Uyuşturucuya Karşı Savaş Neden Büyük Bir Başarısızlık: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.026 kelime 175 kel/dk

Video Özeti: Arza odaklanan yasak talebi bitirmedi, şiddeti ve hapsetmeyi artırdı; İsviçre halk sağlığına dayalı bir yol sunuyor. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. “the numbers are in.” — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: verilerin değerlendirmeye hazır olduğunu, bir konumu değil, bildirir. 2. “The more potent drugs you can store in as little space as possible, the more profit you'll make.” — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: birlikte değişen iki sonucu the more ..., the more ... ile bağlayın. 3. “harm reduction.” — Kültür, Medya ve Gerçek Yaşam Bağlamı: kullanım bitmeden aşırı doz, enfeksiyon ve zararı azaltmayı anlayın; bunu teşvik veya hemen yasallaştırma sanmayın.

Bu derste

Over 40 years ago, US President Richard Nixon declared drug abuse public enemy number one, Deyimler

0:00

40 yılı aşkın bir süre önce, ABD Başkanı Richard Nixon uyuşturucu bağımlılığını bir numaralı halk düşmanı ilan etti,

starting an unprecedented global campaign, the War on Drugs.

0:05

ve eşi görülmemiş küresel bir kampanya olan Uyuşturucuyla Savaş'ı başlattı.

Deyimler

public enemy number one: en büyük kamusal tehdit etiketi

Bu cümlede public enemy number one, bir sorunu toplumun karşı karşıya olduğu en büyük tehdit olarak sunan retorik bir etikettir. Enemy belirli bir kişiyi anlatmaz; number one ise olumsuz bir tehdit sıralamasında en üst sırayı belirtir. Bir şeye public enemy number one demek yalnızca onu tanımlamaz; konuyu acil ve tehlikeli olarak çerçeveler ve konuşanın güçlü kamusal önlemleri gerekçelendirmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede public enemy number one ne anlama geliyor?

  1. Toplum için en ciddi tehlike olarak sunulan tehdit
  2. Halk oylamasında birinci seçilen popüler kişi
  3. Hükümet için çalışan belirli bir düşman
Cevabı göster

Toplum için en ciddi tehlike olarak sunulan tehdit

Today, the numbers are in. Deyimler

0:09

Bugün sonuçlar ortada.

Deyimler

The numbers are in: beklenen sonuçlar artık hazır

The numbers are in, beklenen rakamların veya sonuçların artık geldiği ve incelenmeye hazır olduğu anlamına gelir. Buradaki in, bir sonucun hazır olduğunu bildiren be in kalıbının parçasıdır; sayıların bir yerin içinde bulunduğunu anlatmaz. Konuşanlar bu cümleyi, verileri bekleme veya toplama aşamasından kanıtların ne gösterdiğini değerlendirme aşamasına geçildiğini belirtmek için sıkça kullanır.

Alıştırma

Beklenen rakamların artık hazır olduğunu belirten, numbers sözcüğünü içeren dört kelimelik ifadeyle güncellemeyi tamamlayın: After weeks of counting, ____.

Cevabı göster

the numbers are in

The War on Drugs is a huge failure with devastating unintended consequences. Kalıp ifadeler

0:12

Uyuşturucuyla Savaş, yıkıcı ve öngörülemeyen sonuçları olan devasa bir başarısızlıktır.

Kalıp ifadeler

devastating unintended consequences: amaçlanmamış ciddi sonuçlar

Unintended consequences, bir eylemin yol açtığı ancak o eylemin planının veya amacının parçası olmayan sonuçlardır. Unintended tek başına “öngörülemez” demek değildir; bir sonuç öngörülebilir olduğu hâlde amaçlanmamış olabilir. Devastating ifadeyi güçlendirir: amaçlanmamış sonuçların son derece ciddi zarara yol açtığını belirtir. Bu ifade hem niyetin bulunmamasını hem de zararın büyüklüğünü değerlendirir.

Alıştırma

Bir reformun amacı para tasarrufu sağlamaktı, ancak birkaç hayati kliniğin kapanması planın parçası değildi ve ciddi zarara yol açtı. Olanları en iyi hangi ifade açıklar?

  1. devastating unintended consequences
  2. minor unintended consequences
  3. devastating intended consequences
  4. planned benefits
Cevabı göster

devastating unintended consequences

It led to mass incarceration in the US, Kültür

0:16

ABD'de kitlesel hapis cezalarına,

Kültür

mass incarceration: sistem genelinde kitlesel hapsedilme örüntüsü

Mass incarceration, çok büyük sayıda insanın hapsedilmesinin geniş kapsamlı ve kalıcı bir toplumsal ve kurumsal örüntü hâline gelmesini anlatan yerleşik bir ceza adaleti terimidir. Mass sistemin ölçeğini, incarceration ise gözaltı merkezinde veya cezaevinde tutulmayı belirtir. Bu cümlede ifade, tartışılan politikayla bağlantılı olarak ABD'deki yaygın hapsedilmeyi anlatır. Yalnızca tek bir olayda çok sayıda kişinin gözaltına alınması anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum en iyi mass incarceration olarak tanımlanır?

  1. Ünlü bir dava sırasında kalabalık bir mahkeme salonu
  2. Nüfusun olağan dışı derecede büyük bir bölümünün hapsedildiği uzun süreli bir sistem
  3. Bir şüphelinin bir gece tutulup sonra serbest bırakılması
  4. Yeni bir yasaya karşı büyük bir halk protestosu
Cevabı göster

Nüfusun olağan dışı derecede büyük bir bölümünün hapsedildiği uzun süreli bir sistem

to corruption,

0:19

yolsuzluğa,

political destabilization and violence in Latin America,

0:20

Latin Amerika'da siyasi istikrarsızlık ve şiddete,

Asia and Africa,

0:23

Asya ve Afrika'ya,

to systemic human rights abuses across the world. Kelime

0:24

ve dünya çapında sistematik insan hakları ihlallerine yol açtı.

Kelime

systemic human rights abuses: sistemik insan hakları ihlalleri

Systemic, sorunun yalnızca tek ve bağımsız bir olay olmadığını; bir sistemin kurallarına, yapılarına veya olağan uygulamalarına yerleşmiş olduğunu belirtir. Burada kurumların genelinde gerçekleşen ya da kurumlar tarafından mümkün hâle getirilen ihlalleri tanımlar. Human rights abuses, insanların temel haklarını ihlal eden eylemler için kullanılan resmî bir ifadedir. systemic human rights abuses bir bütün olarak bu ihlalleri köklü bir kurumsal örüntü şeklinde sunar.

Alıştırma

Hangi cümle ihlallerin kurumun daha geniş yapısına kök saldığını özellikle belirtir?

  1. The report uncovered systemic human rights abuses in the prison network.
  2. The report uncovered several unrelated rights complaints in the prison network.
  3. The report uncovered systematic human rights abuses in the prison network.
Cevabı göster

The report uncovered systemic human rights abuses in the prison network.

It negatively affected the lives of millions of people.

0:28

Milyonlarca insanın hayatını olumsuz etkiledi.

All of this while we waste billions of dollars every year,

0:31

Tüm bunlar olurken her yıl milyarlarca doları israf ediyoruz,

only to create and fuel powerful drug cartels, Dilbilgisi

0:34

sırf güçlü uyuşturucu kartelleri yaratmak ve onları beslemek için,

while the goal of the War on Drugs seems less achievable than ever.

0:37

oysa Uyuşturucuyla Savaş'ın hedefi her zamankinden daha ulaşılamaz görünüyor.

Dilbilgisi

only to create and fuel: sonuçta yaratıp beslemek

Only to + fiilin yalın hâli, ilk eylemden sonra ortaya çıkan ve genellikle beklenmedik, hayal kırıklığı yaratan ya da amaçlananın tersi olan bir sonucu anlatır. Burada para kartelleri yaratmak amacıyla harcanmamıştır; iddia, bunun zararlı sonuç olduğudur. Tek bir to, birbirine bağlanan iki fiili de yönetir: only to create and fuel. Create kartelleri ortaya çıkarmak, fuel ise ateşe yakıt ekler gibi onların güçlenmesine yardım etmek anlamına gelir.

Alıştırma

İstenmeyen sonucu anlatan cümleyi only to ile create ve fuel kullanarak tamamlayın: Officials introduced a poorly planned ban, ____ a black market.

Cevabı göster

only to create and fuel

A world without drugs.

0:41

Uyuşturucusuz bir dünya.

How could this happen?

0:43

Bu nasıl olabildi?

The core strategy of the War on Drugs is no drugs,

0:54

Uyuşturucuyla Savaş'ın temel stratejisi şudur: uyuşturucu yoksa,

no problems.

0:57

sorun da yok.

So almost all of the efforts in the last few decades have been focused on eradicating the supply of drugs

0:58

Bu yüzden son birkaç on yıldaki çabaların neredeyse tamamı uyuşturucu arzını yok etmeye

and incarcerating drug traffickers.

1:04

ve uyuşturucu kaçakçılarını hapse atmaya odaklandı.

But this ignores the most fundamental of market forces, Kültür

1:06

Ancak bu, piyasa güçlerinin en temel olanını göz ardı ediyor:

supply and demand.

1:10

arz ve talep.

Kültür

Piyasa güçleri: arz ve talep

Market forces, alıcılar ve satıcılar tarafından oluşturulan ve fiyatları ve işlem miktarını etkileyen ekonomik baskıları ifade eder. Burada forces, askerî güçler değil, etkiler anlamındadır. Supply and demand ifadesi, kastedilen iki temel gücü belirtmek için market forces ifadesinden sonra gelir. Supply satışa sunulan miktar, demand ise alıcıların satın almak istediği miktardır. Cümle, bu temel fiyat mekanizmasını dikkate almayan bir savın eksik olduğunu anlatır.

Alıştırma

The policy ignores market forces, especially supply and demand. cümlesinde supply and demand nasıl bir işlev görür?

  1. İki tür askerî gücü açıklar.
  2. Piyasayı düzenleyen iki devlet kurumunun adını verir.
  3. Söz konusu piyasa güçlerine belirli örnekler verir.
Cevabı göster

Söz konusu piyasa güçlerine belirli örnekler verir.

If you reduce the supply of anything without reducing the demand first, Dilbilgisi

1:11

Eğer talebi azaltmadan herhangi bir şeyin arzını azaltırsanız,

its price goes up.

1:15

fiyatı artar.

Dilbilgisi

... azaltmadan ... azaltırsanız fiyat yükselir

Bu, sıfır koşul cümlesi olarak da adlandırılan genel bir koşul yapısıdır. Hem if yan cümlesi hem de sonuç cümlesi, geçmişteki tek bir olayı değil, normalde geçerli olan bir mekanizmayı anlatmak için geniş zaman kullanır. You geneldir ve eylemi gerçekleştiren herhangi bir kişiyi ifade eder. Without + -ing, gerçekleşmeyen eş zamanlı bir koşul ekler. Without reducing the demand first, talep daha önce azaltılmamışken arzın azaltılması demektir; bu koşulda olağan sonuç fiyatın yükselmesidir.

Alıştırma

Hangi cümle ilişkiyi iki cümlecikte de geniş zaman ve without + -ing kullanarak genel bir mekanizma şeklinde sunar?

  1. If a company cuts costs without improving efficiency, quality suffers.
  2. If a company cut costs without improving efficiency, quality would suffer.
  3. If a company cuts costs without improving efficiency, quality will suffer.
Cevabı göster

If a company cuts costs without improving efficiency, quality suffers.

This might lower sales for many products,

1:17

Bu birçok ürün için satışları düşürebilir,

but not for drugs.

1:19

ama uyuşturucu için değil.

The drugs market is not price-sensitive. Kelime

1:21

Uyuşturucu piyasası fiyata duyarlı değildir.

Kelime

Pazar analizinde price-sensitive

Ekonomi ve pazar analizinde price-sensitive, fiyat değiştiğinde talebin veya satın alma davranışının belirgin biçimde değişmesi demektir. Buradaki sensitive, duygusal olarak hassas olmayı değil, bir değişkene tepki vermeyi anlatır. Cümle, uyuşturucu pazarının price-sensitive olmadığını söylüyor: daha yüksek bir fiyatın bile tüketimi fazla azaltması beklenmiyor. Bu sıfat bir pazarı, alıcı grubunu veya talebin kendisini tanımlayabilir.

Alıştırma

Cümleyi, «fiyat değişikliklerinden güçlü biçimde etkilenen» anlamındaki birleşik sıfatla tamamlayın: When fares rise even a little, these travelers book fewer flights, so they are very ____.

Cevabı göster

price-sensitive

Drugs will be consumed no matter what they cost. Dilbilgisi

1:24

Uyuşturucu ne kadara mal olursa olsun tüketilecektir.

Dilbilgisi

no matter what they cost yapısı

Burada no matter what bir ödünleme yan cümlesi başlatır: olası bütün fiyatları kapsar ve ana cümledeki sonucun değişmeden kalacağını belirtir. what they cost, how much they cost anlamına gelir; what bir şeyin kimliğine değil, para miktarına gönderme yapar. Yeniden kullanılabilen kalıp ana cümle + no matter what + özne + fiil şeklindedir. Bilinmeyen bir değerin, olayın veya seçimin sonucu değiştiremeyeceğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi no matter what ve ekipmanın fiyatıyla ilgili bir yan cümle kullanarak tamamlayın: They will buy the safety equipment ____.

Cevabı göster

no matter what it costs

So the effect is to encourage production of more drugs and recruitment of more traffickers,

1:26

Dolayısıyla etkisi, daha fazla uyuşturucu üretimini ve daha fazla kaçakçının işe alınmasını teşvik etmek olur,

which increases availability.

1:31

bu da bulunabilirliği artırır.

This is also known as the balloon effect. Kültür

1:34

Buna balon etkisi de denir.

Kültür

Bir politika metaforu olarak balon etkisi

Balon etkisi, bir sorunun yer değiştirmesini anlatan bir politika metaforudur: Bir yere uygulanan baskı, balonun bir kısmını sıkınca olduğu gibi sorunun başka bir yerde genişlemesine yol açar. Burada bir uyuşturucu üretim bölgesinin veya tedarik yolunun kapatılması, üretimin ya da kaçakçılığın başka bir yere taşınmasına neden olabilir. Terim, sorunun yok olmak yerine yer veya güzergâh değiştirdiğini vurgular.

Alıştırma

Bir şehir yasa dışı bir pazarı kapatıyor, ancak satışlar kısa sürede yakın bölgelere taşınıyor. Balon etkisini en iyi hangi ifade açıklar?

  1. Sorun fiziksel olarak bir balon gibi büyür.
  2. Müdahale sorunu kalıcı olarak ortadan kaldırır.
  3. Sorun yok olmak yerine başka bir yere kayar.
Cevabı göster

Sorun yok olmak yerine başka bir yere kayar.

Even if drug production or a major supply route is destroyed, Dilbilgisi

1:37

Uyuşturucu üretimi veya büyük bir tedarik rotası yok edilse bile,

the supply for the end user is not reduced.

1:40

son kullanıcı için arz azalmaz.

Dilbilgisi

Even if ... is not reduced ödünleme yapısı

Even if bir ödünleme koşulu getirir: Koşulun gerçekleşip gerçekleşmemesinden bağımsız olarak ana cümledeki sonuç geçerliliğini korur. Bu cümlede, üretimin veya önemli bir güzergâhın yok edilmesi yine de kullanıcılara ulaşan arzı azaltmaz. Yeniden kullanılabilir kalıp Even if + koşul, sonuç biçimindedir. Beklenen bir neden-sonuç ilişkisini reddetmek için kullanılır: Güçlü bir müdahale gerçekleşebilir, ancak belirtilen sonuç yine de ortaya çıkmaz.

Alıştırma

Cümleyi «olup olmamasından bağımsız olarak» anlamına gelen iki sözcüklü ödünleme bağlacıyla tamamlayın: We will send the update on Friday ____ the final chart is not ready.

Cevabı göster

even if

A perfect example of this is crystal meth.

1:43

Bunun mükemmel bir örneği kristal meth'tir.

The US government tried to stop its production

1:46

ABD hükümeti üretimini durdurmaya çalıştı,

by strictly regulating the sale of chemicals used to manufacture the drug.

1:48

bunun için uyuşturucuyu üretmekte kullanılan kimyasalların satışını sıkı bir şekilde denetledi.

This forced big meth producers out of business, Kalıp ifadeler

1:53

Bu, büyük meth üreticilerini işin dışına itti,

Kalıp ifadeler

forced ... out of business: …ı faaliyetlerini durdurmaya zorladı

forced big meth producers out of business ifadesinde forced dışarıdan gelen nedeni, big meth producers etkilenen grubu ve out of business ortaya çıkan durumu gösterir: Artık faaliyetlerini sürdüremiyorlardı. force + kişi veya kuruluş + out of business kalıbı; kurallar, rekabet, maliyetler ya da başka bir baskı bir işletmecinin kapanmasına veya piyasadan çıkmasına yol açtığında kullanılır. Out of business, artık faaliyet göstermemek demektir; iş yerinin dışında olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Dükkânın artık faaliyet gösteremediğini belirten sabit sonuç ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Rising rent forced the neighborhood shop ____.

Cevabı göster

out of business

but the unintended consequences were that thousands of small-scale operations started all over the country,

1:55

ancak öngörülemeyen sonuç, ülke genelinde binlerce küçük çaplı operasyonun başlaması oldu,

mostly in small towns and rural communities,

2:01

çoğunlukla küçük kasabalarda ve kırsal topluluklarda,

using chemicals that weren't regulated.

2:03

denetime tabi olmayan kimyasallar kullanılarak.

In response to this, Anlatım akışı

2:06

Buna yanıt olarak,

some US states wanted to reduce the supply of homegrown meth by regulating even more chemicals, Kelime

2:07

bazı ABD eyaletleri daha fazla kimyasalı düzenleyerek yerel meth arzını azaltmak istedi,

Anlatım akışı

In response to this: buna karşılık

In response to this, sonraki eylemi bir «olay–tepki» zincirine yerleştirir. This, daha önce sözü edilen soruna veya gelişmeye gönderme yapar; ifade, okuyucuya bundan sonraki şeyin ona tepki olarak yapıldığını bildirir. Burada ifade, eyaletlerin önerdiği düzenlemeyi sözlü bir yanıt olarak değil, politik bir karşılık olarak sunar. Bir durumdan, o durum nedeniyle bilinçli olarak alınan bir önleme geçerken kullanışlı bir geçiş ifadesidir.

Alıştırma

Bilinçli bir tepkiyi en iyi gösteren geçiş ifadesini seçin: Residents reported dangerous traffic near the school. ____, the city installed a new crossing.

  1. As a result
  2. For example
  3. In response to this
  4. In contrast
Cevabı göster

In response to this

Kelime

homegrown meth: evde yetiştirilmiş değil, ülke içinde üretilmiş

Homegrown meth ifadesinde homegrown, metamfetaminin ülke içinde veya yerel bölgede üretildiğini belirtir. ABD'deki yerel üretim ile yurt dışından sağlanan metamfetamin arasında karşıtlık kurar; uyuşturucunun bir bitki gibi yetiştirildiğini veya mutlaka bir evin içinde üretildiğini söylemez. Meth, methamphetamine sözcüğünün gayriresmî kısaltmasıdır. Daha genel olarak homegrown, bir isimden önce kullanıldığında kişinin kendi ülkesinde, bölgesinde veya topluluğunda ortaya çıkan ya da gelişen bir şeyi anlatır. Kesin anlam sonraki isme bağlıdır: homegrown talent yerel olarak yetişen yeteneği, homegrown produce ise gerçek anlamda yerel olarak yetiştirilen tarım ürünlerini anlatabilir.

Alıştırma

"The report compares homegrown meth with drugs imported from abroad" İngilizce cümlesinde homegrown meth ne anlama gelir?

  1. Ülke içinde veya yerel bölgede üretilen metamfetamin
  2. Bir bitki gibi doğal olarak yetişen metamfetamin
  3. Yalnızca özel bir evin içinde üretilen metamfetamin
Cevabı göster

Ülke içinde veya yerel bölgede üretilen metamfetamin

which reduced small-scale meth production drastically.

2:12

bu da küçük çaplı meth üretimini büyük ölçüde azalttı.

But the supply of meth still stayed the same.

2:16

Ancak meth arzı yine de aynı kaldı.

Mexican drug cartels immediately took over and opened big production operations. Öbek fiiller

2:18

Meksikalı uyuşturucu kartelleri derhal devreye girdi ve büyük üretim tesisleri açtı.

Öbek fiiller

took over: kontrolü ele almak ve önceki sorumlunun yerini almak

Burada took over, take over fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Küçük yerel üreticilerin yerini alarak piyasanın ve üretim rolünün kontrolünü ele geçirmek anlamına gelir. Kartellerin neyi kontrol altına aldığı bağlamdan açık olduğu için nesne söylenmemiştir. Take over; bir şirkette, görevde, bölgede, piyasada veya faaliyette kontrolün bir kişiye ya da gruba geçmesini anlatabilir. Temel fikir bir şeyi fiziksel olarak almak değil, kontrol eden veya sorumlu kişi hâline gelmektir.

Alıştırma

Cümleyi “kontrolü ele aldı ve yönetmeye başladı” anlamındaki geçmiş zamanlı öbek fiille tamamlayın: After the owner retired, her daughter ____ the family business.

Cevabı göster

took over

Their meth was even better than it was before,

2:23

Ürettikleri meth eskisinden bile daha iyiydi,

and they had loads of experience in smuggling. Kalıp ifadeler

2:26

ve kaçakçılık konusunda çok fazla deneyimleri vardı.

Kalıp ifadeler

loads of experience in smuggling: kaçakçılık konusunda çok fazla deneyim

“Loads of”, “a lot of” yani “çok fazla” demenin gündelik bir yoludur. Burada “experience” sözcüğünü güçlendirir ve onların çok deneyimli olduğunu anlatır. “Experience in + -ing”, birinin beceriye veya pratik bilgiye sahip olduğu etkinliği ya da alanı belirtir. Bu anlamda “experience” normalde sayılamayan bir isimdir.

Alıştırma

“Çok fazla” anlamındaki gündelik ifadeyi ve experience in + -ing yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: Nadia has ____ training rescue dogs.

Cevabı göster

loads of experience in

So all these efforts made meth production more professional, Dilbilgisi

2:28

Yani tüm bu çabalar meth üretimini daha profesyonel,

the drug more potent,

2:31

uyuşturucuyu daha güçlü hale getirdi,

while supply wasn't reduced at all.

2:33

oysa arz hiç de azalmamıştı.

Dilbilgisi

made meth production more professional ... the drug more potent: iki nesnenin durumunu değiştirmek

Make + nesne + sıfat, “nesnenin o duruma gelmesine veya o durumda olmasına yol açmak” anlamına gelir. Burada çabalar metamfetamin üretimini daha düzenli ve sistematik, uyuşturucuyu ise daha güçlü hâle getirmiştir. Bu eleştirel bağlamda professional, hayranlık uyandıran bir şey anlamına gelmez. İkinci sonuçta tekrarlanan made fiili düşürülmüştür: made [meth production] [more professional], [the drug] [more potent]. Ortak fiil, aynı nedenin iki paralel sonucunu kısa ve yoğun biçimde sunar.

Alıştırma

Hangi cümle made + nesne + sıfat yapısını kullanıp ikinci paralel sonuçtan önce made fiilini düşürür?

  1. The redesign made clearer and the checkout process faster.
  2. The redesign made the website to become clearer and the checkout process faster.
  3. The redesign made the website clearer and the checkout process faster.
Cevabı göster

The redesign made the website clearer and the checkout process faster.

You can't win this war on the supply side. Kelime

2:36

Bu savaşı arz tarafında kazanamazsınız.

Kelime

on the supply side: arz tarafında

Burada on the supply side, piyasanın üretim, taşıma ve malları erişilebilir kılmayla ilgili kısmı demektir. Side fiziksel bir konumu değil, piyasa mekanizmasının bir yönünü anlatır. Bu ifade iddiayı arz tarafıyla sınırlar: talep aynı kalıyorsa yalnızca arza yönelik önlemler başarıya ulaşamaz. Daha genel olarak on the ... side, iki taraflı bir konunun hangi yönünün ele alındığını gösterir.

Alıştırma

Durumu okuyun ve piyasanın etkilenen tarafını seçin: A drought sharply reduces the wheat harvest, but shoppers still want to buy bread.

  1. on the demand side
  2. on the supply side
  3. on the sidelines
Cevabı göster

on the supply side

Not only are drugs widely available,

2:38

Uyuşturucu sadece yaygın olarak bulunmakla kalmıyor,

demand unbroken,

2:40

talep kesintisiz devam ediyor,

and some drugs purer than in the past,

2:42

ve bazı uyuşturucular geçmişte olduğundan daha saf,

with a budget of around 30 billion dollars,

2:44

yaklaşık 30 milyar dolarlık bir bütçeyle,

the US Drug Enforcement Agency has an efficiency rate of less than 1%

2:46

ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi'nin verimlilik oranı %1'den daha az,

when it comes to stopping the flow of drugs into the US and inside the US. Kalıp ifadeler

2:50

konu uyuşturucu akışını ABD'ye ve ABD içinde durdurmaya geldiğinde.

Kalıp ifadeler

when it comes to stopping: durdurma söz konusu olduğunda

When it comes to stopping, verimliliğin değerlendirildiği belirli alanı, yani uyuşturucu akışını durdurma görevini belirtir. Bu nedenle kurum hakkındaki geniş kapsamlı ifade bu görevle sınırlıdır. When it comes to, bir konu söz konusu olduğunda veya bir konuya gelince anlamına gelir. Bu yapıda to bir edattır; bu yüzden ardından isim veya -ing biçimi gelir: when it comes to stopping denir, when it comes to stop denmez.

Alıştırma

Cümleyi bu belirli alan söz konusu olduğunda anlamına gelen kalıp ifadeyle tamamlayın: Leo is confident, but ____ speaking in public, he gets nervous.

Cevabı göster

when it comes to

For many minors around the world,

2:55

Dünyadaki birçok reşit olmayan kişi için,

it's as easy to get illegal drugs as alcohol. Dilbilgisi

2:56

yasadışı uyuşturucu bulmak alkol bulmak kadar kolay.

Dilbilgisi

as easy to get ... as alcohol: as + sıfat + as kalıbı

as + sıfat + as kalıbı, iki şeyin bir özellik bakımından aynı derecede olduğunu gösterir. Buradaki özellik easy, değerlendirilen eylem ise to get illegal drugs mastar yapısıyla verilir. it biçimsel öznedir; asıl içerik to get illegal drugs tarafından taşınır. Karşılaştırma, yasa dışı uyuşturucu elde etmenin alkol elde etmek kadar kolay olduğu anlamına gelir; ikinci as'ten sonra tekrarlanan elde etme fikri söylenmez.

Alıştırma

İki haritanın da aynı derecede kolay okunduğunu as + sıfat + mastar + as ile ifade edin: The digital map is ____ the printed one.

Cevabı göster

as easy to read as

But it doesn't stop here. Anlatım akışı

3:00

Ancak iş burada bitmiyor.

Anlatım akışı

sonrasına işaret eden bir geçiş ifadesi olarak doesn't stop here

Doesn't stop here, sonrasında gelecek içeriğe işaret eden bir geçiş ifadesidir. Az önce sözü edilen noktanın hikâyenin tamamı olmadığını belirtir ve dinleyiciyi başka bir sonuç, örnek ya da daha geniş bir sorun için hazırlar. Here fiziksel bir yeri değil, tartışmanın mevcut aşamasını veya kapsamını ifade eder. But ile birlikte kullanıldığında, sonrasında gelecek noktanın daha ileri gideceği veya daha ciddi olacağı beklentisini de artırır.

Alıştırma

Şunu okuyun: The problem starts with delays, but it doesn't stop here. The final cost may also rise. it doesn't stop here neye işaret ediyor?

  1. Konuşmacı başka bir sonuç eklemek üzeredir.
  2. Gecikmeler bu konumda sona ermiştir.
  3. Konuşmacı ilgisiz bir konuya geçmektedir.
Cevabı göster

Konuşmacı başka bir sonuç eklemek üzeredir.

Prohibition may prevent a certain amount of people from taking drugs, Dilbilgisi

3:01

Yasaklama, belirli sayıda insanın uyuşturucu almasını engelleyebilir,

Dilbilgisi

prevent ... from taking drugs: birinin uyuşturucu kullanmasını engellemek

Prevent someone from doing something, bir kişinin veya grubun bir eylemi yapmasını engellemek ya da o eylemin gerçekleşme olasılığını azaltmak demektir. Burada prohibition engel oluşturan şey, people etkilenen grup, taking drugs ise engellenen eylemdir. Kalıp prevent + nesne + from + -ing şeklindedir. prevent people to take drugs değil, prevent people from taking drugs denir.

Alıştırma

run fiilini ve prevent + nesne + from + -ing kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The safety gate prevents children ____ onto the road.

Cevabı göster

from running

but in the process, Kalıp ifadeler

3:05

ancak bu süreçte,

it causes huge damage to society as a whole.

3:06

toplumun bütününe büyük zararlar verir.

Kalıp ifadeler

in the process: eylem sırasında ortaya çıkan sonuç

In the process, az önce söz edilen eyleme gönderme yapar ve o eylem gerçekleştirilirken olan başka bir şeyi anlatır. Bu cümlede, uyuşturucu kullanımını durdurmak için yasak uygulanırken toplum zarar görmektedir. Özellikle but ifadesinden sonra, istenmeyen bir yan etkiyi, bedeli veya tesadüfi sonucu vurgular. Yalnızca bir şeyin şu anda devam ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede in the process, daha önceki bir eylem yapılırken ortaya çıkan sonucu anlatmak için kullanılmıştır?

  1. Leo cleaned the attic and, in the process, found his old guitar.
  2. The road repairs are in progress and should finish Friday.
  3. The recipe lists each step in the process.
Cevabı göster

Leo cleaned the attic and, in the process, found his old guitar.

Many of the problems we associate with drug use

3:09

Uyuşturucu kullanımıyla ilişkilendirdiğimiz sorunların çoğu,

are actually caused by the war against them.

3:11

aslında onlara karşı yürütülen savaştan kaynaklanmaktadır.

For example,

3:14

Örneğin,

prohibition makes drugs stronger.

3:15

yasaklama uyuşturucuları daha da güçlendirir.

The more potent drugs you can store in as little space as possible, Dilbilgisi

3:17

Mümkün olan en küçük alanda ne kadar güçlü uyuşturucu depolayabilirseniz,

the more profit you'll make.

3:20

o kadar çok kar elde edersiniz.

Dilbilgisi

the more ..., the more ... bağıntılı karşılaştırma yapısı

the + comparative ..., the + comparative ... bağıntılı karşılaştırma yapısı iki değişimin birbirine bağlı olduğunu gösterir: ilk cümlecikteki derece arttıkça veya azaldıkça ikinci cümlecikteki sonuç da onunla birlikte değişir. Burada more potent, daha güçlü uyuşturucuları tanımlar; as little space as possible ise mümkün olan en az alanı kullanma koşulunu ekler. Buna bağlı sonuç daha fazla kârdır. Her iki the de normal birer belirli tanımlık değil, bu bağıntıyı gösteren sabit işaretlerdir. Bu yapı more, less veya başka bir karşılaştırma biçimiyle kullanılabilir: The less you spend, the more you save.

Alıştırma

Cümleyi bağıntılı karşılaştırma yapısıyla tamamlayın: ____ carefully you plan, ____ smoothly the project will run.

Cevabı göster

The more · the more

It was the same during alcohol prohibition,

3:22

Alkol yasağı sırasında da aynıydı,

which led to an increased consumption of strong liquor over beer.

3:24

bu da biradan ziyade sert içkilerin tüketiminde artışa yol açtı.

The prohibition of drugs also led to more violence and murders around the world.

3:27

Uyuşturucunun yasaklanması dünya çapında daha fazla şiddete ve cinayete de yol açtı.

Gangs and cartels have no access to the legal system to settle disputes, Kalıp ifadeler

3:31

Çetelerin ve kartellerin anlaşmazlıkları çözmek için yasal sisteme erişimleri yoktur,

Kalıp ifadeler

settle disputes: anlaşmazlıkları çözmek

Settle a dispute, genellikle müzakere, anlaşma, arabuluculuk veya resmî bir kararla bir anlaşmazlığı ya da çatışmayı sona erdirmek demektir. Bu cümlede hukuk sistemi çatışmaları çözmeye yarayan bir mekanizmadır, ancak çeteler ve karteller bundan yararlanamaz. Settle, anlaşmazlığı nesne olarak alır: settle a dispute veya settle disputes. Bu bağlamda ‘bir yere yerleşmek’ ya da ‘bir hesabı ödemek’ anlamına gelmez.

Alıştırma

“The mediator helped the neighbors settle their dispute,” cümlesinde settle their dispute ne anlama gelir?

  1. Aralarındaki anlaşmazlığı sona erdirdiler.
  2. Yeni bir mahalleye taşındılar.
  3. Arabulucunun faturasını ödediler.
Cevabı göster

Aralarındaki anlaşmazlığı sona erdirdiler.

so they use violence.

3:35

bu yüzden şiddet kullanırlar.

This led to an ever-increasing spiral of brutality. Deyimler

3:37

Bu da giderek artan bir vahşet sarmalına yol açtı.

Deyimler

ever-increasing spiral of brutality ile anlatılan kötüleşme döngüsü

Bu cümlede spiral, giderek kötüleşen bir döngüyü anlatan mecazdır: bir vahşet eylemi diğerine yol açar ve tekrarlanan karşılıklar şiddeti daha da ağırlaştırır. Burada sarmal biçiminden veya bir defalık basit bir artıştan söz edilmez. Ever-increasing, döngünün sürekli büyüdüğünü göstererek mecazı güçlendirir. Bu kalıp borç, maliyet veya çatışma gibi kendi kendini besleyen başka sorunlar için de kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede “an ever-increasing spiral of brutality” ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Şiddetin sürekli kötüleştiği, kendi kendini güçlendiren bir döngü
  2. Fiziksel olarak sarmal biçimindeki bir yol
  3. Şiddetin kademeli olarak azalması
  4. Tek ve diğerlerinden bağımsız bir şiddet eylemi
Cevabı göster

Şiddetin sürekli kötüleştiği, kendi kendini güçlendiren bir döngü

According to some estimates, Anlatım akışı

3:40

Bazı tahminlere göre,

the homicide rate in the US is 25 to 75% higher

3:41

ABD'deki cinayet oranı %25 ila 75 daha yüksektir

Anlatım akışı

According to some estimates ile tahmin kaynağını ihtiyatlı biçimde belirtme

According to some estimates, istatistikten önce kullanılan bir kaynak çerçevesidir. Okura, yüzde değerinin yazarın doğrudan doğruladığı bir gerçek olarak değil, tahminlerden alınarak sunulduğunu bildirir. Some sözcüğü kaynağı genel bırakır ve ihtiyat anlamı katar: tüm tahminler birbiriyle aynı olmayabilir. According to bilginin nereden geldiğini gösterir; tek başına yazarın tahmini doğru kabul ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir sayının doğrulanmış kayıtlardan değil, kaynağı belirtilmemiş tahminlerden geldiğini en iyi hangi giriş gösterir?

  1. The cost is exactly five million dollars, with no uncertainty.
  2. According to some estimates, the cost could exceed five million dollars.
  3. I would like the cost to be five million dollars.
  4. Official records confirm that the cost was exactly five million dollars.
Cevabı göster

According to some estimates, the cost could exceed five million dollars.

because of the War on Drugs.

3:45

Uyuşturucuyla Savaş yüzünden.

And in Mexico,

3:47

Ve ön saflardaki bir ülke olan

a country on the front line, Deyimler

3:48

Meksika'da,

an estimated 164,000 have been murdered between 2007 and 2014.

3:50

2007 ile 2014 yılları arasında tahminen 164.000 kişi cinayete kurban gitti.

Deyimler

On the front line: bir krizle doğrudan yüzleşmek

On the front line aslında çatışmaya en yakın bölgeyi ifade eder. Burada mecazidir: Meksika, Uyuşturucuyla Savaş'ın yol açtığı en ağır şiddet ve baskılardan bazılarına doğrudan maruz kalmaktadır. Bu ifade, bir kişiyi, grubu veya yeri bir krizle ilk ve en doğrudan yüzleşen taraf olarak gösterir. Meksika'nın kelimenin gerçek anlamıyla bir savaş alanında olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Orijinal cümlede on the front line, Meksika hakkında neyi gösteriyor?

  1. Meksika, ülkeler arasındaki bir savaşın resmî olarak savaş alanındadır.
  2. Meksika, yeni uyuşturucu politikaları oluşturma konusunda dünyaya liderlik etmektedir.
  3. Meksika, çatışmanın en ağır etkilerine doğrudan maruz kalmaktadır.
Cevabı göster

Meksika, çatışmanın en ağır etkilerine doğrudan maruz kalmaktadır.

More people than in the war zones of Afghanistan and Iraq

3:56

Afganistan ve Irak savaş bölgelerinde

in the same period combined.

3:58

aynı dönemde ölenlerin toplamından daha fazla insan.

But where the War on Drugs might do the most damage to society Dilbilgisi

4:00

Ancak Uyuşturucuyla Savaş'ın topluma en çok zarar verebileceği yer,

is the incarceration of nonviolent drug offenders.

4:03

şiddet içermeyen uyuşturucu suçlularının hapsedilmesidir.

Dilbilgisi

Where ... is ...: soyut bir alanı odağa almak

Bu bildirme cümlesinde where, “hangi fiziksel yerde?” değil, “hangi alan, bölüm veya aşamada” anlamına gelir. Baştaki where yan cümlesi, konunun soyut bir alanını, yani Uyuşturucuyla Savaş'ın topluma en fazla zarar verebileceği noktayı ortaya koyar. Where yan cümlesinin tamamından sonra is gelir ve is sonrasındaki isim öbeği vurgulanan yanıtı verir: şiddet içermeyen uyuşturucu suçlularının hapsedilmesi. Bu yapı, konuşanın önce temel alanı belirleyip ana noktayı daha sonra açıklamasını sağlar; soru değil, bildirme cümlesidir.

Alıştırma

Cümleyi Where ... is ... odak yapısıyla tamamlayın: ____ the new app causes the most confusion ____ the payment screen.

Cevabı göster

Where · is

For example,

4:06

Örneğin,

the United States,

4:07

Uyuşturucuyla Savaş'ın itici güçlerinden biri olan

one of the driving forces of the War on Drugs,

4:08

Amerika Birleşik Devletleri,

has 5% of the world's total population,

4:10

dünya toplam nüfusunun %5'ine sahip,

but 25% of the world's prison population,

4:13

ancak dünyadaki hapishane nüfusunun %25'ine sahip,

largely due to the harsh punishments and mandatory minimums. Kültür

4:16

bunun büyük ölçüde nedeni ağır cezalar ve zorunlu asgari cezalardır.

Kültür

Mandatory minimums: kanunen zorunlu ceza alt sınırları

Bu hukuk bağlamında mandatory minimums, mandatory minimum sentences veya penalties ifadelerinin kısaltılmış hâlidir. Yasa belirli bir suç için verilebilecek en düşük cezayı belirler ve yasal bir istisna uygulanmadıkça hâkim normalde daha hafif bir ceza veremez. Bu ifade, katı uyuşturucu yasalarının nasıl ağır hapis cezalarına yol açabildiğini açıklamaya yardımcı olur. Buradaki minimums; asgari ücret, asgari miktar veya genel bir tavsiye değil, zorunlu ceza alt sınırlarıdır.

Alıştırma

Bir yasaya göre belirli bir suçtan hüküm giyen kişi normalde en az beş yıl hapis cezası almak zorundadır. Bu beş yıllık süre nedir?

  1. A mandatory minimum
  2. A sentencing guideline
  3. A maximum sentence
Cevabı göster

A mandatory minimum

Minorities suffer because of this especially.

4:20

Azınlıklar bundan özellikle zarar görüyor.

African-Americans make up 40% of all US prison inmates. Öbek fiiller

4:23

Afrikalı-Amerikalılar ABD'deki tüm hapishane mahkumlarının %40'ını oluşturuyor.

Öbek fiiller

Make up: bir bütünün bir bölümünü oluşturmak

Burada make up, “oluşturmak” anlamına gelir. Afrikalı Amerikalılar ABD’deki toplam cezaevi nüfusunun içindeki bir grup olarak sunulur ve 40% bu grubun bütün içindeki payını belirtir. Kullanışlı bir kalıp X makes up Y% of Z şeklindedir: X parça, Y oran, Z ise bütündür. Yüzde veya başka bir oran bulunması, make up ifadesinin “uydurmak” ya da “makyaj yapmak” yerine bu anlamda kullanıldığını sıklıkla gösterir.

Alıştırma

Cümleyi make up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Renewable energy sources ____ nearly one-third of the country's electricity supply.

Cevabı göster

make up

And while white kids are more likely to abuse drugs, Dilbilgisi

4:27

Ve beyaz çocukların uyuşturucu kullanma ihtimali daha yüksekken,

black kids are 10 times more likely to get arrested for drug offenses.

4:30

siyah çocukların uyuşturucu suçlarından tutuklanma ihtimali 10 kat daha fazladır.

Dilbilgisi

Karşıtlık bildiren while ... more likely to ... 10 times more likely to

Buradaki while, “bir şey olurken” anlamındaki zaman ifadesi değil, whereas veya but gibi “oysa, buna karşılık” anlamındadır. İki istatistiksel eğilimi yan yana getirir: beyaz çocukların uyuşturucuyu kötüye kullanma olasılığı daha yüksek, siyah çocukların ise uyuşturucu suçlarından tutuklanma olasılığı çok daha yüksek olarak sunulur. more likely to + fiil ve 10 times more likely to + fiil biçimleri olasılıkları karşılaştıran paralel yapılardır. Yaygın haber dilinde 10 times more likely yaklaşık olarak “olasılığı 10 kat” demektir: tutuklanma olasılığı, karşılaştırılan grubun olasılığının yaklaşık 10 katı olarak sunulur. Bu, birinin 10 kez tutuklandığı veya bir eylemi 10 kez daha yaptığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi seçenek vurgulanan yan cümledeki karşıtlığı en iyi açıklar?

  1. Tutuklamaların yalnızca beyaz çocuklar uyuşturucu kullanırken gerçekleştiği söyleniyor.
  2. Beyaz çocukların uyuşturucuyu kötüye kullanma olasılığı daha yüksek, siyah çocukların ise uyuşturucu suçlarından tutuklanma olasılığı yaklaşık 10 kat daha yüksek olarak sunuluyor.
  3. Siyah çocukların beyaz çocuklara göre 10 kat daha sık uyuşturucu kullandığı söyleniyor.
Cevabı göster

Beyaz çocukların uyuşturucuyu kötüye kullanma olasılığı daha yüksek, siyah çocukların ise uyuşturucu suçlarından tutuklanma olasılığı yaklaşık 10 kat daha yüksek olarak sunuluyor.

Okay,

4:34

Tamam,

but is there actually something different we could do?

4:35

ama gerçekten yapabileceğimiz farklı bir şey var mı?

Is there a way out of this mess? Deyimler

4:37

Bu karmaşadan bir çıkış yolu var mı?

Deyimler

a way out of this mess: zor bir duruma çözüm

A way out of something, zor bir durumdan kurtulma yolu veya o duruma çözüm demektir. Buradaki this mess, kirli bir oda değil, karmaşık ve zararlı bir sorundur; way out da fiziksel bir çıkış anlamına gelmez. Konuşmacı Is there a way out...? diye sorarak neyin yanlış olduğunu anlatmaktan sorunun çözülüp çözülemeyeceğini sormaya geçer. Kalıp, Is there a way out of + sorun? veya We need to find a way out of + sorun biçimlerinde yeniden kullanılabilir.

Alıştırma

Bir proje gecikti ve bütçeyi aştı. Hangi soru bir çözüm olup olmadığını doğal biçimde sorar?

  1. Is there an exit street from this mess?
  2. Is there a way out of this mess?
  3. Is there a way outside of this mess?
Cevabı göster

Is there a way out of this mess?

In the 1980s,

4:39

1980'lerde,

Switzerland experienced a public health crisis related to heroin use.

4:40

İsviçre eroin kullanımıyla ilgili bir halk sağlığı krizi yaşadı.

HIV rates skyrocketed, Deyimler

4:44

HIV oranları fırladı,

Deyimler

hızlı ve çarpıcı bir artış için skyrocketed

Burada skyrocketed, bir şeyin çok kısa sürede ve büyük ölçüde arttığını anlatır. Fiil, yukarı doğru fırlayan bir roket görüntüsünü kullanarak artışı ani ve çarpıcı gösterir. Değişimin yönünü ve şiddetini belirtir, ancak kesin bir yüzde vermez. Haberlerde ve veri yorumlarında rates, prices, cases veya demand gibi sözcüklerle skyrocket kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede artışı hem çok hızlı hem de çok büyük gösteren bir fiil kullanılmıştır?

  1. Online orders remained steady after the celebrity mentioned the product.
  2. Online orders rose gradually after the celebrity mentioned the product.
  3. Online orders skyrocketed after the celebrity mentioned the product.
Cevabı göster

Online orders skyrocketed after the celebrity mentioned the product.

and street crime became a problem.

4:46

ve sokak suçları bir sorun haline geldi.

Swiss authorities tried a new strategy,

4:48

İsviçre makamları yeni bir strateji denedi,

harm reduction. Kültür

4:51

zarar azaltma.

Kültür

bir halk sağlığı stratejisi olarak harm reduction

Harm reduction, yani zarar azaltma, riskli bir davranış henüz sona ermemiş olsa bile bu davranışla bağlantılı ölüm, enfeksiyon ve diğer zararları azaltmaya çalışan bir halk sağlığı yaklaşımıdır. Bu cümlede terim; tıbbi gözetim veya steril ekipman gibi önlemleri uyuşturucu kullanımını onaylamak olarak değil, riski azaltmak olarak çerçeveler. Tek başına uyuşturucu kullanımının yasal olduğu ya da kullanıcı sayısının hemen azalacağı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir şehir, uyuşturucu kullanmaya devam edebilecek kişilerde enfeksiyonları azaltmak için steril ekipman ve tıbbi destek sunuyor. Bu yaklaşımı en iyi hangi terim tanımlar?

  1. harm reduction
  2. prevention
  3. legalization
Cevabı göster

harm reduction

They opened free heroin maintenance centers where addicts would be treated and stabilized. Kültür

4:52

Bağımlıların tedavi edilip stabilize edileceği ücretsiz eroin bakım merkezleri açtılar.

Kültür

heroin maintenance centers: tıbbi gözetim altında idame tedavisi merkezleri

Bu cümlede heroin maintenance centers, ağır opioid bağımlılığı olan ve gerekli koşulları karşılayan kişilerin profesyonel gözetim altında kontrollü dozlarda farmasötik eroin aldığı tıbbi tedavi merkezleridir. Amaç, zararı azaltıp kişileri daha kapsamlı bakıma yönlendirirken sağlıklarını ve günlük yaşamlarını istikrara kavuşturmaktır. Burada maintenance, istikrarı sürdüren devamlı tedavi anlamındadır. Bina bakımı, uyuşturucunun sınırsız satışı ya da bağımlılığın sürmesini onaylamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu bağlamda heroin maintenance center ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Tek amacı tüm opioidlerin hemen bırakılmasını sağlamak olan kısa süreli bir detoks merkezi
  2. Herkesin tıbbi gözetim olmadan eroin satın alabildiği sıradan bir eczane
  3. Ağır bağımlılığı olan kişileri istikrara kavuşturmak için tıbbi gözetim altında kontrollü eroin tedavisi sunan bir merkez
Cevabı göster

Ağır bağımlılığı olan kişileri istikrara kavuşturmak için tıbbi gözetim altında kontrollü eroin tedavisi sunan bir merkez

Here,

4:57

Burada,

people would be given free heroin of high quality,

4:57

insanlara yüksek kalitede ücretsiz eroin verilecek,

they would get clean needles,

5:00

temiz iğneler alacak,

and have access to safe injection rooms,

5:01

ve güvenli enjeksiyon odalarına,

showers,

5:03

duşlara,

beds,

5:04

yataklara,

and medical supervision.

5:05

ve tıbbi gözetim imkanlarına erişebileceklerdi.

Social workers helped them find housing and deal with other problems in their lives.

5:06

Sosyal hizmet uzmanları onlara ev bulmalarında ve hayatlarındaki diğer sorunlarla başa çıkmalarında yardımcı oldu.

The results were a sharp drop in drug-related crime, Kalıp ifadeler

5:11

Sonuçlar uyuşturucuyla ilgili suçlarda keskin bir düşüş oldu,

Kalıp ifadeler

a sharp drop in + azalan ölçüt

A sharp drop in, bir şeyde büyük ve fark edilir bir azalma anlamına gelir. Sharp, değişimin ne kadar büyük veya hızlı olduğunu anlatır; crime sözcüğünü gerçek anlamda sivri ya da kesici olarak nitelemez. a sharp drop in + azalan ölçüt, faaliyet veya sorun yapısını kullanın. Örneğin a sharp drop in prices, attendance, or crime denebilir. Altyazıda azalan ölçüt drug-related crime ifadesidir.

Alıştırma

Cümleyi “büyük ve fark edilir bir azalma” anlamındaki hedef eşdizimle tamamlayın: After the new safety measures, the factory reported ____ workplace injuries.

Cevabı göster

a sharp drop in

and two-thirds of the people in the centers got regular jobs,

5:14

ve merkezlerdeki insanların üçte ikisi düzenli işlere girdi,

because now they could focus on getting better Dilbilgisi

5:17

çünkü artık bağımlılıklarını finanse etmek yerine

instead of financing their addiction.

5:19

iyileşmeye odaklanabiliyorlardı.

Dilbilgisi

bağımlılığı finanse etmek yerine iyileşmeye odaklanmak

Focus on + -ing biçimi, dikkati, zamanı veya çabayı bir etkinliğe yöneltmek anlamına gelir. Burada focus on getting better, iyileşmeyi öncelik hâline getirmek demektir. On bir edattır; bu nedenle yalın fiil get yerine isim-fiil biçimi getting kullanılır. Instead of + -ing biçimi, ilk etkinliğin yerine geçen veya ilk etkinlik lehine reddedilen etkinliği belirtir. Paralel focus on doing A instead of doing B yapısı, çabanın bağımlılığı sürdürmek için para harcamak yerine iyileşmeye yöneldiğini gösterir. Burada financing their addiction, bir kurumu finanse etmek değil, bağımlılığın sürmesi için para bulmak veya sağlamak anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için recover ve train fiillerinin doğru -ing biçimlerini kullanın: After her injury, Maya decided to focus on ____ safely instead of ____ too hard.

Cevabı göster

recovering · training

Today,

5:21

Bugün,

over 70% of all heroin addicts in Switzerland receive treatment.

5:22

İsviçre'deki tüm eroin bağımlılarının %70'inden fazlası tedavi görüyor.

HIV infections have dropped drastically.

5:26

HIV enfeksiyonları büyük ölçüde düştü.

Deaths from heroin overdoses have dropped by 50%,

5:29

Eroin aşırı dozundan ölümler %50 azaldı,

and drug-related street sex work and crime has been reduced enormously.

5:33

ve uyuşturucuyla bağlantılı sokak seks işçiliği ile suç oranları muazzam ölçüde düştü.

So there are methods that are not only way cheaper, Dilbilgisi

5:37

Yani sadece çok daha ucuz olmakla kalmayıp,

but also actually work instead of creating more problems.

5:40

aynı zamanda daha fazla sorun yaratmak yerine gerçekten işe yarayan yöntemler var.

Dilbilgisi

tidak hanya jauh lebih murah, tetapi juga benar-benar efektif

Not only X but also Y iki avantajı birleştirir ve ikincisine ek vurgu katar. Burada X way cheaper, Y ise actually work ifadesidir: yöntemlerin maliyeti çok daha düşüktür ve daha da önemlisi, gerçekten etkilidirler. Way cheaper içindeki way, much anlamına gelen gündelik bir pekiştiricidir; burada “yöntem” anlamına gelmez. İki bölüm tam olarak paralel olmasa da konuşmada anlam açıktır: way cheaper bir sıfat öbeği, actually work ise bir fiil öbeğidir. Özenli resmî yazıda biçimleri eşleştirin; örneğin not only much cheaper but also more effective veya not only cost much less but also actually work kullanın.

Alıştırma

Resmî yazıda iki avantajı en açık dil bilgisel paralellikle ifade eden düzeltme hangisidir?

  1. There are methods that are not only much cheaper but also more effective.
  2. There are methods that not only much cheaper but also more effective.
  3. There are methods that are not only much cheaper but also work effectively.
Cevabı göster

There are methods that are not only much cheaper but also more effective.

Drug prohibition led to a system that bulldozes human rights, Deyimler

5:44

Uyuşturucu yasağı insan haklarını ezip geçen,

Deyimler

Güçlü bir mecaz olarak “bulldozes human rights”

Burada bulldozes mecaz anlamda kullanılır. Sistem, insan haklarını yolundaki engellermiş gibi ele alıyormuş biçimde anlatılır; dolayısıyla ifade, bu hakları sertçe çiğnediği veya yok saydığı anlamına gelir. Fiil son derece eleştirel bir tutum taşır. Zararı, dikkatli bir politika dengesi olarak değil, zorlayıcı ve sınırsız bir davranış olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede bulldozes human rights nasıl bir tutum aktarıyor?

  1. Sistem bu hakları zorla çiğniyor veya yok sayıyor.
  2. Sistem bu hakları oluşturmak için inşaat makineleri kullanıyor.
  3. Sistem bu hakları dikkatle koruyor.
Cevabı göster

Sistem bu hakları zorla çiğniyor veya yok sayıyor.

costs vast sums of money, Kalıp ifadeler

5:47

büyük miktarda paraya mal olan,

Kalıp ifadeler

Çok büyük miktarlar için “vast sums of money”

Vast sums of money, son derece büyük miktarlarda para demektir. Burada sum, özellikle bir para miktarını ifade eder; sums bu eşdizimde kullanılan çoğul biçimdir ve matematiksel toplama işlemi anlamına gelmez. Bu ifade a lot of money ifadesinden daha resmî ve vurguludur. Bu yüzden kamu politikası, büyük projeler veya şirket harcamalarıyla ilgili tartışmalara uygundur.

Alıştırma

Cümleyi "son derece büyük para miktarları" anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The nationwide rail upgrade will require ____.

Cevabı göster

vast sums of money

and creates a lot of human misery,

5:49

ve çok sayıda insanın sefaletine yol açan bir sisteme neden oldu,

all in pursuit of an unobtainable goal. Kalıp ifadeler

5:52

ve bunların hepsi ulaşılamaz bir hedefin peşinden koşarken oldu.

Kalıp ifadeler

in pursuit of an unobtainable goal: ulaşılamaz bir hedefin peşinde olmak

'In pursuit of', bir hedef doğrultusunda çalışmak veya onu gerçekleştirmeye uğraşmak anlamına gelir. Buradaki pursuit, fiziksel bir kovalamacayı değil, bir politika hedefine yönelik sürekli çabaları anlatır. Hedefi 'unobtainable' olarak nitelemek, ona ulaşılamayacağını söyler. İfade bir bütün olarak çabayı amaçlı ve uzun süreli, fakat sonuçta imkânsız gösterir; çoğu zaman bu çabaya yönelik bir eleştiri de ima eder.

Alıştırma

Cümleyi 'bir şeyi gerçekleştirmeye çalışırken' anlamındaki resmî üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The committee spent years ____ an unobtainable goal.

Cevabı göster

in pursuit of

After 40 years of fighting,

5:55

40 yıllık mücadelenin ardından,

it's time to finally end the war on drugs Dilbilgisi

5:56

uyuşturucuyla savaşı nihayet bitirmenin

Dilbilgisi

It's time to + fiilin yalın hâli: artık harekete geçme zamanı

'It's time to + fiilin yalın hâli', bir eylemi gerçekleştirmenin vaktinin geldiğini söyler. It zamiri belirli bir şeyi göstermez; bu zaman ifadesinde kullanılan biçimsel bir öznedir. Bu cümlede finally, eylemin geciktiği veya daha önce gerçekleşmesi gerektiği değerlendirmesini ekler. Bu nedenle yapı, yalnızca zaman hakkında tarafsız bir açıklama değil, kararlı bir eylem çağrısı işlevi görür.

Alıştırma

Cümleyi, eylemin şimdi gerçekleşmesi gerektiğini söyleyen üç kelimelik yapıyla tamamlayın: After months of delay, ____ make a decision.

Cevabı göster

it's time to

and move on to something better. Öbek fiiller

5:59

ve daha iyi bir şeye geçmenin zamanı geldi.

Öbek fiiller

Move on to: sıradaki şeye başlamak

Move on to, o anda ele alınan konu, aşama veya etkinliği bırakıp sıradakine başlamak anlamına gelir. Bu cümlede mevcut yaklaşımı geride bırakıp daha iyi bir alternatife yönelmeyi anlatır; fiziksel bir hareketi ifade etmez. Buradaki to, sırada ne olduğunu tanıtan bir edattır. Ardından bir isim öbeği ya da -ing biçimi gelebilir: move on to the next issue; move on to discussing costs.

Alıştırma

Move on ifadesini doğru yapıda kullanarak cümleyi tamamlayın: We've covered the budget, so let's ____ the timeline.

Cevabı göster

move on to

This video was supported by the Open Society Foundations

6:02

Bu video Açık Toplum Vakıfları

and by viewer donations on Patreon.

6:05

ve Patreon'daki izleyici bağışları tarafından desteklenmiştir.

If you want to learn more about how you can influence drug policy,

6:07

Uyuşturucu politikasını nasıl etkileyebileceğiniz hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız,

check out the Stop the Harm campaign.

6:10

Stop the Harm kampanyasına göz atın.

We finally have some merchandise.

6:13

Sonunda bazı ürünlerimiz var.

If you want your own Kurzgesagt poster,

6:15

Kendi Kurzgesagt posterinize,

T-shirt,

6:17

tişörtünüze,

mug,

6:18

kupaya,

or stickers of little monsters,

6:18

veya küçük canavar çıkartmalarına sahip olmak istiyorsanız,

you can get them now at the DFTBA store.

6:20

onları şimdi DFTBA mağazasından alabilirsiniz.