Covid-19: Ekonomi için sonuçlar ne kadar kötü olacak?: İngilizce çalışma notları

The Economist

Öğrenme zorluğu
932 kelime 166 kel/dk

Video özeti: Haber, COVID-19'un piyasa ve tedarik zincirlerine verdiği zararı, toparlanmayı ve sağlık ile ekonomi arasındaki seçimleri inceliyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. dot-com bubble burst — Kültür ve bağlam: teknoloji hisseleri balonunun çöküşünü ve bu örneğin pandemi düşüşünün hızını neden vurguladığını anlayın. 2. bedrock of — Mecazlı ifadeler: Çin'i tedarik zincirlerinin vazgeçilmez temeli olarak sunan metaforu tanıyın ve bir sistemi destekleyen unsurlar için kullanın. 3. trading off — Phrasal verb: zararlar arasında denge kurmayı anlayın; bir tarafı iyileştirmenin diğerini kötüleştirebildiği politika, maliyet veya güvenlik kararlarında trade off A versus B kullanın.

Bu derste

Around the world, economies are crumbling. Deyimler

0:01

Dünya çapında ekonomiler çöküyor.

Deyimler

“economies are crumbling” ifadesinin mecaz anlamı

Bu cümlede economies are crumbling, birçok yerdeki ekonomik sistemlerin ciddi biçimde zayıfladığı ve istikrarını kaybettiği anlamına gelir. Crumble sözcüğü gerçek anlamda bir şeyin küçük parçalara ayrılmasını anlatır; ancak burada fiziksel bir olay değil, mecaz söz konusudur. Bu imge, gerilemeyi hızlı, ciddi ve durdurulması zor gösterir. Benzer bir kullanım; kurumların, planların, desteğin veya güvenin dağılmaya başladığını da anlatabilir.

Alıştırma

“Around the world, economies are crumbling.” cümlesinde are crumbling ne anlama gelir?

  1. Yavaş ama istikrarlı biçimde büyüyorlar.
  2. Ciddi biçimde zayıflıyor ve daha istikrarsız hâle geliyorlar.
  3. Fiziksel olarak daha küçük parçalara ayrılıyorlar.
Cevabı göster

Ciddi biçimde zayıflıyor ve daha istikrarsız hâle geliyorlar.

Since the coronavirus outbreak,

0:05

Koronavirüs salgınından bu yana,

the price of every vital commodity has fallen.

0:07

hayati öneme sahip her emtianın fiyatı düştü.

We're seeing a lot of these markets hit.

0:10

Bu piyasaların birçoğunun darbe aldığını görüyoruz.

Coronavirus has oil below $50 a barrel.

0:12

Koronavirüs petrolü varil başına 50 doların altına düşürdü.

US demand in China has dropped off substantially. Öbek fiiller

0:14

ABD'nin Çin'deki talebi önemli ölçüde azaldı.

Öbek fiiller

“Azalmak” anlamındaki dropped off

Burada dropped off, “azaldı” veya “daha düşük hâle geldi” anlamına gelir. Talep büyük ölçüde azalmıştır; substantially, değişimin önemli boyutta olduğunu gösterir. Talep, satış, trafik, katılım veya performans gibi ölçülerle kullanıldığında drop off genellikle geçişsizdir: azalan ölçünün kendisi özne olur. Bu cümlede bir kişiyi bir yere götürüp bırakmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “azaldı” anlamına gelen iki sözcüklü deyimsel fiille tamamlayın: After the holiday season, website traffic ____ sharply.

Cevabı göster

dropped off

You’re impacting the demand for copper, iron ore,

0:17

Bakır ve demir cevheri talebini etkiliyorsunuz,

even gold is going down.

0:19

altın bile düşüyor.

America's Department of Labor has recorded the highest ever number of new unemployment claims in the past 2 weeks. Kelime

0:21

Amerika Çalışma Bakanlığı son 2 haftada şimdiye kadarki en yüksek yeni işsizlik başvurusu sayısını kaydetti.

Kelime

İş gücü piyasası haberlerinde unemployment claims

Burada unemployment claims, bir devlet sistemi üzerinden yapılan işsizlikle ilgili ödenek başvurularını ifade eder. Claim, bir ödeme veya hak için yapılan resmî talep anlamındaki isimdir; dayanaksız iddia anlamına gelmez. Cümle, belirli bir dönemde yapılan idari başvuruları sayar. Yeni başvurulardaki keskin artış genellikle iş gücü piyasasındaki baskıya işaret eder; ancak ölçü gerçekten yapılmış başvurulara dayanır.

Alıştırma

İş gücü piyasası haberlerinde new unemployment claims en doğrudan neyi sayar?

  1. Yeni işsizlik ödeneği başvuruları
  2. Ekonomi hakkında doğrulanmamış iddialar
  3. Şu anda işsiz olan herkes
Cevabı göster

Yeni işsizlik ödeneği başvuruları

just under 10 million.

0:28

10 milyonun biraz altında.

Governments had modeled the impact of a pandemic on their economies, Kalıp ifadeler

0:31

Hükümetler bir pandeminin ekonomileri üzerindeki etkisini modellemişlerdi,

Kalıp ifadeler

model the impact of A on B yapısı

Bu cümlede modeled fiildir: hükûmetler, bir pandeminin ekonomilerine ne yapacağını tahmin etmek için veriler, varsayımlar ve senaryolar kullandı. Burada fiziksel bir model yapmak veya sergilemek değil, analitik simülasyon kastedilir. Yeniden kullanılabilir kalıp model the impact of A on B şeklindedir. A, incelenen olayı veya nedeni; B ise etkilenen sistemi, grubu ya da sonucu belirtir. Burada a pandemic A, their economies ise B'dir.

Alıştırma

Cümleyi model the impact of A on B kalıbıyla tamamlayın: The researchers used simulations to ____ extreme heat ____ city hospitals.

Cevabı göster

model the impact of · on

but were in no way prepared. Kalıp ifadeler

0:35

ancak hiçbir şekilde hazırlıklı değillerdi.

Kalıp ifadeler

Güçlü olumsuzluk için “in no way prepared”

Burada in no way, prepared sözcüğündeki olumsuzluğu güçlendirir: Hiç hazırlıklı değillerdi. Bu ifade, onların herhangi bir açıdan veya herhangi bir ölçüde hazırlıklı sayılmasının doğru olmadığını belirtir. in no way + sıfat veya geçmiş zaman ortacı kalıbı, bir nitelemeyi reddetmenin resmî ve güçlü bir yoludur: in no way responsible, in no way connected, in no way ready.

Alıştırma

“The team was in no way prepared” ne anlama gelir?

  1. Ekibe muhtemelen ihtiyaç duyulmayacaktı.
  2. Ekip yalnızca belirli bir açıdan hazırlıklıydı.
  3. Ekip tamamen hazırlıksızdı.
Cevabı göster

Ekip tamamen hazırlıksızdı.

The indication is that um economic activity has been sledgehammered Deyimler

0:37

Belirtiler ekonomik faaliyetin balyoz yemiş gibi olduğu yönünde

Deyimler

Güçlü bir mecaz olarak “sledgehammered”

Sledgehammered, sledgehammer yani “balyoz” ismini fiile dönüştürür. Bu cümlede mecaz anlamdadır: Ekonomik faaliyet ani, son derece ağır ve yıkıcı bir kuvvetin darbesini almıştır. Gerçek bir balyoz söz konusu değildir. Edilgen has been sledgehammered yapısı economic activity ifadesini darbeyi alan konuma yerleştirir. Bu seçim, düşüşü tarafsız biçimde ölçmek yerine etkinin şiddetini ve yıkıcılığını vurgular.

Alıştırma

“The new restrictions sledgehammered local trade,” cümlesinde sledgehammered neyi ifade eder?

  1. Yerel ticaret ani ve son derece ağır bir darbe aldı.
  2. Yerel ticaret yavaş ve istikrarlı biçimde gelişti.
  3. Yerel ticaret ağır bir aletle ölçüldü.
Cevabı göster

Yerel ticaret ani ve son derece ağır bir darbe aldı.

uh in the course of a couple of weeks.

0:41

hem de birkaç hafta içinde.

Just how deep is the crisis for the world economy? Dilbilgisi

0:43

Dünya ekonomisi için krizin boyutu ne kadar derin?

Dilbilgisi

Vurgulu derece sorularında Just how + sıfat

Just how deep... ifadesinde just, how sözcüğünü güçlendirir. Soru, krizin kesin veya muhtemelen şaşırtıcı derecesini sorar; daha basit bir ifadeyle, “Bu kriz gerçekte ne kadar derin?” anlamına gelir. Buradaki just, “yalnızca” veya “az önce” demek değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp just how + sıfat/zarf + soru yapısıdır. Derecenin belirsiz ve önemli olduğunu gösterir ve çoğu zaman daha ayrıntılı bir analize giriş yapar.

Alıştırma

Bu açıklamadaki vurgulu derece kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: No one knows ____ serious the damage is.

Cevabı göster

just how

Over the past 2 months,

0:54

Son 2 ay içinde,

the world's biggest stock markets have turned red. Deyimler

0:55

dünyanın en büyük borsaları kırmızıya büründü.

Deyimler

Borsa haberlerinde turned red

Burada turned “hâline geldi”, red ise birçok İngiliz ve uluslararası piyasa ekranında fiyat düşüşlerini göstermek için kullanılan renk anlamındadır. Cümle, büyük borsaların düşüşe geçtiğini söyler; piyasalar kelimenin gerçek anlamıyla renk değiştirmemiştir. Bu, piyasa yorumlarında yaygın olan sıkıştırılmış bir görsel anlatımdır. Rengi grafik geleneği ve finansal bağlam üzerinden yorumlayın; bazı piyasaların farklı renk sistemleri kullandığını da unutmayın.

Alıştırma

Bir İngiliz piyasa haberinde “the indexes turned red” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Endeksler genel olarak düştü.
  2. Endeksler daha kârlı hâle geldi.
  3. Endeks adları yeni bir yazı biçimiyle basıldı.
Cevabı göster

Endeksler genel olarak düştü.

It falls like that because investors suddenly have to recalculate

0:59

Bu şekilde düşüyor çünkü yatırımcılar aniden yeniden hesaplamak zorunda kalıyor

the future for the economy and the future for corporate profits

1:04

ekonominin ve şirket karlarının geleceğini

and adjust their figures sharply downwards.

1:07

ve rakamlarını keskin bir şekilde aşağı yönlü ayarlıyorlar.

And then they tend to sell uh assets uh which are the most liquid. Notlar

1:09

Ve sonra en likit varlıkları satma eğiliminde oluyorlar.

Dilbilgisi

Tend to sell: olağan bir eğilimi anlatmak

Tend to + fiilin yalın hâli, her seferinde olan bir şeyi değil, genellikle görülen veya olma ihtimali yüksek bir örüntüyü anlatır. Buradaki they tend to sell, satış yapmayı kesin bir tahmin olarak değil, yatırımcıların yaygın tepkisi olarak sunar. Davranışlar veya olaylar hakkında temkinli bir genelleme yapmak için özne + tend(s) to + fiilin yalın hâli yapısını kullanın.

Alıştırma

Cümleyi genellikle, fakat her zaman değil anlamındaki iki kelimelik İngilizce yapıyla tamamlayın: During exam season, students ____ sleep less.

Cevabı göster

tend to

Kelime

Liquid assets: kolayca nakde çevrilebilen varlıklar

Finans bağlamında liquid, hızla satılıp fazla zorluk olmadan nakde çevrilebilen bir varlığı anlatır. Buradaki the most liquid assets, yatırımcıların nakde ihtiyaç duyduklarında en kolay satabildikleri varlıklardır. Likidite, nakde çevirmenin kolaylığını ve hızını belirtir; varlığın kalitesini, güvenliğini veya kârlılığını kendiliğinden göstermez.

Alıştırma

'The company keeps some liquid assets for emergencies,' cümlesinde liquid ne anlama gelir?

  1. Değer kazanacağı kesin
  2. Hızla satılıp nakde çevrilmesi kolay
  3. Akışkan bir maddeden yapılmış
Cevabı göster

Hızla satılıp nakde çevrilmesi kolay

Often those are the big companies in the S&P 500.

1:15

Genellikle bunlar S&P 500'deki büyük şirketlerdir.

The S&P 500 had its quickest bear market decline in history. Kelime

1:18

S&P 500 tarihindeki en hızlı ayı piyasası düşüşünü yaşadı.

Kelime

bear market: uzun süreli piyasa düşüşü

Bear market, yalnızca kötü geçen tek bir işlem günü değil, piyasanın geniş çaplı ve uzun süreli düşüş dönemidir. Finans haberlerinde çoğu zaman büyük bir endeksin yakın zamandaki zirvesinden en az %20 düşmesi anlamına gelir; ancak tanım değişebilir. Buradaki had its quickest bear market decline, S&P 500'ün daha önce hiç olmadığı kadar hızlı biçimde ayı piyasası bölgesine girdiğini anlatır. Bear, finansal bir terimin parçasıdır; hayvana yapılan gerçek anlamlı bir gönderme değildir.

Alıştırma

Uzun süreli bir düşüşün ardından yakın zamandaki zirvesinin %22 altında bulunan geniş kapsamlı bir hisse endeksini en iyi hangi terim tanımlar?

  1. bear market
  2. market crash
  3. market correction
Cevabı göster

bear market

When the dot-com bubble burst in 2000, Kültür

1:23

2000 yılında dot-com balonu patladığında,

Kültür

the dot-com bubble burst: dot-com balonunun patlaması

Dot-com balonu, heyecan ve spekülasyonun birçok internet şirketinin değerlemesini sürdürülemez düzeylere çıkardığı 1990'ların sonundaki internet şirketi hisseleri yükselişiydi. Balon 2000 yılı civarında patladı ve birçok teknoloji hissesi ile şirketi keskin biçimde değer kaybetti. Bu ifadede bubble ve burst ekonomik metaforlardır: bubble, aşırı şişmiş bir yükseliş dönemidir; bursts olduğunda bu yükseliş çöker. Baştaki When yan cümlesi, bu tanınmış olayı sonraki karşılaştırma için zaman referansı olarak kullanır.

Alıştırma

Bu cümlede the dot-com bubble burst ne anlama gelir?

  1. Büyük bir internet sitesi aniden çalışmayı durdurdu.
  2. Aşırı değerlenmiş internet şirketi hisseleri spekülatif bir yükselişin ardından çöktü.
  3. İnternet şirketleri yeni bir hızlı büyüme dönemine başladı.
Cevabı göster

Aşırı değerlenmiş internet şirketi hisseleri spekülatif bir yükselişin ardından çöktü.

it took almost 2 years for the S&P 500 to drop by 49%.

1:26

S&P 500'ün %49 düşmesi neredeyse 2 yıl sürdü.

The 2007 to 2009 financial crisis led to a fall of almost 60% Kalıp ifadeler

1:31

2007'den 2009'a kadar süren finansal kriz neredeyse %60'lık bir düşüşe yol açtı

Kalıp ifadeler

led to a fall of almost 60%: neredeyse %60'lık bir düşüşe yol açtı

Led to, bir nedeni sonucu ile bağlar. Bu cümlede mali kriz neden, a fall ise sonuçtur. Yapı, neden + led to + a fall of + miktar şeklindedir. Of, düşüşün büyüklüğünü belirtir; bu nedenle almost 60%, değerin yaklaşık %60 azaldığı anlamına gelir. Son değerin %60 olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümlenin üretimin %25 azaldığı anlamına gelmesi için of veya to ile tamamlayın; son düzeyin %25 olduğu anlamına gelmemelidir: The equipment failure led to a fall ____ 25% in output.

Cevabı göster

of

in just over a year.

1:38

hem de bir yıldan biraz daha uzun bir sürede.

The coronavirus pandemic has already seen the market fall by a third

1:40

Koronavirüs pandemisi halihazırda piyasanın üçte bir oranında düştüğünü gördü

in just 1 month.

1:44

sadece 1 ay içinde.

This crash has been so quick because it was such a shock. Dilbilgisi

1:47

Bu çöküş bu kadar hızlı oldu çünkü çok büyük bir şoktu.

Dilbilgisi

so quick ... such a shock: so + sıfat ve such + isim öbeği

So + sıfat, bir niteliğin derecesini vurgular: so quick, son derece hızlı anlamına gelir. Such + a/an + tekil sayılabilen isim, bir şeyin türünü veya şiddetini vurgular: such a shock, çok büyük ya da şaşırtıcı bir şok anlamına gelir. Yapıyı derece belirtecinden sonra gelen sözcüğe göre seçin: quick bir sıfat, a shock ise bir isim öbeğidir. Bu nedenle bu yapılarda such quick ve so a shock kullanılamaz.

Alıştırma

so ve such ile tamamlayın: The movie was ____ funny because it had ____ a clever script.

Cevabı göster

so · such

In the financial crisis,

1:51

Finansal krizde,

there was actually quite a long lead up. Kelime

1:53

aslında oldukça uzun bir hazırlık dönemi vardı.

Kelime

Bir olaydan önceki dönemi anlatan isim lead-up

Burada lead up, önemli bir olaydan önceki gelişmeler dönemini anlatan sayılabilir lead-up ismi olarak kullanılır. A long lead-up, son olayın aniden gerçekleşmesi yerine öncesinde uzun bir hazırlık süreci bulunduğunu anlatır. Özenle düzenlenmiş yazılarda isim genellikle kısa çizgiyle yazılır: a lead-up to something. Altyazıdaki lead up yazımı, ifadeyi fiil öbeğine dönüştürmez.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz, standart olarak kısa çizgiyle yazılan isimle tamamlayın: There was a long ____ to the product launch.

Cevabı göster

lead-up

It was a good long 18 months of bad news. Kelime

1:56

Kötü haberlerle dolu 18 uzun ay boyunca devam etti.

Kelime

Günlük bir güçlendirici olarak good long

good long 18 months ifadesinde good, hoş veya olumlu anlamına gelmez. Long sözcüğünü günlük bir biçimde güçlendirir; dolayısıyla ifade tam ve belirgin biçimde uzun 18 ay anlamına gelir. Ardından gelen bad news sözleri de burada niteliğin değil sürenin anlatıldığını doğrular. Bu kullanım a good long time veya a good long wait gibi ifadelerde sık görülür. Good ile long sözcüklerini, miktarı vurgulayan bir bütün olarak okuyun.

Alıştırma

Bu cümlede good long ne anlama gelir? We waited a good long three hours for the repair.

  1. Üç saate yakın, ama tam değil
  2. Keyifli üç saat
  3. Tam ve belirgin biçimde uzun üç saat
Cevabı göster

Tam ve belirgin biçimde uzun üç saat

But this is genuinely a uh deus ex machina, Kültür

2:00

Ancak bu gerçekten bir deus ex machina,

Kültür

deus ex machina

Deus ex machina, “makineden gelen tanrı” anlamındaki Latince bir ifadedir. Antik tiyatroda bir tanrı, olay örgüsündeki sorunu birden çözmek için mekanik bir düzenekle sahneye indirilebilirdi. Modern İngilizcede genellikle zor bir durumu aniden değiştiren veya çözen dışarıdan bir müdahaleyi ifade eder. Burada akıllıca bir çözümü övmek için değil, öngörülemeyen bir dış şoku anlatmak üzere daha geniş anlamda kullanılmıştır.

Alıştırma

Mevcut hiçbir ekonomik modelin öngörmediği bir olaya deus ex machina deniyor. İfade burada neyi vurguluyor?

  1. Ekonomik modele önceden dâhil edilmiş, dikkatle planlanmış bir çözüm
  2. Durumu aniden değiştiren, öngörülemeyen dışsal bir olay
  3. Kötü haberin yol açtığı üzüntü duygusu
Cevabı göster

Durumu aniden değiştiren, öngörülemeyen dışsal bir olay

a bolt from the blue, Deyimler

2:03

beklenmedik bir darbe,

Deyimler

bolt from the blue: tamamen beklenmedik bir şok

A bolt from the blue, tamamen beklenmedik bir haber veya olay için kullanılan bir deyimdir. İmgesi, açık mavi bir gökten yıldırım düşmesidir; bu nedenle temel anlamı yalnızca “çok hızlı” değil, “hiçbir uyarı olmadan”dır. Örnekte ifade, şokun kendisini ani ve öngörülmemiş bir olay olarak adlandırır. Blue üzüntüyü değil açık gökyüzünü, bolt ise burada yıldırımı ifade eder.

Alıştırma

Hiçbir uyarı olmadan gerçekleşen önemli bir olayı anlatan deyimi tamamlayın: The sudden closure came as a ____.

Cevabı göster

bolt from the blue

uh where investors said,

2:05

yatırımcıların şöyle dediği:

"We're just not pricing in the risk of a pandemic." Öbek fiiller

2:06

"Biz sadece bir pandemi riskini fiyatlamıyoruz."

Öbek fiiller

pricing in the risk: riski fiyatlara yansıtmak

Burada price in, bilinen bilgileri bir varlığın mevcut fiyatına veya değerlemesine dahil etmek demektir. Pricing in the risk, pandeminin olası mali etkilerinin yatırımcıların varlıklara bugün biçtiği değeri etkilemesi demektir. Bu, riskin kendisine ayrı bir fiyat koymak anlamına gelmez. Söylenen, mevcut fiyatların bu riski henüz tam olarak yansıtmadığıdır.

Alıştırma

Cümleyi price in ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The market is already ____ a possible interest-rate cut.

Cevabı göster

pricing in

And of course, governments have never in the past

2:08

Ve elbette, hükümetler geçmişte hiçbir zaman

imposed the kind of lockdown on a global economy

2:11

küresel bir ekonomiye bu tür bir kapanma dayatmadı

uh that they have this time.

2:14

bu kez yaptıkları gibi.

So, this was not something people had in their models.

2:16

Yani, bu insanların modellerinde olan bir şey değildi.

In an effort to stop the deadly virus, Kalıp ifadeler

2:20

Ölümcül virüsü durdurma çabasıyla,

Kalıp ifadeler

In an effort to + fiilin yalın hâli

In an effort to bir eylemin amacını açıklar ve ardından in an effort to stop örneğindeki gibi fiilin yalın hâli gelir. Eylemi, bir hedefe ulaşma girişimi olarak sunar. Bu ifade sonuca değil, niyete odaklanır. Çabanın başarılı olduğunu söylemez. Basit bir to amaç yapısına göre girişimi daha fazla vurgular ve haberlerde ve resmî yazılarda yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi effort içeren resmî amaç ifadesiyle tamamlayın: ____ reduce traffic, the city added more buses.

Cevabı göster

In an effort to

businesses have been forced to close Dilbilgisi

2:22

işletmeler kapanmaya zorlandı

Dilbilgisi

have been forced to close: present perfect edilgen yapıda zorunluluk

have been forced to close ifadesinde have been forced, force fiilinin present perfect edilgen biçimidir. Have tamamlanmışlık anlamını verir, been edilgen yapıyı kurar, forced geçmiş zaman ortacıdır ve to close yapılması istenen eylemi belirtir. Bu yapı, işletmeleri dış baskıya maruz kalan taraf olarak sunar ve baskıyı kimin uyguladığından çok, sonucu ve bu sonucun şimdiyle bağlantısını öne çıkarır. Burada close geçişsizdir: işletmeler faaliyetlerini durdurur; bir nesneyi kapatmazlar.

Alıştırma

Cümleyi force fiilinin present perfect edilgen biçimi ve ardından to close kullanarak tamamlayın: After repeated safety violations, the factory ____ by the authorities.

Cevabı göster

has been forced to close

and citizens isolated at home on an unprecedented scale worldwide. Kalıp ifadeler

2:24

ve vatandaşlar dünya çapında benzeri görülmemiş bir ölçekte evlerinde izole edildi.

Kalıp ifadeler

on an unprecedented scale: benzeri görülmemiş bir ölçekte

On an unprecedented scale, “daha önce hiç görülmemiş veya bilinmemiş bir kapsam ya da büyüklükte” anlamına gelir. Buradaki scale, bir şeyin ne kadar büyük veya yaygın olduğunu ifade eder; tartı, harita ölçeği ya da müzik dizisi anlamına gelmez. on a ... scale kalıbı, bir olayın veya faaliyetin büyüklüğünü sınıflandırmayı sağlar. Unprecedented eklenmesi güçlü bir tarihsel karşılaştırma oluştururken, bu cümlede worldwide coğrafi kapsamı ayrıca belirtir.

Alıştırma

Odak noktası faaliyetin toplam büyüklüğü ve kapsamı olduğunda cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: The relief effort expanded ____ after the earthquake.

  1. to an unprecedented degree
  2. at an unprecedented rate
  3. on an unprecedented scale
Cevabı göster

on an unprecedented scale

It's caused a unique economic crisis,

2:30

Bu, benzersiz bir ekonomik krize neden oldu,

the impact of which will be greater on some industries in particular. Dilbilgisi

2:33

ve etkisi özellikle bazı endüstrilerde daha büyük olacak.

Dilbilgisi

the impact of which: resmî bir ilgi yapısı

the impact of which ifadesi, tanımlayıcı olmayan bir ilgi tümcesinin parçasıdır. Which daha önce sözü edilen krize gönderme yapar; of which ise bu kriz ile impact adını birbirine bağlar: krizin etkisi. Of sözcüğünü which sözcüğünün önüne getirmek, bir adı daha önce belirtilen bir şey veya düşünceyle ilişkilendirmenin resmî bir yoludur: ad + of which. Virgülden sonraki tümce ek bilgi verir; hangi krizden söz edildiğini belirlemez. Bu cümlede which, daha sonra gelen industries sözcüğüne gönderme yapmaz.

Alıştırma

Cümleyi impact ve of which ile kurulan resmî ifadeyle tamamlayın: The university adopted a new admissions policy, ____ will be assessed after one year.

Cevabı göster

the impact of which

The industries which are hit hardest are those which are related to the consumer.

2:38

En çok etkilenen sektörler tüketiciyle bağlantılı olanlardır.

So, that's retailing,

2:42

Yani, perakendecilik,

that's entertainment,

2:43

eğlence sektörü,

that's hospitality, both hotels and restaurants,

2:44

hem oteller hem de restoranlar olmak üzere konaklama sektörü,

many of which have simply been locked down. Öbek fiiller

2:47

bunların çoğu basitçe kilitlendi.

Öbek fiiller

locked down: normal faaliyeti durdurmaya zorlanmış

Burada locked down, işletmelerin kamuya yönelik kısıtlamalar nedeniyle kapanmaya veya normal faaliyetlerini durdurmaya zorlandığı anlamına gelir. Yalnızca kapıların kilitlendiği anlamına gelmez ve ifade tek başına kalıcı kapanış belirtmez. have been locked down yapısı edilgen present perfect biçimidir. Kısıtlamaya dışarıdaki yetkililer veya kurallar neden olur; etkilenen işletmeler ise eyleme maruz kalır.

Alıştırma

Bir raporda ‘Under the public-health order, several shopping centers were locked down.’ deniyor. Burada were locked down ne anlama gelir?

  1. Rutin bakım sırasında kapılarına yeni kilitler takıldı.
  2. Kalıcı olarak faaliyetlerine son verdiler.
  3. Resmî kısıtlamalara tabi tutuldular ve normal biçimde faaliyet gösteremediler.
Cevabı göster

Resmî kısıtlamalara tabi tutuldular ve normal biçimde faaliyet gösteremediler.

And many of these companies will have high costs

2:50

Ve bu şirketlerin birçoğunun yüksek maliyetleri olacak

uh which they'll need to keep meeting.

2:53

karşılamaya devam etmeleri gereken.

So, suddenly you have lots of costs continuing and absolutely no revenues,

2:55

Yani aniden çok sayıda maliyetiniz devam ediyor ve kesinlikle hiçbir geliriniz yok,

uh which is the worst possible outcome for these businesses.

3:00

bu da bu işletmeler için mümkün olan en kötü senaryo.

But even if a business isn't directly losing out from people staying at home, Öbek fiiller

3:04

Ancak bir işletme insanların evde kalmasından doğrudan zarar görmese bile,

Öbek fiiller

losing out from + neden

Burada lose out, dezavantajlı duruma düşmek veya normalde elde edilebilecek bir faydayı kaçırmak demektir. Yalnızca bir şeyi kaybetmeyi değil, olumsuz sonucu vurgular. from people staying at home ifadesi bu dezavantajın nedenini belirtir. From, lose out öbek fiilinin kendi parçası değildir; anlatılan ilişkiye göre lose out sonrasında farklı edatlar kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede lose out, bir dezavantajın nedenini belirtmek için from ile kullanılmıştır?

  1. Small shops may lose out from customers shopping elsewhere.
  2. Small shops may lose out to larger online retailers.
  3. Small shops may lose out on the chance to reach new customers.
Cevabı göster

Small shops may lose out from customers shopping elsewhere.

lockdowns are having a devastating ripple effect. Deyimler

3:08

kapanmaların yıkıcı bir dalgalanma etkisi var.

Deyimler

ripple effect: yayılan dolaylı sonuçlar

Ripple effect, küçük bir hareketten sonra su üzerinde yayılan halkalardan gelen bir benzetmedir. Bu cümlede kapanmalar yalnızca ilk temas ettikleri insanları veya işletmeleri etkilemez; sonuçlar ekonominin bağlantılı bölümleri boyunca yayılır. Bu ifade dolaylı ve yayılan sonuçları vurgular. Sonraki her etkinin aynı anda gerçekleştiği, aynı büyüklükte olduğu veya mutlaka olumsuz olduğu anlamına gelmez; bu ayrıntıları bağlam sağlar.

Alıştırma

Yeni bir tren istasyonu kafelere daha fazla müşteri getiriyor, yakındaki kiraları artırıyor ve yerel trafik düzenini değiştiriyor. Bu çeşitli dolaylı sonuçları en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. a ripple effect
  2. a domino effect
  3. a direct effect
Cevabı göster

a ripple effect

Modern industry relies on goods and materials crossing borders.

3:12

Modern endüstri, sınırları aşan mal ve malzemelere dayanır.

When they can't, production around the world is endangered.

3:16

Aşılamadığında, dünya çapında üretim tehlikeye girer.

The coronavirus caused a break in the biggest link in this vast global supply chain. Kelime

3:20

Koronavirüs, bu geniş küresel tedarik zincirindeki en büyük halkanın kopmasına neden oldu.

Kelime

bağlantılı bir uluslararası sistem olarak global supply chain

Global supply chain; ham maddeleri, parçaları, üretim çalışmalarını ve bitmiş ürünleri tedarikçilerden müşterilere doğru ülkeler arasında taşıyan bağlantılı sistemdir. Buradaki chain mecazdır: her kuruluş veya aşama, aynı sistemin bağlantılı bir halkasıdır. Önemli bir halkadaki kopma, başka yerlerde üretimi ve teslimatı aksatabilir.

Alıştırma

Ham maddeleri, yurt dışındaki fabrikaları, taşımayı ve teslimatı kapsayan bağlantılı uluslararası sistemi en iyi hangi ifade adlandırır?

  1. distribution network
  2. value chain
  3. global supply chain
Cevabı göster

global supply chain

The problem started in China

3:26

Sorun Çin'de başladı

where uh the disease started really to be seen in December

3:27

hastalığın gerçekten Aralık ayında görülmeye başlandığı

and then had a huge impact in January.

3:31

ve ardından Ocak ayında büyük bir etki yarattığı yer.

And China is the bedrock of the global supply chain. Deyimler

3:33

Ve Çin, küresel tedarik zincirinin temel taşıdır.

Deyimler

temel mecazı olarak bedrock of

Bedrock of ifadesindeki bedrock, üzerindeki her şeyi destekleyen sağlam zemin için kullanılan bir mecazdır. X is the bedrock of Y, X’in Y için temel ve vazgeçilmez bir dayanak olduğu anlamına gelir. Burada Çin, küresel tedarik zincirinin temel bir parçası olarak sunulur. Gerçek bir kayadan söz edilmez ve Çin’in zincirin tek bileşeni olduğu da söylenmez.

Alıştırma

Karşılıklı güvenin ekibin temel dayanağı olduğunu anlatan ifadeyi seçin: “Mutual trust is the ___ a strong team.”

  1. topic of
  2. bedrock of
  3. result of
Cevabı göster

bedrock of

Businesses started to look for alternative suppliers,

3:37

İşletmeler alternatif tedarikçiler aramaya başladı,

uh but of course that was a race to try and find the few that had spare capacity. Kelime

3:41

ancak elbette bu, yedek kapasitesi olan az sayıdaki yeri bulmaya yönelik bir yarıştı.

Kelime

spare capacity: kullanılmayan üretim kapasitesi

Bu cümlede spare capacity, bir tedarikçinin üretim kapasitesinin o anda kullanılmayan ve ek iş alabilecek kısmını ifade eder. Spare, arttığı için kullanılabilir olan; capacity ise bir binanın alabileceği kişi sayısını değil, üretme yeteneğini anlatır. Bu ifade asıl darboğazı açıklar: şirketlerin yalnızca uygun ekipmana sahip tedarikçileri değil, o anda yeni sipariş alabilecek tedarikçileri bulması gerekiyordu.

Alıştırma

İngilizce cümleyi, daha fazla üretmek için kullanılabilecek boş kapasite anlamındaki iki sözcüklü iş terimiyle tamamlayın: The factory can accept another order because it has ____.

Cevabı göster

spare capacity

As the virus spread,

3:48

Virüs yayıldıkça,

alternative suppliers have become fewer and further between. Deyimler

3:49

alternatif tedarikçiler gittikçe azaldı ve araları açıldı.

Deyimler

fewer and further between: karşılaştırmalı bir değişiklik

Yerleşik deyim few and far between şeklindedir ve bir şeyin nadir veya bulunmasının zor olduğunu anlatır. Burada konuşmacı iki kısmı da karşılaştırma biçimine dönüştürüyor: fewer sayının azaldığını, further between ise geriye kalan seçenekler arasındaki aralıkların büyüdüğünü düşündürüyor. Bu, durumu daha önceki bir dönemle karşılaştıran bilinçli bir değişikliktir: alternatif tedarikçiler zaten sınırlıydı ve artık daha da kıt hâle gelmiştir. Bunu deyimin standart biçimi olarak değil, etkileyici bir söz oyunu olarak anlayın.

Alıştırma

Tamir dükkânlarının zaten nadir olduğunu ve giderek daha da azaldığını en iyi hangi cümle anlatır?

  1. Repair shops are becoming fewer and further between.
  2. Repair shops are farther away than they used to be.
  3. Repair shops are few and far between.
Cevabı göster

Repair shops are becoming fewer and further between.

It's going to take a very, very long time Dilbilgisi

3:53

Çok ama çok uzun zaman alacak

uh for them to rebuild their supply chains.

3:56

onların tedarik zincirlerini yeniden inşa etmeleri.

Dilbilgisi

It's going to take ... for them to rebuild: gereken süreyi tahmin etme

Burada It's going to take, bir eylemin ne kadar zaman gerektireceğini öngörür. It biçimsel öznedir ve belirli bir nesneyi göstermez. Kalıp şöyledir: It's going to take + süre + for + kişi veya grup + to + fiilin yalın biçimi. for yan cümlesi eylemi kimin yaptığını belirtir; buradaki them, etkilenen şirketleri ifade eder.

Alıştırma

Ders içindeki kısaltılmış tahmin kalıbıyla cümleyi tamamlayın: The road is badly damaged. ____ several months for the crew to repair it.

Cevabı göster

It's going to take

And in the interim, because there's very little demand uh for finished products, Kalıp ifadeler

3:59

Ve bu arada, bitmiş ürünlere olan talep çok az olduğu için,

Kalıp ifadeler

in the interim: bir değişiklikten önceki geçici dönem

In the interim, mevcut durum ile daha sonra gerçekleşmesi beklenen değişiklik arasındaki dönem anlamına gelir. Ardından gelen bilgi için geçici bir zaman çerçevesi oluşturur. Burada şirketlerin tedarik zincirlerinin toparlanmasını beklediği sırada geçerli olan durumu anlatmaya başlar. Hemen anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu resmî proje güncellemesini dersteki ifadeyle tamamlayın: The new server will be ready on Monday. ____, staff should use the backup system.

Cevabı göster

In the interim

few companies are going to want to uh resurrect that supply chain instantly Deyimler

4:03

birkaç şirket o tedarik zincirini anında canlandırmak isteyecek

Deyimler

resurrect that supply chain: bir tedarik ağını yeniden faaliyete geçirmek

Burada resurrect mecazdır: büyük ölçüde çalışmayı bırakmış bir tedarik zincirini yeniden işler duruma getirmek anlamına gelir. Fiil, ağı sanki “ölmüş” gibi gösterdiği için sıradan bir aradan daha derin veya uzun bir duruşu ima eder. Yapı resurrect + nesne şeklindedir. Bitmiş ya da etkisiz hâle gelmiş gibi görünen bir proje, hizmet, sistem veya kuruluşun yeniden faaliyete geçirilmesini anlatabilir; bu cümlede gerçek anlamda dirilmeden söz edilmez.

Alıştırma

Bir program beş yıl önce iptal edilmiş ve artık tamamen bittiği düşünülmüştür. Şimdi geri getirildiğini en iyi vurgulayan cümle hangisidir?

  1. The company is trying to resurrect the program.
  2. The company is trying to review the program.
  3. The company is trying to restart the program.
Cevabı göster

The company is trying to resurrect the program.

until they know that the economy has settled down. Öbek fiiller

4:07

ekonominin istikrar kazandığını anlayana kadar.

Öbek fiiller

the economy has settled down: ekonomide oynaklığın azalması

Özne ekonomi veya başka bir durum olduğunda settle down, güçlü değişim veya belirsizlik döneminin ardından sakinleşip daha istikrarlı hâle gelmek demektir. Buradaki has settled down, bu sakin durumun oluştuğunu ve şirketlerin sonraki kararı açısından önem taşıdığını gösterir. İfade, mutlaka toparlanmayı değil, oynaklığın azalmasını anlatır. Ekonomi zayıf bir seviyede de durulabilir; dolayısıyla bu ifade büyüme veya önceki duruma dönüş garantisi vermez.

Alıştırma

Haftalarca süren sert yükseliş ve düşüşlerden sonra fiyatlar dalgalanmayı bırakır, ancak düşük kalır. Hangi cümle yalnızca piyasanın artık daha az oynak olduğunu belirtir?

  1. The market has fully recovered.
  2. The market has settled down.
  3. The market has returned to its previous level.
Cevabı göster

The market has settled down.

The true extent of the damage to the world economy

4:12

Dünya ekonomisine verilen hasarın gerçek boyutu

will only start to become clear with the speed and strength of its recovery.

4:15

ancak toparlanmasının hızı ve gücüyle netleşmeye başlayacak.

The big question that economists are still trying to grapple with Kalıp ifadeler

4:21

Ekonomistlerin hala çözmeye çalıştığı asıl büyük soru

Kalıp ifadeler

grapple with: zor bir sorunla ciddi biçimde uğraşmak

Bu cümlede grapple with, zor bir sorunu anlamak veya çözmek için ciddi ve sürekli çaba göstermek demektir. Ekonomistler herhangi bir şeyle fiziksel olarak boğuşmuyor; fiil, zor bir şeyle mücadele etme yönündeki mecazi anlamını koruyor. Yaygın yapı grapple with + problem, soru, zorluk veya meseledir. Yalnızca konu hakkında düşünmeyi değil, zorluğu ve etkin çabayı vurgular.

Alıştırma

Bir komite zor bir etik sorunu çözmek için uzun süre ciddi çaba gösteriyor. Bu durumu en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. The committee is celebrating the ethical problem.
  2. The committee is grappling with the ethical problem.
  3. The committee is thinking briefly about the ethical problem.
Cevabı göster

The committee is grappling with the ethical problem.

is whether this is what they call a V-shaped uh recession Kültür

4:25

bunun V tipi dedikleri bir durgunluk mu,

or a U-shaped recession

4:28

yoksa U tipi bir durgunluk mu,

or an L-shaped recession.

4:30

yoksa L tipi bir durgunluk mu olduğu.

Kültür

V-shaped, U-shaped ve L-shaped resesyonlar

Ekonomi tartışmalarında bu harf biçimli etiketler, zaman içindeki değişimi bir resme dönüştürür: ilk çizgi düşüşü, geri kalan bölüm ise ekonominin ne kadar süre zayıf kaldığını ve toparlanıp toparlanmadığını gösterir. Böylece olası resesyon yolları hızlıca karşılaştırılabilir. Bu etiketler büyük V, U ve L harflerinin biçimlerine dayanan görsel birer kısaltmadır. Kesin tahminleri veya garantileri değil, olası örüntüleri anlatırlar.

Alıştırma

Ekonomik faaliyet sert biçimde düşüyor, birkaç yıl düşük kalıyor ve anlamlı bir toparlanma göstermiyor. En uygun etiket hangisidir?

  1. a V-shaped recession
  2. a U-shaped recession
  3. an L-shaped recession
Cevabı göster

an L-shaped recession

In a V-shaped recession,

4:33

V tipi bir resesyonda,

the economy suffers a rapid fall,

4:34

ekonomi hızlı bir düşüş yaşar,

but rebounds very quickly.

4:36

ancak çok hızlı bir şekilde toparlanır.

As opposed to a longer economic trough before recovery. Notlar

4:38

Toparlanmadan önceki daha uzun bir ekonomik çöküşün aksine.

Kalıp ifadeler

As opposed to: açık bir karşıtlık

As opposed to, hemen önce belirtilen düşünceyle karşıtlık oluşturan başka bir olasılığı sunar. Burada hızlı bir toparlanma ile toparlanma öncesinde daha uzun süren ekonomik dip dönemini karşılaştırır; altyazı, önceki düşünceye bağlı olan bir konuşma dili cümle parçasıdır. Bu yapıda opposed genellikle birinin etkin biçimde karşı çıktığı anlamına gelmez. İfadenin tamamı in contrast to gibi çalışır ve ardından bir isim öbeği, -ing biçimi ya da yapısal olarak ona denk başka bir unsur gelir.

Alıştırma

Kimsenin çevrim içi toplantılara karşı çıktığını söylemeden tarafsız bir karşılaştırma kuran seçenek hangisidir? Tamamlayın: We will meet in person, ___ online.

  1. opposed to
  2. as opposed to
  3. be opposed to
Cevabı göster

as opposed to

Kelime

Economic trough: toparlanma öncesindeki dip nokta

Economic trough, ekonomik faaliyet düştükten sonra ve toparlanma başlamadan önce görülen ekonomik döngünün en düşük aşamasıdır. Terim bir eğrinin şeklinden gelir: trough, bir düşüş ile yükseliş arasındaki alçak kısımdır. Bu altyazıda a longer economic trough, ekonominin bu düşük düzeyde ya da buna yakın bir düzeyde daha uzun süre kalması demektir. Fiziksel bir kap veya çukurluk anlamına gelmez.

Alıştırma

Ekonomi düşmeyi bırakmış ve büyüme yeniden başlamadan hemen önce en düşük noktasına gelmiştir. Bu aşamayı hangi terim adlandırır?

  1. an economic downturn
  2. an economic trough
  3. an economic peak
Cevabı göster

an economic trough

Or long-term recession.

4:43

Veya uzun vadeli durgunluk.

Now, the most encouraging news we've had so far

4:46

Şimdiye kadar aldığımız en cesaret verici haber

is that in China,

4:49

Çin'de,

uh which was the first economy to be hit,

4:51

yani darbe alan ilk ekonomide,

the latest figures suggest the most hopeful possibility,

4:53

en son rakamların en umut verici olasılığı,

which is that this is a V-shaped recession.

4:57

yani bunun V şeklinde bir resesyon olduğunu göstermesi.

Now, if China can do that,

4:59

Şimdi, eğer Çin bunu yapabilirse,

the hope is that Europe and America can do that

5:00

umut o ki Avrupa ve Amerika da bunu yapabilir

um later on when the lockdowns are lifted. Kalıp ifadeler

5:03

ileride kısıtlamalar kaldırıldığında.

Kalıp ifadeler

lockdowns are lifted: edilgen yapıyla resmî kaldırma

Burada lift, bir şeyi fiziksel olarak yukarı kaldırmak değil, “bir kısıtlamayı resmen kaldırmak veya sona erdirmek” demektir. Lockdown bir kısıtlama önlemidir; bu nedenle ifade, önlemin resmen kaldırılmasını anlatır. Yapı edilgendir: lockdowns + are + lifted. Odağı, kaldıran makamdan çok lockdown’ların sona ermesine verir. Aynı yapı restrictions, bans ve curfews ile de kullanılabilir.

Alıştırma

Bir şehir sokağa çıkma yasağını resmen sona erdiriyor. Bu değişikliği hangi cümle doğal biçimde bildirir?

  1. The curfew was relaxed.
  2. The curfew was raised.
  3. The curfew was lifted.
Cevabı göster

The curfew was lifted.

Europeans and Americans are also being helped by unprecedented government responses.

5:06

Avrupalılar ve Amerikalılar da hükümetlerin eşi benzeri görülmemiş tepkileriyle destekleniyor.

330 billion pounds.

5:12

330 milyar sterlin.

$2.2 trillion dollars in urgently needed relief. Kelime

5:17

2.2 trilyon dolar acil ihtiyaç duyulan yardım.

Kelime

urgently needed relief: yalnızca bir duygu değil, kriz yardımı

Bu ifadede relief, bir krizin yol açtığı zararı azaltmaya yönelik mali veya pratik yardım anlamına gelir. Yalnızca endişe sona erdiğinde hissedilen rahatlama duygusunu anlatmaz. Urgently needed, zarf + geçmiş zaman ortacı yapısında bir niteleyicidir: urgently, needed sözcüğünü güçlendirir ve yardımın hemen gerekli olduğunu gösterir. İfade bir bütün olarak desteğin hem zorunlu hem de acil olduğunu anlatır.

Alıştırma

“The charity sent emergency relief after the earthquake,” cümlesinde relief ne anlama gelir?

  1. Endişe sona erdikten sonra hissedilen rahatlama
  2. Krizden etkilenen kişilere yönelik düzenli yardım
  3. Fiziksel ağrının azalması
Cevabı göster

Krizden etkilenen kişilere yönelik düzenli yardım

These short-term protections might reduce the damage the economy suffers, Dilbilgisi

5:21

Bu kısa vadeli korumalar ekonominin uğradığı zararı azaltabilir,

but this pandemic could last a long time.

5:26

ancak bu pandemi uzun bir süre devam edebilir.

Dilbilgisi

might reduce ... could last: olasılığı temkinli ifade etmek

might reduce ve could last ifadelerinde might ve could, sonuçları kesin değil olası olarak sunar. İlk bölüm olası bir faydayı temkinli biçimde öngörür; ikinci bölüm ise uzun sürme ihtimaline dikkat çeker. Cümle, ihtimallerden birinin diğerinden daha yüksek olduğunu söylemez. Her iki kiplik fiilden sonra da fiilin yalın biçimi gelir: might + reduce ve could + last. Buradaki could, geçmişteki bir yeteneği değil, şimdiye veya geleceğe ait bir olasılığı ifade eder. Kipliklerden birini will ile değiştirmek tahmini daha kesin gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle iki sonucu da kesinlik olarak değil, temkinli biçimde olasılık olarak sunuyor?

  1. These measures reduced the damage, but the disruption lasted for months.
  2. These measures might reduce the damage, but the disruption could last for months.
  3. These measures will reduce the damage, and the disruption will last for months.
Cevabı göster

These measures might reduce the damage, but the disruption could last for months.

So, the difficult calculation for governments

5:30

Bu yüzden, hükümetler için yapılması zor olan hesap

is trading off the lives of people who will die from the coronavirus Öbek fiiller

5:32

koronavirüs nedeniyle ölecek insanların hayatları ile

versus the economic damage uh to the economy.

5:37

ekonomiye verilen ekonomik zarar arasında bir denge kurmaktır.

Öbek fiiller

trading off: birbiriyle çatışan maliyetleri dengelemek

Trading off, birini iyileştirmenin diğerini kötüleştirebildiği durumlarda birbiriyle çatışan iki hedefi, faydayı veya maliyeti dengelemek anlamına gelir. Bu cümlede, hükümetin virüs kaynaklı ölümler ile ekonomik zararı tartma görevini adlandırır. Burada trading off, is sonrasında gelen bir -ing yan cümlesidir ve zor hesabın nelerden oluştuğunu açıklar. İfade, basit ve gerçek anlamlı bir değiş tokuşu anlatmaz; insan hayatıyla paranın eşit değerde olduğunu da iddia etmez.

Alıştırma

Cümleyi 'birbiriyle çatışan iki hedefi dengelemek' anlamındaki öbek fiille tamamlayın: The design team had to ____ speed against accuracy.

Cevabı göster

trade off

Year-long lockdowns would cost America and the Eurozone Dilbilgisi

5:42

Bir yıl sürecek kapanmalar Amerika'ya ve Euro Bölgesi'ne

perhaps a third of their GDP.

5:46

GSYİH'lerinin belki de üçte birine mal olacak.

Dilbilgisi

cost + etkilenen taraf + miktar yapısı

Bu cümlede cost, “bir kişinin ya da kuruluşun bir şey kaybetmesine yol açmak” anlamındadır; “satın alma fiyatı olmak” anlamında değildir. Kalıp cost + etkilenen taraf + kaybedilen miktar şeklindedir: America and the Eurozone etkilenen taraflardır; a third of their GDP ise tahmin edilen kayıptır. Bu yapı yalnızca para için kullanılmaz. Sondaki miktar zaman, üretim, fırsat veya başka değerli bir kaynak olabilir. Would sonucu varsayımsal gösterir; perhaps ise tahminin kesinliğini azaltır.

Alıştırma

Hangi cümlede cost, bir olayın bir kuruluşa belirli miktarda kayıp yaşattığını anlatır?

  1. The power outage cost two days of production to the factory.
  2. The factory spent the power outage on two days of production.
  3. The power outage cost the factory two days of production.
Cevabı göster

The power outage cost the factory two days of production.

Models looking at America suggest that ending lockdowns would lessen that damage,

5:49

Amerika'yı inceleyen modeller kapanmaların sona erdirilmesinin bu zararı azaltacağını,

but would lead to around 1 million extra deaths.

5:54

ancak fazladan yaklaşık 1 milyon ölüme yol açacağını gösteriyor.

In the last 75 years since the Second World War,

5:58

İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana geçen son 75 yılda,

we've seen nothing like this. Kalıp ifadeler

6:01

böyle bir şey görmedik.

Kalıp ifadeler

nothing like this: karşılaştırılabilir bir örnek yok

See fiilinden sonra kullanılan nothing like this, “bununla karşılaştırılabilecek hiçbir olay veya durum yok” anlamına gelir. Konuşan kişi, mevcut durumun olağan dışı olduğunu ya da karşılaştırılan dönem içinde bilinen bir örneğinin bulunmadığını söylüyor. “Bunu sevmiyorum” anlamına gelmez. Burada like, “benzer” anlamındaki bir edattır; nothing ise seen fiilinin nesnesidir.

Alıştırma

“We've seen nothing like this,” cümlesinde nothing like this ne anlama gelir?

  1. Gördüğümüz şeyden hoşlanmıyoruz.
  2. Bununla karşılaştırılabilecek hiçbir şey görmedik.
  3. Birçok benzer durum gördük.
Cevabı göster

Bununla karşılaştırılabilecek hiçbir şey görmedik.

Governments have not reacted on this scale.

6:02

Hükümetler bu ölçekte tepki vermemişti.

So, although it's terrible, Anlatım akışı

6:04

Bu yüzden, her ne kadar korkunç olsa da,

uh in a way it shows our humanity

6:07

bir bakıma insanlığımızı gösteriyor

Anlatım akışı

although it's terrible ... in a way: ödünlemenin ardından sınırlı bir bakış açısı

Although it's terrible önce ciddi bir olumsuz gerçeği kabul eder. Bu ödünleme, konuşanın başka bir yorum sunmadan önce zararı görmezden gelmediğini gösterir. Ardından in a way olumlu iddianın kapsamını sınırlar; “bir açıdan” veya “bir bakımdan” anlamına gelir. İki ifade birlikte mesajı “Kötü gerçeği kabul ediyorum, ancak bunu olumlu ve sınırlı bir açıdan anlamak da mümkün” biçiminde düzenler; terrible yargısını ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Hangi cümle bir olumsuzluğu gerçekten kabul edip ardından sınırlı bir olumlu yorum sunuyor?

  1. Although the delay is frustrating, it proves that delays are always good.
  2. Although the delay is frustrating, in a way it gives us time to improve the plan.
  3. The delay gives us more time, so it is not frustrating in any way.
Cevabı göster

Although the delay is frustrating, in a way it gives us time to improve the plan.

that we want to reduce uh the number of deaths so much Dilbilgisi

6:09

ölüm sayısını o kadar çok azaltmak istiyoruz ki

that we're willing to put up with all these restrictions Öbek fiiller

6:12

tüm bu kısıtlamalara katlanmaya razıyız

Dilbilgisi

so much that: sonuca yol açan yüksek derece

So much that yapısında so much çok yüksek bir dereceyi ifade eder, that ise bu derecenin doğurduğu sonucu başlatır. Burada ölüm sayısını azaltma isteği, insanların kısıtlamaları kabul etmeye hazır olacağı kadar güçlüdür. Yeniden kullanılabilen kalıp fiil + so much that + sonuç cümlesidir: want something so much that ..., care so much that ... veya miss someone so much that .... Buradaki that bir cümleyi bağlar; “şu şey” anlamındaki bir işaret sözcüğü değildir.

Alıştırma

Cümleyi, much ile kurulan ve “öyle yüksek bir derecede ki” anlamına gelen üç sözcüklü sonuç kalıbıyla tamamlayın: The team wanted to fix the problem ____ they worked through lunch.

Cevabı göster

so much that

Öbek fiiller

put up with: hoş olmayan bir şeye katlanmak

Put up with, rahatsız edici bir şeye “katlanmak” veya “tahammül etmek” demektir. Bir şey can sıkıcı, zor veya uygunsuz olduğu hâlde onu kabul etmeyi sürdürdüğünüzde kullanılır. Bu cümlede all these restrictions, insanların katlanmaya razı olduğu istenmeyen yükü ifade eder. Anlam üç sözcüklü öbek fiilin tamamından gelir; put, up ve with sözcüklerini ayrı ayrı çevirmeyin. put up with + isim, zamir veya -ing biçimi yapısını kullanın: put up with noise, put up with it veya put up with waiting.

Alıştırma

Cümleyi “katlanmak” anlamına gelen üç sözcüklü öbek fiille tamamlayın: I can handle one noisy night, but I cannot ____ this music every evening.

Cevabı göster

put up with

and we're willing to accept a big hit to economic activity. Deyimler

6:14

ve ekonomik aktivitede büyük bir darbe almayı kabul etmeye razıyız.

Deyimler

a big hit to economic activity: ciddi bir olumsuz etki

A big hit to economic activity, ekonomik faaliyet üzerinde ciddi bir olumsuz etki demektir. Hit burada mecazidir: Ekonomi güçlü bir darbe almış gibi anlatılır; bunun sonucunda faaliyet azalır veya sekteye uğrar. Başka durumlara aktarılabilen yapı a/an + büyüklük ya da şiddet belirten sıfat + hit to + etkilenen şey biçimindedir; örneğin a major hit to confidence. Burada big zararın boyutunu, accept ise bu ekonomik maliyetin isteyerek üstlenildiğini gösterir.

Alıştırma

“The delay was a big hit to sales,” cümlesinde a big hit to sales ne anlama gelir?

  1. Satışları artıran çok popüler bir ürün
  2. Yönü belirtilmemiş nötr bir satış değişimi
  3. Satışlar üzerinde ciddi bir olumsuz etki
Cevabı göster

Satışlar üzerinde ciddi bir olumsuz etki

I'm Philip Coggan.

6:19

Ben Philip Coggan.

I'm reporting for The Economist on the financial crisis

6:20

The Economist için pandemi tarafından yaratılan

that's been created by the pandemic.

6:22

finansal kriz hakkında haber yapıyorum.

If you want to read more,

6:24

Daha fazlasını okumak isterseniz,

click on the link opposite.

6:26

yandaki bağlantıya tıklayın.

And thank you for watching.

6:27

Ve izlediğiniz için teşekkürler.