Covid-19: Ekonomi için sonuçlar ne kadar kötü olacak?: İngilizce çalışma notları
The Economist
Video özeti: Haber, COVID-19'un piyasa ve tedarik zincirlerine verdiği zararı, toparlanmayı ve sağlık ile ekonomi arasındaki seçimleri inceliyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. dot-com bubble burst — Kültür ve bağlam: teknoloji hisseleri balonunun çöküşünü ve bu örneğin pandemi düşüşünün hızını neden vurguladığını anlayın. 2. bedrock of — Mecazlı ifadeler: Çin'i tedarik zincirlerinin vazgeçilmez temeli olarak sunan metaforu tanıyın ve bir sistemi destekleyen unsurlar için kullanın. 3. trading off — Phrasal verb: zararlar arasında denge kurmayı anlayın; bir tarafı iyileştirmenin diğerini kötüleştirebildiği politika, maliyet veya güvenlik kararlarında trade off A versus B kullanın.
Bu derste
“economies are crumbling” ifadesinin mecaz anlamı
Bu cümlede economies are crumbling, birçok yerdeki ekonomik sistemlerin ciddi biçimde zayıfladığı ve istikrarını kaybettiği anlamına gelir. Crumble sözcüğü gerçek anlamda bir şeyin küçük parçalara ayrılmasını anlatır; ancak burada fiziksel bir olay değil, mecaz söz konusudur. Bu imge, gerilemeyi hızlı, ciddi ve durdurulması zor gösterir. Benzer bir kullanım; kurumların, planların, desteğin veya güvenin dağılmaya başladığını da anlatabilir.
Alıştırma
“Around the world, economies are crumbling.” cümlesinde are crumbling ne anlama gelir?
- Yavaş ama istikrarlı biçimde büyüyorlar.
- Ciddi biçimde zayıflıyor ve daha istikrarsız hâle geliyorlar.
- Fiziksel olarak daha küçük parçalara ayrılıyorlar.
Cevabı göster
Ciddi biçimde zayıflıyor ve daha istikrarsız hâle geliyorlar.
Coronavirus has oil below $50 a barrel.
0:12Koronavirüs petrolü varil başına 50 doların altına düşürdü.
US demand in China has dropped off substantially. Öbek fiiller
0:14ABD'nin Çin'deki talebi önemli ölçüde azaldı.
“Azalmak” anlamındaki dropped off
Burada dropped off, “azaldı” veya “daha düşük hâle geldi” anlamına gelir. Talep büyük ölçüde azalmıştır; substantially, değişimin önemli boyutta olduğunu gösterir. Talep, satış, trafik, katılım veya performans gibi ölçülerle kullanıldığında drop off genellikle geçişsizdir: azalan ölçünün kendisi özne olur. Bu cümlede bir kişiyi bir yere götürüp bırakmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “azaldı” anlamına gelen iki sözcüklü deyimsel fiille tamamlayın: After the holiday season, website traffic ____ sharply.
Cevabı göster
dropped off
You’re impacting the demand for copper, iron ore,
0:17Bakır ve demir cevheri talebini etkiliyorsunuz,
America's Department of Labor has recorded the highest ever number of new unemployment claims in the past 2 weeks. Kelime
0:21Amerika Çalışma Bakanlığı son 2 haftada şimdiye kadarki en yüksek yeni işsizlik başvurusu sayısını kaydetti.
İş gücü piyasası haberlerinde unemployment claims
Burada unemployment claims, bir devlet sistemi üzerinden yapılan işsizlikle ilgili ödenek başvurularını ifade eder. Claim, bir ödeme veya hak için yapılan resmî talep anlamındaki isimdir; dayanaksız iddia anlamına gelmez. Cümle, belirli bir dönemde yapılan idari başvuruları sayar. Yeni başvurulardaki keskin artış genellikle iş gücü piyasasındaki baskıya işaret eder; ancak ölçü gerçekten yapılmış başvurulara dayanır.
Alıştırma
İş gücü piyasası haberlerinde new unemployment claims en doğrudan neyi sayar?
- Yeni işsizlik ödeneği başvuruları
- Ekonomi hakkında doğrulanmamış iddialar
- Şu anda işsiz olan herkes
Cevabı göster
Yeni işsizlik ödeneği başvuruları
Governments had modeled the impact of a pandemic on their economies, Kalıp ifadeler
0:31Hükümetler bir pandeminin ekonomileri üzerindeki etkisini modellemişlerdi,
model the impact of A on B yapısı
Bu cümlede modeled fiildir: hükûmetler, bir pandeminin ekonomilerine ne yapacağını tahmin etmek için veriler, varsayımlar ve senaryolar kullandı. Burada fiziksel bir model yapmak veya sergilemek değil, analitik simülasyon kastedilir. Yeniden kullanılabilir kalıp model the impact of A on B şeklindedir. A, incelenen olayı veya nedeni; B ise etkilenen sistemi, grubu ya da sonucu belirtir. Burada a pandemic A, their economies ise B'dir.
Alıştırma
Cümleyi model the impact of A on B kalıbıyla tamamlayın: The researchers used simulations to ____ extreme heat ____ city hospitals.
Cevabı göster
model the impact of · on
Güçlü olumsuzluk için “in no way prepared”
Burada in no way, prepared sözcüğündeki olumsuzluğu güçlendirir: Hiç hazırlıklı değillerdi. Bu ifade, onların herhangi bir açıdan veya herhangi bir ölçüde hazırlıklı sayılmasının doğru olmadığını belirtir. in no way + sıfat veya geçmiş zaman ortacı kalıbı, bir nitelemeyi reddetmenin resmî ve güçlü bir yoludur: in no way responsible, in no way connected, in no way ready.
Alıştırma
“The team was in no way prepared” ne anlama gelir?
- Ekibe muhtemelen ihtiyaç duyulmayacaktı.
- Ekip yalnızca belirli bir açıdan hazırlıklıydı.
- Ekip tamamen hazırlıksızdı.
Cevabı göster
Ekip tamamen hazırlıksızdı.
The indication is that um economic activity has been sledgehammered Deyimler
0:37Belirtiler ekonomik faaliyetin balyoz yemiş gibi olduğu yönünde
Güçlü bir mecaz olarak “sledgehammered”
Sledgehammered, sledgehammer yani “balyoz” ismini fiile dönüştürür. Bu cümlede mecaz anlamdadır: Ekonomik faaliyet ani, son derece ağır ve yıkıcı bir kuvvetin darbesini almıştır. Gerçek bir balyoz söz konusu değildir. Edilgen has been sledgehammered yapısı economic activity ifadesini darbeyi alan konuma yerleştirir. Bu seçim, düşüşü tarafsız biçimde ölçmek yerine etkinin şiddetini ve yıkıcılığını vurgular.
Alıştırma
“The new restrictions sledgehammered local trade,” cümlesinde sledgehammered neyi ifade eder?
- Yerel ticaret ani ve son derece ağır bir darbe aldı.
- Yerel ticaret yavaş ve istikrarlı biçimde gelişti.
- Yerel ticaret ağır bir aletle ölçüldü.
Cevabı göster
Yerel ticaret ani ve son derece ağır bir darbe aldı.
Just how deep is the crisis for the world economy? Dilbilgisi
0:43Dünya ekonomisi için krizin boyutu ne kadar derin?
Vurgulu derece sorularında Just how + sıfat
Just how deep... ifadesinde just, how sözcüğünü güçlendirir. Soru, krizin kesin veya muhtemelen şaşırtıcı derecesini sorar; daha basit bir ifadeyle, “Bu kriz gerçekte ne kadar derin?” anlamına gelir. Buradaki just, “yalnızca” veya “az önce” demek değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp just how + sıfat/zarf + soru yapısıdır. Derecenin belirsiz ve önemli olduğunu gösterir ve çoğu zaman daha ayrıntılı bir analize giriş yapar.
Alıştırma
Bu açıklamadaki vurgulu derece kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: No one knows ____ serious the damage is.
Cevabı göster
just how
the world's biggest stock markets have turned red. Deyimler
0:55dünyanın en büyük borsaları kırmızıya büründü.
Borsa haberlerinde turned red
Burada turned “hâline geldi”, red ise birçok İngiliz ve uluslararası piyasa ekranında fiyat düşüşlerini göstermek için kullanılan renk anlamındadır. Cümle, büyük borsaların düşüşe geçtiğini söyler; piyasalar kelimenin gerçek anlamıyla renk değiştirmemiştir. Bu, piyasa yorumlarında yaygın olan sıkıştırılmış bir görsel anlatımdır. Rengi grafik geleneği ve finansal bağlam üzerinden yorumlayın; bazı piyasaların farklı renk sistemleri kullandığını da unutmayın.
Alıştırma
Bir İngiliz piyasa haberinde “the indexes turned red” büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Endeksler genel olarak düştü.
- Endeksler daha kârlı hâle geldi.
- Endeks adları yeni bir yazı biçimiyle basıldı.
Cevabı göster
Endeksler genel olarak düştü.
It falls like that because investors suddenly have to recalculate
0:59Bu şekilde düşüyor çünkü yatırımcılar aniden yeniden hesaplamak zorunda kalıyor
the future for the economy and the future for corporate profits
1:04ekonominin ve şirket karlarının geleceğini
and adjust their figures sharply downwards.
1:07ve rakamlarını keskin bir şekilde aşağı yönlü ayarlıyorlar.
And then they tend to sell uh assets uh which are the most liquid. Notlar
1:09Ve sonra en likit varlıkları satma eğiliminde oluyorlar.
Tend to sell: olağan bir eğilimi anlatmak
Tend to + fiilin yalın hâli, her seferinde olan bir şeyi değil, genellikle görülen veya olma ihtimali yüksek bir örüntüyü anlatır. Buradaki they tend to sell, satış yapmayı kesin bir tahmin olarak değil, yatırımcıların yaygın tepkisi olarak sunar. Davranışlar veya olaylar hakkında temkinli bir genelleme yapmak için özne + tend(s) to + fiilin yalın hâli yapısını kullanın.
Alıştırma
Cümleyi genellikle, fakat her zaman değil anlamındaki iki kelimelik İngilizce yapıyla tamamlayın: During exam season, students ____ sleep less.
Cevabı göster
tend to
Liquid assets: kolayca nakde çevrilebilen varlıklar
Finans bağlamında liquid, hızla satılıp fazla zorluk olmadan nakde çevrilebilen bir varlığı anlatır. Buradaki the most liquid assets, yatırımcıların nakde ihtiyaç duyduklarında en kolay satabildikleri varlıklardır. Likidite, nakde çevirmenin kolaylığını ve hızını belirtir; varlığın kalitesini, güvenliğini veya kârlılığını kendiliğinden göstermez.
Alıştırma
'The company keeps some liquid assets for emergencies,' cümlesinde liquid ne anlama gelir?
- Değer kazanacağı kesin
- Hızla satılıp nakde çevrilmesi kolay
- Akışkan bir maddeden yapılmış
Cevabı göster
Hızla satılıp nakde çevrilmesi kolay
Often those are the big companies in the S&P 500.
1:15Genellikle bunlar S&P 500'deki büyük şirketlerdir.
The S&P 500 had its quickest bear market decline in history. Kelime
1:18S&P 500 tarihindeki en hızlı ayı piyasası düşüşünü yaşadı.
bear market: uzun süreli piyasa düşüşü
Bear market, yalnızca kötü geçen tek bir işlem günü değil, piyasanın geniş çaplı ve uzun süreli düşüş dönemidir. Finans haberlerinde çoğu zaman büyük bir endeksin yakın zamandaki zirvesinden en az %20 düşmesi anlamına gelir; ancak tanım değişebilir. Buradaki had its quickest bear market decline, S&P 500'ün daha önce hiç olmadığı kadar hızlı biçimde ayı piyasası bölgesine girdiğini anlatır. Bear, finansal bir terimin parçasıdır; hayvana yapılan gerçek anlamlı bir gönderme değildir.
Alıştırma
Uzun süreli bir düşüşün ardından yakın zamandaki zirvesinin %22 altında bulunan geniş kapsamlı bir hisse endeksini en iyi hangi terim tanımlar?
- bear market
- market crash
- market correction
Cevabı göster
bear market
the dot-com bubble burst: dot-com balonunun patlaması
Dot-com balonu, heyecan ve spekülasyonun birçok internet şirketinin değerlemesini sürdürülemez düzeylere çıkardığı 1990'ların sonundaki internet şirketi hisseleri yükselişiydi. Balon 2000 yılı civarında patladı ve birçok teknoloji hissesi ile şirketi keskin biçimde değer kaybetti. Bu ifadede bubble ve burst ekonomik metaforlardır: bubble, aşırı şişmiş bir yükseliş dönemidir; bursts olduğunda bu yükseliş çöker. Baştaki When yan cümlesi, bu tanınmış olayı sonraki karşılaştırma için zaman referansı olarak kullanır.
Alıştırma
Bu cümlede the dot-com bubble burst ne anlama gelir?
- Büyük bir internet sitesi aniden çalışmayı durdurdu.
- Aşırı değerlenmiş internet şirketi hisseleri spekülatif bir yükselişin ardından çöktü.
- İnternet şirketleri yeni bir hızlı büyüme dönemine başladı.
Cevabı göster
Aşırı değerlenmiş internet şirketi hisseleri spekülatif bir yükselişin ardından çöktü.
it took almost 2 years for the S&P 500 to drop by 49%.
1:26S&P 500'ün %49 düşmesi neredeyse 2 yıl sürdü.
The 2007 to 2009 financial crisis led to a fall of almost 60% Kalıp ifadeler
1:312007'den 2009'a kadar süren finansal kriz neredeyse %60'lık bir düşüşe yol açtı
led to a fall of almost 60%: neredeyse %60'lık bir düşüşe yol açtı
Led to, bir nedeni sonucu ile bağlar. Bu cümlede mali kriz neden, a fall ise sonuçtur. Yapı, neden + led to + a fall of + miktar şeklindedir. Of, düşüşün büyüklüğünü belirtir; bu nedenle almost 60%, değerin yaklaşık %60 azaldığı anlamına gelir. Son değerin %60 olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümlenin üretimin %25 azaldığı anlamına gelmesi için of veya to ile tamamlayın; son düzeyin %25 olduğu anlamına gelmemelidir: The equipment failure led to a fall ____ 25% in output.
Cevabı göster
of
The coronavirus pandemic has already seen the market fall by a third
1:40Koronavirüs pandemisi halihazırda piyasanın üçte bir oranında düştüğünü gördü
This crash has been so quick because it was such a shock. Dilbilgisi
1:47Bu çöküş bu kadar hızlı oldu çünkü çok büyük bir şoktu.
so quick ... such a shock: so + sıfat ve such + isim öbeği
So + sıfat, bir niteliğin derecesini vurgular: so quick, son derece hızlı anlamına gelir. Such + a/an + tekil sayılabilen isim, bir şeyin türünü veya şiddetini vurgular: such a shock, çok büyük ya da şaşırtıcı bir şok anlamına gelir. Yapıyı derece belirtecinden sonra gelen sözcüğe göre seçin: quick bir sıfat, a shock ise bir isim öbeğidir. Bu nedenle bu yapılarda such quick ve so a shock kullanılamaz.
Alıştırma
so ve such ile tamamlayın: The movie was ____ funny because it had ____ a clever script.
Cevabı göster
so · such
there was actually quite a long lead up. Kelime
1:53aslında oldukça uzun bir hazırlık dönemi vardı.
Bir olaydan önceki dönemi anlatan isim lead-up
Burada lead up, önemli bir olaydan önceki gelişmeler dönemini anlatan sayılabilir lead-up ismi olarak kullanılır. A long lead-up, son olayın aniden gerçekleşmesi yerine öncesinde uzun bir hazırlık süreci bulunduğunu anlatır. Özenle düzenlenmiş yazılarda isim genellikle kısa çizgiyle yazılır: a lead-up to something. Altyazıdaki lead up yazımı, ifadeyi fiil öbeğine dönüştürmez.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz, standart olarak kısa çizgiyle yazılan isimle tamamlayın: There was a long ____ to the product launch.
Cevabı göster
lead-up
It was a good long 18 months of bad news. Kelime
1:56Kötü haberlerle dolu 18 uzun ay boyunca devam etti.
Günlük bir güçlendirici olarak good long
good long 18 months ifadesinde good, hoş veya olumlu anlamına gelmez. Long sözcüğünü günlük bir biçimde güçlendirir; dolayısıyla ifade tam ve belirgin biçimde uzun 18 ay anlamına gelir. Ardından gelen bad news sözleri de burada niteliğin değil sürenin anlatıldığını doğrular. Bu kullanım a good long time veya a good long wait gibi ifadelerde sık görülür. Good ile long sözcüklerini, miktarı vurgulayan bir bütün olarak okuyun.
Alıştırma
Bu cümlede good long ne anlama gelir? We waited a good long three hours for the repair.
- Üç saate yakın, ama tam değil
- Keyifli üç saat
- Tam ve belirgin biçimde uzun üç saat
Cevabı göster
Tam ve belirgin biçimde uzun üç saat
deus ex machina
Deus ex machina, “makineden gelen tanrı” anlamındaki Latince bir ifadedir. Antik tiyatroda bir tanrı, olay örgüsündeki sorunu birden çözmek için mekanik bir düzenekle sahneye indirilebilirdi. Modern İngilizcede genellikle zor bir durumu aniden değiştiren veya çözen dışarıdan bir müdahaleyi ifade eder. Burada akıllıca bir çözümü övmek için değil, öngörülemeyen bir dış şoku anlatmak üzere daha geniş anlamda kullanılmıştır.
Alıştırma
Mevcut hiçbir ekonomik modelin öngörmediği bir olaya deus ex machina deniyor. İfade burada neyi vurguluyor?
- Ekonomik modele önceden dâhil edilmiş, dikkatle planlanmış bir çözüm
- Durumu aniden değiştiren, öngörülemeyen dışsal bir olay
- Kötü haberin yol açtığı üzüntü duygusu
Cevabı göster
Durumu aniden değiştiren, öngörülemeyen dışsal bir olay
bolt from the blue: tamamen beklenmedik bir şok
A bolt from the blue, tamamen beklenmedik bir haber veya olay için kullanılan bir deyimdir. İmgesi, açık mavi bir gökten yıldırım düşmesidir; bu nedenle temel anlamı yalnızca “çok hızlı” değil, “hiçbir uyarı olmadan”dır. Örnekte ifade, şokun kendisini ani ve öngörülmemiş bir olay olarak adlandırır. Blue üzüntüyü değil açık gökyüzünü, bolt ise burada yıldırımı ifade eder.
Alıştırma
Hiçbir uyarı olmadan gerçekleşen önemli bir olayı anlatan deyimi tamamlayın: The sudden closure came as a ____.
Cevabı göster
bolt from the blue
"We're just not pricing in the risk of a pandemic." Öbek fiiller
2:06"Biz sadece bir pandemi riskini fiyatlamıyoruz."
pricing in the risk: riski fiyatlara yansıtmak
Burada price in, bilinen bilgileri bir varlığın mevcut fiyatına veya değerlemesine dahil etmek demektir. Pricing in the risk, pandeminin olası mali etkilerinin yatırımcıların varlıklara bugün biçtiği değeri etkilemesi demektir. Bu, riskin kendisine ayrı bir fiyat koymak anlamına gelmez. Söylenen, mevcut fiyatların bu riski henüz tam olarak yansıtmadığıdır.
Alıştırma
Cümleyi price in ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The market is already ____ a possible interest-rate cut.
Cevabı göster
pricing in
imposed the kind of lockdown on a global economy
2:11küresel bir ekonomiye bu tür bir kapanma dayatmadı
So, this was not something people had in their models.
2:16Yani, bu insanların modellerinde olan bir şey değildi.
In an effort to + fiilin yalın hâli
In an effort to bir eylemin amacını açıklar ve ardından in an effort to stop örneğindeki gibi fiilin yalın hâli gelir. Eylemi, bir hedefe ulaşma girişimi olarak sunar. Bu ifade sonuca değil, niyete odaklanır. Çabanın başarılı olduğunu söylemez. Basit bir to amaç yapısına göre girişimi daha fazla vurgular ve haberlerde ve resmî yazılarda yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi effort içeren resmî amaç ifadesiyle tamamlayın: ____ reduce traffic, the city added more buses.
Cevabı göster
In an effort to
have been forced to close: present perfect edilgen yapıda zorunluluk
have been forced to close ifadesinde have been forced, force fiilinin present perfect edilgen biçimidir. Have tamamlanmışlık anlamını verir, been edilgen yapıyı kurar, forced geçmiş zaman ortacıdır ve to close yapılması istenen eylemi belirtir. Bu yapı, işletmeleri dış baskıya maruz kalan taraf olarak sunar ve baskıyı kimin uyguladığından çok, sonucu ve bu sonucun şimdiyle bağlantısını öne çıkarır. Burada close geçişsizdir: işletmeler faaliyetlerini durdurur; bir nesneyi kapatmazlar.
Alıştırma
Cümleyi force fiilinin present perfect edilgen biçimi ve ardından to close kullanarak tamamlayın: After repeated safety violations, the factory ____ by the authorities.
Cevabı göster
has been forced to close
and citizens isolated at home on an unprecedented scale worldwide. Kalıp ifadeler
2:24ve vatandaşlar dünya çapında benzeri görülmemiş bir ölçekte evlerinde izole edildi.
on an unprecedented scale: benzeri görülmemiş bir ölçekte
On an unprecedented scale, “daha önce hiç görülmemiş veya bilinmemiş bir kapsam ya da büyüklükte” anlamına gelir. Buradaki scale, bir şeyin ne kadar büyük veya yaygın olduğunu ifade eder; tartı, harita ölçeği ya da müzik dizisi anlamına gelmez. on a ... scale kalıbı, bir olayın veya faaliyetin büyüklüğünü sınıflandırmayı sağlar. Unprecedented eklenmesi güçlü bir tarihsel karşılaştırma oluştururken, bu cümlede worldwide coğrafi kapsamı ayrıca belirtir.
Alıştırma
Odak noktası faaliyetin toplam büyüklüğü ve kapsamı olduğunda cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: The relief effort expanded ____ after the earthquake.
- to an unprecedented degree
- at an unprecedented rate
- on an unprecedented scale
Cevabı göster
on an unprecedented scale
the impact of which will be greater on some industries in particular. Dilbilgisi
2:33ve etkisi özellikle bazı endüstrilerde daha büyük olacak.
the impact of which: resmî bir ilgi yapısı
the impact of which ifadesi, tanımlayıcı olmayan bir ilgi tümcesinin parçasıdır. Which daha önce sözü edilen krize gönderme yapar; of which ise bu kriz ile impact adını birbirine bağlar: krizin etkisi. Of sözcüğünü which sözcüğünün önüne getirmek, bir adı daha önce belirtilen bir şey veya düşünceyle ilişkilendirmenin resmî bir yoludur: ad + of which. Virgülden sonraki tümce ek bilgi verir; hangi krizden söz edildiğini belirlemez. Bu cümlede which, daha sonra gelen industries sözcüğüne gönderme yapmaz.
Alıştırma
Cümleyi impact ve of which ile kurulan resmî ifadeyle tamamlayın: The university adopted a new admissions policy, ____ will be assessed after one year.
Cevabı göster
the impact of which
The industries which are hit hardest are those which are related to the consumer.
2:38En çok etkilenen sektörler tüketiciyle bağlantılı olanlardır.
that's hospitality, both hotels and restaurants,
2:44hem oteller hem de restoranlar olmak üzere konaklama sektörü,
locked down: normal faaliyeti durdurmaya zorlanmış
Burada locked down, işletmelerin kamuya yönelik kısıtlamalar nedeniyle kapanmaya veya normal faaliyetlerini durdurmaya zorlandığı anlamına gelir. Yalnızca kapıların kilitlendiği anlamına gelmez ve ifade tek başına kalıcı kapanış belirtmez. have been locked down yapısı edilgen present perfect biçimidir. Kısıtlamaya dışarıdaki yetkililer veya kurallar neden olur; etkilenen işletmeler ise eyleme maruz kalır.
Alıştırma
Bir raporda ‘Under the public-health order, several shopping centers were locked down.’ deniyor. Burada were locked down ne anlama gelir?
- Rutin bakım sırasında kapılarına yeni kilitler takıldı.
- Kalıcı olarak faaliyetlerine son verdiler.
- Resmî kısıtlamalara tabi tutuldular ve normal biçimde faaliyet gösteremediler.
Cevabı göster
Resmî kısıtlamalara tabi tutuldular ve normal biçimde faaliyet gösteremediler.
And many of these companies will have high costs
2:50Ve bu şirketlerin birçoğunun yüksek maliyetleri olacak
So, suddenly you have lots of costs continuing and absolutely no revenues,
2:55Yani aniden çok sayıda maliyetiniz devam ediyor ve kesinlikle hiçbir geliriniz yok,
uh which is the worst possible outcome for these businesses.
3:00bu da bu işletmeler için mümkün olan en kötü senaryo.
But even if a business isn't directly losing out from people staying at home, Öbek fiiller
3:04Ancak bir işletme insanların evde kalmasından doğrudan zarar görmese bile,
losing out from + neden
Burada lose out, dezavantajlı duruma düşmek veya normalde elde edilebilecek bir faydayı kaçırmak demektir. Yalnızca bir şeyi kaybetmeyi değil, olumsuz sonucu vurgular. from people staying at home ifadesi bu dezavantajın nedenini belirtir. From, lose out öbek fiilinin kendi parçası değildir; anlatılan ilişkiye göre lose out sonrasında farklı edatlar kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede lose out, bir dezavantajın nedenini belirtmek için from ile kullanılmıştır?
- Small shops may lose out from customers shopping elsewhere.
- Small shops may lose out to larger online retailers.
- Small shops may lose out on the chance to reach new customers.
Cevabı göster
Small shops may lose out from customers shopping elsewhere.
lockdowns are having a devastating ripple effect. Deyimler
3:08kapanmaların yıkıcı bir dalgalanma etkisi var.
ripple effect: yayılan dolaylı sonuçlar
Ripple effect, küçük bir hareketten sonra su üzerinde yayılan halkalardan gelen bir benzetmedir. Bu cümlede kapanmalar yalnızca ilk temas ettikleri insanları veya işletmeleri etkilemez; sonuçlar ekonominin bağlantılı bölümleri boyunca yayılır. Bu ifade dolaylı ve yayılan sonuçları vurgular. Sonraki her etkinin aynı anda gerçekleştiği, aynı büyüklükte olduğu veya mutlaka olumsuz olduğu anlamına gelmez; bu ayrıntıları bağlam sağlar.
Alıştırma
Yeni bir tren istasyonu kafelere daha fazla müşteri getiriyor, yakındaki kiraları artırıyor ve yerel trafik düzenini değiştiriyor. Bu çeşitli dolaylı sonuçları en iyi hangi ifade tanımlar?
- a ripple effect
- a domino effect
- a direct effect
Cevabı göster
a ripple effect
Modern industry relies on goods and materials crossing borders.
3:12Modern endüstri, sınırları aşan mal ve malzemelere dayanır.
When they can't, production around the world is endangered.
3:16Aşılamadığında, dünya çapında üretim tehlikeye girer.
The coronavirus caused a break in the biggest link in this vast global supply chain. Kelime
3:20Koronavirüs, bu geniş küresel tedarik zincirindeki en büyük halkanın kopmasına neden oldu.
bağlantılı bir uluslararası sistem olarak global supply chain
Global supply chain; ham maddeleri, parçaları, üretim çalışmalarını ve bitmiş ürünleri tedarikçilerden müşterilere doğru ülkeler arasında taşıyan bağlantılı sistemdir. Buradaki chain mecazdır: her kuruluş veya aşama, aynı sistemin bağlantılı bir halkasıdır. Önemli bir halkadaki kopma, başka yerlerde üretimi ve teslimatı aksatabilir.
Alıştırma
Ham maddeleri, yurt dışındaki fabrikaları, taşımayı ve teslimatı kapsayan bağlantılı uluslararası sistemi en iyi hangi ifade adlandırır?
- distribution network
- value chain
- global supply chain
Cevabı göster
global supply chain
where uh the disease started really to be seen in December
3:27hastalığın gerçekten Aralık ayında görülmeye başlandığı
And China is the bedrock of the global supply chain. Deyimler
3:33Ve Çin, küresel tedarik zincirinin temel taşıdır.
temel mecazı olarak bedrock of
Bedrock of ifadesindeki bedrock, üzerindeki her şeyi destekleyen sağlam zemin için kullanılan bir mecazdır. X is the bedrock of Y, X’in Y için temel ve vazgeçilmez bir dayanak olduğu anlamına gelir. Burada Çin, küresel tedarik zincirinin temel bir parçası olarak sunulur. Gerçek bir kayadan söz edilmez ve Çin’in zincirin tek bileşeni olduğu da söylenmez.
Alıştırma
Karşılıklı güvenin ekibin temel dayanağı olduğunu anlatan ifadeyi seçin: “Mutual trust is the ___ a strong team.”
- topic of
- bedrock of
- result of
Cevabı göster
bedrock of
Businesses started to look for alternative suppliers,
3:37İşletmeler alternatif tedarikçiler aramaya başladı,
uh but of course that was a race to try and find the few that had spare capacity. Kelime
3:41ancak elbette bu, yedek kapasitesi olan az sayıdaki yeri bulmaya yönelik bir yarıştı.
spare capacity: kullanılmayan üretim kapasitesi
Bu cümlede spare capacity, bir tedarikçinin üretim kapasitesinin o anda kullanılmayan ve ek iş alabilecek kısmını ifade eder. Spare, arttığı için kullanılabilir olan; capacity ise bir binanın alabileceği kişi sayısını değil, üretme yeteneğini anlatır. Bu ifade asıl darboğazı açıklar: şirketlerin yalnızca uygun ekipmana sahip tedarikçileri değil, o anda yeni sipariş alabilecek tedarikçileri bulması gerekiyordu.
Alıştırma
İngilizce cümleyi, daha fazla üretmek için kullanılabilecek boş kapasite anlamındaki iki sözcüklü iş terimiyle tamamlayın: The factory can accept another order because it has ____.
Cevabı göster
spare capacity
alternative suppliers have become fewer and further between. Deyimler
3:49alternatif tedarikçiler gittikçe azaldı ve araları açıldı.
fewer and further between: karşılaştırmalı bir değişiklik
Yerleşik deyim few and far between şeklindedir ve bir şeyin nadir veya bulunmasının zor olduğunu anlatır. Burada konuşmacı iki kısmı da karşılaştırma biçimine dönüştürüyor: fewer sayının azaldığını, further between ise geriye kalan seçenekler arasındaki aralıkların büyüdüğünü düşündürüyor. Bu, durumu daha önceki bir dönemle karşılaştıran bilinçli bir değişikliktir: alternatif tedarikçiler zaten sınırlıydı ve artık daha da kıt hâle gelmiştir. Bunu deyimin standart biçimi olarak değil, etkileyici bir söz oyunu olarak anlayın.
Alıştırma
Tamir dükkânlarının zaten nadir olduğunu ve giderek daha da azaldığını en iyi hangi cümle anlatır?
- Repair shops are becoming fewer and further between.
- Repair shops are farther away than they used to be.
- Repair shops are few and far between.
Cevabı göster
Repair shops are becoming fewer and further between.
uh for them to rebuild their supply chains.
3:56onların tedarik zincirlerini yeniden inşa etmeleri.
It's going to take ... for them to rebuild: gereken süreyi tahmin etme
Burada It's going to take, bir eylemin ne kadar zaman gerektireceğini öngörür. It biçimsel öznedir ve belirli bir nesneyi göstermez. Kalıp şöyledir: It's going to take + süre + for + kişi veya grup + to + fiilin yalın biçimi. for yan cümlesi eylemi kimin yaptığını belirtir; buradaki them, etkilenen şirketleri ifade eder.
Alıştırma
Ders içindeki kısaltılmış tahmin kalıbıyla cümleyi tamamlayın: The road is badly damaged. ____ several months for the crew to repair it.
Cevabı göster
It's going to take
And in the interim, because there's very little demand uh for finished products, Kalıp ifadeler
3:59Ve bu arada, bitmiş ürünlere olan talep çok az olduğu için,
in the interim: bir değişiklikten önceki geçici dönem
In the interim, mevcut durum ile daha sonra gerçekleşmesi beklenen değişiklik arasındaki dönem anlamına gelir. Ardından gelen bilgi için geçici bir zaman çerçevesi oluşturur. Burada şirketlerin tedarik zincirlerinin toparlanmasını beklediği sırada geçerli olan durumu anlatmaya başlar. Hemen anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu resmî proje güncellemesini dersteki ifadeyle tamamlayın: The new server will be ready on Monday. ____, staff should use the backup system.
Cevabı göster
In the interim
few companies are going to want to uh resurrect that supply chain instantly Deyimler
4:03birkaç şirket o tedarik zincirini anında canlandırmak isteyecek
resurrect that supply chain: bir tedarik ağını yeniden faaliyete geçirmek
Burada resurrect mecazdır: büyük ölçüde çalışmayı bırakmış bir tedarik zincirini yeniden işler duruma getirmek anlamına gelir. Fiil, ağı sanki “ölmüş” gibi gösterdiği için sıradan bir aradan daha derin veya uzun bir duruşu ima eder. Yapı resurrect + nesne şeklindedir. Bitmiş ya da etkisiz hâle gelmiş gibi görünen bir proje, hizmet, sistem veya kuruluşun yeniden faaliyete geçirilmesini anlatabilir; bu cümlede gerçek anlamda dirilmeden söz edilmez.
Alıştırma
Bir program beş yıl önce iptal edilmiş ve artık tamamen bittiği düşünülmüştür. Şimdi geri getirildiğini en iyi vurgulayan cümle hangisidir?
- The company is trying to resurrect the program.
- The company is trying to review the program.
- The company is trying to restart the program.
Cevabı göster
The company is trying to resurrect the program.
until they know that the economy has settled down. Öbek fiiller
4:07ekonominin istikrar kazandığını anlayana kadar.
the economy has settled down: ekonomide oynaklığın azalması
Özne ekonomi veya başka bir durum olduğunda settle down, güçlü değişim veya belirsizlik döneminin ardından sakinleşip daha istikrarlı hâle gelmek demektir. Buradaki has settled down, bu sakin durumun oluştuğunu ve şirketlerin sonraki kararı açısından önem taşıdığını gösterir. İfade, mutlaka toparlanmayı değil, oynaklığın azalmasını anlatır. Ekonomi zayıf bir seviyede de durulabilir; dolayısıyla bu ifade büyüme veya önceki duruma dönüş garantisi vermez.
Alıştırma
Haftalarca süren sert yükseliş ve düşüşlerden sonra fiyatlar dalgalanmayı bırakır, ancak düşük kalır. Hangi cümle yalnızca piyasanın artık daha az oynak olduğunu belirtir?
- The market has fully recovered.
- The market has settled down.
- The market has returned to its previous level.
Cevabı göster
The market has settled down.
The true extent of the damage to the world economy
4:12Dünya ekonomisine verilen hasarın gerçek boyutu
will only start to become clear with the speed and strength of its recovery.
4:15ancak toparlanmasının hızı ve gücüyle netleşmeye başlayacak.
The big question that economists are still trying to grapple with Kalıp ifadeler
4:21Ekonomistlerin hala çözmeye çalıştığı asıl büyük soru
grapple with: zor bir sorunla ciddi biçimde uğraşmak
Bu cümlede grapple with, zor bir sorunu anlamak veya çözmek için ciddi ve sürekli çaba göstermek demektir. Ekonomistler herhangi bir şeyle fiziksel olarak boğuşmuyor; fiil, zor bir şeyle mücadele etme yönündeki mecazi anlamını koruyor. Yaygın yapı grapple with + problem, soru, zorluk veya meseledir. Yalnızca konu hakkında düşünmeyi değil, zorluğu ve etkin çabayı vurgular.
Alıştırma
Bir komite zor bir etik sorunu çözmek için uzun süre ciddi çaba gösteriyor. Bu durumu en iyi hangi cümle ifade eder?
- The committee is celebrating the ethical problem.
- The committee is grappling with the ethical problem.
- The committee is thinking briefly about the ethical problem.
Cevabı göster
The committee is grappling with the ethical problem.
V-shaped, U-shaped ve L-shaped resesyonlar
Ekonomi tartışmalarında bu harf biçimli etiketler, zaman içindeki değişimi bir resme dönüştürür: ilk çizgi düşüşü, geri kalan bölüm ise ekonominin ne kadar süre zayıf kaldığını ve toparlanıp toparlanmadığını gösterir. Böylece olası resesyon yolları hızlıca karşılaştırılabilir. Bu etiketler büyük V, U ve L harflerinin biçimlerine dayanan görsel birer kısaltmadır. Kesin tahminleri veya garantileri değil, olası örüntüleri anlatırlar.
Alıştırma
Ekonomik faaliyet sert biçimde düşüyor, birkaç yıl düşük kalıyor ve anlamlı bir toparlanma göstermiyor. En uygun etiket hangisidir?
- a V-shaped recession
- a U-shaped recession
- an L-shaped recession
Cevabı göster
an L-shaped recession
As opposed to a longer economic trough before recovery. Notlar
4:38Toparlanmadan önceki daha uzun bir ekonomik çöküşün aksine.
As opposed to: açık bir karşıtlık
As opposed to, hemen önce belirtilen düşünceyle karşıtlık oluşturan başka bir olasılığı sunar. Burada hızlı bir toparlanma ile toparlanma öncesinde daha uzun süren ekonomik dip dönemini karşılaştırır; altyazı, önceki düşünceye bağlı olan bir konuşma dili cümle parçasıdır. Bu yapıda opposed genellikle birinin etkin biçimde karşı çıktığı anlamına gelmez. İfadenin tamamı in contrast to gibi çalışır ve ardından bir isim öbeği, -ing biçimi ya da yapısal olarak ona denk başka bir unsur gelir.
Alıştırma
Kimsenin çevrim içi toplantılara karşı çıktığını söylemeden tarafsız bir karşılaştırma kuran seçenek hangisidir? Tamamlayın: We will meet in person, ___ online.
- opposed to
- as opposed to
- be opposed to
Cevabı göster
as opposed to
Economic trough: toparlanma öncesindeki dip nokta
Economic trough, ekonomik faaliyet düştükten sonra ve toparlanma başlamadan önce görülen ekonomik döngünün en düşük aşamasıdır. Terim bir eğrinin şeklinden gelir: trough, bir düşüş ile yükseliş arasındaki alçak kısımdır. Bu altyazıda a longer economic trough, ekonominin bu düşük düzeyde ya da buna yakın bir düzeyde daha uzun süre kalması demektir. Fiziksel bir kap veya çukurluk anlamına gelmez.
Alıştırma
Ekonomi düşmeyi bırakmış ve büyüme yeniden başlamadan hemen önce en düşük noktasına gelmiştir. Bu aşamayı hangi terim adlandırır?
- an economic downturn
- an economic trough
- an economic peak
Cevabı göster
an economic trough
Now, the most encouraging news we've had so far
4:46Şimdiye kadar aldığımız en cesaret verici haber
the latest figures suggest the most hopeful possibility,
4:53en son rakamların en umut verici olasılığı,
which is that this is a V-shaped recession.
4:57yani bunun V şeklinde bir resesyon olduğunu göstermesi.
um later on when the lockdowns are lifted. Kalıp ifadeler
5:03ileride kısıtlamalar kaldırıldığında.
lockdowns are lifted: edilgen yapıyla resmî kaldırma
Burada lift, bir şeyi fiziksel olarak yukarı kaldırmak değil, “bir kısıtlamayı resmen kaldırmak veya sona erdirmek” demektir. Lockdown bir kısıtlama önlemidir; bu nedenle ifade, önlemin resmen kaldırılmasını anlatır. Yapı edilgendir: lockdowns + are + lifted. Odağı, kaldıran makamdan çok lockdown’ların sona ermesine verir. Aynı yapı restrictions, bans ve curfews ile de kullanılabilir.
Alıştırma
Bir şehir sokağa çıkma yasağını resmen sona erdiriyor. Bu değişikliği hangi cümle doğal biçimde bildirir?
- The curfew was relaxed.
- The curfew was raised.
- The curfew was lifted.
Cevabı göster
The curfew was lifted.
Europeans and Americans are also being helped by unprecedented government responses.
5:06Avrupalılar ve Amerikalılar da hükümetlerin eşi benzeri görülmemiş tepkileriyle destekleniyor.
$2.2 trillion dollars in urgently needed relief. Kelime
5:172.2 trilyon dolar acil ihtiyaç duyulan yardım.
urgently needed relief: yalnızca bir duygu değil, kriz yardımı
Bu ifadede relief, bir krizin yol açtığı zararı azaltmaya yönelik mali veya pratik yardım anlamına gelir. Yalnızca endişe sona erdiğinde hissedilen rahatlama duygusunu anlatmaz. Urgently needed, zarf + geçmiş zaman ortacı yapısında bir niteleyicidir: urgently, needed sözcüğünü güçlendirir ve yardımın hemen gerekli olduğunu gösterir. İfade bir bütün olarak desteğin hem zorunlu hem de acil olduğunu anlatır.
Alıştırma
“The charity sent emergency relief after the earthquake,” cümlesinde relief ne anlama gelir?
- Endişe sona erdikten sonra hissedilen rahatlama
- Krizden etkilenen kişilere yönelik düzenli yardım
- Fiziksel ağrının azalması
Cevabı göster
Krizden etkilenen kişilere yönelik düzenli yardım
These short-term protections might reduce the damage the economy suffers, Dilbilgisi
5:21Bu kısa vadeli korumalar ekonominin uğradığı zararı azaltabilir,
might reduce ... could last: olasılığı temkinli ifade etmek
might reduce ve could last ifadelerinde might ve could, sonuçları kesin değil olası olarak sunar. İlk bölüm olası bir faydayı temkinli biçimde öngörür; ikinci bölüm ise uzun sürme ihtimaline dikkat çeker. Cümle, ihtimallerden birinin diğerinden daha yüksek olduğunu söylemez. Her iki kiplik fiilden sonra da fiilin yalın biçimi gelir: might + reduce ve could + last. Buradaki could, geçmişteki bir yeteneği değil, şimdiye veya geleceğe ait bir olasılığı ifade eder. Kipliklerden birini will ile değiştirmek tahmini daha kesin gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle iki sonucu da kesinlik olarak değil, temkinli biçimde olasılık olarak sunuyor?
- These measures reduced the damage, but the disruption lasted for months.
- These measures might reduce the damage, but the disruption could last for months.
- These measures will reduce the damage, and the disruption will last for months.
Cevabı göster
These measures might reduce the damage, but the disruption could last for months.
So, the difficult calculation for governments
5:30Bu yüzden, hükümetler için yapılması zor olan hesap
is trading off the lives of people who will die from the coronavirus Öbek fiiller
5:32koronavirüs nedeniyle ölecek insanların hayatları ile
versus the economic damage uh to the economy.
5:37ekonomiye verilen ekonomik zarar arasında bir denge kurmaktır.
trading off: birbiriyle çatışan maliyetleri dengelemek
Trading off, birini iyileştirmenin diğerini kötüleştirebildiği durumlarda birbiriyle çatışan iki hedefi, faydayı veya maliyeti dengelemek anlamına gelir. Bu cümlede, hükümetin virüs kaynaklı ölümler ile ekonomik zararı tartma görevini adlandırır. Burada trading off, is sonrasında gelen bir -ing yan cümlesidir ve zor hesabın nelerden oluştuğunu açıklar. İfade, basit ve gerçek anlamlı bir değiş tokuşu anlatmaz; insan hayatıyla paranın eşit değerde olduğunu da iddia etmez.
Alıştırma
Cümleyi 'birbiriyle çatışan iki hedefi dengelemek' anlamındaki öbek fiille tamamlayın: The design team had to ____ speed against accuracy.
Cevabı göster
trade off
Year-long lockdowns would cost America and the Eurozone Dilbilgisi
5:42Bir yıl sürecek kapanmalar Amerika'ya ve Euro Bölgesi'ne
cost + etkilenen taraf + miktar yapısı
Bu cümlede cost, “bir kişinin ya da kuruluşun bir şey kaybetmesine yol açmak” anlamındadır; “satın alma fiyatı olmak” anlamında değildir. Kalıp cost + etkilenen taraf + kaybedilen miktar şeklindedir: America and the Eurozone etkilenen taraflardır; a third of their GDP ise tahmin edilen kayıptır. Bu yapı yalnızca para için kullanılmaz. Sondaki miktar zaman, üretim, fırsat veya başka değerli bir kaynak olabilir. Would sonucu varsayımsal gösterir; perhaps ise tahminin kesinliğini azaltır.
Alıştırma
Hangi cümlede cost, bir olayın bir kuruluşa belirli miktarda kayıp yaşattığını anlatır?
- The power outage cost two days of production to the factory.
- The factory spent the power outage on two days of production.
- The power outage cost the factory two days of production.
Cevabı göster
The power outage cost the factory two days of production.
Models looking at America suggest that ending lockdowns would lessen that damage,
5:49Amerika'yı inceleyen modeller kapanmaların sona erdirilmesinin bu zararı azaltacağını,
but would lead to around 1 million extra deaths.
5:54ancak fazladan yaklaşık 1 milyon ölüme yol açacağını gösteriyor.
In the last 75 years since the Second World War,
5:58İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana geçen son 75 yılda,
nothing like this: karşılaştırılabilir bir örnek yok
See fiilinden sonra kullanılan nothing like this, “bununla karşılaştırılabilecek hiçbir olay veya durum yok” anlamına gelir. Konuşan kişi, mevcut durumun olağan dışı olduğunu ya da karşılaştırılan dönem içinde bilinen bir örneğinin bulunmadığını söylüyor. “Bunu sevmiyorum” anlamına gelmez. Burada like, “benzer” anlamındaki bir edattır; nothing ise seen fiilinin nesnesidir.
Alıştırma
“We've seen nothing like this,” cümlesinde nothing like this ne anlama gelir?
- Gördüğümüz şeyden hoşlanmıyoruz.
- Bununla karşılaştırılabilecek hiçbir şey görmedik.
- Birçok benzer durum gördük.
Cevabı göster
Bununla karşılaştırılabilecek hiçbir şey görmedik.
although it's terrible ... in a way: ödünlemenin ardından sınırlı bir bakış açısı
Although it's terrible önce ciddi bir olumsuz gerçeği kabul eder. Bu ödünleme, konuşanın başka bir yorum sunmadan önce zararı görmezden gelmediğini gösterir. Ardından in a way olumlu iddianın kapsamını sınırlar; “bir açıdan” veya “bir bakımdan” anlamına gelir. İki ifade birlikte mesajı “Kötü gerçeği kabul ediyorum, ancak bunu olumlu ve sınırlı bir açıdan anlamak da mümkün” biçiminde düzenler; terrible yargısını ortadan kaldırmaz.
Alıştırma
Hangi cümle bir olumsuzluğu gerçekten kabul edip ardından sınırlı bir olumlu yorum sunuyor?
- Although the delay is frustrating, it proves that delays are always good.
- Although the delay is frustrating, in a way it gives us time to improve the plan.
- The delay gives us more time, so it is not frustrating in any way.
Cevabı göster
Although the delay is frustrating, in a way it gives us time to improve the plan.
that we want to reduce uh the number of deaths so much Dilbilgisi
6:09ölüm sayısını o kadar çok azaltmak istiyoruz ki
that we're willing to put up with all these restrictions Öbek fiiller
6:12tüm bu kısıtlamalara katlanmaya razıyız
so much that: sonuca yol açan yüksek derece
So much that yapısında so much çok yüksek bir dereceyi ifade eder, that ise bu derecenin doğurduğu sonucu başlatır. Burada ölüm sayısını azaltma isteği, insanların kısıtlamaları kabul etmeye hazır olacağı kadar güçlüdür. Yeniden kullanılabilen kalıp fiil + so much that + sonuç cümlesidir: want something so much that ..., care so much that ... veya miss someone so much that .... Buradaki that bir cümleyi bağlar; “şu şey” anlamındaki bir işaret sözcüğü değildir.
Alıştırma
Cümleyi, much ile kurulan ve “öyle yüksek bir derecede ki” anlamına gelen üç sözcüklü sonuç kalıbıyla tamamlayın: The team wanted to fix the problem ____ they worked through lunch.
Cevabı göster
so much that
put up with: hoş olmayan bir şeye katlanmak
Put up with, rahatsız edici bir şeye “katlanmak” veya “tahammül etmek” demektir. Bir şey can sıkıcı, zor veya uygunsuz olduğu hâlde onu kabul etmeyi sürdürdüğünüzde kullanılır. Bu cümlede all these restrictions, insanların katlanmaya razı olduğu istenmeyen yükü ifade eder. Anlam üç sözcüklü öbek fiilin tamamından gelir; put, up ve with sözcüklerini ayrı ayrı çevirmeyin. put up with + isim, zamir veya -ing biçimi yapısını kullanın: put up with noise, put up with it veya put up with waiting.
Alıştırma
Cümleyi “katlanmak” anlamına gelen üç sözcüklü öbek fiille tamamlayın: I can handle one noisy night, but I cannot ____ this music every evening.
Cevabı göster
put up with
and we're willing to accept a big hit to economic activity. Deyimler
6:14ve ekonomik aktivitede büyük bir darbe almayı kabul etmeye razıyız.
a big hit to economic activity: ciddi bir olumsuz etki
A big hit to economic activity, ekonomik faaliyet üzerinde ciddi bir olumsuz etki demektir. Hit burada mecazidir: Ekonomi güçlü bir darbe almış gibi anlatılır; bunun sonucunda faaliyet azalır veya sekteye uğrar. Başka durumlara aktarılabilen yapı a/an + büyüklük ya da şiddet belirten sıfat + hit to + etkilenen şey biçimindedir; örneğin a major hit to confidence. Burada big zararın boyutunu, accept ise bu ekonomik maliyetin isteyerek üstlenildiğini gösterir.
Alıştırma
“The delay was a big hit to sales,” cümlesinde a big hit to sales ne anlama gelir?
- Satışları artıran çok popüler bir ürün
- Yönü belirtilmemiş nötr bir satış değişimi
- Satışlar üzerinde ciddi bir olumsuz etki
Cevabı göster
Satışlar üzerinde ciddi bir olumsuz etki
I'm reporting for The Economist on the financial crisis
6:20The Economist için pandemi tarafından yaratılan