theirs, diğer kişinin hayatının veya hayatlarının yerini tutar. Deeply, yakınlık ve kalıcı karşılıklı bağımlılık duygusunu güçlendirir; fiziksel olarak bağlamak söz konusu değildir.

Alıştırma

Konuşmacı tie our lives so deeply to theirs derken neyi kastediyor?

  1. Geleceğimizi diğer kişinin geleceğine güçlü biçimde bağlamak
  2. Eşyalarımızı fiziksel olarak diğer kişinin eşyalarına bağlamak
  3. Diğer kişinin günlük düzenindeki her ayrıntıyı kopyalamak
Cevabı göster

Geleceğimizi diğer kişinin geleceğine güçlü biçimde bağlamak

The good friend knows that failures are not, in fact, rare.

3:00

İyi arkadaş, başarısızlıkların aslında nadir olmadığını bilir.

They bring as a starting point Anlatım akışı

3:04

Bir başlangıç noktası olarak,

their own and humanity's vivid experience of messing up Öbek fiiller

3:05

kendilerinin ve insanlığın işleri berbat etme konusundaki canlı deneyimini

Anlatım akışı

Akıl yürütmenin temeli olarak as a starting point

Burada as a starting point, ardından gelecek düşünmenin ilk dayanağını tanıtır. İnsanların akıl yürütmeye hangi deneyimle başladığını, yani kendi deneyimleriyle tüm insanlığın deneyimini gösterir. Buradaki point fiziksel bir yer ya da belirli bir an değildir. İlk referans çerçevesidir; sonraki fikirler bunun üzerine kurulabilir veya değiştirilebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede as a starting point, sonraki akıl yürütmeye temel oluşturacak bir dayanak sunar?

  1. As a starting point, let's compare the two possible solutions.
  2. We arrived at the starting point before sunrise.
  3. At first, I did not understand the question.
Cevabı göster

As a starting point, let's compare the two possible solutions.

Öbek fiiller

Hata yapmak anlamındaki messing up

Bu cümlede messing up, bir odayı dağıtmak değil, hata yapmak veya bir işi kötü yapmak anlamına gelir. -ing biçimi, mess up eylemini hakkında konuşulan etkinliğe veya deneyime dönüştürür. Cümle insanların genel deneyiminden söz ettiği için messing up, belirli tek bir kazadan çok herkesin yaşayabildiği bir başarısızlık türünü anlatır.

Alıştırma

Hata yapmak anlamını vermek için cümleyi mess up ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: Everyone has experience of ____.

Cevabı göster

messing up

into play as key points of reference. Deyimler

3:09

temel referans noktaları olarak devreye sokarlar.

Deyimler

bring ... into play: bir unsuru devreye sokmak

bring + something + into play kalıbı; bir unsur, deneyim, beceri veya kaynağı olayları ya da bir kararı etkileyebilmesi için duruma dâhil etmek anlamına gelir. Burada kendi hata yapma deneyimleri ile insanlığın deneyimi referans noktaları olarak kullanılır. Buradaki play soyut anlamdadır; oyun veya eğlenceyi değil, etkin bir etkiyi ya da katılımı ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle, yöneticinin karar verirken yeni kanıtı bilinçli olarak kullandığı anlamına gelir?

  1. The manager played a game with the new evidence.
  2. The new evidence came into play after the rules changed.
  3. The manager brought the new evidence into play before deciding.
Cevabı göster

The manager brought the new evidence into play before deciding.

They're continually telling us that our specific case might be unique, Anlatım akışı

3:12

Bize sürekli olarak bizim özel durumumuzun benzersiz olabileceğini,

but that the general structure is common.

3:16

ancak genel yapının yaygın olduğunu söylerler.

Anlatım akışı

our specific case ... the general structure is common: özel durumdan ortak örüntüye

Cümle, tek bir örnekten daha geniş bir örüntüye geçerek bilgiyi düzenler. Our specific case bu duruma özgü ayrıntıları, the general structure ise birçok benzer durumun paylaştığı temel örüntüyü ifade eder. İlk bölüm, bu durumun farklı olabileceğini kabul eder. But sonrasındaki ikinci bölüm ise daha genel mesajı verir: aynı temel örüntü sık sık görülür. Buradaki common, önemsiz değil, birçok durumda ortak veya tekrarlanan anlamındadır.

Alıştırma

Hangi özet, cümlenin bilgiyi düzenleme biçimine en uygun olanıdır?

  1. Durum yaygındır, bu yüzden ayrıntıları önemli değildir.
  2. Ayrıntılar benzersiz olabilir, ancak altta yatan örüntü ortaktır.
  3. Hem ayrıntılar hem de altta yatan örüntü tamamen benzersizdir.
Cevabı göster

Ayrıntılar benzersiz olabilir, ancak altta yatan örüntü ortaktır.

People don't just sometimes fail, Anlatım akışı

3:19

İnsanlar sadece bazen başarısız olmazlar,

everyone fails.

3:21

herkes başarısız olur.

Anlatım akışı

People don't just sometimes fail, everyone fails: daha zayıf bir fikri düzeltme

Burada don't just sometimes fail, başarısızlıkla ilgili kasıtlı olarak daha zayıf bir tanımı önce sunar. Ardından gelen everyone fails, bu sınırlı bakışı düzelterek kapsamı bütün insanlara genişletir. Bu, düzeltici bir güçlendirmedir: konuşmacı yetersiz kalan bir fikri belirtir ve sonra onu daha güçlü bir fikirle değiştirir. Cümle, insanların bazen başarısız olduğunu inkâr etmez; yalnızca ara sıra yaşanan başarısızlıklara odaklanmanın herkesin başarısız olduğu şeklindeki daha önemli noktayı gözden kaçırdığını söyler.

Alıştırma

Konuşmacı “People don't just sometimes fail, everyone fails” sözüyle ne yapıyor?

  1. Yalnızca birkaç kişinin başarısız olduğunu söylüyor.
  2. İnsanların bazen değil, sürekli başarısız olduğunu iddia ediyor.
  3. Sınırlı bir bakışı düzelterek başarısızlığın herkesin başına geldiğini söylüyor.
Cevabı göster

Sınırlı bir bakışı düzelterek başarısızlığın herkesin başına geldiğini söylüyor.

Only we don't know about it. Anlatım akışı

3:22

Sadece biz bunu bilmiyoruz.

Anlatım akışı

Only we don't know about it: tüm yan cümleyi sınırlayan Only

Burada Only, önceki iddianın tamamına bir sınırlama ekler: herkes başarısız olur, ancak biz diğer insanların başarısızlıklarını bilmeyiz. Bu kullanımda but veya except that ifadesine yakındır. Buradaki amaç we öznesini dışlayıcı biçimde öne çıkarmak değildir. Sözcük dizilişi nedeniyle “bilmeyen tek kişiler biziz” yorumu da dil bilgisi açısından mümkündür; bu yüzden bağlam ve söyleyiş biçimi önemlidir.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı? Bu parçada Only, “başarısızlıklardan habersiz olan tek kişiler biziz” anlamına gelir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

It's ironic yet essentially hopeful

3:24

Neredeyse bir yabancıya nasıl daha iyi bir arkadaş olacağımızı oldukça iyi bilip de

that we usually know quite well how to be a better friend to near strangers Dilbilgisi

3:27

kendimize nasıl böyle olacağımızı bilmememiz,

than we know how to be to ourselves.

3:31

ironik ama özünde umut vericidir.

Dilbilgisi

be a better friend to ... than ... to ourselves karşılaştırması

be a better friend to A than ... to B kalıbı yalnızca iki kişiyi ya da iki sıfatı değil, iki karmaşık davranış biçimini karşılaştırır. Burada, neredeyse hiç tanımadığımız kişilere iyi bir dostun göstereceği özeni kendimize gösterdiğimizden daha iyi gösterebildiğimiz anlatılır. than sonrasındaki know how to be, önceki be a friend düşüncesini tekrarlar; bu nedenle friend sözcüğünün yeniden söylenmesi gerekmez. Paralel yapı, to near strangers ile to ourselves bölümlerini eşleştirir ve karşılaştırmanın iki tarafında aynı eylemi korur.

Alıştırma

Aynı know how to yapısını tekrarlayarak karşılaştırmayı tamamlayın: Lina knows how to encourage her teammates better than she ____ herself.

Cevabı göster

knows how to encourage

The hopefulness lies in the fact Kalıp ifadeler

3:34

Umut şu gerçektendir:

that we do actually already possess the relevant skills of friendship. Dilbilgisi

3:36

aslında zaten arkadaşlıkla ilgili becerilere sahibiz.

Kalıp ifadeler

lies in the fact that: temeli şu gerçekte yatmak

lies in the fact that, “temeli şu gerçekte yatar” ya da “şu gerçekten kaynaklanır” anlamına gelir. Bu cümlede umudun nedeni, that sonrasında verilen gerçektir: İnsanlar arkadaşlık için gereken becerilere zaten sahiptir. Buradaki lies, “bulunmak veya var olmak” anlamındaki lie fiilinin üçüncü tekil kişi biçimidir; “yalan söylemek” anlamında değildir. Bu yapı, yazarın önce bir düşünceyi adlandırıp sonra onu destekleyen gerçeği göstermesini sağlar.

Alıştırma

Cümleyi hedef resmî yapıyla tamamlayın: The main difficulty ____ the fact that the two rules conflict.

Cevabı göster

lies in

Dilbilgisi

do actually already possess ifadesindeki vurgulu do

Bu olumlu cümlede do soru oluşturmaz. Possess fiilini vurgular: konuşan kişi, özellikle bu becerilerin bulunmadığı düşüncesine karşı, onların gerçekten var olduğunu kesin bir şekilde doğrular. Actually düzeltmeyi güçlendirir; already ise bu sahipliğin şimdiden önce de geçerli olduğunu belirtir. Yapı özne + do/does/did + fiilin yalın hâlidir; bu yüzden possess yalın hâlde kalır.

Alıştırma

Düzeltmeyi vurgulu yardımcı fiille tamamlayın: "Some people think we lack the skill, but we ____ possess it."

Cevabı göster

do

It's just we haven't as yet directed them Notlar

3:40

Sadece henüz onları yönlendirmedik

to the person who probably needs the most,

3:43

buna muhtemelen en çok ihtiyacı olan kişiye,

namely, of course, Anlatım akışı

3:46

yani, elbette,

ourselves.

3:48

kendimize.

Anlatım akışı

Açıklamayı çerçeveleyen It's just (that) ...

It's just (that) + yan cümle, daha önce söyleneni sınırlandıran tek kısıtlamayı veya açıklamayı tanıtır. Burada konuşan kişi umut verici iddiayı iptal etmez; sorunu henüz yapılmamış tek bir şeye indirger. Gündelik konuşmada that sık sık atılır ve It's just we haven't... biçimi ortaya çıkar. Buradaki just, kısa süre önce değil, yalnızca veya tek sorun şu ki anlamındadır. Bu çerçeve, düzeltmenin daha yumuşak ve çözülebilir görünmesini sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle, sınırlı ve çözülebilir tek bir sorunu sunmak için It's just (that) yapısını kullanıyor?

  1. It's not just the app; the website also failed.
  2. It's just that we haven't tested the app yet.
  3. We've just tested the app, so the results are new.
Cevabı göster

It's just that we haven't tested the app yet.

Kelime

Şu ana kadar gerçekleşmemiş bir eylem için as yet kullanımı

Burada haven't as yet directed, yönlendirme eyleminin şu ana kadar gerçekleşmediğini belirtir. İfade, bunun daha sonra gerçekleşmesi ihtimalini açık bırakır. As yet tek bir zaman ifadesidir; as ve yet ayrı ayrı çevrilmez. Genellikle olumsuz bir fiille veya hâlâ çözülememiş başka bir durumla kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “şu ana kadar” anlamına gelen, biraz resmî iki sözcüklü zaman ifadesiyle tamamlayın: The museum has not ____ announced a reopening date.

Cevabı göster

as yet

Anlatım akışı

Son göndergeyi açıklamak için namely, of course, kullanımı

Namely, dinleyiciye az önce sözü edilen kişinin tam kimliğinin açıklanmak üzere olduğunu bildirir: ourselves. Genel bir tanımı belirli bir göndergeye indirger. Of course bu açıklamayı önceki düşünce akışından çıkan doğal bir sonuç olarak sunar. Namely, of course, birlikte kullanıldığında sona yumuşak bir kapanış verir: önce kesin cevabı işaret eder, sonra bunu dinleyicinin zaten bilmesi gerektiğini söyleyerek azarlamadan uygun bir sonuç gibi sunar.

Alıştırma

Bu etkili sonucu en iyi tamamlayan sözleri seçin: There is one group responsible for protecting the park—[gap] all of us.

  1. on the other hand,
  2. for example,
  3. namely, of course,
Cevabı göster

namely, of course,