Zebralara Binmememizin Gerçek Nedeni: İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
974 kelime 184 kel/dk

Video özeti: Mizahi bir liste, neden az sayıda büyük hayvanın evcilleştirildiğini açıklar: kolay beslenip yönetilmeleri, hızlı üremeleri ve insanların yararlanabileceği bir hiyerarşiye uymaları gerekiyordu. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “might as well” — Kalıp söz öbekleri ve eşdizimler: yalnızca olasılık değil, koşulların mantıklı kıldığı pratik bir seçim anlatın. 2. “domesticated.” / “tame.” — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: bir türün kalıtsal değişimini, tek hayvanın insanlara alışmak üzere eğitilmesinden ayırın. 3. “a baker's dozen” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: sabit on üç miktarını ve az sayıdaki evcilleştirilmiş büyük hayvan savını nasıl sonuçlandırdığını anlayın.

Bu derste

Sheep weren't always this fluffy.

0:00

Koyunlar her zaman bu kadar pofuduk değildi.

We fluffy-fied them by breeding the fluffiest in each generation. Kelime

0:02

Her nesilde en pofuduk olanları çiftleştirerek onları pofuduklaştırdık.

Kelime

Şakacı biçimde uydurulmuş fluffy-fied fiili

Fluffy-fied, “onları daha kabarık hâle getirdik” anlamında kullanılan, şakacı biçimde uydurulmuş bir fiildir. Bu cümlede, her nesilde en kabarık hayvanların tekrar tekrar çiftleştirilmesiyle ortaya çıkan sonucu anlatır. Yazım biçimi fluffy sözcüğüyle fiil eki görünümündeki -fied bölümünü özellikle görünür şekilde birleştirir. Bu alışılmadık biçim açıklamaya komik ve gündelik bir hava verir; yerleşik bir bilim terimi değildir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki şakacı, uydurma fiille tamamlayın: We ____ the costume by adding three layers of soft fabric.

Cevabı göster

fluffy-fied

This is domestication,

0:05

İşte bu evcilleştirmedir,

sculpting wild animals for better human use. Deyimler

0:06

vahşi hayvanları insanların daha iyi kullanımı için şekillendirmektir.

Deyimler

sculpting wild animals ifadesinin mecaz anlamı

Burada sculpting mecaz anlamda kullanılır. Bir hayvanı taş gibi yontmak değil, vahşi hayvan topluluklarını zaman içinde biçimlendirmek veya değiştirmek anlamına gelir. -ing yapısı, amacını göstererek evcilleştirmeyi açıklar: insanlar nesiller boyunca değişimleri yönlendirir ve hayvanları insanlar için daha kullanışlı hâle getirir. Bu mecaz, bilinçli ve uzun vadeli etkiyi vurgular.

Alıştırma

“The editor helped sculpt dozens of interviews into a clear narrative” cümlesinde sculpt ne anlama gelir?

  1. Bir şeyi yavaş yavaş biçimlendirmek ve geliştirmek
  2. Röportajları değiştirmeden kaydetmek
  3. Röportajları taşa oymak
Cevabı göster

Bir şeyi yavaş yavaş biçimlendirmek ve geliştirmek

As we saw in part one,

0:09

Birinci bölümde gördüğümüz gibi,

for early man,

0:11

ilk insanlar için,

animals were powerful tools,

0:12

hayvanlar güçlü araçlardı;

food, clothing, transportation, tractors.

0:13

yiyecek, giyecek, ulaşım aracı ve traktördüler.

Yet, though there were animals everywhere,

0:16

Ancak, her yerde hayvanlar olmasına rağmen,

only a handful were domesticated in the pre-modern world.

0:18

modern öncesi dünyada sadece birkaçı evcilleştirildi.

What made these different?

0:22

Bunları farklı kılan neydi?

Let's make a domestication checklist, Ton ve niyet

0:24

Gelin bir evcilleştirme kontrol listesi yapalım,

shall we?

0:25

olur mu?

Ton ve niyet

Let's ..., shall we? ile ortak bir öneride bulunmak

Let's + fiilin yalın hâli, konuşan kişiyle dinleyicinin birlikte yapacağı bir eylemi önerir. Burada Let's make ..., açıklamanın sonraki bölümünü ortak bir görev gibi sunar. Sondaki shall we? onay ister ve öneriyi yumuşatır. Bu sunum bağlamında asıl amacı gerçek bir cevap beklemek değil, dinleyiciyi anlatımın devamını izlemeye davet etmektir.

Alıştırma

Ortak öneriyi Let's ..., shall we? kalıbıyla tamamlayın: ____ plan the route together, ____?

Cevabı göster

Let's · shall we

First up, feedable.

0:26

Öncelikle, beslenebilir olmalı.

A cow is a machine that turns grass into steak, Anlatım akışı

0:27

İnek çimi bifteğe dönüştüren bir makinedir,

and a tiger a machine that turns steak into tiger.

0:30

kaplan ise bifteği kaplana dönüştüren bir makinedir.

Anlatım akışı

A machine that turns X into Y ...: paralel benzetme ve eksilti

Konuşmacı her hayvanı bir girdiyi bir çıktıya dönüştüren makineye benzetir: inek otu bifteğe, kaplan ise bifteği daha fazla kaplana dönüştürür. Bilerek basitleştirilen bu benzetme iki aşamayı karşılaştırmayı kolaylaştırır; machine gerçek anlamda kullanılmaz ve sıra dışı into tiger ifadesi kaplanın bedenini eğlenceli biçimde çıktı olarak ele alır. İki bölüm aynı kalıbı tekrarlar: A is a machine that turns X into Y. and sonrasında tekrarlanan is fiili düşürülür: a tiger (is) a machine.... Bu eksilti, paralel karşılaştırmayı kısa ve etkili hâle getirir ve cümleye güçlü bir ritim verir.

Alıştırma

Hangi cümle aynı kısa paralel yapıyı kullanıp ikinci bölümde tekrarlanan is fiilini düşürür?

  1. A blender turns fruit into smoothies, while a juicer extracts juice from oranges.
  2. A blender is a machine that turns fruit into smoothies, and a juicer is a machine that turns oranges into juice.
  3. A blender is a machine that turns fruit into smoothies, and a juicer a machine that turns oranges into juice.
Cevabı göster

A blender is a machine that turns fruit into smoothies, and a juicer a machine that turns oranges into juice.

10 lb of grass make a pound of steak

0:33

10 libre çimden bir libre biftek elde edilir,

and 10 lb of steak make a pound of tiger.

0:35

ve 10 libre biftekten bir libre kaplan elde edilir.

But these have the same number of calories,

0:37

Fakat bunların kalori miktarı aynıdır,

so you might as well just eat the cow and save yourself a lot of work. Kalıp ifadeler

0:39

bu yüzden ineği yiyip kendinizi bir sürü zahmetten kurtarabilirsiniz.

Kalıp ifadeler

might as well: koşullara göre pratik bir seçim

Burada might as well, pratik bir sonuç bildirir: İneği yemek çok daha az uğraşla aynı enerjiyi sağlıyorsa mantıklı seçenek ineği yemektir. İfade, “bu koşullarda bunu yapmamak için pek neden yok” anlamına gelir; yalnızca “belki” demek değildir. Kalıp, özne + might as well + fiilin yalın hâli şeklindedir. Genellikle bir neden veya kısıtlamadan sonra gelir ve bu bilgiyi bir seçime dönüştürür.

Alıştırma

Son tren gitmiş ve ev yalnızca kısa bir yürüyüş mesafesinde. Hangi cümle yürümeyi basit bir olasılık veya kesin tavsiye yerine pratik ve biraz kabullenilmiş bir seçim olarak gösterir?

  1. We might as well walk home.
  2. We should walk home.
  3. We might walk home.
Cevabı göster

We might as well walk home.

So pure carnivores,

0:43

Yani sırf termodinamik yüzünden

you're not going to domesticate just because of thermodynamics.

0:44

saf etoburları evcilleştirmezsiniz.

You're looking for herbivores that aren't picky. Kelime

0:48

Siz seçici olmayan otoburları arıyorsunuz.

Kelime

aren't picky: birçok yiyecek türünü kabul etmek

Burada aren't picky, hayvanların çoğu yiyeceği reddetmek yerine birçok farklı yiyeceği yediği anlamına gelir. Picky, genellikle küçük veya karşılanması zor nedenlerle yalnızca dar bir seçenek aralığını kabul eden kişi ya da şeyi anlatır. be picky about something kalıbında picky, be fiilinden sonra gelen bir sıfattır: They aren't picky about food. Olumsuz biçim olan aren't picky, bu esnekliği yararlı bir özellik olarak sunar.

Alıştırma

Bir çocuk neredeyse her türlü sebzeyi severek yiyor. Hangi tanım çocuğu beslemenin kolay olduğunu en doğal biçimde anlatır?

  1. The child carefully picks vegetables at the market.
  2. The child isn't picky about vegetables.
  3. The child is very selective about vegetables.
Cevabı göster

The child isn't picky about vegetables.

They should eat something that's everywhere that you can't eat.

0:51

Her yerde bulunan ve sizin yiyemeyeceğiniz bir şey yemeliler.

Any omnivores better be happy eating whatever and better be super worth it. Dilbilgisi

0:54

Herhangi bir hepçil önüne ne konsa mutlu bir şekilde yemeli ve buna fazlasıyla değmelidir.

Dilbilgisi

had better be ifadesinin kısaltılmış biçimi olarak better be ... better be

Bu cümlede better be, had better be ifadesinin gündelik konuşmada had düşürülerek kullanılan biçimidir. Güçlü bir koşul belirtir: düşünülen herhangi bir hepçil, mevcut olan her yiyeceği yemeye istekli olmalı ve beslemeye gerçekten değmelidir. better be ifadesinin tekrarlanması iki paralel koşul oluşturur ve ikisine de aynı gücü verir. Konuşan kişi hayvanlara tavsiye vermiyor; seçim ölçütlerini belirtiyor.

Alıştırma

İki boşluğu da had better be ifadesinin gündelik kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: “Anyone joining the hike ____ on time and ____ ready for rain.”

Cevabı göster

better be · better be

We are, however, putting the pig before the pen here Deyimler

0:58

Ancak burada at arabasını atın önüne koyuyoruz (işleri tersinden yapıyoruz),

because first we need to catch something that's friendly.

1:00

çünkü önce dost canlısı bir şey yakalamalıyız.

Deyimler

bir deyimin eğlenceli uyarlaması olarak putting the pig before the pen

Putting the pig before the pen, kalıplaşmış putting the cart before the horse deyiminin eğlenceli bir uyarlamasıdır. Bilinen deyim, bir işi mümkün kılan önceki gerekli adım yerine daha sonraki bir adımla ilgilenmek anlamına gelir. Burada pig ve pen sözcükleri hayvan konusuna uyar. Konuşan kişi, önce uysal bir hayvanı nasıl yakalayacağını çözmeden hangi hayvanın beslemeye değer olacağını tartışıyordu. Pen burada yazı aracı değil, hayvan ağılı veya bölmesi anlamındadır.

Alıştırma

Bir hayvan sahiplenme tartışmasında biri “We are putting the pig before the pen.” diyor. Büyük olasılıkla neye dikkat çekiyor?

  1. Bir hayvan seçmeden önce yazı yazmak için bir kalem almalıyız.
  2. Domuzu ağılının önüne koymalıyız.
  3. Önceki gerekli bir adımı ele almadan daha sonraki düzenlemeleri tartışıyoruz.
  4. Hayvan, barınağından daha değerlidir.
Cevabı göster

Önceki gerekli bir adımı ele almadan daha sonraki düzenlemeleri tartışıyoruz.

Okay, obviously catching a carnivore is a bad idea anyway

1:03

Tamam, etobur bir hayvanı yakalamak zaten açıkça kötü bir fikirdir,

because their day job is murder, Deyimler

1:06

çünkü onların asıl mesleği cinayettir,

but plenty of omnivores like grizzlies moonlight in murder.

1:08

ama boz ayılar gibi pek çok hepçil de ek iş olarak cinayet işler.

Deyimler

day job ... moonlight: eğlenceli bir iş benzetmesi

“Their day job is murder”, bir etoburun normal avlanma davranışını düzenli bir meslekmiş gibi anlatır. Murder, insan bakış açısına dayanan kasıtlı bir abartıdır: konuşmacı avı öldürme eylemiyle ilgili şaka yapar; gerçek bir mesleği anlatmaz veya kesin bir hukuki iddiada bulunmaz. “Grizzlies moonlight in murder” iş benzetmesini tamamlar. Moonlight fiil olarak kullanıldığında, ana işin yanında ücretli ek iş yapmak anlamına gelir. Karşıtlık, öldürmenin bir hepçilin tek veya temel etkinliği olmadığını, ancak yine de yaptığı şeylerden biri olduğunu düşündürür. Day job ile moonlight ifadesinin eşleştirilmesi şakayı oluşturur.

Alıştırma

Cümleyi “ana işinin dışında ikinci bir iş yapar” anlamına gelen fiille tamamlayın: Elena's day job is nursing, but she ____ as a photographer on weekends.

Cevabı göster

moonlights

No safety in vegetarians either.

1:12

Vejetaryenlerde de güvenlik yoktur.

Buffalo are terrifying tanks for all the reasons mentioned before.

1:14

Bufalolar daha önce bahsedilen tüm nedenlerden dolayı korkutucu tanklardır.

Hippos hold the murder high score in Africa.

1:17

Afrika'da cinayet rekoru su aygırlarının elindedir.

Giraffes look real dorky until you consider their striking range.

1:19

Zürafalar, saldırı menzillerini hesaba katana kadar gerçekten aptal görünürler.

Lions mostly leave them alone.

1:23

Aslanlar çoğunlukla onları rahat bırakır.

Animals it would be awesome to domesticate are not coincidentally super dangerous.

1:25

Evcilleştirilmesi harika olacak hayvanların, tesadüf eseri olmayarak, aşırı tehlikeli olmasıdır.

War bears would be a hell of an advantage for your tribe,

1:31

Savaş ayıları kabileniz için muazzam bir avantaj olurdu,

but it's not going to happen.

1:34

ama bu gerçekleşmeyecek.

And if it's big and not dangerous,

1:35

Ve eğer hayvan büyük ve tehlikesiz ise,

it's a nervous wreck. Deyimler

1:37

kesinlikle sinir küpüdür.

Deyimler

a nervous wreck: aşırı derecede kaygılı biri

A nervous wreck, aşırı derecede kaygılı, endişeli veya duygularının altında ezilmiş birini ifade eder. Wreck burada mecazdır: kişiyi hasar görmüş bir araç ya da nesne olarak değil, sakin biçimde hareket edemeyecek durumda biri olarak gösterir. Bu cümlede hayvana a nervous wreck denmesi, onun çok korkak olduğunu ve kolayca ürktüğünü vurgular. Bu ifade, yalnızca nervous demekten daha güçlü şekilde hayvanın genel durumunu değerlendirir.

Alıştırma

Cümleyi “aşırı derecede kaygılı biri” anlamındaki iki kelimelik deyimle tamamlayın: Before her first live interview, Sam was a ____.

Cevabı göster

nervous wreck

Try sneaking up on a gazelle.

1:38

Bir ceylana gizlice yaklaşmayı deneyin.

Rhymes with LOL.

1:40

İngilizce'de LOL (sesli gülmek) ile kafiyelidir.

Sure, you and a team of buddies could spend the whole day marathon jogging it down to exhaustion,

1:41

Elbette, siz ve bir grup arkadaşınız tüm gününüzü bir maraton koşusu gibi onu bitkin düşürene kadar kovalayarak geçirebilirsiniz,

but if it doesn't break its own neck as you try to drag it back home,

1:46

ama onu eve sürüklemeye çalışırken kendi boynunu kırmazsa,

then it's going to casually leap out of whatever pen you built for it.

1:48

onun için inşa ettiğiniz herhangi bir ağıldan öylece atlayıp kaçacaktır.

Okay, next up.

1:52

Tamam, sırada ne var.

Some animals have reproductive preferences that make them incompatible with captivity.

1:53

Bazı hayvanların esaretle bağdaşmayan üreme tercihleri vardır.

Looking at you, pandas. Ton ve niyet

1:59

Sözüm size, pandalar.

Ton ve niyet

Looking at you, X ile esprili biçimde birini işaret etme

“Looking at you, pandas”, “Bu söz özellikle size, pandalar” anlamına gelen kısa bir ara sözdür. Konuşan kişi asıl olarak nereye baktığını anlatmaz; pandaları, eleştirinin uyduğu örnek olarak herkesin önünde işaret eder. Looking at you, X kalıbı, genel bir ifadenin ardından birini şakacı ya da takılmacı biçimde hedef göstermek için sıkça kullanılır. Konuşan kişinin suçlama veya eleştiriyi doğrudan söylemeden ima etmesini sağlar.

Alıştırma

Ben’i hedef gösteren üç sözcüklük sabit esprili ifadeyle cümleyi tamamlayın: "Someone forgot the tickets—____, Ben."

Cevabı göster

Looking at you

The time and energy humans have spent to get pandas to get on with it is comical. Notlar

2:01

İnsanların pandaları çiftleşmeye ikna etmek için harcadığı zaman ve enerji gülünçtür.

Dilbilgisi

get pandas to get on with it: iç içe geçmiş get yapıları

Yapıyı get [pandas] [to get on with it] biçiminde okuyun. İlk get ettirgendir: get + nesne + to’lu mastar, birinin harekete geçmesini sağlamak ya da onu buna ikna etmek veya eylemin gerçekleşmesini başarmak anlamına gelir. Burada insanlar pandaları harekete geçirmeye çalışmaktadır. İkinci get, beklenen işe devam etmek anlamındaki ayrı get on with it ifadesini başlatır. Bu bağlamda çiftleşme veya üremeyi dolaylı olarak anlatır. Bu nedenle tekrarlanan iki get farklı görevler üstlenir.

Alıştırma

Cümleyi get + nesne + to + fiil yapısının geçmiş biçimiyle tamamlayın: "Yesterday, we ____ the shy child ____ join the game."

Cevabı göster

got · to

Öbek fiiller

Eyleme geçmeye çağıran “get on with it”

Burada get on with it, “oyalanmayı bırakıp beklenen şeyi yap” anlamına gelir. it zamiri bir nesneyi adlandırmaz; bağlamdan zaten anlaşılan etkinliğe, yani üremeye gönderme yapar. Bu ifade, pratik ve biraz sabırsız bir dürtme ekler. Mizah, pandalara insanlar sanki “acele edin ve üreyin” diyebilirmiş gibi davranılmasından doğar.

Alıştırma

Bu cümlede “get on with it” pandalara ne yapmalarını söylüyor?

  1. Başka bir hayvanla iyi geçinmeye başlamak.
  2. Bir nesneyi alıp götürmek.
  3. Ertelemeyi bırakıp beklenen şeyi yapmak.
Cevabı göster

Ertelemeyi bırakıp beklenen şeyi yapmak.

Hunter-gatherers need an animal so eager to breed it gets it wrong sometimes. Dilbilgisi

2:05

Avcı-toplayıcıların üremeye o kadar hevesli, hatta bazen hedef şaşıran bir hayvana ihtiyacı vardır.

Dilbilgisi

“So eager ... it gets it wrong”: derece ve sonuç

Bu yan cümle so + sıfat + (that) + sonuç kalıbını izler: so eager to breed (that) it gets it wrong sometimes. So, eager sözcüğünün yüksek derecesini belirtir; sonraki yan cümle ise bunun sonucunda ne olduğunu söyler. Günlük konuşmada that sık sık atılır. İlk it hayvana gönderme yapar. gets it wrong içindeki ikinci it, “bir şeyi yanlış yapmak veya anlamak” anlamına gelen kalıplaşmış get it wrong ifadesinin parçasıdır; burada hatanın tam olarak ne olduğu söylenmez. Abartı, üreme dürtüsünün bazen hatalara yol açacak kadar güçlü olduğunu anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede that atılarak so + sıfat + (that) + sonuç yapısı kullanılmıştır?

  1. I left early so that I could catch the bus.
  2. The box was so heavy I could not lift it.
  3. The box was too heavy to lift.
Cevabı göster

The box was so heavy I could not lift it.

Not an animal whose mating seasons they have to keep careful track of. Kalıp ifadeler

2:10

Çiftleşme mevsimlerini dikkatle takip etmeleri gereken bir hayvana değil.

Kalıp ifadeler

keep careful track of: sürekli ve doğru takip

Keep careful track of, bir şeyi zaman içinde sürekli olarak izlemek, kontrol etmek veya doğru biçimde kaydetmek anlamına gelir. Keep, dikkatin devam ettiğini gösterir; careful ise yakın ve güvenilir takip anlamı katar. Bu ilgi cümleciğinde whose mating seasons, of ile bağlantılı nesnedir ancak daha önce yer alır: whose mating seasons they have to keep careful track of. Bu nedenle, ardından bir isim gelmese de sondaki of anlam bakımından nesnesiz değildir.

Alıştırma

Dersin dört sözcüklük ifadesiyle cümleyi tamamlayın: During the experiment, the team must ____ every dose and reaction.

Cevabı göster

keep careful track of

So friendly, feedable, and fecund.

2:14

Yani dost canlısı, beslenebilir ve doğurgan olmalı.

It also needs to grow up fast.

2:17

Ayrıca hızlı büyümesi gerekir.

This gets us to the heart of domestication versus taming. Anlatım akışı

2:19

Bu bizi evcilleştirme ve ehlileştirme arasındaki farkın kalbine götürür.

Anlatım akışı

gets us to the heart of: ana noktaya geçmek

This gets us to the heart of X, dinleyiciyi destekleyici ayrıntılardan asıl meseleye taşıyan bir söylem kalıbıdır. Burada X, domestication versus taming olduğundan cümle, temel farkın birazdan açıklanacağını bildirir. Gets us to, bir şeyin bizi tartışmanın bu noktasına getirmesi anlamına gelir; heart ise en temel bölüm demektir. İfade, önceki bilgilerle bağlantı kurarken ardından gelecek noktayı özellikle vurgular.

Alıştırma

Kanıttan asıl meseleye geçişi dersin ifadesiyle tamamlayın: This result ____ why so many users left.

Cevabı göster

gets us to the heart of

Again, to domesticate a species is to change it to make it better for us. Dilbilgisi

2:22

Tekrar edelim, bir türü evcilleştirmek, onu bizim için daha iyi olacak şekilde değiştirmektir.

Dilbilgisi

To domesticate a species is to change it: “To do A is to do B” tanım kalıbı

“To do A is to do B” kalıbı, is sözcüğünün önüne bir “to + fiil” düşüncesi, arkasına da başka bir tane koyar. İkinci bölüm ilkini tanımlar veya açıklar. Burada “to domesticate a species”, “to change it to make it better for us” şeklinde tanımlanır. İlk iki to öbeği tanımı oluşturur: A = B. Daha sonra gelen “to make it better for us”, “change it” eyleminin amacını belirtir; bu yüzden üçüncü bir eşit parça değildir. Bu bağlamda domesticate, yalnızca tek bir hayvanı eğitmek değil, bir türü nesiller boyunca değiştirmek anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle bir eylemi tanımlamak için “to ... is to ...” yapısını kullanıyor?

  1. We use a smaller bottle to conserve water.
  2. To conserve water, use a smaller bottle.
  3. To conserve water is to use it carefully.
Cevabı göster

To conserve water is to use it carefully.

And side note here,

2:26

Ve burada küçük bir not,

we domesticate plants as well.

2:27

bitkileri de evcilleştiriyoruz.

We've bred them to be monstrous versions of their wild selves.

2:29

Onları vahşi hallerinin canavarca versiyonları olacak şekilde yetiştirdik.

So when hippies talk about going back to nature,

2:34

Bu yüzden hippiler doğaya dönmekten bahsettiklerinde,

they forget that these plants are just as man-made as this Pop-Tart. Dilbilgisi

2:36

bu bitkilerin de şu Pop-Tart (hazır bisküvi) kadar insan yapımı olduğunu unutuyorlar.

Dilbilgisi

Just as man-made as: eşit derece karşılaştırması

“Just as + sıfat + as”, iki şeyin bir niteliğe aynı derecede sahip olduğunu belirtir. Just vurgu ekler: bu eşitlik şaşırtıcı olabilir veya birinin varsayımını düzeltmek için belirtilebilir. Burada bitkilerin de Pop-Tart kadar insanlar tarafından güçlü biçimde şekillendirildiği söylenir. Bu, ikisinin tamamen aynı şekilde üretildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

“just as ... as” kalıbıyla eşit derece karşılaştırmasını tamamlayın: This recycled notebook is ____ durable ____ the new one.

Cevabı göster

just as · as

Anyway, back to the animals.

2:40

Neyse, hayvanlara dönelim.

The pig porkification project succeeded because pig generations are shorter than human generations.

2:41

Domuzları "domuz etine dönüştürme" projesi başarılı oldu çünkü domuz nesilleri insan nesillerinden daha kısadır.

A single clever human can make porky progress in their lifetime.

2:46

Zeki bir insan kendi ömrü içinde domuz yetiştiriciliğinde ilerleme kaydedebilir.

Compare and contrast elephants.

2:50

Fillerle karşılaştırıp kıyaslayın.

2 years to make a calf,

2:52

Bir yavru yapmak 2 yıl,

5 years in between calves,

2:54

yavrular arasında 5 yıl,

9 years until female maturity,

2:55

dişilerin olgunlaşması için 9 yıl,

15 years for males.

2:57

erkekler için 15 yıl.

You've got to be kidding, elephants. Ton ve niyet

3:00

Şaka yapıyor olmalısınız, filler.

Ton ve niyet

You've got to be kidding: inanamama tepkisi

“You've got to be kidding”, “Buna inanamıyorum” anlamına gelen kalıplaşmış ve günlük bir tepkidir. Burada, az önce verilen bilgiler karşısında hayal kırıklığıyla karışık bir şaşkınlık ifade eder; gerçekten birinin şaka yapıp yapmadığını sormaz. İfadenin tamamını konuşmada kullanılan tek bir tepki olarak düşünün. Kötü haberlere, saçma bir iddiaya veya gülünç derecede zor görünen bir duruma tepki verirken kullanılabilir.

Alıştırma

Burada “You've got to be kidding” büyük olasılıkla ne anlatıyor?

  1. Lütfen bana filler hakkında bir şaka anlatın.
  2. Bu moral bozucu bilgilere inanmakta çok zorlanıyorum.
  3. Şaka yapmak için izne ihtiyacım var.
Cevabı göster

Bu moral bozucu bilgilere inanmakta çok zorlanıyorum.

There's no time for this.

3:01

Buna vaktimiz yok.

But humans can still tame elephants.

3:02

Ancak insanlar filleri yine de ehlileştirebilir.

You can catch an elephant and train it not to freak out around humans, Öbek fiiller

3:04

Bir fili yakalayıp insanların etrafında çıldırmaması için eğitebilir,

Öbek fiiller

freak out: paniğe kapılmak veya kontrolü kaybetmek

“Freak out”, aşırı derecede korkmak, sarsılmak veya duygusal kontrolünü kaybetmek anlamına gelen günlük bir öbek fiildir. Burada “not to freak out”, filin insanların yanında paniğe kapılmaması için eğitilmesi anlamına gelir. “Freak out”tan sonra nesne olmadığı için güçlü tepkiyi yaşayan taraf fildir.

Alıştırma

Cümleyi “aşırı derecede paniğe kapılmak” anlamındaki günlük öbek fiille tamamlayın: When the fire alarm rang, Ben started to ____ and forgot where the exit was.

Cevabı göster

freak out

then put it to work.

3:08

ve sonra onu çalıştırabilirsiniz.

But elephant domestication would require accurate records over several human lives.

3:09

Ancak fil evcilleştirmek, birkaç insan ömrü boyunca tutulacak doğru kayıtlara ihtiyaç duyar.

Never mind that keeping one or two tamed elephants around is incredibly costly, Anlatım akışı

3:13

Bir veya iki ehlileştirilmiş fil beslemenin inanılmaz derecede pahalı olmasını saymıyorum bile,

which is why war elephants only happened on occasion in already complex societies.

3:18

bu yüzden savaş filleri sadece ara sıra ve zaten karmaşık olan toplumlarda ortaya çıkmıştır.

Anlatım akışı

Never mind that: daha güçlü bir nokta eklemek

Burada Never mind that, savı daha da güçlendiren başka bir gerçeği ortaya koyar. Önceki güçlük sonucu zaten desteklemektedir; uysallaştırılmış filleri beslemenin yüksek maliyeti buna bir engel daha ekler. Bu tartışma kullanımında ifade, not to mention that veya quite apart from the fact that kalıplarına yakındır. Maliyetin önemsiz olduğu veya gerçekten unutulması gerektiği anlamına gelmez.

Alıştırma

“The plan is already risky, never mind that it would cost twice our budget,” cümlesinde never mind that ne işe yarar?

  1. Yüksek maliyetin önemsiz olduğunu ve görmezden gelinmesi gerektiğini söyler.
  2. Planın riskli olduğu iddiasını geri çeker.
  3. Yüksek maliyeti, planın sorunlu olmasının başka bir nedeni olarak ekler.
Cevabı göster

Yüksek maliyeti, planın sorunlu olmasının başka bir nedeni olarak ekler.

Tame elephants are a luxury.

3:23

Ehlileştirilmiş filler bir lükstür.

Hence this rule of thumb. Deyimler

3:25

Bu nedenle genel kural şudur.

Deyimler

rule of thumb: deneyime dayalı pratik bir kılavuz

A rule of thumb, deneyime dayalı basit ve pratik bir yol gösterici ilkedir. Hızlı karar vermeye yardımcı olur ancak kesin olduğu veya her durumda işe yaradığı garanti değildir. Burada this rule of thumb, çevresindeki açıklamadan çıkarılan yararlı bir kısa yolu duyurur; katı bir tanım veya bilimsel yasa değildir.

Alıştırma

“As a rule of thumb, arrive ten minutes early for an interview” cümlesindeki a rule of thumb ifadesini en iyi hangi açıklama tanımlar?

  1. Her görüşme adayının uyması gereken yasal bir zorunluluktur.
  2. Her zaman doğru olan kesin bir zamanlama kuralıdır.
  3. İstisnaları olabilen yararlı bir genel kılavuzdur.
Cevabı göster

İstisnaları olabilen yararlı bir genel kılavuzdur.

If it's on a farm,

3:27

Eğer bir çiftlikteyse,

it's domesticated. Kelime

3:28

evcilleştirilmiştir.

If it's in a circus,

3:29

Eğer sirkteyse,

it's tame.

3:30

ehlileştirilmiştir.

Kelime

domesticated ile tame arasındaki fark

Domesticated, insanların seçimi ve insanlarla yaşama sonucunda birçok nesil boyunca değişmiş bir hayvan türünü veya popülasyonunu anlatır. Konu yalnızca tek bir hayvanın davranışı değil, popülasyon düzeyindeki kalıtsal değişimdir. Tame, insanlara alışmış ve fazla korkmadan tutulabilen ya da kontrol edilebilen tek bir hayvanı anlatır. Çiftlik ve sirk karşılaştırması bir hatırlama aracıdır; yere dayalı kesin bir kural değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede domesticated ve tame doğru kullanılmıştır?

  1. Domestic dogs are a domesticated species, while a rescued wild fox may become tame.
  2. Any animal living on a farm is tame, but never domesticated.
  3. A circus elephant is domesticated simply because it performs tricks.
Cevabı göster

Domestic dogs are a domesticated species, while a rescued wild fox may become tame.

Finally, families.

3:31

Son olarak, aileler.

Okay, zebra versus horses.

3:32

Tamam, zebralara karşı atlar.

Horses are civilization game-changers. Kelime

3:34

Atlar medeniyette oyunun kurallarını değiştirdi.

Kelime

civilization game-changers ifadesinin anlamı

Game-changer içindeki game yalnızca spor anlamına gelmez; durumu veya alanı ifade eder. Bir game-changer, o alanın işleyişini ya da bundan sonra olacakların yönünü değiştiren kişi, fikir, olay veya şeydir. Civilization bir isim niteleyicisi olarak iddianın alanını daraltır: atların medeniyetin gelişimini dönüştürdüğü söylenir. Çoğul game-changers, Horses ile uyumludur ve ifade yalnızca yararlı olduklarını söylemekten daha güçlü bir değerlendirmedir.

Alıştırma

Hangi cümle çevrim içi haritaların bir alanı dönüştürdüğünü en güçlü biçimde iddia eder?

  1. Online maps were discussed by navigation experts.
  2. Online maps were useful for navigation.
  3. Online maps were a navigation game-changer.
Cevabı göster

Online maps were a navigation game-changer.

It's remarkable to think that from thousands BC until the telegraph,

3:36

Milattan önce binlerce yıldan telgrafa kadar,

a dude on a horse was the best internet available. Deyimler

3:40

at sırtındaki bir adamın mevcut olan en iyi internet olduğunu düşünmek dikkate değerdir.

Deyimler

tarihsel bir benzetme olarak the best internet available

Burada the best internet available mizahi bir mecazdır. Anlatılan dönemde internetin var olduğunu iddia etmez. At sırtındaki bir haberci, insanların o dönemde kullanabildiği en hızlı bilgi ağına benzetilir. Benzetme işleve dayanır: İki sistem de mesaj taşır ve uzak yerleri birbirine bağlar. Eski bir sistemi modern bir sözcükle anlatmak, tarihî açıklamayı kısa ve eğlenceli hâle getirir.

Alıştırma

Cümlede the best internet available ne anlama geliyor?

  1. Bilgiyi uzak mesafelere taşımanın o dönemdeki en hızlı yolu
  2. Eski dönemlerdeki binicilerin gerçekten kullandığı çevrim içi hizmet
  3. Bir internet sitesinden satılan en güçlü at
Cevabı göster

Bilgiyi uzak mesafelere taşımanın o dönemdeki en hızlı yolu

Horses were domesticated in Eurasia,

3:43

Atlar Avrasya'da evcilleştirildi,

but humans started in Africa,

3:45

ama insanlar zebraların bulunduğu

which has zebra.

3:47

Afrika'da ortaya çıktı.

Why didn't the first humans ride out of Africa on the backs of zebra to conquer the world?

3:48

Neden ilk insanlar dünyayı fethetmek için Afrika'dan zebraların sırtında çıkmadılar?

Because zebra are bastards.

3:53

Çünkü zebralar pisliğin tekidir.

They live to kick and bite,

3:55

Tekme atmak ve ısırmak için yaşarlar,

dangerous in a pre-penicillin world. Kültür

3:56

penisilin öncesi bir dünyada bu oldukça tehlikelidir.

Kültür

Dönem etiketi olarak pre-penicillin world

Pre- “önce” anlamını verir; dolayısıyla a pre-penicillin world, penisilin ve benzeri modern antibiyotiklerin yaygın biçimde kullanılabilmesinden önceki dünyadır. Bu, sağlık koşullarının genel bir tanımıdır; kesin ve resmî tarihleri olan bir dönemin adı değildir. Bu koşullarda bir hayvan ısırığı, tekmesi veya başka bir yara daha tehlikeliydi; çünkü bakteriyel bir enfeksiyonu tedavi etmek çok daha zor olabilirdi. İfade, bugün kontrol edilebilir görünen bir yaralanmanın geçmişte neden ölümcül olabildiğini açıklar.

Alıştırma

a pre-penicillin world neyi ifade eder?

  1. Penisilin ve benzeri antibiyotiklerin yaygınlaşmasından önceki genel dönem
  2. Penisiline dokunmanın tehlikeli olduğu bir yer
  3. Penisilinin yeni icat edildiği ve her yerde kullanıldığı bir dünya
Cevabı göster

Penisilin ve benzeri antibiyotiklerin yaygınlaşmasından önceki genel dönem

And zebra also have a ducking reflex,

3:58

Zebraların ayrıca eğilip kaçma refleksi vardır,

making them very frustrating to lasso.

4:01

bu da onlara kement atmayı çok sinir bozucu hale getirir.

In addition to being a real pain in the ass animal, Deyimler

4:03

Gerçekten baş belası bir hayvan olmalarının yanı sıra,

Deyimler

a real pain in the ass: güçlü ve kaba bir yakınma

Burada a real pain in the ass, bir kişinin ya da şeyin son derece sinir bozucu, sorunlu veya başa çıkılması zor olduğunu anlatır. Fiziksel bir ağrıdan söz etmez. Real, çok veya gerçekten anlamı katan gündelik bir pekiştiricidir. Bu cümlede ifade, hayvanın yönetilmesinin çok zor olduğunu güçlü biçimde özetler. Tarafsız bir betimleme değil, konuşanın yoğun bıkkınlığını gösterir.

Alıştırma

Bir müşteriye nazik bir e-posta yazıyorsunuz. Şu cümle uygun mu: “The new booking system is a real pain in the ass”?

  1. Evet, müşteriye gönderilen nazik bir e-posta için uygundur.
  2. Hayır, bu durum için fazla kaba ve samimidir.
Cevabı göster

Hayır, bu durum için fazla kaba ve samimidir.

zebra lack a family structure.

4:05

zebralar bir aile yapısından yoksundur.

Horse herds hierarchy.

4:07

At sürülerinde hiyerarşi vardır.

You can see it when they travel in a line.

4:09

Bunu tek sıra halinde ilerlediklerinde görebilirsiniz.

The male, top female,

4:12

Erkek, en üst düzey dişi,

her foals, second female,

4:13

onun tayları, ikinci dişi,

her foals, and so on.

4:14

onun tayları ve bu böyle devam eder.

Humans, by capturing and taming the lead male, Dilbilgisi

4:15

İnsanlar, lider erkeği yakalayıp ehlileştirerek

become head horse.

4:18

baş at olurlar.

Dilbilgisi

by capturing and taming: by + -ing ile yöntem belirtme

By + -ing biçimi, bir sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi açıklar. Burada by capturing and taming, insanların grubun yeni lideri hâline nasıl geldiğini yanıtlar: bunu söz konusu iki eylem aracılığıyla yaparlar. Capturing ve taming, birbirine bağlanmış iki -ing biçimidir. Tek bir by sözcüğünü paylaşırlar, bu yüzden by tekrar edilmez. Bu yapıda by sonrasında fiilin yalın biçimi değil, -ing biçimi kullanılır. Buradaki by, by Friday ifadesindeki son tarih anlamını değil, yöntemi belirtir.

Alıştırma

By sözcüğünü yalnızca bir kez kullanıp check ve pack fiillerini bu sırayla -ing biçimine getirerek cümleyi tamamlayın: We got ready for the trip ____ the route and ____ our bags.

Cevabı göster

by checking · packing

Lots of barnyard animals are barnyard animals

4:19

Çiftlik hayvanlarının çoğu çiftlik hayvanıdır,

because they have family values humans exploit. Deyimler

4:22

çünkü insanların yararlandığı ailevi değerlere sahiptirler.

Deyimler

family values ifadesinin mizahi çift anlamı

Family values normalde ailelerin nasıl yaşaması ve davranması gerektiğine ilişkin ahlaki ya da toplumsal inançları ifade eder. Burada ise hayvanların bir lideri kabul etme eğilimi de dâhil olmak üzere aile veya sürü ilişkilerini anlatmak için mizahi biçimde kullanılır. Şaka, insanların bu toplumsal düzeni kullanarak lider rolünü üstlenebildiği savını destekler. Hayvanların insanlara özgü ahlaki inançlara sahip olduğu söylenmiyor.

Alıştırma

Bu cümlede family values esas olarak neyi anlatıyor?

  1. İnsanlar hayvanlara gruptaki bütün liderleri reddetmeyi öğretir.
  2. Hayvanlar aile yaşamıyla ilgili insanlara özgü ahlak kurallarını bilinçli olarak izler.
  3. Hayvanların, insanların yararlanabileceği toplumsal ve ailevi davranış düzenleri vardır.
Cevabı göster

Hayvanların, insanların yararlanabileceği toplumsal ve ailevi davranış düzenleri vardır.

They just grow up with the idea that this human is a funny sort of take-charge cow or whatever. Kalıp ifadeler

4:26

Onlar sadece bu insanın tuhaf bir şekilde kontrolü ele alan bir inek veya her neyse olduğu düşüncesiyle büyürler.

Kalıp ifadeler

grow up with the idea that: zaman içinde öğrenilen bir inanç

Grow up with the idea that + yan cümle, bir inancın çocuklukta veya büyüme sürecinde benimsenip zamanla normal ya da apaçık görünmesi anlamına gelir. Yalnızca kişinin şimdi ne düşündüğünü değil, bu inancın nereden geldiğini ve ne kadar uzun süredir var olduğunu vurgular. Bu cümlede hayvanlar, ilk deneyimlerinin bir parçası olan bu varsayım nedeniyle insanı yavaş yavaş bir tür grup lideri olarak kabul eder.

Alıştırma

Bu inancın çocukluk boyunca öğrenildiğini göstermek için hedef ifadeyi doğru zamanda kullanarak cümleyi tamamla: Elena ____ asking questions was a sign of curiosity.

Cevabı göster

grew up with the idea that

No big deal.

4:31

Bunda büyütülecek bir şey yok.

Chickens will peck, peck, peck

4:31

Tavuklar gagalar, gagalar, gagalar

until they've worked out who's top chicken. Öbek fiiller

4:33

ta ki en üstteki tavuğun kim olduğunu çözene kadar.

Öbek fiiller

worked out + dolaylı soru

Burada worked out, bir süreç sonunda “belirledi” veya “çözüp anladı” anlamına gelir. Tavukların tekrarlanan etkileşimleri, hangisinin en yüksek sırada olduğu sorusuna bir cevap oluşturur; burada egzersiz yapmak anlamında kullanılmaz. Bu öbeksi fiilden sonra who's top chicken dolaylı sorusu gelir. work out + who/what/where/how... kalıbı, bilgiyi yalnızca duymak yerine düşünme, kanıt veya bir süreç yoluyla cevaba ulaşmayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi work out fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After comparing all the clues, the team ____ had taken the key.

Cevabı göster

worked out who

But you know who's really top chicken?

4:35

Ama asıl en üstteki tavuğun kim olduğunu biliyor musunuz?

We're top chicken.

4:36

En üstteki tavuk biziz.

Dogs and cats,

4:37

Köpekler ve kediler,

this is what makes them different.

4:38

onları farklı kılan şey budur.

Dogs will love you and defend you and hunt with you

4:40

Köpekler sizi sevecek, koruyacak ve sizinle avlanacaklardır

because you're part of the pack.

4:43

çünkü siz sürünün bir parçasısınız.

Dogs live to be useful to us,

4:45

Köpekler bizim için yararlı olmak için yaşarlar,

which in the modern world means falling over to play dead, Kalıp ifadeler

4:47

ki modern dünyada bu, devrilip ölü taklidi yapmak anlamına gelse de,

but they love it.

4:50

buna bayılırlar.

Kalıp ifadeler

play dead: ölü taklidi yapmak

Play dead, “ölü taklidi yapmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada play, “eğlenmek” değil, “rolünü oynamak” veya “öyleymiş gibi davranmak” anlamındadır. Dead, taklit edilen durumu belirtir. falling over to play dead yapısında to play dead amaç bildiren bir mastardır: yere düşme hareketi, ölü görünmek amacıyla yapılır.

Alıştırma

Cümleyi play dead ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When the trainer gave the signal, the dog rolled over and ____.

Cevabı göster

played dead

Bang.

4:51

Güm.

Good girl,

4:53

Aferin kızıma,

good girl.

4:54

aferin kızıma.

Whereas a cat is a tiny tiger that lives in your house. Deyimler

4:55

Kediler ise evinizde yaşayan minyatür bir kaplandır.

Deyimler

Davranış metaforu olarak “a tiny tiger”

Bu cümlede kediye mecazi olarak “a tiny tiger” deniyor. is fiilinden sonraki isim öbeği kısa ve güçlü bir metafor oluşturur: Özellikle bağımsız ve yırtıcı davranışları nedeniyle ev kedisini küçültülmüş bir kaplan gibi düşünmenizi sağlar. Köpeklerle yapılan daha geniş karşılaştırmada bu görüntü, kediyi sürüyü izleyen bir hayvandan çok yalnız avlanan bir hayvana yakın gösterir. Bu, davranışla ilgili bir benzetmedir; biyolojik bir sınıflandırma ya da her ev kedisinin tehlikeli olduğu iddiası değildir. Böyle bir isim metaforu, birkaç ortak özelliği tek ve canlı bir tanımda toplar.

Alıştırma

Cümlede “a tiny tiger” ifadesi esas olarak neyi anlatıyor?

  1. Her ev kedisi büyük ve tehlikelidir.
  2. Ev kedisi biyolojik olarak kaplan sınıfındadır.
  3. Ev kedisi, küçük bir kaplanla bazı bağımsız ve yırtıcı davranışları paylaşır.
Cevabı göster

Ev kedisi, küçük bir kaplanla bazı bağımsız ve yırtıcı davranışları paylaşır.

Okay, back to these guys.

4:58

Tamam, şu hayvanlara dönelim.

For zebra, there's no such thing as society.

4:59

Zebralar için toplum diye bir şey yoktur.

They hang out in groups because it's a good survival strategy,

5:02

Gruplar halinde takılırlar çünkü bu iyi bir hayatta kalma stratejisidir,

but they don't really care.

5:05

ama aslında birbirlerini umursamazlar.

Catch a zebra and his family won't follow.

5:06

Bir zebrayı yakalarsanız ailesi peşinden gelmez.

Try to ride him and you'll be lucky to keep your fingers. Ton ve niyet

5:08

Ona binmeye çalışırsanız parmaklarınızı sağlam tutabildiğiniz için şanslı sayılırsınız.

Ton ve niyet

Uyarı olarak “you'll be lucky to...”

“you'll be lucky to + fiilin yalın hâli” kalıbı, ardından gelen sonucun gerçekleşmesinin şüpheli olduğunu anlatabilir: O sonucu elde etmek bile şans sayılır. Burada parmaklarını koruyabilmek mümkün olan en düşük olumlu sonuç olarak sunuluyor; dolayısıyla cümle, hayvana binmeye çalışmanın son derece riskli olduğuna dair abartılı bir uyarıdır. Konuşan kişi biniciye iyi şans dilemiyor. Yüzeyde olumlu görünen lucky sözcüğü, karanlık mizah taşıyan kötümser bir tahmin oluşturuyor.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Keep arguing with that swan and you'll be lucky to leave without a bite.” diyor. Ne demek istiyor?

  1. Isırılmadan ayrılmanın düşük ihtimal olduğunu düşünüyorlar.
  2. İyi şansınız için sizi içtenlikle kutluyorlar.
  3. Kuğunun kesinlikle dost canlısı olacağını düşünüyorlar.
Cevabı göster

Isırılmadan ayrılmanın düşük ihtimal olduğunu düşünüyorlar.

Zebra look like horses on the outside, Deyimler

5:11

Zebralar dışarıdan atlara benzerler,

but not on the inside.

5:14

ama içeriden hiç benzemezler.

Deyimler

on the outside, but not on the inside: dış görünüş ve iç özellikler

Burada on the outside, gözle görülebilen dış görünüşü anlatır: zebraların vücut biçimi atlara benzer. On the inside ise anatomik iç yapıyı değil, özellikle davranış ve sosyal örgütlenme gibi daha az görünür özellikleri ifade eder. X on the outside, but Y on the inside kalıbı dış görünüş ile altta yatan nitelikleri karşılaştırır. Benzer görünmenin önemli özellikler bakımından da aynı olmak anlamına gelmediğini gösterir.

Alıştırma

Notta yer alan ikili kalıpla karşılaştırmayı tamamlayın: The two laptops look almost identical ____, but they work very differently ____.

Cevabı göster

on the outside · on the inside

So that's the checklist.

5:15

İşte kontrol listesi bu.

Friendly, feedable, fecund, family-friendly. Anlatım akışı

5:16

Dost canlısı, beslenebilir, doğurgan, aile odaklı.

Anlatım akışı

Friendly, feedable, fecund, family-friendly: aliterasyonlu bir kontrol listesi

Konuşmacı dört uzun seçme ölçütünü dört kısa sıfat etiketine sıkıştırır. Friendly mizacı, feedable beslemenin kolaylığını, fecund başarılı üremeyi, family-friendly ise evcilleştirmeye yardımcı olabilecek sosyal veya ailevi yapıyı özetler. Paralel biçimleri ifadeyi bir kontrol listesi gibi gösterir ve tartışmayı kısa bir özetle bitirir. Dört etiket de /f/ sesiyle başlar. Bu aliterasyon, listeyi hatırlamayı kolaylaştıran tekrarlı bir ritim yaratır. Family-friendly burada bağlama özgü, yaratıcı bir kullanımdır; ailelere ve özellikle çocuklara uygun eğlence veya mekânları anlatan olağan anlamında kullanılmamıştır.

Alıştırma

Bu dört parçalı kapanışı özellikle akılda kalıcı ve kısa yapan nedir?

  1. Bağlayıcı sözcüklerle birleştirilmiş ayrıntılı bir zaman çizelgesi
  2. Tekrarlanan ilk /f/ sesi ve paralel sıfat etiketleri
  3. Her sıfatı fiile dönüştüren bir kafiye
Cevabı göster

Tekrarlanan ilk /f/ sesi ve paralel sıfat etiketleri

It's not a long checklist,

5:18

Uzun bir kontrol listesi değil,

but for hunter-gatherers,

5:20

ancak avcı-toplayıcılar için,

any animal they wanted to domesticate needed everything,

5:22

evcilleştirmek istedikleri herhangi bir hayvanın her şeye sahip olması gerekiyordu,

which is why in early human history

5:25

işte bu yüzden insanlığın erken dönem tarihinde

only a baker's dozen of big animals were domesticated the world over. Deyimler

5:27

dünya çapında sadece on üç büyük hayvan evcilleştirildi.

Deyimler

a baker's dozen: on iki değil, on üç

Geleneksel a baker's dozen ifadesi on üç demektir; normal a dozen, yani on ikiden bir fazladır. Bu cümlede dünya çapında evcilleştirilen büyük hayvan türlerinin sayısının çok az olduğunu belirtir; “çok sayıda” anlamına gelmez. only sözcüğü bu sayının şaşırtıcı derecede düşük görünmesini sağlar. Bu, genel bir tarihsel özet olduğu için ifade laboratuvar hassasiyetinde bir ölçümden çok “yaklaşık on üç” demenin canlı bir yolu olarak anlaşılabilir; ancak ifadenin geleneksel sayısı yine de on üçtür.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “on üç” anlamındaki geleneksel ifadeyle tamamlayın: The box holds ____ of pencils—exactly thirteen.

Cevabı göster

a baker's dozen