Zebralara Binmememizin Gerçek Nedeni: İngilizce çalışma notları
CGP Grey
Video özeti: Mizahi bir liste, neden az sayıda büyük hayvanın evcilleştirildiğini açıklar: kolay beslenip yönetilmeleri, hızlı üremeleri ve insanların yararlanabileceği bir hiyerarşiye uymaları gerekiyordu. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “might as well” — Kalıp söz öbekleri ve eşdizimler: yalnızca olasılık değil, koşulların mantıklı kıldığı pratik bir seçim anlatın. 2. “domesticated.” / “tame.” — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: bir türün kalıtsal değişimini, tek hayvanın insanlara alışmak üzere eğitilmesinden ayırın. 3. “a baker's dozen” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: sabit on üç miktarını ve az sayıdaki evcilleştirilmiş büyük hayvan savını nasıl sonuçlandırdığını anlayın.
Bu derste
We fluffy-fied them by breeding the fluffiest in each generation. Kelime
0:02Her nesilde en pofuduk olanları çiftleştirerek onları pofuduklaştırdık.
Şakacı biçimde uydurulmuş fluffy-fied fiili
Fluffy-fied, “onları daha kabarık hâle getirdik” anlamında kullanılan, şakacı biçimde uydurulmuş bir fiildir. Bu cümlede, her nesilde en kabarık hayvanların tekrar tekrar çiftleştirilmesiyle ortaya çıkan sonucu anlatır. Yazım biçimi fluffy sözcüğüyle fiil eki görünümündeki -fied bölümünü özellikle görünür şekilde birleştirir. Bu alışılmadık biçim açıklamaya komik ve gündelik bir hava verir; yerleşik bir bilim terimi değildir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki şakacı, uydurma fiille tamamlayın: We ____ the costume by adding three layers of soft fabric.
Cevabı göster
fluffy-fied
sculpting wild animals for better human use. Deyimler
0:06vahşi hayvanları insanların daha iyi kullanımı için şekillendirmektir.
sculpting wild animals ifadesinin mecaz anlamı
Burada sculpting mecaz anlamda kullanılır. Bir hayvanı taş gibi yontmak değil, vahşi hayvan topluluklarını zaman içinde biçimlendirmek veya değiştirmek anlamına gelir. -ing yapısı, amacını göstererek evcilleştirmeyi açıklar: insanlar nesiller boyunca değişimleri yönlendirir ve hayvanları insanlar için daha kullanışlı hâle getirir. Bu mecaz, bilinçli ve uzun vadeli etkiyi vurgular.
Alıştırma
“The editor helped sculpt dozens of interviews into a clear narrative” cümlesinde sculpt ne anlama gelir?
- Bir şeyi yavaş yavaş biçimlendirmek ve geliştirmek
- Röportajları değiştirmeden kaydetmek
- Röportajları taşa oymak
Cevabı göster
Bir şeyi yavaş yavaş biçimlendirmek ve geliştirmek
only a handful were domesticated in the pre-modern world.
0:18modern öncesi dünyada sadece birkaçı evcilleştirildi.
Let's make a domestication checklist, Ton ve niyet
0:24Gelin bir evcilleştirme kontrol listesi yapalım,
Let's ..., shall we? ile ortak bir öneride bulunmak
Let's + fiilin yalın hâli, konuşan kişiyle dinleyicinin birlikte yapacağı bir eylemi önerir. Burada Let's make ..., açıklamanın sonraki bölümünü ortak bir görev gibi sunar. Sondaki shall we? onay ister ve öneriyi yumuşatır. Bu sunum bağlamında asıl amacı gerçek bir cevap beklemek değil, dinleyiciyi anlatımın devamını izlemeye davet etmektir.
Alıştırma
Ortak öneriyi Let's ..., shall we? kalıbıyla tamamlayın: ____ plan the route together, ____?
Cevabı göster
Let's · shall we
A cow is a machine that turns grass into steak, Anlatım akışı
0:27İnek çimi bifteğe dönüştüren bir makinedir,
and a tiger a machine that turns steak into tiger.
0:30kaplan ise bifteği kaplana dönüştüren bir makinedir.
A machine that turns X into Y ...: paralel benzetme ve eksilti
Konuşmacı her hayvanı bir girdiyi bir çıktıya dönüştüren makineye benzetir: inek otu bifteğe, kaplan ise bifteği daha fazla kaplana dönüştürür. Bilerek basitleştirilen bu benzetme iki aşamayı karşılaştırmayı kolaylaştırır; machine gerçek anlamda kullanılmaz ve sıra dışı into tiger ifadesi kaplanın bedenini eğlenceli biçimde çıktı olarak ele alır. İki bölüm aynı kalıbı tekrarlar: A is a machine that turns X into Y. and sonrasında tekrarlanan is fiili düşürülür: a tiger (is) a machine.... Bu eksilti, paralel karşılaştırmayı kısa ve etkili hâle getirir ve cümleye güçlü bir ritim verir.
Alıştırma
Hangi cümle aynı kısa paralel yapıyı kullanıp ikinci bölümde tekrarlanan is fiilini düşürür?
- A blender turns fruit into smoothies, while a juicer extracts juice from oranges.
- A blender is a machine that turns fruit into smoothies, and a juicer is a machine that turns oranges into juice.
- A blender is a machine that turns fruit into smoothies, and a juicer a machine that turns oranges into juice.
Cevabı göster
A blender is a machine that turns fruit into smoothies, and a juicer a machine that turns oranges into juice.
so you might as well just eat the cow and save yourself a lot of work. Kalıp ifadeler
0:39bu yüzden ineği yiyip kendinizi bir sürü zahmetten kurtarabilirsiniz.
might as well: koşullara göre pratik bir seçim
Burada might as well, pratik bir sonuç bildirir: İneği yemek çok daha az uğraşla aynı enerjiyi sağlıyorsa mantıklı seçenek ineği yemektir. İfade, “bu koşullarda bunu yapmamak için pek neden yok” anlamına gelir; yalnızca “belki” demek değildir. Kalıp, özne + might as well + fiilin yalın hâli şeklindedir. Genellikle bir neden veya kısıtlamadan sonra gelir ve bu bilgiyi bir seçime dönüştürür.
Alıştırma
Son tren gitmiş ve ev yalnızca kısa bir yürüyüş mesafesinde. Hangi cümle yürümeyi basit bir olasılık veya kesin tavsiye yerine pratik ve biraz kabullenilmiş bir seçim olarak gösterir?
- We might as well walk home.
- We should walk home.
- We might walk home.
Cevabı göster
We might as well walk home.
you're not going to domesticate just because of thermodynamics.
0:44saf etoburları evcilleştirmezsiniz.
You're looking for herbivores that aren't picky. Kelime
0:48Siz seçici olmayan otoburları arıyorsunuz.
aren't picky: birçok yiyecek türünü kabul etmek
Burada aren't picky, hayvanların çoğu yiyeceği reddetmek yerine birçok farklı yiyeceği yediği anlamına gelir. Picky, genellikle küçük veya karşılanması zor nedenlerle yalnızca dar bir seçenek aralığını kabul eden kişi ya da şeyi anlatır. be picky about something kalıbında picky, be fiilinden sonra gelen bir sıfattır: They aren't picky about food. Olumsuz biçim olan aren't picky, bu esnekliği yararlı bir özellik olarak sunar.
Alıştırma
Bir çocuk neredeyse her türlü sebzeyi severek yiyor. Hangi tanım çocuğu beslemenin kolay olduğunu en doğal biçimde anlatır?
- The child carefully picks vegetables at the market.
- The child isn't picky about vegetables.
- The child is very selective about vegetables.
Cevabı göster
The child isn't picky about vegetables.
They should eat something that's everywhere that you can't eat.
0:51Her yerde bulunan ve sizin yiyemeyeceğiniz bir şey yemeliler.
Any omnivores better be happy eating whatever and better be super worth it. Dilbilgisi
0:54Herhangi bir hepçil önüne ne konsa mutlu bir şekilde yemeli ve buna fazlasıyla değmelidir.
had better be ifadesinin kısaltılmış biçimi olarak better be ... better be
Bu cümlede better be, had better be ifadesinin gündelik konuşmada had düşürülerek kullanılan biçimidir. Güçlü bir koşul belirtir: düşünülen herhangi bir hepçil, mevcut olan her yiyeceği yemeye istekli olmalı ve beslemeye gerçekten değmelidir. better be ifadesinin tekrarlanması iki paralel koşul oluşturur ve ikisine de aynı gücü verir. Konuşan kişi hayvanlara tavsiye vermiyor; seçim ölçütlerini belirtiyor.
Alıştırma
İki boşluğu da had better be ifadesinin gündelik kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: “Anyone joining the hike ____ on time and ____ ready for rain.”
Cevabı göster
better be · better be
because first we need to catch something that's friendly.
1:00çünkü önce dost canlısı bir şey yakalamalıyız.
bir deyimin eğlenceli uyarlaması olarak putting the pig before the pen
Putting the pig before the pen, kalıplaşmış putting the cart before the horse deyiminin eğlenceli bir uyarlamasıdır. Bilinen deyim, bir işi mümkün kılan önceki gerekli adım yerine daha sonraki bir adımla ilgilenmek anlamına gelir. Burada pig ve pen sözcükleri hayvan konusuna uyar. Konuşan kişi, önce uysal bir hayvanı nasıl yakalayacağını çözmeden hangi hayvanın beslemeye değer olacağını tartışıyordu. Pen burada yazı aracı değil, hayvan ağılı veya bölmesi anlamındadır.
Alıştırma
Bir hayvan sahiplenme tartışmasında biri “We are putting the pig before the pen.” diyor. Büyük olasılıkla neye dikkat çekiyor?
- Bir hayvan seçmeden önce yazı yazmak için bir kalem almalıyız.
- Domuzu ağılının önüne koymalıyız.
- Önceki gerekli bir adımı ele almadan daha sonraki düzenlemeleri tartışıyoruz.
- Hayvan, barınağından daha değerlidir.
Cevabı göster
Önceki gerekli bir adımı ele almadan daha sonraki düzenlemeleri tartışıyoruz.
Okay, obviously catching a carnivore is a bad idea anyway
1:03Tamam, etobur bir hayvanı yakalamak zaten açıkça kötü bir fikirdir,
but plenty of omnivores like grizzlies moonlight in murder.
1:08ama boz ayılar gibi pek çok hepçil de ek iş olarak cinayet işler.
day job ... moonlight: eğlenceli bir iş benzetmesi
“Their day job is murder”, bir etoburun normal avlanma davranışını düzenli bir meslekmiş gibi anlatır. Murder, insan bakış açısına dayanan kasıtlı bir abartıdır: konuşmacı avı öldürme eylemiyle ilgili şaka yapar; gerçek bir mesleği anlatmaz veya kesin bir hukuki iddiada bulunmaz. “Grizzlies moonlight in murder” iş benzetmesini tamamlar. Moonlight fiil olarak kullanıldığında, ana işin yanında ücretli ek iş yapmak anlamına gelir. Karşıtlık, öldürmenin bir hepçilin tek veya temel etkinliği olmadığını, ancak yine de yaptığı şeylerden biri olduğunu düşündürür. Day job ile moonlight ifadesinin eşleştirilmesi şakayı oluşturur.
Alıştırma
Cümleyi “ana işinin dışında ikinci bir iş yapar” anlamına gelen fiille tamamlayın: Elena's day job is nursing, but she ____ as a photographer on weekends.
Cevabı göster
moonlights
Buffalo are terrifying tanks for all the reasons mentioned before.
1:14Bufalolar daha önce bahsedilen tüm nedenlerden dolayı korkutucu tanklardır.
Hippos hold the murder high score in Africa.
1:17Afrika'da cinayet rekoru su aygırlarının elindedir.
Giraffes look real dorky until you consider their striking range.
1:19Zürafalar, saldırı menzillerini hesaba katana kadar gerçekten aptal görünürler.
Animals it would be awesome to domesticate are not coincidentally super dangerous.
1:25Evcilleştirilmesi harika olacak hayvanların, tesadüf eseri olmayarak, aşırı tehlikeli olmasıdır.
War bears would be a hell of an advantage for your tribe,
1:31Savaş ayıları kabileniz için muazzam bir avantaj olurdu,
a nervous wreck: aşırı derecede kaygılı biri
A nervous wreck, aşırı derecede kaygılı, endişeli veya duygularının altında ezilmiş birini ifade eder. Wreck burada mecazdır: kişiyi hasar görmüş bir araç ya da nesne olarak değil, sakin biçimde hareket edemeyecek durumda biri olarak gösterir. Bu cümlede hayvana a nervous wreck denmesi, onun çok korkak olduğunu ve kolayca ürktüğünü vurgular. Bu ifade, yalnızca nervous demekten daha güçlü şekilde hayvanın genel durumunu değerlendirir.
Alıştırma
Cümleyi “aşırı derecede kaygılı biri” anlamındaki iki kelimelik deyimle tamamlayın: Before her first live interview, Sam was a ____.
Cevabı göster
nervous wreck
Sure, you and a team of buddies could spend the whole day marathon jogging it down to exhaustion,
1:41Elbette, siz ve bir grup arkadaşınız tüm gününüzü bir maraton koşusu gibi onu bitkin düşürene kadar kovalayarak geçirebilirsiniz,
but if it doesn't break its own neck as you try to drag it back home,
1:46ama onu eve sürüklemeye çalışırken kendi boynunu kırmazsa,
then it's going to casually leap out of whatever pen you built for it.
1:48onun için inşa ettiğiniz herhangi bir ağıldan öylece atlayıp kaçacaktır.
Some animals have reproductive preferences that make them incompatible with captivity.
1:53Bazı hayvanların esaretle bağdaşmayan üreme tercihleri vardır.
Looking at you, X ile esprili biçimde birini işaret etme
“Looking at you, pandas”, “Bu söz özellikle size, pandalar” anlamına gelen kısa bir ara sözdür. Konuşan kişi asıl olarak nereye baktığını anlatmaz; pandaları, eleştirinin uyduğu örnek olarak herkesin önünde işaret eder. Looking at you, X kalıbı, genel bir ifadenin ardından birini şakacı ya da takılmacı biçimde hedef göstermek için sıkça kullanılır. Konuşan kişinin suçlama veya eleştiriyi doğrudan söylemeden ima etmesini sağlar.
Alıştırma
Ben’i hedef gösteren üç sözcüklük sabit esprili ifadeyle cümleyi tamamlayın: "Someone forgot the tickets—____, Ben."
Cevabı göster
Looking at you
The time and energy humans have spent to get pandas to get on with it is comical. Notlar
2:01İnsanların pandaları çiftleşmeye ikna etmek için harcadığı zaman ve enerji gülünçtür.
get pandas to get on with it: iç içe geçmiş get yapıları
Yapıyı get [pandas] [to get on with it] biçiminde okuyun. İlk get ettirgendir: get + nesne + to’lu mastar, birinin harekete geçmesini sağlamak ya da onu buna ikna etmek veya eylemin gerçekleşmesini başarmak anlamına gelir. Burada insanlar pandaları harekete geçirmeye çalışmaktadır. İkinci get, beklenen işe devam etmek anlamındaki ayrı get on with it ifadesini başlatır. Bu bağlamda çiftleşme veya üremeyi dolaylı olarak anlatır. Bu nedenle tekrarlanan iki get farklı görevler üstlenir.
Alıştırma
Cümleyi get + nesne + to + fiil yapısının geçmiş biçimiyle tamamlayın: "Yesterday, we ____ the shy child ____ join the game."
Cevabı göster
got · to
Eyleme geçmeye çağıran “get on with it”
Burada get on with it, “oyalanmayı bırakıp beklenen şeyi yap” anlamına gelir. it zamiri bir nesneyi adlandırmaz; bağlamdan zaten anlaşılan etkinliğe, yani üremeye gönderme yapar. Bu ifade, pratik ve biraz sabırsız bir dürtme ekler. Mizah, pandalara insanlar sanki “acele edin ve üreyin” diyebilirmiş gibi davranılmasından doğar.
Alıştırma
Bu cümlede “get on with it” pandalara ne yapmalarını söylüyor?
- Başka bir hayvanla iyi geçinmeye başlamak.
- Bir nesneyi alıp götürmek.
- Ertelemeyi bırakıp beklenen şeyi yapmak.
Cevabı göster
Ertelemeyi bırakıp beklenen şeyi yapmak.
Hunter-gatherers need an animal so eager to breed it gets it wrong sometimes. Dilbilgisi
2:05Avcı-toplayıcıların üremeye o kadar hevesli, hatta bazen hedef şaşıran bir hayvana ihtiyacı vardır.
“So eager ... it gets it wrong”: derece ve sonuç
Bu yan cümle so + sıfat + (that) + sonuç kalıbını izler: so eager to breed (that) it gets it wrong sometimes. So, eager sözcüğünün yüksek derecesini belirtir; sonraki yan cümle ise bunun sonucunda ne olduğunu söyler. Günlük konuşmada that sık sık atılır. İlk it hayvana gönderme yapar. gets it wrong içindeki ikinci it, “bir şeyi yanlış yapmak veya anlamak” anlamına gelen kalıplaşmış get it wrong ifadesinin parçasıdır; burada hatanın tam olarak ne olduğu söylenmez. Abartı, üreme dürtüsünün bazen hatalara yol açacak kadar güçlü olduğunu anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede that atılarak so + sıfat + (that) + sonuç yapısı kullanılmıştır?
- I left early so that I could catch the bus.
- The box was so heavy I could not lift it.
- The box was too heavy to lift.
Cevabı göster
The box was so heavy I could not lift it.
Not an animal whose mating seasons they have to keep careful track of. Kalıp ifadeler
2:10Çiftleşme mevsimlerini dikkatle takip etmeleri gereken bir hayvana değil.
keep careful track of: sürekli ve doğru takip
Keep careful track of, bir şeyi zaman içinde sürekli olarak izlemek, kontrol etmek veya doğru biçimde kaydetmek anlamına gelir. Keep, dikkatin devam ettiğini gösterir; careful ise yakın ve güvenilir takip anlamı katar. Bu ilgi cümleciğinde whose mating seasons, of ile bağlantılı nesnedir ancak daha önce yer alır: whose mating seasons they have to keep careful track of. Bu nedenle, ardından bir isim gelmese de sondaki of anlam bakımından nesnesiz değildir.
Alıştırma
Dersin dört sözcüklük ifadesiyle cümleyi tamamlayın: During the experiment, the team must ____ every dose and reaction.
Cevabı göster
keep careful track of
This gets us to the heart of domestication versus taming. Anlatım akışı
2:19Bu bizi evcilleştirme ve ehlileştirme arasındaki farkın kalbine götürür.
gets us to the heart of: ana noktaya geçmek
This gets us to the heart of X, dinleyiciyi destekleyici ayrıntılardan asıl meseleye taşıyan bir söylem kalıbıdır. Burada X, domestication versus taming olduğundan cümle, temel farkın birazdan açıklanacağını bildirir. Gets us to, bir şeyin bizi tartışmanın bu noktasına getirmesi anlamına gelir; heart ise en temel bölüm demektir. İfade, önceki bilgilerle bağlantı kurarken ardından gelecek noktayı özellikle vurgular.
Alıştırma
Kanıttan asıl meseleye geçişi dersin ifadesiyle tamamlayın: This result ____ why so many users left.
Cevabı göster
gets us to the heart of
Again, to domesticate a species is to change it to make it better for us. Dilbilgisi
2:22Tekrar edelim, bir türü evcilleştirmek, onu bizim için daha iyi olacak şekilde değiştirmektir.
To domesticate a species is to change it: “To do A is to do B” tanım kalıbı
“To do A is to do B” kalıbı, is sözcüğünün önüne bir “to + fiil” düşüncesi, arkasına da başka bir tane koyar. İkinci bölüm ilkini tanımlar veya açıklar. Burada “to domesticate a species”, “to change it to make it better for us” şeklinde tanımlanır. İlk iki to öbeği tanımı oluşturur: A = B. Daha sonra gelen “to make it better for us”, “change it” eyleminin amacını belirtir; bu yüzden üçüncü bir eşit parça değildir. Bu bağlamda domesticate, yalnızca tek bir hayvanı eğitmek değil, bir türü nesiller boyunca değiştirmek anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümle bir eylemi tanımlamak için “to ... is to ...” yapısını kullanıyor?
- We use a smaller bottle to conserve water.
- To conserve water, use a smaller bottle.
- To conserve water is to use it carefully.
Cevabı göster
To conserve water is to use it carefully.
We've bred them to be monstrous versions of their wild selves.
2:29Onları vahşi hallerinin canavarca versiyonları olacak şekilde yetiştirdik.
So when hippies talk about going back to nature,
2:34Bu yüzden hippiler doğaya dönmekten bahsettiklerinde,
they forget that these plants are just as man-made as this Pop-Tart. Dilbilgisi
2:36bu bitkilerin de şu Pop-Tart (hazır bisküvi) kadar insan yapımı olduğunu unutuyorlar.
Just as man-made as: eşit derece karşılaştırması
“Just as + sıfat + as”, iki şeyin bir niteliğe aynı derecede sahip olduğunu belirtir. Just vurgu ekler: bu eşitlik şaşırtıcı olabilir veya birinin varsayımını düzeltmek için belirtilebilir. Burada bitkilerin de Pop-Tart kadar insanlar tarafından güçlü biçimde şekillendirildiği söylenir. Bu, ikisinin tamamen aynı şekilde üretildiği anlamına gelmez.
Alıştırma
“just as ... as” kalıbıyla eşit derece karşılaştırmasını tamamlayın: This recycled notebook is ____ durable ____ the new one.
Cevabı göster
just as · as
The pig porkification project succeeded because pig generations are shorter than human generations.
2:41Domuzları "domuz etine dönüştürme" projesi başarılı oldu çünkü domuz nesilleri insan nesillerinden daha kısadır.
A single clever human can make porky progress in their lifetime.
2:46Zeki bir insan kendi ömrü içinde domuz yetiştiriciliğinde ilerleme kaydedebilir.
You've got to be kidding: inanamama tepkisi
“You've got to be kidding”, “Buna inanamıyorum” anlamına gelen kalıplaşmış ve günlük bir tepkidir. Burada, az önce verilen bilgiler karşısında hayal kırıklığıyla karışık bir şaşkınlık ifade eder; gerçekten birinin şaka yapıp yapmadığını sormaz. İfadenin tamamını konuşmada kullanılan tek bir tepki olarak düşünün. Kötü haberlere, saçma bir iddiaya veya gülünç derecede zor görünen bir duruma tepki verirken kullanılabilir.
Alıştırma
Burada “You've got to be kidding” büyük olasılıkla ne anlatıyor?
- Lütfen bana filler hakkında bir şaka anlatın.
- Bu moral bozucu bilgilere inanmakta çok zorlanıyorum.
- Şaka yapmak için izne ihtiyacım var.
Cevabı göster
Bu moral bozucu bilgilere inanmakta çok zorlanıyorum.
You can catch an elephant and train it not to freak out around humans, Öbek fiiller
3:04Bir fili yakalayıp insanların etrafında çıldırmaması için eğitebilir,
freak out: paniğe kapılmak veya kontrolü kaybetmek
“Freak out”, aşırı derecede korkmak, sarsılmak veya duygusal kontrolünü kaybetmek anlamına gelen günlük bir öbek fiildir. Burada “not to freak out”, filin insanların yanında paniğe kapılmaması için eğitilmesi anlamına gelir. “Freak out”tan sonra nesne olmadığı için güçlü tepkiyi yaşayan taraf fildir.
Alıştırma
Cümleyi “aşırı derecede paniğe kapılmak” anlamındaki günlük öbek fiille tamamlayın: When the fire alarm rang, Ben started to ____ and forgot where the exit was.
Cevabı göster
freak out
But elephant domestication would require accurate records over several human lives.
3:09Ancak fil evcilleştirmek, birkaç insan ömrü boyunca tutulacak doğru kayıtlara ihtiyaç duyar.
Never mind that keeping one or two tamed elephants around is incredibly costly, Anlatım akışı
3:13Bir veya iki ehlileştirilmiş fil beslemenin inanılmaz derecede pahalı olmasını saymıyorum bile,
which is why war elephants only happened on occasion in already complex societies.
3:18bu yüzden savaş filleri sadece ara sıra ve zaten karmaşık olan toplumlarda ortaya çıkmıştır.
Never mind that: daha güçlü bir nokta eklemek
Burada Never mind that, savı daha da güçlendiren başka bir gerçeği ortaya koyar. Önceki güçlük sonucu zaten desteklemektedir; uysallaştırılmış filleri beslemenin yüksek maliyeti buna bir engel daha ekler. Bu tartışma kullanımında ifade, not to mention that veya quite apart from the fact that kalıplarına yakındır. Maliyetin önemsiz olduğu veya gerçekten unutulması gerektiği anlamına gelmez.
Alıştırma
“The plan is already risky, never mind that it would cost twice our budget,” cümlesinde never mind that ne işe yarar?
- Yüksek maliyetin önemsiz olduğunu ve görmezden gelinmesi gerektiğini söyler.
- Planın riskli olduğu iddiasını geri çeker.
- Yüksek maliyeti, planın sorunlu olmasının başka bir nedeni olarak ekler.
Cevabı göster
Yüksek maliyeti, planın sorunlu olmasının başka bir nedeni olarak ekler.
rule of thumb: deneyime dayalı pratik bir kılavuz
A rule of thumb, deneyime dayalı basit ve pratik bir yol gösterici ilkedir. Hızlı karar vermeye yardımcı olur ancak kesin olduğu veya her durumda işe yaradığı garanti değildir. Burada this rule of thumb, çevresindeki açıklamadan çıkarılan yararlı bir kısa yolu duyurur; katı bir tanım veya bilimsel yasa değildir.
Alıştırma
“As a rule of thumb, arrive ten minutes early for an interview” cümlesindeki a rule of thumb ifadesini en iyi hangi açıklama tanımlar?
- Her görüşme adayının uyması gereken yasal bir zorunluluktur.
- Her zaman doğru olan kesin bir zamanlama kuralıdır.
- İstisnaları olabilen yararlı bir genel kılavuzdur.
Cevabı göster
İstisnaları olabilen yararlı bir genel kılavuzdur.
domesticated ile tame arasındaki fark
Domesticated, insanların seçimi ve insanlarla yaşama sonucunda birçok nesil boyunca değişmiş bir hayvan türünü veya popülasyonunu anlatır. Konu yalnızca tek bir hayvanın davranışı değil, popülasyon düzeyindeki kalıtsal değişimdir. Tame, insanlara alışmış ve fazla korkmadan tutulabilen ya da kontrol edilebilen tek bir hayvanı anlatır. Çiftlik ve sirk karşılaştırması bir hatırlama aracıdır; yere dayalı kesin bir kural değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede domesticated ve tame doğru kullanılmıştır?
- Domestic dogs are a domesticated species, while a rescued wild fox may become tame.
- Any animal living on a farm is tame, but never domesticated.
- A circus elephant is domesticated simply because it performs tricks.
Cevabı göster
Domestic dogs are a domesticated species, while a rescued wild fox may become tame.
civilization game-changers ifadesinin anlamı
Game-changer içindeki game yalnızca spor anlamına gelmez; durumu veya alanı ifade eder. Bir game-changer, o alanın işleyişini ya da bundan sonra olacakların yönünü değiştiren kişi, fikir, olay veya şeydir. Civilization bir isim niteleyicisi olarak iddianın alanını daraltır: atların medeniyetin gelişimini dönüştürdüğü söylenir. Çoğul game-changers, Horses ile uyumludur ve ifade yalnızca yararlı olduklarını söylemekten daha güçlü bir değerlendirmedir.
Alıştırma
Hangi cümle çevrim içi haritaların bir alanı dönüştürdüğünü en güçlü biçimde iddia eder?
- Online maps were discussed by navigation experts.
- Online maps were useful for navigation.
- Online maps were a navigation game-changer.
Cevabı göster
Online maps were a navigation game-changer.
It's remarkable to think that from thousands BC until the telegraph,
3:36Milattan önce binlerce yıldan telgrafa kadar,
a dude on a horse was the best internet available. Deyimler
3:40at sırtındaki bir adamın mevcut olan en iyi internet olduğunu düşünmek dikkate değerdir.
tarihsel bir benzetme olarak the best internet available
Burada the best internet available mizahi bir mecazdır. Anlatılan dönemde internetin var olduğunu iddia etmez. At sırtındaki bir haberci, insanların o dönemde kullanabildiği en hızlı bilgi ağına benzetilir. Benzetme işleve dayanır: İki sistem de mesaj taşır ve uzak yerleri birbirine bağlar. Eski bir sistemi modern bir sözcükle anlatmak, tarihî açıklamayı kısa ve eğlenceli hâle getirir.
Alıştırma
Cümlede the best internet available ne anlama geliyor?
- Bilgiyi uzak mesafelere taşımanın o dönemdeki en hızlı yolu
- Eski dönemlerdeki binicilerin gerçekten kullandığı çevrim içi hizmet
- Bir internet sitesinden satılan en güçlü at
Cevabı göster
Bilgiyi uzak mesafelere taşımanın o dönemdeki en hızlı yolu
Why didn't the first humans ride out of Africa on the backs of zebra to conquer the world?
3:48Neden ilk insanlar dünyayı fethetmek için Afrika'dan zebraların sırtında çıkmadılar?
dangerous in a pre-penicillin world. Kültür
3:56penisilin öncesi bir dünyada bu oldukça tehlikelidir.
Dönem etiketi olarak pre-penicillin world
Pre- “önce” anlamını verir; dolayısıyla a pre-penicillin world, penisilin ve benzeri modern antibiyotiklerin yaygın biçimde kullanılabilmesinden önceki dünyadır. Bu, sağlık koşullarının genel bir tanımıdır; kesin ve resmî tarihleri olan bir dönemin adı değildir. Bu koşullarda bir hayvan ısırığı, tekmesi veya başka bir yara daha tehlikeliydi; çünkü bakteriyel bir enfeksiyonu tedavi etmek çok daha zor olabilirdi. İfade, bugün kontrol edilebilir görünen bir yaralanmanın geçmişte neden ölümcül olabildiğini açıklar.
Alıştırma
a pre-penicillin world neyi ifade eder?
- Penisilin ve benzeri antibiyotiklerin yaygınlaşmasından önceki genel dönem
- Penisiline dokunmanın tehlikeli olduğu bir yer
- Penisilinin yeni icat edildiği ve her yerde kullanıldığı bir dünya
Cevabı göster
Penisilin ve benzeri antibiyotiklerin yaygınlaşmasından önceki genel dönem
making them very frustrating to lasso.
4:01bu da onlara kement atmayı çok sinir bozucu hale getirir.
In addition to being a real pain in the ass animal, Deyimler
4:03Gerçekten baş belası bir hayvan olmalarının yanı sıra,
a real pain in the ass: güçlü ve kaba bir yakınma
Burada a real pain in the ass, bir kişinin ya da şeyin son derece sinir bozucu, sorunlu veya başa çıkılması zor olduğunu anlatır. Fiziksel bir ağrıdan söz etmez. Real, çok veya gerçekten anlamı katan gündelik bir pekiştiricidir. Bu cümlede ifade, hayvanın yönetilmesinin çok zor olduğunu güçlü biçimde özetler. Tarafsız bir betimleme değil, konuşanın yoğun bıkkınlığını gösterir.
Alıştırma
Bir müşteriye nazik bir e-posta yazıyorsunuz. Şu cümle uygun mu: “The new booking system is a real pain in the ass”?
- Evet, müşteriye gönderilen nazik bir e-posta için uygundur.
- Hayır, bu durum için fazla kaba ve samimidir.
Cevabı göster
Hayır, bu durum için fazla kaba ve samimidir.
You can see it when they travel in a line.
4:09Bunu tek sıra halinde ilerlediklerinde görebilirsiniz.
Humans, by capturing and taming the lead male, Dilbilgisi
4:15İnsanlar, lider erkeği yakalayıp ehlileştirerek
by capturing and taming: by + -ing ile yöntem belirtme
By + -ing biçimi, bir sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi açıklar. Burada by capturing and taming, insanların grubun yeni lideri hâline nasıl geldiğini yanıtlar: bunu söz konusu iki eylem aracılığıyla yaparlar. Capturing ve taming, birbirine bağlanmış iki -ing biçimidir. Tek bir by sözcüğünü paylaşırlar, bu yüzden by tekrar edilmez. Bu yapıda by sonrasında fiilin yalın biçimi değil, -ing biçimi kullanılır. Buradaki by, by Friday ifadesindeki son tarih anlamını değil, yöntemi belirtir.
Alıştırma
By sözcüğünü yalnızca bir kez kullanıp check ve pack fiillerini bu sırayla -ing biçimine getirerek cümleyi tamamlayın: We got ready for the trip ____ the route and ____ our bags.
Cevabı göster
by checking · packing
because they have family values humans exploit. Deyimler
4:22çünkü insanların yararlandığı ailevi değerlere sahiptirler.
family values ifadesinin mizahi çift anlamı
Family values normalde ailelerin nasıl yaşaması ve davranması gerektiğine ilişkin ahlaki ya da toplumsal inançları ifade eder. Burada ise hayvanların bir lideri kabul etme eğilimi de dâhil olmak üzere aile veya sürü ilişkilerini anlatmak için mizahi biçimde kullanılır. Şaka, insanların bu toplumsal düzeni kullanarak lider rolünü üstlenebildiği savını destekler. Hayvanların insanlara özgü ahlaki inançlara sahip olduğu söylenmiyor.
Alıştırma
Bu cümlede family values esas olarak neyi anlatıyor?
- İnsanlar hayvanlara gruptaki bütün liderleri reddetmeyi öğretir.
- Hayvanlar aile yaşamıyla ilgili insanlara özgü ahlak kurallarını bilinçli olarak izler.
- Hayvanların, insanların yararlanabileceği toplumsal ve ailevi davranış düzenleri vardır.
Cevabı göster
Hayvanların, insanların yararlanabileceği toplumsal ve ailevi davranış düzenleri vardır.
They just grow up with the idea that this human is a funny sort of take-charge cow or whatever. Kalıp ifadeler
4:26Onlar sadece bu insanın tuhaf bir şekilde kontrolü ele alan bir inek veya her neyse olduğu düşüncesiyle büyürler.
grow up with the idea that: zaman içinde öğrenilen bir inanç
Grow up with the idea that + yan cümle, bir inancın çocuklukta veya büyüme sürecinde benimsenip zamanla normal ya da apaçık görünmesi anlamına gelir. Yalnızca kişinin şimdi ne düşündüğünü değil, bu inancın nereden geldiğini ve ne kadar uzun süredir var olduğunu vurgular. Bu cümlede hayvanlar, ilk deneyimlerinin bir parçası olan bu varsayım nedeniyle insanı yavaş yavaş bir tür grup lideri olarak kabul eder.
Alıştırma
Bu inancın çocukluk boyunca öğrenildiğini göstermek için hedef ifadeyi doğru zamanda kullanarak cümleyi tamamla: Elena ____ asking questions was a sign of curiosity.
Cevabı göster
grew up with the idea that
until they've worked out who's top chicken. Öbek fiiller
4:33ta ki en üstteki tavuğun kim olduğunu çözene kadar.
worked out + dolaylı soru
Burada worked out, bir süreç sonunda “belirledi” veya “çözüp anladı” anlamına gelir. Tavukların tekrarlanan etkileşimleri, hangisinin en yüksek sırada olduğu sorusuna bir cevap oluşturur; burada egzersiz yapmak anlamında kullanılmaz. Bu öbeksi fiilden sonra who's top chicken dolaylı sorusu gelir. work out + who/what/where/how... kalıbı, bilgiyi yalnızca duymak yerine düşünme, kanıt veya bir süreç yoluyla cevaba ulaşmayı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi work out fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After comparing all the clues, the team ____ had taken the key.
Cevabı göster
worked out who
But you know who's really top chicken?
4:35Ama asıl en üstteki tavuğun kim olduğunu biliyor musunuz?
Dogs will love you and defend you and hunt with you
4:40Köpekler sizi sevecek, koruyacak ve sizinle avlanacaklardır
which in the modern world means falling over to play dead, Kalıp ifadeler
4:47ki modern dünyada bu, devrilip ölü taklidi yapmak anlamına gelse de,
play dead: ölü taklidi yapmak
Play dead, “ölü taklidi yapmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada play, “eğlenmek” değil, “rolünü oynamak” veya “öyleymiş gibi davranmak” anlamındadır. Dead, taklit edilen durumu belirtir. falling over to play dead yapısında to play dead amaç bildiren bir mastardır: yere düşme hareketi, ölü görünmek amacıyla yapılır.
Alıştırma
Cümleyi play dead ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When the trainer gave the signal, the dog rolled over and ____.
Cevabı göster
played dead
Whereas a cat is a tiny tiger that lives in your house. Deyimler
4:55Kediler ise evinizde yaşayan minyatür bir kaplandır.
Davranış metaforu olarak “a tiny tiger”
Bu cümlede kediye mecazi olarak “a tiny tiger” deniyor. is fiilinden sonraki isim öbeği kısa ve güçlü bir metafor oluşturur: Özellikle bağımsız ve yırtıcı davranışları nedeniyle ev kedisini küçültülmüş bir kaplan gibi düşünmenizi sağlar. Köpeklerle yapılan daha geniş karşılaştırmada bu görüntü, kediyi sürüyü izleyen bir hayvandan çok yalnız avlanan bir hayvana yakın gösterir. Bu, davranışla ilgili bir benzetmedir; biyolojik bir sınıflandırma ya da her ev kedisinin tehlikeli olduğu iddiası değildir. Böyle bir isim metaforu, birkaç ortak özelliği tek ve canlı bir tanımda toplar.
Alıştırma
Cümlede “a tiny tiger” ifadesi esas olarak neyi anlatıyor?
- Her ev kedisi büyük ve tehlikelidir.
- Ev kedisi biyolojik olarak kaplan sınıfındadır.
- Ev kedisi, küçük bir kaplanla bazı bağımsız ve yırtıcı davranışları paylaşır.
Cevabı göster
Ev kedisi, küçük bir kaplanla bazı bağımsız ve yırtıcı davranışları paylaşır.
They hang out in groups because it's a good survival strategy,
5:02Gruplar halinde takılırlar çünkü bu iyi bir hayatta kalma stratejisidir,
Try to ride him and you'll be lucky to keep your fingers. Ton ve niyet
5:08Ona binmeye çalışırsanız parmaklarınızı sağlam tutabildiğiniz için şanslı sayılırsınız.
Uyarı olarak “you'll be lucky to...”
“you'll be lucky to + fiilin yalın hâli” kalıbı, ardından gelen sonucun gerçekleşmesinin şüpheli olduğunu anlatabilir: O sonucu elde etmek bile şans sayılır. Burada parmaklarını koruyabilmek mümkün olan en düşük olumlu sonuç olarak sunuluyor; dolayısıyla cümle, hayvana binmeye çalışmanın son derece riskli olduğuna dair abartılı bir uyarıdır. Konuşan kişi biniciye iyi şans dilemiyor. Yüzeyde olumlu görünen lucky sözcüğü, karanlık mizah taşıyan kötümser bir tahmin oluşturuyor.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “Keep arguing with that swan and you'll be lucky to leave without a bite.” diyor. Ne demek istiyor?
- Isırılmadan ayrılmanın düşük ihtimal olduğunu düşünüyorlar.
- İyi şansınız için sizi içtenlikle kutluyorlar.
- Kuğunun kesinlikle dost canlısı olacağını düşünüyorlar.
Cevabı göster
Isırılmadan ayrılmanın düşük ihtimal olduğunu düşünüyorlar.
on the outside, but not on the inside: dış görünüş ve iç özellikler
Burada on the outside, gözle görülebilen dış görünüşü anlatır: zebraların vücut biçimi atlara benzer. On the inside ise anatomik iç yapıyı değil, özellikle davranış ve sosyal örgütlenme gibi daha az görünür özellikleri ifade eder. X on the outside, but Y on the inside kalıbı dış görünüş ile altta yatan nitelikleri karşılaştırır. Benzer görünmenin önemli özellikler bakımından da aynı olmak anlamına gelmediğini gösterir.
Alıştırma
Notta yer alan ikili kalıpla karşılaştırmayı tamamlayın: The two laptops look almost identical ____, but they work very differently ____.
Cevabı göster
on the outside · on the inside
Friendly, feedable, fecund, family-friendly. Anlatım akışı
5:16Dost canlısı, beslenebilir, doğurgan, aile odaklı.
Friendly, feedable, fecund, family-friendly: aliterasyonlu bir kontrol listesi
Konuşmacı dört uzun seçme ölçütünü dört kısa sıfat etiketine sıkıştırır. Friendly mizacı, feedable beslemenin kolaylığını, fecund başarılı üremeyi, family-friendly ise evcilleştirmeye yardımcı olabilecek sosyal veya ailevi yapıyı özetler. Paralel biçimleri ifadeyi bir kontrol listesi gibi gösterir ve tartışmayı kısa bir özetle bitirir. Dört etiket de /f/ sesiyle başlar. Bu aliterasyon, listeyi hatırlamayı kolaylaştıran tekrarlı bir ritim yaratır. Family-friendly burada bağlama özgü, yaratıcı bir kullanımdır; ailelere ve özellikle çocuklara uygun eğlence veya mekânları anlatan olağan anlamında kullanılmamıştır.
Alıştırma
Bu dört parçalı kapanışı özellikle akılda kalıcı ve kısa yapan nedir?
- Bağlayıcı sözcüklerle birleştirilmiş ayrıntılı bir zaman çizelgesi
- Tekrarlanan ilk /f/ sesi ve paralel sıfat etiketleri
- Her sıfatı fiile dönüştüren bir kafiye
Cevabı göster
Tekrarlanan ilk /f/ sesi ve paralel sıfat etiketleri
any animal they wanted to domesticate needed everything,
5:22evcilleştirmek istedikleri herhangi bir hayvanın her şeye sahip olması gerekiyordu,
only a baker's dozen of big animals were domesticated the world over. Deyimler
5:27dünya çapında sadece on üç büyük hayvan evcilleştirildi.
a baker's dozen: on iki değil, on üç
Geleneksel a baker's dozen ifadesi on üç demektir; normal a dozen, yani on ikiden bir fazladır. Bu cümlede dünya çapında evcilleştirilen büyük hayvan türlerinin sayısının çok az olduğunu belirtir; “çok sayıda” anlamına gelmez. only sözcüğü bu sayının şaşırtıcı derecede düşük görünmesini sağlar. Bu, genel bir tarihsel özet olduğu için ifade laboratuvar hassasiyetinde bir ölçümden çok “yaklaşık on üç” demenin canlı bir yolu olarak anlaşılabilir; ancak ifadenin geleneksel sayısı yine de on üçtür.
Alıştırma
İngilizce cümleyi “on üç” anlamındaki geleneksel ifadeyle tamamlayın: The box holds ____ of pencils—exactly thirteen.
Cevabı göster
a baker's dozen