Sesler yemeğin tadını daha güzel yapabilir mi? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
928 kelime 159 kel/dk

Video özeti: Program, “sesle çeşnilendirme” fikrini inceliyor; pişirme sesleriyle müziğin beklentileri nasıl şekillendirdiğini, algılanan lezzeti nasıl yoğunlaştırdığını, müşterilerin ruh hâlini nasıl iyileştirdiğini ve restoranlardaki plansız harcamaları nasıl etkileyebildiğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. plays a much bigger role in how we taste our food than we think. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: “play a bigger role in … than we think” yapısını kullanarak şaşırtıcı bir araştırma bulgusunu sunmayı ve bir etkenin deneyim üzerindeki etkisinin insanların genellikle sandığından daha büyük olduğunu anlatmayı öğrenin. 2. sizzle — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: Bu yansıma sözcüğün kızaran yiyeceklerden çıkan cızırtıyı anlattığını fark edin; pişirme seslerini, duyusal deneyimleri veya yiyecek tadılmadan önce oluşan beklentileri betimlerken sözcüğü doğal biçimde kullanın. 3. lead to an impulse buy — Kalıplaşmış İfadeler ve Eşdizimler: Neden-sonuç ilişkisi kurmak için “lead to + sonuç” kalıbını kullanın; “impulse buy” ifadesini de özellikle restoran, perakende ve pazarlama bağlamlarında anlık istekle yapılan plansız bir satın alma olarak anlayın.

Bu derste

6 Minute English from BBCLearningEnglish.com.

0:01

BBCLearningEnglish.com'dan 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:08

Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Neil.

0:11

Ben Neil.

And I'm Beth.

0:12

Ve ben Beth.

There are some well-known English expressions that make a link between seeing and eating. Kalıp ifadeler

0:13

Görme ve yeme arasında bağ kuran bazı bilindik İngilizce ifadeler vardır.

Kalıp ifadeler

make a link between A and B: A ile B arasında bağlantı kurmak

make a link between A and B, iki şey arasında bir bağlantı göstermek veya kurmak demektir. Bu cümlede ifadeler seeing ile eating kavramlarını birbirine bağlıyor; make a link kalıbında link bir isimdir. between sonrasında A ve B paralel öğeler olarak gelir. seeing ve eating, iki eylemi kavram olarak adlandıran -ing biçimleridir.

Alıştırma

Cümleyi make a link between A and B ile tamamlayın: The lesson helps children ____ sounds and letters.

Cevabı göster

make a link between

Your eyes are bigger than your belly means you have taken more food than you can eat. Notlar

0:18

Gözü aç (Gözlerin karnından büyük) yemek yiyebileceğinden fazlasını aldığın anlamına gelir.

Deyimler

Your eyes are bigger than your belly: yiyebileceğinden fazla yemek almak

Your eyes are bigger than your belly, kişinin gerçekte yiyebileceğinden daha fazla yemek alması veya sipariş etmesi anlamına gelen bir deyimdir. eyes, görülen yiyeceği istemeyi; belly ise gerçekten ne kadar yenebileceğini temsil eder. Bu, vücut bölümlerinin boyutlarını gerçek anlamda karşılaştırmaz. Kişiye göre your yerine my, his, her veya their kullanın; geçmiş bir durumdan söz ederken are yerine were kullanın.

Alıştırma

Hangi durum “Your eyes are bigger than your belly” yorumuna en uygundur?

  1. Küçük bir atıştırmalığı bitirir ve hâlâ aç hissedersiniz.
  2. Dört dilim pizza alırsınız ama yalnızca birini yiyebilirsiniz.
  3. Menüye bakar ve tam olarak bitirebileceğiniz kadar sipariş verirsiniz.
Cevabı göster

Dört dilim pizza alırsınız ama yalnızca birini yiyebilirsiniz.

Dilbilgisi

more food than you can eat: sınırı aşan bir miktar

more food than you can eat, yiyebileceğin miktardan daha fazla yiyecek demektir. Kalıp more + isim + than + özne + can + fiil şeklindedir. İki nesneyi değil, bir miktarla sınırı karşılaştırır. than you can eat içinde you can eat, kendi öznesi ve fiili olan bir yan cümledir. food daha önce geçtiği ve anlaşıldığı için eat fiilinin nesnesi söylenmez. Aynı kalıp işin, bilginin veya başka bir şeyin birinin yapabileceği miktarı aştığını anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle kutu sayısının konuşanın taşıma kapasitesini aştığı anlamına gelir?

  1. I can carry more boxes than I have.
  2. I have as many boxes as I can carry.
  3. I have more boxes than I can carry.
Cevabı göster

I have more boxes than I can carry.

And the saying you eat with your eyes first means that food seems more desirable Deyimler

0:23

Ve önce gözün doysun (önce gözlerinle yersin) deyişi ise yiyeceğin daha cazip göründüğü anlamına gelir

when it looks good on the plate.

0:29

tabakta iyi göründüğünde.

Deyimler

you eat with your eyes first: görünüş iştahı önce etkiler

you eat with your eyes first sözü mecazidir. Yemeğin görünüşünün, daha tadına bakmadan ne kadar çekici geldiğini etkilediği anlamına gelir. Burada eat with your eyes gerçek bir fiziksel hareketi anlatmaz. İfade, görmeyi yeme deneyiminin ilk bölümü olarak ele alır: renk, şekil ve sunum iştahı açar ve beklenti oluşturur.

Alıştırma

you eat with your eyes first ne anlama gelir?

  1. İnsanlar bir yemeğe yalnızca bakarak içindeki her malzemeyi belirleyebilir.
  2. Yemek yalnızca büyük bir tabakta servis edildiğinde lezzetli olur.
  3. İyi sunulmuş bir yemek, daha kimse tadına bakmadan çekici görünebilir.
Cevabı göster

İyi sunulmuş bir yemek, daha kimse tadına bakmadan çekici görünebilir.

But seeing isn't the only sense involved in tasting food. Anlatım akışı

0:31

Ancak görme, yemeği tatmada rol oynayan tek duyu değildir.

Anlatım akışı

isn't the only ... involved in ...: tartışmayı başka etkenlere genişletmek

X isn't the only Y involved in Z kalıbı, önce X'in bir rolü olduğunu kabul eder, ardından aynı gruptaki başka unsurların da önemli olduğunu gösterir. Burada görme, tat alma deneyimine katkıda bulunan duyulardan biridir; ancak tek duyu değildir. But, bu düşünceyi daha önce görmeye verilen önemle bağlar ve tartışmayı diğer duyulara yöneltir. involved in tasting food, “yiyecekleri tatma deneyiminde rol almak” demektir; bir duyunun kelimenin gerçek anlamıyla yemek yediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Fiyattan zaten söz ettiniz ve şimdi insanların göz önünde bulundurduğu başka konulara geçmek istiyorsunuz. Bu geçişi hangi cümle doğal biçimde yapar?

  1. But price isn't the only factor involved in choosing a laptop.
  2. But price isn't involved in choosing a laptop.
  3. But choosing a laptop is the only price involved.
Cevabı göster

But price isn't the only factor involved in choosing a laptop.

In fact,

0:35

Aslında,

it may not even be the most important. Dilbilgisi

0:36

en önemlisi bile olmayabilir.

Dilbilgisi

may not even be the most important: daha güçlü bir olumsuz olasılık

May, yargının kesin değil olası olduğunu belirtirken not onu olumsuz yapar. Even vurgu ekler: Konuşan kişi daha şaşırtıcı ya da daha güçlü bir adıma geçer; görme, en önemli duyu bile olmayabilir. Burada it, seeing sözcüğüne, yani görme duyusuna gönderme yapar. the most important ifadesinden sonra bağlamdan anlaşılan sense sözcüğü düşürülmüştür; tam düşünce “the most important sense” şeklindedir. Cümle, görmenin önem sırasını düşürür ama görmenin önemsiz olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

Hangi cümle, bu seçeneğin en iyisi olmamasına ilişkin şaşırtıcı bir olasılığı ifade eder?

  1. It may even be the best option.
  2. It may not even be the best option.
  3. It cannot be the best option.
Cevabı göster

It may not even be the best option.

First,

0:38

Önce,

you see your favorite bacon sandwich,

0:39

en sevdiğin pastırmalı sandviçi görürsün,

then comes its delicious smell, Dilbilgisi

0:41

sonra lezzetli kokusu gelir,

Dilbilgisi

then comes its delicious smell: sırada geleni sunan devrik yapı

Burada then sıradaki deneyimi gösterir. comes fiili, öznesi olan its delicious smell ifadesinden önce gelir. Öznenin temel adı tekil smell olduğu için comes tekildir. then + come + subject kalıbı, sırada ortaya çıkan şeyi tanıtır ve yeni bilgiyi sona bırakır. come biçimi zamana ve öznenin tekil ya da çoğul olmasına göre değişir: Then came the applause; Then come the final questions.

Alıştırma

Sıralamayı then + come + subject kalıbıyla tamamlayın: First comes the announcement; then ____.

Cevabı göster

comes the applause

quickly followed by the crunchy feel and salty taste as you take a bite. Kalıp ifadeler

0:43

ve ısırık aldığındaki çıtır his ile tuzlu tat da hızla bunları takip eder.

Kalıp ifadeler

quickly followed by: bir sıradaki sonraki olayı gösterme

Burada quickly followed by, hemen önce sözü edilen kokuya bağlanır. Çıtır doku ve tuzlu tadın kokudan kısa süre sonra geldiğini anlatır. Tam kalıp A is quickly followed by B şeklindedir: Önce A, ardından B gerçekleşir. by sözcüğünden sonra daha sonra ortaya çıkan olayı, şeyi veya deneyimi belirtin. Bu bölüm, follow eylemini yapan bir kişiyi veya şeyi göstermez.

Alıştırma

Yüksek sesin parlamadan kısa süre sonra geldiğini belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: The flash was quickly ____ a loud bang.

Cevabı göster

followed by

Kalıp ifadeler

take a bite: yiyecekten bir ısırık almak

take a bite ifadesinde bite sayılabilen bir isimdir ve take kısa bir ısırma eylemini anlatır. Hangi yiyeceğin ısırıldığını söylemek için take a bite of + yiyecek yapısını kullanın; örneğin take a bite of the sandwich. İngilizcede bu eylem için normal kullanım eat a bite değil, take a bite şeklindedir. Bu cümlede as you take a bite, “yiyeceği ısırdığınız anda” anlamına gelir. Isırma eylemini o anda ortaya çıkan çıtır doku ve tuzlu tatla bağlar.

Alıştırma

Cümleyi “sandviçten bir ısırık almak” anlamına gelecek şekilde tamamlayın: Take ____ the sandwich and tell me if it is fresh.

Cevabı göster

a bite of

Now,

0:48

Şimdi,

scientists are learning more about the power of another of our senses,

0:48

bilim insanları başka bir duyumuzun gücü hakkında daha fazla şey öğreniyorlar,

sound,

0:53

sesin,

and how it affects our sense of taste. Kalıp ifadeler

0:54

ve bunun tat alma duyumuzu nasıl etkilediği hakkında.

Kalıp ifadeler

affects our sense of taste: tat alma yeteneğini etkilemek

Burada it, sound sözcüğüne gönderme yapar. Affects, tekil özne it ile kullanıldığı için -s alır. Affect, “değiştirmek veya etkilemek” anlamına gelen bir fiildir. Etkilenen nesne hemen ardından gelir: sound affects our sense of taste. Affects sonrasında on kullanılmaz. Our sense of taste; tatlı, tuzlu, ekşi ve acı gibi tatları fark etme yeteneğimiz anlamına gelir. Bu bilimsel bağlamda taste, kişisel tarz veya sağduyu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “tat alma yeteneğini etkilemek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: A blocked nose can ____.

Cevabı göster

affect your sense of taste

Sonic seasoning is the idea that when you hear certain sounds or music, Kültür

0:57

Sonik tatlandırma (Sonic seasoning), belirli sesleri veya müziği duyduğunuzda,

they can enhance one flavor or another in the food you're eating. Kalıp ifadeler

1:02

bunların yediğiniz yiyecekteki herhangi bir tadı artırabileceği fikridir.

Kültür

Sonic seasoning: sesi bir çeşni gibi kullanmak

Sonic seasoning, seslerin veya müziğin bir kişinin yiyeceklerin tadını algılama biçimini değiştirebileceği fikrini anlatan bir terimdir. Sonic “sesle ilgili”, seasoning ise normalde yiyeceğin tadını iyileştirmek için kullanılan çeşni veya tatlandırma anlamına gelir. Burada seasoning bir benzetmedir: yiyeceğe fiziksel bir malzeme eklenmez. Ses, çeşni gibi etki ederek tatlılık veya acılık gibi zaten var olan bir tadın daha güçlü hissedilmesini sağlayabilir.

Alıştırma

Bu cümlede “sonic seasoning” ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Bir yiyeceğin tadının nasıl algılandığını etkilemek için ses veya müzik kullanmak
  2. Yiyecek pişerken çıkan sesleri dinlemek
  3. Ses çıkaran gerçek bir baharat eklemek
Cevabı göster

Bir yiyeceğin tadının nasıl algılandığını etkilemek için ses veya müzik kullanmak

Kalıp ifadeler

enhance one flavor or another: olası tatlardan birini daha belirgin hâle getirmek

enhance one flavor or another ifadesinde enhance, “zaten var olan bir tadı daha güçlü veya belirgin hâle getirmek” anlamına gelir. Enhance a flavor, yiyeceklerden ve duyusal deneyimlerden söz ederken kullanılan doğal bir sözcük birlikteliğidir; tek başına yeni bir malzeme eklemek anlamına gelmez. One flavor or another, sese veya müziğe bağlı olarak birkaç olası tattan biri demektir. Daha önce adı verilmiş iki belirli tada gönderme yapmaz.

Alıştırma

Yeni bir malzeme kullanılmıyor ve farklı müzikler zaten var olan farklı tatların daha güçlü hissedilmesini sağlayabiliyor. Bu fikri en iyi hangi cümle anlatır?

  1. Different music may make every existing flavor disappear.
  2. A cook may add one flavor or another with a new ingredient.
  3. Different music may enhance one flavor or another.
Cevabı göster

Different music may enhance one flavor or another.

In this program,

1:06

Bu programda,

we'll be eating with our ears as we investigate the link between sound and our taste buds. Notlar

1:08

ses ve tat tomurcuklarımız arasındaki bağlantıyı araştırırken "kulaklarımızla yemek yiyor" olacağız.

Deyimler

eating with our ears: sesi tatma deneyimine katmak

Burada eating with our ears, sesin tatma deneyimine katıldığını ve duyduklarımızın yiyeceklerin tadını nasıl algıladığımızı etkileyebileceğini anlatan eğlenceli bir benzetmedir. Bu ifade, “önce gözlerimizle yeriz” şeklindeki tanıdık düşünceyi eğlenceli biçimde değiştirir. Burada with our ears, “işitme yoluyla” demektir. Programın konusunu akılda kalıcı biçimde tanıtır; gerçekten kulaklarla yemek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede eating with our ears ne anlama geliyor?

  1. Yiyeceğin kulakların içine konduğunu söyler.
  2. Yemek yemenin duymayı imkânsız hâle getirdiğini söyler.
  3. Sesin yiyecekleri tatma deneyimini etkileyebileceğini eğlenceli biçimde söyler.
Cevabı göster

Sesin yiyecekleri tatma deneyimini etkileyebileceğini eğlenceli biçimde söyler.

Kelime

taste buds: tadı algılayan küçük duyu yapıları

Taste buds, çoğunlukla dilde bulunan ve tatlı, tuzlu, ekşi, acı ve umami gibi temel tatları algılamamıza yardım eden küçük duyu yapılarıdır. Bu cümlede our taste buds ifadesi, programın sesle ilişkilendireceği fiziksel tat alma duyusunu daha geniş biçimde anlatır. Taste buds iki sözcüklü birleşik bir isimdir. Burada buds bitki tomurcukları veya arkadaşlar anlamına gelmez. Bir insanda çok sayıda tat tomurcuğu bulunduğundan genel ifadelerde çoğul biçim kullanılır.

Alıştırma

Tat almaya yarayan küçük yapıları adlandıran ve buds ile biten yaygın iki sözcüklü İngilizce birleşik isimle cümleyi tamamlayın: The sour candy made my ____ tingle.

Cevabı göster

taste buds

And as usual,

1:13

Ve her zamanki gibi,

we'll be learning some useful new vocabulary as well.

1:14

bazı faydalı yeni kelimeler de öğreneceğiz.

But first,

1:17

Ama önce,

I have a question for you,

1:18

sana bir sorum var,

Beth.

1:20

Beth.

The idea that sounds influence taste might seem strange,

1:20

Seslerin tadı etkilediği fikri garip gelebilir,

but the food processing companies that produce some of our most familiar food and drinks have long known that sound equals sales. Notlar

1:24

ancak en aşina olduğumuz yiyecek ve içeceklerin bazılarını üreten gıda işleme şirketleri, sesin satış demek olduğunu uzun zamandır biliyor.

Kelime

food processing companies: yiyecek ve içecek üreticileri

Food processing companies, tarım ürünlerini veya diğer malzemeleri yiyecek ve içecek ürünlerine dönüştüren işletmelerdir. Bu işlem genellikle karıştırma, koruma, şişeleme veya paketleme gibi endüstriyel aşamaları içerir. Bu cümlede ifade, tanıdık ürünlerin arkasındaki üreticileri belirtir. Buradaki processing, yalnızca yemek pişirmek değil, ticari amaçla dönüştürmek ve üretmek anlamına gelir. Bu yüzden ifade genellikle sadece yemek sunan restoranları veya yalnızca yiyecek satan mağazaları anlatmaz.

Alıştırma

Hangi işletme food processing company olarak en iyi şekilde tanımlanır?

  1. Yulafı kutulu kahvaltılık gevreğe dönüştüren bir üretici
  2. Müşteriler için yemek pişiren bir restoran
  3. Yemek pişirme tavaları satan bir mağaza
Cevabı göster

Yulafı kutulu kahvaltılık gevreğe dönüştüren bir üretici

Dilbilgisi

have long known: günümüze kadar devam eden bilgi

Have long known, present perfect biçimi olan have known ile long zarfını birleştirir. Şirketlerin bunu uzun zaman önce öğrendiği veya anladığı ve şimdi de bu bilgiye sahip olduğu anlamına gelir. Long burada «uzun zamandır» anlamındadır ve normalde have ile known arasına gelir. Have long known that ... kalıbı, geçmişte oluşan ve günümüzde de devam eden yerleşmiş bilgileri, deneyimleri veya ortak görüşleri sunmak için kullanılır.

Alıştırma

Bilginin yıllar önce başladığını ve günümüzde de devam ettiğini anlatan üç sözcüklü biçimle cümleyi tamamlayın: Experts ____ that clean water prevents disease.

Cevabı göster

have long known

Deyimler

sound equals sales: Ticari bir sonucu vurgulamak için X equals Y

sound equals sales iki fikri sanki bir denklemmiş gibi birbirine bağlar. Burada matematiksel bir eşitlik anlatılmıyor; kastedilen, sesin insanların bir ürüne verdiği tepkiyi etkileyebileceği ve bunun sonucunda satışları artırmaya yardımcı olabileceğidir. X equals Y güçlü bir bağlantıyı veya pratik bir sonucu kısa ve etkili biçimde sunar. Neden-sonuç zincirindeki her adımı açıklamak yerine ticari sonucu öne çıkarır.

Alıştırma

Bu cümlede sound equals sales ne anlama geliyor?

  1. Şirketler sesi bir satış hesap makinesiyle ölçüyor.
  2. Yazar, sesin satışları artırmaya yardımcı olabileceğini söylüyor.
  3. Ses ve satışların fiyatı tam olarak aynıdır.
Cevabı göster

Yazar, sesin satışları artırmaya yardımcı olabileceğini söylüyor.

In the UK,

1:34

Örneğin,

for example,

1:34

İngiltere'de

the chocolate company Cadbury hired the London Contemporary Orchestra to perform classical music tunes Kalıp ifadeler

1:35

çikolata şirketi Cadbury, klasik müzik melodileri icra etmesi için Londra Çağdaş Orkestrası'nı işe aldı,

symbolizing each flavor of their Dairy Milk chocolates.

1:42

Dairy Milk çikolatalarının her bir lezzetini sembolize edecek şekilde.

Kalıp ifadeler

hired the London Contemporary Orchestra to perform: hire someone to do something

Vurgulanan ifade hire + işe alınan kişi veya kuruluş + to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Cadbury orkestrayı işe aldı; to perform classical music tunes ise orkestranın yapması beklenen işi belirtir. to ile kurulan mastar, işe almanın amacını veya verilen görevi gösterir. Daha sonra ortaya çıkan bir sonucu anlatmaz; işe alınan grubun neyi gerçekleştirmesinin beklendiğini söyler.

Alıştırma

Hangi cümle hire + someone + to + fiilin yalın hâli yapısını doğru kullanıyor?

  1. The theater hired to a singer performing at its opening night.
  2. The theater hired a singer to perform at its opening night.
  3. The theater hired a singer for perform at its opening night.
Cevabı göster

The theater hired a singer to perform at its opening night.

So,

1:46

Peki,

which background sound did whisky makers Singletons use to advertise their Scotch whisky? Kültür

1:47

viski üreticisi Singletons, İskoç viskisinin reklamını yapmak için arka planda hangi sesi kullandı?

Kültür

İskoç ürün adı olarak Scotch whisky

Bu soruda Scotch whisky, bu ürüne ait kurallara uygun olarak İskoçya’da üretilen viski anlamına gelir. Scotch, İskoç kökenini ve ürün kategorisini belirttiği için büyük harfle başlar; burada yapışkan bant anlamına gelmez. Bu İskoç kimliği, gayda gibi kolayca tanınan İskoç seslerinin reklamlarda ürünle kolayca ilişkilendirilmesini sağlar. Bu ürün için standart yazım, e harfi olmadan whisky şeklindedir.

Alıştırma

Bu cümlede Scotch whisky ne anlama geliyor?

  1. Viski kokulu bir yapışkan bant türü
  2. İskoç müziğiyle reklamı yapılan herhangi bir viski
  3. Ürün kurallarına göre İskoçya’da üretilen viski
Cevabı göster

Ürün kurallarına göre İskoçya’da üretilen viski

Was it A,

1:54

A mıydı,

jazz music,

1:55

caz müziği,

B,

1:57

B,

bagpipes playing,

1:57

çalınan gayda sesleri,

or C,

1:58

yoksa C,

birds tweeting?

1:59

cıvıldayan kuşlar mı?

Hmm,

2:00

Hmm,

I will guess they use some smooth jazz music. Kelime

2:01

sanırım yumuşak bir caz müziği kullanmışlardır.

Kelime

smooth jazz music: sesi ve tarzı anlatan smooth

smooth jazz music ifadesinde smooth, yumuşak, özenli ve dinlemesi kolay bir sesi anlatır. Bir yüzeyin pürüzsüz olması şeklindeki gerçek anlamı taşımaz ve yalnızca müziğin sesinin kısık olduğu anlamına gelmez. Smooth jazz genellikle bir caz tarzının adı olarak kabul edilir; bu nedenle iki kelime music kelimesinden önce birlikte kullanılır. music eklemeden yalnızca smooth jazz da denebilir.

Alıştırma

Cazın yumuşak ve özenli tarzını belirten iki İngilizce kelimeyle cümleyi tamamlayın: The hotel lounge plays ____ after dinner.

Cevabı göster

smooth jazz

Okay,

2:04

Tamam,

Beth.

2:04

Beth.

I'll reveal the answer later in the program. Kalıp ifadeler

2:05

Cevabı programın ilerleyen bölümlerinde açıklayacağım.

Kalıp ifadeler

reveal the answer: bilinmeyen cevabı açıklamak

Reveal the answer, daha önce bilinmeyen, gizli olan veya bilerek açıklanmayan bir cevabı ortaya çıkarmak demektir. Bu cümlede later in the program kısa bir bekleyiş ve biraz merak yaratır. Önemli olan yalnızca cevabı sesli söylemek değil, bilinmeyen bilgiyi açıklamak olduğunda reveal the answer kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle cevabın son ana kadar bilinmez tutulduğunu en iyi vurgular?

  1. The host will reveal the answer after the final round.
  2. The host will check the answer after the final round.
  3. The host will say the answer after the final round.
Cevabı göster

The host will reveal the answer after the final round.

Charles Spence is Professor of Experimental Psychology at Oxford University. Kelime

2:08

Charles Spence, Oxford Üniversitesi'nde Deneysel Psikoloji Profesörüdür.

Kelime

Professor of Experimental Psychology: akademik unvan ve alan

Professor of Experimental Psychology resmî bir akademik unvandır. Professor görevi, of Experimental Psychology ise uzmanlık alanını belirtir. Experimental Psychology, kontrollü gözlem ve deneylerden yararlanan bir psikoloji alanıdır; profesörün kişiliğini tarif etmez. Britanya üniversitesi tarzındaki bu tanıtımda büyük harf kullanılması ve tanımlığın bulunmaması, sözlerin resmî bir unvan olduğunu gösterir. Genel kalıp Professor of + akademik alan + at + kurum şeklindedir.

Alıştırma

Örnekteki Professor of Experimental Psychology ne anlama gelir?

  1. Akademik alanı deneysel psikoloji olan bir profesör.
  2. Rastgele deneyler yapmaktan hoşlanan bir profesör.
  3. Üniversitedeki bütün dersleri veren bir profesör.
Cevabı göster

Akademik alanı deneysel psikoloji olan bir profesör.

After years studying how our brains process information, Dilbilgisi

2:13

Beyinlerimizin bilgiyi nasıl işlediğini yıllarca inceledikten sonra,

Dilbilgisi

After years studying: uzun bir deneyimi zaman arka planı olarak vermek

After + bir süre + -ing ifadesi, başka bir şey gerçekleşmeden önce bir kişinin o süre boyunca bir etkinliği yaptığını belirtir. Burada years sürenin uzunluğunu, studying how our brains process information ise yapılan etkinliği gösterir. Çalışmayı yapan kişinin, ardından gelen ana cümlenin öznesi olduğu anlaşılır. Bu cümle başlangıcı, ana sonuç veya düşünceden önce uzun bir deneyimi arka plan bilgisi olarak verir. Buradaki studying, be fiilinin bir biçimi bulunmadığı için devam eden zaman yapısı değildir. after studying ... for years ya da after years of studying ... biçimleriyle de söylenebilir.

Alıştırma

Hangi cümle After + bir süre + -ing ifadesini doğru kullanıyor?

  1. After years studying sea turtles, Ben wrote a book about them.
  2. After years to study sea turtles, Ben wrote a book about them.
  3. After years studied sea turtles, Ben wrote a book about them.
Cevabı göster

After years studying sea turtles, Ben wrote a book about them.

he believes sound plays a much bigger role in how we taste our food than we think. Dilbilgisi

2:18

sesin, yemeğimizi nasıl tattığımız konusunda düşündüğümüzden çok daha büyük bir rol oynadığına inanıyor.

Dilbilgisi

plays a much bigger role in ... than we think: düşündüğümüzden daha büyük bir etki

Play a role in, 'bir şeyi etkilemek' veya 'bir şeyde önemli olmak' anlamına gelir. Burada role, tiyatrodaki bir karakteri değil, işlevi ya da etkiyi ifade eder. Ses, tadı deneyimleme biçimimizi etkiler. Bigger karşılaştırma biçimidir ve much farkı güçlendirir: much bigger, 'çok daha büyük' demektir. Than we think gerçek önemi beklentimizle karşılaştırır; dolayısıyla bütün kalıp, bir şeyin insanların fark ettiğinden daha önemli olduğunu söyler.

Alıştırma

Hangi cümle düzenli çalışmanın öz güven oluşturmada insanların fark ettiğinden daha etkili olduğunu doğal biçimde anlatıyor?

  1. Regular practice plays a much bigger role in building confidence than we think.
  2. Regular practice plays a much big role in building confidence than we think.
  3. Regular practice makes a much bigger role in building confidence than we think.
Cevabı göster

Regular practice plays a much bigger role in building confidence than we think.

Something he explained to Mike Johnson,

2:23

Bunu Mike Johnson'a açıklamıştı,

presenter of BBC World Service program,

2:25

BBC Dünya Servisi programı sunucusuna,

The Food Chain.

2:28

The Food Chain'de.

In general,

2:29

Genel olarak,

how big a contribution do you think these sounds and sound generally actually makes Kalıp ifadeler

2:29

bu seslerin ve genel olarak sesin gerçekten ne kadar büyük bir katkı sağladığını düşünüyorsunuz,

to how we perceive food compared to the more obvious senses, Kalıp ifadeler

2:35

yemeği nasıl algıladığımız konusunda, daha belirgin duyulara kıyasla,

of course,

2:39

elbette,

of sight and smell?

2:39

görme ve koku alma gibi?

Kalıp ifadeler

how big a contribution: etkinin derecesini sormak

How big a contribution, bir şeyin sağladığı yardımın veya etkinin ne kadar büyük olduğunu sorar. Burada big, sesin yiyecek algısı üzerindeki etkisinin derecesini anlatır; fiziksel boyutu veya ayrı katkıların sayısını anlatmaz. Yapı how + sıfat + a/an + sayılabilen tekil isim şeklindedir: how big a contribution. How big a contribution does X make to Y? kalıbıyla X'in Y'yi ne kadar etkilediği veya Y'ye ne kadar yardımcı olduğu sorulabilir.

Alıştırma

Hangi cümle ekip çalışmasının bir projenin başarısı üzerindeki etkisinin büyüklüğünü doğal biçimde sorar?

  1. How many contributions does teamwork make to the project's success?
  2. How big contributions does teamwork make to the project's success?
  3. How big a contribution does teamwork make to the project's success?
Cevabı göster

How big a contribution does teamwork make to the project's success?

Kalıp ifadeler

compared to the more obvious senses: karşılaştırma ölçütünü belirtmek

Compared to the more obvious senses, karşılaştırmanın ölçütünü belirtir. Soru sesin katkısını sorarken görme ve koklama bu katkının ölçüldüğü referans olur; ifade karşılaştırmanın sonucunu kendi başına söylemez. Compared to + isim grubu cümlenin başında veya sonunda yer alabilir. Uzun bir cümlede önce to'dan sonraki kısmı karşılaştırma ölçütü olarak belirleyin, ardından neyin daha büyük, küçük, güçlü veya zayıf olduğunu cümlenin başka bir bölümünde arayın.

Alıştırma

Eski modeli karşılaştırma ölçütü olarak göstermek için cümleyi Compared to ile tamamlayın: ____ the old model, this phone uses less power.

Cevabı göster

Compared to

So,

2:41

Şöyle,

I think it's much more important than we realize. Kalıp ifadeler

2:41

fark ettiğimizden çok daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Kalıp ifadeler

much more important than we realize: fark ettiğimizden çok daha önemli

“Much more important”, güçlendirilmiş bir karşılaştırma yapısıdır. Much, more important ifadesinin önüne gelerek “biraz değil, çok daha önemli” anlamını verir. “Than we realize”, gerçek önem düzeyi ile insanların şu anda bunun ne kadarını fark ettiğini karşılaştırır. İfadenin bütünü, bu önemin küçümsendiğini anlatır. Burada realize “fark etmek” demektir; “bir şeyi gerçekleştirmek” değil.

Alıştırma

Hangi cümle, insanların düzenli uykunun önemini küçümsediğini doğal biçimde anlatır?

  1. Regular sleep is much important than we realize.
  2. Regular sleep is very more important than we realize.
  3. Regular sleep is much more important than we realize.
Cevabı göster

Regular sleep is much more important than we realize.

And that can start from before we put anything into our mouth.

2:43

Ve bu, ağzımıza herhangi bir şey koymadan önce başlayabilir.

It can be the sound of the sizzle of the steak on the hot plate.

2:46

Sıcak tabaktaki bifteğin cızırdama sesi olabilir.

It can be the gurgle and the sizzle and the steam of the coffee machine.

2:49

Kahve makinesinin fokurdaması, cızırdaması ve buharı olabilir.

Those are all cues that help set expectations about what we're about to taste. Notlar

2:54

Bunların hepsi, birazdan ne tadacağımız konusunda beklentiler oluşturmaya yardımcı olan ipuçlarıdır.

Kalıp ifadeler

cues that help set expectations: beklentileri oluşturmaya yardımcı olan işaretler

“Cues”, bir kişinin neyi fark edeceğini, ne bekleyeceğini veya ne yapacağını yönlendiren işaret ya da sinyallerdir. “That help set expectations” bölümü, bu işaretlerin ne yaptığını açıklar. Burada “set expectations”, bir deneyimin nasıl olacağına dair önceden bir fikir oluşturmak demektir. İfadenin bütünü, tadım başlamadan önce yargıyı etkileyen sinyalleri anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede cues, beklentileri şekillendiren sinyaller anlamında kullanılmıştır?

  1. The detective studies clues to solve the case.
  2. The customers form queues while they wait for a table.
  3. The menu photos are cues that help set expectations about the meal.
Cevabı göster

The menu photos are cues that help set expectations about the meal.

Dilbilgisi

we're about to taste: yakın geleceği anlatan be about to

we're about to taste ifadesinde we're, we are ifadesinin kısaltmasıdır. be about to + fiilin yalın hâli, bir eylemin çok yakında gerçekleşmesinin beklendiğini belirtir. Burada taste yalın fiildir ve ifade, tatma eylemini sıradaki olay olarak sunar. Bu, gelecek zamanı anlatan bir yapıdır; about burada “hakkında” anlamında değildir. Gelecekle ilgili nötr bir ifadeye göre daha güçlü bir yakınlık hissi verir.

Alıştırma

Cümleyi be about to kullanarak tamamlayın: The show is ____ begin.

Cevabı göster

about to

Professor Spence uses onomatopoeia to describe some sounds.

2:59

Profesör Spence bazı sesleri tarif etmek için yansıma sözcükleri (onomatopoeia) kullanıyor.

Onomatopoeia is when a word sounds like what it means. Kelime

3:03

Yansıma sözcük, bir kelimenin, anlama geldiği şey gibi tınlamasıdır.

Kelime

Onomatopoeia: sesleri taklit eden kelimeler

Onomatopoeia, sesi adlandırdığı sesi taklit eden veya çağrıştıran bir kelimenin kullanılmasıdır. buzz, hiss ve bang gibi kelimeler yaygın örneklerdir. Önemli olan kelimenin kendi sesidir: Bir kelime yalnızca anlamı işitme veya gürültüyle ilgili olduğu için yansıma sayılmaz.

Alıştırma

Hangi cümle bir onomatopoeia örneğini doğru biçimde açıklar?

  1. Table, bir nesnenin adı olduğu için onomatopoeia örneğidir.
  2. Buzz, sesi bir gürültüyü çağrıştırdığı için onomatopoeia örneğidir.
  3. Blue, bir rengi tanımladığı için onomatopoeia örneğidir.
Cevabı göster

Buzz, sesi bir gürültüyü çağrıştırdığı için onomatopoeia örneğidir.

Words like buzz,

3:07

Buzz (vızıltı),

zoom,

3:09

zoom (uğultu),

and whack.

3:10

ve whack (şaplama) gibi kelimeler.

He uses the word sizzle for the hissing sound made by frying meat Kelime

3:11

Kızaran etin çıkardığı tıslama sesi için sizzle kelimesini kullanıyor

Kelime

sizzle: Yemeğin pişerken çıkardığı cızırtı

Burada sizzle, etin veya başka bir yiyeceğin çok sıcak bir yüzeyde ya da kızgın yağda pişerken çıkardığı sürekli cızırtıyı anlatır. Tadı değil, sesi ifade eder. Sizzle, the sizzle of bacon örneğindeki gibi isim veya The bacon sizzled örneğindeki gibi fiil olabilir. Yemek pişirme anlatımını genellikle daha canlı ve anlık hâle getirir.

Alıştırma

Sosisler sıcak bir tavada sürekli cızırdıyor. Bu durumu en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The sausages began to sizzle in the hot pan.
  2. The sausages cooled on the plate.
  3. The sausages fell onto the floor.
Cevabı göster

The sausages began to sizzle in the hot pan.

and describes a coffee machine using the word gurgle, Kelime

3:16

ve kahve makinesini de gurgle kelimesini kullanarak tarif ediyor,

the low pleasant sound liquids make when flowing quickly through a narrow space.

3:20

sıvıların dar bir boşluktan hızla akarken çıkardıkları pes ve hoş ses.

Kelime

gurgle: Hareket eden sıvının alçak sesi

Burada gurgle, sıvının bir makinenin veya dar bir alanın içinden hızla geçerken çıkardığı alçak, kabarcıklı sesi anlatır. Kahve makinesinin içinde sıvı akarken bu tür bir ses çıkar. Gurgle isim veya fiil olabilir. Her türlü su sesi için kullanılan genel bir sözcük değildir; sıvının hareket etmesini, kabarcık oluşturmasını ya da bir açıklık veya borudan geçmesini düşündürür. Cümle bu sesi hoş olarak tanımlıyor, ancak gurgle her zaman hoş bir ses anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir içecek dar bir borudan hızla geçerken alçak ve kabarcıklı bir ses çıkarıyor. Bu durumu en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The drink dripped slowly from the cup.
  2. The drink gurgled through the narrow tube.
  3. The drink splashed onto the table.
Cevabı göster

The drink gurgled through the narrow tube.

Professor Spence thinks that hearing these sounds while eating

3:25

Profesör Spence, yemek yerken bu sesleri duymanın

psychologically intensifies the flavor of food. Kalıp ifadeler

3:28

psikolojik olarak yemeğin lezzetini yoğunlaştırdığını düşünüyor.

Kalıp ifadeler

psychologically intensifies the flavor: algılanan lezzetin güçlenmesi

Bu cümlede psychologically intensifies the flavor, seslerin zihni ve algıyı etkileyerek yiyeceğin lezzetini daha güçlü hissettirdiği anlamına gelir. Psychologically, intensifies fiilini niteler; the flavor ise daha yoğun hissedilen şeydir. Burada kişinin öznel deneyimindeki bir değişim anlatılır. Tarifin, malzemelerin veya yiyeceğin bileşiminin fiziksel olarak değiştiği söylenmez.

Alıştırma

Hangi cümle, sesin tarifi değiştirmeden algılanan lezzeti değiştirdiği anlamına gelir?

  1. The background music can psychologically intensify the flavor, even though the recipe stays the same.
  2. The background music tells diners which ingredients are in the dish.
  3. The chef adds spices to intensify the flavor, changing the recipe.
Cevabı göster

The background music can psychologically intensify the flavor, even though the recipe stays the same.

But it's not just psychologists. Anlatım akışı

3:32

Ama bunu düşünen sadece psikologlar değil.

Anlatım akışı

it's not just psychologists: kapsamı genişletmek

it's not just psychologists ifadesinde not just, psikologları tartışmanın dışında bırakmaz. Psikologların ilgili gruplardan biri olduğunu, ancak kapsamın daha geniş olduğunu belirtir. Bu kısa cümle bilgiyi düzenler: But önceki noktaya bağlanır, not just A ise dinleyiciyi başka bir gruba veya örneğe hazırlar. Eklenen B aynı cümlede ya da sonraki cümlede yer alabilir.

Alıştırma

Cümleyi It's not just kalıbıyla tamamlayın: ____ the teachers; the parents are helping too.

Cevabı göster

It's not just

The food industry has also discovered the selling power of sound. Deyimler

3:35

Gıda endüstrisi de sesin satış gücünü keşfetti.

Deyimler

Sesin satış gücü

the selling power of sound ifadesinde selling power, müşterileri çekme veya bir şeyin satılmasına yardımcı olma yeteneği demektir. Buradaki power elektrik, kontrol ya da yasal bir hak değil; etki veya işe yarama gücü anlamındadır. Bu ifade, sesi ticari bir sonuç oluşturabilen bir güç gibi sunar. Aktarılabilir the selling power of + isim kalıbıyla müzik, tasarım veya hikâye gibi bir unsurun satın alma kararlarını nasıl etkilediği anlatılabilir.

Alıştırma

Cümledeki the selling power of sound ne anlama geliyor?

  1. kaydedilmiş sesleri satmaya ilişkin yasal yetki
  2. ses üretmek için gereken elektrik
  3. sesin müşterileri etkileyerek ürünlerin satılmasına yardımcı olma yeteneği
Cevabı göster

sesin müşterileri etkileyerek ürünlerin satılmasına yardımcı olma yeteneği

Nowadays,

3:39

Günümüzde,

restaurants everywhere are carefully selecting the music they play on their dining room playlists.

3:40

her yerdeki restoranlar, yemek salonu çalma listelerinde çaldıkları müziği özenle seçiyor.

Reporter Gianna Palmer visited New York restaurant Smashburger,

3:46

Muhabir Gianna Palmer, New York'taki Smashburger restoranını ziyaret etti,

where every song is specially chosen by professional music pickers. Kelime

3:51

burada her şarkı profesyonel müzik seçiciler tarafından özel olarak seçiliyor.

Kelime

Profesyonel müzik seçicileri

Professional music pickers, bir mekân, hizmet ya da etkinlik için şarkı seçmek üzere ücret alan kişilerdir. Burada picker seçim yapan kişi anlamındadır; music ne seçtiklerini belirtir, dolayısıyla ürün hasat eden işçilerden söz edilmez. Bu ifade açık bir tanımlayıcı addır, ancak mutlaka resmî bir iş unvanı değildir. music picker gibi birleşimlerde picker sözcüğünden önce gelen isim, kişinin ne tür bir şey seçtiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede professional music pickers ne iş yapıyor?

  1. işi uygun şarkıları seçmek olan kişiler
  2. müzik aletlerini tamir eden kişiler
  3. müzik çalarken tarım ürünü toplayan çiftlik işçileri
Cevabı göster

işi uygun şarkıları seçmek olan kişiler

Here she interviews one of them,

3:56

Burada onlardan biriyle röportaj yapıyor,

Amy Frishkey,

3:57

Amy Frishkey ile,

head of music design company Mood Media,

3:59

müzik tasarım şirketi Mood Media'nın yöneticisi,

for BBC World Service program The Food Chain.

4:01

BBC Dünya Servisi programı The Food Chain için.

Music just kind of has the ability to put you in a different space. Notlar

4:05

Müziğin sizi farklı bir mekana sokma gibi bir yeteneği var.

Ton ve niyet

Konuşmada yumuşatma ifadesi olarak kind of

Bu cümlede kind of, “bir ölçüde” veya “bir bakıma” anlamına gelen samimi bir yumuşatma ifadesidir. has the ability ifadesini yumuşatarak iddianın daha az kesin ve mutlak duyulmasını sağlar. Bir fiil öbeğinin veya sıfatın önünde kullanıldığında belirsizlik, yaklaşık bir değerlendirme ya da temkinli bir görüş gösterebilir. Burada müziğin yeteneğiyle ilgili tüm iddianın gücünü ayarlar.

Alıştırma

Görüşü daha az kesin hâle getiren iki sözcüklü samimi yumuşatma ifadesiyle cümleyi tamamlayın: I ____ agree with the plan, but I still have one concern.

Cevabı göster

kind of

Deyimler

Zihinsel durum mecazı olarak put you in a different space

Burada put you in a different space mecazidir. Müziğin ruh hâlinizi, dikkatinizi veya zihinsel durumunuzu değiştirebileceği anlamına gelir; bedeninizi gerçekten başka bir yere taşımak anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp put someone in + bir durum veya ruh hâlidir. Space sözcüğü içsel bir zihinsel ya da duygusal durumu mecazen anlatabilir, ancak bağlam bu anlamı açık hâle getirmelidir.

Alıştırma

Hangi cümlede put me in a different space zihinsel veya duygusal bir değişimi anlatır?

  1. That song put me in a different space, and I felt calm enough to focus.
  2. During rehearsal, the director put me in a different space on the stage.
  3. Because my office was being painted, my manager put me in a different space for the day.
Cevabı göster

That song put me in a different space, and I felt calm enough to focus.

And a lot of times,

4:08

Ve çoğu zaman,

like,

4:09

yani,

then your mood could like lead to an impulse buy that you didn't plan on. Notlar

4:09

ruh haliniz planlamadığınız anlık bir satın almaya yol açabilir.

Kalıp ifadeler

lead to an impulse buy: plansız bir satın almaya yol açmak

Lead to, bir neden ile sonucu birbirine bağlar. Burada your mood olası neden, an impulse buy ise olası sonuçtur. “Birini bir yere götürmek” değil, “neden olmak” anlamındadır. Impulse buy, önceden planlamadan aniden aldığın bir şeyi veya yaptığın bir satın almayı anlatır. Bu nedenle lead to an impulse buy, “planlanmamış bir satın almaya neden olmak” demektir.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamla: A countdown timer on a shopping app can ____.

Cevabı göster

lead to an impulse buy

Öbek fiiller

plan on + isim/-ing biçimi

Plan on, “bir şeyi yapmayı düşünmek, beklemek veya planlarına dâhil etmek” anlamına gelir. Ardından bir isim veya -ing biçimi gelir: plan on a delay; plan on leaving early. an impulse buy that you didn't plan on ifadesinde that, önceki an impulse buy ifadesini gösterir. Tam düşünce you didn't plan on that impulse buy şeklindedir. İngilizcede bu tür bir ilgi cümleciğinin sonunda on edatını bırakmak doğaldır.

Alıştırma

Hangi cümlede plan on doğru kullanılmıştır?

  1. We plan on leaving early.
  2. We plan on to leave early.
  3. We plan on leave early.
Cevabı göster

We plan on leaving early.

If you're having such a good time eating out, Öbek fiiller

4:13

Eğer dışarıda yemek yerken çok iyi vakit geçiriyorsanız,

oh,

4:15

oh,

I'll get dessert. Ton ve niyet

4:15

bir tatlı alayım, dersiniz.

Öbek fiiller

eat out: ev dışında yemek yemek

Eat out, ev dışında, genellikle bir restoran veya kafede yemek yemek anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada eating out, keyif veren etkinliğin adıdır. out sözcüğü bütün ifadenin bir parçasıdır. Kişinin açık havada oturduğu veya yiyeceği dışarı taşıdığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Yağmur yağıyor ve bir aile evde yemek yapmak yerine restoranda akşam yemeği yemek istiyor. Hangi cümle uygundur?

  1. Let's eat out tonight.
  2. Let's eat at home tonight.
  3. Let's eat outside tonight.
Cevabı göster

Let's eat out tonight.

Ton ve niyet

I'll get dessert: o anda verilen bir karar

I'll, I will ifadesinin kısaltmasıdır. Burada I'll get dessert, tam o anda oluşan bir kararı anlatır: Konuşan kişi güzel giden yemeğe tepki olarak tatlı da söylemeye karar verir. Bir restoranda get dessert doğal olarak tatlı sipariş etmek veya seçmek anlamına gelir. Anlamı, tatlıyı fiziksel olarak teslim almaktan daha geniştir.

Alıştırma

Bir müşteri pasta menüsünü görür ve o anda tatlı sipariş etmeye karar verir. Yeni kararı en iyi hangi cümle gösterir?

  1. That cake looks great. I'll get dessert.
  2. I decided yesterday that I would get dessert.
  3. I always get dessert at this restaurant.
Cevabı göster

That cake looks great. I'll get dessert.

Yeah, right.

4:17

Evet, doğru.

Yeah,

4:18

Evet,

I'm really enjoying the music.

4:18

müzikten gerçekten keyif alıyorum.

I think I'll linger here a bit longer. Kelime

4:19

Sanırım burada biraz daha fazla oyalanacağım.

Kelime

linger here a bit: anın tadını çıkararak burada biraz daha kalmak

linger here a bit ifadesi, hemen ayrılmak yerine burada biraz daha kalmak anlamına gelir. Linger çoğu zaman kişinin bulunduğu yerden hoşlandığını veya henüz ayrılmak istemediğini düşündürür; bu cümlede bu hoş neden müziktir. Buradaki a bit ifadeyi yumuşatır ve fazladan kalınacak sürenin kısa olduğunu gösterir. Linger, kişinin isteyerek ve rahat bir şekilde ayrılmayı geciktirmesini anlatır; bir rezervasyonu veya planlanmış süreyi resmî olarak uzatmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Birinin yalnızca orada kaldığını söylemekten ziyade, ayrılmak istemediği için keyifle biraz daha kaldığını en iyi anlatan cümle hangisidir?

  1. Because the beach was beautiful, we stayed there until sunset.
  2. Because the beach was beautiful, we lingered there until sunset.
  3. Because the beach was beautiful, we extended our visit there until sunset.
Cevabı göster

Because the beach was beautiful, we lingered there until sunset.

Choosing the right dining room music not only makes food taste better, Dilbilgisi

4:21

Doğru yemek salonu müziğini seçmek sadece yemeğin tadını daha iyi yapmakla kalmaz,

it puts people in a good mood.

4:26

insanları iyi bir ruh haline de sokar.

Dilbilgisi

not only ... it ...: tek özneyle iki etkiyi bağlamak

Vurgulanan yapı, aynı öznenin ortaya çıkardığı iki etkiyi sunar: doğru yemek salonu müziğini seçmek yemeğin tadını daha iyi hâle getirir ve insanları iyi bir ruh hâline sokar. Not only ilk etkiyi tanıtır; sonraki cümlecik de aynı öznenin yarattığı başka bir etkiyi ekler. Yaygın ve dengeli yapı not only A but also B şeklindedir. Burada konuşma dilinde veya hafifçe düzenlenmiş bir anlatımda but also atlanmış ve ikinci cümlecik it ile başlatılmıştır; it, Choosing the right dining room music ifadesine gönderme yapar. Resmî yazıda Choosing the right dining room music not only makes food taste better but also puts people in a good mood gibi paralel bir yapı daha açıktır.

Alıştırma

Aynı öznenin iki paralel etkisini bağlamak için not only ... but also ... yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The new lights not only saving energy but also make the room brighter.
  2. The new lights not only save energy but also make the room brighter.
  3. The new lights not only save energy but also the room is brighter.
Cevabı göster

The new lights not only save energy but also make the room brighter.

Something which might leads to an impulse buy,

4:28

Bu da anlık satın almaya (impulse buy) yol açabilecek bir şeydir,

suddenly buying something you had not planned to Dilbilgisi

4:31

planlamadığınız bir şeyi aniden satın almaya,

Dilbilgisi

you had not planned to: tekrarlanan fiilin söylenmemesi

you had not planned to ifadesinde mastarı kuran to kalır, ancak tekrarlanan buy fiili söylenmez. Tam anlamı you had not planned to buy şeklindedir; cümlede daha önce geçen buying something, hangi eylemin çıkarıldığını açıkça gösterir. İngilizcede, mastarı tekrarlamak yeni bilgi katmadığında plan, want ve need gibi fiillerden sonra bu eksiltme sık kullanılır. to kalmalıdır; tekrarlanan fiille birlikte çıkarılmaz.

Alıştırma

Yanıtı want to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın ve tekrarlanan eylemi söylemeyin: “Did Maya join the game?” “Yes, she ____.”

Cevabı göster

wanted to

because you want it when you see it.

4:34

çünkü onu gördüğünüzde istersiniz.

What's more, Anlatım akışı

4:36

Dahası,

Anlatım akışı

What's more: daha güçlü bir destekleyici nokta eklemek

What's more, dinleyiciye bir sonraki noktanın aynı fikri desteklediğini ve çoğu zaman ek önem ya da ilgi taşıdığını gösteren bir bağlama ifadesidir. Gerekçeleri, yararları, etkileri veya başka ilgili noktaları birbirine bağlayabilir. Burada What's bir soru sormaz. Kalıp ifadenin tamamı “buna ek olarak” ya da “dahası” anlamına gelir ve sonraki bilginin öncekiyle nasıl bağlantılı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle başka bir avantaj eklemek için What's more ifadesini kullanıyor?

  1. The science club is free. What's more, all the materials are provided.
  2. The science club provides materials. For example, students can use microscopes.
  3. The science club is free. However, meetings end very late.
Cevabı göster

The science club is free. What's more, all the materials are provided.

a good restaurant atmosphere encourages customers to linger, Kalıp ifadeler

4:37

iyi bir restoran atmosferi müşterileri oyalanmaya (linger) teşvik eder,

Kalıp ifadeler

encourages customers to linger: encourage someone to do something kalıbı

encourage + kişi + to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir şeyin bir eylemi daha olası hâle getirdiğini anlatır. Burada atmosphere özne, customers etkilenen kişiler ve to linger eylemdir. Linger, hemen ayrılmak yerine bir süre daha kalmak demektir. Encourage her zaman birinin destekleyici sözler söylemesi anlamına gelmez. Bir yer, tasarım veya kural da bir davranışı daha kolay ya da çekici hâle getirerek teşvik edebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede encourage someone to do something kalıbı doğru kullanılmıştır?

  1. The new bike lane encourages to cycle more people.
  2. The new bike lane encourages more people to cycle.
  3. The new bike lane encourages more people cycle.
Cevabı göster

The new bike lane encourages more people to cycle.

to stay longer than necessary because they're having a good time.

4:40

iyi vakit geçirdikleri için gerekenden daha uzun süre kalmaya.

Of course,

4:44

Elbette,

the longer customers linger and the more they buy on impulse, Notlar

4:45

müşteriler ne kadar uzun süre oyalanır ve anlık olarak ne kadar çok alışveriş yaparsa,

the more money a restaurant makes.

4:48

restoran o kadar çok para kazanır.

Dilbilgisi

the longer ... the more ...: bağlantılı karşılaştırmalı değişim

The + karşılaştırma ..., the + karşılaştırma ... yapısı iki şeyin birlikte değiştiğini anlatır: biri artınca veya azalınca diğeri de değişir. İlk bölüm değişen koşulu, ikinci bölüm ise bununla bağlantılı sonucu verir. Bu cümlede ilk bölümdeki iki değişim and ile bağlanır: müşteriler daha uzun kalır ve anlık dürtüyle daha çok alışveriş yapar. Sondaki the more, restoranın bunun sonucunda daha çok para kazandığını gösterir. Buradaki the, normal bir tanımlık değil, sabit karşılaştırma yapısının parçasıdır.

Alıştırma

Sabit karşılaştırma kalıbını tamamlayın: The more you practise, ____ confident you become.

Cevabı göster

the more

Kalıp ifadeler

buy on impulse: planlamadan satın almak

they buy on impulse ifadesinde on impulse, önceden planlamadan veya iyice düşünmeden, ani bir istekle satın almak demektir. Nerede satın aldıklarını değil, neden satın aldıklarını açıklar. Aynı yapı act on impulse örneğindeki gibi başka eylem fiilleriyle de kullanılabilir. Genellikle kararın yeterince düşünülmediğini gösterir, ancak kişinin mutlaka pişman olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle konuşanın bir şeyi planlamadan satın aldığını söylüyor?

  1. I bought the headphones from the shop near my house.
  2. I compared the headphones for a month before buying them.
  3. I saw the headphones and bought them on impulse.
Cevabı göster

I saw the headphones and bought them on impulse.

I think it's time you revealed the answer to your question, Dilbilgisi

4:50

Sanırım sorunun cevabını açıklama vaktin geldi,

Neil.

4:53

Neil.

Dilbilgisi

it's time you revealed: şimdi yapılması gereken eylem için geçmiş biçim

it's time you revealed ifadesindeki yapı It's time + özne + fiilin geçmiş zaman biçimidir. revealed geçmiş zaman biçiminde olsa da eylemin şimdi yapılması gerekir: konuşan kişi Neil'in cevabı şimdi açıklamasını istiyor. Bu yapı genellikle bir miktar ısrar katar ve eylemin zaten gecikmiş olduğunu düşündürebilir. Buradaki geçmiş zaman biçimi yapının bir parçasıdır; açıklamanın daha önce gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Yapıyı leave fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: It's time we ____ for school.

Cevabı göster

left

You asked me which background sound drinks company Singletons used to advertise their whisky.

4:54

Bana içecek şirketi Singletons'ın viskilerinin reklamını yapmak için hangi arka plan sesini kullandığını sormuştun.

I guessed it was jazz music.

5:01

Caz müziği olduğunu tahmin etmiştim.

So,

5:03

Peki,

was I right?

5:03

haklı mıydım?

That was the wrong answer,

5:04

Bu yanlış bir cevaptı,

I'm afraid, Ton ve niyet

5:06

korkarım ki,

Beth.

5:07

Beth.

Ton ve niyet

I'm afraid ile kötü haberi kibarca yumuşatma

Burada I'm afraid, kötü bir haberi yumuşatan kibar bir ifadedir: Beth'in cevabı yanlıştı. Yaklaşık olarak “bunu söylediğim için üzgünüm” anlamına gelir; konuşanın korktuğunu belirtmez. Mesajdan önce (I'm afraid that answer is wrong) veya örnekteki gibi mesajdan sonra gelebilir. Her iki konumda da bir düzeltmenin, reddin veya hayal kırıklığı yaratan gerçeğin daha az sert duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Kötü haberi kibarca yumuşatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The pool is closed today, ____.

Cevabı göster

I'm afraid

In fact,

5:07

Aslında,

Singletons used the sound of birds tweeting to sell their whisky. Kelime

5:08

Singletons, viskilerini satmak için cıvıldayan kuşların sesini kullandı.

Kelime

birds tweeting: kuş sesi anlamındaki tweet

Birds tweeting, kuşların kısa ve tiz sesler çıkarması demektir. the sound of birds tweeting ifadesinde birds, tweeting eylemini yapan taraftır; tweeting ise sesi üreten eylemi anlatır. Tweet ilk olarak bir kuşun ötüşünü ifade ediyordu. İnternette kısa bir mesaj paylaşmak anlamına da gelebilir, ancak özne gerçek kuşlar olduğunda ve bağlam onların sesiyle ilgili olduğunda bu çevrim içi anlam uygun değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede tweeting, kuşların kısa ve tiz sesler çıkarması anlamında kullanılmıştır?

  1. A reporter was tweeting the latest score.
  2. Maya was tweeting updates during the match.
  3. Small birds were tweeting outside the window.
Cevabı göster

Small birds were tweeting outside the window.

Probably a better idea than using bagpipes. Kültür

5:12

Muhtemelen gayda kullanmaktan daha iyi bir fikir.

Kültür

using bagpipes: İskoçya ile kültürel bağlantı

Popüler kültürde gayda, İskoçya ile güçlü biçimde ilişkilendirilir. Bağlamda İskoç viskisinden söz edildiği için using bagpipes, içki ile İskoçya arasında hemen bir bağlantı kurar. Bu yorum hafif bir şakadır: kuş cıvıltılarının, gaydanın çok belirgin İskoç imgesinden muhtemelen daha iyi bir ses seçimi olduğu söylenir. Mizah, using sözcüğünün özel bir anlamından değil, bu kültürel çağrışımdan doğar.

Alıştırma

Konuşmacının burada gaydadan söz etmesini en iyi açıklayan kültürel bağlantı hangisidir?

  1. Gayda bir tür İskoç tatlısıdır.
  2. Gayda normalde kuş cıvıltısını taklit etmek için kullanılır.
  3. Gayda, İskoçya ile güçlü biçimde ilişkilendirilir ve İskoç viskisi İskoçya'dan gelir.
Cevabı göster

Gayda, İskoçya ile güçlü biçimde ilişkilendirilir ve İskoç viskisi İskoçya'dan gelir.

Okay,

5:15

Tamam,

let's recap the vocabulary we've learned from this program on Sonic seasoning, Anlatım akışı

5:15

Sonik tatlandırma ile ilgili bu programdan öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım,

Anlatım akışı

let's recap the vocabulary we've learned: kısa bir özete geçiş

Let's recap ... dinleyicileri daha önce ele alınan önemli bilgileri gözden geçirmeye davet eder. Burada ana konuşmanın sona erdiğini ve kısa bir kelime tekrarının başladığını gösterir. the vocabulary we've learned isim öbeği, tam olarak neyin gözden geçirileceğini bildirir. Recap, önemli noktaları kısaca özetlemek demektir; her şeyi yeniden öğretmek veya baştan sona tekrarlamak değildir.

Alıştırma

Geçiş cümlesini derste öğrenilen ve “kısaca gözden geçirmek” anlamına gelen fiille tamamlayın: Before the quiz, let's ____ the key terms from this chapter.

Cevabı göster

recap

starting with the English saying,

5:20

İngilizce bir deyişle başlayarak,

you eat with your eyes first,

5:22

you eat with your eyes first (önce gözlerinle yersin),

an idiom meaning that when food is visually appealing, Kelime

5:24

yiyecek görsel olarak çekici olduğunda

it's more appetizing. Kelime

5:27

daha iştah açıcı olduğu anlamına gelen bir deyim.

Kelime

is visually appealing: göze çekici gelmek

Bu cümlede is visually appealing, “göze çekici geliyor” anlamındadır. Visually, çekiciliğin renk, şekil veya düzen gibi görülen özelliklerden kaynaklandığını belirtir; appealing burada hoş veya ilgi çekici demektir, hukuki anlamda bir kararı temyize götürmek değildir. be + visually appealing kalıbı nötr ve oldukça nesnel bir betimleme sağlar. Yemek sunumu, tasarımlar, resimler, internet siteleri ve ürünler için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “göze çekici” anlamındaki iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The clear colors and layout make the menu ____.

Cevabı göster

visually appealing

Kelime

it's more appetizing: yeme isteğini daha çok artırır

Burada it, food sözcüğünü ifade eder. More appetizing, “insanın daha çok yemek istemesini sağlar” anlamındadır. Karşılaştırma bildiren more, çekici bir görünüşün yiyeceğin iştah uyandırma etkisini artırdığını gösterir. Appetizing genellikle yemeden önce görünüş veya koku yoluyla oluşan izlenimi anlatır. Tek başına yiyeceğin tadına bakıldığını ya da tadının güzel olduğunu göstermez.

Alıştırma

Hangi cümle, garnitürün yemeği daha kimse tadına bakmadan önce daha cazip hâle getirdiğini söyler?

  1. After the garnish was added, the dish looked more appetizing.
  2. After the garnish was added, the dish looked more expensive.
  3. After the garnish was added, the dish tasted more delicious, although nobody had tried it.
Cevabı göster

After the garnish was added, the dish looked more appetizing.

Onomatopoeia is when words sound like what they mean.

5:28

Yansıma sözcük (onomatopoeia), kelimelerin ifade ettikleri şey gibi tınlamasıdır.

For example,

5:32

Örneğin,

boom,

5:33

boom,

whack,

5:34

whack,

and moo.

5:34

ve moo.

Other examples of onomatopoeia are sizzle,

5:35

Yansıma sözcüklere diğer örnekler sizzle,

a hissing sound,

5:38

tıslama benzeri bir ses,

and gurgle,

5:40

ve gurgle,

the low pleasant sound a liquid makes when it flows quickly through a narrow space.

5:41

bir sıvının dar bir boşluktan hızla akarken çıkardığı pes, hoş sestir.

An impulse buy is suddenly buying something that you had not planned to

5:46

Anlık satın alma (an impulse buy), planlamadığınız bir şeyi aniden satın almaktır

because you want it when you see it.

5:50

çünkü onu gördüğünüzde istersiniz.

And finally,

5:51

Ve son olarak,

the verb to linger means to stay somewhere longer than necessary because you're enjoying yourself.

5:52

to linger fiili, iyi vakit geçirdiğiniz için bir yerde gerekenden daha uzun süre kalmak anlamına gelir.

Once again,

5:58

Bir kez daha,

our 6 minutes are up.

5:58

6 dakikamız doldu.

Join us next time for more trending topics and useful vocabulary here at 6 Minute English.

5:59

Bir dahaki sefere 6 Minute English'te daha fazla trend konu ve faydalı kelimeler için bize katılın.

Bye, everyone.

6:05

Hoşça kalın, millet.

Bye.

6:06

Hoşça kalın.

6 Minute English from BBCLearningEnglish.com.

6:08

BBCLearningEnglish.com'dan 6 Minute English.